Anasayfaİletişim
  
English

Sınır Ötesi Bölgesel Kültür Dayanışmasından Bölgesel Siyasi Yapılanmaya*

Dr. Yaşar KALAFAT*
ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 14-15, Yaz - Sonbahar 2004

 
Title: From the Crossborders Regional Cultural Solidarity to the Regional Political Structuring

Abstract: This study is initially produced as a paper to be presented at the II. Kars City Congress, and it is constructed on a previous paper of the author at the same set of congresses. The information about ethnicity around Kars region had been supplied in the first paper. At this study, the author goes one step further and analyzes the possible role of ethno-social structure on the Caucasian Policy of Turkey.
 
Keywords: Cultural Solidarity, Ethno-Social Structure, Caucasian Policy of Turkey, II. Kars City Congress, Ethnicity

28–30 Haziran 2000 tarihinde yapılan Kars Kent Kurultayı’nda vermiş olduğumuz ‘Etnik Sosyoloji Açısından Kars ve Kafkasya’ isimli bildiride, Kars’ın etno-kültürel yapısını asgari yüz yıllık derinliği ile ele almaya çalışırken Kars ve yakın çevresinin zamanla değişen etnik yapısına, dini inanç, dil ve ırk itibariyle açıklık getirmeye özen göstermiştik. Bu yapının hangi sosyal faktörler etkisinde şekillendiğini belirtmiştik.[1] Aynı şekilde Kuzey ve Güney Kafkasya’nın etnik demografisini ele alıp Kars ve yöresinin öncelikli Anadolu etno-sosyal yapısı ile adeta ayniliğe varan benzerliklerini izaha çalışmıştık. Netice olarak Anadolu’nun Ortadoğu ülkesi olduğu kadar aynı zamanda bir Kafkas ülkesi, keza Kafkasya’nın da etnik kültür itibariyle bir Ortadoğu ülkesi olarak nitelendirilebileceği hükmüne varmıştık.[2] Bu itibarla bu bildirimizde Kars ve yöresi etnisitesini tek tek ele alıp kültürel kimliği oluşturan öğelerin yoğun ortaklıklarını tartışmayacağız.
 
Geçen zaman içerisinde süper ve bölgesel güçlerin kültür algılamalarının üzerinde çalıştığımız bölgeye etnisite eksenli yansımaları nasıl olur konusuna da ayrıntılı olarak çalışmalarımıza yansıttık.[3] Bu itibarla geçmişte bölgede oluşturulmuş hakim kültürler küresel gücün genel tercihinin bölgeye nasıl yansıyacağı konusunu da bu bildirimize taşımayacağız. Ancak, şu kadarını belirtmekte yarar var, bölge etnisite sayısı itibariyle çok ve fakat nüfusu az olan halklar oluşturmuştur. Bunların münferiden anti-emperyalist kültür mücadelesi vermeleri mümkün değildir. Bu bakımdan, bölgesel kültür ortaklıkları itibariyle ortak kültürel paydalarında birleşmek zorundadırlar. Süper gücün kültür stratejilerinde ulus devlete karşı olduğu etnik unsurlara kültürel destek veren bir strateji görünümü arz ettiği bilinmektedir. Ancak, Irak örneği de göstermiştir ki, ulusüstü güçlerin arayışı halkların kültürel hakları değildir. O, halkların dayanışma içinde oluşturduğu ittifakı yani çağdaş uluslaşmayı aşabilmek için etnisiteyi bir dönem için manivela olarak kullanıp, çıkar düzenini kurduktan sonra adeta etnik ihtilafı güçlendirerek üstünlüğüne devamlılık kazandırmaktadır.[4]

Biz bu bildirimizde, Türkiye’nin Kafkasya politikasında uluslararası sistem ve mevcut konjonktürü oluşturan şartlar ışığında etno-sosyal yapının oynayabileceği rol üzerinde duracağız. Geliştirmeye çalıştığımız Türk kimliğinin yeni mahiyeti itibariyle; kendimize, bölgeye ve bölge üstü güçlere bakmaya çalışacağız. Saniyen belirtelim biz güneyi ve kuzeyi ile Kafkasya’yı bir bütün olarak algılıyoruz.[5]

Bilindiği gibi jeo-ekonomi, jeo-politik ve benzerlerinde olduğu gibi jeo-kültürel konularda da kültür bir stratejik objedir. Biz Kafkasya ve Anadolu’yu halk kültürünü merkeze koyarak, halk kültürünü stratejik bir obje olarak ele alıp incelemeye çalışacağız. Ancak halk kültürü ayrıntılı çalışmalarımızı daha ziyade dipnotlarda zikredip teorik açıklamalar yapmayacağız.
 
2876 sayılı kanunla belirtilen hususlar arsında yer alan kültür ile ilgili milli hedefler ve milli kimlik unsurları konusunda Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Kurumu’nun Yüksek Kurulu’na görevlendirmeler yapmıştır.[6] Bu görevlendirmede: kültür unsuru kavramı, bütün toplumlarda geçerli olan kültür unsurları ve milli kültürün unsurlarının tespiti vardır. Kültürü oluşturan alt birimler gerek genel ve gerekse milli kültürler için geçerlidirler. Kültür, işlevsel ve yapısal özellikleri ile bütünleşmiştir. Kültür, objektif ve sosyo-kültürel değerlerin, sosyal davranışların ve yapısal birimlerin bütünüdür. Tarihi bilinç ile donatılmış bir milletin öz benliğini oluşturur. Bir milletin veya toplumun sahip olduğu maddi ve manevi değerlerden oluşan kültür, toplumun bilgileri, sanatı, alışkanlıkları, davranışları ve zihniyetini içine alır. Özel nitelikte sosyal, ekonomik, dini, ahlaki, hukuki, bilimsel müesseselere dair hayat tarzlarını kapsar. UNESCO, kültürü, bir insan topluluğunun kendi tarihsel gelişimi konusunda sahip olduğu bilinç olarak tanımlamaktadır.

Merkezine milliliği ve evrenselliği alan iki kültür tanımını bizim geliştirmeye çalışacağımız bölgesel kültür formülünü kolaylaştıracağı adına tercih ettik. Milli kimlik unsurları ile evrensel kimlik unsurları anti-emperyalist kültür stratejileri olarak yapılandırılamaz mı? Cevap bekleyen birinci soru budur. Üzerinde durmaya çalışacağımız cevap aranılacak ikinci soru, 2876 sayılı kanun ile milli politikaların oluşmasında, belirlenmesinde, yürütülmesinde ve milli hedeflerin seçiminde esas alınacak milli kültür unsurlarını tespit etmede ‘Kopenhag Siyasi Kriterleri’nin[7] kültür boyutu itibariyle nasıl bir değişim almıştır?, bunun üzerinde durmaya çalışacağız.
 
Kültür, kişiliğin gelişmesinin önemli bir boyutu olarak değerlendirilmektedir. Kültür-kimlik, kültür-etnisite, kültür-ulusal yapılanma itibariyle, hangi etnisiteden olursa olsun halkın arasında yaşayan değer normları ile bu halkların aydınları arasında yaşamakta olan belirleyici unsurlar aynımıdır, biz bunun da tartışılmasından yanayız.

Bize göre Anadolu ve Kafkas halklarının halk seviyesindeki değer kriterleri onların içerisinden yetiştiği iddia edilen sözde aydınlarla aynı değildir. Bu teşhisimiz Ermeni toplumu dahil Anadolu ve Kafkasya’nın tüm halkları için geçerlidir. Son 200-250 yıldır Batı’dan esen stratejik rüzgarlar Oryantalizm marifeti ile Doğu düşünce tarzını tahrip ve dejenere etmiştir. Şark aydını, değerlerinin yerine emperyalist olguların nasıl yerleştirildiğinin farkında değildir. Bölge insanının ortak olan değer ölçülerine tekrar sahip çıkması sorunu çözebilecektir. Bunun için her etnisiteden aydınların halklarına tekrar kulak asmaları, göz atmaları yetecektir. Fransız İhtilali’nin esintileri ile başlayan bu planlı zihniyetin değiştirilmesi operasyonu bütün hızıyla devam etmektedir. Fert bazında egoizm merkezli tutum, etnik egoizme dönüşmekte, halkların düşman haline sokulması ise milliyetçilik olarak yansıtılmaktadır. Bizim halkımızın her etnisiteden sade vatandaşımızın milliyetçilik anlayışında ‘ben’ değil ‘biz’ vardır. O ‘biz’in içeriği tüm komşuları ayırmadan kapsar. Anadolu ve Kafkasya halkları Anadolu’da ve Kafkasya’da hep komşu olmuşlardır. Bugün de çözüm bu komşuluğun tesisindedir. Bu komşuluk siyasi sınırlara rağmen sağlanabilir. Geçmişte de bahçeler, tarlalar, meralar komşu idiler, hepsi de sahipli idiler ve yine de halklar komşu idiler. Bugün neden olmasın.

Dini kuruluşlar vaazlarında, din adına telkinde bulunurlarken, geçmişin özlemini yaşatmak için kin ve nefreti halklarına bilhassa yeni nesillerin dimağına Tanrı emri imişcesine enjekte etmemek zorundadırlar. Dini turizm adına düzenlenen turlar barış ve sevginin bahçelerini yeşertebilmelidir.

İstanbul’da, Bakü’de, Kahire’de, Erivan’da daha birçok kültür merkezi şehirlerde 14, 15, 17, 18 ve 19. yy.da Ermeni harfli Türkçe veya Ermeni harfli Ermenice Köroğlu Destanları, Dede Korkut Destanları yazılabilmiş iken, birçok Ermeni halk ozanı Türkçe ve hatta tasavvuf içerikli şiirler yazabilirlerken keza Türk halk edebiyatı ürünleri Gürcüce de çıkabilirken son yüzyılda neden bir örnek yoktur? Türk, Gürcü ve Ermeni halk değişmemiştir. Değişen, yanlış kültür stratejileri uygulayan bu ülkelerin güzideleridir. Geçmişte birlikte yaşayan halklar taassup göstermeden birbirlerinin alfabelerini, dillerini, geleneklerini paylaşıp hatta ortak üslup geliştirebilmişlerken bu sentez paramparça edilmiştir.
 
Kafkaslar’ın barışı ve Anadolu halklarının kültürel birlikteliği siyasi birlikteliği sağlayabilecektir. Bunun için üzerini toz kaplamış halk kültürünün tozunun atılması yetecektir veya halkaların kültürleri üzerine siyasilerin geçirdiği maksatlı kılıf çıkarılıp atılmalı, halkların yalın kimliklerinin ortaya çıkması sağlanabilmelidir. Bu itibarla Anadolu ve Kafkas halklarının; halk el sanatları, müzikleri, çocuk oyunları, folkloru, halk tababeti, halk takvimi ve benzeri alanlarda araştırmalar yapıp yayınlanabilmeli ve halkın birebir tekrar tanış olmaları sağlanabilmelidir.
 
Tartışılması zaruri olan bir başka konu da Atatürk milliyetçiliği ve onun millet anlayışından hareketle üzerinde durduğumuz halkların birlikteliği formülüne bakılmasıdır. Bize göre, Atatürk’ün kültür milliyetçiliği de gerektiği gibi anlaşılmamış iken maalesef çözüm getirici bu strateji bilinçsizlik, bağnazlık ve ilkellik adına adeta eksiltilmiştir.[8] Atatürk, Türk milletini Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran halk ve Türk kültürünü de bu halkın kültürü olarak belirlerken, kurucu halk olarak Anadolu’nun sadece Türk soylularını esas almıyor, akraba toplulukları da kurucu halkın kapsamında mütalaa ediyordu. Bu akrabalık, kültür akrabalığı idi. Ortak kültürel değerler esas alınmıştı. Kurtuluş Savaşı, Cumhuriyet, birer kültürel değerdi. Atatürkçü dünya görüşü de bu halkların ortak eseri idi. Bu görüşte inkârcılık yoktu, paylaşımcılık vardı. Bütün halklar nispetlerince kendilerini entegre kültürel hayatta temsil edebilmeli idi.
 
Sonuç

Sonuç olarak söylenilebilir ki, halklar bazı hakların özlemini duyar hale getirilmişlerdir. Halkların bu noktaya getirilmelerinde iç ve dış faktörler rol oynamış olsalar da çözüm bölge halklarının siyasi sınırlara rağmen anti-emperyalist dayanışmalarındadır. Ulus devletlerin ulusal niteliklerinin devamı halkların demokratik haklarına saygılı davranmalarına bağlıdır. Ulus devletin dış emperyalizm karşısında anti-emperyalist varlık gösterebilmesi birlikte yaşadığı halkların haklarına demokratik davranabilmesi ile mümkündür. Anadolu ve Kafkasya halkları ulus devletlerin birebir başa çıkamadıkları süper güç karşısında etnik milliyetçiliğin bir çözüm olmadığını anlamaları gerekir. Etnik milliyetçilik, Anadolu ve Kafkasya halklarının değil, emperyalizmin bir ürünüdür.

Geleceğin milliyetçiliği, ırkçılık, kavimcilik din taassubu değil kültür milliyetçiliği olacaktır. Bu milliyetçiliğin temel taşını insan sevgisi teşkil etmelidir. Dar anlamda rejinalist zihniyetler terk edilip bölgesel kültür değerleri etrafında birleşilmeli, bölge kültürleri bölge halkları arasında paylaşılabilmelidir. Anadolu ve Kafkasya halkları bu yapılanmayı geçmişte Anadolu’da ve Kafkasya’da gerçekleştirebilmişlerdir.



[*] Bu yazı 2. Kars-Kent Kurultayında ‘Jeokültürel Boyut’ adı altında bildiri olarak verilmişken, metine bazı ilaveler yapılmıştır.
[1] Bu çalışmamız bildiriler basılmayınca genişletilerek [‘Etnik Sosyoloji Açısından Kars ve Kafkasya’, Türk Dünyası Araştırmaları, Ağustos 2001, ss. 133, 129-155] olarak yayınlanmıştır.
[2] Yaşar Kalafat, ‘Birleşik Kafkasya’da Ortak Kültür Kodları’, Osman Çelik Armağan Kitabı, (Ankara, 2005), (Baskıda).
[3] Yaşar Kalafat, ‘Kafkasya Anadolu Bağlamında Erzurum Kongresi ve Türk Kimliği’, Erzurum Kongresi ve Kuruluştan Günümüze Erzurum 1. Uluslararası Sempozyumu, (Ankara, 23 Temmuz 2003). ss. 93-103.
[4] a.g.e.
[5] Yaşar Kalafat, ‘Türkiye’nin Kafkasya Politikasında Bölge Türklüğünün Önemi’, 2023,  ss. 17, 19-36. Yaşar Kalafat, ‘Karadeniz ve Kafkasya’da Gelişen Dini ve Siyasi Olaylar İtibariyle Türkiye’nin Güvenliği’, 2023, 2002, ss. 10-16. Yaşar Kalafat, ‘Türkiye-Azerbaycan İlişkilerine Etno-Sosyal Bir Yaklaşım’, Stratejik Araştırmalar Dosyası, 2000, Sayı 19, ss. 40-42.
[6] Atatürk Kültür Merkezi, Milli Kültür Unsurlarımız Üzerine Genel Görüşler, Ankara, 1990.
[7] http://www.belgenet.com/arsiv/ab/kopenhag_kri.html
[8] Yaşar Kalafat, ‘Ortadoğu Etnisitesindeki Gelişmelerin Türkiye’nin Güvenliğine Etkileri’, IV. Türkiye’nin Güvenliği Sempozyumu, 16–17 Ekim 2003, (Elazığ, 2004), ss. 407-414.

 ----------------------
* -
- ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 14-15, Yaz - Sonbahar 2004
            Tavsiye Et

   «  Geri
Yorumlar