AnasayfaÝletiþim
  
English



E-B�lten �yeli�i

G�nl�k b�ltenimize �ye olmak i�in a�a�daki alanlar� doldurunuz.
Ad:
Soyad:
Eposta:


DERG� SAYILARI

Ermeni Kitle Ýletiþim Araçlarýnda Yaratýlan Ermeni Ýmaj*

Prof.Dr. Birsen KARACA*
ERMENÝ ARAÞTIRMALARI, Sayý 14-15, Yaz - Sonbahar 2004

 
Title: The Armenian Image Created in the Armenian Mass Media
 
Abstract: The common and main aim of those, who produce pieces trying to keep the Armenian problem on the agenda whether of (allegedly) artistic value or not, is to convince the others to think and act in line with them about the Armenian culture and history. They attempt to present such texts suitable to their intentions frequently and by different means to their customers. The communication media used for this aim is quite colorful and diversified: Sculpture, monument, radio, television, newspaper, journal, graphics, maps, movies, photographs, textbooks, encyclopedias, even music and recently Ýnternet. The fact that these activities are central to the psychological operations against Turkey adds a strategic dimension to the issue, which should be discussed seriously. The Armenian image in the context of the ‘Armenian Problem’, which is focused in this study, has some details, which do not seem striking at first sight. In these details, it is observed that the writers presenting the ‘Armenian Problem’ from the Armenian point of view try to perceive their audience as codable; in a way, not as thinking and questioning personalities, but rather as people who store and transfer information without questioning.
 
Keywords: Armenian, Image,  Media, Communication, Culture

Ýmaj, Türkçe’deki karþýlýðýyla imge, en basit tanýmlamasýyla, nesne, kiþi ve görünümün zihinde ortaya çýkan tasarýmýdýr. Ýmgenin zihinde belirmesi ise, anýmsama ve çaðrýþýmlar yoluyla olur.
 
Anýmsama ve çaðrýþýmlar, bireylerin ve toplumlarýn geçmiþe ait deneyimleri, psikolojik yapýlarý, kültürel bazlarý, yaþadýklarý coðrafya ve iklim koþullarý, zaman, mekân gibi etmenlere baðlý olarak deðiþkenlik gösteren edimlerdir. Dolayýsýyla, bireylerde ve toplumlarda ayný sözcüðün, ayný sembolün ve ayný imgenin uyandýrdýðý çaðrýþýmlar, istisnai durumlar dýþýnda farklýdýr. Metin yazarlarý,[1] amaçlarýna uygun imgeler oluþtururken bireylerin ve toplumlarýn belleðinin bu özelliðini dikkate alýrlar. Reklâm metinleri, bu yaklaþým için son derece isabetli bir örnektir.
    
Yazar, kimi zaman geleneksel düþünceleri yýkarak, yarattýðý imgeler yardýmýyla eski sembollere yeni anlamlar katmak ya da sembolün anlamýný tamamen deðiþtirmek çabasý içerisinde olabilir. Zararlý bir kemirgen olan fare için, çizgi filimler aracýlýðýyla oluþturulan yeni imgeyi örnek alalým. Sonuçta metin yazarlarý öylesine baþarýlý oldular ki, evlerimizde fare beslemeye baþladýk.

Bugün burada çalýþmalarýna ‘Ermeni Sorunu’nu konu alan Ermeni yazarlarý bu kategoride, yani eski sembollere yeni anlamlar yükleme çabasýnda olan yazarlar sýnýfýna alýnarak deðerlendireceðiz. Bu yazarlarýn kaleme aldýðý metinlerin örnek olarak seçilmesinin nedeni ise, özellikle Ermeni görüþünü destekleyen yazarlarýn anlatým tutumlarýyla 600 yýllýk ortak geçmiþi unutturarak Ermeni toplumunu, Türk kültüründen uzaklaþtýrmak çabasý içerisinde olduklarýný hissettirmeleridir. Ýmgenin zihinde belirmesi için zorunlu olan anýmsama ve çaðrýþýmlar söz konusu olduðun zaman iletiþim araçlarý kaçýnýlmaz olarak devreye girer.
    
Uzmanlarýn iletiþimle ilgili yaptýklarý tanýmlar, birbirini tamamlar niteliktedir. Emre Becer, grafik ve iletiþim iliþkisini çözümlerken son derece basit bir dille: ‘Ýletiþim, gönderici ve alýcý olarak adlandýrýlan iki insan ya da insan grubu/kitlesi arasýnda gerçekleþen bir duygu, düþünce, davranýþ ve bilgi alýþveriþi olarak tanýmlanabilir,’[2] diye yaklaþýyor konuya. John Fiske ise, iletiþim, yüz yüze konuþma, televizyon, yayýnlar, edebiyat eleþtirisi, yüz ifademiz, saç biçimimizdir þeklinde çok geniþ bir tablo çiziyor.[3] Durum böyle olunca, bir heykel, bir tablo, bir harita, bir anýt, bir roman ya da takip ettiðimiz günlük gazete, baþýndan ayrýlamadýðýmýz veya hoþlanmadýðýmýz televizyon dizileri, reklâm kareleri veya kullandýðýmýz parfüm gibi bireysel ve toplumsal yaþantýmýza yönelmiþ olan her metni iletiþim aracý olarak deðerlendirmeliyiz.
 
Farklý yöntemlerle ve amaçlarla belirli bir adrese ulaþan metin yazarýnýn kullandýðý dil de, Türkçe karþýlýðý üslûp bilgisi olan stilistiðin araþtýrma alanýna girer. Dil öðesi, kitle iletiþim araçlarýna yönelik bir çalýþmada, asla ikinci plana atýlmamasý gereken bir araþtýrma konusudur. Çünkü metin yazarýnýn kullanmýþ olduðu üslûp, yazarýn adres olarak seçtiði bireye veya kitleye yönelim amacýnýn belirlenmesinde son derece önemlidir. Bu amaç, alýcýda konuya karþý sempati veya antipati uyandýrmak, alýcýya korku  duygusu vermek veya onu cesaretlendirmek þeklinde olabilir.
 
Bu açýdan ‘Ermeni Sorunu’nu gündemde tutmaya çalýþan sanat dýþý veya sanatsal olduðu iddiasýndaki Ermeni yazarlara ait metinler, karakteristik özellikler sergiliyor. Bu metinleri kaleme alanlarýn ortak ve temel amacýnýn, Ermeni kültürü ve tarihi konusunda baþkalarýný da kendileri gibi düþünmeye ve hareket etmeye ikna etmek olduðunu gözlemliyoruz. Bu doðrultuda, amaçlarýna uygun metinleri olabildiðince sýk aralýklarla ve deðiþik yollardan alýcýya sunmak çabasý içerisindeler. Bu amaç için kullanýlan iletiþim araçlarý da oldukça renkli bir görüntü sunmaktadýr: Yontu, anýt, radyo, televizyon, gazete, dergi, grafik, haritalar, filimler, fotoðraflar, deðiþik konulardaki ders kitaplarý, ansiklopediler, hatta müzik ve son yýllarda da Internet gibi. Ancak, bunlar arasýnda kullanýlan en etkili yöntemin, bire bir kurulan diyaloglar olduðunu belirtmek gerekir.
 
Bu noktaya kadar, her þeyin son derece olaðan bir seyir içerisinde olduðunu kaydediyoruz. Ancak, bu eylemlerin Türkiye’ye karþý yürütülen psikolojik savaþýn belkemiðini oluþturmasý, konuyu uzmanlýk alaným olan edebiyat biliminin dýþýna taþýyor ve konu, stratejik alanda da tartýþýlmasý gereken boyutlar kazanýyor.

Doðaldýr olarak, çalýþmasýna ‘Ermeni Sorunu’nu konu alan yazarýn hazýrladýðý metinle ulaþmaya çalýþtýðý hedef kitle ve hedef kitleye, yukarýda bahsettiðimiz yönelim amacý, yazar anlatým tutumunu belirlerken de etkin olmaktadýr. Bunun sonucunda ortaya çýkan tablonun genel çizgilerini þöyle belirleyebiliriz: Bu tür metinlerde Ermeni figürler, olumlu veya olumsuz tüm eylemlerinde yazarýn mutlak olurunu alýyor. Oysa ayný yazar Türk karakterleri ve Türk’e ait her þeyi kusurlu göstermek için, özel bir tutum sergiliyor ve eðer uðraþýsýnýn sonunda bir kusur yaratabilmiþse, devamýnda abartma sanatýný kullanmaya baþlýyor.

Bu metinlerin benim için ilginç olan en belirgin ortak özelliði, yazarlarýnýn Türk insanýyla ve Türk kültürüyle birebir iliþkilerinin sonucunu deðil, kendisine ait zihinsel tasarýmlarýný aktarmasý. Ýþin daha ilginç olan yaný ise, ürün ortaya çýktýktan sonra hem metin yazarýnýn hem de hedeflediði alýcý kitlenin, kurmacayý gerçekmiþ gibi algýlayarak yorumlamasý ve yorumlatmaya çalýþmasýdýr.

Bu metinler tarih perspektifinden incelendiðin zaman daha önce Persler’le, Bizanslýlar’la ve Araplar’la yapýldýðý gibi, Ermeni halkýnýn Türk insaný ile kültürel baðlarýný kopartmak için çaba harcandýðý fark edilecektir. Bu yapýlýrken de, ön planda Osmanlý yönetimi mutlak kötünün; Ermeni halký ise, bireysel haklarý kölelik düzeyine indirgenmiþ zavallýlýðýn sembolü olarak gösterilmektedir. Adres olarak, Ermeni halkýnýn seçildiði bu gibi durumlarda metin yazarlarýnýn ortak tutumunu þöyle formüle edebiliriz: Geçmiþ için, Osmanlý vatandaþý Ermeni’nin, Osmanlý imparatorluðunun savaþ halinde olduðu devletlerle iþbirliði yapmasýný haklý göstermek için gerekçe yaratmak ve Ermeni halký üzerindeki suçluluk duygusunu tamamen yok etmek. Bugün için ise, Ermeni halkýnýn belleðinde ortak bir düþman imgesi oluþturarak Ermeniler’in birbirine yakýnlaþmasýný saðlamak. Böylece, tüm dünya ülkelerini yoðun bir þekilde etkileyen kültürel aþýnmadan Ermeni halkýný korumak.
     
Bu çabanýn sonucunda ortaya çýkacak olan konserve toplum ise (ki bu toplumu þimdiki haliyle bile konserve olarak nitelendirebiliriz) farklý disiplinlerin araþtýrma alanýna giren baðýmsýz çalýþmalarýn konusudur.
    
Yaratýlmak istenen düþman imgesi olarak neden Türk halkýnýn seçildiði sorusunu cevaplandýrabilmek için de öncelikle ‘Ermeni Sorunu’ baþlýðýyla yýllardýr yürütülen bu çok amaçlý ve çok baþlý çalýþmalar zincirine verilen maddi ve manevi desteklerin kaynaklarýnýn incelenmesi gerekiyor.

Þimdi örneklemelerimize geçelim ve V. Barhudaryan’ýn redaktörlüðünde ilk okul yedinci sýnýf öðrencileri için hazýrlanan ‘Ermeni Tarihi’ adlý kitabýn 59. sayfasýnda Ermeni çocuklarýna verilen bilgiyi deðerlendirelim:

‘Ermenilerin de içlerinde olduðu Türk boyunduruðu altýndaki Hýristiyanlar, Reaya—haklarý olmayan tebaalar— olarak kabul edilirlerdi. Onlar her türlü temel haklardan, yaþamlarýnýn ve mal varlýklarýnýn güvenliðinden yoksundular. Ülkede hüküm süren anarþizm koþullarýnda Ermeni köylüsü, yýllarca zor koþullarda çalýþarak elde ettiði herþeyi kaybedebilirdi bir gün.’ [4]

Osmanlý Ýmparatorluðu’nun varlýðýný sürdürdüðü tarihi süreç içerisinde Müslim ve gayrimüslim reayanýn haklarý ve yükümlülükleri konusunda Türk tarihçiler tarafýndan yapýlan araþtýrmalarýn sonucunda elde edilen bilgilere Milli Eðitim Bakanlýðý ders kitaplarýnda ve ansiklopedilerde genel çizgileriyle ulaþabiliriz. Burada konuyla ilgili özellikle bir kitaptan, Prof. Dr. Yavuz Ercan’ýn ‘Osmanlý Yönetiminde Gayrimüslimler’[5] adlý kitabýndan bahsedelim. Bu kitapta, Osmanlý devletinin, kuruluþundan Tanzimat’a kadar uzanan süreç içerisinde bünyesinde barýndýrdýðý gayrimüslimlerin sosyal, ekonomik ve hukuki durumlarý inceleniyor. Prof. Dr. Ercan’ýn çalýþmasýnda verilen bilgilerin Osmanlý Devlet Kurumu’nun yalnýzca Ermenilere karþý deðil, diðer gayrimüslim toplumlara karþý da Barhudaryan’ýn ve ekibinin iddiasýný yalanlar nitelikte olduðunu görüyoruz. Kaldý ki, baþlangýçta yalnýzca gayrimüslim deðil, Müslüman çiftçiler de reaya idiler.

Burada altý çizilmesi gereken diðer, kasýtlý olarak yanlýþ ve eksik verilen bilgiye gelince. Bu, Barhudaryan’ýn ve ekibinin, Ermeni öðrencilere, Ermeni halkýnýn mal ve can varlýðý için tehdit olarak gösterdikleri, Osmanlý Ýmparatorluðu topraklarý içerisinde o yýllarda gerçekleþtirilen terörist eylemlerin Ermeni teröristler tarafýndan yapýldýðýný gizlemeleridir. Konuya ilgi duyanlar, Hüseyin Nazým Paþa’nýn hazýrladýðý ‘Ermeni Olaylarý Tarihi’[6] adlý iki ciltlik çalýþmada, Ermeniler’in Anadolu topraklarýndaki terörist eylemleriyle ilgili detaylý bilgi ve belgeleri bulacaklardýr.

Dikkat çekilmesi gereken üçüncü nokta, Barhudaryan ve ekibinin anlatým tutumuyla ilgilidir. Bu sorun, Ermeni tarihçilerin, bilim ve sanat adamlarýnýn taþýdýklarý etik deðerleri kendi platformlarýnda gündeme getirerek tartýþma olgunluðuna hala ulaþamadýklarýna iþaret ediyor.
 
Ermeni kaynaklarýnýn, Ermeni toplumunun belleðinden silmeye çalýþtýklarý bir baþka bilgi de, Osmanlý Devleti’nin özellikle Ermeniler’i ‘milleti sadýka’ olarak nitelendirdiði ve Ermeni vatandaþlarýna verdiði saygýn konumla ilgilidir. Bunun için, Osmanlý sarayýnda görevli Ermenilerin listesini çýkartmak bile yeterli olacaktýr.

Bu son durumla ilgili Ermeni yazýn dünyasýnda yaratýlan paradokstan söz etmek yerinde olacaktýr. Konuyla ilgili metinlerde Osmanlý sarayýnda görevli Ermenilerin gösterdikleri baþarýlar deðerlendirilirken Osmanlý devletinin bu þahýslara saðladýðý maddi ve manevi destek olabildiðince geri plana atýlmakta, hatta göz ardý edilmekte veya bu destekte kötü niyet aranmaktadýr. Çok dikkat çeken bir örnek verelim. Fatih Sultan Mehmet’in Ermeni Patrikliði’nin Ýstanbul’a taþýnmasý ve güçlenmesi için yaptýðý çalýþmalar ‘Ermeni Sovyet’i Ansiklopedisi’nde þöyle yorumlanýyor:

‘Osmanlý, egemenliðindeki topraklarda yaþayan sadýk Ermeniler’i korumak ve onlarý Pers kökenli siyasi düþünceleri olan Eçmiadzin’in etkisinden koparmak için 1461 yýlýnda Sultan Muhammed II. Fatih’in emriyle kurulmuþtur.’[7]
 
Burada ilginç olan, aradan geçen yüzlerce yýllýk süreçten sonra bile, Ýstanbul Ermeni Kilisesi hala Eçmiadzin’e baðlýyken yazarýn Ermeni okura Ýstanbul Ermeni Patrikliðinin kuruluþ amacýnýn Ermeni halkýný Eçmiadzin Kilisesinden kopartmak olduðu deðerlendirmesini yapabilmesidir.

Bunlara paralel olarak, Ermenileri konu alan metinlerde hep geri planda kalan ve bugüne kadar yapýlan deðerlendirmelerde göz ardý edilen bir baþka imge var. Sözü ettiðimiz, dünya halklarýnýn belleðinde yaratýlmaya çalýþýlan Ermeni imgesidir. Bu imge, çoðu zaman alýcýnýn zihninde aykýrýlýklar ve çeliþkilerle dolu grotesk bir tablo oluþturmaktadýr.

Konuya güncel bir örnekle girmek istiyorum. Örneðimiz Ermeniler’in ‘kadim’ tarihi ile ilgili olacak. Kýsa bir süre öncesine kadar, Ermeni tarihçiler, Urartu devletinin kurucularý Haldiler’i tarih sayfalarýndan silerek, onlarýn yerine kendi isimlerini yazdýrmaya çalýþýyorlardý. Bu bilginin toplumsal belleðe kaydedilmesi konusunda öylesine ýsrarlýydýlar ki, dünya kamuoyu hiç tereddüt etmeden(!) Ermenileri Urartu devletinin kurucularý olarak kabul ediyordu.
 
Bugün bu tarih bir süre için, yani tarihin o sayfasý da bilim tarafýndan aydýnlatýlýncaya kadar, bir baþka bilinmeyen zaman dilimine alýnmýþ görünüyor: Kýsa süre önce, Ermenistan Bilimler Akademisi Üyesi Nikolay Harutyunyan, ‘Ermenilerin Urartululardan geldiðini söyleyenler yanýlýyor... Onlar Urartululardan önce buradaydý. Sonradan gelenler Urartulular,’ tezini ortaya attý.[8]
   
Ýmge, görsel ve zihinsel olarak iki gruba ayrýlýr. Görsel imgeler, fotoðraf, resim, heykel vb. aracýlýðýyla oluþturulur. Zihinsel imgeler ise dil öðeleri aracýlýðýyla yaratýlýr. Edebiyat bilimi alanýnda deðerli çalýþmalarýyla tanýdýðýmýz Prof. Dr. Gürsel Aytaç, Bernhard Sowinski’nin konuyla ilgili görüþlerini aktarýrken doðrudan ve dolaylý imgesellik terimlerinden bahseder. Sowinski’ye göre: ‘Bir yazarýn... tasavvurdan aktarmalý ifadeler kullanmadan, gözle görülür olaný dil aracýlýðýyla somutlaþtýrdýðý yerde, doðrudan imgesellik vardýr.’[9]
 
Ayný çalýþmada, dolaylý imgeler terimiyle kastedilen, kiþileþtirmeler, benzetmeler, mecazlar gibi alýþýlmýþýn dýþýnda anlatým biçimleri kullanýlarak yaratýlan imgelerdir. Konumuzla doðrudan iliþkisi olan bu imgeler, bütünüyle veya kýsmen verilen anlamý çaðrýþtýrýr ya da simgeleþtirir.[10]

Bu bilgileri de deðerlendirmelerimize katarak Ermeni kitle iletiþim araçlarýnda yaratýlan Ermeni imgelerine yeniden dönelim.
Benim de çalýþmalarýmda farklý amaçlarla defalarca alýntýlar yaptýðým Ermeni kaynaklarýndaki verilere göre, Ermeniler, 5.yy.da Mesrop Maþtots’un Ermeni alfabesini ‘yaratmasýyla’ yazý diline geçmiþlerdir. Bu sayede, Mesrop Maþtots, yazýya geçiþin baþlangýç noktasýný temsil eden ilk öðretmen imgesini canlandýran bir sembole dönüþtürülmüþtür. Ancak, bu bilgide karanlýkta kalan ve tartýþmaya açýk noktalar var.

Birincisi, Kafkas halklarýndan olan Albanlar’ýn 5.—9. yüzyýllarda kullandýklarý ve Ermeni alfabesindeki sembollerin aynýsý olan Aðvan alfabesinin ortaya çýkýþýnda Mesrop Maþtots’un adý yer almamasý ve Aðvan yazý dilinin Ermeniceyle herhangi bir baðlantýsýndan bahsedilmemesidir. Ancak, Ermeni arþivlerinde Agvan alfabesiyle ilgili belgeler olduðuna dair bilgiler var.[11] Sorumuz, Mesrop Maþtots, Agvan alfabesinin varlýðýndan haberdar olamayabilir mi?
 
Ýkinci soru, Ermeni kaynaklarýndaki bilginin doðru olduðu varsayýmýndan hareket edersek, Mesrop Maþtots sýradan bir din adamý olarak, o günlerde Pers ve Bizans’ýn egemenliðinde doðu ve batý diye parçalanmýþ olarak yaþayan Ermeni halkýnýn tamamýna ‘yarattýðý’ alfabeyi o günün koþullarýnda hangi maddi ve manevi güçle kabul ettirmiþ olabilir?
 
Üçüncü sorumuz, yazý diline geçer geçmez Ermenice’ye çevirisi yapýlan felsefe ve edebiyat metinleriyle ilgili. Geçmiþinde bugünkünden baþka hiç alfabesi olmayan ve o güne kadar yazýlý olarak orijinal bir felsefe ve edebiyat yaratamamýþ ve hala da orijinal felsefesi ve edebiyatý var diyemediðimiz bir dil, yazý diline geçer geçmez felsefe ve edebiyata ait metinlerin çevirisine nasýl hazýr olabildi? Bir örnek: Rus düþünürler günümüz koþullarýnda yapýlan çeviriler için, dil özellikleri nedeniyle Alman felsefesinin Rusça’ya tam olarak aktarýlamadýðý yorumlarýný yapmaktadýrlar. Rus edebiyatýndaki felsefenin derinliði ve Rus edebiyatýnýn dünya edebiyatlarý arasýndaki seçkin yeri, bir de Rusça’nýn daðarcýðýnda üç yüz binden fazla sözcük olduðu gerçeði deðerlendirilirse, soru daha net anlaþýlabilir. Bu veriler ýþýðýnda, çevirilerin yapýldýðý kaynak dil olan klasik Yunanca’nýn, yazý diline yeni geçen Ermenice ile kýyaslanabilirlik olasýlýðý ne kadardýr?
    
Bu sorunun tartýþýldýðý bir platformda Yunanlý filologlarýn fikirlerini de dinlemek ilginç olurdu, düþüncesindeyim.

Þimdi konunun diðer boyutuna, Türk okurun ve Türk halkýnýn yok sayýlarak Ermeni ve dünya toplumlarý için yatýlmak istenen imgelere deðinelim.
 
Örneðimiz, ülke ve devlet imgesi olacak. Bunun için, I. Dünya Savaþý sýrasýnda Osmanlý vatandaþý bazý Ermeni gruplara verilen rolü hatýrlayalým. Rus, Fransýz, Ýngiliz cephelerinde Osmanlý Devleti’ne karþý savaþan Osmanlý vatandaþý Ermenilerin sayýsýný öðrenmek için, Ermenistan Cumhuriyeti Kültür ve Bilim Bakanlýðýnýn desteðiyle yayýnlanan tarih kitaplarýna bakmak yeterli. G. A. Avetisyan’ýn redaktörlüðünde 9—10. sýnýflar için Ermeni öðrencilere yönelik olarak hazýrlanan bu tür bir ders kitabýnda 50 binden fazla Ermeni’nin Fransa, Ýngiltere ve ABD ordusuna hizmet verdiði bilgisi yer almaktadýr. Daha önemlisi kitabýn yazarlarý Osmanlý vatandaþý tüm Ermeniler’i zan altýnda býrakabilecek nitelikte bir bilgi aktarmýþlar: ‘Ülkeyi Türk yönetiminden kurtarma düþüncesi tüm Ermenileri heyecanlandýrýyordu, bunun için de yalnýzca Rusya’da deðil, yurtdýþýnda da (Mýsýr’da, Fransa’da, Kýbrýs’ta. ABD’de)  Gönüllü Birliklere katýlmak isteyen Ermeni sayýsý pek çoktu.’[12]
 
Bu alýntýda bizim için altý çizilmesi gereken son derece önemli iki nokta var: 1) Sözü edilen ülke, Osmanlý ülkesidir ve Osmanlý Ýmparatorluðu’nu kimin kurduðu, yalnýzca Türk tarihinin deðil, dünya tarihinin de en net sayfalarýndan birisidir. 2) Gönüllü birliklerin kurucularýnýn büyük bir bölümü, Osmanlý Ýmparatorluðu devletinin vatandaþýdýr.
 
Tarih kitaplarýnýn sayfalarýný karýþtýrdýðýmýz zaman konuyla ilgili þu bilgilere ulaþýyoruz: Ermeni Gönüllü Birlikleri’ni, Osmanlý Ýmparatorluðu’na karþý silah kullanan Ermeni çeteler oluþturmaktadýr. Rusya, Akdeniz’e kadar inme hayalini gerçekleþtirmek amacýyla, Ermeni Gönüllü Birlikleri’ni baþlangýçta maddi ve manevi olarak desteklemiþtir. Ancak, kendisi için zararlý olmaya baþladýðýný fark edince gönüllü birlik üyelerinin Rusya’nýn sýnýrlarý içerisindeki faaliyetlerini önlemek amacýyla söz konusu çeteleri 1915 yýlýnda daðýtmýþtýr. Buna karþýn, Ermenice metinlere göre, Ermeni Gönüllüleri’nin Osmanlý sýnýrlarý içerisindeki eylemleri, 1918 yýlýna kadar devam etmiþtir.
 
Bu imge yaratýlýrken Ermeniler’in Osmanlý Ýmparatorluðu’nu oluþturan sayýsýz etnik gruptan yalnýzca birisi olduðu ve sözü edilen grubun vatandaþlýðýný taþýdýðý Osmanlý Ýmparatorluðu’yla savaþ halindeki devletlere yardým etmekte olduðu bilgisi Ermeni gençlerden kasýtlý olarak saklanmaktadýr.

Bunlarýn dýþýnda, ‘Ermeni Sorunu’na taraf olmayan üçüncü þahýslarý konuyla ilgili düþünce üretmeye ve eylem yapmaya zorlamak için yapýlan çalýþmalar da dikkate deðer veriler sunmaktadýr. Bu çalýþmalarý organize eden grup/gruplar, baþarýya giden yolu, üçüncü þahýs konumundaki devletlerin yardýmýnda görerek faaliyet yürütmektedir. Söz konusu yardýmý saðlayabilmek için de Ermeni halkýný Hýristiyan dünya için kendisini feda etmiþ kurban imgesiyle tanýtmakta ve çok sýk aralýklarla bu düþünceyi tekrar eden metinleri çeþitli yollarla Ermeni halkýna ve dünya kamuoyuna sunulmaktalar. Öyle ki, konuyla çok alakasýz bir metinde bile bu imge ile karþýlaþabiliyoruz. Örneðin: ‘Kendi Kendine Ermenice’ adlý ders kitabýnýn önsözünde ‘Ermenice’nin Önemi ve Ermenice Öðrenmenin Amacý’[13] baþlýklý makalede Ermenice’nin tarihi anlatýlýrken satýr arasýnda bu imgeyi oluþturan anlatým öðeleri de kullanýlmýþtýr. Bunun yanýnda, Franz Werfel’in ‘Musa Dað’da 40 Gün’ adlý romaný gibi, doðrudan Hýristiyanlýk için kurban edilmiþ halk imgesini yaratmak amacýyla yazýlmýþ kitaplar da var.
 
Bu hedefe paralel olarak hazýrlanan metinlerde, ayrýca Batý kamuoyunu psikolojik baský altýnda tutmak çabasý da hissedilmektedir. Bu tür metinlerde Ermeni ‘aldatýlmýþ halk’ imgesiyle sunuluyor. Bu yolla Batýlý devletler suçlanýyor. Suçlamayý destekleyen temel düþünceyi de þöyle formüle edebiliriz: Batýlý devletler, týpký bir zamanlar Roma Ýmparatorluðu’nun yaptýðý gibi, I. Dünya Savaþý sýrasýnda Osmanlý Ýmparatorluðu’nun parçalanma sürecini hýzlandýrmak için kendisine büyük yararlýlýklar gösteren Ermeni halkýna vaat ettiði ödülü vermemiþtir. Bunun için Fridtjof Nansen’in ‘Aldatýlmýþ Halk’[14] adlý Almanca eserini örnek olarak alabiliriz.
 
Bu noktada konunun bir baþka boyutuyla daha araþtýrýlmasýný ve tartýþýlmasýný gerektiren bazý verilerden söz etmek istiyorum. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih–Coðrafya Fakültesi bünyesinde Cumhuriyet’in 80. Kuruluþ Yýldönümü Etkinlikleri sýrasýnda 22—23 Ekim 2003 tarihlerinde ‘Doðu ve Batý Dilleri ve Edebiyatlarý Araþtýrmalarý Sempozyumu’nda sunulan bildirilerden ikisinde çalýþmalarýma destek veren önemli veriler vardý. Birincisinde 1828—29 yýllarý arasýndaki Türk—Rus savaþý sýrasýnda Rus þair Puþkin’in Erzurum’a yaptýðý yolculuktan bahsediliyordu.[15] Burada çalýþmam için önemli olan veri, Puþkin’in rehberinin Ermeni olduðu idi. Ýkinci bildiride ise, Japon yazar Ýenaga Toyokichi’nin 19. yüzyýlýn son—20. yüzyýlýn ilk yýlýna rastlayan on aylýk bir zaman diliminde Anadolu’ya yaptýðý seyahatten sonra kaleme aldýðý kitap konu ediliyordu.[16] Dikkat çeken bilgi, Japon yazarýn rehberinin Ermeni olmasýydý. Bu eserlerde yaratýlan olumsuz Türk imgesi ise, her iki yazarýn kaleminin ortak özelliðiydi. Bu iki veriyi destekleyen üçüncü veriyi, ‘Kitle Ýletiþim Araçlarý ve ‘Ermeni Sorunu’nu Konu Alan Metinlerde Yaratýlan Paradokslar’[17] adlý çalýþmam için Rusça’dan çevirisini yaptýðým ‘Ermeniler’in Hayali ve Cephedeki Konuþmalar’ baþlýklý röportajdan elde ediyoruz. Bu röportajda 1916 yýlýnda Anadolu topraklarýný gezerken Rus gazeteci F. Sibirski’ye bir Ermeni rehberlik ediyor. Kýsaca, verilerden yola çýkarak, Ermeni rehberler, yabancý seyyahlar/ yazarlar ve bu seyyahlarýn eserlerinde yarattýklarý Türk imgesinin araþtýrýlmaya deðer nicelik ve nitelikte bir konu olduðu deðerlendirmesini yapabiliriz.

Dinin üçüncü þahýslar üzerinde baský aracý olarak kullanýlmasý. Bu amaçla Ermeni Hýristiyan kamuoyuna Hýristiyanlýðý devlet dini olarak kabul eden ilk halk imgesiyle sunulmaktadýr. Bu imge yaratýlýrken arka plana itilen bilgi, Ermenilerin o dönemde baðýmsýz olmadýklarý, böyle bir þeyi yapabilmeleri için Roma Ýmparatoru I. Konstantin’in Hýristiyanlýðý din olarak resmen kabul etmesi gerektiði, ki bu konuya iki yýl kadar önce ‘Ermeni Kültüründe Üç Tabudan Birisi: Ermeni Dili’[18]  baþlýklý çalýþmamda deðinmiþ ve veriler sunmuþtum.
 
Bu imgeye yönelteceðimiz, Ermeniler’in Hýristiyanlýðý niçin ve hangi koþullarda kabul ettikleri? sorusunu Ermeni edebiyat bilimci V. S. Nalbandyan’ýn çalýþmasýndan alýntý yaparak cevaplandýralým:

‘Ermeni feodalleri, daha önce de söylediðimiz gibi, 301 yýlýnda Hýristiyanlýðý devlet dini yaparken Hýristiyanlýða büyük umut baðlamýþlardý. Kral Büyük Tiridat, Hýristiyanlýðý kendi siyasi iktidarýný güçlendirmek için kullanmaya gayret ediyordu, ayný zamanda da Roma Ýmparatorluðu’yla ayný dini paylaþmanýn Pers tiranlýðýna karþý savaþta kendisine güçlü bir müttefik kazandýracaðýný hesaba katýyordu. Fakat, 4.—5. yüzyýllardaki olaylar bu umudu boþa çýkardý.’[19]
 
Bu metin aracýlýðýyla Ermenilerin Hýristiyanlýðý devlet olabilmek için araç olarak kullandýklarýný öðreniyoruz. Bu Hýristiyanlýk uðruna kurban olmayý seçmiþ halk imgesiyle çeliþir nitelikte bir bilgidir.

Bir sonuca varmadan önce Ermeni halkýný hedef alan imgelere bir kez daha dönmek istiyorum. Çünkü bu konuyla ilgili bazý verilere Ermeni halkýnýn tepkisiz kalmasý ilginç bir görüntü sunmaktadýr.

Ýsyan motifleriyle sunulan asi halk imgesi. Ermeni tarih kitaplarýnda en sýk verilen bilgi, 5. yy.dan itibaren yaþanmýþ Ermeni isyanlarý üzerinedir. Öyle ki, isyan baþlýklarý derlendiðinde, Ermeni Ýsyanlarý Tarihi adý altýnda bir kitap oluþturulabilir. Konuyla ilgili verilerden çýkan sonuç, Ermeni halkýnýn Anadolu topraklarýnda egemenliði altýnda yaþadýðý devletlerin tamamýnýn yýkýlmasýnda birincil derecede rol oynadýðý þeklindedir. Buna paralel olarak, sonucuna bakmaksýzýn isyan eyleminin gerçekleþmiþ olmasýnýn baþarý kabul edilmesi bu metinlerin en karakteristik özelliðidir. 387 yýlýndaki antlaþmayla sonuçlanan Pers—Roma savaþýnda uyruðunda olduklarý Pers Ýmparatorluðuna karþý Roma’yý destekleyen Ermeni isyancý gruplarýn Roma’dan aldýklarý ödülü hatýrlayalým. Bu ödül, Roma’nýn, tehlikeli bulduðu için, sýnýrlarý içerisindeki Ermeniler’in siyasi varlýðýný yok etmesi þeklinde olmuþtu. Asi Ermeni imgesini ön plana çýkartan yazarlar, baþarýsýna destek verdikleri Roma tarafýndan Ermeniler’in siyasi varlýðýna son verilmesinin anlamýný bugün bile çözebilmiþ deðiller(?!).
 
Ermeni terör örgütlerinin kullandýðý ve tüm Ermeni halkýna kazandýrýlmaya çalýþýlan kindar ve hýnç dolu amansýz düþman imgesi. Bu konuda verilebilecek en uç örnek, Ermeni terör örgütü ASALA’nýn Internet üzerinden yaptýðý yayýnlardýr. Armenians.com adresinde bu yönde çalýþan sitelere kolayca ulaþýlabilir. Bu sitelerde yalnýzca yazýlý deðil, görsel metinler de kullanýlmaktadýr.[20] Çalýþmamýzýn hedefinde olan Terör örgütlerinin yayýnlarý deðil. Çünkü, bu gruplar Batý’nýn kararlarýna gereksinim duymadan kendilerini bir terör örgütü olarak nitelendirmekte ve bu özellikleriyle sempati toplamaya çalýþmaktalar. Asýl dikkat çekici olan ve araþtýrmaya gereksinim duyan konu, Ermeni aydýnlarýnýn ve insan haklarý konusundaki titizlikleriyle göze batan batýlý aydýnlarýn bu faaliyetleri görmezden gelmeleridir.
 
Bir örnek de edebiyat dünyasýndan vermek istiyorum. Örneðimiz William Saroyan’ýn eserlerinde ön plana çýkarttýðý deli imgesi olacak. Bunun için yazarýn yayýnlanan güncesinden uzunca bir alýntý yapalým:

‘Baþkalarýný gözlemlediðim zaman, yani baþka ailelerin çocuklarýný, kendi çocuklarýmý ve Armenak Saroyan’la Takuhi Saroyan’ýn dört çocuðundan biri olan kendimi düþünürüm. Baþkalarýnýn çocuklarýnýn ne kadar aklý baþýnda, terbiyeli, becerikli, saygýlý, ne yapacaklarýný kestirebilir olduðunu, buna karþýn benim halkýmýn çocuklarýnýn, insaný hayretten hayrete düþürdüðünü görür þaþar kalýrým. Öteki çocuklar kim olduklarýný, bu dünyadaki yerleri ve ne yapýp ettikleri konusunda fevkalade rahattýr. Oysa biz Ermeniler için bu ta en baþýndan beri müthiþ bir mücadeledir.

Sonunda hepimizin deli olduðu hükmüne vardým, ama týmarhaneye kapatýlacak türden deðil. Bizler öfkemizi, toplum ya da týp yetkilileri üzerimize varmadan bastýrmayý biliyoruz. Ýçimizde kaçýk olmayanlar parmakla gösterilecek kadar azdýr. Bunu aþaðý yukarý ‘hep böyle’ olduðu anlamýnda söylüyorum; yani eskisine göre daha beter olduðumuz sanýlmasýn. Her þeye kusur buluruz. Kokuþmuþ bir dünyada yaþadýðýmýzý bilir, ama bu gerçeði kabul ettikten sonra bile, dertlenmekten kendimizi alamayýz; hatta arada sýrada köpürdüðümüz de olur. Ailenin çeþitli kollarýný gözümün önüne getirdiðimde, uysal, sýradan, ciddi, uyumlu, hevesli, saygýlý, talepkâr olmayan, becerikli, ne istediðini bilen, uzun lafýn kýsasý, öteki nazik insanlarda rastlanan özelliklere sahip bir tek aile bile bulamýyorum.’’[21]
 
Bu alýntýda Saroyan’ýn kalemi, Ermeni edebiyat dünyasýnda sýk ve yazarlarýn sempatisiyle iþlenen uyumsuz insan imgesini de oldukça ustaca çiziyor. Ermeni edebiyatýnda uyumsuz insan imgesinin de týpký deli imgesi gibi, Ermenilere özgü ve onlarý baþka halklardan farklý kýlan üstün bir nitelikmiþ gibi sunulmasý geleneði vardýr.
 
Sonuç olarak, Ermeni kitle iletiþim araçlarýnda yaratýlan Ermeni imgeleriyle ilgili, altýnýn önemle çizilmesi gereken iki nokta var. Birincisi, genel olarak deðerlendirdiðimizde, yaratýlan imgelerden dolayý öncelikle Ermeni okurdan tepki almamasýný, bu metinlerin en büyük baþarýsý olarak kabul edebiliriz. Bu tepkisizlik ‘Görme Biçimleri’ adlý kitabýnda John Berger’in ileri sürdüðü ‘düþündüklerimiz ve inandýklarýmýz gördüklerimizi etkiler’[22] savýný destekler nitelik taþýyor. Ünlü sanat eleþtirmeni düþüncelerini ‘Ýnsanlarýn Cehennem’in gerçekten var olduðuna inandýklarý Ortaçað’da ateþin bugünkünden çok deðiþik bir anlamý vardý kuþkusuz,’[23] diye açýklar. Þimdi bir tersinleme yapalým ve yukarýda örnek olarak verdiðimiz Ermeni Gönüllü Birlikleri niteliðindeki gruplarýn, Diaspora’da ve 1991 yýlýndan beri siyasi bir varlýk olan Emenistan’da vatandaþlýk kimliðini taþýyarak yaþarken önce 1800—1900’lü yýllarda Osmanlý Ýmparatorluðu topraklarýnda yapýlan hareketlerin aynýsýný bu devletlere karþý da tekrarlamýþ olduklarýný, sonra da bu devletlerin verecekleri reaksiyonun ne olabileceðini düþünelim.
   
Altý çizilmesi gereken ikinci noktaya gelince. Michel Foucault (Miþel Fuko), ‘Kelimeler ve Þeyler’[24] adlý kitabýnda metinler içerisinde kaybolmuþ görüntüsü sunan önemli ayrýntýlara dikkat çeker. Fransýz kültür ve bilim tarihçisi ve filozof kimlikleriyle tanýdýðýmýz Foucault, kitabýnda Velazquez (Velaskes)’in ‘Nedimeler’ adlý tablosuyla ilgili uzman olmayan izleyicilerin gözünden kaçan detaylara açýklamalar getirir. Ortaya çýkan sonuçta tablonun yalnýzca ön planda belirgin olarak çizilmiþ imgelerden oluþmadýðý anlaþýlýr.

‘Ermeni sorunu’ konulu tablonda incelediðimiz Ermeni imgesi de,  yukarýda sözünü ettiðimiz ilk bakýþta dikkat çekmeyen detaylardandýr. Bu detay ayný zamanda, ‘Ermeni sorununu’ dünya kamuoyuna Ermeni bakýþ açýsýndan sunan yazarlarýn Ermeni halkýna karþý tutumunun da göstermektedir. Bu tutumuyla metin yazarlarýnýn, alýcýyý düþünce üretirken deðil, kendisine sunulan bilgileri sorgulamadan depolayan ve bu bilgileri sunulduðu biçimde bir baþkasýna aktarmak için kolayca kodlanabilen araçlar olarak görmek istediðini gözlemliyoruz.

Ermeni kitle iletiþim aracýlýðýyla yaratýlan ve ‘Ermeni Sorunu’nu gündemde tutmak için kullanýlmasý nedeniyle bu çalýþmada ön plana çýkartýlan imgelerin oluþturduðu listeyi geniþletmek mümkündür, elbette. Bu imgeler, ayrýca Ermeni halkýnýn bireysel ve toplumsal özelliklerini konu alacak çalýþmalar için de veriler sunmaktadýr.

Son yýllarda batýdaki üniversitelerin bünyesinde kültür analizleri ve toplum belleði üzerine yapýlan çalýþmalarýn yoðunluðu gözden kaçmýyor. Bunu geliþmiþ teknolojiyi, sosyal bilimler alanýnda geliþmiþ ellere teslim etmenin zorunluluðu için verilen sinyaller olarak algýlamak gerekir. Sonuç olarak: Türk bilim dünyasý için, ‘Ermeni Sorunu’yla elde ettiðimiz deneyimin dünya kamuoyu önünde yapýlan bu tür tartýþmalara yön veren düþünsel katkýlarda bulunmak þeklinde bir kazanýmý olmalýdýr.

 


[*] 20 Þubat 2004 tarihli konferans metni.
[1] Bu çalýþmada ‘metin yazarlarý’ ifadesiyle kast edilen yazýlý, sözlü ve görsel metinlerin yaratýcýlarýdýr.
[2] Emre Becer, Ýletiþim ve Grafik Tasarýmý, (Ankara: Dost, 2002), s. 11.
[3] John Fiske, Ýletiþim Çalýþmalarýna Giriþ, çev: Süleyman Ýrvan, (Ankara: Ark, 1996), s. 15.
[4] Hayots patmutyun, Hanrakrtakan dprotsi 7-rd dasarani dasagirk, Hmbagrutyam. Prof. V.Barhudaryani, ‘Luys’, (Yerevan, 1999), ec. 59.
[5] Yavuz Ercan, Osmanlý Yönetiminde Gayrimüslimler, (Ankara: Turhan Kitapevi, 2001).
[6] Bkz. Hüseyin Nazým Paþa, Ermeni Olaylarý Tarihi, (Ankara: Baþbakanlýk Devlet Arþivleri Genel Müdürlüðü Osmanlý Arþivi Daire Baþkanlýðý, 1994).
[7] Patriarkutyun hayots turkio. Kohstandnupolisi hayots patriarkutyun, haykakan sovetakan hanragitaran, hator 9, (Yerevan, 1983).
[8] Agos, 5 Aralýk 2003.
[9] Gürsel Aytaç, Genel Edebiyat Bilimi, (, Ýstanbul: Papirüs, 1999), s. 56.
[10] a.g.e. s. 56.
[11] Yazýkozhahie, Boþlaya russkaya entsiklopediya, (Moskova, 1998).
[12] Agayan, Ts.P., i drugie, Ýstoriya armyanskogo naroda (1900-1983), ‘Luys’, (Yerevan, 1985), s. 32.
[13] Parnasyan, N.A. i Manukyan, J.K, samouçitel Armyanskogo yazýka, Luys, (Yerevan, 1990), s. 11.
[14] Fridtjof Nansen, Betrogenes Volk, F.A.Brockhaus, (Leipzig, 1928). Bu kaynakla ilgili yardýmý için DTCF öðretim üyesi Doç. Dr. Osman Toklu’ya teþekkür ederim.
[15] Prof. Dr. Altan Aykut, ‘Puþkin’in ‘Erzurum’a Yolculuk’ Adlý Yapýtý’, Doðu—Batý Dilleri ve Edebiyatlarý Araþtýrmalarý Sempozyumu, bildiri metni, Ankara Üniversitesi DTCF, 22—23 Ekim 2003, Ankara.
[16] Dr. Hüseyin Can Erkin, ‘Çaðdaþlaþma Dönemi Japon Edebiyatýnda Türk Ýmgesi’, Doðu—Batý Dilleri ve Edebiyatlarý Araþtýrmalarý Sempozyumu, bildiri metni, Ankara Üniversitesi DTCF, 22—23 Ekim 2003, Ankara..
[17] Birsen Karaca, ‘Kitle Ýletiþim Araçlarý ve ‘Ermeni Sorunu’nu Konu Alan Metinlerde Yaratýlan Paradokslar’, Bkz. Ýdris Bal ve Mustafa Çufalý, Dünden Bugüne Türk Ermeni Ýliþkileri, (Ankara: Nobel, 2003), ss. 425—432.
[18] Birsen Karaca, ‘Ermeni Kültüründe Üç Tabudan Birisi: Ermeni Dili’, Ermeni Araþtýrmalarý I. Türkiye Kongresi Bildirileri, III.Cilt, ASAM—Ermeni Araþtýrmalarý Enstitüsü Yayýný, Ankara, 2003, ss. 137—142.
[19] V.S. Nalbandyan, i drugiye, Armyanskaya literatura, (Moskova, 1976), s. 9.
[20] ASALA’nýn Türk diplomatlara karþý terörist faaliyetleri için bkz. Emekli büyükelçi Bilal Þimþir’in iki ciltlik ‘Þehit Diplomatlarýmýz (1973—1994)’ adlý kitabý, (Ankara: Bilgi Yayýnevi, 2000).
[21] W. Saroyan, Paris-Fresno Güncesi 1967-68, (Ýstanbul: Aras, 2001), s. 57
[22] John Berger, Görme Biçimleri, (Ýstanbul: Metis, 1999), s. 8.
[23] A.g.e. s. 8.
[24] Marsel Foucault, Kelimeler ve Þeyler, (Ýstanbul: Ýmge, 2001).

 ----------------------
* Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coðrafya Fakültesi Öðretim Üyesi -
- ERMENÝ ARAÞTIRMALARI, Sayý 14-15, Yaz - Sonbahar 2004
    ï¿½ï¿½eri�e Yorum Yaz    Yazd�r    Tavsiye Et

   «  Geri
Yorumlar

Hen�z Yorum bulunmamaktad�r.


 
 
ERAREN - Ermeni Ara�t�rmalar� Enstit�s�

Bu site en iyi 1024 x 768 �z�n�rl�kte g�r�nt�lenir.