| | ‘TÜRKÝYE-GÜNEY KAFKASYA ÝLÝÞKÝLERÝ VE TÜRKÝYE’NÝN BÖLGE ÝSTÝKRARINDAKÝ ROLÜ’: LONDRA’DA BÝR KONFERANS
1 Ekim 2001 tarihinde Türkiye’nin Londra Büyükelçiliði’nin büyük gayretleri sonucunda Türkiye-Güney Kafkasya iliþkileri konulu uluslararasý bir konferans düzenlendi. Londra Üniversitesi Doðu ve Afrika Etütleri Okulu’ndan (SOAS) Dr. William Hale’in oturum baþkanlýðýný yaptýðý konferansa 90 kadar akademisyen, gazeteci, diplomat ve uzmandan oluþan seçkin bir dinleyici topluluðu katýldý. Türkiye’nin Londra Büyükelçisi Korkmaz Naktanýr’ýn konuþmasýnýn ardýndan Frof. Dr. Duygu Sezer, Prof. Dr. liber Ortayli, Dr. Salah! Sonyel, Dr. Anna Zelkina, araþtýrmacý David Barchard, büyükelçi Gündüz Aktan ve Büyükelçi Ünal Çeviköz konuþmalarýný yaptý ve ardýndan katýlýmcýlar ile konuþmacýlar arasýnda tartýþma ve görüþ alýþ veriþinde bulunma imkaný da doðdu.
Ýlk olarak Büyükelçi Haktanýr yaptýðý açýlýþ konuþmasýnda toplantýnýn çok önceden planlanýp organize edildiðini, fakat 11 Eylül olaylarýndan sonra gelinen noktada Türkiye ve bölgesinin daha önemli bir hale geldiðini söyledi. Kafkasya’nýn büyük riskler ile birlikte büyük fýrsatlarý da barýndýrdýðýný hatýrlatan Haktanýr, kamuoyunda bunlarýn çok az bilindiðini, boru hatlarý konusunda bilinen sýnýrlý bazý bilgilerin dýþýnda çok ciddi ve hatta acý veren sorun ve konularýn bilinmeyenler arasýnda yer aldýðýný belirterek toplantýnýn bu bilinmeyenlere ýþýk tutmasýný amaçladýklarýný ifade etti.
Prof. Duygu Sezer ise konuþmasýnda temel olarak Güney Kafkasya’daki son deðiþmeler üzerinde durdu. Soðuk Savaþ sonrasýnda Rusya’nýn azalan etkisini bölgede yeniden kurmaya çalýþtýðýný vurgulayan Sezer, buna karþýn Türkiye’nin hedefinin bölgeyi dünya siyasi ve iktisadi sistemi ile entegre etmek olduðunu savundu. Bölgede de bu yönde taleplerin bulunduðunu söyleyen Sezer, konuþmasýnýn geri kalan kýsmýnda Azerbaycan ve çevresindeki geliþmelere deðindi.
Büyükelçi Ünal Çeviköz ise ‘1991 Sonrasý Türkiye Güney Kafkasya Ülkeleri Ýliþkileri: Güncel Sorunlar ve Fýrsatlar’ baþlýðýný taþýyan konuþmasýnda Türkiye’nin ismi geçen ülkelere dönük politikalarýný ve bu politikalarda zaman içindeki deðiþimi ele aldý. Çeviköz’ün konuþmasýnda önemine binaen Daðlýk Karabað çatýþmasý ve daha genel anlamda Türkiye, Ermenistan ve Azerbaycan iliþkileri geniþ bir yer tuttu. Türkiye’nin bölgenin dünya ile entegrasyonuna büyük bir önem verdiðini söyleyen Çeviköz, ne yazýk ki bu konuda Türkiye’nin adeta yalnýz býrakýldýðýný, Batýlý ülkelerin üzerine düþen sorumluluklarý yerine getirmede yavaþ kaldýklarýný söyledi. Çeviköz bölgede son dönemde ortaya çýkan yeni risk ve fýrsatlar> da hatýrlatarak Türkiye’nin riskleri azaltmak için fýrsatlarýn ortak kullanýmýný teþvik ettiðini ve bölge ülkeleri arasýnda barýþçýl ve istikrarlý bir ortamýn kurulabilmesi için yapýcý bir politika izlemeye çalýþtýðýný belirtti. Ermenistan konusunda asýl sorunun Ermenistan’ýn Azerbaycan’a dönük olarak izlemiþ olduðu saldýrgan politika olduðunu söyleyen Büyükelçi Çeviköz, bu ülkenin Azerbaycan topraklarýnýn önemli bir kýsmýný iþgal ettiðini ve uluslararasý hukuk kurallarý çerçevesinde çözüme gidilmesini reddettiðini ifade etti.
Tarihçi Ýlber Ortaylý ise 19. ve 20. Yüzyýllarda Mültecilerin Yeni Yurtlarý Olarak Anadolu ve Bunun Türk Dýþ Politikasýna Etkisi’ adlý sunuþunda, Balkanlar ve diðer bölgelerden kaçmak zorunda kalan göçmenlerin geliþlerinin Türk iç ve dýþ politikasýna önemli etkileri bulunduðunu ifade etti. Aslýnda Anadolu için bu rolün yeni olmadýðýný söyleyen Ortaylý, daha önce de Ýspanya’dan Anadolu’ya sýðýnan Yahudiler gibi bir çok olayýn da yaþanmýþ olduðunu vurguladý.
Bir diðer tarihçi Dr. Salahi Sonyel ise doðrudan Ermeni sorunu üzerinde durdu. Türk-Ermeni iliþkilerini 19. yüzyýldan günümüze yoðun bir þekilde etkileyen soruna bilimsel veriler ýþýðýnda yaklaþan Sonyel, 19. yüzyýla kadar Ermenilerin Osmanlý Devleti ile bir sorunlarýnýn bulunmadýðýný, ayrý bir devlet taleplerinin ise hiçbir þekilde görülmediðini, bu yöndeki deðiþimin emperyalist devletler arasýndaki güç çekiþmesinin doðrudan bir ürünü olduðunu ileri sürdü. Sonyel’e göre bu devletlerin teþvikiyle silahlý ayaklanmaya giriþen bir kýsým Ermeniler bu þekilde Osmanlý Devleti’ni zayýflatýyorlardý. Konuþmasýnýn geri kalan kýsmýný aðýrlýklý olarak son dönemde Ýngiliz arþivlerinde yaptýðý çalýþmalarda elde ettiði verilere dayandýran Sonyel, Ýngiliz belgeleri içinde Osmanlý Ýmparatorluðu’nda holokost benzeri bir olayý ima edecek hiçbir bilgiye rastlamadýðýný, Ermeni iddialarýný destekleyecek baþka bir dokümanýn da arþivlerde bulunmadýðýný belirtti. Buna karþýn Ermeni terörünün IRA teröründen çok daha etkili ve yýkýcý sonuçlarý olduðunu kaydeden Sonyel, tüm bunlara ek olarak yaklaþýk 5.5 milyon Müslüman’ýn da Ýmparatorluðun yýkýlma sürecinde Yunan, Sýrp, Ermeni ve diðer gruplarca katledildiðini hatýrlattý. Birçok Ermeni’nin de savaþ þartlarýnda gruplar arasý çatýþmalar ve hastalýklar nedeniyle hayatlarýný kaybettiklerini söyleyen Salahi Sonyel, ancak bu acýlar abartýlýrken Türk ve Müslüman gruplarýn kayýplarýnýn adeta görmezden gelindiðini belirtti.
Büyükelçi Gündüz Aktan’ýn konuþmasý da Ermeni sorunu üzerineydi. Fakat Aktan konuþmasýný daha çok sorunun hukuki boyutu üzerine kurdu. Soykýrým kavramýnýn hukuki bir terim olduðunu ve geliþigüzel kullanýlamayacaðýný özenle vurgulayan Gündüz Aktan, buna göre 1948 Birleþmiþ Milletler Sözleþmesi’nin soykýrým suçu ile ilgili þartlarý ve diðer hususlarý belirlediðini, Ermeni iddialarýnýn ise hiçbir þekilde bu koþullara uymadýðýný söyledi. Ölümlerin daha çok savaþ þartlarýndan kaynaklandýðýný ve salgýn hastalýklarýn çok üzücü sonuçlara neden olduðunu belirten Aktan, 60 milyon kadar insanýn 1914-18 arasý savaþ þartlarý ve salgýn hastalýklardan öldüðü hatýrlanacak olur ise Ermeni kayýplarýnýn nedeni de daha kolay bir þekilde anlaþýlabilecektir dedi. Aktan’a göre tehcir kanununun güvenliðin saðlanmasý zorunluluðundan kaynaklanan teknik nedenleri vardý ve tüm Ermeniler kanunun kapsamýna girmiyordu. Bu çerçevede radikal Ermenilerin Türkleri haksýz bir þekilde suçladýðýný söyleyen konuþmacý, Balkanlar’da Türk ve Müslüman nüfusun kayýplarýnýn sürekli olarak görmezden gelinmesinin de þaþýrtýcý olduðunun altýný çizdi. Büyükelçi Gündüz Aktan konuþmasýnýn sonunda Ýngiltere’nin Ermeni iddialarýný resmi olarak kabul etmediðini ve söz konusu olaylarýn BM Sözleþmesi’ne göre soykýrým sayýlamayacaðýný açýkça ilan ettiðini de hatýrlattý.
Ýngiliz araþtýrmacý David Barchard ise konuþmasýnda Ermeni saldýrýlarý sonucunda ‘kaçkýn’ konumuna düþen Azerbaycanlý mültecilerin durumuna deðindi. ‘Unutulmuþ Trajedi: Azerbaycan’daki Mülteciler’ baþlýklý konuþmasýnda Azerbaycan topraklarýnýn beþte birinin Ermeni iþgali altýnda olduðunu ve bir milyondan fazla Azerbaycan Türkünün mülteci haline getirildiðini söyleyen Barchard, son dönemde bu ülkeye yapmýþ olduðu gezide gözlemlediklerini de dinleyiciler ile paylaþtý. Mültecilerin son derece zor þartlar altýnda yaþadýklarýný söyleyen David Barchard, buradaki sivillerin çatýþmalar esnasýnda Ermenilerin acýmasýz saldýrýlarýna maruz kaldýklarýný belirtti. Bu arada Ermeni lobilerinin etkisiyle Avrupa ve ABD’nin yaþanan olaylar karþýsýnda sessiz kalmasýný eleþtiren konuþmacý, bu durumu 1898 Girit ve 1963-1974 Kýbrýs olaylarýna benzetti. Barchard son olarak Ermenistan’ýn Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan’a dönük olarak izlediði saldýrgan politikaya ve olumsuz etkilerine de deðindi.
Son olarak Londra Üniversitesi’nden Dr. Anna Zelkina Rusya ve Çeçen sorunu üzerine konuþtu. Kafkasya’nýn güney! ve kuzeyi arasýnda ciddi farklarýn bulunduðunu ileri süren Zelkina, Rusya’nýn Soðuk Savaþ sonrasýnda bölgede ciddi problemler ile karþýlaþtýðýný, bu sorunlarýn doðal olarak bölge dengelerini etkilediðini söyledi.
Konuþmalardan sonra gerçekleþtirilen tartýþma kýsmý da oldukça bilgilendirici ve canlý geçti. Almanya’nýn Londra Büyükelçisi Von Ploetz, Büyükelçi Ünal Çeviköz’ün konuþmasýndaki bazý noktalara katýlmadýðýný, Avrupa Birliði’nin Türkiye’yi bölgede yalnýz býrakmadýðýný ve 1990’lý yýllarýn baþýndan beri bölgenin dünya ile iktisadi ve siyasi entegrasyonunda üzerine düþeni yaptýðýný öne sürdü. Buna karþýn Çeviköz, Ploetz’in görüþlerine katýlmasýnýn 1990’lý mümkün olmadýðýný, Avrupa Birliði’nin 1990’larýn ikinci yarýsýna kadar olmasý gerektiði kadar bölgeye ilgi göstermediðini söyledi
Diðer taraftan Dr. Salahi Sonyel de tartýþma kýsmýnda Ermeni araþtýrmacýlarýn Türk meslektaþlarýyla bir araya gelmeme politikalarýný eleþtirdi. Ýngiltere’de geçtiðimiz günlerde yaþanan ‘Blue Book’ olayýný örnek gösteren Sonyel, Ermenilerin iddialarýný akademik ve bilimsel platformlara taþýmakta son derece isteksiz olduklarýný söyledi.
Dr. Zelkin ise Southampton Üniversitesi’nde doktora öðrencisi olan Funda Peperel’in sorusuna cevap olarak Rusya’nýn Karabað ve Çeçenistan’da iki farklý politika izlediðini ifade etti. Buna göre Rusya’nýn Çeçen sorununu bir iç sorun olarak görüp toprak bütünlüðüne vurgu yaptýðýný söyleyen Dr. Zelkin, Ermeni iþgali karþýsýnda ise ayný tavrýn görülemediðini belirtti.
Kýbrýs Türklerinden Ertan Hürer Kýbrýslý Türklere karþý 1960’lý yýllarda yürütülen katliamlarýn BM Soykýrým Sözleþmesi’ne dahil edilip edilemeyeceðini sorduðunda ise, Büyükelçi Aktan sözü geçen katliamlarýn Sözleþme çerçevesinde ‘soykýrým giriþimi’ olarak deðerlendirilebileceðini belirtti.
8. DAVO-GERMAN MÝDDLE EAST STUDIES FOR CONTEMPORARY RESEARCH AND DOCUMENTATION- ALMAN MODERN ARAÞTIRMA VE DOKÜMANTASYON ÝÇÝN ORTADOÐU ÇALIÞMALARI- KONGRESÝ .
1993 yýlýnda kurulan DAVO’nun amacý üyeleri ve çeþitli ulusal ve uluslararasý organizasyonlar arasýnda bilgi akýþýný ve iþbirliðini geliþtirmektir. DAVO pek çok ülkeden bilim adamlarýnýn katýldýðý yýllýk kongreler düzenler. DAVO’nun uluslararasý alanda sahip olduðu prestije paralel olarak seçkin katýlýmcýlarý bir araya getiren kongrelerde alanýna önemli katkýlarda bulunan sunumlar yapýlýr.
DAVO’nun 8. Kongresi 6-8 Eylül 2001 tarihlerinde Almanya’da Göttingen Üniversitesi’nde düzenlendi. Kongreye ASAM Ermeni Araþtýrmalarý Enstitüsü’nden Yrd. Doç. Dr. Kamer Kasým, Yrd. Doç. Dr. Ýbrahim Kaya ve Dr. Sedat Laçiner bildirileriyle katýldýlar.
Yrd. Doç. Dr. Kamer Kasým, ‘The Nagorno-Karabakh Conflict and Its Effects on Regional Stability’ baþlýðýný taþýyan bildirisinde Daðlýk Karabað çatýþmasýnýn bölgesel istikrara olan etkisini ve bu baðlamda bölgesel güçlerin çatýþma esnasýnda ve barýþ sürecinde izledikleri politikalarý analiz etti. Kasým Daðlýk Karabað, çatýþmasýnýn Azerbaycan ve Ermenistan’da iç istikrarý etkilediðini, bu ülkeleri Rusya’nýn etkisine daha açýk hale getirdiðini ve bölgesel güçler arasýnda Hazar petrolleri rekabetinin Daðlýk Karabað çatýþmasýnda Türkiye, Rusya ve Ýran’ýn politikalarýný etkilediðini ifade etti. Azerbaycan’ýn topraklarýnýn % 20 ‘sinin iþgal altýnda olduðu ve yaklaþýk 1 milyon kaçkýnýn Azerbaycan ekonomisi üzerinde önemli bir yük oluþturduðuna dikkat çeken Kasým, Ermenistan’da da saldýrgan politikanýn ve askeri baþarýnýn politik ve ekonomik istikrar getirmediðini ve iþgalin uluslararasý alanda kabul görmediðinin anlaþýlmýþ olmasý gerektiðini belirtti.
Petrosyan’ýn göreceli ýlýmlý politikalarýnýn kendisinin Ermenistan Devlet Baþkanlýðýndan ayrýlmasý ve Koçaryan’ýn Devlet Baþkaný olmasýyla yerini uzlaþmaz politikanýn aldýðýný belirten Kasým, buna raðmen Koçaryan’ýn Devlet Baþkaný olmasýndan bir yýl sonra Azerbaycan Devlet Baþkaný Aliyev ile görüþmeyi kabul ettiðine dikkat çekti.
Rusya’nýn Daðlýk Karabað sorununun çözümünde Ermenistan üzerinde baskýda bulunabilecek tek ülke olduðunu savunan Kasým, Rusya’nýn ise buna karþýlýk Azerbaycan’da askeri üs bulundurmak isteyebileceðini belirtti. Kamer Kasým barýþ sürecinin baþarýsýnýn bölgesel istikrar için hayati önemde olduðunu belirtirken, sürecin baþarýsýzlýðý durumunda taraflarýn sorunun çözümü için kuvvet kullanma yoluna baþvurabileceðine dikkat çekti.
Yrd. Doç. Dr. Ýbrahim Kaya’nýn “Osmanlý Ýmparatorluðu’nun Daðýlma Sürecinde Ortadoðu’daki Hýristiyan Azýnlýklar: Bir Hukuksal Analiz” adlý bildirisi de Kongrede sunulmuþtur. Klasik dönemde Osmanlý Ýmparatorluðu’ndaki azýnlýk unsurlarýn hukuksal statüsünü kýsaca izah ettikten sonra, Ýbrahim Kaya Birinci Dünya Savaþý sonuna kadar olan çöküþ dönemine yoðunlaþmýþtýr. Bu sunuþta bir hukuksal analizin mahiyetine uygun olarak uluslararasý ve ulusal hukuki metinler aðýrlýklý olarak kullanýlmýþtýr. Öncelikle çok uluslu ve çok dinli bir düzene sahip olan Osmanlý Ýmparatorluðu’nun bu kadar farklý unsurlarýn bir arada yaþamasýna olanak veren millet sistemi açýklanmýþtýr. Osmanlý’da millet sistemi dinsel esasa göre kurulmuþ, millet olarak kabul edilmiþ olan dinsel kesimler iç iþlerinde tamamen baðýmsýz býrakýlmýþlar, hukuk, eðitim, din gibi kendi kurumlarýný sürdürmüþlerdir. Fransýz Devrimi sonrasý geliþen milliyetçilik akýmlarý ve özellikle de Büyük Devletlerin desteklemesi sonucu Batý’da yaþayan Yunanlýlar, Bulgarlar ve Sýrplar gibi Hýristiyan uluslar baðýmsýzlýklarýný kazanmýþlardýr. Kaya’nýn belirttiði gibi Osmanlý coðrafyasý üzerinde hiçbir yerde çoðunluðu oluþturmamýþ olan Ermeni toplumu da baðýmsýzlýk istemiþ ancak bu gerçekleþmemiþtir. Büyük Devletler Osmanlý Ýmparatorluðu’nda yaþayan Hýristiyanlarýn hamileri olarak kendilerini görmüþler böylece Osmanlý Devleti’ne müdahale etme olanaðý bulmuþlardýr. Kapitülasyonlar ve uluslararasý anlaþmalarla bu durum tescil edilmiþtir. 1878 tarihli Ayastefanos Anlaþmasýyla Rusya’nýn Ermenilerin hamisi olduðu Osmanlý Ýmparatorluðu’nca kabul edilmiþ, ülkede yaþayan Hýristiyanlarla ilgili olarak reformlar yapýlmasý Tanzimat ve Islahat fermanlarýyla taahhüt edilmiþtir. Bu amaçla Ermeni Milleti Nizamnamesi 1860 yýlýnda hazýrlanmýþtýr. Kaya’nýn dikkat çektiði gibi yapýlan reformlar baðýmsýzlýk isteyen radikal Ermeni unsurlarý tatmin etmemiþ, bunlarýn bir kýsmý baþlayan Birinci Dünya Savaþý’nda Rusya saflarýnda Osmanlý Ýmparatorluðu’na karþý savaþýrken diðer bir kýsmý da cephe gerisinde Osmanlý ordusuna karþý faaliyetler yürütmüþlerdir. Bunun üzerine Osmanlý Devleti 1915 yýlýnda yaptýðý hukuksal düzenlemelerle Doðu Anadolu Bölgesinde güvenliði saðlamak amacýyla burada yaþayan ve güvenliði bozan unsurlarýn ülkenin baþka yerlerine göç ettirilmesi için önlemler almýþtýr. Bu yeniden yerleþtirme kararýnýn uygulanmasý sýrasýnda çok sayýda insan gerek Müslüman ve Müslüman olmayan unsurlar arasý çatýþmalar gerekse iklim koþullarý, salgýn hastalýklar, ilaç bulunamamasý ve beslenme yetersizliði gibi nedenlerden dolayý hayatýný yitirmiþtir. Dr. Kaya Osmanlý Ýmparatorluðu’nun yýkýlmasý üzerine yeni bir devlet olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurulduðunu hatýrlatarak sunuþunu bitirmiþtir.
Dr. Sedat Laçiner’in tebliði Ermeni ve PKK terörünün Türk dýþ politikasýna etkileri üzerineydi. Konuþmasýnýn ilk kýsmýnda PKK ve Yunanistan, Suriye, Ermenistan baðlantýsýna deðinen Laçiner, söz konusu ülkelerin Türkiye ile olan sorunlarýný güç orantýsýzlýðý ve davalarýnýn zayýflýðý nedeniyle yasal zeminde çözemedikleri için terörü dýþ politikalarýnda bir araç olarak kullandýklarýný iddia etmiþtir. Dr. Sedat Laçiner’e göre Suriye su sorunu nedeniyle PKK’ya destek verirken Yunanistan Ege, Kýbrýs ve tarihi nedenlerden dolayý Türkiye’ye karþý hemen her türlü harekete destek veriyordu. Laçiner bu baðlantýya son olarak Ermenistan’ýn ve Ermeni sorununun da eklendiðini anlattý. Zayýf bir devlet olarak Ermenistan’ýn da zamanýnda PKK’ya destek saðlayarak dýþ politika kozunu arttýrma gayretine girdiðini hatýrlatan Laçiner, Ermenistan’ýn ‘Türkiye — karþýtý gruplaþmaya’ katýlmasýnda saldýrgan Ermeni politikalarýnýn büyük bir rolü bulunduðunu savundu. Bu görüþe göre Ermenistan önce Azerbaycan’ýn geniþ bir kýsmýný iþgal etti ve bir milyon kadar insaný mülteci durumuna soktu. Ardýndan Gürcistan’da ayrýlýkçý hareketleri desteklerken, Türkiye’ye karþý da yayýlmacý söylemleri dile getirdi. Tüm bunlara ek olarak radikal ve hatta terörist gruplar daha önceki yönetimin tersine serbest býrakýldýlar. Bu ortamda Türkiye ile Azerbaycan arasýnda bir iþbirliði ya da iliþkinin kurulabilmesi olanaksýzdý. Laçiner konuþmasýnda Ermeni soykýrýmý iddialarýnýn bu gerçeklerin maskelenmesinde kullanýldýðýný da tüm detaylarýyla anlattý. Laçiner’in dikkatleri çektiði bir diðer nokta da Ermenistan ile NATO’nun en güvenilmez devletler arasýnda saydýðý iran ve Suriye arasýndaki yakýnlaþma oldu.
Konuþmalarýn ardýndan dinleyiciler konuþmacýlar ile yüz yüze tartýþabilme olanaðý da buldular. Ýlk olarak Londra Üniversitesi’nden Prof. Ali Granmayeh Ermeni iddialarýný Türkiye’nin neden bu kadar ‘abarttýðýný’ ve önemsediðini sordu. Granmayeh Türkiye’nin Ermenistan ile iyi iliþkiler geliþtirme konusunda neden ‘isteksiz’ davrandýðýný da merak ettiðini belirtti. Sedat Laçiner’in soruya cevabý kýsa oldu: ‘Neden Bosna trajedisi ABD’nin Balkan politikasýnda önemli bir yer tuttu? ABD’nin gerekçeleri ile Türkiye’nin gerekçeleri birbirine benzetilebilir. Eðer Balkanlar’da Sýrplarýn yaptýðý saldýrganlýklara izin verilmiþ olsa idi bunun ne sonuç getireceðini kimse bilemezdi. Türkiye’nin Kafkaslar’daki durumu da buna benziyor. Bugün Ermenistan bölgedeki baðýmsýz ülkelerden birinin topraklarýnýn yüzde 20’den fazlasýný iþgal etmiþ durumda ve bir milyondan fazla insaný mülteci konumuna düþürmüþ durumda. Ayrýca yayýlmacý emeller de açýkça ifade ediliyor. Radikal Ermeni militanlar geçmiþteki anlaþmazlýklarý bugünü sabote etmek için kullanýyorlar ve Ermeni hükümeti de buna göz yumuyor. Türkiye bunlarý göz ardý edemez ve bölgede herhangi bir katliama ve iþgale izin veremez.’ Ayrýca Laçiner’e gelen sorulardan bir kýsmýnda katýlýmcýlar ilk kez Ermeni sorununu bir Türk akademisyenden dinleme fýrsatý bulduklarýný belirttiler.
Diðer taraftan Gabriel Gotz, Kamer Kasým’ýn konuþmasýnda üzerinde durduðu Rusya’nýn Karabað politikasý konusunda bir soru yöneltti: ‘eðer Daðlýk Karabað’da çatýþmalar yeniden alevlenir ise Rusya’nýn politikasýnýn bu defa farklý olacaðýna sizi inandýran sebepler nelerdir?’
Kasým cevabýnda ise Türkiye ile Rusya arasýnda son dönemde ciddi bir geliþme yaþandýðýný söyledi. Bu çerçevede Kasým, Rusya’nýn son 10 yýl içinde Türkiye için önemli pazarlardan biri haline geldiðini hatýrlatarak, diðer taraftan Türkiye’nin de Rus doðalgaz endüstrisi için hatýr> sayýlýr bir pazar olduðunu vurguladý. Buna göre, söz konusu geliþmeler Rusya’nýn dýþ politikasýný etkileyebilecek bir güce sahiptir. Kasým’a göre eðer Karabað’da çatýþmalar yeniden alevlenirse Rusya yeni dengeleri gözetmek zorunda kalacaktýr. Diðer bir deyiþle Rusya, Türkiye’yi göz ardý ederek bir etnik grubu destekler veya dýþlar duruma giremez.
TÜRKÝYE’NÝN GÜVENLÝÐÝ SEMPOZYUMU VE ERMENÝ SORUNU
Fýrat Üniversitesi tarafýndan düzenlenen ve geleneksel hale gelmeye baþlayan Türkiye’nin Güvenliði Sempozyumu 17-19 Ekim tarihleri arasýnda Elazýð’da, üniversite kampüsünde gerçekleþtirildi. Türkiye’nin bir çok üniversite ve kurumundan çok sayýda katýlýmcýnýn iþtirak ettiði sempozyumda ASAM Ermeni Araþtýrmalarý Enstitüsü iki araþtýrmacýsý (Dr. Sedat Laçiner ve Yrd. Doç. Dr. Kamer Kasým) ile yerini aldý. Ayrýca sempozyumda ASAM Kafkasya Masasý’ndan Dr. Yaþar Kalafat da ‘Karadeniz-Kafkasya’da Geliþen Dini ve Siyasi Olaylar Ýtibariyle Türkiye’nin Güvenliði’ adlý tebliðini sundu.
Ýlk gün, Ermeni Araþtýrmalarý Enstitüsü araþtýrmalarýndan ve ayný zamanda Çanakkale On Sekiz Mart Üniversitesi öðretim üyelerinden Dr. Sedat Laçiner ‘Ermeni Sorununun Türk Dýþ Politikasý Üzerindeki Etkileri’ adlý bir teblið sundu. Konuþmasýnda ilk olarak Ermeni sorununun Türkiye’nin ikili iliþkilerine ve genel olarak Türkiye imajýna büyük zararlar verdiðini anlatan Laçiner, Türkiye’nin Ermeni sorununda þu ana kadar izlemiþ olduðu ‘stratejiyi eleþtirdi. Türkiye’nin bugüne kadar ‘görmezden gelme’ ve ‘tam savunma’ uçlarý arasýnda gidip geldiðini belirten Dr. Laçiner, gelinen uluslararasý dengeler de dikkate alýnarak soruna yeni bir strateji ile yaklaþýlmasý gerektiðini savundu. Dr. Sedat Laçiner’e göre sadece savunmada kalmak Türkiye’yi ‘suçluluk’ psikolojisi içine itiyor ve dýþ dünyada da Türkiye baþtan ‘haksýz’ konumuna düþüyor. Bu baðlamda Türkiye’nin öncelikli olarak en kolay anlatabileceði noktalar üzerinde durmasý gerektiðini savunan konuþmacý Ermeni sorununun sadece soykýrým çerçevesinde ele alýnmamasýný, aksine Ermeni terörü ve bugünkü Ermeni saldýrganlýðýnýn üzerinde durulmasý gerektiðini iddia etti. Dr. Laçiner’e göre Ermeni sorunu bir tarih sorunu olmaktan ziyade bir uluslararasý iliþkiler sorunudur ve Türkiye konuya bu perspektiften yaklaþmadýðý sürece Ermeniler tarafýndan demagojinin kolay yapýlabildiði alanlara çekilecektir. Oysa þu anda Ermeniler baðýmsýz bir ülkenin topraklarýnýn beþte birini halen iþgal altýnda tutmakta, bir milyondan fazla insanýn sýðýnmacý durumu da devam etmektedir. Sedat Laçiner’e göre, bugün dururken yaklaþýk 100 yýl kadar önce olduðu iddia edilen olaylarý konu ile ilgili stratejinin merkezine yerleþtirmek Türkiye için iyi bir politika deðildir.
Son geliþmelerin de etkisiyle Ermeni sorununun en çok dikkat çeken konular arasýnda yer aldýðý sempozyumun II. oturumunda, Yrd. Doç. Dr. Kamer Kasým ise ‘Kafkasya’da Ýstikrara Etkisi Bakýmýndan Rusya-Ermenistan Ýliþkileri’ baþlýklý tebliði ile Kafkasya’da Ermeni sorununun uluslararasý iliþkiler boyutuna deðindi. Abant Ýzzet Baysal Üniversitesi öðretim üyelerinden olan ve Ermeni Araþtýrmalarý Enstitüsü’nde aðýrlýklý olarak Kafkasya, Rusya ve Ermenistan iliþkileri üzerinde yoðunlaþan Kasým, ilk olarak Rusya’nýn Kafkasya politikasýna ve bu çerçevede Kafkasya’daki etnik çatýþmalarda Rusya’nýn rolünü anlattý. Kasým’a göre Rusya’nýn dýþ politikasýnda Avrasyacý akýmýn etkinliðini arttýrmasýyla birlikte Rusya Kafkasya’daki baðýmsýz ülkelere, etnik gruplar arasýndaki çatýþmalarý da kullanarak, daha çok müdahale etmeye baþlamýþtýr. Bu baðlamda, Kamer Kasým toprak bütünlüðü konusunda ciddi sorunlar yaþayan Rusya’nýn Ermenistan örneðinde Azerbaycan’ýn toprak bütünlüðünü savunmamasýný dýþ politikasýnda ciddi bir çeliþki olarak nitelendirdi. Kasým’a göre Rusya Daðlýk Karabað sorununun çözümünde Ermenistan üzerinde baský kurabilecek tek ülkedir. Kasým, konuþmasýnýn sonunda Rusya’nýn böyle bir politika izlemesinin bölge istikrarý açýsýndan büyük önemi bulunduðunu öne sürdü. Ancak, Kasým’a göre, Rusya’nýn askeri gücünü de kullanarak bölgede etkisini sürdürme politikasý Kafkasya’da bloklaþmalara neden olmakta ve bölgesel krizlerin çözümsüzlüðe doðru gitmesine yol açmaktadýr.
Bu arada sempozyumda Ermeni sorunu konusunda verilen diðer tebliðler de þu þekilde sýralanabilir: Davut Kýlýç (‘Ermenistan’ýn Kuruluþunda Çarlýk Rusya’nýn Rolü’, Fýrat Üniversitesi, Elazýð), N. Musa Taþdelen (‘Tehcirden Soykýrým Mitine: Bir Ulus / Millet Ýnþa Süreci Olarak Ermeni Meselesi’, Sakarya Üniversitesi), Ahmet Eyicil (‘Maraþ Kurtuluþ Mücadelesinde Fransýz ve Ermeni Mezalimi’, Sütçü Ýmam Üniversitesi, Þanlýurfa), Durmuþ Yýlmaz (‘Fransa’nýn Anadolu’ya Yönelik Sömürgecilik Faaliyetlerinde Ermenilerin Yeri’, Selçuk Üniversitesi, Konya), Halil Ersin Avcý (‘Ermeni Meselesi ve Güneydoðu Sorunu Arasýndaki Benzerlikler. Türkiye’nin Geleceðine Olasý Tesirleri ve Çözüm Yollarý’, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi).
| |