AnasayfaÝletiþim
  
English



E-B�lten �yeli�i

G�nl�k b�ltenimize �ye olmak i�in a�a�daki alanlar� doldurunuz.
Ad:
Soyad:
Eposta:


DERG� SAYILARI

Kitap Tahlili: Teþkilat'ýn Ýki Silahþörü Biri Meþrutiyet'in Silahþörü Dede Yakub Cemil Diðeri Cumhuriyet'in Silahþörü Torun

Dr. Þenol KANTARCI*
ERMENÝ ARAÞTIRMALARI, Sayý 3, Eylül-Ekim-Kasým 2001

 
THE TWO KNIGHTS OF THE ORGANIZATION, CONSTITUTÝONAL PERIOD’S; GRANDFATHER YAKUB CEMÝL, REPUBLIC’S GRANDSON YAKUB CEMÝL
Soner YALÇIN

Ýstanbul: Doðan Kitap, 2001. 314+1 s., Kaynakça + Dizin + Dipnotlar. ISBN: 975-6612-13-4.

Gazeteci Soner Yalçýn tarafýndan kaleme alýnan “Teþkilat’ýn Ýki Silahþoru”, Edebiyat’ta “Kahraman Anlatýcýnýn Bakýþ Açýsý”[1] diye nitelendirilen bir tarz’da ele alýnmýþtýr. Hadiseler, bizzat olayý yaþayan ve kitaba konu olan þahsiyetlerin aðzýndan aktarýlmaktadýr. Eserde kullanýlan tekniklerden birisi de atlamalý olarak iki dönemin birbiri ardýnca verilmiþ olmasýdýr. Yani kitapta bir baþlýk altýnda Ýttihat ve Terakki Dönemi ve Dede Yakub Cemil anlatýlýrken hemen peþi sýra gelen baþlýk altýnda yakýn dönem ve Torun Yakub Cemil anlatýlmaktadýr. Buradan tekrar bir baþka baþlýk altýnda Ýttihat ve Terakki Dönemine ve sonra yakýn döneme geçilmiþtir. Yani, sürekli birbirini takip eder bir þekilde iki dönem karþýlaþtýrmalý bir mantýkla eserde kurgulandýrýlmaya çalýþýlmýþ ve doðrusunu söylemek gerekirse yazar tarafýndan bu durum ustalýkla yapýlmýþtýr.

Eserin konusunu, ayný mirasý paylaþan iki ayrý dönemin, iki ayrý gizli örgütünün, akraba olduðu iddia edilen iki elemanýnýn, Türk siyasal yaþamýnda baþlarýndan geçen olaylarýn akýcý bir üslupla hikaye edilmesi oluþturmaktadýr.

Eser, yazarýn bu çalýþmayý nasýl kaleme aldýðýný anlatan yedi sayfalýk “Giriþ” bölümüyle baþlamaktadýr. Bu bölümden sonra Ýttihat-Terakki’yi, Teþkilatý Mahsusa’yý ve Makedonya Daðlarýný anlatan “Makedonya’da dede Yakub Cemil”in kendi hayat hikayesiyle baþladýðý baþlýk devam etmekte, bunu da 1984 yýlýyla (yazarýn kurgusuyla) MÝT’in ASALA operasyonlarýný anlatan “Atina’da torun “Yakub Cemil”” izlemekte ve sýrasýyla: “Ýran’da dede Yakub Cemil”, “Beyrut’ta torun “Yakub Cemil””, “Trablusgarp’ta dede Yakub Cemil”, “Avrupa’da torun “Yakub Cemil””, “Babýâli’de dede Yakub Cemil”, “Paris’te torun “Yakub Cemil”” , “Batý Trakya’da dede Yakub Cemil” , “Ankara’da torun “Yakub Cemil””, “Kafkasya’da dede Yakub Cemil”, “Ýzmir’de torun “Yakub Cemil””, “Kâðýthane sýrtlarýnda dede Yakub Cemil”, “Torun “Yakub Cemil’in son sözü”, “Yazarýn son sözü yerine”, “Kim Kimdir?”, “Kaynakça” ve “Dizin”  bölümleriyle eser son bulmaktadýr.

Soner Yalçýn tarafýndan kaleme alýnan eserde, her ne kadar açýklayýcý birkaç dipnota yer verilmiþ ve 100’e yakýn kaynak kullanýlmýþsa da çalýþmanýn akademik bir kimliðe sahip olmadýðý söylenebilir. Gözden kaçmamasý gereken bir diðer husus ise Yalçýn’ýn, bir gazeteci olmasýna raðmen yetersiz de olsa Ýttihat ve Terakki dönemini incelemesi ve hatta bu dönemin bir simasý üzerinde “nokta araþtýrma” yapmasý, detaya inmesi, bunu akýcý bir üslupla vermesinin yanýnda çalýþmanýn arkasýna “Dizin” koymasý çalýþmanýn titizliðini anlatmasý ve bir çok tarihçiye örnek olmasý bakýmýndan oldukça önemlidir. Zaten yazarýn kendisi de eserde: “Bu kitap ne bir öykü, ne de bir roman. Bir akademisyenin çalýþmasý hiç deðil. Bu bir gazeteci kitabýdýr...”[2] demektedir.

Bir kaç kelimeyle ifade etmek gerekirse Dede Yakub Cemil ile Ýttihat-Terakki ve Teþkilat-ý Mahsusa, Torun Yakub Cemil’le ise Milli Ýstihbarat Teþkilatý ve yazarýn iddialarýyla bu teþkilatýn Ermeni terörü ve Ermeni terörüyle özdeþleþen ASALA terör örgütüyle mücadelesi anlatýlmaktadýr.

Soner Yalçýn, Dede Yakub Cemil’in hayat hikayesini anlatýrken torununun anlatýlarýndan ve dönemle ilgili kitaplardan yararlandýðýndan bahsettikten sonra sözlerine þöyle devam etmektedir: “Dede Yakub Cemil’in anlatýmlarýnda olaylarýn arkasýndaki Ýngiliz, Fransýz, Rus ve Alman “parmaklarýný” göremeyeceksiniz. Örneðin Sadrazam Mahmud Þevket Paþa’nýn suikast sonucu öldürülmesinde, Ýngilizlerin muhaliflere yardým ettiði  iddialarý o günlerde ve o günleri yaþayan kiþilerin anýlarýnda fazlasýyla yer alýr. Bunlara yer vermedim. Çünkü Dede Yakub Cemil’in donanýmý bunlarý anlamaya müsait deðildi. Onun aðzýndan paylaþým kavgalarýnýn iç siyasetteki izdüþümünü anlatmak abartýlý olacaktý. Bu konulara hiç girmedim. Sadece bir silahþorun gördüklerini yazmaya çalýþtým.”[3]

Yazar Soner Yalçýn, Torun Yakub Cemil’de de benzer bir üslup kullandýðýný, kendisinin dahi katýlmadýðý ve hatta kendisini zaman zaman rahatsýz eden bölümlerin ve olaylarýn olduðunu, ancak yine de bunlarý deðiþtirmeden kaleme aldýðýný ve takdiri okuyucuya býraktýðýný belirtmiþtir.[4]

Gazeteci Soner Yalçýn’ýn eserine konu ettiði Dede Yakub Cemil, Hüseyin Cahit Yalçýn’ýn anýlarýnda þöyle tasvir edilmiþtir:

“Ýstanbul dýþýndaki konferanslarda Cemiyet yanýma Yakup Cemil’i[5] de vermiþti. Bir gün akþam üzeri Tanin’de Babanzâde Ýsmail Hakký ile kalemlerimizi býrakmýþ dinleniyor ve tek tük kelimelerle kýsa kýsa konuþuyorduk. Kapý açýldý. Genç, yakýþýklý ve sevimli bir subay içeri girdi. Ýttihat ve Terakki’nin genç subaylarý Tanin’i bir aile ocaðý gibi bilirler, severler ve teklifsizce kapýsýndan içeri girerlerdi. Yakup Cemil olduðunu iþitince kendisini daha çok hoþnutlukla karþýladýk. Adýný bilmiyorduk. Cemiyet’in en özverili, katýksýz ve yürekli taraflýlarýndan olduðunu duymuþtuk. Enver’le Bingazi’de Ýtalyanlara karþý savaþa gitmiþti. Þimdi oradan dönüyor ve bize taze savaþ haberleri de getiriyordu.

Yakup Cemil, Trablusgarp savaþý üzerine çok iyimser davranýyor; Ýtalyanlarýn hiçbir iþ yapmadýklarýný, kýyýya bin zorlukla yapýþýp kaldýklarýný anlatýyordu. Birkaç Türk subayýnýn kesin bir yoksunluk içinde orada yarattýklarý savunma harikasýný anlattýkça yüreklerimizi hayret, övünç ve sevinçle dolduruyordu.

Yakup Cemil, Ýtalyanlarýn durumundan, bir þeyi baþaramadýklarýndan söz ederken Türk karargâhýndaki savaþ hayatýyla ilgili fýkralar da iletiyordu. Bir akþam yanlarýna bir subay gelmiþti. Ýstanbul’dan ve illerden, kolayýný bulan subaylar gizlice Trablusgarb ve Bingazi karargâhlarýna gidiyorlar ve bir fedai sýfatýyla yurda karþý görevlerini yapýyorlardý. Onun için, günün birinde yanlarýna yeni bir subayýn gelmesi doðal görünebilirdi. Ama her nedense, bu gelen adamdan þüphelendiðini Yakup Cemil bize inançla anlatýyordu. Bunun Ýtalyanlar tarafýndan gönderilmiþ bir casus olabileceðini düþündü ve hemen kararýný verdi. Yemek yiyorlardý. Çadýrýn içinde baðdaþ kurup yere oturmuþlardý. Yakup Cemil tabancasýný çýkardý. Havlunun altýndan gizli tutarak ilerledi ve birdenbire elini çekti, ateþ etti ve casus olmasýndan þüphelendiði silah arkadaþý cansýz bir halde yere serildi[6].

Hikayenin bu noktasýnda Babanzâde Ýsmail Hakký ile bakýþlarýmýz karþýlaþtý. Bir þimþek kadar kýsa bir süre içinde, yüzlerimizin çizgileri hiç kýpýrdamadan, birbirimize pek çok þey söyledik ve buz gibi donduk kaldýk.

Yakup cemil çýkýp gittikten sonra Hakký ile gene bakýþtýk ve sonra dillerimiz söküldü. Ölen bir tahtakurusu olsa bu kadar soðuk, ilgisiz ve doðal bir biçimde anlatýlmazdý. Oysa Yakup Cemil, belki de yurt aþkýyla yüreði dolu bir halde, bin türlü zahmete ve tehlikeye katlanarak düþmana karþý savaþa gelmiþ bir silah arkadaþýný, salt bir kuruntu ve þüphe üzerine, duraksamadan öldürmüþtü.[7]

Bab-ý âli Baskýný sýrasýnda dýþarýya çýkan Harbiye Nazýrý Nazým Paþa, Enver Bey ve adamlarýný görüp azarlayan bir eda ile: “ yoksa sadareti basmaya mý geldiniz, haddinizi biliniz!” derken Enver Bey durumu nezaketle Paþa’ya anlattýðý bir sýrada Yakup Cemil silahýný doðrultmuþ ve Nazým Paþa’yý oracýkta öldürmüþtür. Duruma Enver Bey ve Talat Paþa çok sert tepki göstermiþlerse de Yakup Cemil istifini bozmadan “ Bu adamlar baþka türlüsünü anlamazlar” diyerek cevap vermiþtir.[8] Ýþte böylesi bir halet-i ruhiye’ye sahip olan Dede Yakub Cemil’in Makedonya daðlarýndaki mücadeleleri, Trablusgarp hatýralarý, Ýran’da devrim hareketlerine karýþmasý, Bab-ý âli Baskýný’ndaki rolü, Ýttihat ve Terakki kavgalarý, Birinci Dünya Savaþý ve Ermenilere karþý verdiði savaþ... ve nihayet Kâðýthane sýrtlarýnda kurþuna dizilmesiyle son bulan hayatý anlatýlmýþtýr...

“ Bir vasiyetimin olup olmadýðýný sordular. ‘Param malým yok ki sana söyleyecek lafým olsun. Çoluk çocuðuma Cemiyet ve arkadaþlarým bakar. Ýttihat ve Terakki benim ailemi ne aç býrakýr, ne çýplak!’ Benim bir tek ailem vardý: Ýttihat ve Terakki!

Müftü’de dini telkine baþlamýþtý ki ona da izin vermedim:’Zahmet etme Hocam, ben Allah’a karþý görevimi yaptým, sana lüzum yok!’

Cebimdeki altýn saatle parmaðýmdaki yüzüðü çýkardým ve eþime vermelerini istedim. Ýttihat ve Terakki’ye dua ettim.

‘Askerleri benim yüzümden bekletmek, iþgal etme doðru deðildir’ diyerek kazýða doðru ilerledim. Arkamý dayadým. Yüzümü müfrezeye çevirdim.

Ellerimi ve gözlerimi baðlatmak istemiyordum.

‘Söz veriyorum, bulunduðum noktadan kýmýldamam, ölüme gözlerim açýk olarak gitmek isterim!’ dedim.

Kabul etmediler.

Ellerimi ve gözlerimi baðlamak üzereyken, kurþuna dizecek müfrezenin subayýna, ‘Subay Efendi, görevini iyi yap ve yaptýr! Hükümetin emrini unutma! Kalbime niþan alýn. Yoksa bu kalp kolay kolay durmaz. Baþka söyleyecek bir þey kalmadý’ dedim.

‘Yaþasýn Ýttihat ve Terakki’ diye baðýrdým.

Sonra keskin bir düdük sesi ve hemen ardýndan patlayan on dört tüfek....

Zor nefes alýyordum... Yanýbaþýmda bir sürü fýsýldaþma...

Sonra, sonrasý karanlýk...”[9]

Evet, Dede Yakub Cemil’in son sözü ‘Yaþasýn Ýttihat ve Terakki’ olmuþtu, sonrasý karanlýk diye biterken bu karanlýk, Soner Yalçýn’ýn çalýþmasýyla aydýnlatýlmaya çalýþýlmýþtýr.

Soner Yalçýn’ýn “Teþkilat’ýn Ýki Silahþoru” isimli çalýþmasý yayýnlanýr yayýnlanmaz kamuoyunda çok farklý tepkilere yol açmýþtýr. Bu tepkiler özellikle torun Yakub Cemil’e yönelik olmuþtur.

Emin Çölaþan ve Yalçýn Bayer’in kitabýn reklamýna yönelik övgüleri dikkat çekmiþtir. Emin Çölaþan: “Yakub Cemil, Meþrutiyet ve Birinci Dünya Savaþý yýllarýnýn çok önemli subaylarýndan biri. Örgütlediði özel ekiplerle Makedonya, Ýran, Libya, Kafkasya ve Doðu Anadolu’da görev yapýyor, Çarpýþýyor. Ýstanbul’da, Babýâli baskýnýnda Harbiye Nazýrý Nazým Paþa’yý öldürüyor. Korkusuz, atak, çeteci, savaþçý ve attýðýný vuran bir suikastçi. Sonunda Kâðýthane sýrtlarýnda kurþuna diziliyor. Acý bir serüven.

Torun Yakub Cemil ise MÝT görevlisi. Soner Yalçýn onu “Cumhuriyet’in silahþoru” olarak tanýmlýyor. Çok sayýda yurtdýþý eylemde görev alýyor, Türkiye’ye zarar veren terör örgütleri mensuplarýný temizleyen ekiplerde, ‘Abi’ dediði Hiram Abas’la birlikte iþ bitiriyor.

Türkiye, vatan için kelle koltukta oradan oraya koþturan isimsiz kahramanlarýný hiç tanýmýyor.

Çok ilginç, çok öðretici bir kitap. Bir solukta okuyacaksýnýz “ derken, “Bir Gizli Servisin Tarihi” adlý kitabýnda ASALA’ya karþý Abdullah Çatlý ve ekibinin nasýl kullanýldýðýný (Bunlar da Özkan’ýn iddialarý) ayrýntýlarýyla anlatan Tuncay Özkan[10], Soner Yalçýn’ýn bu kitabýna belki de en aðýr eleþtirilerden birisini getirmiþtir. Özkan: “Yakub Cemil’in silahþor olduðu gerçek. Kitapta bir tek orasý doðru. Onu da zaten tarih kitaplarýndan aktarmýþ. Soner Yalçýn’ýn konuþtum dediði kiþinin Yakub Cemil’in torunu olmadýðý ortada. Ben bizzat araþtýrdým ama çýkan yayýnlardan olmadýðý açýk ve net. Soner Yalçýn arkadaþýmýz bunlarýn ne olduðunu bilecek çapta bir insan. Ama arkadaþýmýz popülizmin tuzaðýna düþmüþ. Bu malzemeyle bir roman yazsaydý keþke. Yani bir araþtýrma, bir inceleme olarak deðil de bir roman olarak sunsaydý piyasaya. O zaman tabii belirli ölçüde tarihin deformasyonu konusunda anlayýþ gösterebilirdik. Ancak aný ve inceleme olarak yayýmlanýnca kabul edemeyiz.”[11] diyor ve ekliyor: “ Soner Yalçýn’ýn daha önce kendi kitabýna koyduðu Ýsviçre savcýlýðýnýn dökümanlarý, son anlattýklarýyla çeliþiyor. ‘Bay Pipo’da, ‘Reis’te anlattýklarýyla, son kitabýndaki bilgiler çeliþiyor. Yani son kitapta anlatýlan kiþilerin bir hayal kahramaný olduðu, bu yayýnýn bir dezenformasyon kaynaðý olduðu kendi kitaplarýndan da çýkýyor..”[12]

Sonuç itibariyle Soner Yalçýn’ýn kaleme aldýðý bu eser bir döneme damgasýný vurmuþ, tarih sayfalarýnda gizli kalmýþ bir Ýttihatçýyý ön plana çýkartýrken, kitabýn iþlenen diðer konusunda ise bir çok tartýþmayý da beraberinde getirmiþtir. Gerek Soner Yalçýn’ýn bu eseri ve konuya yakýn diðer eserleri gerekse Tuncay Özkan’ýn eseri, bunun yanýnda benzeri eserler veren konuyla baðlantýlý diðer eserler, daha açýk bir þekilde ifade etmek gerekirse MÝT’le ilgili ve bu teþkilata yönelik söylemlerin bulunduðu eserler dün tartýþýlýyordu ve bugün de tartýþýlacak. Acaba hangisi doðru söylüyor? Uyuþturucu kaçakçýlýðý ve diðer baþka çýkar çatýþmalarýyla birbirlerine yönelik saldýrýlar düzenleyen Ermeni terör örgütlerinin yine ayný þekilde terörvari bir yöntemle yok edildiklerini anlatma çabalarý üstelik bir belge-bilgi göstermeden ortaya koymak elbette ki bilimsellikten uzak olacaktýr. Ancak polisiye kurgu sevenler için bu tür çalýþmalar meraklýlarýný bir ölçüde tatmin edecektir.



[1] “Kahraman Anlatýcýnýn Bakýþ Açýsý” ile ilgili olarak bkz. Þerif Aktaþ, Roman Sanatý ve Roman Ýncelemesine Giriþ, Ankara, 1991, s.100-102.
[2] Soner Yalçýn, Teþkilat’ýn Ýki Silahþoru, Ýstanbul, 2001, s. 17.
[3] Yalçýn, Teþkilat’ýn Ýki Silahþoru, s.16.
[4] Yalçýn, Teþkilat’ýn Ýki Silahþoru, s.16-17.
[5] Yakub Cemil, Hüseyin Cahit’in anýlarýnda “Yakup Cemil” olarak yazýlmýþtýr.
[6] Bu olaydan sonra Enver Paþa, birçok kiþinin önünde suçlayýcý bir konuþma yaparak Yakub Cemil’e kýzmýþtýr. Bu konuþmanýn çok aðrýna gittiðini belirten Yakub Cemil Ýstanbul’a dönmüþtür.( Yalçýn, Teþkilat’ýn Ýki Silahþoru, s. 107.)
[7] Hüseyin Cahit Yalçýn, Siyasal Anýlar, Haz. Rauf Mutluay, Ýstanbul, 2000, s.232-234.Hüseyin Cahit devamla þunlarý yazmýþtýr. Ýþte yanýmda dolaþan Yakup Cemil bu kiþiydi. Gittiðimiz yerlerde, benden sonra, Trablusgarp savaþý üzerine konuþmalar yapýyordu. Bu hikâyelerinde, þüphelenerek öldürdüðü subay iþine hiç deðinmedi. O tutsak edilen sürü sürü Ýtalyan askerini anlatýyordu. Bunlarýn hepsini Trablusgarp’ta sünnet ederek Ýslâm dinine sokuyorlardý. Yakup Cemil, hikâyesinin bu noktasýna gelince, her tarafta alkýþ tufanlarý baþlýyordu. Bu alkýþlarýn ta yürekten koptuðu, gözlerindeki hayranlýk ve esrime ifadelerinden anlaþýlýyordu....” (Yalçýn, Siyasal Anýlar, s. 234.)Yakup Cemil’in yaþamýna ait bazý kesitler ve fotoðraflarý Fethi Tevetoðlu’nun “Ömer Naci” adlý kitabýnda yer almaktadýr. Ayrýca Hüsamettin Ertürk ile Galip Vardar’dan anýlar derleyen Samih Nafýz Tansu’nun kitaplarýnda Yakup Cemil’in serüvenleri anlatýlmýþtýr. Çeþitli kaynaklarda adý ve yaptýklarý anlatýlan Yakup Cemil ile ilgili ilave olarak Tahir Alangu’nun Ömer Seyfettin (1968) kitabýna da bakýlabilir.( Yalçýn, Siyasal Anýlar, s. 411.)
[8] Celal Bayar, Ben de Yazdým, C.4., Ýstanbul, 1972, s.29. Ayrýca bkz. Yalçýn, Teþkilat’ýn Ýki Silahþoru, s. 128-146.
[9] Yalçýn, Teþkilat’ýn Ýki Silahþoru, s. 266-267.
[10] Tuncay Özkan, Radikal Gazetesi yazarý & Kanal D Haber Müdürü.
[11] www.atin.org
[12] www.atin.org Konuyla ilgili daha geniþ tartýþmalar için bkz. www.atin.org.

 

 ----------------------
* -
- ERMENÝ ARAÞTIRMALARI, Sayý 3, Eylül-Ekim-Kasým 2001
    ï¿½ï¿½eri�e Yorum Yaz    Yazd�r    Tavsiye Et

   «  Geri
Yorumlar

Hen�z Yorum bulunmamaktad�r.


 
 
ERAREN - Ermeni Ara�t�rmalar� Enstit�s�

Bu site en iyi 1024 x 768 �z�n�rl�kte g�r�nt�lenir.