I. 2001 Yýlýnýn Bilançosu
Bu bölümde 2001 yýlýnýn en önemli olaylarýný, Türkiye-Ermenistan Ýliþkileri, Türk-Ermeni Barýþma Komisyonu, sözde Ermeni soykýrýmýný tanýtma gayretleri ve Karabað sorununda geliþmeler baþlýklarý altýnda inceleyeceðiz.
1. Türkiye- Ermenistan Ýliþkileri
Baþkan Koçeryan’ýn 1998 yýlýnda iktidara gelmesiyle bozulmaya baþlayan Türkiye-Ermenistan iliþkilerinde 2001 yýlý içinde hiç bir düzelme görülmemiþtir. Bunun nedeninin Türkiye’nin bazý ilkelere dayanan politikasýna karþýlýk Ermenistan’ýn uzlaþmaz tutumu olduðu görülmektedir.
Türkiye’nin Ermenistan’a karþý güttüðü politikanýn temelinde[1] toprak bütünlüðüne saygý, sýnýrlarýn dokunulmazlýðý ve iyi komþuluk ilkelerine saygý bulunmaktadýr. Diðer yandan Türkiye, Ermenistan’ýn iþgal etmiþ olduðu Azerbaycan topraklardan çekilmesini ve Karabað sorununa Azerbaycan’ýn toprak bütünlüðü içinde çözüm bulunmasýný istemektedir. Nihayet Türkiye, Ermenistan’ýn soykýrým iddialarýnýn uluslararasý alanda tanýnmasý çabalarýnýn iyi komþuluk anlayýþýyla baðdaþmadýðýný ve iki ülke iliþkilerinin normaleþmesine olumlu etki yapmadýðýný belirtmekte ve tarihin yargýlanmasýnýn tarihe býrakýlmasýný istemektedir.
Ermenistan’a gelince bu ülkenin Türkiye politikasý, Dýþiþleri Bakaný Oskanyan tarafýndan kýsa süre önce þöyle ifade edilmiþtir:[2] “Türkiye Karabað anlaþmazlýðý ve Ermeni soykýrýmý sorunu konularýnda Ermenistan ile iliþkilerini normalleþtirmek için koþullar koymaya devam etmektedir. Ermenistan’a gelince biz, hiç bir koþul olmadan, diplomatik iliþkilerin kurulmasý ve sýnýrlarýn açýlmasý için ýsrar ediyoruz.” Oskanyaný ayný beyanatýnda Ermeni “soykýrýmý”nýn uluslararasý alanda tanýnmasýnýn ülkenin dýþ politikasý gündeminde bulunmaya devam ettiðini de söylemiþtir.
Sonuç olarak Ermenistan Türkiye ile diplomatik iliþkiler kurulmasýný ve sýnýrlarýn açýlmasýný ýsrarla istemekte ancak Türkiye’nin toprak bütünlüðünü ve sýnýrlarýnýn dokunulmazlýðý teyit etmekten kaçýnmakta, ayrýca Türkiye’ye karþý soykýrýmý iddialarýný ileri sürmeye ve Karabað ile diðer Azeri topraklarýný iþgale devam etmektedir. Bu, her þeyi almak ancak karþýlýðýnda hiçbir þey vermemek olarak özetlenebilecek tutum Ermenistan-Türkiye iliþkilerinde ilerleme olmamasýnýn baþlýca nedenini oluþturmaktadýr.
2. Türk- Ermeni Barýþma Komisyonu
9 Temmuz 2001 tarihinde altý Türk ve dört Ermeni tarafýndan bir “Türk-Ermeni Barýþma Komisyonu” kurulduðu kamu oyuna duyuruldu. Komisyon üyelerinin hiçbirinin resmi bir unvan ve görevi olmamasý bu giriþimi ilginç kýlýyor ve bir uzlaþmaya varýlmasý konusunda iki ülke resmi temaslarýna yardýmcý olacak bir çerçeve oluþturulduðu ümitlerini doðuruyordu.
Komisyonun baþlýca görevleri,[3] Türkler ve Ermeniler arasýnda karþýlýklý anlayýþ ve iyi niyeti geliþtirmek, Ermenistan ile Türkiye iliþkilerinin iyileþtirilmesini teþvik etmek, sivil toplum örgütleri arasýnda temas, diyalog ve iþbirliðini desteklemek, hükümetlere sunulmak üzere bazý tavsiyeler geliþtirmek, turizm, kültür, eðitim, çevre ile diðer bazý alanlarda ve güven arttýrýcý önlemlerde resmi olmayan iþbirliðini desteklemek ve bazý konularda uzman incelemesi yaptýrmak olarak özetlenebilir.
Komisyonun görevleri arasýnda dikkati çeken nokta ne doðrudan ne de dolaylý olarak “soykýrým” konusuna deðinilmemesidir. Ayný þekilde Karabað sorunundan da bahis yoktur. Taraflarýn üzerinde anlaþýlmasý zor olan konularý bir kenara býrakarak diðer konularda iþbirliði yapýlmasýný öngören bir strateji benimsedikleri anlaþýlmaktadýr.
Komisyonun kurulmasýna karþý Türkiye’den resmi bir tepki gelmez iken Ermenistan Dýþiþleri bu giriþimi genelde olumlu karþýlamýþ ancak bu diyalogun sorunlarýn çözümü için devletler düzeyinde yapýlacak görüþmelerin yerini alamayacaðý belirtmiþtir.[4]
Taþnaklar ise Komisyona büyük tepki göstermiþler ve þiddetli tenkitler yöneltmiþlerdir.[5] Bunlarýn baþýnda Komisyonun sözde soykýrýmýnýn tanýnmasý faaliyetlerini engelleyebileceði gelmektedir. Bu nedenle Komisyon, Ermeni çýkarlarýný gözetmeyen bir giriþim olarak tanýmlanmýþ ve üyeleri de yetkisiz kiþililer olarak telakki edilmiþtir. Taþnaklar Türkiye ile diyaloga girmeyi, Türkiye’nin “soykýrýmý”ný tanýmasýna, Karabað sorununda “önyargýlý tutumunu” deðiþtirmesine ve Ermenistan’a uygulanan ambargonun kaldýrýlmasýna baðlamýþlardýr. Taþnaklarýn Komisyona karþý açtýklarý bu kampanya etkili olmuþ, Ermenistan millet meclisinde sayýsal çoðunluðu oluþturan partiler, Komisyonu kýnayan bir karar almýþlar,[6] Diyaspora basýný da çoðunlukla Komisyona karþý çýkmýþ, Ermenistan Dýþiþleri de aðýz deðiþtirerek Komisyonun Ermeni “soykýrýmý” sürecinin durdurmasýndan endiþe edildiði ancak bu giriþimin Ermeni makamlarýný “soykýrýmý”nýn tanýnmasý çabalarýndan saptýramayacaðý ifade edilmeye baþlanmýþtýr.
Diðer yandan bu eleþtiriler Komisyonun Ermeni üyelerini kendilerini savunmaya ve “soykýrým” gerçeðinin tartýþýlamayacaðý, Komisyon faaliyetlerinin “soykýrýmý”nýn tanýnmasý sürecini engellemeyeceði gibi beyanlarda bulunmaya yöneltmiþtir. Eleþtiriler ve Komisyon’un Ermeni üyelerinin istifa etmesi talepleri devam ederken Alman Parlamentosunun Eylül ayýnda soykýrýmý konusunu gündeme almayý reddetmesi gerekçeleri arasýnda, Türk-Ermeni sivil toplum örgütleri arasýnda temaslarýn baþlanmýþ olmasýný da saymasý[7] ve Avrupa Parlamentosunun da Türkiye’nin üyeliði ile ilgili 15 Kasým 2001 tarihli kararýnda Barýþma Komisyonuna büyük önem vermesi, [8] Ermeni üyeler üzerinde etkili olmuþtur. Sonuç olarak Ermeni üyeler Komisyonun 23–25 Eylül’de Ýstanbul’da yapýlan ikinci toplantýsýndan itibaren soykýrýmý konusunun dolaylý veya dolaysýz bir þekilde ele alýnmasý ve özellikle bu hususa toplantý bildirilerinde yer verilmesini istemeye baþlamýþlardýr. 18–21 Kasým’da New York’ta yapýlan üçüncü toplantýda, 1948 Birleþmiþ Milletler soykýrým sözleþmesinin 1915 olaylarýna uygulanýp uygulanmayacaðýnýn baðýmsýz bir kuruluþ olan “Geçiþte Adalet Uluslararasý Merkezi “ (International Center for Transitional Justice) tarafýndan incelenmesi kabul edilmþtir.[9] Ancak, toplantýlara Baþkanlýk eden Amerikalý David L. Phillips’in bu husustaki sözleri basýnda “Osmanlý Ýmparatorluðundaki Ermenilerin 1915 yýlýnda kitle halinde öldürülmelerinin ve sürülmelerinin bir soykýrým olup olmadýðýnýn tespit edilmesi” olarak yansýtýlmýþtýr.[10] Kýsaca sözleþmenin geriye iþleyip iþlemeyeceði gibi nispeten basit bir hukuki husus, sözleþmeye göre olaylarýn soykýrýmý olup olmadýðýnýn saptanmasýna gibi, tarihsel bir deðerlendirmeye dönüþtürülmüþtür.
Komisyonun Türk üyelerinin bu hususu Geçiþte Adalet Uluslararasý Merkezine hatýrlatmasý üzerine Ermeni üyeler David L. Phillips’e bir yazý göndererek Komisyonun devam etmeyeceðini bildirmiþlerdir[11]
Böylelikle Komisyon’un Ermeni üyeleri sudan bir bahane ile Komisyon’un çalýþmalarýna son vermiþlerdir. Bunda, Taþnaklarýn Komisyon ve Ermeni üyeler hakkýnda yürüttüðü karalama kampanyasýnýn baþlýca rolü oynadýð ve kampanyanýn etkisinde kalan Ermeni üyelerin tutumlarýnda, ýlýmlýdan aþýrýlýða doðru bir tür metamorfoz geçirdiði görülmüþtür. Komisyon’a Rusya’dan katýlan Andranik Mihranyan ile Ermenistan’ýn eski dýþiþleri bakaný Aleksandr Arzumanyan’ýn basýna, Komisyonun Türk üyelerini suçlayacak kadar ileri giden beyanlarý, bu olumsuz metamorfozun kanýtlarýný oluþturmuþtur.[12]
Komisyon’un fiilen sona ermesinden sonra Taþnak Partisi bir bildiri yayýnlayarak Türkler ve Ermeniler arasýnda Türkiye’nin Ermeni “soykýrýmý”ný tanýmasýndan sonra diyalog olabileceðini, Türkiye’nin Ermeni “soykýrýmý” konusundaki sorumluluðunun Türk-Ermeni iliþkilerinden ayrýlamayacaðýný ve bu nedenle de Ermeni “soykýrýmý”nýn tanýnmasýnýn Ermenistan dýþ politikasýnýn ayrýlmaz bir parçasý olduðunu ve þimdi her zamandan daha fazla Ermeni “soykýrýmý”nýn tanýnmasý çabalarýna devam olunacaðýný bildirmiþtir.[13]
Ermenistan Baþkanýnýn Basýn Sekreteri Vahe Gabrielyan ise Barýþma Komisyonunun daðýlmasýnýn önceden tahmin edildiðini belirtirken, Türkiye ile Ermenistan arasýndaki diyalogun devlet düzeyinde cereyan etmesi gerektiðini ifade etti.[14] Böylelikle Türkiye ile diyalog konusunda Ermeni Hükûmeti ile Taþnaklar arasýnda derin görüþ ayrýlýklarý olduðu bir kez daha ortaya çýkmýþtýr.
Ermeni gazetelerinin büyük çoðunluðu Komisyon’un baþarýsýzlýðýndan memnuniyet duymuþlar ancak, barýþma olmayacaksa, düþmanlýk kin ve intikam olacaðýný belirten gerçekçi görüþlere de ratlanmýþtýr. [15]
Komisyonun fiilen sona ermesi konusunda Türk makamlarýnýn bir tepkisi olmamýþtýr.
Türk-Ermeni diyalogunun tamamen sona erdiðini söylemek zordur. Zira günümüz koþullarýnda sorunlarýn halli için masaya oturmaktan baþka yol görülmemektedir. Diðer yandan Ermenistan’ýn Türkiye ile iliþkilerini normal hale getirmeye cidden ihtiyacý vardýr. Komisyonun çalýþmasýný durduran Ermeni üyeler dahi bu konudaki mektuplarýnda Ermeni ve Türk sivil toplum örgütleri arasýndaki temaslarýn, iliþkilerin normalleþmesi bakýmýndan, gerekli olduðunu belirtmiþlerdir. ABD de stratejik nedenlerle güney Kafkasya’da istikrarýn hakim olmasýný istemekte ve bu çerçevede iki ülkeden sorunlarýný halletmelerini beklemektedir. Bu durumda, resmi makamlar arasýnda görüþmeler yapýlamadýðý taktirde, sivil toplum örgütleri arasýnda temaslarýn yararlý olacaðýnda þüphe bulunmamaktadýr. Yeni bir tertip içinde Barýþma Komisyonunun ihyasý dahi düþünülebilir.
3. Sözde Ermeni soykýrýmýný tanýtma gayretleri
2001 yýlýnda Ermeni sorunundaki en önemli geliþme Fransýz Parlamentosunun Ocak ayýnda bir kanunla Ermeni “soykýrýmýný” kabul etmesi olmuþtur. “Fransa 1915 Ermeni soykýrýmýný açýkca tanýr” þeklinde kýsa bir cümleden oluþan bu kanun, Ermeni militanlarýna moral alanda bir tatmin saðlamýþtýr. Anca “soykýrým” için kimseyi suçlamamasý, Türkiye’den “soykýrým”ýný tanýmasýný talep etmemesi ve Fransa’da soykýrýmýný inkar edenlere karþý bir müeyyide öngörmemesi nedeniyle pratik bir sonuç doðurmamýþtýr.[16] Buna mukabil Türk-Fransýz iliþkileri bozulmuþ ve ancak yýl sonuna doðru askeri alanda bazý temaslarla aðýr bir iyileþme sürecine girmiþtir.
2001 yýlý içinde sözde Ermeni soykýrýmýný tanýyan baþka ülke olmamýþtýr. Aksine, bazý ülkeler, Ermeni militanlarýnýn tüm gayretlerine raðmen, “soykýrýmýný” tanýmayý reddetmiþlerdir.
Bunlarý tarih sýrasýna göre þöyle özetleyebiliriz:
Rus Duma’sý, sözde Ermeni soykýrýmýnýn tanýnmasý hakkýnda, Jirinovski’nin baþkaný olduðu Liberal Demokratik parti tarafýndan yapýlan bir öneriyi 14 Þubat 2001 tarihinde reddetmiþtir. Ancak, Duma’nýn 1995 yýlýnda “Ermenilerin imhasýný gerçekleþtirenleri takbih eden” ve “24 Nisan’ýn soykýrým kurbanlarýnýn anýlmasý günü olarak kabul” eden kararý yürürlükte olmaya devam etmiþtir.[17]
Ýsviçre parlamentosu 13 Mayýs 2001 tarihinde Ermeni “soykýrýmý”nýn tanýnmasýný talep eden bir karar tasarýsýný üç oy farkla reddetmiþtir. [18] Ýsviçre’deki Ermeni militanlarý bu kez bazý Türk Dernek yöneticileri aleyhine dava açarak “soykýrýmý”ný bir mahkeme kararýna koydurmak yolunu denemiþler, ancak mahkeme 17 Eylül 2001 tarihinde dava edilen Türkleri beraat ettirtmiþ ve hakim 1915 olaylarýný soykýrýmý olarak nitelendirmekten kaçýnmýþtýr. Bu hezimet karþýsýnda Ermeniler 10 Aralýk 2001 tarihinde Cenevre Kantonu Yönetiminden “soykýrýmý” konusunda bir karar almayý baþarmýþlarsa da, daha önce bu kanton meclisi, esasen bu konuda bir kararý bulunduðundan [19] bu yeni kararýn bir yanký veya etkisi olmamýþtýr.
Ermeni “soykýrýmý”ýn tanýnmasý hususundaki bir dilekçeye Slovakya Cumhurbaþkanlýðý kaleminden verilen bir cevapta, 1915 olaylarýný tanýmlamanýn tarihçilere ait olduðu belirtilerek “soykýrým” kelimesi kullanýlmamýþtýr.[20]
Baþkan Bush’un 24 Nisan 2001 tarihindeki geleneksel mesajýnda “soykýrýmý” sözcüðünü kullanmamasý, Ermeni aktivistlerin þiddetli eleþtirilerine yol açmýþ ve Baþkanýn “soykýrýmý”na çok yakýn anlamý bulunan “annihilation” (tamamen yok etme) sözcüðünü kullanmýþ olmasý yeterli sayýlmamýþtýr.[21] Ermenilerin bu yýl Kongre’ye “soykýrýmýn” tanýnmasýný öngören bir karar tasarýsý sunamamalarý da dikkati çelmiþ ve özellikle 11 Eylül terörist olayýndan sonra ABD’de Türkiye’ye karþý bir harekete giriþmenin güçlüðünü ortaya koymuþtur. Bazý Amerikan Eyalet Meclisleri veya valileri, geçen yýllarda olduðu gibi 2001 yýlý içinde de Ermeni”soykýrýmý” hakkýnda bazý kararlar kabul etmiþler.[22] ancak bunlar Ermeni basýnýnda dahi yeterince yer almamýþ ve kamu oyunun dikkatini çekmemiþtir.
Ermeni asýllý bir milletvekilinin Nisan ve Haziran aylarýnda Kanada Parlamento-suna sunduðu ve Ermeni “soykýrýmý”nýn tanýnmasýn öngören önergeler reddedilmiþtir.[23]
Ýngiliz Commonwealth Bakaný Baroness Scotland Þubat ayýnda Lord’lar Kamerasýnda bir soruya cevaben 1915 olaylarýnýn, Birleþmiþ Milletler 1948 Soykýrým Sözleþmesine göre soykýrýmý olarak nitelendirilemeyeceðini söylemiþ bu husus Temmuz ayýnda Ankara’daki Ýngiltere Büyükelçiliðinin yayýnladýðý bir basýn bildirisiyle tekrarlanmýþtýr.[24]
Alman Meclisi soykýrýmýn tanýnmasý için Nisan ayýnda verilen bir dilekçeyi, Dýþiþleri Bakanlýðýnýn görüþünü aldýktan sonra, Eylül ayýnda reddetmiþtir. [25]
Buna karþýlýk Papa Jean-Paul II [26] Rusya Devlet Baþkaný Vladimir Putin [27] ve Polonya Cumhurbaþkaný Kvashnewski[28] Ermenistan’ý ziyaretleri sýrasýnda “soykýrýmý”ný tanýdýklarý anlamýna gelecek ifadelerde bulunmuþlardýr. Vatikan’ýn Kasým 2000’de, Rus Dumasý’nýn da Nisan 1995’te Soykýrýmýný tanýdýðý dikkate alýndýðýnda Papa ve Putin’in deðindiðimiz beyanlarý daha önce mevcut bir durumun teyidi anlamýný taþýmýþ, Polonya Cumhurbaþkanýnýn sözlerinin ise ülkesini deðil þahsýný ilgilendirdiði görülmüþtür.
Yukarýda ifade edildiði üzere 2002 yýlý içinde, Fransa hariç, sözde Ermeni soykýrýmýný tanýyan ülke olmamýþtýr. Bu durum, “soykýrýmý”nýn tanýnmasýný saðlamanýn dýþ politikasýnýn öncelikleri arasýnda olduðunu ifadeden Ermenistan ile tüm gayretlerini bu noktada topladýðý görülen Ermeni diasporasý için ciddi bir baþarýsýzlýk teþkil etmiþtir.
4. Karabað sorununda geliþmeler
2001 yýlýnýn ilk aylarý Karabað sorunu için ümit veren geliþmelere sahne olmuþtur. Baþkan Aliyev ve Koçeryan bu sorunun çözümü için önce Mart ayýnda Paris’te sonra da Nisan’da Florida’da Key West’e bir araya gelmiþler ve daha sonra da Baðýmsýz Devletler Topluluðunun yapmýþ olduðu bazý toplantýlarda karþýlaþmýþlardýr. Bu, yoðun olarak nitelendirilebilecek temaslara raðmen 2001 yýlý içinde Karabað sorununda hiç bir ilerleme saðlanamamýþ ve taraflar, önceden kararlaþtýrýlmýþ olmasýna raðmen Haziran ayýnda Cenevre’de toplanamamýþlardýr.[29] Bu durum taraflarýn sorunun çözümü ile ilgili görüþlerinin çok farklý, hatta birbirinin tersi olmasýndan ileri gelmektedir.
Ermenilere göre Karabað Ermeni topraðýdýr ve o nedenle Ermenistan’a ilhak edilmeli ve güvenlik mülahazalarýyla Karabað çevresindeki bazý Azeri topraklarý da alýnmalýdýr. Ancak Ermenistan, bu çok aþýrý tutumunun kabul edilmesine imkan olmadýðýnýn bilinciyle, geçici bir düzenleme olarak, Karabað’a baðýmsýzlýk verilmesini ve bu bölgenin bir koridorla Ermenistan’a baðlanmasýný savunmaktadýr.
Bu konudaki Azeri görüþleri ise Karabað’ýn Azerbaycan’ýn bir parçasý olduðu ve bu nedenle bölgeye ancak geniþ bir muhtariyet verilebileceði þeklinde özetlenebilir. Burada hemen belirtilmesi gereken husus uluslararasý hukuk yönünden Karabað’ýn Azerbaycan topraðý olduðunda þüphe bulunmadýðýdýr.
Karabað sorununun çözümü ile görevli AGÝT/Minsk Grubu adýna hareket eden üç eþ baþkan Karabað için taraflarca kabul edilebilir bir özerklik formülü geliþtirmeye çalýþmýþlardýr. Bu çerçevede Karabað ile Azerbaycan’ý müþterek bir devlet gibi telakki eden ve bu bölgenin Laçin üzerinden bir koridor ile Ermenistan’a, buna karþýn da Nahvican Mehri üzerinden bir koridor ile Azerbaycan’a baðlanmasý dahil, bazý teklifler getirmiþler, ancak Ermenistan’ýn uzlaþmaz tutumu nedeniyle baþarý saðlayamamýþlardýr. Bu durum Minsk Grubu’nu 2001 yýlýnýn ikinci yarýsýndan itibaren hareketsizliðe itmiþtir.
1992 yýlýnda kurulan ve üyeleri arasýnda Türkiye’nin de bulunduðu Minsk Grubu bir süre sonra yetkilerini Rusya, Fransa ve ABD’den oluþan eþ baþkanlarýna devretmiþtir. Oysa bu üç ülke de, deðiþik ölçülerde de olsa, Ermenistan’ý gözeten bir tutum içindedirler.
Karabað sorunu nedeniyle Ermenistan ile Azerbaycan arasýnda 1990’lý yýllarýn baþlarýnda çýkan çatýþmalarda Ermenistan’ýn galip gelmesinin, Rusya’nýn bu ülkeye, bir milyar dolar kadar silah yardýmý dahil, her türlü yardýmý yapmasýnýn bir sonucu olduðunu bugün herkes tarafýndan kabul edilen bir olgudur. Rusya bu hizmetlerine mukabil Ermenistan’dan askeri üs almýþ ve ayrýca sýnýrlarý koruma bahanesiyle de ülkede yaygýn bir þekilde askeri birlikler bulundurmuþtur. Rusya’nýn “stratejik ortaklýk” içinde bulunduðu Ermenistan’a karþý hareket etmesini beklemek zordur. Ermenistan ile olan özel iliþkileri Rusya’nýn Güney Kafkasya’da nüfuzunu devam ettirmesini de saðlamaktadýr. O itibarla Karabað sorununa Rusya’nýn benimsemeyeceði bir çözüm getirmek gerçekçi deðildir. Bu nedenle olmalý ki Baþkan Aliyev bir süreden beri Rusya ile iyi iliþkiler içinde olmak politikasýný sürdürmeye baþlamýþ ve bunun bedeli olarak da Kabala Radar Ýstasyonunu on yýl süre ile Rusya’ya kiralanmasýna razý olmuþtur.[30]
Fransa’nýn Kafkasya’da belirli bir çýkarý yoktur. Bu ülkenin Karabað sorununa gösterdiði ilgi, küçük ve fakat siyasi alanda gayet aktif olan kendi Ermeni azýnlýðý tatmin etmeye yöneliktir. Ermenilerin Fransa’daki nüfuzlarý o derecede ileridir ki Türkiye’nin gücendirilmesi ve bazý askeri satýn alma sözleþmelerinin feshedilmesi göze alýnarak 2001 Ocak ayýnda Fransa Parlamentosu sözde soykýrým hakkýnda bir kanun kabul etmiþtir. Diðer yandan, Azeri ilgililerin Mart ayý Paris toplantýsýnda Karabað sorununun çözümü için herhangi bir ilke kabul edilmemiþ olduðunu ýsrarla söylemelerine karþýn, Baþkan Chirac’ýn yeni Fransýz Büyükelçisinin göreve baþlamasý münasebetiyle Baþkan Koçeryan’a gönderdiði bir mesajda, 2002‘nin Güney Kafkasya’da diyalog yýlý olmasýný ve bu diyalogun “Paris prensipleri temel alarak” sorunun kesin çözümüne götürmesini dilemesi[31], Fransa’nýn Karabað sorununda tarafsýz kalamayacaðýnýn en çarpýcý örneðidir.[32] Ýçinde bulunduðumuz yýl içinde parlamento ve baþkanlýk seçimlerinin yapýlmasýndan sonra, diðer bir deyimle Ermeni azýnlýðýnýn etkisinin azalmasýndan sonra, Fransa’nýn Karabað sorununa karþý bir ölçüde dengeli davranmasý beklenebilir.
Amerika’ya gelince bu ülke de Ermeni azýnlýðýnýn etkisi altýndadýr. Karabað çatýþmalarý sonucunda bu bölgenin ve ayrýca bazý Azeri topraklarýný da iþgal edilmesine ve buralardan bir milyon kadar Azeri’nin kaçmasýna ve sefil koþullar altýnda yaþamaya mecbur kalmasýn raðmen Amerikan Kongresi, sanki saldýrýya uðrayanlar Ermeniler imiþ gibi, 1992 yýlýnda Azerbaycan’a tüm yardýmlarý durdurmuþtur. Amerikan Hükûmetlerinin Azerbaycan’ýn petrol rezervleri bakýmýndan önemini dikkate alarak bu kararý deðiþtirme gayretleri sonuçsuz kalmýþtýr. 11 Eylül terörist saldýrýsýnýn Azerbaycan’ýn stratejik öneminin arttýrmasý üzerine, Baþkan Bush’un giriþimiyle bu karar, geçici olarak kaldýrýlmýþ ve böylelikle ABD Karabað sorununda daha dengeli hareket edebilme imkanýna kavuþmuþtur.
Geçmiþe nazaran daha dengeli davransalar da ABD, Rusya ve Fransa’nýn sonunda, yukarýda deðinilen nedenlerle, Ermenileri kayýrmak durumunda kalacaklarý görülmektedir. Diðer yandan bu gün Karabað sorununun Rusya ve ABD’nin rýzasý olmadan bir çözüme baðlanmayacaðý açýktýr. Buna karþýn Fransa’nýn Kafkasya’da bir rolü veya gücü bulunmamaktadýr. O itibarla Fransa’nýn bu gruptan çýkarýlarak yerine Azerbaycan görüþlerini savunacak bir ülkenin, mesela Türkiye’nin getirilmesi veya Fransa muhafaza edilecekse, Azerbaycan’a yakýn iki ülkenin daha gruba eklenmesi, baþarý þansýný arttýracaktýr.
On yýldan beri var olan Minsk grubu bu yýl da ciddi bir ilerleme kaydedemediði taktirde Azerbaycan’ýn bu grubun aracýlýðýndan vazgeçmesinin kendi menfaati olduðu düþünülmektedir. Bu durumda sorun, asli görevi uluslararasý anlaþmazlýklarýn çözümlenmesi olan Birleþmiþ Milletlere götürülebilir ve Minsk Grubundaki izole edilmiþ durumun aksine, Azerbaycan Birleþmiþ Milletler de elliyi aþkýn Ýslam ülkesinin desteðinden yararlanýlabilir.
I. 2002 ‘NÝN ÝLK ÝKÝ AYI OLAYLARI
1. Türkiye-Ermenistan Ýliþkileri
Baþbakan Bülent Ecevit Ocak ayý ortalarýnda ABD’ye resmi bir ziyaret yaptý. Basýn haberlerine göre[33] Baþbakan Baþkan Bush’a Türkiye’nin Ermenistan ile diplomatik iliþki kurmasý için dört þartý olduðunu bildirdi ve bunarý þu þekilde sýraladý: Ermenistan Türkiye’yi suçladýðý soykýrým iddialarýndan vazgeçmeli, Karabað’dan kayýtsýz þartsýz çekilmeli, bu topraklardan göç etmek zorunda býrakýlmýþ insanlara geri dönüþ hakký verilmeli, Azerbaycan ile Nahçivan arasýnda bir koridor acýlmalý.
Ayný habere göre Ecevit Amerikan Baþkanýna Ermeni uyruklular için sýnýrda vize verilmesi uygulamasýna yeniden baþlandýðýný bildirdi. Baþkan Bush’ta kendisine “bu kararýnýz bizim elimizi Ermeni lobilerine karþý ciddi þekilde güçlendirecektir” dedi.
Ermenistan vatandaþlarýna sýnýrda vize verilmesi uygulamasý 2000 yýlýnýn Ekim ayýnda kaldýrýlmýþ ve Türkiye’ye gelmek isteyen Ermenilerin yabancý ülkelerdeki bir Türk temsilciliðimden vize almasý zorunluluðu getirilmiþti. Amerikan Temsilciler Meclisind sözde soykýrýmý hakkýnda bir karar alýnmasý için Ermenilerin yürüttüðü faaliyetlere bir tür cevap niteliðinde olan bu önlem, Ermenistan vatandaþlarýný vize almak için Tiflis veya Moskova’ya gitmek mecburiyetinde býrakmýþ ve sonuçta Türkiye’ye gelen Ermenilerin sayýsýnda azalma olmuþtu.
Türkiye’nin eski uygulamaya dönme kararý Ermenistan’da olumlu karþýlanmýþ ve Dýþiþleri Bakanlýðýnýn bir sözcüsü, bunun ”iki halk arasýndaki temaslarý olumlu etkileyeceðini ve gergin olan Türk-Ermeni iliþkilerinin genel havasýný iyileþtireceði”ni
söylemiþtir.[34] Amerikan Dýþiþleri Sözcüsü ise bu hususta Türkiye’nin kararýný olumlu bulduklarýný ve bunun Türk-Ermeni iliþkilerinin iyileþtirilmesine katkýda bulunmasýný ümit ettiklerini ifade ederek iliþkilerin normalleþmesi yolunda hükûmetlerin veya özel kuruluþlarýn giriþimlerini teþvik ettiklerini belirtmiþtir.[35] Diaspora’nýn önemli kuruluþlarýndan Amerikan Ermeni Asamblesi, bu hususta Bush Ýdaresine teþekkür ederken[36] Taþnaklarýn organý olan Amerika Ermeni Milli Komitesi (ANCA) bu hususta “Ermeni halkýna karþý soykýrým iþlemiþ bulunan” Türk Hükûmetinin bu gibi yapay jestlerden daha öteye gitmesi gerektiðini ve Ermeni ve Türk hükûmetleri arasýnda anlamlý bir diyalogun ancak Türkiye’nin “soykýrýmý”ný inkar etmeyi terk etmesi, Ermenistan’a uyguladýðý ambargoyu kaldýrmasý ve Azerbaycan’a olan yardýmýný kesmesi“ ile mümkün olabileceðini söylemiþtir. Görüldüðü gibi yeni vize uygulamasý, Taþnaklar hariç herkesi memnun etmiþ bulunmaktadýr.
Geçmiþe bakýldýðýnda Türkiye’nin vize verilmesini güçleþtiren kararýnýn hedefini þaþýrmýþ olduðu, zira soykýrým iddialarý, Karabað ve diðer Azerbaycan topraklarýnýn iþgali gibi nedenlerle þikayet edilen Ermenistan hükûmeti yerine Türkiye’ye gelmeyi isteyen Ermenilere zarar verdiði görülmektedir. Oysa Türkiye ile bir dostluk iliþkileri kurulmasýna yardýmcý olacak olanlar bu kiþilerdir ve onlarýn Türkiye ile olacak temaslarýnýn deðil önlenmesi veya zorlaþtýrýlmasý, arttýrýlmasýna yardýmcý olmakta yarar vardýr.
Belki de yeni vize uygulamasýnýn yarattýðý müsait havanýn etkisiyle Türkiye ve Ermenistan Dýþiþleri Bakanlarý, Dünya Ekonomik Forum’u münasebetiyle New York’da bulunduklarý sýrada bir araya geldiler. Ermenistan Dýþiþleri Bakaný bu konuda verdiði bir mülakatta “Yakýn bir gelecekte bu toplantýnýn bir devamý olacaðýný düþünüyorum” dedi ve iki tarafýn da doðrudan diyalog yoluyla ikili sorunlara çözüm bulunmasýna çalýþýlmasý düþüncesinde olduðunu söyledi.[37]
Türkiye’de bu buluþma hakkýnda bir açýklama yapýlmadý.
2. Eçmiyazin - Antilyas rekabeti
Gregoryen (apostolik) Ermeni Kilisesi’nin merkezi Erivan yakýnlarýndaki Eçmiyazin’dedir. Burada oturan Patrik, kuramsal olarak, tüm Gregoryen Ermenilerin ruhani lideridir. Ýstanbul, Küdüs ve Antilyas (Lübnan) patrikhaneleri de ona baðlýdýr.
Eçmiyazin’im Sovyet topraklarýnda bulunmasý ve buradaki patriðin de ister istemez Sovyet görüþleri dýþýnda hareket edememesi, 1956 yýlýnda Lübnan’da Antilyas’daki “Kilikya” patrikhanesinin Ecmiyazin’den baðýmsýz bir tutum almasý ve bazý mahalli kiliselere (diocese) atamalar yapmasý sonucunu verdi. Zamanla Gregoryen mezhebinde iki patriklik oluþtu[38] Suriye, Lübnan, Kýbrýs, Yunanistan Ýran’daki Ermeni kiliseleri ile ABD’deki bazý kiliseler Antilyas patrikhanesine baðlandýlar.
Soðuk harbin bir sonucu olan bu bölünmenin arkasýnda Taþnaklarýn olduðunu ileri sürenler vardýr. [39] Diðer yandan Antilyas Patrikhanesinin Taþnaklara olan yakýnlýðý en ciddi kaynaklar tarafýndan da doðrulanmaktadýr.[40] Esasen günümüz Antilyas Patriði Aram II’nin zaman zaman Türkiye hakkýndaki aþýrý sözleri de özdeþliðe benzeyen bu yakýnlýðý kanýtlamaya yetmektedir. Diðer yandan, kendilerini kayýtsýz þartsýz destekleyen bir kilise olmasý Taþnaklarýn Diaspora üzerindeki hakimiyetini de açýklamaktadýr.
Sovyetler Birliðinin daðýlmasýndan ve özellikle baðýmsýz Ermenistan’ýn kurulmasýndan sonra Antilyas Patrikhanesinin, daha önce olduðu gibi, Ecmiyazin’e baðlanmasý beklenirdi. Ancak siyasal bir nitelik kazanmýþ olan Antilyas bunu yapmadý. Kuramsal olarak Ecmiyazin’in ruhani üstünlüðünün tanýnmasýna karþýn Aram II her fýrsatta Karekin I’ ile eþit olduðunu kanýtlama çabalarýna giriþti ve bu durum özellikle, Ermeni Kilise’nin kuruluþunun 1700 yýldönümü törenlerinde ortaya çýktý.[41] Diðer yandan bazý ülke ve makamlarýn Antilyas Patriðine, siyasi etkinliðini dikkate alarak, Ecmiyazin ile olan rekabeti körüklercesine, önem verdiði görüldü. Örneðin, Aram II, sadece 2002 Ocak ayýnda,, Hýristiyan-Müslüman diyalog ve iþbirliðinin görüþüldüðü bir toplantýya Ýngiltere Baþbakaný Tony Blair tarafýndan davet edildi ve ayrýca Baþbakan kendisi ile de görüþtü.[42] Diðer yandan Papa Jean-Paul II, Aram II’yi 24 Ocak 2002 tarihinde Assisi’de düzenlediði ve belli baþlý dinlerin temsilcilerinin katýldýðý “Barýþ için Dua Günü” ne davet etti.
Eçmiyazin ile Antilyas arasýndaki rekabet Antilyas’ýn Kanada’da kendisine baðlý mahalli kilise (diocese) kurmasý üzerine Ocak ayýnda doruk noktasýna çýktý. Ecmiyazin, bu hareketin Antilyas tarafýndan 1956’da baþlatýlan mahalli kiliseleri kendine baðlama giriþimlerinin günümüzde de sürdüðünü gösterdiðini belirtip, bu davranýþýn Antilyas ve Ecmiyazin araýndaki yaklaþma sürecini durdurabileceðini ileri sürerken Antilyas ilgilileri durumun yeni bir idari yapýlanmanýn sonucu olduðu belirtilerek konuyu küçümsediler. Diðer yandan Kanada’da Antilyas’a baðlý yeni bir Ermeni kilisesi kurulmasnýn Taþnaklarýn Aram II’ye verdikleri talimatla gerçekleþtiði de iddia edildi.[43]
Gregoryen kilisesi içinde 1956’dan bu yana mevcut olup üzerinde durulmamaya gayret edilen ancak bundan sonra sýkça bahsedileceði anlaþýlan rekabet de böylece bütün boyotlarý ile açýða çýktý.
3. Avrupa Parlamentosunun Güney Kafkasya Raporu
Güney Kafkasya ülkeleriyle ortaklýk ve iþbirliði anlaþmalarý çerçevesinde Avrupa Parlamentosu bir Güney Kakkasya Raporu hazýrlatmýþtý.
Ýsveçli Yeþiller Grubu üyesi olan Per Gahrton tarafýndan hazýrlanan bu raporda ve buna iliþkin karar tasarýsýnda adýgeçenin Ermenilerin etkisi altýnda kaldýðýný açýkça gösteren bazý hususlar vardýr. Mesela, toprak bütünlüðü ve sýnýrlarýn dokunulmazlýðý ilkeleri gereði ve Güvenlik konseyinin bazý kararlarý uyarýnca Ermenilerin Karabað’ýn iþgaline son vermesi genel kabul gören bir husus iken Gahrton hazýrladýðý karar tasarýsýnda Ermenistan’dan bu topraklarýn iþgaline son vermesini açýkça istememiþtir. Gahrton, iþgal altýndaki topraklarda “Ermeni kontrolünün devamlý kýlmaya yönelik olduðu þeklinde yorumlanabilecek önlemler almaktan kaçýnmasýný Ermenistan’dan talep etmekle yetinmiþ ve böylelikle Karabað anlaþmazlýðý devam ettiði sürece Ermenistan’ýn Azerbaycan topraklarýný iþgalini meþrulaþtýrmaya çalýþmýþtýr.
Bu karar tasarýsýnýn Türkiye’yi doðrudan ilgilendiren kýsmý aynen þöyledir: “Türkiye’den, Avrupa’ya katýlmak amacý ile uyum halinde olarak, Ermenistan’a uyguladýðý ablukaya sona erdirmeye yönelik uygun önlemleri almasýný ister; bu konuda 1915 Ermeni soykýrýmýný bir gerçek olarak tanýyan 18 Temmuz 1987 tarihli kararýndaki tutumumu teyit eder ve Türkiye’den de aynýnýný yapmasýný (yani Ermeni “soykýrýmýný” tanýmasýný) talep eder. Karar tasarýsýndaki “abluka” sözcüðü hukuki bakýmdan doðru deðildir. Zira Türkiye’de Ermenistan’dan ithalata veya bu ülkeye ihracata bir yasak getirilmemiþtir. Ancak kara sýnýrýnýn kapalý olmasý nedeniyle iki ülke arasýnda “doðrudan” ticaret yoktur. Bunu karþýlýk, Ermenistan pazarlarýndaki Türk mallarýnýn bolluðu bu ülkeye Gürcistan veya Ýran üzerinden ihracat yapýldýðýný göstermektedir. Sýnýrýn kapalý olmasý Türkiye üzerinden kara yolu ile Ermenistan’a transit geçiþleri de engellediði doðru olmakla beraber, alacak ve satacak fazla malý bulunmayan Ermenistan’ýn bu yönden de zarara uðradýðýný düþünmek zordur. Diðer yandan Ermenistan hava yollarýnýn Ýstanbul’a seferleri bulunmasý, yabancý hava yollarý þirketlerinin Ermenistan ‘a gitmek için Türk hava sahasýný kullanmalarý ve yukarýda deðindiðimiz üzere Ermenistan vatandaþlarýna tanýnan vize kolaylýklarý ortada bir abluka olmadýðýný yeterince göstermektedir. Buna karþýn Ermenistan bir süreden beri “abluka” nedeniyle zarara uðradýðý iddiasýný daha sýk dile getirmeye baþlamýþtýr. Ermenilerin istediði her hususu yerine getirmeyi bir görev addettiði anlaþýlan Per Garhton da Türkiye’nin “abluka”ya son vermesi talebini Karar tasarýsýna koymuþtur.
Diðer yandan Per Gahrton Türkiye’nin sözde Ermeni soykýrýmýný tanýmasý gerektiðine dair malum Ermeni görüþüne de Karar tasarýsýnda yer vermiþtir. Ne var ki Türkiye’nin soykýrým iddialarý karþýsýnda duyarlýlýðý ve Avrupa Birliðine tam üyelik için yerine getirilecek hususlar arasýnda “soykýrýmý” tanýnmasýnýn bulunmamasý, Avrupa Parlamentosu Dýþiþleri Komisyonun 23 Ocak 2002 tarihinde Garhton raporunu görüþmesi sýrasýnda itirazlara neden olmuþ ve uzun süren müzakerelerden sonra “1915 Ermeni soykýrýmýný tanýyan 18 Haziran 1987 tarihli Karar” sözlükleri korunurken Türkiye’nin “soykýrýmý” ný tanýmasýný isteyen ibare çýkartýlmýþ bunun yerine Türkiye’den Ermenistan ile “barýþmak için bir temel oluþturmasýný” isteyen ifadeler konmuþtur.
Gahrton’un ilk teklifine nazaran daha olumlu görülmekle beraber “soykýrýmý”na atýfta bulunmasý nedeniyle bu deðiþiklik Türkiye’yi memnun etmemiþtir. Diðer yandan barýþmak” için her iki ülkeden deðil de sadece Türkiye’den talepte bulunulmasý da en azýndan garip bir durum oluþturmuþtur.
Dengeli bir karar çýkarýlmasý amacýyla Liberal ve Yeþiller grubundan bazý temsilciler “soykýrýmý”na atýfta bulunmayan ve aralarýndaki tarihi anlaþmazlýklarýn çözümlenmesi için Türkiye ve Ermenistan’I beraberce çalýþmaya davet eden bir deðiþiklik önergesi Gahrton raporunun 28 Þubat 2002 tarihinde Parlamentonun Genel Kurul’da yapýlan müzakeresi sýrasýnda sunulmuþ ancak 391’e karþý 96 oyla reddedilmiþtir.[44]
Gahrton Raporunun ve beraberindeki Kararýn Avrupa Parlamentosunda kabul edilmesi Türkiye’de þiddetli tepkilere neden olmuþtur.
Millet Meclisinde Grubu bulunan siyasi partiler sözkonusu kararýn kabul edildiði gün olan 28 Þubat 2002 tarihinde bir ortak bildiri[45] yayýnlayarak, özetle, Avrupa Parlamentosunun tarihi gerçekleri bilinçli bir þekilde inkar ettiðini, bu kararýn hiç bir dayanaðý olmadýðýný, bu hareket Türkiye’yi tam üyelikten vazgeçirme gayesi güdüyorsa bunda yanýlýndýðýný belirtilmiþlerdir.
Dýþiþleri Bakanlýðý da ayný gün bir basýn açýklamasý[46] yaparak, özetle, Avrupa Parlamentosunun sözde Ermeni soykýrýmýný kabul eden 1987 tarihli karara atýfta bulunmasýný ve Türkiye’nin Ermenistan’a abluka uygulamakla suçlanmasýný kabul edilemez olduðunu bildirmiþ, Parlamentolarýn geçmiþ olaylar hakkýnda siyasi deðerlendirmeler yapmasýnýn tarihi gerçeklerin saptýrýlmasýndan baþka bir amaca hizmet etmediði ifade olunmuþtur.
Gahrton raporundaki bir dipnotta Atatürk’ün 10 Nisan 1921 tarihinde Büyük Millet Meclisinde yaptýðý bir konuþmada Ýttihat ve Terakki rejimini Ermeni halkýna karþý soykýrým iþlemekle suçladýðýnýn iddia edildiði oysa o tarihte TBMM’inde oturum yapýlmamýþ olduðunun tespit edildiði, bunun dahi sözkonusu iddianýn mesnetsiz ve ciddiyetten uzak olduðunu gösterdiði belirtilmiþtir.[47]
Türk siyaset adamlarý da Avrupa Parlamentosunun sözkonusu kararýný þiddetle eleþtirmiþlerdir. Türkiye’nin Avrupa Birliðine üye olmasýnýn þampiyonluðunu yapan ANAP Genel Baþkaný ve Baþbakan Yardýmcýsý Mesut Yýlmaz bu kararýn fiili sonuç doðurmayacaðýný ve kabul edilemez olduðunu ifadeden sonra “Bu tür çeliþkili kararlar AP’nin güvenirliðini ve inanýrlýðýný zedeliyor” demiþtir.[48] MHP Genel Baþkaný ve Baþbakan Yardýmcýsý Devlet Bahçeli ise sözkonusu kararý “önyargýlý ve ýrkçý bir yaklaþýmýn yeni bir tezahürü” olarak nitelendirmiþtir.[49] Baþkana Bülent Ecevit ise 2 Mart 2002 tarihinde yaptýðý bir basýn toplantýsýnda bir soruya cevaben, bu kararýn deðerlendirilecek bir yönü olmadýðýný, Avrupa Parlamentosunun geçmiþe saplanýp kaldýðýný, geçmiþ hakkýnda da bilgisi olmadýðýný, bu bilgi eksikliðini gidermek için çaba gösterileceðin ifade etmiþ ve kararýn Ermenistan ile olan sorunlarýn çözümünü güçleþtirdiðini belirtmiþtir.[50] Cumhurbaþkaný Necdet Sezer’de bu kararý esef verici olarak nitelendirmiþ ve Avrupa Parlamentosunun tarihi tarihçilere býrakmak yerine tarihi bir konuda yargýda bulunmak basiretsizliðini gösterdiðini söylemiþtir.[51] Diðer yandan sözkonusu karar Türk basýnýnda da þiddetli eleþtirilere neden olmuþtur. Bu tepkiler Türk kamu oyu soykýrým iddialarýna karþý ne kadar hassa olduðunu bir kere daha göstermiþ, Ermenilerin ve onlarý destekleyenlerin Türkiye’nin sözde soykýrýmýný tanýyacaðý hakkýnda besledikleri ümitlerin ne derecede boþ olduðunu da ortaya koymuþtur.
Avrupa Birliði’nin Türkiye Temsilcisi Karen Fogg’un bazý eylemlerinin Türk kamu oyunda yaratýðý olumsuz etkilerin hemen ardýndan gelen Avrupa Parlamentosunun bu kararý Avrupa Birliði hakkýnda Türkiye’de bazý çevrelerde mevcut endiþe ve þüpheleri güçlendirmiþ ve Türkiye’yi Avrupa Birliðine götüren ve esasen güçlüklerle dolu olan yolda yeni bir engel yaratmýþtýr.
Ermenistan’a gelince, Dýþiþleri Bakaný Oskanyan’ýn dediði gibi, Türkiye ile diplomatik iliþki kurulmasý ve sýnýrlarýn açýlmasý için ýsrar ettiklerine göre, ister istemez Türkiye’yi Ermenistan’ politikasýný olumsuz etkileyecek olan bu karar lehlerine olmamýþtýr. Buna karþýn her yer ve fýrsatta Türkiye’ye zarar vermek vermeyi amaç edinmiþ olan ve Ermeni Diasporasý için bu karar, Ermenistan’ýn lehine sonuçlar doðurmayacak da olsa, bir baþarý olarak görülecektir.
Son olarak bu olayýn Avrupa Birliðinin Türkiye ile ilgili kararlarýnda bir istikrarlýða iþaret ettiðini de belirtelim. Avrupa Parlamentosu Türkiye’nin tam üyelik için baþvurusunu yaptýktan sonra 14 Haziran 1987 tarihinde aldýðý bir kararda sözde soykýrýmýný tanýmýþtý. Türkiye’nin adaylýðýnýn kabul edilmesinden sonra kabul edilen 15 Kasým 2000 tarihli ilk ilerleme raporunda “soykýrým” konusu yer almýþtý. Yaklaþýk bir yýl sonra, 25 Ekim 2001 tarihli ikinci ilerleme raporunda ise “soykýrýma” deðinilmemiþti.[52] Bu son karardan yaklaþýk dört ay sonra “soykýrýmýný” tanýyan yeni bir karar alýnmaktadýr. Bu çeliþkili durum aslýnda Avrupa Parlamentosunun sözde Ermeni soykýrýmý hakkýnda kesin bir kanaate sahip olmadýðýný ve kararlarýn daha ziyade raportörlerin kiþiliðine ve Parlamentodaki çeþitli siyasi gruplar arasýndaki güç dengesine göre þekillendiðini düþündürmektedir.
[1] Bu bölümün kaleme alýnmasýnda Dýþiþleri Bakaný Ýsmail Cem’in Dýþiþleri Bakanlýðý 2002 yýlý bütçe tasarýsýný T.B.M.M. Plan ve Bütçe Komisyonuna takdimi vesilesiyle 2 Kasým 2002 tarihinde daðýtýlan ve Türkiye’nin dýþ politikasýný açýklayan kitapcýktan yararlanýlmýþtýr.
[2] Armenpress News Agency 8 Ocak 2001
[3] Ermeni Araþtýrmalarý, Sayý 2, sayfa 267,268
[4] Noyan Tapan News Agency, 13 Temmuz 2001
[5] Asbarez Online 3 Aðustos 2001
[6] Asbarez Online 31 Temmuz 2001
[7] Ermeni Araþtýrmalarý Sayý 3, sayfa 17,18
[8] Ermeni Araþtýrmalarý Sayý 3, sayfa 26, 27
[9] Gündüz Aktan, Radikal, 12 Aralýk 2001
[10] RFE/RL Armenia Report 28 Kasým 2001
[11] Armenian Assembly of America, Press Release 11 Aralýk 2001
[12] Arz Daily 24.11.2001 ve Noyan Tapan 12 Aralýk 2001
[13] Yerkir 13 Aralýk 2001
[14] PanArmenian News, 14 Aralýk 2001.
[15] Aravot 14 Aralýk 2001
[16] Ermeni Araþtýrmalarý Sayý.1, sayfa 10–12
[17] Ermeni Araþtýrmalar Sayý 3, sayfa 18–19
[18] Ermeni Araþtýrmalarý. Sayý.3, sayfa 16,17
[19] Hyetert-Arz-Am, 11 Aralýk 2001
[20] Ermeni Araþtýrmalarý. Sayý 1, sayfa 39
[21] Ermeni Araþtýrmalarý Sayý 1, sayfa 39,40
[22] Ermeni Araþtýrmalarý. Sayý 3, sayfa 32–33
[23] Ermeni Araþtýrmalarý. Sayý 2, Sayfa 26
[24] Ermeni Araþtýrmalarý. Sayý 2, Sayfa 26
[25] Ermeni Araþtýrmalarý Sayý 3, Sayfa 17, 18
[26] Ermeni Araþtýrmalarý sayý 3, Sayfa 13–15),
[27] Ermeni Araþtýrmalarý. Sayý 3, sayfa 18, 19)
[28] Ermeni Araþtýrmalarý. Sayý 3, sayfa 19, 20
[29] Ermeni Araþtýrmalarý Sayý 2, Sayfa 9–12
[30] RFE/RL Russia/Azerbaijan: Radar Deal: Win-Win Situation or Fool’s Bargain, 29 Ocak 2002
[31] Asbarez Online. 23 Ocak 2002
[32] Baþkan Chirac’ýn bu sözleri Azeri Dýþiþleri Bakaný Vilayet Guliyev’in tepkisine neden olmuþtur. Adýgeçen bu vesileyle “Paris prensipleri yoktur ve efsanevi ilkeleri esas alarak anlaþmazlýðý çözümlemek mümkün deðildir” demiþtir. Asbarez Online 23 Ocak 2001
[33] Hürriyet 20 Ocak 2002
[34] RFE/RL Armenia Report, 16 Ocak 2002
[35] ANCA Press Release, 16 Ocak 2002
[36] Medimax News Agency, 16 Ocak 2002
[37] RFE/RL Armenia Report 2 Þubat 2002
[38] Eçmiyazin’de oturan patriðin dini ünvaný Katolikos veya Ermenice deyimi ile,’’Katogikos”tur. Antilyas Patriði de 1956’dan sonra Katolikos ünvanýný alarak, Eçmiyazin’e eþit olduðunu göstermek istemiþtir. Biz, dini bir inceleme olmayan bu yazýmýzda, Türkçede karþýlýðý bulunmayan katolikos sözcüðünün yerine her iki makam için de patrik ünvanýný kullandýk
[39] Tatul Hakobyan, Arz Daily, 22 Haziran 2001 ve La Lettre de l’UGAB 19 Ocak 2002
[40] Encyclopedia Britannica CD-Rom 2001
[41] Rafik Hovanisian. Arz Daily, 23 Ocak 2002
[42] Press Release: Daily Press – Catholicosate of the Great House of Cilicia, 22 Ocak 2002
[43] La Lettre de l’UGAB, 19 Ocak 2001
[44] Sabah, 1 Mart 2002
[45] Bu bildirinin tam metni BELGELER bölümündedir
[46] Bu açýklamanýn tam metni BELGELER bölümündedir
[47] Gahrton raporundaki dipnotta, Erivan’daki “soykýrým” Anýtý Yöneticisinin ve Ermenistan Parlamentosu Hukuk Ýþleri Komitesi Baþkanýnýn, Kemal Atatürk’ün 10 Nisan 1921 tarihinde Büyük Millet Meclisinde yaptýðý bir konuþmada Genç Türk rejiminin Ermeni halkýna karþý soykýrým yaptýðýný ifade ettiðini kendisine söyledikleri kayýtlýdýr. Atatürk’ün böyle bir ifadede bulunmadýðý bilinmekle beraber, TBMM kitaplýðýna gidilerek tutanaklar incelenmiþ ve 10 Nisan 1921 tarihinde oturum olmadýðý görülmüþtür. Ayrýca 1921 yýlý Nisan ayýnda Atatürk’ün hiç söz almadýðý da tespit edilmiþtir. Tarafýmýzdan Per Gahrton’a ve Avrupa Parlamentosu Dýþ Ýliþkiler Komisyonu üyelerine, tarihinde gönderilen e-mail’lerle durum kendilerine bildirilmiþ ve ayrýca, Atatürk’ün konuþmalarýnda hiçbir zaman “Ermeni Soykýrýmý” deyimini kullanmamýþ olduðu da belirtilmiþtir. Per Gahrton bu müracaatýmýza cevap vermemiþ ve sonralarý baþka kiþilerin de benzer uyarýlarýný dikkate almamýþ ve raporunda bir deðiþiklik yapmamýþtýr. Ermeniler tarafýndan “soykýrým” konusunda Atatürk’e atfedilen sözler hakkýnda ayrýntýlý bilgi bu sayýmýzda Þenol Kantarcý’nýn ‘Ermenilerce Atatürk’e Atfedilen Sözler Ve Divan-ý Harb-ý Örfi Ýle Ermeni Teröristleri Tarafýndan Þehit Edilenlere Atatürk’ün Gösterdiði Ýlgi’ baþlýklý yazýsýnda mevcuttur
[48] Milliyet, 1 Mart 2002
[49] Hürriyet, 3 Mart 2002
[50] CNN Türk, 2 Mart 2002
[51] Hürriyet, 1 Mart 2002
[52] Bu raporlar hakkýnda bkz. Ermeni Araþtýrmalarý, sayý 3, sayfa 25–27 |