AnasayfaÝletiþim
  
English



E-B�lten �yeli�i

G�nl�k b�ltenimize �ye olmak i�in a�a�daki alanlar� doldurunuz.
Ad:
Soyad:
Eposta:


DERG� SAYILARI

Osmanlý Üçüncü Ordusu Kurmay Baþkaný Felix Guse'nin

Doç. Dr. Selami KILIÇ*
ERMENÝ ARAÞTIRMALARI, Sayý 4, Aralýk 2001 - Ocak-Þubat 2002

 

Giriþ:

Kasým 1835’te Türkiye’ye gelen Helmuth von Moltke heyeti ile beraber nerdeyse aralýksýz olarak Osmanlý Ýmparatorluðu’nda görev yapan Alman askerî heyetlerinin amacý, ordunun yeni baþtan ýslahý ve teþkilatlandýrýlmasýydý[1]. Bu heyetler, salt modern askerî sistemi Osmanlý ordusuna kazandýrmak maksadýyla sayýca az, daha çok eðitim kurum ve birliklerinde görev yapan danýþman-öðretmen misyonu ile çalýþmaktaydý.[2]

Alman askerî heyetlerinin talim ve eðitim alanýnda Osmanlý ordusunu ne derece modernleþtirdikleri sorusu tartýþýlabilir. Ancak tartýþýlmayacak bir konu, bu heyetlerin geliþiyle birlikte Ruhr’daki Alman silah fabrikalarý üretiminin, Osmanlý ordusunun alýmlarýnda ön sýraya yükselmesidir.

Esasen Almanya’nýn reformcu subaylar yollamaya devam etmesinin baþlýca nedeni, silah ticaretini ayakta tutabilmekti. II. Abdülhamid ise Almanya’dan silah alýmýna dur demeksizin bu iþi âdeta Alman ittifakýnýn bir bedeli olarak sürdürmüþ, Alman danýþmanlarý âdeta silah fabrikalarý komisyonculuðuna teþvik etmiþtir. Balkan bozgunu ve Birinci Büyük Savaþa giriþ gibi olaylar, Alman askerî heyetinin üye sayýsýný artýrdý. Ýstanbul’daki Avusturya-Macaristan askerî ataþesi Joseph Pomiankowski, Büyük Savaþ baþýnda Osmanlý ordusunda 40’ý aþkýn Alman subayýnýn görev yaptýðýný bildiriyordu[3].

1912 Balkan bozgunundan sonra, orduda Alman askerî heyetinin etkisi ve uzman-subaylarýnýn sayýsý artýrýldý. Ýmparatorluk Birinci Büyük Savaþa Alman komutasýnda girdi denilebilir.

1913’te General Otto Liman von Sanders’in baþkanlýðýndaki yeni Alman askerî heyetiyle, sadece Osmanlý ordusunda deðil, imparatorluðun her örgüt ve köþesinde Alman nüfuzu artmaya baþladý.[4]

Liman von Sanders baþkanlýðýndaki Alman askerî yardým heyeti ve bu heyetin Birinci Dünya Savaþý sýrasýndaki faaliyetleri, yakýn dönem Türk tarihinin en önemli konularýndan biridir. Bu heyetle birlikte Türkiye’ye gelen Alman subaylarý, Osmanlý Genelkurmayý’nda ve Osmanlý Ordusunun çeþitli kademelerinde etkili görevlere getirildi.

Osmanlý Genelkurmay Karargâhý Kýdemli Baþkanlýðý görevine getirilen Prusya Albayý Bronsart von Schellendorf,[5] 20 Aðustos 1914’ten itibaren olasý savaþ durumunda açýlacak cephelerle ilgili planlarý hazýrlamaya baþladý. Savaþ baþladýðýnda artýk denetim mutlak olarak von Schellendorf’un, dolayýsýyla Alman Genelkurmayý’nýn elindeydi.

Savaþýn baþlamasý ve büyük umutlarla çýkýlan Sarýkamýþ seferinin büyük bir felaketle sonuçlanmasý, Enver Paþa’nýn, ordu ve savaþýn denetimini gittikçe artan düzeyde Alman subaylarýna terk etmesine neden oldu. Osmanlý Ýmparatorluðu büyük Avrupa savaþýnýn bir yan cephesi olarak görülmekteydi. Osmanlý Ordusu Alman Baþkomutanlýðý’na baðlý bir ordu, Osmanlý Genelkurmayý ise Alman Genelkurmayý’na baðlý bir ordu karargâhý olarak muamele görüyordu. Alman denetimindeki Osmanlý Genelkurmayý bütün önemli kararlarý, sefer planlarýný ve her türlü yýðýnaðý artýk Alman Genelkurmayý’nýn emir ve denetimi altýnda yapmaktaydý.[6]

Durum böyle olunca; Birinci Dünya Savaþý sýrasýnda Türkiye’deki siyasî ve askerî geliþmeleri, Türk kaynaklarýnýn yanýsýra Alman arþiv belgeleri ve o sýrada Türkiye’de bulunan Alman subaylarýnýn raporlarý ve anýlarý* ýþýðýnda deðerlendirmek gerekmektedir.

Alman Subaylarýndan Felix Guse ve Bronsart von Schellendorf’un* “Ermeni Tehciri” Hakkýndaki Görüþleri:

Savaþ yýllarýnda Türkiye’de istenmeden yaþanan olaylarý, karþýlýklý çekilen acýlarý, çatýþma ve boðazlaþmalarý ve bugün, gereðinden fazla irdelenen Ermenilere yönelik “zorunlu göç” kararýnýn alýnmasýndaki etkenleri yukarýda deðinilen kaynaklar doðrultusunda ele almak, tarafsýz deðerlendirmelerle ciddi ve kapsamlý çalýþmalar yapmak da artýk bir zorunluluk haline gelmiþtir.

Ýlber Ortaylý, zorunlu göç kararýnýn alýnmasý sebebini açýklarken; “Birinci Dünya Savaþý’ndaki ilk yenilginin ardýndan, istilacý ordulara gösterilen silahlý Ermeni desteði, Alman Genelkurmayý’nýn da ýsrarlý önerileriyle tehcir (zorunlu göç) kararýnýn alýnmasýna sebep oldu” demektedir.[7]

Alman subaylarýndan Felix Guse ise Ermenilerin düþmanla iþbirliði ettiðini, Ermeni huzursuzluðunun Tüm Anadolu’ya yayýldýðýný, isyan eden Ermenilerin cephe gerisinde büyük bir tehdit oluþturduklarýný belerttikten sonra, ne yapýlabilirdi? Sorusunu yöneltmekte ve zorunlu göç kararýnýn alýnmasý ile ilgili olarak þunlarý yazmaktaydý:

“Bu kritik an da Ermenilerin düþmanca davranýþlardan vazgeçip, soyluluk gösterip göstermeyeceklerinin savaþmakta olan bir ordudan beklenmesi biraz fazla iyimserlik olurdu. Türkiye’nin bulduðu çözüm þuydu: ‘Ermeniler Türkiye’yi boþaltacaklardý.’ Kendilerini savunmak zorunda olan Türklerin baþka bir çözüm yolu bulmalarý pek mümkün görünmüyordu ve bu konuda söylenecek baþka bir þey de yoktu.”[8]

Katilin deðil, maktulün, yani Talat Paþa’nýn yargýlandýðý Berlin’deki düzmece mahkemede görülen davada, konuyla ilgili bilgisi olmayan veya sadece kulaktan dolma bilgisi olan kiþiler tanýk olarak dinlendi. Gerçeði gören görgü tanýklarý ise mahkemeye çaðrýlmadý. Ermeni zulmünün yaþandýðý bölgede görev yapan Alman subaylarýnýn ifadesi niçin alýnmadý? Gerçeðin ortaya çýkmasýna katkýda bulunmak için, elimde olmayan nedenlerle yapamadýðým tanýklýk görevimi, sonradan da olsa, bu yolla yerine getirmek istiyorum diyen Alman Generali Bronsart von Schellendorf, 24.7.1921’de “Deutsche Allgemeine Zeitung” da yayýnlanan yazýsýnda, tarihe ýþýk tutuyor ve gerçekleri dile getiriyordu.[9]

Ancak, Almanya’nýn askerî kanadýnýn Ermeni sorununa bakýþ açýsýný yansýtan ve bugüne kadar hiçbir yerde yayýnlanmamýþ olan Osmanlý Üçüncü Ordusu Kurmay Baþkaný Felix Guse’nin “Die Armenieraufstand 1915 und seine Folgen (1915 Ermeni Ayaklanmasý ve Sonuçlarý)” baþlýklý makalesini Almanca’dan Türkçe’ye olduðu gibi aktarmayý yeterli gördük.

Felix Guse, (Der Armenieraufstand 1915 und seine Folgen) 1915 Ermeni Ayaklanmasý ve Sonuçlarý, (Orijinal Metin):

(s.609.) Dünya savaþýnda oldukça büyük yankýlar uyandýran Ermeni sorunu hakkýnda çoðu defa yanlýþ bilgilendirmeler yapýlmýþtýr. Aþaðýdaki çalýþma her þeyden önce bizzat yaþanan olaylara ve gözlemlere dayanmaktadýr. Savaþýn baþlangýcýndan Brest-Litovsk barýþ görüþmelerine kadar Türk Kafkas Cephesi’nde Kurmay Baþkaný olarak üç buçuk yýl görev yaptým. Böyle bir görevde bulunmam, ülkeyi ve insanlarýný yakýndan tanýyabilme, olaylara ve olaylarýn arka planýna derinlemesine bakabilme olanaðý saðladý.[10] Ayrýca görev süremin son yýlýnda konuyla -Ermeni sorunu-  ilgili olarak özellikle bazýlarýný dikkate almam gereken, çok zengin ve kapsamlý bir kaynakçayý da tanýma olanaðýný elde ettim.

Tamamen Ermenilerle meskûn bir Ermeni ülkesi bulunmamaktadýr. Ermeniler savaþtan önce, çoðunluðu doðu vilayetlerinde olmak üzere, tüm Anadolu’da, baþta Türkler ve Kürtler olmak üzere, diðer halklarla karýþýk bir þekilde oturuyorlardý. Nitekim bir gezgin, “Her yerde Ermenilerle karþýlaþýlmasýnýn kesinlikle Ermenistan’da bulunulduðu duygusunu vermediðini” söylemektedir. Ermeniler çok iyi birer çiftçi, sanatkâr, fakat her þeyden önce þeytaný bile þiþeye sokacak derecede kurnaz birer tüccardýr. Ermeniler Türklerden daha aktiftiler, ancak sýrf bu yüzden onlarý Türkiye’nin temel kültür unsuru olarak nitelemek doðru deðildir. Bir Rus, yukarýdaki yaklaþýmýn aksine, Ermenilerin kültürden yoksun bir ýrk olduðunu þu þekilde vurgulamaktadýr: “Gerçi Ermeni de bir insandýr, ancak kendi ininde dört ayak üzerinde yürür.”

Ermenilerin can düþmaný olan Kürtler, hayvan yetiþtiricisi ve çapulcudur. Dýþarýdan bakýldýðýnda, Kürtler kahraman, Ermeniler de dindar adam görünümündedir, ancak kendini güçlü hissettiðinde Ermeniler de zulmetmekteydi.

(s.610.) Önceleri Türklerle Ermeniler arasýndaki iliþkiler çok iyiydi. I. Napolyon devrinde Ýran’da bulunan bir Fransýz askerî misyonu, Ermenilerin Türklerin yönetimi altýnda bulunmaktan çok hoþnut olduklarýný bildirmekteydi. Ýki halk (Türkler-Ermeniler) arasýndaki düþmanlýðýn farklý dinlere mensup olmalarýndan kaynaklandýðý þeklindeki bir yaklaþým tamamen yanlýþ bir düþüncedir. Aradaki düþmanlýk, sürekli olarak Türkiye’nin içiþlerine karýþarak, bundan kendilerine çýkar saðlamak arzusunda bulunan Ýngilizler ve Ruslarýn sahneye koyduklarý ulusçuluk fikrinden kaynaklanmaktaydý.

Bu baðlamdaki olanaðý ise “Türkler, Ermenilerin yerleþik olarak bulunduklarý bölgelerde reformlar yapmayý taahhüt ederler” ifadesiyle yer alan, 1878 San Stefano Barýþ Antlaþmasý’nýn ilgili ana maddesi saðlamaktaydý. Bu oldukça elastiki bir paragraftý. Ýlgili madde, içerik olarak kiþinin anlayýþýna býrakýlmýþtý. Reformlardan ne anlaþýldýðý, ya da yerleþim alanýndan neyin kastedildiði ise açýk deðildi. Çünkü, yukarýda da deðinildiði üzere Ermeniler az veya çok sayýda Anadolu’nun her tarafýnda bulunmaktaydýlar. Bu tür vaatler, Ermenileri, Türk düþmaný olmaya sürüklüyor ve onlarýn bu hoþnutsuzluðu Ruslar ve Ýngilizler tarafýndan sistemli bir þekilde tahrik ediliyordu. Abdülhamid devrinin kötü yönetimini Türkler de yalanlamýyorlardý, fakat devamlý süregelen tahrikler, daha sonraki Türk hükümetlerinin, durumu iyileþtirici önlemlerini de sonuçsuz býrakýyordu.

Politik alanda Ermeniler arasýnda baþrolde bulunan Taþnak Sütyun Partisiydi. Bu parti her ne kadar özgürlük üzerinde duruyorsa da ille de Osmanlý Ýmparatorluðu’ndan ayrýlmak gibi bir düþüncesi bulunmuyordu. Bu düþünce, Hýnçak Komitesi’nin radikal kanadýnýn öteden beri süregelen hedefleri arasýnda bulunuyordu. 1893’te bir Amerikan gazetesi þunlarý yazmaktaydý: “Hýnçak Komitesi imparatorluðun her tarafýnda örgütlenmiþ ve çok sayýda Türkü ve Kürdü öldürmek, köylerini yakýp yýkmak, ateþe vermek, daha sonra da daðlara kaçmak için fýrsat kollamaya baþlamýþtý. Ýçin için kaynayan bu kin Türkleri ayaða kaldýracak, Ermeniler üzerine saldýrtacak ve onlarý barbarca katlettirecekti. Bunun üzerine insanlýk ve Hýristiyanlýk adýna bir büyük yabancý güç devreye girecek ve sonuçta ülke (Türkiye) iþgal edilecekti.”* Gerçekleþmesi istenen plan da bu idi.

Böylece iki halk arasýnda karþýlýklý olarak oluþan kin ve nefret 90’lý (1890) yýllarýn Ermeni kýyýmýný (Ermenilerin yaptýðý kýrýmý) doðurdu. Fransýz Pierre Loti bu konuda Ermenileri suçlamakta ve þöyle demekteydi: “Türkler, Ermenilerin rahat durmayacaklarýný, barýþ günlerinde de Türklere karþý kýþkýrtýcý ve zararlý giriþimlerden uzaklaþmayacaklarýný çok iyi biliyorlardý”*

Devamlý olarak sadece bu olaylardan söz edilmesi, (s.611.) Rus ihtilâline kadar Rusya’daki Ermenilerin durumlarýnýn pek de iyiye gitmediðinin unutulduðu gibi bir izlenim vermektedir. Aslýnda bir Rus valisi “Bizim Ermenisiz bir Ermenistan’a gereksinimiz var”diyordu. Ve Ermeniler arasýnda da yaygýn bir þekilde “Ruslarýn Türklerden daha kötü olduðuna” dair meþhur bir söz vardý. Fakat 1905’te Rusya’da bir sistem deðiþikliði oldu. Rus devlet adamlarýndan, Prens Woronzoff Daþkow, Ermeni liderlerine, her þeyi unutur, tüm kýþkýrtýcý giriþimlerden uzak dururlarsa, bütün mal ve mülklerinin geri verileceði, her türlü kovuþturma, kovalamaca ve kasýtlý olarak çýkarýlan güçlüklere de bir son verileceði önerisinde bulundu. Ermeniler bu öneriyi uygun gördüler ve bundan böyle Türkiye’deki Ermeniler de Ruslarýn dostu oldular.[11]

Ermeniler, Abdülhamid’e karþý gerçekleþtirilen ihtilâle katýldýlar ve Genç Türkler ilk baþlarda onlara çok dostça davrandýlar. Nitekim, sonradan kaleme alýnan Türkçe bir kritikte konu ile ilgili olarak þu görüþlere yer verilmekteydi: “Genç Türkler, çeþitli dinlere mensup cemaatlerle birliktelik yaparak, ayrý bir millet (Osmanlý milleti) oluþturmak gibi, ileride onarýmý çok güç olan büyük bir hata ile iþe baþladýlar.”* Türkiye barýþý koruyabilseydi kim bilir belki de bu birliktelik uzun sürecek bir uzlaþmanýn yolunu açabilirdi. Talat Paþa, Ermeni lideri Pastýrmacýyan’a üç defa bakanlýk teklifinde bulundu. Fakat her defasýnda olumsuz yanýt aldý. Ermeniler parlamentoda da temsil ediliyorlardý ve bir Rus diyordu ki:

“Ermeni halký, önceleri uðruna birçok insanýn kanýnýn akýtýldýðý haklarýnýn büyük bölümünü anayasa gereðince elde etmiþti. Ancak halk, bu kanlý yýllarý unutamýyor ve Türkleri baðýþlamýyordu. Bu yüzden Büyük Savaþ patlak verir vermez Ermenilerin büyük bir çoðunluðu düþmanlarýna karþý ülkelerinin baðýmsýzlýk mücadelesi için aceleyle Rus ordusuna katýlmýþlardý.”

Balkan savaþlarý sýrasýnda “Ermeni ulusal gösterileri alýþýlmýþýn dýþýnda farklý bir yaklaþým gösteriyordu.”*; 1913’te Constanza (Köstence)’da Hýnçak Cemiyeti’nin son derece ateþli bir kongresi yapýldý. Ayný ayrýlýkçý düþünceler Taþnak Sütyun Cemiyeti’nde de ön plana çýkmaya baþladý ve Türk tarafýnda da yanký bulmakta gecikmedi.

“Balkan savaþlarý esnasýnda Türkiye’nin çöküþünün çok yakýn göründüðü dönemde, Ermeniler arasýnda artarak devam eden ulusçu oluþumlar; diðer Türk olmayan çevrelerde de vatana ihanet tarzýnda kendini göstermekteydi. Doðal olarak bu da Türk Milli Hükümeti’ni ‘Komite’ de tamamen etkisiz bir duruma getiriyordu” (Büyükelçi von Kühlmann).

Ayný zamanda Ýtilaf Devletleri, Ermenilere yapýlacak reformlarýn (Ermeni reformlarýnýn) bir an önce görüþülmesi doðrultusunda Türkiye’ye baský yapýyordu. Öte yandan Cemal Paþa’nýn da haklý olarak belirttiði gibi, Ruslarýn yaklaþýmý(önerileri), Ýtilaf Devletlerinin (s.612) yardým ve desteði ile Sivas’tan –Sivas vilayeti dahil olmak üzere- doðuya kadar tüm ülkenin (Türkiye’nin) kýsa süre içerisinde Rus yönetimi altýna gireceði doðrultusundaydý. Balkan savaþlarýndan sonra, nihayet bir reform planý gündeme geldi. Buna göre, sorun yaþanan bölgelere iki Avrupalý müfettiþ atanacaktý. Ancak, savaþýn patlak vermesiyle birlikte bu giriþim sonuçsuz kaldý.

Büyük Savaþ patlak verdiði sýralarda Türklerle Ermeniler arasýndaki güvensizlik büyük boyutlara ulaþtý. Ne bir Türk’le ne de bir Ermeni ile sakin bir þekilde konuþmak olanaksýzdý. Derhal, “arka planda neler döndüðünü ne oyunlar oynandýðýný anlayamýyorsunuz” deniliyordu. Ancak, Ermeniler gündelik yaþamlarýnýn en ufak ayrýntýsýna kadar her þeyde güçlük çýkartýyorlardý. Örneðin, Mayýs 1914’te, Sivas’ta bir kýþlada bulunduðum sýrada, Ermeni cemaatinin isteklerinin derhal yerine getirildiðine bizzat þahit oldum.

Ermeni komitelerinin çalýþmalarý “Ssyr-anusch” adlý romanda kapsamlý bir þekilde anlatýlmaktadýr*. Öte yandan Türkler, Ermenilerin planlý bir isyan hazýrlýðý içinde olduklarýný ve Ermeni halkýný gizlice silahlandýrdýklarýný açýklayýcý bir dizi belge yayýný yapmýþlardýr. Bu durum, Ermeni lideri Pastýrmacýyan’ýn kitabýnda da doðrulanmaktadýr*

Aðustos 1914’te Erzurum’da Taþnaksütyun Cemiyeti’nin bir kongresi yapýldý. Bu kongrede Türkler, kayýtsýz þartsýz Türk tarafýna geçmeleri halinde, Ermenilere,  özerklik tanýnacaðý önerisinde bulundular. Ancak, Ermeniler bu öneriyi reddettiler. Hatta daha önceden bir isyan planlanmýþ olduðundan, konu çoktan kapanmýþtý bile.

Daha seferberlik esnasýnda Ermenilerde Rus silahlarý bulunmuþtu ve Türkiye’de yaþayan Ermenilerle Rus Baþkomutanlýðý arasýnda bir ittifakýn yapýldýðý Türk Kafkas Ordularý Baþkomutanlýðý tarafýndan öðrenilmiþti. Ermeniler, Ruslar cephede ilerledikçe, durmaksýzýn telgraf tellerini tahrip edeceklerine ve Türk birlikleri gerisinde silaha sarýlýp isyan edeceklerine dair söz vermiþlerdi. Tüm bunlar daha sonra aynen gerçekleþti.

Büyük Savaþýn baþlangýcýndan hemen sonra, 1914 Kasým’ýnda henüz herhangi bir silahlý isyan çýkmamýþtý. Çünkü, Rus taarruzlarý ümit edildiði gibi pek iç açýcý bir þekilde cereyan etmiyordu. Bununla birlikte ta baþtan beri Türklerle Ermeniler arasýnda geçimsizlik bulunmaktaydý.

Ermeniler birtakým olaylardan yakýnmakta, Türk hükümeti memurlarýnýn, halktan ve askerlerden bazýlarýnýn kendilerine saldýrdýklarýný ileri sürmekteydiler. Ancak, doðaldýr ki bu gibi olaylar sadece Ermenilere yönelik deðildi. Henüz devlet iþlerinde, Türkiye’de, Avrupa’da olduðu gibi, sýký bir disiplin ve buna baðlý olarak düzenli bir iþleyiþ bulunmuyordu. Savaþ sýrasýnda olaðan sayýlan bu tür olaylardan (s.613) Türk halký da þikâyetçiydi ve bundan dolayý yakýnýyorlardý. Diðer taraftan Türkler, Ermenilerin çoðu defa askerlik çaðrýsýna uymadýklarý ve kitleler halinde askerden kaçtýklarý konusunda þikâyetçiydiler. Bu gibi suçlar diðer topluluklar tarafýndan da iþleniyor ve bu türden olaylar hiç eksik olmuyordu. Ancak iþin þaka götürmeyen tarafý, Ermenilerin askerî hedeflere saldýrý düzenlemeleri, verilen emirlere karþý gelmeleri, jandarmalara saldýrmalarý ve hatta onlarý öldürmeleriydi (Bitlis’te olduðu gibi). Ancak daha da önemlisi, Ermenilerin çeþitli yerlerde çok düþüncesizce hareket ederek, Ýtilaf Devletlerinin baþarýlarý üzerine sevinçlerini açýkça göstermeleriydi. Hatta, Ýtilaf Devletlerinin zaferi üzerine bir ayin düzenleneceði Erzincan’dan bildirilmekteydi. Ermenilerin Türk halkýna yönelik taþkýnlýklarý ise gün geçtikçe þiddetleniyordu. Örneðin, Ermeni kaçkýnlarýnýn Türk kadýnlarýna göz daðý verdikleri, Kemah Metropoliti’ne de saldýrýlarda bulunduklarý Erzincan’dan gelen haberler arasýndaydý. Diyarbakýr’da “Emniyet Taburu” olarak adlandýrýlan ancak, çapulculuk yaptýðý saptanan bir çete oluþturulmuþtu. Türklere göre, Tüm bu giriþimlerin temelinde, tehdit altýndaki âilelerini korumak ve gözetmek zorunluluðunu hisseden Türk askerlerinin cepheden kaçmalarýný saðlamak yatýyordu. Bu bakýþ açýsý oldukça inandýrýcýydý. Bir asker âilesini bulunduðu yerden bir baþka yere götürmek zorunda olduðunu açýkladýðýnda, derhal izinli sayýlabilirdi. Bu da Türklere özgü bir özellikti. Bir âilenin koruyucusuz ve himayesiz bir yerden bir yere gitmesi kabul edilemezdi. Dolayýsýyla, askerin izin alamadýðý sürece, bu nazik savaþ günlerinde cepheyi boþaltacaðý yani askerden kaçacaðý da göz önünde bulundurulmalýydý.

Sonradan geliþen olaylar ise çok daha ürkütücüydü. Henüz daha savaþýn baþlangýcýnda, 1914 Kasým’ýnda, Ruslar Bayezid ve çevresini iþgal ettiler. Fýrsattan yararlanýlarak Türklerin büyük çoðunluðu hunharca katledildi. Tamamen insanlýða karþý yapýlmýþ olan bu tecavüz ilk giriþimdi. Bu çirkin giriþim, Ruslarýn tarafýnda yer alan ve aralarýnda Pastýrmacýyan’ýn da bulunduðu Ermeni çetelerince gerçekleþtirilmiþti. Bu konuda doðru bir karar vermenin ne kadar güç olduðu derhal kendini göstermektedir. Nitekim, Türkler, Rusya’nýn yanýnda yer alan tüm Ermeni çetelerini Türk Ýmparatorluðu’na ihanet etmiþ gibi algýlamaktaydýlar. Fakat, Ermeniler, Rusya’da da yaþýyorlar ve onlarla birlikte hareket etmeyi bir zorunluluk olarak görüyorlardý. Bu barbarlýðýn Rus mu yoksa Türk Ermenileri tarafýndan mý gerçekleþtirildiðini tayin ve tespit etmek ise pek mümkün görünmemekteydi. Devamlý olarak Rus Ermenilerini suçlayan Lepsius’a bakýlýrsa, tüm bunlar asýlsýz ve esassýzdý. Her ne olursa olsun bu ürkütücü geliþmeler üzücü olaylardý.

1915’te, yeni yýlda, savaþýn seyri deðiþti, talih artýk Türklerden yana deðildi ve Ermenilerin Türklere karþý günden güne þiddetlenerek devam eden aleyhte davranýþlarý 20 Nisan 1915’te Van’da açýkça isyana dönüþtü.[12]

(s.614) Van’daki isyan büyük Rus taarruzu ile ayný güne rastlamýþtý. Ruslar, Erzurum’un kuzeydoðusundaki daðlýk bölgelerde üstün kuvvetlerle Türk ordusuna saldýrdýlar. Ayný zamanda Van’a doðru da ilerlemeye baþlayan Ruslar, 18 Mayýs’ta burayý ele geçirdiler ve buradan batýya doðru ilerleyiþlerini sürdürdüler.

Genel durum topluca deðerlendirildiðinde; Ermeniler arasýnda bir dizi tutuklama yapýldýðýna göre, isyanýn birden bire ortaya çýkmadýðý, kapsamlý bir hazýrlýk döneminden sonra isyana kalkýþýldýðý rahatlýkla anlaþýlýr. Bu durum bizzat Pastýrmacýyan tarafýndan yapýlan açýklamalarla da doðrulanmaktadýr: “Uygar halklar silaha sarýldýðýnda, sadece üç küçük halk, Sýrplar, Belçikalýlar ve Ermeniler ilk günlerden itibaren Ýtilaf Devletlerinin yanýnda yer alma cesaretini gösterebildi.” Ve bundan baþka “Türk Hükümeti, düþmanca davranýþlarda bulunmalarýndan önce, Ermenileri, silahsýzlandýrmak için her türlü önlemi almasýna karþýn Ermeniler, 1915 yazýnda Kafkas Cephesi’ne gönderilen beþ Türk tümeni ve on bin Kürt’ten oluþan düþmanlarýna karþý, Ermenistan’ýn dört bir tarafýnda baþarýsýz, ancak ciddi birtakým ayaklanmalarý organize edebilme çaresini bulmuþlardý.” Diðer taraftan Ermeniler, Van’daki silahlý adamlarýnýn sayýsýný on bin olarak vermekteydiler. Ancak, yalnýzca yarýsýný Ermenilerin oluþturduðu 40–50 bin nüfuslu bir þehirde, özel birtakým hazýrlýklar yapýlmaksýzýn böyle bir sayýdan ve oluþumdan –ayaklanmadan- söz edilmesi inanýlýr gibi deðildi.

Ermeni ayaklanmasýnýn büyüklüðü ve ciddiyeti yeterli derecede bilinmiyor ve tanýnmýyordu. Ordunun genel durumu, karþýlaþýlan güçlükler ve Ermeni ayaklanmasýnýn Türklere karþý organize edildiði de yeterince kavranamadý. Bu da Van ve çevresinde hiçbir Alman’ýn olmamasýndan ve Kafkas Ordusu’nda da benim dýþýmda herhangi bir Alman subayýnýn bulunmamasýndan kaynaklanýyordu.

Doðudaki halk, devamlý olarak geri çekilen askerî birliklerle beraber kaçýyordu. Çünkü, burada galip olanýn diðerinden öç alacaðý bilinmekteydi. Bayezid’deki katliam üzerine sayýlarý kýsa sürede yüz binlere ulaþan Türk halký burada da göç etmeye baþlamýþtý. Geri kalanlarsa, çoðu kez Ruslar ve Ermeniler tarafýndan kötü muamele görüyor veya yok ediliyorlardý.

Ermeni ayaklanmasý, gittikçe geniþ bir çevreye yayýlýyor ve Ruslarla yapýlan anlaþmalara uygun olarak yürütülüyordu. Ruslar tarafýndan sürekli olarak kýþkýrtýlan Ermenilere, telgraf tellerini sabote ederlerken rast geliniyordu. Ruslarýn, cephenin neresinden saldýrýya geçecekleri önceden tahmin ediliyor ve iþte o zaman Ermeniler, derhal cephe gerisinde silaha sarýlýyorlardý.

Tüm bunlarýn yaný sýra, Mayýs ve Haziran aylarýnda Türk Kafkas Ordusu’nda aðýr bir kriz yaþandý. Bu ordunun takviye edilmesi söz konusu deðildi. (s.615) Çünkü, Ýmparatorlukta elde avuçta ne varsa hepsi çok kritik günlerin yaþandýðý Çanakkale Cephesi’ne gönderilmiþti. Bu yüzden Ermenilerin çýkardýðý huzursuzluk, son derece ürkütücü ve korkunç bir tehlike arz etmekteydi. Ýhtiyaç üzerine daha þimdiden jandarma birlikleri cepheye nakledilmiþti ve artýk ordunun hinterlantýnda birkaç acemi eðitim karargâhýndan fazla bir þey bulunmuyordu. Doðaldýr ki bu kuvvetler genel bir ayaklanmaya karþý oldukça yetersiz kalýyordu. Hâl böyleyken bir defa olsun kendimizi Türklerin yerine koyalým. Türk birliklerinin güçlü olduðu yerlerde Ermeniler baðlýlýk yemini ediyorlar, Ruslarýn bir taarruzu beklendiðinde ise, cephe gerisindeki köylerden silah sesleri yükseliyordu.

Bu durum da ne yapýlabilirdi?

Bu kritik an da Ermenilerin düþmanca davranýþlardan vazgeçip, soyluluk gösterip göstermeyeceklerinin sabýrla beklenmesi gerekiyordu. Savaþmakta olan bir ordudan da böyle bir þeyin beklenmesi biraz fazla iyimserlik olurdu. Türk Hükümeti’nin bulduðu çözüm þuydu: “Ülke –Anadolu- Ermeniler tarafýndan boþaltýlacaktý”. Kendilerini savunmak zorunda olan Türklerin baþka bir çözüm yolu bulmalarý pek mümkün görünmüyordu ve bu konuda söylenecek veya yapýlacak baþkada bir þey yoktu. Cemal Paþa bir konuþmasýnda diyordu ki: “Türkiye her taraftan kuþatýlmýþ, her an üzerine saldýrýlacak bir adama benziyordu ve bu kadar hayati tehlikesi olan bir þeyde de gerektiðinde olaðanüstü birtakým önlemlere baþvurulmalýydý”.

Öte yandan Ermeniler tüm Anadolu’da ikâmet etmekteydiler. Dolayýsýyla zorunlu göçün boyutu ne olacaktý ve Ermeniler nereye göçürülecekti? Bu arada iþin gerçeði Ermeni huzursuzluðu da tüm Küçük Asya’ya –Anadolu’ya- yayýlmýþtý. Bitlis’te kargaþalýk hüküm sürüyordu. Kayseri’de bombalar ele geçirilmiþti. Zeytun ve Halep’te çatýþma vardý. Cemal Paþa’nýn çok ölçülü bir þekilde doðruladýðý gibi, tüm bunlar gerçek ayaklanmalardý. Zeytun hakkýnda Alman Büyükelçisi de ayný þeyleri rapor etmekte ve açýktan açýða Ermenileri fitnenin baþý olarak göstermekteydi. Urfa’daki olaylar üzerine, Alman Konsolosu Halep’ten gönderdiði raporunda ayný þeyleri söylüyordu. Ýstanbul’da bir komplo ortaya çýkarýlmýþtý. Ýtilaf Devletleri donanmasý Çanakkale Boðazý önlerindeydi ve Ýskenderun Körfezi’nde her an bir çýkarmanýn yapýlabileceði de göz ardý edilemezdi. Kýsaca tehlike her yerdeydi. Dolayýsýyla Türk Hükümeti mümkün olduðu kadar radikal birtakým önlemler almak durumuyla karþý karþýyaydý. Sonuçta Türk Hükümeti tüm Ermenileri Anadolu’dan tehcir ederek, onlarý Mezopotamya’ya yerleþtirmek istedi.

Zorunlu göç esnasýnda askerî faaliyetler sürüyor ve bu sýrada Türkler birtakým baþarýlar elde ediyordu. Haziran’ýn ortalarýnda Ruslar, Erzurum’un kuzeydoðusundan sökülüp atýlmýþlardý. Þimdilik Van’dan ileriye doðru sýzýlmýþ ve bazý araziler kazanýlmýþtý. Temmuz baþlarýnda Muþ’un aþaðý yukarý 30 km. kadar kuzeydoðusunda bir köprübaþý elde edebilmek için çarpýþmalar sürdürülmekteydi. Bu arada Muþ’taki Ermeniler ayaklanmýþ ve bu ayaklanma 10–11 Temmuzda bastýrýlmýþtý. Söz konusu ayaklanmanýn bastýrýlmasý düþmana iyi bir propaganda malzemesi oldu. (s.616) Nitekim ayaklanma bastýrýlýrken orada herhangi bir Alman subayý olmadýðý halde, Almanlara da sitem, ayýplama ve suçlamalarda bulunulmuþtu.

Muþ ayaklanmasýyla ayný anda Þebinkarahisar’da da çok tehlikeli boyutlara ulaþan bir ayaklanma çýktý.[13] Eski kale (Þebinkarahisar Kalesi) 12 Haziran’dan 3 Temmuz’a kadar kuþatýldý. Ermeni kaynaklarýna göre, Ermenilerin buradaki kuvvetleri 5 bin kiþiydi.[14] Sonuçta, Ermeniler kaleden dýþarý çýkmak zorunda kaldýlar ve çeþitli yönlere daðýldýlar. Yine Ermenilerin açýklamalarýna göre; þehirden diðerleriyle birlikte çýkamayan kadýn ve çocuklardan 3 bin kadarý kendilerini zehirlediler. Geri kalanlar ise zehir stoku yetmediðinden bir baþka þekilde hayatlarýna son verdiler. Sonralarý, çevrede bazý kadýn ve çocuk cesetlerinin izlerini bulan Avrupalýlar, derhal bunlarýn Türkler tarafýndan katledildikleri sonucunu çýkarmýþlardýr. Bu örnekte de görüldüðü gibi, konu hakkýnda bir sonuca varýlýrken ne kadar dikkatli davranýlmasý gerektiði ortadadýr.

Bu olaylarla birlikte Ermeni ayaklanmasý bastýrýlmýþ oldu.[15] Öte yandan Ermenilerin tehcir edilmeleriyle birlikte yeni bir Ermeni isyanýna da engel olunmuþ oluyordu.

Ruslar, Aðustos’ta Van’da, sýnýr üzerinde bir kez daha geçici olarak geri atýldýlar. Türklerin bu ilerleyiþi karþýsýnda, Van ve çevresinde bulunan ve büyük bir korkuya kapýlarak, Ruslarla birlikte geri çekilen Ermenilerin sayýsýnýn 400 bin olduðu açýklanmaktadýr.

Bütün bunlar 1915 yýlýna ait olaylardýr. Þimdi biraz da “tehcir” üzerinde duralým. Böyle bir olay doðuda pek de alýþýlmamýþ bir þey deðildi. Moltke, bir ordu herhangi bir bölgeyi iþgal ettiðinde, oradaki halký önceden bölgeyi boþaltmak zorunda kalýrdý diye anlatmaktadýr. Büyük Savaþta da operasyon bölgesinin bir çok yerinde herhangi bir politik art niyet olmaksýzýn bu türden boþaltmalar gerçekleþmiþtir.

Zorunlu göç sýrasýnda elbette Ermeniler birtakým güçlükler ve sertliklerle karþýlaþmýþlardý. Ancak bu durum, Asyalý ve Avrupalý için ayný anlama gelmiyordu. Araç gereç donanýmý bugünde olduðu gibi, tüm bölge halký için çok kýsýtlýydý. Ormandan yoksun bir ülkede birkaç zengin þehir dýþýnda Asyalý mobilyaya sahip bulunmuyordu. Örneðin doðulunun bir yataðý yoktur. Geceleyin çul çaput veya pamuk doldurulmuþ bir yatak yere serilirdi. Ayrýca hububat, taþýnabilir mallar (madeni para) ve yatak döþek çok çabuk bir þekilde kaðnýlara veya yük hayvanlarýna yüklenir ve taþýnma sürpriz bir þekilde çok seri olarak gerçekleþirdi. Bir çoðunun çadýrlarý vardý. Birilerine rast gelinceye kadar, hayvanlar dikkatsiz bir þekilde yol üzerindeki tarlalarda otlatýlýrdý. Zorunlu göç yaðmursuz yaz mevsiminde gerçekleþtirildi. Böylece göçe zorlanan halk göç sýrasýnda fazla bir sýkýntýya katlanmadý. Nüfusun yoðun olmadýðý bu ülkede, Ermenilere bir baþka yerde ekip biçebilecekleri tarlalar verildi ve barýnmalarý için de çok seri bir þekilde balçýktan derme çatma kulübeler yapýldý. Zorunlu göç sýrasýnda karþýlaþýlabilecek her türlü tehlikeye karþý alýþýlmýþýn dýþýnda güvenlik önlemleri alýndý. (s.617) Doðal olarak Avrupa’daki yardým anlayýþý çerçevesinde bir kolaylýk ne devlet ne de devlet görevlileri tarafýndan yürütülebildi. Hiç þüphe yok ki bu durumda birçok insan istenmeden de olsa göç yolunda yok oldu. Fakat, bugün Batý kamuoyu, Ermenilerin devamlý þikâyet ve yakýnmalarý üzerine, göç yolundaki Ermeni halkýna zulüm ve kitlesel mezalim yapýldýðýný zannetmektedirler. Halbuki olanlarý ve yapýlanlarý topluca deðerlendirmek, bu konuda biraz ölçülü davranmak gerekmektedir. Ermenilerin anlatýlarý (raporlarý) daha çok propagandaya yönelik olarak kaleme alýnmýþtýr. Çoðu defa olaylar abartýlmakta ve devamlý olarak hep ayný þeylerden söz edilmektedir. Bundan baþka, ne Ermenilerin tüm söylediklerini peþinen ve safça kabul etmek ne de Türklerin tüm söylediklerine inanmak doðru deðildir. Bu konuda bizzat olaylarý gözlemlemekle bir baþkasýndan duyum almak arasýndaki farký da yakalamak gerekir. Aksi taktirde eþyanýn tabiatýna aykýrý davranýlmýþ olur. Örneðin hayatýnda bir kez olsun Trabzon’da bulunmamýþ bir kiþinin Trabzon’la ilgili olaylar hakkýndaki raporu, orada ikâmet edenin raporundan çok daha fazla iç karartýcý kötü haberler içermektedir. Sýk sýk tekrar edilip, devamlý gündeme getirilen, mezalim haberlerinden oluþan derlemelerin, tarih araþtýrmacýsýnýn kendi sezgisiyle hareket etmesi ve araþtýrma arzusu üzerinde yönlendirici olmasý da enteresandýr. Böylece elbette objektiflik de kendiliðinden ortadan kalkmaktadýr.

Zorunlu göç esnasýnda doðru olmayan birtakým olumsuzluklar görülmekteydi ve zaten Türkler de bunu inkâr etmemekteydiler. Hatta bu yüzden bazý cezalar da verilmiþti. Kötü niyet sahibi bir iki hükümet görevlisinin yaný sýra birçok Alman konsolosluk raporunda; bazý valilerin -Erzurum Valisi gibi- güçleri yettiði kadarýyla, açýktan açýða Ermenilere yardým ettikleri de vurgulanmaktaydý. Diðer taraftan Goltz, Liman, Cemal, ayrýca Ýzmir Valisi ve diðerleri gibi yetki sahibi kiþiler, Ermeni tehcirinden vazgeçilmesi yönünde görüþ belirtmiþlerdi. Elbette söz konusu bu kiþiler bölgelerinde bulunan Ermenilerin güvenliklerini saðlamak sorumluluðunu taþýyacaklardý. Bu yüzden böyle aðýr bir sorumluluk üstlenenlerden sadece çok güçlü ve yetki sahibi olanlarý yaptýklarýndan dolayý incinmemiþlerdi.

Türklerin aklanmasý yönünde þunlar söylenebilir: Daha önce de belirtildiði üzere, jandarmalar ülkenin iç kesimlerinden cepheye sevk edilmiþlerdi. Bu tarihten itibaren hükümet memurlarý memleket içinde güvenliðin saðlanmasý konusunda birtakým olumsuzluklarla karþýlaþtýlar ve özellikle Kürtlerin soygun, gasp vb. giriþimlerinde büyük artýþlar oldu. Ancak asýl önemlisi öldürme ve yaralama gibi istenmeyen birtakým olaylarda Ermenilerin can düþmaný Kürtlerin paylarýnýn çok yüksek olmasýydý.

Türklerin, Ermenilerin yok edilmeleri doðrultusunda emir vermiþ olduklarý iddia edilebilir. Ancak bu konuda elle tutulur bir delil bulunmamaktadýr. Gerçi Talat Paþa’nýn yargýlanmasý sýrasýnda böyle birtakým deliller mahkemeye sunulmuþsa da tüm bunlar, Ermeniler tarafýndan kaleme alýnmýþ “tercümeler” ve “suretler” den oluþan ve aslý esasý bulunmayan bazý düzmece delillerdi. Yani bu konuda mahkemeye, inandýrýcý deliller sunulamamýþtý.

Dr. Lepsius þu aþaðýdaki tahmini rakamlarý vermektedir: Büyük savaþ öncesi ülke genelinde 1.8 milyon Ermeni bulunmaktaydý; 1.4 milyonu sürgün edildi, yani 0.4 milyon (s.618) Ermeni zorunlu göç kapsamý dýþýnda býrakýldý ve 0.2 milyonu þu veya bu þekilde hayatýný kaybetti. Geri kalanlardan 0.4 milyonu Rusya’ya göç ettiðine göre, 0.8 milyon Ermeni’nin hayatýný kaybetmiþ olmasý gerekir.

Verilen bu tahmini rakamlarý çok abartýlý buldum. Her þeyden önce, ülke genelindeki Ermeni halkýnýn, savaþ öncesi sayýsýnýn çok yüksek tutulduðunu sanýyorum. Örneðin Erzincan’ýn nüfusu 40 bin olarak gösteriliyor ki o sýrada Erzincan’ýn nüfusu olsa olsa 20 bin civarýndadýr. Öte yandan göç yolunda kaybolan tüm Ermenilerin yok edildikleri söylenmektedir. Bunun tam aksini savunuyor ve binlerce Ermeni’nin ülkenin kuytu yerlerine kaçtýklarýný tahmin ediyorum. Türkiye, kaçkýnlarýn izlerini sürecek ve onlarý takip edebilecek büyük bir güce sahip deðildi. Görünüþe göre, hiçbir iz býrakmadan kaybolan bu kaçkýnlarýn büyük bir kýsmýnýn daha sonralarý sýk sýk yaþanan þehir yangýnlarý gibi olaylarla ortaya çýkmalarý, doðuda yaþayan Avrupalýlarý hayretler içerisinde býrakýyordu.

Enver Paþa, bir konuþmasýnda 300 bin Ermeni’nin göç yollarýnda yok olduðundan söz etmektedir. Lepsius’un verdiði rakamlardan çok bu sayýnýn gerçeklere daha yakýn olduðuna inanýyorum. Ancak, ölü sayýsý belirtildiði gibi yüz binlere ulaþtýysa, bunun belleklerde korkunç bir þey olarak yer edeceði de muhakkaktýr. Öte yandan Ermenilerin soykýrýma uðratýldýðý savý tamamen yanlýþtýr. Çünkü, dünya savaþý sonuçlandýðýnda hâlen daha güçlü bir Ermeni halký bulunmaktaydý.

Konuyu daha iyi kavramak ve doðru bir þekilde deðerlendirebilmek için geliþen olaylara bir kere daha göz atmak gerekir. 1915/16 kýþýnda ve yazýnda gerçekleþen Rus ilerleyiþi Türk halkýnýn iki büyük iç göç yaþamasýna sebep oldu. Bunlardan ilki aðýr kýþ þartlarýnda gerçekleþti ve yaþanan acýlara olumsuz hava koþullarý da eklenince binlerce kiþi göç yolunda can verdi[16]. Rus iþgalinde bulunan bölgeden; Ermenilerin, Rus yönetimi altýndaki sýnýrlar içinde yaþayan Türk halkýna mezalim yaptýklarýna dair haberler ulaþmaktaydý. Kerenski’nin çöküþünden hemen sonra, Rus ordularý daðýlýr daðýlmaz, Ermeni çeteleri bölgenin tek hakimi oldular. Böylece Türk halkýna yönelik zulümler daha da arttý ve sadece Türkiye tarafýndaki Türk ve Kürtlere karþý deðil, aksine Rusya’daki Türklere karþý da büyük kýyýmlar yapýlmaya baþlandý. Türkler 1918’de yeniden taarruza geçerek, topraklarýný geri aldýlar, Transkafkasya’yý iþgal ettiler ve bu defa Ermenilere karþý zulüm yapýldýðýna dair haberler gelmeye baþladý. Ermenilerin, Türklere mezalim yaptýklarýna dair Türk anlatýmlarýna karþýlýk, Ermeni anlatýmlarýnda; Türklerin yaptýklarý olumsuzluklardan söz edilmektedir. Halklarýnýn uðradýðý kayýplar halkýndaki Türk istatistikleri þöyledir: Kara Þemsi’ye göre, göç edenlerin ve yok olanlarýn toplamý ½ milyon kadardýr. (s. 619) Ahmet Rüstem, genel olarak 1.5 milyon Türk ve Kürt’ün yok edildiði görüþündedir. Kanýmca verilen bu rakamlar da abartýlýdýr[17].

Ýtilaf Devletleri dünya savaþý süresince son derece kapsamlý ve asýlsýz bir mezalim propagandasý üzerinde yoðunlaþtýlar. Ermeni sorununu kendi hedefleri doðrultusunda kullanmaya, Alman entelektüellerini Ermeni mezaliminin failleri olarak göstermeye çalýþtýlar. Aslýnda bu asýlsýz iddiayý çürütmek için bir þeyler söylemek akýlsýzlýktan baþka bir þey deðildir. Yine Almanlarýn, nüfusu azaltýlan ülkeyi -Türkiye’yi- kolonize edebilmek için Ermenilerin Mezopotamya’ya göç ettirilmelerini arzuladýklarý iddia edilmektedir. Tüm bunlara raðmen bu iddia kayda deðer görülmemiþtir. Çünkü bunun bir düþman propagandasý olduðu açýktýr. Ýþin asýl garip tarafý ise Alman kamuoyunun bir kýsmýnýn müttefikimiz için deðil, aksine onun düþmaný Ermeniler için çalýþýyor olmalarýdýr. Bu da Ýttifak Devletlerinin yapýlan olumsuz propagandayý yeterince kavrayamamasýndan kaynaklanmaktadýr. Almanya’da Türklerden çok Ermenilerin haksýzlýða uðradýklarý kanýsý yaygýndýr. Türklere Almanya’da çok az sempati duyulduðunu Cemal Paþa oldukça dokunaklý ve acý bir þekilde vurgulamaktadýr: “Asýl acýnacak olan Türklerdi. Çünkü, onlarýn acýlarýný dindirecek, sýkýntýlarýný giderecek ve uðradýklarý büyük haksýzlýðý duyuracak ne Alman ne de Amerikan misyonerleri bulunmaktaydý.” Ermeniler kendilerini acýndýrmayý çok iyi becerdiler ve yýllarca bu türden propagandalar yaptýlar. Onlarýn bu tür giriþimlerini Loti, bir anektodunda çok güzel tasvir etmektedir. 1896 kýrýmý esnasýnda Ermenileri koruma çabasý içinde olan bir Fransýz konsolosuna bir Ermeni tarafýndan ateþ edildi. Ýfadesine baþvurulan ve konsolos ile yüzleþtirilen Ermeni þu cevabý verdi: “Cinayetten Türklerin sorumlu tutulmalarý gerektiðini çok iyi biliyorum.”

Alman kamuoyunun sorunu bu þekilde algýlamasýnda Dr. Lepsius’un* büyük katkýlarý olmuþtur. Lepsius daha sonra, Ermeni sorunu ile ilgili Almanya Dýþiþleri Bakanlýðý Arþiv belgelerini de yayýnlamýþtýr. Kanýmca, Lepsius bu konuda büyük bir yanýlgý içerisindedir ve yanlýþ bilgilendirilmiþtir. Bizzat Lepsius’un kendi ifadesine göre, daha çok Ýstanbul’daki Amerikalýlardan materyal edinmiþti ve doðal olarak Amerikalýlarýn,  sözü edilen konuda pek tarafsýz olduklarý da söylenemezdi. Kýþkýrtýcý propagandalar yapmakta büyük rol sahibi olan Büyükelçi (Morgentau), Türklerin ne Türkçe ne de Fransýzca açýklamalarýna itibar ediyordu. Tercümanlarý da her yerde ve her zaman olduðu gibi Ermeni tercümanlardý* Lepsius, Ermenilere Türklerden daha çok güveniyor, isyan ettiklerine asla inanmýyor ve hatta Ýtilaf Devletlerine karþý aðýr ithamlarda bulunarak, Ermenileri savunuyordu. Cemal Paþa’nýn onu sert ve kin dolu sözlerle ayýplamasýnda þaþýlacak bir þey olmadýðý gibi bir baþka Türk, Lepsius hakkýnda çok aðýr ve sert konuþuyordu: (s.620) “Lepsius, Fransa’daki Alman savaþ esirlerinin yaþadýklarý olumsuzluklar üzerine asla sesini yükseltmemiþtir.”

Alman Büyükelçisi’nin Ermeni ayaklanmasýnýn ciddiyetini ve Türklerin 1915’teki son derece trajik durumunu yeterince kavrayýp kavrayamadýðýný bugüne kadar yayýnlanmýþ olan Almanya Dýþiþleri Bakanlýðý arþiv belgelerinden anlamak mümkün deðildir. Ancak, bu yayýnlarda baþtan sona asýl noktayý Ermenilere karþý yapýlan mezalim oluþturmaktadýr. Büyük Savaþ sýrasýnda baþýnda bir Alman’ýn bulunduðu Türk Genelkurmay Baþkanlýðý’na yöneltilecek bir soru, konunun açýklýða kavuþturulmasýný saðlayacaktýr. Böylece bu çalýþmada materyal açýsýndan bir eksikliðin bulunduðu görülmektedir. Ancak buradan bu makalenin bir ilk olduðu sonucu da çýkarýlabilir.

Alman olmayan birinden (bir Türk’ten*) yapýlacak bir iki alýntýyla genel durum daha iyi açýklanabilir: “Ermeniler rüzgâr ektiler, fakat fýrtýna biçeceklerini hiç düþünmediler.” Bir Rus Albayý da; “Ermenilerin, hayatlarýný din uðruna feda ediyormuþ gibi gösterdiklerini, bu þekilde bir davranýþýn da Ermenilere uygun düþtüðünü belirtiyordu. Ruslar, Ermenileri, aç gözlü, asalak, haris, pinti ve çanak yalayýcýlar olarak tanýmýþlardý. Türkler ise onlarý daha deðiþik bir þekilde deðerlendirmiþlerdi.”* Ýlginç ve bir dereceye kadar en doðru olaný Pierre Loti’nin görüþüdür: Loti, misafirperver Türklerin insancýl ve dost canlýsý niteliklere sahip bulunduklarýný, ancak direkt olarak Ýslâm’ýn etkisinde kaldýklarýn da ise taassubî bir fanatizmin esiri olduklarýný vurgulamaktadýr. Loti, Ýtilaf Devletlerini arabozuculuk ve kýþkýrtýcýlýk yaptýklarý için ayýplamakta ve esas itibariyle Ermeni kýyýmýndan Kürtlerin sorumlu olduklarýný yazmaktadýr. Gerçek bir Fransýz olduðunu kanýtlarcasýna; tüm bunlarýn asýl sorumlusu olarak da Alman entelektüellerini göstermektedir.

Son olarak, Alman Hükümeti’nin birkaç defa, Türkiye’nin almýþ olduðu önlemleri yumuþatmaya yönelik etkin giriþimlerinin bulunduðunu ve birçok Alman’ýn mümkün olduðu kadarýyla çekilen sýkýntýlarý hafifletmek için elerinden geleni yaptýklarýný bir kere daha önemle vurgulamak gerekir. Ancak, Alman Hükümeti daha fazlasýný yapabilmek konumunda deðildi. Çünkü Türkiye, içiþlerine karýþýlmasýný istemediði için haklý olarak bu gibi yakýþýksýz giriþimleri de reddetmekteydi. Özetlersek tarafsýz bir kiþi þu yargýya varabilir:

Ermeniler çatýþmayý isyanla baþlattýlar ve hatta hemen ardýndan uluslar arasý hukuk kurallarýna aykýrý bir þekilde kýyýcýlýkta bulundular. Den Haag (Lahey) sözleþmelerini imzalamamýþ olan Türkler de ayný þekilde karþýlýk verdiler.

Doðu, hem savaþ hem de barýþta daha önce doðu hakkýnda hiçbir bilgisi bulunmayan Avrupalýya sefalet görüntüleri sunmaktaydý. Nitekim yokluðun, acýlarýn ve vahþetin izlerini görmek isteyen herkes, kitaplar arasýnda, savaþan taraflardan arta kalan veya aktarýlan ve duygusal her insanda acýma hissi uyandýracak çok zengin bir malzeme ile karþýlaþacaktýr.

(s.621) Ancak, konu hakkýnda fikir edinmek ve doðru bir karara varmak için herhangi bir materyal okunduðunda; sadece birkaç tarihi olay göz önünde bulundurulmamalý, aksine geliþen olaylar bir bütün halinde deðerlendirilmelidir. Ermenilerin yaþadýðý acýlar belki çok aðýrdý, ancak tamamen masum deðillerdi ve Türkler de onlardan daha az acý ve sýkýntý çekmediler.

Ermeni sorunu iç politikamýzda da kullanýldý. Buradan da bir þeyler çýkarýlabilir. Konuya önyargýsýz þekilde yaklaþmayan kiþi doðru bir yargýya da varamaz. Ancak bu makale, konuyu önyargýsýz ve ciddi bir þekilde ele almak isteyenler için bugüne kadar yeterince üzerinde durulmamýþ ya da bilinmeyen bazý kaynaklara iþaret etmektedir. Öte yandan düþmana olduðu gibi, müttefiklerimize karþý da ayný oranda sert davrandýðýmýz veya önlemler aldýðýmýz þeklindeki bir yaklaþým asla doðru deðildir. Savaþan taraflar ayný þekilde davranýyor veya hareket ediyorsa ve taraf tutmamýz gerekirse, yerimiz, düþüncelerimiz de olduðu gibi müttefikimizin yanýdýr. Diðer taraftan konuya farklý þekilde yaklaþan birine; “Bu gibi kimselerle ittifak yapýlamaz” denilirse, buna da þaþýrmamak gerekir.



[1] Türkiye’ye Alman askerî yardýmý konusunda, sadece Alman kaynaklarýný inceleyerek en deðerli toplu çalýþmayý yapan Ýsrailli tarihçi Jehuda Wallach’dýr. Bkz. Jehuda L. Wallach, Anatomie einer Militär Hilfe -Die preußisch-deutschen Militär Hilfe in der Türkei 1835–1919, Düsseldorf, 1976. Türkçesi: Bir Askerî Yardýmýn Anatomisi (Türkiye’de Prusya-Alman Askerî Heyetleri 1835–1919), Çev. Fahri Çeliker, Genelkurmay Basýmevi, Ankara, 1977.
[2] Hayrullah Gök-Mesut Uyar, “Birinci Dünya Savaþýndaki Alman Askerî Yardým Heyetinin Bilinmeyen Bir Yönü: Bir Arþiv Yaðmasýnýn Hikâyesi”, Toplumsal Tarih, Sayý: 83, Kasým 2000, s. 4.
[3] Ýlber Ortaylý, Osmanlý Ýmparatorluðu’nda Alman Nüfuzu, Ýstanbul, 1998, s. 119–121.
[4] Ortaylý, Alman Nüfuzu, s. 125.
[5] Genelkurmayýn harbin idaresine yönelik olarak aldýðý aðýr eleþtiriler ve Liman von Sanders ile Bronsart von Schellendorf arasýndaki anlaþmazlýk sonucu, von Schellendorf’un Almanya’ya geri çaðrýlmasýna karar verildi. Yerine ise uzun görüþme ve araþtýrmalar sonrasýnda Tuðgeneral Hans von Seeckt atandý (Aralýk 1917). (Gök-Uyar, “Bir Arþiv Yaðmasý...”, s. 8).
[6] Gök-Uyar, “Bir Arþiv Yaðmasý...”, s. 4–7.
* Berlin’deki: “Politisches Archiv des Auswärtigen Amtes” ile “Bundes Archiv” ve Freiburg’daki: “Bundesarchiv-Militärarchiv” de Ermeni sorunu ile ilgili çok sayýda doküman bulunmaktadýr. Ancak, bu dokümanlarý kullanýrken; dikkatli davranmak, özenli bir araþtýrma yapmak, daha doðrusu arþiv belgelerinden, özellikle Alman arþivlerindeki belgelerden yararlanýrken þüpheci bir yaklaþým sergilemek ve belgeleri deðerlendirirken diðer birincil kaynaklarý da göz ardý etmemek gerektiði kanýsýndayým. 
Büyük savaþta Türkiye’de bulunan ve Osmanlý Genelkurmayý’nda ve Osmanlý ordusunun çeþitli kademelerinde görev yapan Alman subaylarýnýn yayýnlanmýþ olan hatýralarýndan bazýlarý ise þunlardýr:
Felix Guse, Die Kaukasusfront im Weltkriege bis zum Frieden von Brest, Leipzig, 1940. Türkçesi: Büyük Harpte “Kafkas” Cephesi’ndeki Muharebeler: Harbin Zuhurundan “ Brest-Litovsk”a Kadar, Çev: Kaymakam Hakký, 79 Numaralý Askeri Mecmua’nýn Tarih Kýsmý, Sayý: 20, Ýstanbul, 1931.
Friedrich Freiherr Kreß von Kressenstein, Mit den Türken zum Suezkanal, Berlin, 1938. Türkçesi: Türklerle Beraber Süveyþ Kanalý’na, Çev: M.B Özalpsan, Askeri Matbaa, Ýstanbul, 1943.
Joseph Pomiankowski (Ýstanbul’daki Avusturya Askeri Ataþesi), Der Zusammenbruch des Ottomanischen Reiches – Erinnerungen an die Türkei aus der Zeit des Weltkrieges, Zürich. Leipzig. Wien, 1928. Türkçesi: Osmanlý Ýmparatorluðu’nun Çöküþü 1914–1918 I. Dünya Savaþý, Çev: Kemal Turan, Ýstanbul, 1990.
Hans Meier-Welcker, Seeckt, Frankfurt/M, 1964.
Carl Mühlmann, Das Deutsch-Türkische Waffenbündnis im Weltkriege, Leipzig, 1940.
Gerold von Gleich, Vom Balkan nach Bagdad (Militärisch-politische Erinnerungen an den Orient), Berlin, 1921.
Freiherr Colmar von der Goltz, Denkwürdigkeiten, Berlin, 1929.
Generalfeldmarschall von Hindenburg, Aus Meinem Leben, Leipzig, 1920. Türkçesi: Hayatým, Çev: Tahsin Ýsmail, Ýstanbul, 1341.
Liman von Sanders, Fünf Jahre in der Türkei, Berlin, 1919. Türkçesi: Türkiye’de Beþ Yýl, Çev: M.Z Yazman, Ýstanbul, 1968.
Erich von Ludendorff, Meine Kriegserinnerungen 1914–1918, Berlin, 1919. Türkçesi: Harp Hatýralarým, I-III, Ýstanbul, 1336.
Friedrich von Rabenau, Seeckt: Aus seinem Leben 1918–1936, Bd. II, Leipzig, 1941.
Paul Leverkuehn, Posten auf ewiger Wache –aus dem abenteuerreichen Leben des Max (Erwin) von Scheubner-Richter; Essen, 1938. Almanya’nýn Erzurum Konsolosu, Max von Scheubner Richter’in macera dolu hayatýný konu alan bu kitabýn Türkçesi için bkz: Sonsuz Nöbette Görev -Max Erwin von Scheubner-Richter’in Anýlarý-, Çev: Zekiye Hasançebi, Ýstanbul,1998.
Wladimir Giesl, Zwei Jahrzehnte im Nahen Orient, -Aufzeichnungen des Generals der Kavallerie Baron Wladimir Giesl; Berlin, 1927.
* Oldukça saygýn ve baþarýlý bir subay olan Bronsart von Schellendorf, 119. Humbaracý Alay Komutaný iken Mirliva rütbesi ile Osmanlý ordusunda görevlendirildi. 1917’de Almanya’ya geri çaðrýldý. 1920 yýlýnda Korgeneral rütbesindeyken emekli oldu. Türkiye’de, Genelkurmay Karargâhý Kýdemli baþkanlýðý görevine getirilen Prusya Albayý Bronsart von Schellendorf, daha sonra yapýlan bir düzenleme ile 1917 yýlýna kadar fiilen Genelkurmay Baþkanlýðý görevini yürütmüþtür. (Gök-Uyar, “Bir Arþiv Yaðmasý...”, s. 5–10).
[7] Ýlber Ortaylý, “Ermeni Sorunu: Soykýrým Ýddialarýnýn Arkasýndaki Gerçekler”, Popüler Tarih, Sayý: 8, Ocak 2001, s. 44.
[8] Guse, “Der Armenieraufstand 1915...”, s. 612–615.
[9] Ein Zeugniss für Talat Paþa, in: Deutsche Allgemeine Zeitung, No: 342, 24.07.1921, Sabah Sayýsý Eki
[10] Felix Guse, “Dünya Savaþý’nda Kafkas Cephesi: Brest Barýþý’na Kadar” adlý kitabýnda, Türkiye’nin Doðu vilayetleri, bölgenin coðrafi yapýsý, iklimi, halkýn geçim kaynaklarý ve yaþantýsý hakkýnda bilgiler vermektedir. (Felix Fuse, Die Kaukasusfront Im Weltkriege bis zum Frieden von Brest, Leipzig, 1940, s. 7–14).
* Cyrus Hamlin in “The Congregationalist” (Boston), zitiert in Bratter, Die Armenische Frage. Berlin-Concordta 1915. Orijinal metindeki dipnotlar, yani Guse’nin notlarý bir karýþýklýða meydan vermemek için “yýldýz” ile gösterildi ve Türkçeye aktarýlmadan, olduðu gibi yazýldý.
* Pierre Loti, Les massacres d’Armenie. Paris 1918.
[11] 1905 yýlýnda Vorontsov Daþkov’un Kafkasya Genel Valisi olmasýyla, Rusya yeniden Ermenileri destekleyen politikasýna geri döndü. Vorontsov Daþkov’un Ermeni yanlýsý tutumu Taþnak Ermenilerini iyice cüretlendirdi. Buna karþýlýk Azerbaycan Türklerine olumsuz tavýr takýnan V. Daþkov, her konuda Ermenilerin yanýnda yer aldý. Nitekim Aðustos 1905’te, 1903’te alýnan Gregoryan Kilisesi’ne iliþkin kararý iptal eden Daþkov, Ermenileri yeniden kazanmayý baþardý. (Betül Aslan, I. Dünya Savaþý Esnasýnda “Azerbaycan Türkleri”nin “Anadolu Türkleri”ne “Kardaþ Kömeði-Yardýmý” ve Bakü Müslüman Cemiyet-i Hayriyesi, Ankara, 2000, s. 32).
* Ahmet Rüstem Bey, La guerre mondiale et la question Armenienne. 1914’te Washington’a Büyükelçi olarak atanan Ahmet Rüstem Bey hakkýnda geniþ bilgi için bkz: Bilal N. Þimþir, “Amerika’da Ermeni Propagandasý ve Büyükelçi Ahmet Rüstem Bey”, Ermeni Araþtýrmalarý, Sayý:2, Ankara (Haziran-Temmuz-Aðustos), 2001, s.30–48.
*Djemal Pascha, Erinnerungen. München, 1922.
* Nord, Ssyr-anusch. Deutsche Verlagsanstalt, Stuttgart u. Berlin 1920.
* Pasdermadjan, Why Armenia Should be free. Boston 1918.
[12] 1914 sonlarýnda Osmanlý doðusundaki toplumlararasý anlaþmazlýðýn Ermeni isyaný ile baþladýðýný belirten  Justin McCarthy diyor ki: Anadolu Ermenileri Rusya’nýn elinde bulunan Güney Kafkasya’ya eðitime gitmiþlerdi. Daha sonra yerel isyancýlara katýlmak üzere geri döndüler ve isyan bütün doðuyu sardý. Askerî hedefler saldýrýlmasý gereken ilk yerlerdi: telgraf telleri kesilmiþti. Stratejik dað yollarý tutulmuþtu. Ýsyancýlar özellikle doðuda asker toplamakla görevli Osmanlý devlet memurlarýný hedef almýþlardý. Uzak kesimlerdeki Müslüman köylere ilk saldýrýlar ve Müslümanlara yönelik katliamlar baþladý. Ýsyancýlar Zeytun, Muþ, Þebinkarahisar ve Urfa’yý almaya çalýþtýlar. Sýnýrlarda bulunmasý gereken Osmanlý silahlý kuvvetleri, bunun yerine içerde isyanlarý bastýrmak zorunda býrakýlýyordu. En þiddetli isyan hareketi Van’da görülmüþtü. 1915 Martý’nda kenti zayýf bir Osmanlý garnizonunun elinden aldýlar ve kaçamayan bütün Müslümanlarý öldürdüler. Civar bölgelerden toplanan üç bin kadar Kürt, Van’ýn dýþýnda yer alan Zeve’ye getirildi ve burada katledildi. Buna cevaben Kürt aþiretler, önlerine çýkan Ermeni köylülerden intikamlarýný aldýlar. Tarihsel prensipler yine iþ baþýndaydýlar. Ýsyancýlar eyleme geçmiþler ve sonunda ortaya, savaþan iki taraf çýkmýþtý (Justin McCarthy, “Býrakýn Tarihçiler Karar Versin”, Ermeni Araþtýrmalarý, Sayý: 2, Ankara (Haziran-Temmuz- Aðustos), 2001, s.119).
[13] Þebinkarahisar’daki Ermeni isyaný hakkýnda geniþ bilgi için bkz: Sadýk Sarýsaman, “Birinci Dünya Savaþý’nda Þebinkarahisar Ermeni Ýsyaný”, Giresun Tarihi Sempozyumu 24–25 Mayýs 1996, Ýstanbul, 1997, s. 203–208.
[14] Sarýsaman adý geçen makalesinde; bu sayýyý, 500’ü silahlý ve geri kalaný kadýn ve çocuklar olmak üzere 2000 kiþi olarak göstermektedir (Sarýsaman, “Þebinkarahisar Ýsyaný”, s. 205.)
[15] Emekli Büyükelçi Dr.Þükrü Elekdað, Ermenilerin; savaþtan önce ayaklanmayý planlamýþ olduklarýný, Enver Paþa’nýn savaþta Osmanlýlara destek olmalarý için yaptýðý talebi kabul etmediklerini, savaþ sýrasýnda da Rus ordularýna katýldýklarýný, bu kuvvetlere öncülük ettiklerini, bir kýsmýnýn ise çeteler oluþturup Türk þehir ve köylerine saldýrdýklarýný, sivil halký kýlýçtan geçirdiklerini ve bu olaylarýn birçok Rus subayýnýn anýlarýnda doðrulandýðýný, yine Rus ordularýnýn Van’a yaklaþtýðý zaman isyan edip þehirdeki Müslüman ahalinin büyük bir çoðunluðunu katlettiklerini belirtmekte ve böylelikle Ermenilerin kendilerini korumak amacýyla isyan ettikleri savýnýn doðru olmadýðýný kanýtlamaktadýr Þükrü Elekdað, “Ermeni Sorunu-Özet”, Ermeni Araþtýrmalarý, Sayý: 1, Ankara (Mart-Nisan-Mayýs), 2001, s.85.
[16] Konu ile ilgili kýsa bir deðerlendirme için bkz: Selami Kýlýç, “Bazý Alman Çevrelerindeki‘Soykýrým’ Ýddialarýna Eleþtirisel Bir Yaklaþým” Yeni Türkiye -Ermeni Özel Sayýsý- I,  Sayý:37, Ankara (Ocak-Þubat), 2001, s. 330–334.
[17] Amerikalý tarihçi Justin McCarthy, Osmanlý coðrafyasýnda 1820 ile 1922 arasýnda yaklaþýk 5.5 milyon Müslümanýn ülkelerinden sürüldüðünü, savaþ, kýtlýk, salgýn hastalýklar ve katliamlar dolayýsýyla yok olduklarýný yazar ( Justin McCarthy, Ölüm ve Sürgün, Çev: Bilge Umar, Ýstanbul, 1998, s.1).
* a. Der Todesweg des Armenischen Volkes. – b. Deutschland und Armenien 1914–1918: Tempel 1919. Dr. Johannes Lepsius’un biyografi ve bibliyografyasý için benim Atatürk Araþtýrma Merkezi Dergisi’nin 51. sayýsýnda yayýnlanacak olan “ Ermeni Dostu Olarak Tanýnan Bir Alman Din Adamý Dr. Johannes Lepsius” baþlýklý makaleye bakýlabilir.
* Kara Schemsi, Turcs et Armeniens devant e histoire. Genf 1919. Imprim. Nationale.
* Schekil Arslan, Das armenische Lügengewebe. Berliner Morgen und Abendverlag 1921.
* Bei Ahmet Rustem

 ----------------------
* Atatürk Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü Öðretim Üyesi -
- ERMENÝ ARAÞTIRMALARI, Sayý 4, Aralýk 2001 - Ocak-Þubat 2002
    ï¿½ï¿½eri�e Yorum Yaz    Yazd�r    Tavsiye Et

   «  Geri
Yorumlar

Hen�z Yorum bulunmamaktad�r.


 
 
ERAREN - Ermeni Ara�t�rmalar� Enstit�s�

Bu site en iyi 1024 x 768 �z�n�rl�kte g�r�nt�lenir.