| | Title: Diaspora’s Search for Ararat: Armenian Identity and Claims of Genocide
Abstract: Academic studies in Turkey concerning Armenian claims of genocide present scattered information with no theoretical framework. On the other hand, Armenian support for selected academic research has helped establish theoretical bases for the genocide claims. The lack of overarching coherence has negative effects on the credibility of the defensive arguments. The need for a theoretical approach in understanding the drives behind the Armenian claims is being felt today more strongly than in the past. The main hypothesis of this study is that the Armenian accusations of genocide are employed to create a common identity among the Diaspora, which is scattered in different countries. The main goal of this study is to contribute to the establishment of a theoretical framework by revealing the psychological dynamics behind these claims. In order to do this, I first discuss the relationship between Vamýk Volkan’s concept of ‘chosen trauma’ and the diasporic need for a common identity. Then, I argue that the Diaspora created a ‘genocide mythology’ as the foundation of the needed identity. The Armenian Diaspora adopted certain incidents, which were claimed to be a systematic policy of genocide as their chosen trauma on which they could build a single unifying identity. From the Diaspora’s point of view, the main concern about the incidents adopted, as a chosen trauma is not their reality but the mythological functions that they perform for the common identity.
Keywords: Genocide, Diaspora, Cultural Identity, Chosen Trauma, Assimilation.
Kimlik çatýþmalarýný ön plana çýkaran kültürel iliþkilerin uluslararasý politika gündemindeki payý her geçen gün artmaktadýr. Güç çekiþmeleriyle tanýmlanan klasik uluslararasý iliþkilerin kapsamý, artýk kimlik politikalarýný da içine alarak geniþlemeye baþlamýþtýr. Bunun en somut göstergesi, etnik kimlik sorunlarýnýn uluslararasý gündemi geçmiþe oranla daha fazla meþgul etmesidir. Aktörlerin sahip olduklarý kimlikleri anlamak, güncel uluslararasý geliþmelerin yorumlanmasýnda en az güç dengelerini anlamak kadar önemlidir. Çünkü aktörlerin, tehditleri, niyetleri, dost ve düþmanlarý algýlayýþý ve bu doðrultuda izleyecekleri politikalar hep sahip olduklarý kimlikler tarafýndan þekillendirilmektedir. Bu nedenle, uluslararasý iliþkilerin yapýsý ve ortamý artýk kültürel kimlikler merceðinden bakarak algýlanmaktadýr. Huntington’un medeniyetler çatýþmasý tezi de aslýnda kültürel kimlikler temelinde küresel olarak yaþanmasý beklenen geniþ kapsamlý bir çatýþmayý tanýmlamaktadýr. Bugün uluslararasý bir konu haline gelen Ermeni soykýrým iddialarýnýn da kültürel kimlikler merceðinden bakýlarak deðerlendirilmesi, sorunun kökenlerine inmemizi ve iddialarýn ardýnda yatan toplumsal ve psikolojik dinamikleri daha iyi anlamamýzý saðlayabilir.
Ermeni diasporasýnýn yürüttüðü kimlik politikalarýnýn Türk-Amerikan ve Türk-Fransýz iliþkilerinde zaman zaman gerginliklere neden olmasý veya Ermeni lobisinin Türkiye’ye yapýlacak askeri ve ekonomik yardýmlarý engellemeye çalýþmasý, kültürel kimliklerin dýþ politika üzerindeki etkilerine verilebilecek örneklerdir. Aslýnda bu durum, devlet-dýþý aktörlerin dýþ politika üzerinde artmaya baþlayan etkileri ile de yakýndan ilgilidir. Devlet-dýþý uluslararasý aktörlerden olan organize diaspora toplumlarý, artýk yalnýzca yaþadýklarý ülkelerin deðil, kültürel ve duygusal baðlarýný devam ettirdikleri anavatanlarýnýn dýþ politikalarýný da etkilemeye baþlamýþtýr.[1]
Bu çalýþmanýn amacý, Ermeni iddialarýna karþýlýk vermek veya sorunun çözümü için taraflar arasýnda gerekli olan iletiþimi saðlamak deðil, iddialarýn arkasýnda yatan güdüleri ortaya koyarak iletiþimi olanaksýz kýlan dinamiklerin anlaþýlmasýna katkýda bulunmaktýr. Özellikle sosyal psikoloji alanýndaki araþtýrmalar, tarihsel gerçeklerin dýþýnda iletiþimi engelleyen bazý psikolojik faktörler olabileceðini göstermektedir. Sorunun disiplinlerarasý bir yaklaþýmla ele alýnarak daha geniþ bir perspektiften deðerlendirilmesini saðlayacak kuramsal bir altyapý gereksinimi geçmiþe oranla bugün daha þiddetli bir biçimde hissedilmektedir.
Bu gereksinimin giderilmesine yönelik bir adým olarak burada Ermeni sorununa teorik ve analitik bir çerçeve sunmayý amaçlýyoruz. Böyle bir çabanýn tek bir makalede baþarýlmasý þüphesiz olanaksýzdýr. Ancak bu çalýþmanýn Ermeni iddialarýný daha iyi anlamamýza yardýmcý olacak kuramsal bir yapýya katkýda bulunmasý ümit edilmektedir. Tarihsel bilgilerin anlaþýlmasý ancak onlarýn sistematikleþtirilmesi ve bir bütün içerisindeki anlamlarýnýn deðerlendirilmesiyle mümkün olabilir. Aksi takdirde bu bilgileri anlamaya çalýþan kiþiler, yoðun bir siste ilerlerken yolu ve nereye gittiðini anlayamayan ve yalnýzca cisimler önüne çýkmadan çok kýsa bir süre önce onlarý görebilen insanlar gibi bütünü algýlamakta zorluk çekeceklerdir. Teoriler olaylarý yorumlamamýza yardýmcý olarak eðilimleri saptamamýzý saðlarlar. Eðer olaylar bir bulmacanýn parçalarýysa, teoriler bu parçalarýn nereye ait olduðu ve bütün açýsýndan ne anlama geldiðini bize gösteren araçlardýr.
Bu çalýþmada, Ermenilerin hiç acý çekmedikleri veya hayali olaylar üzerine kimlik inþa ettiklerini ileri sürülmemektedir. Ancak, geçmiþte acýlar çekmiþ ve insanlarýný kaybetmiþ gruplardan birinin sanki bütün acýlarý yalnýzca kendisi çekmiþçesine karþý tarafý suçlayarak bu acýlardan sorumlu tutmasý ve yaþanan olaylarý bir soykýrým politikasý olarak adlandýrmasýnýn ardýnda yalnýzca yaþanan acýlar deðil siyasal bazý güdülerin yattýðý iddia edilmektedir. Geçmiþte çekilen acýlar, hiçkimseye diðer tarafýn acýlarýna karþý duyarsýzlaþma hakký vermez. Türk ulusu da Ermeni milleti gibi zor günler geçirmiþ ve insanlarýný kaybetmiþtir. Bu çalýþmada, soykýrým iþlendiði iddia edilen bir iç savaþ ortamýnda yaþanmýþ olaylarýn Türk karþýtý bir kimlik oluþturmak amacýyla Ermeni diasporasý tarafýndan nasýl kullanýldýðý ele alýnmaktadýr.
Çalýþmamýzýn ilk bölümünde konu hakkýndaki temel varsayýmlar özetlenerek sorun kuramsal bir çerçeveye oturtulmakta, daha sonra soykýrým iddialarýnýn psikolojik temellerinin anlaþýlmasýnda yararlý olacaðýný düþündüðümüz ve Vamýk Volkan tarafýndan literatüre kazandýrýlan ‘seçilmiþ travma’ kavramý ele alýnmaktadýr. Ardýndan, seçilmiþ travma, soykýrým iddialarý ve diaspora kimliði arasýndaki iliþki irdelenerek diasporanýn kültürel asimilasyona iliþkin kaygýlarý tartýþýlmaktadýr. Son olarak iddialarýný dayandýrdýklarý dogmatik fikirler çerçevesinde Ermenilerin nasýl bir soykýrým mitolojisi yarattýklarý ele alýnmakta ve tüm bunlarýn soykýrým iddialarý açýsýndan ne anlama geldiði deðerlendirilmektedir.
Ermeni Soykýrým Ýddialarý ve Kuramsal Yaklaþým Gereksinimi
Ermenilerin soykýrým suçlamalarýndan duyulan rahatsýzlýða raðmen bu iddialarý doðuran güdüler hakkýnda Türkiye’de yeterince analiz yapýlmamýþtýr. Tarihsel nitelikli araþtýrmalar, sorunun daha kolay algýlanmasýný saðlayacak ve bulgulara anlamsal bir bütünlük kazandýracak kavramsal bir çerçeveye oturtulamamýþtýr. Sorunun temelinde Ermenilerin tarihsel gerçekleri anlayamamasý ya da çarpýtmasýnýn yattýðý yönündeki inanç, Türk tarihçilerini bilgi ve belgeler sunarak soykýrým iddialarýný yanýtlamaya itmiþ, tarihçiler dýþýndaki Türk akademisyenler ise son zamanlara kadar konuya yeterince ilgi göstermemiþlerdir. Türk ve Ermeni iddialarý arasýndaki kopukluðu gidermeye yönelik çabalar, farklý dilleri konuþan iki tarafýn bir tartýþma yürütmeye çalýþmasý gibi iletiþim kurulmasýný saðlayamamýþ ve bunun sonucunda taraflar, karþý iddialar ve suçlamalar yoluyla iletiþimsizliðe dayalý bir diyalog içerisine girmiþtir.
Türkiye dýþýnda ve özellikle Batý üniversitelerinde Ermenilerin de katkýlarýyla konuya iliþkin geniþ bir teorik taban oluþturulurken Türkiye’deki tartýþmalarýn çoðu bu kuramsal çerçeveden yoksun tarihsel bilgiler olarak karþýmýza çýkmaktadýr. Ermeni soykýrým iddialarý ve buna karþý Türk tarihçilerinin öne sürdükleri tarihsel bilgi ve belgeler ancak kuramsal bir yaklaþýmla incelenirse anlam ifade edecektir. Bu yaklaþým, yalnýzca sorunun dinamiklerini anlamamýza yardýmcý olmakla kalmaz, ayný zamanda bu dinamikler baðlamýnda üretilebilecek çözüm önerileri ve belirlenecek stratejiler konusunda da rehberlik yapabilir. Ancak konuya girmeden önce tartýþmalarýmýza temel aldýðýmýz baþlýca varsayýmlarý sýralamakta yarar var.
Çalýþmamýzýn temel varsayýmýna göre, Türkiye’yi dönem dönem rahatsýz eden Ermeni soykýrým iddialarý, temel olarak Ermeniler tarafýndan izlenen bir kültürel kimlik politikasýnýn yansýmalarýdýr. ‘Kimlik politikasý’ kavramý ile iki süreçli bir stratejiyi anlatmak istiyoruz: Birinci süreç kimlik edinimi olarak adlandýrýlabilecek ve ortak kimlik yaratýlmasýný ilgilendiren bir süreçtir. Ýkincisi ise edinilen kimliðin daha sonra asimilasyona karþý korunma stratejilerini içeren kimlik direnci sürecidir. Ünlü sosyal psikolog Vamýk Volkan’ýn kavramsallaþtýrdýðý ‘seçilmiþ travma,’ bu stratejinin tanýmlanmasýnda merkezi bir rol oynamaktadýr. Kimlik oluþumunda çeþitli unsurlar üzerinde vurgu yapýlabilir (dil, kültür, din, kan baðý, ortak diðer deðerler gibi). Ancak Ermeniler, soykýrým iddialarý temelinde bir kimlik edinme ve bu kimliði pekiþtirme yolunu seçmiþtir.
Soykýrýma dayalý kimlik politikasýnýn en þiddetli savunucusu, Ermenistan dýþýnda yaþayan Ermeni diasporasýdýr. Soykýrýma dayalý kimlik politikalarý baðlamýnda Ermenistan diaspora tarafýndan yönlendirilmektedir. Bunun temel nedeni, diasporayý birarada tutan coðrafi bir temelin olmayýþý ve bu nedenle aralarýndaki baðlantýyý saðlayacak kültürel ve tarihsel bir deðerler bütününün yaratýlmasý gereksinimidir. Bunun yanýsýra, diaspora, yaþadýklarý ülkelerde kültürel anlamda asimile olma tehlikesiyle karþý karþýya bulunmaktadýr. Bu nedenlerle coðrafi temelden yoksun olan diaspora, varlýðýný sürdürebilmek amacýyla kimliðine temel olarak soykýrýmý seçmiþtir.
Diaspora toplumlarýnýn anavatanlarýyla aralarýndaki duygusal bað, kimliklerini koruyabilmeleri için son derece önemlidir ve Ermeni diasporasý için soykýrým psikolojik bir anavatan iþlevi görmektedir. Özellikle uzun süre Sovyet egemenliði altýnda kalarak baðýmsýzlýðýný yitirdiði için Ermenistan diaspora için bir anavatan iþlevi yerine getirememiþ, sosyal, ekonomik ve kültürel açýdan diasporanýn çok gerisinde kalmýþtýr. Baðýmsýzlýðýný kazandýktan sonra da diaspora Ermenilerinin örnek alabileceði ya da gidip yerleþmeyi isteyebilecekleri bir ülke olamamýþtýr. Yaþamýný Fransa’da sürdüren Profesör Krikor Beledian, Ermenistan’ýn diasporaya yararlý olabilecek katkýlarda bulunamadýðýný belirterek, hatta okullarda okutulacak ders kitaplarýný yazacak kiþilerin bile diaspora Ermenilerinden daha cahil ve eðitimsiz olduðundan yakýnmaktadýr.[2] Ancak tüm bunlar Ermenistan’ýn tamamen bir kenara itildiði anlamýna gelmiyor. Diaspora’nýn Ermenistan’ý istediði türden bir anavatan olarak görmeyi arzuladýðý, 1999 ve 2002 yýllarýnda gerçekleþtirilen Ermenistan Diaspora Konferanslarý’nýn sonuç bildirilerinde belirtilmiþti. Sonuç olarak diasporanýn kafasýnda ikili bir anavatan kavramý yattýðýný söyleyebiliriz: Bir tarafta coðrafi bir anavatan olarak Ermenistan ve diðer tarafta duygusal bir anavatan olarak soykýrým.
Azýnlýklarýn kimliklerini koruma ve asimilasyona direnme arzularý genellikle kültürel kimlik çatýþmalarýna neden olmaktadýr.[3] Çoðunluðun kimliðiyle çatýþmaksýzýn asimilasyona direnebilmek, o toplumun dýþýndan bir referans noktasýna dayanarak kimliði tanýmlamakla mümkün olabilir. Ýçerisinde yaþadýklarý toplumlarla çatýþmak istemeyen Ermeniler, soykýrým iddialarýný kullanarak asimilasyona direnmektedirler. Bu nedenlerle Ermeni diasporasý, geçmiþte yaþandýðýna inanýlan bir soykýrým iddiasýna sýký sýkýya sarýlmýþtýr. Bu yolla hem yaþadýklarý ülkelerde toplumun sempatisini kazanmakta, hem de çoðunluðun tepkisini çekmeden asimilasyona karþý savunma ve direnme mekanizmasý geliþtirmektedirler.
Diaspora açýsýndan, asimilasyon riskine iliþkin bir baþka önemli konu da kimliðin yeni nesillere aktarýlmasýdýr. Soykýrým iddialarý, Ermenileri yalnýzca ortak bir dava etrafýnda birleþtirerek onlara bir kimlik vermekle kalmaz, ayný zamanda bu davanýn takip edilmesi için sonraki nesillere görevler yükleyerek, yaratýlan soykýrým temeline dayalý kimliði nesilden nesile aktarma ve yaþatma olanaðý verir. Bir baþka deyiþle soykýrým iddialarý, Ermeni ulusal kimliðinin diðer ülkelerde de varlýðý ve daha da önemlisi, devamlýlýðýnýn bir sigortasý olma iþlevi taþýmaktadýr. Toplumlar çoðunlukla gelenekleri üzerine vurgu yaparak kültürlerini yeni nesillere aktarma yoluna giderler. Ancak 1960’lardan itibaren Ermeni diasporasý, kimliðini ve varlýðýný koruyabilmek amacýyla yeni nesillere geleneklerden daha kolay aktarýlabilen bazý deðerler yaratýlmasý gerektiðini farketti. Çünkü geleneklerin yeni nesillere aktarýlmasý, deðiþen zaman ve koþullara göre güçlüklerle karþýlaþabilir ve bu aktarma sýrasýnda deðiþim geçiren gelenekler yeni kuþaklarý asimilasyon tehlikesine karþý koruyamayabilirdi. Örneðin Laçiner ve Bal, Ermeni inançlarýna göre 6 ocakta kutlanmasý gereken Noelin Ýngiltere’deki diaspora gençleri tarafýndan Ýngilizler gibi 25 aralýkta kutlanmasýndan yaþlý neslin rahatsýz olduðunu ve bunu bir kimlik erozyonu olarak yorumladýðýný belirtiyor.[4] 1965 yýlýnýn, sözde soykýrýmýn 50. yýldönümü olmasý bahanesiyle soykýrým propagandasýna hýz kazandýrýlmasýnýn ardýndaki neden yýldönümü deðil, Ermenistan’a dönmeyeceklerini ve bulunduklarý ülkelerde kalýcý olduklarýný farkeden Ermenilerin asimilasyona karþý direnmek zorunda olduklarýný hissetmeleridir. Bunun sonucu olarak Ermeni diasporasý, kimliðini ‘soykýrým deðerleri’ olarak da adlandýrabileceðimiz bir temele oturtmuþ ve soykýrýmdan kurtulanlarýn anýlarýný taze tutarak yeni nesillerin bu deðerleri sahiplenmesini saðlamýþtýr.
Seçilmiþ Travma
Vamýk Volkan’a göre[5] seçilmiþ travma, bir grubun geçmiþte baþka bir grupla iliþkileri sýrasýnda yaþamýþ olduðu bir çatýþmanýn neden olduðu aþaðýlanmýþlýk duygusu, acýlar, kayýplar ve çaresizliklerin zihinsel temsilidir. Toplumlarýn, tarih boyunca karþýlaþtýklarý travmatik olaylarýn hepsi seçilmiþ travma haline gelmez. Yaþanan travmatik olaylarýn yasý tutulamamýþ ve zihinlerde kesin bir sonuca baðlanamamýþsa bazen grup, yarým kalan bu psikolojik sürecin sonraki nesiller tarafýndan tamamlanmasýný isteyebilir. Örneðin Ermeni Soykýrým Enstitüsü ve Müzesi Müdürü Lavrenti Barseghian, ‘Ermeni halký üçüncü milenyuma mirasýnýn ‘aðýr tarihi yük’ünü yani soykýrýmý mahkum ettirme sorununu sýrtýnda taþýyarak giriyor’[6] derken, aslýnda Birinci Dünya Savaþý sýrasýnda yaþananlarýn Ermeniler açýsýndan seçilmiþ bir travma olduðunu dile getirmektedir. Ýþte Vamýk Volkan tarafýndan önerilen ‘seçilmiþ travma’ kavramý, toplumun yaþamýnda derin izler býrakan bu tür olaylarýn nesiller boyunca vurgulanarak bir grubun kimliðine temel oluþturacak þekilde kullanýlmasýný ifade etmektedir.
Grup kimliklerinin oluþumunda yalnýzca travmalar deðil, zaferler ve baþarýlar da kullanýlabilir. Ancak psikolojik bulgular, kimlik oluþumu sürecinde seçilmiþ travmalarýn seçilmiþ zaferlere göre daha etkili olduðunu göstermektedir.[7] Nesilden nesile aktarýlan travmanýn yaþatýlmasý ve hatýrlanmasý görevi zamanla ideolojik bir yapýya bürünerek kimliðin dayandýrýlabileceði milliyetçi bir saplantýnýn temelini oluþturabilmektedir.[8] Tarihin ideolojik amaçlarla yorumu ise, gerçeklerin bir adým geri çekilerek bilinçli manipülasyonlara yol vermesi anlamýna geliyor. Türklerin soykýrým yaptýðýna iliþkin kanýtlar içeren Andonian belgelerinin sahte olduðunun kanýtlanmasý da bu açýdan düþündürücü bir örnektir.
Grup kimliðinin pekiþtirilmesinde önemli bir rol oynayan travmatik olay, geçmiþteki acýlarýn zihinsel bir izdüþümü ve duygusal bir yorumu olarak grup üyelerinin kalplerinde yaþamaya devam etmektedir. Ýnsanlar kendilerini birleþtiren bir coðrafyaya dahi ihtiyaç duymadan bu olayla birbirlerine baðlanmaktadýr. Volkan, yeni nesillerin travmatik olaydan baðýmsýz kendi kiþilikleri olmasýna raðmen, ailelerinin hafýzalarýnda kaldýðý þekliyle tasarlanan olaya onu yaþamýþçasýna baðlandýklarýný ve travmatik olayýn düþünsel düzeyde canlý tutularak sonraki nesillere aktarýldýðýný belirtiyor.[9] Laçiner ve Bal,[10] Ýngiltere’de yaþayan Ermeni asýllý Susan Pattie’nin 1915 olaylarýný kendisi yaþamýþçasýna 2001 yýlýnda gazetecilere anlatmasýný soykýrým söyleminin nesilden nesile aktarýlmasýna örnek olarak veriyor. Pattie 50 yaþýnda olmasýna ve o yýllarda henüz dünyaya gelmemiþ olmasýna raðmen bu ayrýntýlý bilgilere sahip olmasýný, ‘bizler tehcir hakkýnda anlatýlanlarla büyüdük. Bu bizim Ermeniliðimizin bir parçasýydý’ diyerek açýklýyor. Olay ve bireyler arasýndaki bu duygusal bað, bazen intikam duygularýyla da beslenebilmekte ve yeni nesillere, acý çekmiþ nesil adýna intikam alýnmasý da dahil pek çok görev yükleyebilmektedir.[11]
Her yeni neslin öncekilerden devraldýðý ve taþýmakla yükümlü olduðu travma hafýzasý, grup kimliðinin güçlendirilmiþ bir þekilde ve travmatik olaya bir tepki olarak sürdürülmesini saðlar. Volkan, seçilmiþ travmanýn fonksiyonlarýnýn burada da bitmediðini, grubun yeni bir düþmanla karþýlaþtýðýnda travmatik olayýn hafýzasýný yeniden canlandýrarak tehdit altýndaki kimliðini korumaya çalýþtýðýný belirtiyor.[12] Bu baðlamda asimilasyon tehdidi ile karþýlaþan Ermeni diasporasýnýn 1960’lardan itibaren kendi seçilmiþ travmasýna yeniden ve daha sýký sarýlmasý þaþýrtýcý olmamalýdýr.
Burada dikkat edilmesi gereken bir baþka nokta da seçilmiþ travma haline gelen bir olayýn gerçekten yaþanmýþ olup olmamasýnýn o toplum açýsýndan fazla bir önem taþýmamasýdýr. Bu olayý kendi kimliðinin temeli olarak seçmiþ olan grup açýsýndan travmanýn gerçekliði deðil, fonksiyonu daha önemlidir. Seçilmiþ olay, grup üyelerini birarada tutma ve aralarýnda duygusal bir bað oluþturma iþlevini yerine getirdiði sürece benimsenecek ve doðruluk veya yanlýþlýðý sorgulanmayacaktýr.[13] Bu yüzden, dünyanýn çeþitli ülkelerinde daðýnýk olarak yaþayan Ermenileri birarada tutan travmatik bir soykýrýmýn gerçekliði tartýþma konusu bile yapýlmayacaktýr. Nitekim ünlü Ermeni profesör Richard Hovanissian Türklerle ayný masada oturup konunun tartýþýlmasýný kesinlikle reddetmiþ, buna gerekçe olarak da Türklerin soykýrýmý inkar edeceklerine olan inancýný göstermiþtir. Ermeni iddialarýnýn ‘tarihsel gerçekler’ yaklaþýmýyla yanýtlanmaya çalýþýlmasý bu nedenle etkili olmamýþtýr.
Ermeni diasporasýnýn kimliðini tanýmlamak amacýyla üç kilit unsur belirlenebilir: Ermeni kilisesi, Ermenistan (anavatan olarak) ve soykýrým. Buradaki amacýmýz bu kimliðin her yönüyle tartýþýlmasý ve bütün unsurlarýnýn asimilasyon tehdidine karþý nasýl kullanýldýðýný açýklamak deðildir. Asýl amacýmýz, soykýrým iddialarýnýn Ermeni kimliði açýsýndan gördüðü iþlevi ve bu iddialarýn arkasýndaki dinamikleri açýklamakla sýnýrlý olduðu için diðer unsurlara ancak konumuzla ilgili olduklarý ölçüde deðinilecektir. Bir baþka deyiþle, bu araþtýrmada tartýþmalarýmýzýn merkezine Ermeni kimliðini oluþturan unsurlardan biri olan soykýrým iddialarý koyulmakta ve bu iddialarýn Ermeni kimliði açýsýndan oynadýðý rol ele alýnmaktadýr. Ermeni kimliðinin bütün yönleriyle irdelenmesi ise daha geniþ kapsamlý bir araþtýrma konusu olabilir.
Diaspora Kimliði
Diaspora kavramý, zorla veya kendi isteðiyle ülkelerini terk ederek baþka yerlerde yaþamak zorunda kalan gruplarý ve anavatanlarýndan uzakta yaþatýlan kültürel deðerleri ifade etmektedir. Diaspora toplumlarýnýn, yaþadýklarý ülke ile bütünleþerek orada kalýcý olduðunu, bu nedenle de anavatanla aralarýndaki baðýn genellikle duygusal olduðunu söyleyebiliriz. Diaspora toplumu, içerisinde yaþadýðý toplumdan farklý olan kimliðini korurken, iki farklý kültürel kimliði (bulunulan ülke ve anavatan) ayný anda taþýmaktadýr. Ancak bu kimliklerden biri, yabancý bir kültürel ortamla çevrelendiði için asimile olma riski ile karþý karþýyadýr. Tüm diaspora toplumlarýnda olduðu gibi Ermeni diasporasýnda da asimile olma kaygýsý belirgindir.[14]
Soykýrým iddialarýnýn neden bir kimlik temeli olarak benimsendiðini anlamak için Ermeni diaspora toplumunun geliþimine bakmak ve onun kimlik konusundaki gereksinimlerini anlamak gerekir. Farklý ülkelere göç eden Ermeniler, baþlangýçta bu göçü geçici bir çözüm olarak algýladýklarý için, kimliklerini korumak amacýyla geleneksel deðerlerini korumaya çalýþmýþlardý. Göçün kalýcý olduðu ve geriye dönülmeyeceði anlaþýlýnca, etnik kimliðin korunmasý ve asimile olmamasý için geleneklerin yeterli olmayacaðý, yeni stratejiler geliþtirilmesi gerektiði görüldü.[15] Ýþte soykýrýma dayalý kimlik politikalarýnýn izlenmeye baþlanmasý da bu yýllara denk gelmektedir.
Özellikle 1960’lý yýllarýn ortalarýndan itibaren Ermeniler arasýnda soykýrýma iliþkin bütünleþtirici bir bilincin yerleþmeye baþladýðýný görüyoruz.[16] Ermeni terör örgütlerinin intikam iddialarýyla Türk diplomatlarýna yönelik suikast ve terör eylemlerine,[17] 1970’li yýllarda yeniden baþlamalarý da bir tesadüf deðildir. Bu eylemler, 1960’lardan itibaren izlenen ve soykýrým iddialarýyla beslenen bir kimlik direnci politikasýnýn bir sonucudur. 1920’lerdeki Ermeni terörünün kurbaný olan Türkler, soykýrýmla doðrudan iliþkisi olduðu düþünülen kiþilerdi ve amaç bu kiþileri ortadan kaldýrarak intikam almaktý. Oysa 1960 ve 70’li yýllardan itibaren baþlayan Ermeni terörü masum insanlarý yalnýzca Türk olduklarý için hedef alýyordu. Çünkü o tarihlerde soykýrýmdan sorumlu tutulabilecek yaþayan hiç kimse kalmamýþtý. Terörün bu dönemdeki amacý, tarihsel kin ve intikam duygularýný yeniden harekete geçirerek duraðanlaþmaya baþlayan Ermenilik bilincini uyandýrmaktý. Gerçekten de soykýrým olduðu iddia edilen olaylarý doðrudan doðruya yaþamýþ olan Ermeniler bile þimdiki Ermeni diasporasý kadar öfkeli, radikal ve kin dolu deðildi.[18]
Soykýrýma dayalý bir kimlik oluþturma çabalarýnda diasporanýn anavatan Ermenilerine göre daha radikal olmasýnýn ve bir lokomotif görevi üstlenmesinin çeþitli nedenleri vardýr. Bunlarýn baþýnda, diasporanýn yabancý bir kültürel ortamda yaþýyor olmasýndan kaynaklanan ve kimliðin korunmasý sýrasýnda karþýlaþtýðý güçlükler gelir. Yani diasporayý Ermenistan’da yaþayan Ermeniler gibi birleþtiren ortak bir coðrafya, bir ülke yoktur. Ýkincisi, diaspora toplumlarý kendi ülkelerinde yaþamadýðý için, yabancý bir ortamda kültürel asimilasyon tehdidi ile karþý karþýyadýr. Kýsacasý, ulusal kimliðin korunmasý konusunda diasporanýn karþýlaþtýðý sorunlarýn niteliði Ermenistan Ermenilerinin karþýlaþtýklarýndan çok farklýdýr. Soykýrým iddialarý, tüm bu güçlüklere raðmen asimilasyona direnme konusunda diasporaya ilham kaynaðý olmakta, enerji vermekte, derin farklýlýklara raðmen farklý ülkelerdeki diaspora toplumlarý arasýndaki iletiþimi saðlamakta ve onu canlý tutmaktadýr. Ermeniler radyo, televizyon, dergi ve dernekler yoluyla aralarýnda iletiþim kanallarý kurmuþlardýr. Ancak bu kanallar, içeriði doldurulmadýkça anlamsýz ve boþ mekanizmalardýr. Soykýrým, iþte bu iletiþim kanallarýnýn ve oluþturulan tartýþma platformlarýnýn içeriðini doldurup Ermeniler arasýndaki baðý güçlendirerek ortak kimliðe can veren bir yaþam kaynaðý iþlevi görmektedir.
Farklý ülkelere daðýlmýþ olmaktan kaynaklanan kültürel farklýlýklar ortak deðerleri tehdit ettiði için diasporanýn temel kaygýsý, bu deðerlerin iletiþim yoluyla korunmasýdýr.[19] Zamanla bu daðýlmýþlýk, bulunulan ülkeye göre farklýlýk gösteren farklý Ermeni kimlikleri yaratarak grubun bütünlüðünü bozacaðý için onu asimilasyona daha açýk hale getirebilir. Horowitz’e göre,farklýlaþma tehdidi ile karþýlaþan gruplar, kendi içlerindeki çeþitlenmeyi azaltmak amacýyla yüzlerini geçmiþlerine dönerler, asimilasyon tehdidi ile karþýlaþan gruplar da farklý kimliklerini vurgulamak amacýyla yine tarihe baþvururlar... Kültürel uyanýþ hareketleri de grup kimliðinin yok olmaya yüz tutmasý tehlikesi karþýsýnda ortaya çýkan bir bilincin ürünüdür.[20]
Tarihten bulunup çýkarýlacak malzemelerin yeniden yorumlanmasýyla hem ortak kimlik vurgulanacak, hem de çeþitli ülkelerde yaþayan Ermeniler arasýnda bir iletiþim kurulacaktýr. Gerçekten de bugün Fransa, Arjantin, Hollanda, Ýngiltere, ABD’de gibi dünyanýn çeþitli köþelerindeki Ermeniler arasýnda bir düþünce birliði oluþturulmasýnda soykýrým iddialarý merkezi bir rol oynamaktadýr.
Soykýrým temelli kimlik politikalarýnda Ermeni devletinden ziyade diasporanýn önplana çýkmasýnýn ekonomik ve stratejik nedenleri de vardýr. Öncelikle, jeopolitik konumu Ermenistan’ýn kimlik politikalarýný kýsýtlamaktadýr. Denizlere çýkýþ ve dýþ dünya ile bað kurma konusunda çok sayýda alternatifi olmayan bir Ermenistan’ýn Türkiye ile iyi geçinmek zorunda olduðu bir gerçektir. Ermenistan açýsýndan ulusal kimliðin soykýrýma deðil de kültürel temellere dayandýrýlmasý daha akýllýca bir politika olur.
1999 ve 2002 yýllarýnda Ermenistan’da gerçekleþtirilen Ermenistan-Diaspora konferanslarýndan birincisinde, diasporanýn farklý ülkelerde daðýnýk bir þekilde yaþýyor olmasýna özel bir vurgu yapýlarak bunun tutarlý ve bütüncül bir kimlik oluþumunu engelleyen kültürel bir tehdit olduðu belirtilmiþ ve bu konuda hayati önem taþýyan üç unsur ileri sürülmüþtü: ortak dil, soykýrým ve Karabað sorunu. Yine ayný toplantýda bazý Ermenilerin Ermenice bile konuþmadýklarýna dikkat çekilerek yokolma tehlikesine karþý Ermeni kimliðinin yaþatýlmasýnýn ‘soykýrým konusunun ayrýlmaz bir parçasý’ olduðu belirtilmiþ, ulusal kimliðe yönelik bu tehditlere verilebilecek en iyi yanýtýn ona sahip çýkarak korumak olduðu dile getirilmiþti.[21] Ermenistan Cumhurbaþkaný Kocharian, 2002 yýlýnda gerçekleþtirilen toplantýdaki konuþmasýnda, soykýrýmýn tanýnmasý için yürütülen çalýþmalarýn baþarýlý olduðunu ve bunun Ermenilerin birliðine katkýda bulunacaðýný belirtmiþti.
Bir tartýþma sýrasýnda Profesör Tölölyan, ‘ben Ermeniyim’ diyen bir kiþinin, ‘biz Ermeniyiz’ diyene kadar gerçekten Ermeni olamayacaðýný, çünkü Ermeni kimliðinden söz edebilmek için toplumsal etkinliklere katýlmak gerektiðini söylemiþti. Bu etkinliklere örnek olarak da soykýrýmýn yarattýðý travma konusunda tartýþmalar yürütülmesini vermiþti.[22] Nitekim Ermeniler, soykýrýmýn ulusal kimliklerinin kilit unsurlarýndan biri olduðunu açýkça belirtmektedirler.[23] Tüm bunlar, daðýnýk diasporanýn 1915 olaylarýný birlik saðlamak amacýyla, seçilmiþ bir travma olarak benimsediðini gösteriyor.
Diaspora kimliði açýsýndan anavatan kavramý son derece önemlidir. Esman, bu anavatan kavramýnýn mutlaka bir ülke olmak zorunda olmadýðýný, ve en az coðrafi anlamda bir anavatan kadar önemli olan ideolojik bir fikir ve inançlar bütününün de diaspora açýsýndan bir anavatan iþlevi görebileceðini vurguluyor.[24] Diaspora açýsýndan soykýrým iddialarýnýn oluþturduðu soykýrým ideolojisi de psikolojik bir anavatan iþlevi görmektedir. Bu anavatan, Ermenilerin bir etnik grup olarak ortaya çýkmalarýný saðlayan bir çýkýþ noktasýný temsil etmektedir. Diasporanýn yerleþilen ülkede kalýcý olmasý, diaspora kültürü ve kimliðini asimilasyon tehdidi ile karþý karþýya býrakmakta, asimile olmadan kültürün korunmasý konusundaki kararlýlýðý ise bu amaçla bazý mekanizmalarýn geliþtirilmesini gerektirmektedir. Ýþte bu mekanizmalar açýsýndan diaspora ile ‘anavatan’ arasýndaki baðýn anlamý da budur: asimilasyona direnebilmek amacýyla içerisinde yaþadýklarý toplumlardan kültürel açýdan farklý olduklarýný vurgulayan bir duygusal referans noktasý.
Diaspora toplumlarý için, ‘bir ülke olarak anavatan’ kavramýnýn taþýdýðý anlam, onun asimilasyona karþý saðladýðý duygusal bir güç kaynaðý olmasý ile ilgilidir, mutlaka geriye dönülmeye çalýþýlan bir coðrafya olmasý ile deðil. Laçiner, Ermenistan baðýmsýzlýðýný kazandýðýnda bir kýsým Ermeni’nin ülkeye geri dönmesi beklenirken bugün Ermenistan’ýn hala dýþarýya göç veren bir ülke konumunda olduðunu belirtiyor.[25] Gerçekten de Ermenilerin yaþadýklarý ülkelerden çok daha geri ve fakir olan Ermenistan’a dönme niyetleri bazý istisnalar dýþýnda bulunmamaktadýr.
Soykýrým olgusu, duygularý harekete geçiren ve günlük yaþama da entegre edilebilen bir kavram olduðu için ülke anlamýnda bir anavatandan daha güçlü bir birleþtiriciliðe sahiptir. Ýnsanlarýn hiç gitmedikleri bir anavatan özlemiyle bir araya gelmeleri beklenemez, ama kendi varlýklarýný da tehdit etmiþ bir soykýrým fikri etrafýnda birleþmek ve ortak hareket etmek daha kolaydýr. Bunun yanýsýra ulusal kimlik yaratýlmasý ve yaratýlan bu kimliðin korunmasý amacýyla soykýrým gibi toplumlarýn hafýzalarýnda derin izler býrakan bir deneyimin seçilmesi þaþýrtýcý olmamalýdýr. Nitekim soykýrým, tanýmý gereði kimliðe yönelik bir saldýrý olmasýnýn yanýsýra, bir grubun fiziksel varlýðýnýn da ortadan kaldýrýlmasý politikasýdýr. Ermeni yazar William Saroyan’ýn aþaðýdaki sözleri soykýrým iddialarý ile Ermeni diaspora kimliði arasýndaki baðlantýyý ve soykýrým iddialarýnýn diaspora arasýnda birlik saðlamak amacýyla duygularý nasýl harekete geçirdiðini net bir þekilde ifade etmektedir:
Haydi Ermenistan’ý mahvet. Görelim yapabilecek misin? Onlarý (Ermeniler) ekmeksiz ve susuz çöllere gönder. Evlerini ve kiliselerini yak. Sonra bak bakalým tekrar gülmeyecekler mi, þarkýlar söyleyip dualar etmeyecekler mi? Ve dünyanýn herhangi bir yerinde ikisi bir araya geldiðinde bak bakalým yeni bir Ermenistan yaratmayacaklar mý?[26]
Asimilasyona direnirken ve ortak kimliði vurgularken izlenen strateji, tamamen ayný kültüre sahip, küresel ve tek tip bir Ermeni toplumu yaratmak deðildir. Soykýrým fikrinin Ermeni düþünce yapýsýnda inþa ettiði diktatörlüðün izin verdiði ölçüde farklý yaklaþýmlar ve farklý düþünceler de kabul edilebilmektedir. Bir baþka deyiþle herkesin kabul etmek zorunda olduðu tek fikir Türklerin Ermenilere karþý bir soykýrým iþlediðidir. Bunun dýþýnda soykýrým propagandasýna katký saðladýðý sürece diaspora içerisinde genel olarak farklýlýklarý kabullenen bir düþünce ve hareket özgürlüðüne izin verildiði söylenebilir. Ermenilerin soykýrýma yaklaþýmý dogmatiktir.
Ermeniler aralarýndaki farklýlýklarý, soykýrýmýn kabul ettirilmesi yönündeki ortak amaç için kullanmaktadýr. Yaþadýklarý ülkelerde toplumla tam olarak entegre olan farklý Ermeni diasporalarý, onlarý birbirlerine baðlayan ortak deðerleri vurgulamak için soykýrým iddialarýyla ilgili etkinliklerden yararlanmaktadýr. Bu da bulunduklarý ülkelerin kültürleri ile karþý karþýya gelmeden o ülkelerde lobicilik etkinliklerinde bulunmalarýný kolaylaþtýrmaktadýr. Ermeni tarih profesörü Dennis Papazian, Ermeni soykýrýmýný anmak amacýyla 21 Nisan 2000 tarihinde Kaliforniya eyaletinin Pasadena þehrinde yaptýðý konuþmada, ‘Amerika’yý seviyorum ve onun, gerçeðin, adaletin ve doðruluðun sembolü olmasýný istiyorum. Ancak bugün bir Amerikan vatandaþý olarak, ... Türklerin, Ermeni soykýrýmýna tanýklýk eden kiþileri, ... soykýrýma þahitlik eden Hristiyan misyonerleri, ... Amerikan baþkaný Woodrow Wilson’u ve Amerikan halkýný, Amerikan misyonerlerini, kendilerinden önce çalýþmýþ meslektaþlarý olan Amerikan büyükelçilerini ve Amerikan konsolosluk yetkililerini yalancý olarak nitelemesine Amerikan Dýþiþleri Bakanlýðý’nýn göz yummasýndan utanç duyuyorum. Eðer Amerikan Dýþiþleri Bakanlýðý’nda çalýþýyor olsaydým Türklerin tüm bir Amerikan neslini yalancýlýkla suçlamasýna izin vermezdim’ demiþti.[27] Bu konuþmadan da anlaþýlacaðý gibi Ermeniler, yaþadýklarý ülkelerin vatandaþlýðýný kendi propagandalarý için kullanmakta ve ülkelerine olan sadakatlerini her fýrsatta dile getirmektedir. Bu da onlarýn çalýþmalarýný kolaylaþtýrmaktadýr.
Soykýrým Mitolojisi
Ulusal kimliklerin temelinde yatan unsurlardan biri de ulusal mitolojilerdir. Genellikle bir ulusun ortaya çýkýþý ve onun tarihi hakkýnda önemli olaylarý anlatan mitolojik öyküler, doðruluðu sorgulanmaksýzýn nesilden nesile aktarýlýrken ortak bir bilincin ortaya çýkmasýna katkýda bulunurlar. Ermeni diaspora kimliði, soykýrým mitolojisi olarak adlandýrabileceðimiz ve gerçekliði sorgulanamaz bir takým dogmatik olaylara dayandýrýlmýþtýr. Burada soykýrým mitolojisi kavramýyla, geçmiþteki bir olayýn seçilmiþ travma haline gelerek ideolojik bir tabuya dönüþmesini kastediyoruz. Mitolojik olaylar genellikle uluslarýn ortaya çýkýþý ile ilgilidir (Ergenekon Destanýnda olduðu gibi). Soykýrým olduðu iddia edilen olaylar da ortak bilincin ortaya çýkmasýný saðlayacak þekilde yorumlanarak Ermenilerin Ergenekon’u olmuþtur. Soykýrým iddialarýnýn Ermeniler için psikolojik bir anavatan iþlevi görmesi ayný zamanda onun mitolojik bir yeniden doðuþu temsil etmesinden kaynaklanmaktadýr. Anlam olarak bir etnik grubun yok olmasý ile iliþkili olan soykýrým kavramý, Ermeni diasporasý tarafýndan ironik bir þekilde yeniden doðuþu simgeleyecek þekilde kullanýlmaktadýr.
Diasporalar açýsýndan mitolojiler, ortak bir kimlik yaratýlmasý için sahip olunan sýnýrlý sayýdaki alternatif arasýnda belki de en etkili olanýdýr. Zlatko Skrbis’in aþaðýdaki sözleri bu durumu net bir þekilde ortaya koymaktadýr:
Diaspora temelli milliyetçi söylemi anlamamýza yardýmcý olacak bir çerçeve oluþturmak için etno-milliyetçi mitler, basit abartmalar, kendini övme, icat edilmiþ etno-milliyetçi özdeþleþme ... ve sembolik ifadelerin gücünün vurgulanmasý gerekir.[28]
Ulusal mitolojiler geçmiþe bakýþýmýzý þekillendirdiði için yeni mitler yaratýlmasý tarihin yeniden yorumlanmasý anlamýna gelir. Yaratýlan soykýrým mitolojisi yoluyla bugün tarihin yeniden yazýlmasýna ve Ermenilerin 20. yüzyýlýn ilk soykýrýmýna maruz kaldýðý söylemiyle de yeniden yazýlan bu dünya tarihi içerisinde Ermenilere özel bir yer verilmeye çalýþýlmaktadýr. Bu açýdan bakýldýðýnda Ermenilerin yaþadýðý acýlara bütün dünyanýn ders almasý gereken tarihsel bir önem atfedilirken Türklerin yaþadýðý acýlar tamamen yok sayýlmaktadýr. Tartýþma konusu 1915 olaylarý ile ilgili tüm yetkililer ve þahitler yaþarken soykýrým iddiasý ispatlanamadýðý halde, bundan 90 yýl sonra ve ilgili kiþilerin çoðunun artýk hayatta olmadýðý bir dönemde soykýrýmý dünyaya benimsetmeye çalýþmak, tarihin siyasal amaçlarla yeniden yazýlmasý demektir. Bunun arkasýnda yatan neden de adalet istemi ya da tarihsel gerçeklerin ortaya çýkarýlmasý deðil, Ermeni diasporasýnýn soykýrým mitolojisi yoluyla siyasal kimlik yaratma amacýdýr. Ýsrailli yazar Boas Evron’a göre ‘soykýrým bilinci, aslýnda resmi ve propaganda amaçlý bir endoktrinasyon, bir dizi sloganýn dile getirilmesi ve yanlýþ bir dünya görüþüdür. Gerçek amacý da kesinlikle geçmiþin anlaþýlmasý deðil, bugünün manipülasyonudur.’[29]
Psikoloji dalýndaki araþtýrmalar, kimliðini seçilmiþ travmatik bir olaya dayandýran grubun, karþý tarafýn yaþadýðý acýlara karþý bazen duyarsýzlaþtýðý ve herkesin yalnýzca kendi yaþadýklarýna sempati göstermesi gerektiðine dayalý bir düþünce geliþtirdiðini gösteriyor. John E. Mack bu durumu mazlum veya maðdur olmanýn bencilliði (‘egoism of victimization’) olarak adlandýrýyor.[30] Buna göre bu gruplar, yalnýzca kendi acýlarý ve kayýplarý üzerinde yoðunlaþýrlar ve kendi davranýþlarýnýn karþý tarafa verdiði zararlar konusunda sorumluluk almaktan kaçýnýrlar. Çünkü uðradýklarý kayýplarýn bu konuda kendilerine, tarihin kendi istedikleri þekilde yeniden yazýlmasý ve yorumlanmasýný da içine alan sýnýrsýz haklar verdiðini düþünmeye baþlarlar.
Soykýrým mitolojisinin yaratýlmasýnda müze ve anýtlar önemli roller oynar. Erivan’da 1965 yýlýnda inþa edilmiþ olan Dzidzernakabert sözde soykýrým anýtý, bugün Ermenilerin buluþma noktasý olarak iþlev görmektedir. Sonraki yýllarda, diaspora tarafýndan aralarýnda ABD, Fransa, Hollanda ve Kanada’nýn da bulunduðu pek çok ülkede sözde soykýrým anýtlarý dikilerek soykýrým fikrinin taþlaþtýrýldýðýný görüyoruz. Burada ‘taþlaþtýrma’ kavramý ile hem bir fikrin taþtan anýtlar haline getirilmesini hem de iddia edilen ve gerçekliði kanýtlanmamýþ tarihsel olaylarýn sorgulanmayan katý gerçeklikler olarak dünya kamuoyuna empoze edilmesini kastediyoruz. Örneðin Kaliforniya’da 1968 yýlýnda inþa edilen Ermeni Þehitleri Anýtý’nda, bu anýtýn 1915-1921 yýllarý arasýnda Tük hükümeti tarafýndan iþlenen soykýrýmýn kurbaný olan 1,5 milyon Ermeni anýsýna dikildiði belirtiliyor.[31] Oysa ünlü tarihçi Justin McCarthy’e göre[32] Anadolu’da yaþayan toplam Ermeni nüfusu 1911-1912 yýllarýnda 1.493.276 iken, Esat Uras’a göre[33] 1914 yýlýnda 1.300.000 civarýndadýr. Görüldüðü gibi, Türklerin tüm Ermeni nüfusundan daha fazla Ermeni’yi katlettiði gibi tarihsel verilerle çeliþen bir iddia anýtlaþtýrýlarak Amerikan kamuoyuna empoze edilmiþ bulunmaktadýr.
Soykýrým müzelerinin açýlmasý ve anýtlar dikilmesi yönündeki giriþimler, Ermeni diasporasýnýn etkinlikleri arasýnda önemli bir yer tutmaktadýr. Müzeler gibi anýtlar da gelecek nesillere sürekli soykýrýmý hatýrlatarak ve aksi takdirde biraraya gelmeyecek kiþiler için birer buluþma noktasý iþlevi görerek diaspora kimliðinin korunmasýna ve vurgulanmasýna somut katkýlarda bulunmaktadýr. Bu anýtlar, insanlarýn duygularýna ve varlýk nedenlerine göndermeler yaptýklarý için kültürel amaçlarla dikilen anýtlardan çok daha farklý bir öneme sahiptirler ve daha etkili olmaktadýrlar.[34]
Burada Ermeni diasporasýnýn bir anlamda ölüler üzerinden bir kimlik politikasý yürüttüðünü söyleyebiliriz. Benedict Anderson, özellikle Fransýz Ýhtilali’ni örnek göstererek ölen insanlar üzerinden yürütülen politikalara dünya tarihinde sýk rastlandýðýný belirtmektedir.[35] Anderson, ölümlere neden olan olaylarýn (savaþ, devrim, etnik çatýþmalar vs.) ardýndan, sonraki nesillerin bu olaylara sahip olduklarýndan çok daha fazla anlam yükleyerek ulusal tarihlerini yazdýklarýný ifade ediyor, ve ‘bundan sonra ölülerin sessizliði, onlarýn en derin arzularýný ortaya çýkarma konusunda artýk bir engel oluþturmuyordu’ diyor. Çünkü gelecek nesiller, acý çeken nesillerin ne istedikleri veya ne hissettiklerini kendilerine göre yorumlayarak serbestçe ve kendi siyasal amaçlarýna hizmet edecek þekilde tarih yazabilirler. Bu nedenle Ermeni ulusal kimliðinin güvence altýna alýnabilmesi için tarih yeniden yazýlmaya çalýþýlmakta ve yaþamlarýný kaybeden insanlarýn yaþadýklarý olaylara, amaca uygun yeni anlamlar yüklenmeye çalýþýlmaktadýr. Soykýrým mitolojisinin birleþtirici bir rol oynamaya devam edebilmesi için yalnýzca Ermenilerce deðil tüm dünya kamuoyu tarafýndan benimsenmesi ve tartýþmasýz kabul edilmesi gerekmektedir. Bugün Türkiye’deki yeni nesiller nasýl soykýrýmýn gerçek olabileceði konusunda þüpheye düþmüþse, dünya kamuoyu tarafýndan da benimsenmediði sürece soykýrýmýn sorgulanma ve deðiþtirilme riski vardýr. Ermeniler açýsýndan soykýrýmýn gerçekliðinin dünya kamuoyu tarafýndan kabul edilmesi, konunun sorgulanma riskini en aza indireceði ve kimliðin dayandýrýldýðý temelleri güvence altýna alacaðý için gereklidir.
Soykýrýmýn gerçekliðinin tartýþýlmasý, kimliðin dayandýrýldýðý mitolojinin yeniden deðerlendirilmesi ve sorgulanmasý anlamýna geleceði için diaspora açýsýndan kesinlikle kabul edilemez. Diasporanýn bu konudaki savlarýmýzý destekleyen tutumlarýna en güzel örneklerden biri de, 2001 yýlýnda toplanan Türk-Ermeni Uzlaþtýrma Komisyonu’nun çalýþmalarý karþýsýnda sergilenen tutumdur.[36] Altý Türk ve dört Ermeni’nin oluþturduðu ve gayri-resmi diplomasi yöntemleri kullanarak tartýþmalar yürüten Uzlaþma Komisyonu, öncelikle Türklerin aðýrlýkta olmasý nedeniyle eleþtirilmiþtir. Ancak Ermenilerin kendileri bile bu sayýsal dengesizliðin nedeninin, katýlým konusunda istekli ve aranan niteliklere sahip yeterli sayýda Ermeni bulunamamasý olabileceðini dile getirmiþlerdi.[37] Ermeni diasporasý bu giriþimi, Türkler ve Türkiye’nin stratejik önemi nedeniyle onlarla birlikte hareket eden Amerikalýlar tarafýndan diasporayý bölerek soykýrýmýn kabul edilmesine yönelik çabalarýn sekteye uðratýlmasý amacýyla planlanmýþ bir komplo olarak deðerlendirdi. Hatta Albert Peltekian, Armenian Weekly’de yayýnlanan 15 Eylül 2001 tarihli ‘Dialogue Among Citizens Will Only Promote the Interests of Turkey’ (‘Vatandaþlar Arasýnda Diyalog Yalnýzca Türkiye’nin Çýkarlarýna Katkýda Bulunacak’) baþlýklý yazýsýnda diyaloðun yalnýzca Türklere çýkar saðlayacaðýný ve Ermeni soykýrýmýnýn tanýnmasýna iliþkin çabalara zarar vereceði görüþünü kaleme almýþtý.
Diyalogdan korkulmasýnýn temel nedeni, diaspora kimliðinin dayandýrýldýðý bazý inançlarýn tartýþma konusu yapýlmasý ve gerçekliðinin sorgulanmasý riskidir. Avrupa Ermeni Dernekleri Forum’u, Rus Ermenileri ve Kanada’daki Toronto Ermenileri gibi pek çok diaspora kuruluþunun Uzlaþtýrma giriþimini kýnayarak Komisyon’un daðýlmasýný talep etmesinin ardýnda bu yöndeki endiþeler yatar.[38] Rubina Peroomian, Ermeni internet sitesi Asbarez’deki yazýsýnda Uzlaþtýrma Komisyonu’nu ‘Ermeni cephesine sokulan zehirli bir çivi’ olarak niteledikten sonra, bu giriþime karþý çýkma nedenini soykýrýmýn bütün dünya tarafýndan tanýnmasý çabalarýna verilecek zarar ve Ermeniler arasýndaki birliðin bozulmasý ile açýklamýþtý.[39] Bu tepkilerde dikkat çeken nokta, kültürel kimliðin dayandýrýldýðý olaylarýn iddia edildiði kadar dramatik olmayabileceðinin farkedilmesi ve kimliðin dayandýrýldýðý Türk düþmanlýðýnýn ortadan kalkma olasýlýðý konusundaki tedirginliktir. Böyle bir durum, Ermeni kimliði ve soykýrým politikalarý açýsýndan kimliðe temel olarak seçilmiþ travmatik olaylarýn (soykýrým mitolojisinin) sahip olduðu iþlevin zarar görmesi anlamýna gelecektir. Zaten Komisyon, diasporanýn tepkileri ve baskýsý karþýsýnda çalýþmalarýna son vererek daðýlmak zorunda kalmýþtýr.
Soykýrým iddialarýný ve mitolojisini reddeden ve sorgulayan Bernard Lewis, Stanford Shaw ve Justin McCarthy gibi akademisyenlerin maruz kaldýðý baský ve tehditler ancak bu psikoloji anlaþýldýktan sonra bir anlam ifade edebilir. Akademik alanda, özellikle Amerikan üniversitelerinde Ermeniler tarafýndan yaratýlan entellektüel terör ve tarihin Ermeni versiyonunun kabul edilmesi yönündeki baský ayrý bir araþtýrma konusu olabilir.[40] Soykýrýmýn gerçek olmama olasýlýðýna karþý özellikle ABD’deki Ermeniler ve onlarla yakýn iliþki içerisindeki çevreler, soykýrýmýn tartýþýlamaz bir gerçek olduðunu garanti altýna alacak argümanlar geliþtirmektedirler. Örneðin soykýrýmýn inkar edilmesi, soykýrým suçunun son aþamasý olarak tanýmlanmaktadýr. Bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti’nin soykýrýmý kabul etmeyerek bu suçu iþlediði iddia edilmektedir. Bu mantýða göre soykýrýmla suçlanmýþ olanlar ya bu suçu kabul edecek (yani suçlu konumuna düþecek) ya da inkar edecektir (suçu devam ettirerek yine suçlu duruma düþecektir). Soykýrýmla suçlananlara yalnýzca bunu kabul etme seçeneði sunan ve masumiyetin ispatlanma giriþimine bile izin vermeyen bu mantýk, kimliðini ancak böylesi travmatik bir olayýn gerçekliðine dayandýran bir etnik grubun birlikteliði için saðlam bir güvence oluþturur.
Sonuç:
Türkler tarafýndan ‘sorun’ olarak nitelendirilen soykýrým iddialarý, Ermeniler açýsýndan sorun deðil, aksine diasporanýn varlýðý ve farklý kimliðini devam ettirebilmesi için gerekli mitolojik unsurlarý taþýyan kullanýþlý bir söylemdir. Soykýrýmýn gündemde tutulmasý, Ermeni kimliðinin Ermenistan dýþýnda da varlýðýný devam ettirebilmesinin bir garantisidir. Diaspora kimliðinin pekiþtirilmesi için soykýrýmýn gerçekten iþlenmiþ olmasý gerekmiyor. Nitekim bir olayýn gerçekliðine insanlar kendilerini inandýrmýþlarsa, toplumsal bir düþ ürünü bile olsa o olayýn yaratacaðý etkiler gerçek olacaktýr. Yani sözde soykýrýmýn hem Ermeniler hem de Türkler üzerinde yaratacaðý siyasal, kültürel ve sosyal etkiler sözde kalmayacak yaþamlarýmýzý etkileyecek kadar gerçek siyasal sonuçlar doðuracaktýr. Bunu en iyi bilenler, hem Ermeni terörünün katlettiði Türk diplomatlarýnýn aile ve yakýnlarý, hem onlarýn ölüm haberlerini evlerinde çaresiz bir þekilde izleyen Türk vatandaþlarý ve hem de Ermeni terörünün zirvede olduðu dönemlerde diplomat olma hayali ile yaþayan ancak bunu baþarabilirlerse ASALA tarafýndan öldürülme tehdidi ile karþýlaþacaklarýný bilen Türk gençleridir. O dönemlerde ne öldürenlerin ne de ölenlerin soykýrým suçu ile ilgileri vardý. Ermeni teröristler kendi kimliklerini garanti altýna almak adýna masum insanlarý öldürmüþler ve ne yazýk ki bu insanlýk-dýþý cinayetleri iþleyen teröristler bazý Ermenilerce kahraman ilan edilmiþlerdi.
Soykýrým mitolojisinin kimlik politikalarý açýsýndan iþlevini kaybetmemesi, yaratýlan mitlerle beslenen etkinliklerin sürekli olarak dinamik tutulmasýna baðlýdýr. Soykýrýmýn kabul ettirilmesi yönündeki etkinliklerin dinamizm ve enerjisini kaybetmesi demek, diasporanýn dinginleþerek asimilasyon tehlikesine daha açýk hale gelmesi demektir. Bu da ileri sürülen taleplerin, elde edilen her baþarý ile birlikte nitelik ve nicelik olarak artacaðý anlamýna geliyor.[41] Soykýrým iddialarýný siyasal amaçlar için kullananlar, izledikleri politikalarýn mantýðý çerçevesinde ihtiyaç duyduklarý dinamizmi koruyabilmek amacýyla sürekli talepler ileriye sürmek zorundadýr. Soykýrýmý dayatma politikasýnýn duraðanlaþmasý, diasporanýn farklý kesimleri arasýndaki baðlarý zayýflatacaðý için ortak kimlik bilincinin de erozyona uðramasýna yol açabilir.
Tarihsel bilgi birikimimizin, soykýrým iddialarýnýn dinamikleri hakkýnda kuramsal bir çerçeveye oturtulmasý, Ermeni iddia ve taleplerinin anlaþýlmasýnda bize yol gösterecektir. Ermeni diasporasýnýn, akademik çevrelerle yakýn iliþkiler kurarak kendi tarihsel gerçeklerini teorik bir bütünlük arzedecek þekilde sunabilmesine raðmen Türk akademisyenlerin bu konuda ayný derecede baþarýlý olamadýklarýný bir özeleþtiri olarak vurgulamak gerekiyor. Bir baþka deyiþle Ermeniler artýk olaylarýn ‘ne olduðu’ aþamasýný geçerek ‘kavramsal olarak ne anlama geldiði’ne iliþkin tartýþmalar ortaya koymaktadýr. Örneðin bugün Batýda soykýrým kavramý ile ilgili teorik araþtýrmalara en fazla malzeme saðlayan çalýþmalar Ermeniler tarafýndan yapýlmýþ veya teþvik edilmiþ deðerlendirmelerdir. Soruna kuramsal yaklaþmak hem iddialara ayný düzeyde cevap verebilme olanaðý yaratacak hem de ayný zamanda karþýlaþtýðýmýz bilgi ve belgelerin ait olduklarý baðlama yerleþtirilmesini ve daha kolay anlaþýlýp yorumlanmasýný saðlayacaktýr.
Türklerin soykýrým suçunu kabul etmesi diasporayý tatmin etmez. Çünkü bu, bugüne kadar büyük zorluklarla harekete geçirilmiþ olan diaspora dinamiklerinin de kimlik direnci mekanizmalarýnýn da sonu olur. Sorunun gündemde kalabilmesi için çeþitli etkinliklerle ve yeni taleplerle canlý tutulmasý gerekecektir. Bu talepler, diasporanýn geriye dönme niyeti olmadýðý halde toprak taleplerine kadar devam edecektir. Soykýrým konusu, diasporanýn varlýðý ve kimliðinin korunmasý ile o kadar içiçe geçmiþtir ki, bu konunun gündemde ve canlý tutulmasý saðlanacaktýr. Þimdi Türkiye’den istenen, soykýrýmý kabul etmesi ve özür dilemesidir. Türkiye’nin ‘tarihiyle yüzleþmesi’ ve ‘geçmiþ suçlarýný kabul etmesi’ gerektiði yönündeki fikirler, bu dinamikleri anlayamamýþ, Ermeni stratejisini destekleyen veya sorunun verdiði sürekli rahatsýzlýktan býkmýþ ve sorunun çözüme kavuþmasýný ümit eden kiþilerden gelmektedir.
Sorunun basite indirgenmesi, soykýrým suçunun anlam ve ciddiyetinin gözardý edilmesiyle yakýndan ilgilidir. Soykýrým, kitlesel cinayetlerin ötesinde, bir etnik grubun, ýrkýn veya ulusun tamamýyla ortadan kaldýrýlmasý amacýyla izlenen sistematik bir politika ve zaman aþýmýna uðramayan bir insanlýk suçudur. Kitlesel cinayetleri ifade eden katliam (‘massacre’) kavramý ile sistematik yok etme politikalarýný ifade eden ve çok daha ciddi bir suç olan soykýrým (‘genocide’) arasýnda anlamlý bir ayrým yapýlmasý gerekir.[42] Bu iki kavram arasýndaki farklýlýklarýn politik nedenlerle zaman zaman gözardý edildiði görülmektedir. Ermeniler, Türkler ve Kürtler soykýrým iþlendiði iddia edilen savaþ yýllarýnda karþýlýklý olarak katliamlar yapmýþ olabilirler, ancak o yýllarda soykýrým olarak adlandýrýlabilecek sistematik bir yok etme politikasý izlendiðine iliþkin ikna edici bir kanýt bulunmamaktadýr.
Ermeni propagandasýnýn pekçok ülkede baþarýlý olmasýnýn nedeni, özellikle demokratik Batý ülkelerinin kamuoyunda yaygýn olan Türk düþmanlýðý deðil, soykýrým gibi bir insanlýk suçunu bilinçli bir þekilde önlemek amacýyla konuya verilen önem ve duyarsýzlaþma korkusudur. Bu tür suçlara karþý yapýlabilecek en büyük hata duyarsýz olmak ve tepki göstermemektir. Yapýlmasý gereken ise konu hakkýndaki duyarlýlýðýn her zeminde dile getirilerek soykýrým suçunun gelecekte de iþlenmesinin önlenmesidir. Bu düþünce yapýsýnýn farkýnda olan Ermeni propagandacýlarý soykýrým iddialarýný öncelikle bu baðlama oturttuktan sonra propagandalarýna baþlamaktadýrlar. Batýdaki duyarsýzlaþma korkusu ise, ortaya atýlan iddialarýn sorgulanmasýný engellemekte ve olduklarý gibi kabul edilmelerine neden olmaktadýr.
[1] ‘A World of Exiles,’ The Economist, Special Report on Diasporas, 4-10 Ocak 2003, ss. 25-27.
[2] Vincent Lima, ‘Fresh Perspectives on Armenia-Diaspora Relations. Khachig Tölölyan and Krikor Beledian Speak With Haratch,’ Armenian Forum, Cilt 1, Autumn 1998. http://www.gomidas.org/forum/af3c.htm (Eriþim tarihi: 13 Ocak 2003).
[3] Ýçinde bulunulan toplumun kimliðiyle çatýþan bir savunma mekanizmasý genellikle azýnlýða karþý bir asimilasyon ve ayrýmcýlýk varsa veya belirli politikalarýn ayrýmcýlýk olarak algýlandýðý durumlarda gözlemleniyor. Bakýnýz Hiromi Ono, ‘Assimilation, Ethnic Competition and Ethnic Identities of US-Born Persons of Mexican Origin,’ International Migration Review, Cilt 36, Fall 2002, ss. 726-745.
[4] Sedat Laçiner ve Ýhsan Bal, ‘Ýngiltere Ermenileri, Lobicilik ve Ermeni Sorunu,’ Ermeni Araþtýrmalarý, Cilt 2, No 7, Sonbahar 2002, s. 90.
[5] Vamýk Volkan, ‘A Psychopolitical Approach for the Reduction of Ethnic or Other Large-Group Regression,’ Center for Development Research (ZEF Bonn): Facing Conflicts, (14-16 Aralýk 2000).
[6] Ayný yazýda Barseghian, ‘soykýrýmdan hayatta kalan herkesin, soykýrým kurbaný bütün ailelerin çocuklarýnýn, kendilerine bu zulmü reva gören faillerin ve bu faillerin resmi mirasçýlarýnýn soykýrýmý tanýyýp kabul etmeleri sonucunun saðlanmasýný istemeye yerden göðe kadar hakký vardýr’ demektedir. Lavrenti Barseghian, ‘XXI. Yüzyýl: Hafýza Kaybý mý, Yoksa Anýnýn Savunulmasý mý?’ Edam, 17 Haziran 2000.
[7] Vamýk Volkan, ‘A Psychopolitical Approach…’ s. 10.
[8] Vamýk Volkan, Politik Psikoloji, (Ankara: Ankara Üniversitesi Rektörlüðü Yayýnlarý, 1993), s. 71.
[9] Ýngiliz The Independent gazetesinin 24 Nisan 2000 tarihinde yayýnladýðý ‘Silent Children of Genocide are Denied a Home’ baþlýklý yazýsý, ileri sürülen soykýrým olaylarýný hiç yaþamamýþ bir Ermeninin hafýzasýnda bunlarý nasýl yaþattýðýna iliþkin güzel bir örnektir.
[10] Laçiner ve Bal, ‘Ýngiltere Ermenileri…’ s. 110.
[11] Vamýk Volkan, ‘Traumatized Societies and Psychological Care: Expanding the Concept of Preventive Medicine,’ the Dutch Adolescent Psychotherapy Organization tarafýndan Amsterdam’da düzenlenen ‘Crossing the Border’ baþlýklý konferansta 18 Mayýs 2000 tarihinde sunulan makale. http://www.healthsystem.virginia.edu/internet/csmhi/volkan/cfm (Eriþim tarihi: 25 Mayýs 2001).
[12] Ibid.
[13] Vamýk Volkan, Politik Psikoloji, s. 70.
[14] amim Akgönül, ‘Fransa Ermeni Toplumu ve Türkiye: Propaganda ve Lobicilik,’ Ermeni Araþtýrmalarý, Cilt 2, Sayý 5, Bahar 2002, ss, 227, 230–233.
[15] Khachig Tölölyan, ‘Elites and Institutions in the Armenian Transnation,’ Diaspora, Cilt 9, Spring 2000, s. 121.
[16] Esat Uras, Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, (Ýstanbul: Belge Yayýnlarý, 1987), s. CXXIX.
[17] Ermeni terör hareketinin geliþimi için bakýnýz, Uras, Tarihte Ermeniler.., ss. CXXXI-CCXLVI ve Bilal Þimþir, Þehit Diplomatlarýmýz (1973–1994), (Ankara: Bilgi Yayýnevi), 2000.
[18] Erol Göka, ‘Ermeni Sorununun (Gözden Kaçan) Psikolojik Boyutu,’ Ermeni Araþtýrmalarý, Cilt 1, Sayý 1, Mart-Nisan-Mayýs 2001, ss. 128–136.
[19] ‘Culture, Identity and Relations Between Armenia and the Dispersion.’ Ermenistan Diaspora Konferansý’nýn, 22–23 Eylül 1999 tarihlerinde gerçekleþtirilen toplantýlarýnda hazýrlanan belge. http://www.armeniandiaspora.com/htms/culture.html (Eriþim tarihi 14 Haziran 2001).
[20] Donald Horowitz, Ethnic Groups in Conflict, (Berkeley: University of California Press, 1985), s. 72.
[21] ‘Culture, Identity and Relations Between Armenia and the Dispersion.’
[22] Vincent Lima, ‘Fresh Perspectives on Armenia-Diaspora Relations. Khachig Tölölyan and Krikor Beledian Speak With Haratch,’ Armenian Forum, Cilt 1, Autumn 1998. http://www.gomidas.org/forum/af3c.htm (Eriþim tarihi: 13 Ocak 2003).
[23] ‘The Turkish-Armenian Reconciliation Commission: A Commentary by the Zoryan Institute,’ http://www.zoryaninstitute.org/Table_Of_Contents/dialogue_tarc.html (Eriþim tarihi: 5 Ocak 2003). Bu yazýda, Türk Ermeni Uzlaþtýrma Komisyonu’nun alacaðý kararlarýn, ‘Ermeni kollektif kimliðinin kilit unsuru olan soykýrým’dan taviz anlamýna geldiði takdirde diaspora tarafýndan kabul edilemeyeceði belirtiliyordu. Benzer þekilde Peroomian, ‘diaspora-Ermeni kimliðinin kökenleri soykýrýma dayanmýyor mu?’ diye retorik bir soru soruyor. Rubina Peroomian ‘On the Turkish-Armenian Reconciliation Commission’ http://www.asbarez.com/TARC/Peroomian.html (Eriþim tarihi: 27 Aralýk 2002).
[24] Milton J. Esman, ‘Diasporas and International Relations,’ içinde John Hutchinson and Anthony Smith (eds.), Ethnicity, (New York: Oxford University Press, 1996), s. 318.
[25] Sedat Laçiner, ‘Ermenistan Dýþ Politikasý ve Belirleyici Temel Faktörler 1991-2002,’ Ermeni Araþtýrmalarý, Cilt 2, Sayý 5, Bahar 2002, s. 189.
[26] ‘Looking Toward the Future,’ Lucine Kasbarian’ýn Armenia a Rugged Land, an Enduring People adlý eserinden alýntý. http://www.student.virginia.edu/~armenia/ACS/armenia/arm-9.htm (Eriþim tarihi 27 Aralýk 2002).
[27] Dennis Papazian, ‘They Know and We Know Recognition is a Political Act,’ http://groong.usc.edu/news/msg16512.html (Eriþim Tarihi: 28 Nisan 2000)
[28] Zlatko Skrbis, Long-distance Nationalism. Diaspora, Homelands and Identities, (London: Ashgate, 1999), ss. 112–113.
[29] Norman Finkelstein, Soykýrým Endüstrisi. Yahudi Acýlarýnýn Ýstismarý, (Ýstanbul: Söylem Yayýnlarý, 2001), s. 43.
[30] John E. Mack, ‘The Psychodynamics of Victimization among National Groups in Conflict,’ içinde Vamýk D. Volkan, Demetrios A. Julius, Joseph V. Montville (eds.), The Psychodynamics of International Relationships, (Lexington Books, 1990), s. 125.
[31] Sözkonusu yýllarda öldürülen Ermenilerin sayýlarýnýn yýllar geçtikçe bir propaganda stratejisi olarak nasýl artýrýldýðý konusunda bakýnýz, Uras, Tarihte Ermeniler…, ss. CLXIV-CLXX.
[32] Justin McCarthy, Osmanlý Anadolu Topraklarýndaki Müslüman ve Azýnlýk Nüfus (Osmanlý Anadolusu’nun Son Dönemi), (Ankara: Genel Kurmay Basýmevi, 1995), s. 102.
[33] Uras, Tarihte Ermeniler…, s. CLXVIII.
[34] Bu anýtlarda kullanýlan sembolizm de ayrý bir araþtýrma konusu olabilir. Örneðin Ottawa’daki ‘Ölümsüz Ermenistan Anýtý’nda soykýrýmý simgelemek amacýyla aç çocuðunu emziren halsiz bir anne resmedilmiþtir. Yine ayný anýtta ortadan yarýlmýþ ve taneleri etrafa saçýlmýþ bir nar dünyanýn dört bir yanýna daðýlmýþ olan diasporayý ve bu narýn üzerinde iyileþmemiþ bir yara da sözde soykýrýmý temsil etmektedir.
[35] Benedict Anderson, Imagined Communities. Reflections on the Origin and Spread of Nationalism, (New York: Verso, 1991), s. 198.
[36] Uzlaþtýrma Komisyonu hakkýnda daha geniþ bilgi için bakýnýz, Kamer Kasým, ‘Türk-Ermeni Barýþtýrma Komisyonu: Kýsa Süren Bir Diyalog Giriþimi,’ Stratejik Analiz, Cilt 2, Sayý 22, Þubat 2002, ss. 30–36.
[37] Örneðin Harut Sassounian, 19 Temmuz 2001 tarihinde California Courier’de yayýnlanan ‘Effort to Reconcile With Turks Causes Discord Among Armenians,’ (‘Türklerle Uzlaþma Çabalarý Ermeniler Arasýnda Anlaþmazlýklara Neden Oluyor’) baþlýklý yazýsýnda bu görüþü açýkça dile getirmiþti.
[38] Bu tür tepkilere örnek olarak bakýlabilecek belgeler, ‘Forum of Armenian Associations in Europe Calls on Armenian TARC Members to Resign’ http://www.asbarez.com/TARC/110501-FAAE.htm (Eriþim tarihi: 12 Ocak 2003); ‘Russian-Armenians Condemn TARC’ http://www.asbarez.com/TARC/091801-Russian.htm (Eriþim tarihi: 12 Ocak 2003); ‘Toronto Armenians Unite Against TARC. Youth Lead the Way in Opposing Anti Armenian Activities of the Armenian Assembly of America.’ Armenian Revolutionary Federation Youth Organization of Canada, Press Release.
[39] Rubina Peroomian ‘On the Turkish-Armenian Reconciliation Commission’ http://www.asbarez.com/TARC/Peroomian.html (Eriþim tarihi: 27 Aralýk 2002).
[40] ABD’deki doktora çalýþmalarý sýrasýnda bu makalenin yazarý da tezinde Ermeni soykýrýmýndan söz etmediði için çeþitli baskýlara maruz kalmýþtýr.
[41] Türkiye’ye yönelik taleplerin giderek artarak sonunda tazminat ve toprak taleplerine varacaðý fikri yalnýzca zihinsel çýkarýmlara dayanan bir tahmin deðildir. Örneðin Ermeni Devrimci Federasyonu (the Armenian Revolutionary Federation –ARF), 1998 yýlýnda kabul ettiði programýnda Ermenilere Sevres Anlaþmasý ile verilen topraklarýn geri alýnmasý amacýný benimsemiþtir. Ermeni diaspora mensuplarýnýn ve örgütlerinin kaleme aldýðý pekçok belgede de Doðu Anadolu Bölgesi’nden ‘Batý Ermenistan’ olarak söz edilmektedir.
[42] Bu kavramlar arasýndaki farklýlýklar hakkýndaki tartýþmalar için bakýnýz Cengiz Baþak, ‘Ermeni Soykýrým Ýddialarý ve Uluslararasý Kriterler,’ içinde Ýdris Bal, Mustafa Çufalý, (ed.), Dünden Bugüne Türk Ermeni Ýliþkileri, (Ankara: Nobel Yayýnevi, 2003), ss. 469–480 ve M. Çaðatay Okutan, ‘1915 Ermeni Tehciri’ne Kavramsal Bir Yaklaþým,’ Ýstanbul Üniversitesi Siyasal BilgilerFakültesi Dergisi, Sayý 29, Ekim 2003, ss. 79–90.
| |