ULUSLARARASI TÜRK-ERMENÝ TARÝH VE KÜLTÜR SEMPOZYUMU
27–28 Kasým 2001 tarihinde Ankara’da Cumhuriyet Kültür ve Tanýtým Vakfý’nýn düzenlediði sempozyuma çok sayýda konuþmacý katýldý. ASAM Ermeni Araþtýrmalarý Enstitüsünden Yrd. Doç. Dr. Kamer Kasým, Dr. Sedat Laçiner ve Okt. Þenol Kantarcý Sempozyumda bildiri sundular.
Kamer Kasým’ýn, ‘Ermenistan’ýn Dýþ Politikasýný Etkileyen Ýç Dinamikler ve Bunun Bölgeye Yansýmasý’ baþlýklý bildirisinde Ter-Petrosyan ve Koçaryan dönemlerinde Ermenistan’ýn dýþ politikasý ve bunu etkileyen etmenler ve bu baðlamda özellikle de diasporanýn Ermenistan politikasýnda oynadýðý rol analiz edildi. Diaspora partilerinin Ermenistan’da faaliyette bulunmalarýnýn bunlarýn kendi gündemini ve kendi dýþ politika anlayýþlarýný Ermenistan’a taþýmalarýna neden olduðunu belirten Kamer Kasým, Taþnak olarak da bilinen Ermeni Devrimci Federasyonu’nun (EDF) Ermenistan’ýn yeni baðýmsýzlýðýný kazanmýþ ve diðer bölge ülkeleriyle kuracaðý uyumlu iliþkiler ile ekonomik kalkýnmasýný gerçekleþtirebilecek bir ülke olduðunu unutarak Ermenistan’ýn kapasitesinin çok ötesinde bir dýþ politika çizgisi ve hedefler ortaya koyduðunu söyledi. Kamer Kasým, Ter-Petrosyan’ýn ve Ermeni Ulusal Hareketi’nin Rusya ile yakýn iliþkileri sürdürme, Ermenistan ile Daðlýk Karabað çatýþmasý arasýnda doðrudan bað kurulmasýný önleme ve ülke içi istikrara yardým edecek bir dýþ politika oluþturma amaçlarýyla hareket ettiðini ve Ter-Petrosyan’ýn bir yandan Türkiye ile iliþkileri düzeltme politikasý izlerken diðer taraftan bu politika nedeniyle diaspora tarafýndan desteklenen muhalefet ile mücadele etmek durumunda kaldýðýný ifade etti. Ermenistan’ýn Rusya ile yakýn iliþkileri olduðu ve bunun Ermenistan’ýn dýþ politikasýnda oynadýðý role de deðinen Kamer Kasým, Rusya ile Ermenistan arasýndaki askeri iþbirliðinin 1996 yýlýnda imzalanan protokoller ile daha da ileri bir aþamaya geldiðini belirtti. Daðlýk Karabað sorunun Ermenistan’ýn dýþ ve iç politikasýna etkilerine de deðinen Kamer Kasým, Ter-Petrosyan’ýn istifasýna giden sürecin Daðlýk Karabað sorununda Avrupa Güvenlik ve Ýþbirliði Teþkilatý’nýn adým adým çözüm önerisine sýcak baktýðýný açýklamasýyla baþladýðýný belirtti. Daðlýk Karabað sorununda önceleri Aliyev’i muhatap görmeyip, Aliyev’in Daðlýk Karabað yönetimiyle görüþmesi gerektiðini söyleyen Koçaryan’ýn daha sonra Aliyev ile Daðlýk Karabað sorununu görüþtüðünü belirten Kamer Kasým, Karabað yönetimiyle Ermenistan arasýndaki baða dikkat çekti.
Dr. Sedat Laçiner’in tebliði ise Ermeniler arasýnda Yahudi düþmanlýðýydý. Dr. Laçiner’in konuþmasýnýn ilk bölümünde kýsaca Ermeniler arasýndaki Yahudi düþmanlýðýnýn tarihsel arka-planýný verdi. Bu düþmanlýðýn 20. yüzyýl boyunca zaman zaman gizli zaman zamansa kendisini hissettirerek devam ettiðini savunan Sedat Laçiner bu kýsa giriþin ardýndan günümüz Ermenistan’ý ve Ermeni iþgali altýndaki Karabað’daki duruma deðindi. Konuþmasýný Ermeni ve Yahudilerden aldýðý açýklamalar ile destekleyen Sedat Laçiner’in verdiði örneklerden en çarpýcý olan Narek Mesropian’ýn Goles Armenii adlý Ermenice gazetede yayýnlanmýþ olan sözleriydi: “Türklerden nefret etmek bizim kanýmýzda var. Ancak bizler Bulgarlardan ve Yunanlýlardan da nefret ederiz. Yahudiler Türkleri severler, fakat Araplardan nefret ederler. Araplarsa Türkleri pek sevmezler. Ve kinin seviyesi yükseldikçe yükselmekte... Ýsrail’de liseli gençlerin yüzde 40’ý Araplardan nefret ediyor... Acaba Yahudiler sadece Araplardan mý nefret ediyorlar?”.
Dr. Sedat Laçiner tarihsel anlaþmazlýklarýn Ermenilerin Yahudilere karþý tavrýnda önemli bir unsur olduðunu, ancak son dönemdeki geliþmelerde asýl etkenin Ermenistan’ýn bölgede yaþadýðý izolasyon olduðunu iddia etti. Ermenistan’ýn izlediði saldýrgan politikalar nedeniyle bir çok ülke tarafýndan dýþlandýðýný hatýrlatan Sedat Laçiner, “Ermeniler’in Batý çýkaralarýna karþý Rusya, Ýran ve Suriye gibi ülkeleri seçmesi sorunlarýný arttýrmýþtýr. Ancak Ermenistan sorunlarýnýn kaynaðýný kendi hatalarýnda aramak yerine en kolay yolu seçmiþ, baþkalarýný suçlamýþtýr. Bu konuda ilk kurban azýnlýk gruplarý olmuþtur” dedi.
Sedat Laçiner sözlerini þöyle sürdürdü:
“Bazý Ermeniler’e göre bölgede Ermeni karþýtý bir bloklaþma vardýr ve bunun arkasýnda da büyük Yahudi lobisi bulunmaktadýr. Bu radikal gruplara göre ABD, Avrupa ve Türkler’in arkasýndaki güç de Yahudilerdir. Ciddiye alýnmasý çok zor bu iddialar Ermenilerin ne kadar yalnýzlaþtýðýný göstermekle kalmamakta, Ermenistan’daki Yahudilere uygulanan baskýyý da kanýtlamaktadýr.”
Sempozyumda “Ermenilerin Amerika Macerasý ve Amerika’daki Ermeniler” baþlýklý bildirisinde Okt. Þenol Kantarcý, Ermenilerin Amerikan kamuoyunu etkileme çabalarýnda oynadýklarý rol, Amerikan siyasî gücünü kendi lehlerine çevirmeleri ve Amerika Birleþik Devletleri’nin Ermeni sorununu dýþ politika unsurlarý içerisinde kabul ederek savunmalarýnýn uzun geçmiþi anlatmýþtýr.
Tebliðinde Þenol Kantarcý, genel olarak diasporanýn nasýl þekillendiði, ABD’ye ilk Ermeni göçlerinin baþlamasý, Birleþik Devletler’deki yerleþim bölgeleri, nüfuslarý, önemli Ermeni simalarý, faaliyet gösteren kuruluþlarý, bu kuruluþlarýn sayýlarý, amaçlarý ve faaliyetleri, siyasî partileri, yayýn organlarý (Gazete, süreli yayýnlar, bültenler, dergiler, TV-Radyo programlarý vs..), Ermeni kiliseleri, lobi faaliyetleri, Ermeni lobisinin kongre çalýþmalarý, 11 Eylül olayý ve bunun yansýmalarýný çeþitli baþlýklar altýnda ele alarak deðerlendirmiþtir.
Önemli noktalarýn altýný çizen Þenol Kantarcý konuþmasýnda, Ermenilerin genellikle 1915 tehciriyle birlikte dünyanýn çeþitli yerlerine daðýldýklarýný ve böylelikle bir Ermeni diasporasý oluþturduklarýný oysa sadece ABD’deki Ermeni kiliseleri incelendiðinde durumun hiç de böyle olmadýðýnýn ortaya çýktýðýný belirtmiþ ve konuyu açarak 1881 yýlýndan 1915 yýlýna kadar ABD’de onlarca Ermeni kilisesinin inþa edilmiþ olduðunu, bu durumun da 1915 öncesinde dünyanýn diðer bölgelerinde olduðu gibi Birleþik Devletlerde de karakteristik bir Ermeni diasporasýnýn oluþtuðunun kanýtý olduðunu ortaya koymuþtur.
Þenol Kantarcý tebliðinin son bölümünde ise 11 Eylül Olayý’nýn Ermeni sorununa yansýmalarýnýn genel bir analizini yaparak konuþmasýný tamamlamýþtýr.
GEÇMÝÞTEN GÜNÜMÜZE ERMENÝ SORUNU KONFERANSI
25 Aralýk 2001’de Abant Ýzzet Baysal Üniversitesi’nde Geçmiþten Günümüze Ermeni Sorunu konulu bir Konferans düzenlendi. Konferansa ASAM Ermeni Araþtýrmalarý Enstitüsünden, Enstitü Baþkaný E. Büyükelçi Ömer E. Lütem, Yrd. Doç. Dr. Kamer Kasým ve Yrd. Doç. Dr. Ýbrahim Kaya konuþmacý olarak katýldýlar.
Ermeni Araþtýrmalarý Enstitüsü Baþkaný E. Büyükelçi Ömer E. Lütem Ermeni sorununun ortaya çýkýþý ve 1915 tehcirine deðindikten sonra aðýrlýklý olarak 1980’den günümüze sorunun seyri ve Türkiye’nin tutumunu ele alarak 1985’e kadar olan dönemi Ermeni terörizmi, bu tarihten günümüze kadar süren dönemi ise sözde Ermeni soykýrýmýnýn tanýtýlmasý dönemi olarak adlandýrdý. Sayýn Lütem 1973 yýlýnda Los Angeles’te yaþlý bir Türkiyeli Ermeni’nin baþkonsolosu ve yardýmcýsýný yemeðe davet edip orada öldürmesinin organize Ermeni terörüyle ilgisi bulunmadýðýnýn anlaþýlmasýna raðmen, olayýn organize Ermeni terörünü tetiklemesi sebebiyle önemli olduðunu belirtti. Ermeniler cinayet iþlemek yoluyla sözde Ermeni soykýrýmýný yayabileceklerini düþündüler. Ömer Lütem 1980’lerin baþýndan itibaren Türkiye’de Ermeni sorununun esaslý bir þekilde ele alýndýðýný ve Dýþiþleri Bakanlýðýnda ayrý bir birim kurulduðunu belirtti. 1986 yýlýna kadar olan dönemde kitaplar yazýldýðýný, dünyanýn neresinde olursa olsun kongre, konferans ve sempozyumlara Türkiye’den konuþmacýlarýn katýldýðýna deðinen Ömer Lütem, 1986 yýlýnda Ermeni terörünün durmasýný hem Türkiye’nin yaptýðý faaliyetlerin Ermeniler üzerinde moral bozucu etkide bulunmasýna hem de Ermenilerin terör eylemlerinden dolayý sempati kaybetmelerine baðladý. Sayýn Lütem, Ermeni terörünün durmasýyla birlikte Türkiye’de devletin soruna ilgisinin azaldýðýný ve 1983’te yapýlan faaliyetlerin örneðin 1988’de yapýlmadýðýný söyledi. 1986’dan itibaren Ermenilerin sözde soykýrýmý tanýtma faaliyetini hýzlandýrmalarýyla ABD eyaletlerinde ve bazý ülkelerin parlamentolarýnda karar tasarýlarýnýn kabul edildiðini belirten Ömer Lütem, Ermenistan’ýn sözde soykýrýmýn tanýnmasýný temel dýþ politika amaçlarýndan birisi olarak ele aldýðýný söyledi.
Ermeni Araþtýrmalarý Enstitüsü çalýþanlarýndan ve Abant Ýzzet Baysal Üniversitesi öðretim üyesi, Yrd. Doç. Dr. Kamer Kasým Daðlýk Karabað Çatýþmasý ve Türkiye-Ermenistan Ýliþkileri adlý bir bildiri sundu. Bildiride Daðlýk Karabað çatýþmasýnýn bölgeye etkisi ve barýþ sürecine aðýrlýklý olarak yer verildi. 25,000 kiþinin ölümü ve 1 milyon kiþinin mülteci durumuna düþmesine neden olan çatýþma sonucunda Azerbaycan topraklarýnýn % 20 sinin Ermeni iþgaline uðradýðýný belirten Kamer Kasým, 1988’de çatýþmalar baþladýðýnda Daðlýk Karabað Sovyetler Birliði’nin bir iç sorunu iken, Sovyetler Birliði’nin daðýlmasý ve Azerbaycan ile Ermenistan’ýn baðýmsýzlýklarýný kazanmalarýyla sorunun devletlerarasý ve hatta bölgesel bir soruna dönüþtüðünü ve sorunun uluslararasý yayýn organlarýnda yaygýn bir þekilde tartýþýlmasýnýn ise Hocalý katliamýndan sonra olduðunu ifade etti. Mart 1992’de Hocalýyý iþgal eden Ermeni kuvvetler þehirde büyük bir katliam yaptýlar. Hocalýdan sonra Laçin ve Þuþa’yý da iþgal eden Ermeni kuvvetler Ermenistan ile Daðlýk Karabað arasýnda link kurdular ve Daðlýk Karabað’ýn dýþýnda kalan Azerbaycan topraklarýný iþgale devam ettiler. Daðlýk Karabað çatýþmasýnda Türkiye’nin istikrarsýz bir bölgedeki kriz karþýsýnda uygun politika oluþturma yeteneðinin test edildiðini ileri süren Kamer Kasým, Türkiye’nin bölgede etkin bir rol oynamayý istemekle birlikte, doðrudan silahlý bir çatýþmaya girmekten de kaçýndýðýný belitti. Türkiye, Ermeni iþgallerine karþý uluslararasý toplumu harekete geçirme politikasý izledi. Daðlýk Karabað çatýþmasýnýn bir Hýristiyan-Müslüman çatýþmasý olarak algýlanmasýný engellemek ve Ermenilerin toprak kazançlarýnýn uluslararasý kabul görmesini önlemek Türkiye’nin Daðlýk Karabað politikasýndaki en önemli amaçlarýydý.
Kamer Kasým, Türkiye’de Ermenistan ile yakýnlaþma politikasý ile Daðlýk Karabað çatýþmasýnýn durdurulabileceði düþüncesinin olduðunu ve bu düþünce ile Ermenistan’a gýda yardýmý yapýldýðýný ve bu ülkenin Karadeniz Ekonomik Ýþbirliði Projesine dahil edildiðini söyledi. Ermenistan’da aþýrý milliyetçi Taþnak muhalefetine karþý mücadele veren Devlet Baþkaný Ter-Petrosyan’ýn desteklenmesi politikasý izleyen Türkiye’nin bu ülkeye gönderdiði insani yardýmlarýn yanýnda bir enerji protokolü de yaptýðýný belirten Kamer Kasým, Türkiye’nin Ermenistan ile yakýnlaþma politikasýnýn Azerbaycan yönetimi tarafýndan tepki ile karþýlandýðýný, ayrýca Ermeni iþgallerinin de sürdüðünü söyledi.
Türkiye’nin barýþ sürecindeki rolüne de deðinen Kamer Kasým, Türkiye’nin Azerbaycan ile Nahçivan arasýndaki bölgenin bir kýsmýnýn Azerbaycan’a verilmesi ve Ermenistan ile de Daðlýk Karabað arasýnda link kurulmasý önerisinde bulunduðunu ancak bu önerinin hem Ermenistan hem de Azerbaycan tarafýndan reddedildiðini söyledi. Rusya’nýn çatýþmalardaki rolüne de deðinen Kamer Kasým, Rusya’nýn Baðýmsýz Devletler Topluluðuna Azerbaycan’ýn üyeliðini reddeden ve topraklarýnda Rus askeri varlýðý istemediðini belirten Elçibey yönetimine karþý Ermenileri desteklediðini ifade etti. Kamer Kasým, Aliyev iktidarý ile birlikte Daðlýk Karabað çatýþmasýnda Rusya’nýn daha tarafsýz bir politika izlediði yorumunu yaptý.
Kamer Kasým, 1998 yýlýnda Ter-Petrosyan’ýn istifasý ve sözde Daðlýk Karabað Cumhuriyeti’nin önceki Devlet Baþkaný Koçaryan’ýn Ermenistan Devlet Baþkaný seçilmesinin barýþ sürecini ve Türkiye-Ermenistan iliþkilerini de olumsuz etkilediðini ifade etti.
Daðlýk Karabað çatýþmasýnýn Azerbaycan ve Ermenistan’ý dýþ etkilere açýk hale getirdiðini ve ekonomilerine büyük zarar verdiðini söyleyen Kamer Kasým, bir krizi kendi yararýna kullanmak konusunda becerikli olan Rusya’nýn Kafkaslarda Elçibey iktidarý gibi istemediði hükümetleri devirmeyi baþarabildiðini, Türkiye’nin ise her ne kadar Ermeni iþgallerini önlemek konusunda baþarý saðlayamasa da yaptýðý diplomatik çabalar ile Ermenilerin toprak kazançlarýnýn uluslararasý alanda tanýnmasýný engellediðini belirtti. Kamer Kasým, Türkiye’nin Ermenistan ile iliþkilerin normalleþmesi yani diplomatik iliþki kurulmasý için ileri sürdüðü þartlarda ýsrar etmeye devam etmesi gerektiðini ve Daðlýk Karabað sorununa çözüm bulunmadan Ermenistan ile iliþkilerin normalleþmesinin Ermenistan’ý soruna çözüm bulmak konusunda daha çekingen davranmaya iteceðini ve Türkiye-Azerbaycan iliþkilerine de zarar vereceðini söyledi.
Yrd. Doç. Dr. Ýbrahim Kaya “1915 Tehciri ve Soykýrým Ýddialarý” üzerine konuþtu. Konuþmasýnda karþýlaþtýrmalý bir yaklaþým kullanarak Yahudi Holokost’u (Soykýrýmý) ile Ermeni iddialarýnýn farklýlýklarýna dikkat çekti.
Ýbrahim Kaya konuþmasýna tüm dünyada Holokost’un artan önemine ve Holokost’un tüm insanlýk tarihindeki en büyük suç olduðuna deðinerek baþladý. Bu yüzden Holokost’a benzer her olay kýnanmasý gereken ve suçlularý cezalandýrýlmasý gereken durumlar olarak karþýmýza çýkmaktaydý. Nitekim sözde Ermeni Soykýrýmý’ný savunan çevreler de bu nedenle “Ermeni Holokost’u” tabirini sýklýlýkla kullanmaya baþlamýþtý. Böylece bu çevreler Nazi Almanyasý döneminde Avrupa Yahudiliði’nin yaþadýklarýyla 1915 yýlýnda ve sonrasýnda Ermenilerin yaþadýklarý ararsýnda bir benzerlik kurmaya çalýþmaktaydýlar. Bu benzerlik kurma çalýþmasýnýn en önemli öðelerinden birini de Hitler’e atfedilen “Kim bugün Ermenilerin yok edilmesinden söz ediyor?” sözü oluþturmaktaydý. Bu sözün Hitler tarafýndan söylendiðine dair hiçbir tarihsel kanýt olmamasýna raðmen bazý Ermeni çevreler propaganda amaçlý olarak bu gerçek dýþý alýntýyý hala kullanmaktadýrlar. Bundan amaç Hitler’in sözde Ermeni soykýrýmý üzerine Yahudileri öldürmeye karar verdiði dolayýsý ile Türklerin tüm soykýrýmlardan dolaylý olarak sorumlu olduklarý görüþünü dünyaya benimsetmektir.
Ýbrahim Kaya Holokost ve Ermeni iddialarý arasýndaki farklarý ayrýntýlarýyla inceledi. Buna göre her iki olay arasýnda ortak yön bulabilmek çok güçtür. Holokost’un arka planýnda anti-Semitism (Yahudi düþmanlýðý) ve ýrkçý Nazi görüþleri yatmaktadýr. Bunlar olmasaydý Holokost’un gerçekleþme olasýlýðý bulunmayacaktý ve Yahudileri aþaðýlayan, onlara insanlýk dýþý davranýlmasýný öngören yasalar çýkarýlamazdý. Wansee Konferansý kayýtlarýndan açýkça anlaþýldýðý üzere Holokost devlet tarafýndan ayrýntýlarýyla planlanmýþ bir kasti tutumun sonucudur. Sadece soykýrýma Yahudiler tabi tutulmamýþlar, Polonyalýlar, Slavlar, Çingeneler gibi etnik unsurlarla rejim muhalifleri de yok edilmiþtir. II. Dünya Savaþý sonucu Holokost’un sorumlularý yargý önüne çýkarýlmýþ, sadece on iki kiþi ölüm cezasýna çarptýrýlmýþtýr.
Yrd. Doç. Dr. Ýbrahim Kaya’nýn belirttiði gibi Ermenilerin durumu bundan tamamen farklýdýr. Her þeyden önce Türk tarihinde anti-Semitisme benzer bir ýrk ve din ayrýmcýlýðý asla bulunmamýþtýr. Osmanlý devlet ve toplum sisteminde Müslüman olmayan tüm unsurlar kültürlerini korumuþlar, dinlerini yaþamýþlar ve dillerini konuþmuþlardýr. Holokost kurbanlarý ile tezat oluþturacak biçimde, 19. yüzyýldan itibaren Ermeniler, aþýrý milliyetçi ve sosyalist ideolojileri benimseyerek, silahlý çeteler oluþturmuþlar bu amaçla hem Müslüman unsurlara hem de Ermenilere karþý terör eylemlerine giriþmiþlerdir. I. Dünya Savaþý sýrasýnda da Osmanlý Devleti’nin savaþta düþmaný olan Rusya ile iþbirliði yapmýþlar bir kýsmý Rusya saflarýnda Osmanlýya karþý savaþýrken bir kýsmý da cephe gerisinden Osmanlý ordusunu arkadan vurmuþtur. Bunu önlemek amacýyla Osmanlý Devleti savaþ bölgesinde oturan ve zararlý faaliyetler yapan unsurlarýn bulunduklarý yerden ülkenin baþka bir yerine göç ettirilmelerini öngören ‘tehcir’ kararýný almýþtýr. Ýbrahim Kaya’nýn belirttiði gibi birçok devlet tarafýndan benzer uygulamalarý görülen tehcir kararý bir gereklilik üzerine alýnmýþtýr. Asla Ermeniler’in yok edilmesi amaçlanmamýþtýr. Kýsa sürede tehcirin gerçekleþtirilmesi çok acýlara sebep olmuþ, önemli sayýda insan yaþamýný yitirmiþtir. Ölümlerin nedeninde soðuk, hastalýk, açlýk gibi doðal faktörlerin yanýnda bölge þartlarýndan kaynaklanan Müslüman ve Müslüman olmayan unsurlar ararsýndaki öldürme olaylarý da yatmaktadýr. Fakat Osmanlý Devleti’nin planlý olarak öldürme olaylarýnda rol aldýðýna iliþkin kanýt yoktur. Tersi olarak, Ýbrahim Kaya’nýn resmi dokümanlarý kullanarak açýkladýðý gibi, göçten doðan zararýn en aza indirilmesi, göç edenlerin güven içinde seyahat etmelerinin saðlanmasý, gittikleri yerlerde yeniden yerleþmelerinin gerçekleþtirilmesi ve göç esnasýnda çýkar saðlayanlarýn cezalandýrýlmasý için devlet önlemler almýþtýr. Nitekim savaþ sýrasýnda ABD ve Ýngiltere basýnýnda Ermeni katliamý yapýldýðý iddialarý olmasýna raðmen savaþtan sonra Ýngilizler suçlu olduðu iddia edilenleri Malta adasýna sürmüþler ancak bunlarý yargýlamak için ne Ýngiliz ne de ABD kaynaklarýnda delil bulamayarak bu kiþileri salývermiþlerdir. Bütün bunlar Ermenilerin soykýrýma uðratýlmadýklarýný göstermektedir.
JENOSÝD KUÞAKLARI ADLI KONFERANS
Jenosid kuþaklarý konferansý 26–27 Ocak 2002 tarihinde Londra’da düzenlendi. Ýngiltere’de bir Yahudi kuruluþu olan Wiener Library’nin düzenlediði Konferans Wiener Library Direktörü Ben Barkow’un açýþ konuþmasýyla 26 Ocak günü saat 19.30’da baþladý. Barkow kýsa konuþmasýnda bu konferansýn Ýngiliz Ýçiþleri Bakanlýðý’nýn geçen yýl ilkini düzenlediði Ulusal Holokost (Yahudi Soykýrýmý) Anma Günü etkinlikleri çerçevesinde düzenlendiðini belirtti ve Ýçiþleri Bakanlýðý’nýn bunu yapmakla elde etmeyi umduðu amaçlarý özetledi. Bu amaçlar arasýnda Yahudilerin maruz kaldýðý acýlarýn hatýrlanarak gelecekte bu gibi durumlarýn tekrar yaþanmamasý için bunlarýn toplum hafýzasýnda canlý tutulmasýnýn önemi de vurgulandý.
26 Ocak Cumartesi gününün ilk oturumu bu konuþmanýn ardýndan Southampton Üniversitesi/Ýngiltere öðretim üyelerinden Dr. Mark Levene’nin baþkanlýðýnda gerçekleþti. Oturum katýlýmcýlarýný New York Üniversitesi/ABD öðretim üyesi Dr. Joyce Apsel, Bournemouth Üniversitesi/Ýngiltere öðretim üyesi Prof. Margaret Cox, Basýn Mensubu/Ýngiltere Andrew Hogg, Ýrlanda Ulusal Üniversitesi/Ýrlanda Öðretim Üyesi Prof. William Schabas ve Holokosttan kurtulan (survivor) psikoanalist Dr. Margrit Wreschner Rustow oluþturdu.
Oturum Baþkaný Levene konferans baþlýðý olan Soykýrým Nesilleri (Generations of Genocide) kavramýný açýkladý. Buna göre sadece Yahudi soykýrýmý deðil diðer soykýrýma uðrayanlarýn temsilcileri de Ýngiliz Ulusal Anma gününe dahil edilmeliydi. Kýzýlderililer ve diðer yerli halklar da bunlarýn içerisinde yer almalýydý. Levene sözde Ermeni soykýrýmýný da bu gruplar içerisinde saymakla beraber, ilginç bir saptama yaparak 20. yüzyýlýn ilk soykýrýmýnýn aslýnda sözde Ermeni soykýrýmý olmadýðýný Balkan Savaþlarý sýrasýnda Türklere karþý yapýlan katliamlarýn ve Ruslarýn Çerkezlere karþý soykýrýmlarýnýn yüzyýlýn ilk soykýrýmlarý olduðunu ifade etti. Ayrýca konuþmacý II. Dünya Savaþý sonrasýnda 50 soykýrým yaþandýðýný belirtti.
Apsel konuþmasýnda hala soykýrým araþtýrmacýlarý arasýnda paradigmalar ve tanýmlar hususunda görüþ birliði bulunmadýðýný ifade ederek en etkin yöntemin tarihsel olaylarý tekil olarak almak yerine onlarý birbirleriyle karþýlaþtýrarak olaylarýn yaþandýðý dönemdeki ekonomik, sosyal, kültürel çevre ile olan iliþkileri içerisinde deðerlendirmek olduðunu savundu. Buradan hareketle konuþmacý ancak böylelikle soykýrýmlarýn ardýndaki zihniyetin anlaþýlabileceði ve gelecekteki soykýrýmlarýn önlenebileceðini ifade etti.
Forenzik arkeoloji ve antropolji profesörü olan Cox kendi mesleðinin soykýrýmlarýn tesbit edilmesindeki önemi üzerinde durdu. Buna göre sadece elde bulunan ceset ve kemik kalýntýlarýnýn soykýrým olduðuna iliþkin kesin delil olmadýðý, bunlarýn cinsiyeti, yaþý, nasýl öldükleri gibi noktalarýn da çok önemli olduðunu savundu. Bu verilerin çok eski dönemlerden kalma kalýntýlardan da saðlanabileceðini belirtti.
Hogg medyanýn soykýrýmlarýn duyurulmasý ve önlenmesindeki rolünü Yugoslavya örneði çerçevesinde anlattý. Rustow ölenlerin unutulmasýnýn onlara hakaret olacaðýný, soykýrýmlarýn engellenmesinin yolunun onlarýn hatýrlanmasý olduðunu ifade etti.
Dünyaca ünlü hukuk adamý Prof. Schabas 1948 BM Soykýrým Sözleþmesi’ndeki soykýrým tanýmýnýn son zamanlarda kurulan ve kararlarýný açýklayan Ruanda ve Eski Yugoslavya mahkemelerince olabildiðince geniþ algýlandýðýný belirterek, buna göre korunmuþ gruplarýn tümünün deðil bir kýsmýnýn dahi yok edilmiþ olmasýnýn soykýrým olarak kabul edildiðini anlattý.
Sunuþlardan sonra soru ve cevap bölümüne geçildi. Sorularýn çoðu Prof. Schabas’a yöneltildi. Schabas cevaplarýnda sanki 1948 Sözleþmesi’nde geçen kasýt unsurunun son yargý kararlarýnda ortadan kalkmakta olduðunu, ancak yine de bilinçli hareket edilmesinin önem taþýdýðýný belirtti. Schabas ayrýca bir soruya verdiði yanýtta 60 yýl önce devletlerin iç iþi olan konularýn, soykýrým da buna dahil, artýk uluslararasý alanda önem kazandýðýný ve doðan suçlarýn Uluslararasý Ceza Divaný gibi mahkemelerde yargýlanmaya baþlandýðýný ifade etti. Ermeni araþtýrmacý Ara Sarafian’ýn yalnýz öldürmenin mi soykýrým olduðu, yoksa yaþama alanýnýn (mekanýn) ortadan kaldýrýlmasýnýn da soykýrým sayýlýp sayýlmayacaðý yönündeki sorusuna Schabas hukuki tanýmýn daha dar olduðunu mekanýn, dilin, kültürün yok edilmesinin deðil fiziksel olarak kiþilerin yok edilmesinin soykýrým oluþturacaðýný belirtti.
27 Ocak oturumlarý sabah saat 9.30 da Zoryan Enstitüsü/ABD direktörü olan Ermeni Profesör Vahakn Dadrian’ýn konuþmasýyla baþladý. Diðer konuþmacýsý olan Texas Üniversitesi/ABD öðretim üyesi Prof. Ian Hancock olan ilk oturumun baþkanlýðýný Montreal Soykýrým ve Ýnsan Haklarý Enstitüsü/Kanada eþ baþkaný olan Prof. Frank Chalk yaptý. Hancock Çingene soykýrýmýndan bahsederken, Dadrian sözde Ermeni soykýrýmý üzerine konuþtu. Dadrian Türk kaynaklarýnda sözde Ermeni soykýrýmýný anlattý.
Oturum sunuþlarý arasýnda Türkiye’yi doðrudan ilgilendiren konu Dadrian’ýn yaptýðý sunuþtu. Dadrian konuþmasýna Türklerin Orta Asya’dan gelerek Küçük Asya’yý iþgal ettiklerini söyleyerek baþladý. Ýslam’ýn Türklerin elinde Hristiyanlarý yok etme aracý olarak kullanýldýðýný iddia etti. Dadrian Türk görüþlerinin 5 temel noktada toplandýðýný ifade etti. Bu noktalar:
1. Ermenilerin tehcire tabi tutulduðu, soykýrýma uðratýlmadýklarý
2. Sadece Ermenilerin belli bölümünün (hem coðrafi, hem de mezhepsel olarak bir bölümünün) tehcire tabi tutulduðu
3. Ermenilerin Türkleri provoke ettikleri, terörist faaliyetlerde bulunduklarý
4. Ermeniler ve Türkler arasýnda bölgede bir iç savaþýn yaþandýðý
5. Türklerin kayýplarýnýn sayýsal olarak Ermenilerden fazla olduðu
iddialarýndan oluþmaktaydý. Dadrian bunlarýn hepsinin yanlýþ olduðunu ancak zaman yetersizliði nedeniyle sadece son ikisinin sunuþunda inceleneceðini bildirdi. Dadrian yöntem olarak o dönemde Türklerin müttefiki olan ülkelerden Almanya ve Avusturya kaynaklarýný ayrýca da Türk kaynaklarýný kullandýðýný ifade etti. Türk kaynaklarýnýn Olaðanüstü Askeri Mahkemeler, Parlamento tutanaklarý ve Ýttihat ve Terakki Partisi’nin gayri resmi emirleri olduðunu ifade etti. Böylece Türk ve Türk yanlýsý kaynaklara Türklerin itirazý önlenecek ve dinleyiciler daha rahat ikna edilecekti. Dikkat edilirse Türk kaynaklarý arasýnda Ýttihat ve Terakki Partisi’nin gayri resmi emirleri olarak adlandýrýlan daha önce çürütülmüþ bulunan ‘Adrian documents’ de yer almaktadýr. Bu kaynaklarý kullanarak Dadrian bölgede bir iç savaþýn olmadýðýný Ermeni erkeklerin askere alýnarak katledildiðini, geriye kalanlarýn ise “tehcir bahanesiyle öldürüldüðünü” (bunlar klasikleþmiþ Ermeni iddialarýdýr) savundu. Ayrýca Türk kayýplarýnýn çok olduðu yönündeki Türk görüþünün ise doðru olmadýðýný, Türklerin verdiði rakamlarýn güvenilmez olduðunu ve Türk kayýplarýnýn askeri kayýplarý da içerdiðini belirtti.
Ermeni çetecilerin faaliyetleri üzerine gelen bir soruya Dadrian bunlarý bireysel ve savunma amaçlý eylemler olduklarý gerekçesiyle meþru göstermeye çalýþtý. Ermeni sorununun çözümünün uluslararasý bir yargý merciine havale edilmesi yönündeki bir teklife ise Dadrian zaten durumun net olduðunu böyle bir giriþime gerek olmadýðýný belirterek karþý çýktý. Ölen kiþilerin ceset ve kalýntýlarý üzerinde bir araþtýrma yapýlýp yapýlmadýðý yönündeki bir soruya ise böyle bir þeyin yapýlmadýðýný belirterek yanýt verdi.
Diðer sabah oturumu saat 11.15’te baþladý. Leo Baeck Enstitüsü/Ýngiltere direktörü Dr. Raphael Gross’un baþkanlýðýný yaptýðý oturumda Genocide Watch/ABD baþkaný Dr. Greg Stanton Ruanda soykýrýmý, Danimarka Holokost ve Soykýrým Araþtýrmalarý/Danimarka direktörü Dr. Eric Markussen Eski Yugoslavya soykýrýmý üzerine konuþurken Oxford Üniversitesi/Ýngiltere öðretim üyesi Prof. Peterb Pulzer genel bir deðerlendirme yaptý.
Saat 14.00 de çalýþtay (workshop) oturumlarý yapýldý. 2 no’lu çalýþtay Ermeni yanlýsý konuþmacýlar için ayrýlmýþtý. Konuþmacý olarak Ýsrail’den Dr. Yair Auron, ABD’den Prof. Kevork Bardakjian, Almanya’dan Dr. Hilmar Kaiser ve Ýngiltere’den Ara Sarafian katýldýlar. Çalýþtay baþkanlýðýný da Ara Sarafian yaptý. Auron daha önce yazmýþ olduðu ‘The Banality of Indifference’ adlý kitabýndaki görüþleri dile getirdi. Buna göre Yahudiler Ermenilerin uðramýþ olduklarý sözde soykýrýmdan çok etkilenmiþler ve Ermenilere yardým etme çabasý içine girmiþlerdi. Bardakjian da Türklerin Ermenilere yapýlanlarý inkar ettiklerini belirterek Türk hükümetini suçladý. Sarafian ise dönemin Türk kaynaklarýnda soykýrýmýn yapýldýðýnýn açýkça kanýtlandýðýný iddia etti. Kaiser Ermenilerin sözde soykýrýma uðradýklarýný kabul etmekle birlikte sivil unsurlarýn ve özellikle de Kürt aþiretlerinin öldürmelerden sorumlu olduðunu Hýnýs ve Van örnekleriyle açýkladý. Çalýþtayýn soru cevap bölümü sert tartýþmalarla gerçekleþti. Çalýþtaya yaklaþýk 20 kiþi katýldý. Bunlarýn 4 tanesi Türk, birkaç tanesi Ýngiliz geriye kalanlar da yerel Ermenilerden oluþmaktaydý. Katýlýmcýlar niçin 1919’da Osmanlý Devleti’nin sorumluluklarý iddia olunan kiþilerin yargýlanmasý için önerdikleri uluslararasý mahkemenin kurulmadýðýný, niçin sorumluluklarý olduðu düþünülen kiþilerin Ýngilizler tarafýndan Malta’ya sürgüne gönderilmelerine raðmen yargýlanmadýklarýný, eðer iddia edildiði gibi Ýsrail halký Ermenilerin soykýrýma uðradýðýný düþünüyorsa niçin Ýsrail hükümetinin sözde soykýrýmý tanýmadýðýný ve Kaiser’in iddia ettiði gibi bölgenin Türkleþtirilmesi amacýyla Ermeniler yok edildiyse niçin ülkenin baþka bölümlerinde yaþayan Ermeniler ve Yahudiler gibi azýnlýklarýn yok edilmediðini sordular. Bu sorulara doyurucu hiçbir yanýt verilemedi. Yine konuyu tam olarak bilmediðini sadece öðrenmek için sorduðunu belirten bir Ýngiliz katýlýmcý niçin Hitler’e atfedilen Ermenilerle ilgili sözün aslýnýn bulunamadýðýný ve niçin Ýttihatçýlarýn bahsedilen önemli evraklarý yok etmediklerini sorarak sunuþ yapanlarý zor durumda býraktý.
Çalýþtay’dan sonraki ilk oturumu konferansýn düzenleyicisi Wiener Library’den Katherine Klinger yönetti. Tek konuþmacý olan Sigmund Freud Enstitüsü / Almanya araþtýrmacýlarýndan Dr. Kurt Grünberg Nazi sonrasý Almanya’da kurbanlarýn psiko sosyal durumlarý üzerinde açýklamalarda bulundu.
Kapanýþ deðerlendirmelerini Prof. Henry Huttenbach, Dr. Hilmar Kaiser,Linda Melvern ve Kemal Pervanic yaptý. Hilmar Kaiser’in deðerlendirmeleri sözde Ermeni soykýrýmýyla ilgili olmasý açýsýndan özellikle dikkat çekici. Kaiser deðerlendirmesinde sadece çok az bir kaynaða sahip olunduðunu bu konularda kesin yargýlara ancak tüm kaynaklara ulaþýldýktan sonra varýlabileceðini ve özellikle son zamanlarda Türkiye’de yapýlan yayýnlarýn son derece yararlý olduðunu belirtti.
Kapanýþ konuþmasý Wiener Library Yürütme Kurulu’ndan Lutz Becker tarafýndan yapýldý. Konferansý Wiener Library’de verilen bir kokteyl izledi. Kokteyl’de kendikleriyle konuþulan Library yetkilileri ilk kez Türk görüþlerini duyduklarýný bundan önce sadece tek yanlý olarak kendilerine Ermeni görüþlerinin anlatýldýðýný ifade ettiler. Ýstek olduðu takdirde Türk ve Ermeni bilim adamlarýný bir araya getirebileceklerini belirttiler. |