AnasayfaÝletiþim
  
English



E-B�lten �yeli�i

G�nl�k b�ltenimize �ye olmak i�in a�a�daki alanlar� doldurunuz.
Ad:
Soyad:
Eposta:


DERG� SAYILARI

Bir Baþka Açýdan Ermenilerde Din

Yýldýz DEVECÝ BOZKUÞ*
ERMENÝ ARAÞTIRMALARI, Sayý 14-15, Yaz - Sonbahar 2004

 
Title:  Religion among the Armenians from a Different Perspective

Abstract: It is focused in this study that some Gregorian believers might have been Armenianized through common religious sect. According to our point of view, the community of ethnic Hay and Armenian are different in the political and cultural fields. Mass conversions are also witnessed even today with the help of organized projects. This issue will be exemplified in the study. Some cultural data leads us to such a conclusion and it is planned to analyze the issue under the sub-headings of Cuisine, Handicraft, Folklore, Child Games, Public Calendar, Public Health, Music, Literature, Beliefs and Traditions. In this study, particularly the mythological part of our thesis will be examined as the first part of a two-article work. The Armenian History of Belief is widely studied since we wanted to analyze the topic starting from the mythological periods.

Keywords: Armenian, Gregorian Community, Hay Tribe, Religion of the Armenians before Christianity, Armenianization of Gregorian Turks

Günümüzde Ermeniler; dilleri, dinleri, topraklarý ve iddialarýyla çeþitli araþtýrmalarýn bu arada kongre ve sempozyumlarýn da konusu olmuþtur. Bu sebeple, bu güne kadar, Ermeniler hakkýnda çeþitli eserler yazýlmýþtýr. Fakat bu eserlerin büyük çoðunluðu siyasi ve tarihi niteliklidir.[1]

Kendilerine ‘Haik’ diyen ve ‘Hayk’ adlý bir atadan türedikleri efsanesini yaþatan ve Türkler’le bütün yabancýlarýn ‘Ermeni’ dedikleri kavimle Armenia ülkesi adýnýn bir alakasý yoktur.[2] Ermeni tarihçilerin çoðu köklerini Nuh’un oðlu Yasef’e baðlarlar.

Hayk ve Hayastan kelimeleri hakkýnda her nekadar çeþitli açýklamalar yapýlmýþsa da Ermeni tarihçileri Hayk’ýn ulu bir kiþi olduðunu ve buna uyularak Ermeniler’e Hay denildiðini bildiriyorlar.  Fakat Hay ve Hayk isimlerinin yalnýz söyleniþ yakýnlýðý yeterli bir kanýt deðildir. Böyle bir söylenti Horenli Movses’e kadar yoktur.[3]

Biz bu çalýþma ile Ermeni toplumu olarak bilinen bir kýsým Gregoryen halkýn zamanla mezhep birliðinden hareketle ‘Ermeni’leþmiþ olabilecekleri üzerinde duruyoruz. Bize göre Hay etnik toplumunun Ermeni karþýlýðýnda kullanýlmasý ile siyasi ve kültürel alanda Ermeni farklý içeriklidirler. Ýyi yürütülmüþ projelerle günümüzde de toplu din deðiþimlerine þahit olunmaktadýr. Bu konuyu ayrýca örnekleyeceðiz.  Elimizdeki bir takým kültürel veriler bizi bu þekilde düþünmeye sevk ederken, konuyu;

‘Yemek Kültürü, El Sanatlarý, Halk Oyunlarý, Çocuk Oyunlarý, Halk Takvimi, Halk Tebabeti, Halk Musikisi, Halk Edebiyatý, Halk Ýnançlarý, Gelenek ve Görenek’ baþlýklarý altýnda ele almayý düþünüyoruz. Bu yazýmýzda daha ziyade tezimizin mitolojik boyutu üzerinde duracaðýz. Bu yazýmýz konuyu ele alacaðýmýz bir seri yazýnýn ilki olacaktýr. Konuyu mitolojik dönemlerden baþlayarak ele almak istedik. Bu itibarla Ermeni inanç tarihine geniþ yer vermemiz gerekmiþtir.

Bazý araþtýrmacýlar; Ermenilerin eski dinlerinin Hint-Avrupai karaktere sahip olduðunu, Asurlularýn, Keldanilerin, Ýbranilerin (Yahudilerin), Araplarýn özellikle Ýranlýlarýn etkisinde kaldýklarýný; dinlerinin temelini aydýnlatan, ýþýk saçan bir ‘Iþýk-Ateþ tanrýsý’nýn oluþturduðunu, bu tanrýyý Aramazd ismi altýnda, ‘üstün tanrý’ olarak gördüklerini belirtmektedir.[4]

Bazý kaynaklarda ise bundan farklý olarak Ermenilerin kökeninin Urartulara dayandýðý tezi iddia edilmektedir. Fakat günümüzde artýk bu tezin geçerliliði kalmamýþtýr çünkü Ankara Üniversitesi Antropoloji Bölümü öðretim üyesi Prof. Dr. Erksin Güleç ile Doktora Öðrencisi Araþ. Gör. Ayþen Açýkkol’un yaptýðý çalýþma ‘Urartularla akraba olduklarý’ yönündeki Ermeni tezlerini bilimsel açýdan çürütmüþtür. Ermeniler, 8–7. yüzyýllar arasýnda Doðu Anadolu ve Kafkaslarda güçlü bir uygarlýk kuran Urartularla tarihsel köken açýsýndan akraba olduklarýný, Van baþta olmak üzere Urartu hegemonyasý altýnda bulunan topraklarýn kendi yurtlarý olduðunu iddia etmekteydi.[5] Bu tez, arkeolojik ve dilbilimsel açýdan geçmiþte çürütülmüþtü. Þimdi de iddianýn gerçeði yansýtmadýðý antropolojik açýdan ispat edildi. Bunun öncesinde ise ilk defa dil farklýlýðýndan hareketle Ermeniler’in Urartularýn devamý olamayacaðý kanýtlanmýþtýr.

Ermenilerin kökeniyle ilgili olarak ortaya konan bir diðer tez ise Frikyalýlarla birlikte Anadolu’ya geldikleri iddiasýdýr.  

Hýristiyanlýk öncesinde ‘Ermenistan’ diye bilinen coðrafyada yaþayan toplum; deðiþik dini ve etnik cemiyetlere ait tanrýlarýn da içinde yer aldýðý bir panteona sahipti. Bu panteon içinde bölgelere ve yüzyýllara göre deðiþiklik gösterenlere de, ‘büyük ve meþhur’ tanrýlar  yanýnda, mahalli kalanlara da rastlamak mümkündür. [6] Bu anlamda Ermenistan bir etnik aidiyeti deðil, yüksek ülke anlamýna gelmektedir.

Çok çeþitli ve sayýlarý kabarýk tanrýlar arasýnda öne çýkarýlan, yücelik atfedilenler de bulunmaktadýr. Tanrý sayýsýnýn çokluðu dolayýsýyla Ermenileri ‘Politeist’, bunlar arasýnda birine ‘üstünlük’, ‘yücelik’ atfetmelerinden dolayý da ‘Monoteist’  olarak deðerlendirenler bulunmaktadýr.

Ermeni yazar Sandalcýyan, Ermenilerin milli yazarlarýnýn 14 tane tanrý ve tabiatüstü varlýktan bahsettiklerini, bunlardan üç tanesinin (Arlezk, Kack, Dragonlar) topluluk ifade ettiklerini belirtmektedir. O, bu tanrýlar grubuna, Hayk[7], Aray ve Vanand’ý da dahil etmektedir. Ýlk ‘milli yazarlarýnýn’, bu tanrýlardan bazýsýnýn kýsa süre öncesine kadar, atalarýnýn benimseyip ta’zimde bulunduklarý tanrýlar olduðunu bilmediklerini de kaydeden Sandalgiyan; Ermeniler arasýnda yaþayan tanrýlarý kökenlerine göre þöyle gruplandýrmaktadýr;

1)                             Milli olduðu ifade edilen Tanrýlar; Amanor, Kack, Hayk, Aray, Dragon’lar (Topraðýn ürünlerini çalan Ejderhalar-Canavarlar), Güneþ ve Ay.

2)                             Ýran kökenli Tanrýlar: Aramazd, Anahita, Mihr (mithra), Tir, Vanand.

3)                             Hint Kökenli Tanrýlar: Vahakn (Vahagn)

4)                             Sümer-Akad Kökenli Tanrýlar: Astlik (Astgik), Nane, Azlezk(ler).

5)                             Suriye-Fenike Kökenli Tanrý: Bersamin

Ermeniler bunlarýn dýþýnda, Grek ve Latin (Yunan ve Roma) tanrýlarýna saygý duymuþ ve mabetlerinde onlara yer vermiþtir. Bunlarýn yanýnda onlar, daha güçsüz baþka tanrýlara ve ‘varlýklara’ saygý göstermekten de geri kalmamýþlardýr. Bu noktada Tanrý kelimesine yüklenen anlam üzerinde durulabilir.

Ermeniler de Ýranlýlar gibi ilk zamanlarda güneþe, aya, ateþe, suya, topraða, rüzgara tapar veya kutsiyet atfederlerdi. Masis (Ararat), Nemrud, Süphan (Sipan), Arakaz gibi alev saçan daðlara, yýldýzlara, gezegenlere, burçlara, yalçýn kayalara, büyük sulara, güvercin, þahin, kartal, boða gibi hayvanlara, Sos (gümüþlü kavak) gibi aðaçlara hayali tanrýlara, iyi ve kötü ruhlara taparlardý. Horenli Movses, Þamran’ýn, yanýnda öldürülmüþ olduðu söylenilen Kaya’nýn, kutsallaþmýþ ve Ermeniler tarafýndan tapýlmýþ olduðunu yazmaktadýr. Dr. Dagavaryan, dünyanýn bir boðanýn boynuzlarý üzerinde bulunduðu ve depremin bundan ileri geldiði hakkýnda efsanesinin Ermeniler, Ýranlýlar, Türkler arasýnda ayný olduðunu söylüyor. Ermeniler ibadetlerini açýkça yaparlardý. Ýlk zamanlarda belirli tapýnaklarý yoktu. Güneþe, dað tepelerinde, aya, genellikle Sebuh daðý üstünde, tapýnýlýrdý. Ermenilerin kiliselerinin hala doðuya dönük bulunmasý, ayinlerde o yana dönerek yakarmalarý, güneþe ait ilahiler okunmasý, güneþe Arekak yani, Ar-ek-akn (Allah’ýn bir gözü) denilmesi bu zamandan kalmadýr. [8]

Türk inanç sisteminde de güneþ, koruyucu vasfý itibarý ile gök, ay ve yýldýzlar gibi bir iye mevkiindedir. Hun çaðýndan itibaren Türklerin güneþi, kün diye adlandýrdýðý bilinmektedir.[9] Kalafat ‘Güneþ, Türk hayatýnda kötülüklerle mücadele eden, bereketi saðlayan, huzuru temin eden unsurdur’ diyerek bir bakýma tezimizi destekler mahiyette bir açýklama yapmýþtýr. Bu özelliklerinin yaný sýra halk arasýnda güneþin ilk ýþýklarýnýn deðdiði taþ ve kayalarýn övülmesi, bu yerlere karþý saygý gösterilmesi de ayný inancýn yaþayan biçimidir. Güneþin Türk halk inançlarýnda bir kült oluþturduðu bilinen bir husustur. Fakat bu konulara deðinirken bu benzerliklerin sadece bu iki halk arasýnda deðil aksine bu bölgede yaþamýþ diðer topluluklarýn da bir özelliði olabileceði ihtimalini unutmamak gerekmektedir.

Bir arada yaþadýklarý toplumlarýn etkisinde kalarak bir bakýma onlarýn tanrýlarýný alan Ermeniler hakim olduklarý veya hakimiyeti altýnda olduklarý toplumlarýn inançlarýndan oldukça etkilenmiþlerdir. Bu hal, çok karþýlaþýlan doðal bir  süreçtir. Burada ister istemez aklýmýza þöyle bir soru gelmektedir. Acaba Ermeniler sadece Türklerle yaþadýklarýndan dolayý mý iki kültür arasýnda bu þekilde bir etkileþim olmuþtur? Fakat þunu da unutmamak gerekiyor, Ermeniler Ýran’ýn hakimiyetinde yaþadýklarý dönemde de Ýran’lýlardan etkilenmiþlerdir. Dolayýsýyla bu etkilenmenin sadece Türklerden kaynaklý olduðunu söylenemez.

Ayrýca Ermeni mitolojindeki tanrýlarýn büyük bir kýsmýnýn Hindistan ve Ýran’dan geldiðine dair çeþitli iddialar olmakla beraber Romalýlarýn, Yunanlýlarýn, Asurilerin mitolojilerinden de etkilenmiþlerdir.  Ne var ki konumuz Ermeni mitolojisindeki tüm etkileþimleri irdelemek deðildir.

Ermenilerin Hýristiyanlýk öncesi dinlerine ait bir baþka efsane ise Samani olduklarý yönündedir. [10]Bu konuda Bolsohays adlý Ermeni sitesi Ermenilerin Hýristiyanlýk öncesinde Samani olduklarýna dair bazý sembollerin halen kiliselerde muhafaza edildiðine deðinmiþtir. Ayrýca yine Hýristiyanlýktan önce Ermenilerin Güneþi ana, Ay’ý da ata olarak tanýdýklarýndan bahsetmiþtir. Bu tür benzerliklere, Anadolu ve Azerbaycan Türk halk inançlarýnda da rastlanmaktadýr.

Bu nokta itibariyle sonuç olarak Ermenilerin Hýristiyanlýk öncesinde büyük oranda Ýran’dan etkilendiði kuþkusuz, bu baðlamda Ermenilerin  Hýristiyanlýk öncesi tanrýlarýný þu þekilde sýralamak mümkündür; ‘Ahuramazda: Zeus, Jüpiter, Mihr: Hephaistos, Vulkan, Anahit: Diana, Artemis, Nane: Athena, Minerva, Astgik: Aphrodite, Venüs, Vahakn: Hercule,Tiur, Dir: Mercure, Hermes’

Fakat her ne kadar bu tanrýlar Ýran kökenli olsalar da diðer mitolojik varsayýmlar itibariyle Ermenilerin sadece Ýran tanrýlarýndan etkilendiðini söylemek doðru deðildir. Ermenilerin Ýran’ýn yaný sýra Yunan, Hint ve Roma’dan da büyük oranda etkilendiði görülmektedir.

Hýristiyanlýðýn Kabulü
Kilise, Ermenilerde toplanma yeri anlamý dýþýnda sýðýnma yeri anlamýna da gelmektedir. Bir devlete sahibi olmadan dünyanýn çeþitli yerlerinde, farklý din ve milliyetten insanlarla bir arada ya da onlarýn hakimiyetinde yaþayan Ermenilerin hiçbir zaman tamamen asimile olmadan yaþamalarýnýn en önemli nedeni Gregoryen Kilisesi olsa gerek. Ermeniler, kiliseleri için ‘Ermeni milletinin can verilen ruhunun, yeniden dünyaya gelmek için yaþadýðý vücuttur’, demektedir.[11] Gregoryen kilisesi etrafýnda toplanan Ermeniler bu topluluk etrafýnda oluþturduklarý ortamda kendilerine yettikleri için dýþ kültürel etkilenmelerden etkilenmemiþler ve asimilasyona uðramamýþlardýr.

Ermeni kimliðinin oluþmasýnda ve devlet politikasýna yansýmasýnda Kilisenin her zaman rolü olmuþtur:

‘Öncelikle þunu belirtmek de fayda var ki; Ermenilerin tarihte cemaat olarak, bugünse devlet olarak mono milliyetçi bir politika izledikleri görülmektedir. Mono milliyetçilik; tek milliyetli toplumun hedeflenmesi, azýnlýk ve etnik unsurlara kimliklerini yaþama þansý tanýmayarak etnik temizliðe gidilmek üzere sýnýr dýþý edilmeleri, fiziki veya kültürel olarak yok edilmeleri düþüncesi ve politikadýr.’[12]

Her ne kadar çeþitli kaynaklarda Hýristiyanlýðýn Ermenistan’a gelmesiyle ilgili farklý iddialar yer alýyorsa da daha çok, Hýristiyanlýðýn Ermenistan’a ilk kez  dördüncü yüzyýl baþlarýnda Kapadokya bölgesinden girdiði tezi  savunulmuþtur. Movses Horend ve Kirkor Lusavoriç  Hýristiyanlýðýn yayýlmasý ile ilgili þöyle bir efsaneyi anlatmaktadýr:

‘Tridat, çoktan beri kaybettiði iktidarý eline alýnca bu baþarýyý, Tanrýça Anahit’in baðýþ ve korumasýna baðlayýp Tanrýça adýna tapýnakta kurbanlar kesti. Etrafýndakilere ve bu arada subaylarýndan olan Kirkor’a bu Tanrýça’ya teþekkür ederek mihrabýna, çiçeklerden, dallardan bir çelenk sunmasýný emretti. Kirkor, Kayseri’de öðrenim ve eðitim görmüþ, Hýristiyanlýðý kabul etmiþ olduðu için Hýristiyanlýðýný açýklayýp kralýn bu isteðini geri çevirdi. Kral, ‘Benim tapmadýðým bir Tanrýya tapmaya nasýl cesaret ediyorsun’ dedi. Hýristiyanlýktan dönmesi için yapýlan iþkenceler fayda vermedi. Bu sýrada soylulardan birisi, ‘Bu Kirkor’un yaþamaya ve güneþi görmeye hakký yoktur. Ýçimizde bulunduðu sürece kendisinin inancýný bilmiyorduk. Fakat þimdi onu tanýyoruz. Bu adam babanýzý öldüren ve Ermenistan’ýn yýkýlmasýna, esirliðine neden olan ‘Anag’ýn oðludur’ dedi. Tiridat bunun üzerine Kirkor’u zincire vurdu, Ararat’a gönderdi. Artaþat kalesinde kör bir kuyuya attýrdý. Orada herkes tarafýndan unutulmuþ olarak on beþ yýl kaldý...’[13]

Yine bir baþka efsaneye göre Tiridat, imparator Dioclétien’in saldýrýsýndan Ermenistan’a kaçan Heripsim’e, Gaiane isimlerindeki kýz rahibelerle diðer birçok rahibe arkadaþlarýný yakalýyor, Heripsime’yi almak ve Ermenistan kraliçesi yapmak istiyor, kýz boyun eðmiyor, hepsi kaçýyorlar, Tiridat uzun mücadelelerden sonra Heripsime ile beraber 32 rahibe arkadaþýný öldürtüyor. Bu korkunç olaydan birkaç gün sonra da Tanrý’nýn gazabýna uðruyor, bedenine þeytan giriyor, bir yabani domuz oluyor, aðzý köpürüyor, kendi etlerini kemiriyor. Kirkor Lusaroviç’i kuyudan çýkarýyorlar, kral, Kirkor’un duasý ile iyi oluyor, güneþ doðduðu zaman kral ve çevresindekiler bu kutsal adam huzurunda yere kapanýyorlar.

Kirkor Lusaroviç, bundan sonra eski tapýnaklarý yýktýrýyor, Ermenistan’a hýristiyanlýk giriyor, kendisi altmýþ soylu kiþi ve beyaz katýrla çekilen bir araba ile Kayseri’ye giderek orada din reisi bulunan Leons’un eliyle Ermenistan’ýn baþ ruhani reisi olarak kutsallaþtýrýlýyor. Dönerken, Fýrat kenarýnda Pakavan dolaylarýnda kral ailesini, saray büyüklerini ve büyük bir halk topluluðunu vaftiz ediyor. Kirkor, Suriye ve Kapadokya’dan Hýristiyan rahipleri de getirmiþti.

Yukarýda da belirtildiði gibi tarihten günümüze Ermenilere kimlik kazandýran öðelerden biri yada en önemlisi kilise yada Gregoryen kilisesi olsa gerek. Bu yönüyle adeta farklý yerlerdeki Ermeniler arasýnda bir bakýma iletiþimi saðlayan kilise ayný zamanda kültürel birlikteliðin devamýna da katkýda bulunarak önemli bir görevi üstlenmiþ bulunmaktadýr. Tekrarlamak gerekir ise günümüzde birçok kaynaða göre bugün Ermeniler çeþitli devletlerin hakimiyetinde asimile olmadan ayakta kalabilmiþlerse bunu büyük ölçüde Gregoryen Hýristiyanlýk sayesinde baþarmýþlardýr. Din ve onu temsil eden Ermeni kilisesi, Ermeni siyasal kimliðinin de öncüsü olmuþtur. Öyle ki Ermeni dini liderlerinin ünvaný olan katogigos kelimesi, ‘milletin temsilcisi’ anlamýna gelmektedir.[14]

Gerçekten Ermenilerin milli þuurlanmalarýnda da, milli benlik kazanmalarýnda da en büyük rolü kilise oynamýþtýr. Ermeniler; Sasaniler’den ve Bizans’tan çok büyük baskýlar görüp de milli varlýklarý tehlikeye girdiði dönemlerde, bunlara karþý mücadelenin önderliðini de kilise üstlenmiþtir. Ermeni alfabesinin icadý ile diðer kültürel geliþmelerin merkezi de kilise olmuþtur. Dahasý Ermeni Kilisesi’nin ve katogigoslarýn tarihte siyasi olarak da önemli roller oynadýklarý görülmektedir. [15]

Ayný konuya Samuel Weems de þu þekilde deðinmektedir; ‘Tarih boyunca Ermeni Kilisesi, Ermeni milletinin kaderiyle öylesine bir paralellik arz etmiþtir ki, birinden bahsetmeden diðerini açýklamak zordur. Bu ikisi, Ermeniler ve Gregoryen Kilisesi, öylesine iç içe geçmiþlerdir ki ‘milli kilise’ tabirinin adeta Ermenileri için ortaya çýktýðý öne sürülmektedir.  Bu sebeple baþlangýcýndan bugüne kilise, siyasi ve soyal olaylarýn merkezi olmuþtur. Milletin problemleri her zaman kiliseyi derinden etkilemiþtir.’[16]

Ermeni tarihinin en önemli dönüm noktasý hiç þüphe yok ki topluca Hýristiyanlýk’ý kabul ettikleri iddiasýdýr. Bu olaydan sonra Hýristiyanlýk ve ona takýlan Gregoryen markasý Ermeni kimliðinin baþat öðesi olmuþtur.

Sonradan Ermeni adýný kendi tekeline alan Hay kavmi bölgede çoðunluðu da oluþturmamaktadýr. Ancak muhtemeldir ki Hay kavmi Gregoryen cemaat içinde çoðunluktadýr. Þu halde mensuplarýna Ermeni denen Gregoryen cemaatinin, Aziz Gregor’un Hýristiyanlýk yorumunun bir araya getirdiði Grek, Türk, Hay, Pers, Süryani gibi bölgedeki etnik gruplardan oluþmuþ bir cemaat toplumu olduðu sonucuna varýlabilir.[17] Ermeni adýnýn tarihî anlamý ve kökenleriyle ilgili hususu Küçük de þu þekilde ifade etmektedir:

‘Tarihte ‘Ermeni’ kelimesi çeþitli anlamlarda kullanýlmýþtýr. ‘Ermenistan’ denen bölgede yaþayan veya Gregoryen Kilisesi’ne baðlý olan kiþi anlamlarýnda olduðu gibi. Ermeni halký tarih boyunca çok çeþitli halklarla karýþmýþtýr. Bugün Ermenilerin fiziki görünüþ itibariyle birbirlerinden çok farklý olmalarýnýn ve Ermeni kelimesinin ýrki bir anlamý bulunmayýþýnýn sebepleri de bunlardýr. Bundan dolayý ‘Ermeni’ kelimesinin daha çok kültürel bir içeriði olduðu söylenebilir.’[18]  

Ve öyle ki; özellikle bu ilk dönemde Hay kavminin bu kültüre katkýsý da pek fazla deðildir. Mesela Gregoryen mezhebinin kurucusu olan Aziz Gregor, Hay kavmine mensup deðildir, Partlý’dýr.[19] Yine Arsasid hanedaný ve Tiridat da Fars kökenlidir. Bu konuda tarihçilerin büyük çoðunluðu hemfikirdir. Bunun yaný sýra Aziz Gregor’un Türk olduðunu hattâ Dede Korkut’la ayný kiþi olduðunu iddia edenler de vardýr.[20] Dahasý Haylar’ýn yazý dilleri olmadýðýndan, Aziz Gregor Hýristiyanlýk’ý yaymak için Grekçe ve Süryanice’yi kullanmýþtýr.[21] Ayrýca yine bu dönemde Türkçe’nin Gregoryen dinî eðitiminde oynadýðý role de dikkat çekmek gerekir.[22]

Ermenilerin Hýristiyanlýk öncesi inançlarýnýn karma bir yapý arz ediyor olmasý da, bugün Ermeni olarak adlandýrýlan toplumun köken itibariyle yalnýz bir ýrktan deðil, deðiþik ýrk, kültür ve inançtan çeþitli topluluklarýn Ermenistan denen coðrafyada karýþmasýndan oluþtuðunu göstermektedir. Yaþadýklarý bölgeye izafeten ‘Ermeni’ ortak adýyla anýlan bu gruplar daha sonra Hýristiyanlýk þemsiyesi altýnda birleþmiþ ve yine ayný ortak adla cemaatleþmiþlerdir. Ermeni olarak adlandýrýlan bu topluluklarda görülen monoteist inanýþ ise, Ermenistan bölgesinde yaþayan Türklerin varlýðýna baðlanmaktadýr. Dahasý Ermeni olarak adlandýrýlan topluluklarýn ölü gömme âdetlerinden bayram þenliklerine, mezar taþlarýndan kurban merasimlerine ve tabiat kültlerine kadar eski Türklerle olan benzerlikleri de dikkate alýnarak, günümüzde Ermeni olarak adlandýrýlan milletin köken itibariyle Türk, Hay, Pers, Süryani, Grek gibi gruplardan oluþmuþ ‘uzlaþmýþ’ bir topluluk olduðu sonucuna varýlabilir.[23]

Bölgede Ermeni Hayk kavmi evrensel din olan Hýristiyanlýða girmeden Pagan dinine inanýyordu. O dönemde diðer halklarýn evrensel dini olmadýðýndan dolayý Hayk kavmi Gregoryenliði seçerken bölgenin diðer halklarýn bu evrensel dine tamamen girmemiþ olduðunu düþünmek mümkün deðildir.

Kirkor Hayk kavminden olsa dahi, teblið ettiði ilahi dini muhakkak kendi halkýna teblið etmiþ olamaz. Çünkü o taktirde evrensellikle, Tanrý buyruðunu iletmekle çeliþkiye düþer. Nitekim diðer semavi dinler mutlak olan Allah tarafýndan onun kullarýna gönderilmiþtir. Mesela Ýslamiyet de Müslüman olabilmek için illa Arap olma þartýnýn aranmamýþ olmasý gibi.

Kýsaca toparlamak gerekirse; Hýristiyanlýk’ýn Gregoryen mezhebi tarih sahnesine çýkmadan önce, bu mezhebin ortaya çýkýp yaygýnlaþtýðý coðrafyada (Ermenistan) çeþitli ýrklar bulunmaktaydý. Gregor isimli bir kimse Hýristiyanlýk’ý yorumlayýnca, onun vaazýný benimseyip ona inananlara, bu þahsýn adýna izafeten Gregoryen denmeye baþlanmýþtýr. Tarihî süreç içerisinde bu Gregoryen cemaat içindeki Grek, Türk, Pers vs. gibi etnik topluluklar, dinselleþtirilen bir Hay kimliði içerisinde ve ‘Ermeni’ ortak adýný alarak kademeli bir þekilde asimile edilmiþlerdir. Bugünkü Ermeni anlamýnda Ermeni milliyetinin oluþumu, kilisede din adamlarý tarafýndan, ‘Ermenilik’ adýna bir Hay tarihi yaratma çalýþmalarýnýn baþladýðý 8. yüzyýla dayandýrýlabilir.[24].

Kalafat bu tezimizi destekler nitelikte olan ‘Türk-Ermeni Ýliþkilerinde Kültürel Boyut’adlý çalýþmasýnda bu konuya þu þekilde yer vermektedir;‘Anadolu’da çoðunluðu oluþturan Müslüman halk arasýnda daðýnýk olarak yaþayan Gregoryen toplumu, þüphesiz dar bir sosyal çevrede sýkýþmýþtý. Evlilikler gibi sosyal zorlamalar, Gregoryen topluluklarý arasýnda iletiþimi saðladý. Buna bir kýsým Gregoryenlerin ticari bir toplum oluþu da eklenince, münferit ve müstakil olan Gregoryenler arasýnda dayanýþma yoðunlaþtý. Bütün bunlarýn üzerinde Gregoryen dinî örgütlenmesi, kilise etrafýnda bir birliðin saðlanmasýný amaçlamýþtý. Gregoryen Kilisesi etrafýnda toplanan çeþitli ýrklardan insanlar; mimari, musiki, resim, heykel gibi alanlarda zaten ciddi bir senteze girmiþ ve Gregoryen Kilisesi kültürünü oluþturmuþtu. Bu toplumdan bir milliyet çýkarmak, emperyalizm için zor olmadý.’

Yukarýdan da anlaþýldýðý gibi Müslüman halk içinde adeta azýnlýk bir grup gibi yaþayan Türkler zamanla müslüman halk arasýnda birazda dýþlanmanýn verdiði etkiyle kendini diðer Gregoryen topluluklardan biri olan Ermenilere daha yakýn hissettiði tezi üzerinde durulabilir. Ayrýca bu tezimizi Kalafat, Kýrzýoðlu ve Sezgin’in görüþleri de doðrular mahiyettedir.

Buradan yola çýkarak Mahmut Sezgin’in ‘Ermeni Milli Kimliðinde ve Toplumsal Zihniyetinde Din Ve Kilise’ adlý  tezinde fikirlerine yer verdiði dünyaca ünlü ismi Anthony Smith’in düþünceleri ise bu konuya bir baþka açýdan netlik getirmektedir. Smith, milli kimliklerin ve milliyetlerin oluþumunu konu alan ‘Milli Kimlik’ adlý eserinde, Ermeni milliyetinin teþekkülüne çerçeve teþkil eden bu milletleþme kurgusunu þu þekilde izah etmektedir:

‘Tümüyle dinî bir cemaat olarak yola çýkmýþ olan bir topluluk sonunda münhasýran etnik bir cemaate varabilir. Mýsýr’da Þii Müslüman bir mezhep olarak ortaya çýkan ama burada eziyet ve zulümle karþýlaþan Dürziler, kale gibi korunaklý Lübnan Daðý’na gittiler ve burada 11. yüzyýlýn ilk onyýllarýnda Araplar kadar Kürtler ve Ýranlýlarý da aralarýna aldýlar. Ama son büyük hocalarý Baha’al Din’in ölümü üzerine mühtediliði býraktýlar. Cemaate üyelik, daha çok dýþarýdaki dinî hasýmlarýn korkusundan, sabit bir hal aldý. Ýnananlarýn cemaatine giriþ çýkýþlara artýk izin verilmiyordu. Çok geçmeden Dürziler soyu sopu olan, þeceresi belli, toprak sahibi bir cemaat haline geldiler. O nedenle bugün Dürzi olmak ‘etno-dinsel’ bir topluluða mensup olmak demektir.’[25]  

Yukarýda deðindiðimiz yazarlarýn fikirlerinden baþka yazar Arpee  Gregoryen Kilisesi hakkýndaki farklý görüþleriyle olaya bir baþka boyut kazandýrmaktadýr. Kýzýoðlu, Kalafat ve Sezgin’in savunduðu teze büyük ölçüde ters düþmektedir.   

Gregoryen Kilisesi, Hay etnisitesinin tarih boyunca kurduðu, siyasi niteliði ve devamlýlýðý da olan tek toplumsal kurumdur.[26] Gregoryen cemaat içerisindeki Hay etnisitesinin, kiliseye, cemaat içindeki diðer bütün etnik gruplardan daha fazla baðlanmasýnýn ve onu diðerlerinden daha fazla sahiplenmesinin sebebi de budur.

Yayýlmacý ve tecritçi bir strateji güden Ermenilerin milli çýkar doktrini olan Hay Dat’ýn temelinde de bu þekilde meydana getirilmiþ yapay Ermeni milliyeti vardýr. Hay kavmi, Ermenistan coðrafyasý ve Gregoryenlik arasýndaki iliþkilerin kurgusu anlaþýlmadan Ermeni milliyetini ve Ermeni psikolojisini analiz etmek mümkün deðildir. Ermeniler, kendilerini ilk Hýristiyan millet olarak dünyaya takdim etmek suretiyle Hay Dat’ýn amaçlarýný gerçekleþtirmek için mono milliyetli Ermeni Kilisesi özelinde inþa edilen Hýristiyanlýk anlayýþýný kullanmaktadýr.[27]  

Sonuç olarak denebilir ki, Gregoryen Kilisesi’nin Ermenilerin milli kilisesi olduðu tezi, mono milliyetçi Ermeni milli yapýlanmasýný güçlendirmek için ortaya atýlmýþtýr.[28] Bugün Gregoryen inançlý Ermeni milleti içinde Hay kavmi dýþýndaki Türk, Pers, Grek, Süryani ve Partlý gibi diðer etnik gruplarý görmüyor isek bu, Ermenilerin mono milliyetçilik ve buna baðlý asimilasyon ve etnik temizlik politikalarý sebebiyledir. Özetlemek gerekirse; Ermeniler, Gregoryen cemaatinin ürettiði her türlü kültür deðerini Ermenilik adýna sahiplenmiþ ve Hay etnik kimliði dýþýndaki toplumlarý ya zorla asimile etmiþ ya da bölgeden sürmüþtür. Bu tarihî geliþim seyri içerisinde, Bulgar Türkleri’nin Slavlaþmasýna benzer bir þekilde Gregoryen inançlý Türklerin ‘Hay’laþmasý süreci yaþanmýþtýr.

Gregoryen Türklerin Haylaþtýrýlmasý

Ankara ve Kayseri sancaklarýnda 10. ve 11. yüzyýllara ait mahkeme tutanaklarýný inceleyen Hasan Fehmi’nin meydana çýkardýðý belgeler ve yaptýðý tespitler, bu konuya bir hayli ýþýk tutmaktadýr. Öncelikle Anadolu’da, Selçuklularýn geliþinden çok daha öncelere kadar geniþ Türk kitlelerinin yaþamakta olduðunu ortaya koyan Fehmi, bunlarýn pek çoðunun Gregoryen, bir kýsmýnýn da Ortodoks mezhebinden olduðunu belirtmektedir.[29] Gerek Selçuklu döneminde gerekse Osmanlý döneminde gayrý Müslim kategorisinde deðerlendirilen bu Türk topluluklarý, böylece Müslüman üst kimliðiyle ifade edilen Türklük dairesinden çýkarýlarak, Müslüman olmayan gayrý Türk kesimlerle özdeþleþtirilmiþtir. Her ne kadar bu Türk topluluklarýnýn çoðunluðu uzunca bir süre ana dilleri olan Türkçe’yi muhafaza etmeyi baþarmýþlarsa da, bir milliyetin çerçevesini oluþturan deðerler ve kodlar itibariyle git gide baðlý bulunduklarý dinî cemaatin baþat etnisitesinin yörüngesine girmeye baþlamýþlardýr. Böylece Gregoryen mezhebine baðlý Türklerin, týpký Bulgar Türklerinin Slavlaþmasýna benzer bir süreçle, Haylaþmasý, diðer bir deyiþle bugünkü anlamda Ermenileþmesi süreci yaþanmýþtýr.

Mesela Hicri 1031 yýlýnda Osmanlý padiþahýnýn Ankara ve Kayseri sancakbeylerine hitaben yazdýðý bir fermanda, Anadolu’daki Gregoryen Türk ailelerinin çocuklarýnýn, Gregoryen kilisesindeki Ermeni papazlarca ayartýlýp eðitim bahanesiyle manastýrlara götürüldüðü ve buralarda asimile edilerek Ermenileþtirildiði ve ahalinin bu durumdan kaynaklanan þikayetlerinin giderilmesi belirtilmektedir.[30]

Bir diðer örnek ise kiþi adlarýnýn deðiþiminde gözlemlenmektedir. Önceleri ana dillerini olduðu gibi kiþi adlarýný da, hatta kilise görevlisi olan Türkler dahil olmak üzere, korumayý baþaran Gregoryen Türk topluluklarý, daha sonra zamanla Hay (Ermeni) adlarý almaya baþlamýþlardýr. Fehmi bu konuda, makalesinde pek çok mahkeme kaydýna yer vermektedir. Böylece Yahþý, Kaya, Toman, Demir, Arslan gibi kiþi adlarý zamanla, özellikle din eðitimi alan veya papaz olan Türkler arasýnda, yerini Aram, Sarkis, Hayk, Nikol, Ruben gibi adlara býrakmýþtýr.[31] Nasýl ki Ýslam’ý kabul eden Türkler, kendi adlarýný Arap ve Fars adlarýyla deðiþtirdilerse, papaz olanlardan baþlayarak Gregoryen Türkler de, Türkçe adlarýný býrakýp yerlerine Hay (Ermeni) adlarýný kullanmaya baþlamýþlardýr.

Bu süreç zamanla tekmil bir asimilasyona, Türklerin Haylaþmasýna, dönüþtüyse de, asimile edilen etnisite, baþat etnisite üzerinde, ona damgasýný vuracak kadar köklü kültürel izler de býrakmýþtýr. Nitekim Gregoryen Türklerde Türkçe kiþi adlarý neredeyse tamamen kaybolmasýna raðmen, meslekî lakaplar ve aile ünvanlarý ile bunlarýn bugün soyadý halini almýþ þekilleri, sonlarýna eklenen Farsça kökenli -yan eki hariç Türkçe formlarýný korumuþlardýr. Öyle ki bugün Ermenistan’da devletin zirvesinden toplumun geneline kadar nüfusun önemli bir oranýnýn soyadlarý böylesi Türkçe soyadlarýdýr. Bu çerçevede Pastýrmacýyan, Demirciyan, Allahverdiyan, Koçaryan, Þahgeldiyan, Aðabekyan, Þýracýyan, Boyacýyan, Tahtacýyan, Çuhacýyan, Basmacýyan, Taþçýyan, Tumanyan, Çilingiryan, Nalbantyan, Ormanyan, Bardakçýyan, Zekiyan gibi soyadlarýnýn Ermenistan’da yaygýn biçimde kullanýlýyor olmasý, bugünkü Ermeni milletinin, önemli oranda, Türk kökenli bir bileþenden meydana geldiðine delil kabul edilebilir. Keza bugün Ermeni milletinin müzik, folklor, mutfak, giyim-kuþam, halk inançlarý gibi çeþitli kültürel açýlardan Türk milletiyle þaþýrtýcý ortaklýklar ve benzerlikler sergiliyor olmasý, en az, Ermenilerin Sovyet dönemi öncesindeki tarihinin Müslüman Türk çoðunluðu içerisindeki etnik adacýklarda geçmiþ olmasý ve bu sayede hakim Türk kültüründen oldukça etkilenmiþ olmalarý kadar ve hatta ondan daha fazla, bugünkü Ermeni milliyetine eklemlenmiþ Türk varlýðý ve onun Ermeni milliyeti ile kültürü üzerindeki etkisinde aranmalýdýr.

Bu etkileþim konusundaki çok çarpýcý örnek ve tespitlerden bir tanesi, de Gregoryen kültüründe görülen koç baþlý mezar taþlarýdýr. Koç baþlý mezar taþý, Orta Asya’dan Anadolu’ya kadar geniþ bir coðrafyada uygulanagelen bir Türk kültür motifidir. Ayný tarzda mezar taþlarý bugün Ermenistan’da da, bir farkla, boyunlarýnda Arapça harflerle yazýlmýþ yazýlar ve dualar yerine haç figürü ile, aynen bulunmaktadýr.[32] Yine Ermeni alfabesindeki çeþitli harflerin Türk oyma yazýsýndan alýnmýþ olmasý da Gregoryen Kilisesi’nin kurulduðu ilk dönemlerden itibaren bu kilise cemaati içerisinde bir Türk varlýðýnýn bulunduðu konusunda ortaya konan delillerdir.[33] Ayrýca Türkçe’nin, Ermenice üzerindeki köklü etkisi, antik Ermenice’de kullanýlan yüzlerce Türkçe kelime, söz ve deyim alýntýlarý, Ermenice dilbilgisinin ses bilgisi, þekil bilgisi ve söz dizimi gibi hususlarda Türkçe’den etkileniþi ve bütün bu etkileþimler sonucu Grabar þeklinde adlandýrýlan antik Ermenice’nin bugünkü, Türkçe’nin dil yapýsýna çok yakýn, Aþharabar olarak adlandýrýlan forma dönüþmesi de ortaya konabilecek diðer delillerdendir. Bu süreç içerisinde Ermenice, gramatik yapýsý deðiþen tek dil olmuþtur. Türk ve Ermeni folklor ve edebiyat eserlerinin karþýlaþtýrýlmasý[34] ile Kýpçaklar ve Ermeniler arasýndaki kültürel etkileþimin mahiyeti de bizi ayný sonuca götürmektedir.[35]

Aslýnda bu dönüþümün, Gregoryen Türklerin Haylaþtýrýlmasý/Ermenileþtirilmesi, daha 18. yüzyýlda Mekhitaristler[36] tarafýndan baþlatýldýðýný iddia etmek mümkündür. Mekhitaristlerin, Anadou’ya kaçak yollardan getirip daðýttýklarý yayýnlar vasýtasýyla Gregoryen Kilisesi mensuplarýnýn homojen bir Ermeni milleti teþkil ettikleri düþüncesini yayarak daha sonra yaratýlacak olan Ermeni milliyetinin tohumlarýný attýklarý söylenebilir. Böylelikle Mekhitaristlerin, her ne kadar aydýnlanmacý, laik bir felsefenin savunucularý da olsalar, ortak din ve kilise kökeni üzerine kurguladýklarý milliyet teorisi, Gregoryen Türklerin, Hay kavmi temelli Ermeni milliyetinde asimile edilmelerine basamak teþkil etmiþtir.

Bütün bu tarihî ve sosyal analizden ortaya çýkan sonuç, Ermeni mono milliyetçiliðinin Türklük aleyhine geliþtiðidir. Bu çerçevede, Gregoryen Türkleri asimile edilerek Ermenileþtirilmesi noktasýnda etkili olan bir baþka husus da yabancý ve azýnlýk okullarý ile misyonerlik faaliyetleridir. Bu Hýristiyan kurumlarý, amaçlarý ve müfredatlarý ile, Gregoryen Türkleri, dindaþlýktan hareketle milliyet deðiþimine uðratmýþtýr. 1850’li yýllara kadar tamamen kilise cemaati durumunda bulunan Gregoryen toplumuna bu dönemden itibaren bu müesseseler yoluyla milliyet þuuru verilmeye baþlanmýþtýr. Deðiþik merkezlerden misyonerlik merkezleri taraftar kazanma mücadelelerinde, dinî veya siyasi bir sözcüden mahrum olan Gregoryen Türkler üzerinde eðitim faaliyetlerini sürdürerek onlara Ermeni kimliðini aþýlamýþlardýr.[37] Bu kurumlar tarafýndan basýlan ve daðýtýlan Ermeni harfli Türkçe Ýnciller ve diðer yayýnlar da bu faaliyetler arasýndadýr.[38]

Bu okullarda Gregoryen Türk çocuklarýna sýký bir Ermenice eðitim verilmeye baþlanmýþ ve Türkçe konuþmak yasaklanmýþtýr. Tanzimat’tan sonra Osmanlý Devleti, ilk ve orta okullarda azýnlýklarýn ve din ve kültür derslerini kendi dinlerinin diliyle okutmuþ ve bu derslere giren öðretmenlere maaþ ödenmiþtir. Gregoryen mezhebinin dili olarak ise Ermenice kabul edildiðinden, bu yönde bir uygulamaya gidilmiþtir. Diðer bir deyiþle, Gregoryen Türk çocuklarýna devlet imkânlarýyla Ermenice, ana dili olarak, okutulmuþtur.[39]

Sonuçta, týpký Türkiye ile Yunanistan arasýndaki nüfus mübadelesinde, Ortodoks Türklerin, Ortodoks Rum muamelesine tabi tutularak Yunanistan’a gönderilmeleri gibi Gregoryen Türkler de, Gregoryen Ermeni muamelesine tabi tutulup önce asimilasyonlarýna göz yumularak, daha sonra mecburi iskân kapsamýna dahil edilerek Türklük dairesinden çýkarýlmýþlardýr. Bugün gerek Ermenistan’daki gerekse Orta Doðu’nun pek çok bölgesindeki Gregoryen topluluklar içerisindeki þaþýrtýcý Türk varlýðý ve Türkçe ile Türk kültürü yaygýnlýðý bunun en bariz delilidir.[40]

Bu seri araþtýrma dizisi ile bazý çevrelerce algýlandýðý gibi Ermenilerin Türk olduklarýný ileri sürmek gibi bir iddiamýz olamaz. Ayrýca Niyetimiz Ermeni ulusal bütünlüðü üzerinde tez üreterek, stratejik amaçlar aramakta deðildir. Biz bir takým Gregoryenlerin Türk de olabilecekleri üzerinde çalýþýrken bir gerçeðe ýþýk tutmayý amaçlýyoruz.



[1] Abdurrahman Küçük, Ermeni Kilisesi ve Türkler, (Ankara: Ocak Yayýnlarý, 1997), s. 1.

[2] Kafkas dilleri hususiyle eski Ermenice ve eski Gürcüce uzmaný Sovyet dilbilimcisi Profesör N. Marr (1864-1934)’ýn, ‘çok doðru bir mütalaa olarak’ dediði gibi : ‘Ermeni Kilisesinin Ortodoks kilisesinden ayrýlmasýna kadar, Ermeniler’in milli bir isimleri yoktu.’ Bkz, Esat Uras, Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, (Ýstanbul: Belge yayýnlarý, 1987), s. 97.

[3] Esat Uras,Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, (Ýstanbul: Belge Yayýnlarý, 1987), s. 101.

[4] Küçük, Ermeni....,  s. 17.

[5] Prof. Dr. Erksin Güleç ve Araþ. Gör. Ayþen Açýkkol Van ve Hakkarideki arkeolojik kazýlarda çýkarýlan 288 farklý bireye ait iskeleti antropolojik açýdan inceledi. Geçmiþte Tilkitepe ve Erzincan’da bulunan Urartu iskeletleri de araþtýrmaya dahil edildi. ‘Distance analizi’ adý verilen özel bir yöntemle popülasyonlann olasý akrabalýk fiiþkileri irdelendi. Son olarak Urartularla Ermenilerin morfolojik özellikleri karþýlaþtýrýldý. Van’da, Ankara Üniversitesi Týp Fakültesi Adli Týp Anabilim Dalý ile Dil ve Tarih-Coðrafya Fakültesi, Yüzüncü Yýl Üniversitesi, Emniyet Genel Müdürlüðü, Jandarma Kriminal Laboratuvarlan, Adli Týp Kurumu ve Adli Bilimciler Derneði’nce 5-6 Mayýs 2004 tarihlerinde düzenlenen Birinci Ulusal DVI Kongresi’nde çalýþmasýný sunan Profesör Güleç, Ermeni morfolojik yapýsýna sahip gruplarýn, Urartu devletini kuran ve Akdeniz ýrký morfolojisi sergileyen insanlarla hiçbir iliþkisi bulunmadýðýný açýklamýþtýr. 

[6] Küçük, Ermeni...., s. 12.

[7] Adý geçen Hayk’ýn Ermeniler’in eserlerinde sýk sýk deðindiði Nuh’un torunu olan Hayk’la sadece isim benzerliði vardýr.

[8] Uras, Tarihte....,  s. 115.

[9] Yaþar Kalafat, Doðu Anadolu’da Eski Türk Ýnançlarýnýn Ýzleri ,  (Ankara: Atatürk Kültür Merkezi Yayýnlarý, 1999), s. 32.

[10] Saman kelimesinin etimolojik kökeni üzerinde simdiye kadar çok durulmustur. Bu terimin Tunguzcadan Rusça yolu ile Bati ilim dünyasina geçtigi bilinmektedir. Aslen Sanskritçenin bir koluna bagli oldugu sanilan kelimenin, Hind-Avrupa dillerinden Toharca (Samane=budist rahip) ve Sogdçadaki (Saman) transkripsiyonlari kesfedilince, bu terimin Hind-Avrupa menseili oldugu görüsü kuvvet kazanmistir. Çünkü bu kelime Tunguzcaya yabanci görünmekte ve Samanligin güneyden kuzeye dogru yayilisinda Budizmin tesiri sezilmektedir. 

[11] H.Pasdermadjian, Histoire de l’Armenie, s.23’ten nakleden Kamuran Gürün, Ermeni Dosyasý, (Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayýnlarý,2001), s. 46.

[12] Yaþar Kalafat, ‘Mono Milliyetçilik ve Milli Kilise’, Sekizinci Askeri Tarih Semineri (Ýstanbul: 24-27 Ekim 2001)

[13] Uras, Tarihte , s. 115.

[14] Erdal Ýlter, Ermeni Kilisesi ve Terör, (Ankara:KÖKSAV Yayýnlarý,1999), s. 17.

[15] Küçük, Ermeni...., s. 2.

[16]  Samuel A. Weems, Secrets of a ‘Christian’ Terrorist State: Armenia, (Dallas: St. John Press,  2002), s. 7.

[17] M. F. Kýrzýoðlu, ‘Milli Destanlarýmýzda Dede Korkut Oðuznamelerinin Tarih Belgeleri Bakýmýndan Deðerleri- Armenya/Yukarý Eller Tarihinin Ýçyüzü’, Belleten, Cilt 50, s.198 (Aralýk,1986)’dan ayrý basým, s. 920.

[18] Monte Melkonian, ‘The Right To Struggle’, içinde Markar Melkonian (ed.), (San Francisco, Sardarabad Collective, 1993), s.  26.  zikreden Mahmut Niyazi Sezgin Ermeni Milli Kimliðinde ve Toplumsal Zihniyetinde Din Ve Kilise, Yayýnlanmamýþ Yüksek Lisans Tezi, (Ankara:2003)

[19] Uras, Tarihte...., s. 92. 

[20] M. Fahrettin Kýrzýoðlu, ‘Albanlar Tarihi Üzerine’ (M.Ö. IV.-M.S. X. Yüzyýllar), XI. Türk Tarih Kongresi Bildiriler kitabýndan ayrýbasým, s. 49.

[21] Malachia Ormanian, The Church of Armenia, (Londra: A. R. Mowbray & Co. Olimited, 1955) ss. 15-16.,

 Abdurrahman Küçük, ‘Gregoryen Ermeni Kilisenin Oluþmasý ve Konsil Kararlarý Karþýsýndaki Tutumu’, A. Ü. Ýlahiyat Fakültesi Dergisi, Cilt 35, 1996, ss. 130-131; Kalafat, ‘Mono Milliyetçilik ve Milli Kilise’.

[22] Ý. Necdet Çetinok, ‘Sarý Gelin Türküsü ve Ermenilik’, Erciyes, Cilt 282, Haziran 2001, ss. 7-13; zikreden Mahmut Niyazi Sezgin Ermeni....

[23] Küçük, Ermeni...., ss. 34-35.

[24] Erdal Ýlter, Ermeni Meselesinin Perspektifi ve Zeytun Ýsyanlarý,(Ankara: KÖKSAV Yayýnlarý), s. 40.

[25] Anthony D. Smith, Milli Kimlik,  (Ýsatanbul: Ýletiþim Yayýnlarý, 1999), ss. 21-22. zikreden Sezgin, Ermeni...

 

[27] Bkz. Wolfgang Gust, Der Völkermord an den Armeniern, zikreden Sezgin, Ermeni...

[28] Kalafat, Mono Milliyetçilik...

[29] Hasan Fehmi, ‘Anadolu’da Gregoryen ve Ortodoks Türkler’, Ülkü, Cilt 4, No. 21, (Ýkinci Teþrin 1934), ss. 173-182.

[30] Fehmi, ‘Anadolu’da ...’, s. 174, 182.

[31] Fehmi, ‘Anadolu’da ...’, s. 175.

[32] Yaþar Kalafat, ‘Türk-Ermeni Kültür Ýliþkilerinde Mitolojik Boyut’, Eðitim, No. 38, (Nisan 2003), ss. 95-100.

[33] Gregoryen Kilisesi’nin kuruluþ dönemlerinde, Türklerin bu kilisedeki yeri ve rolü konusunda ayrýntýlý bilgi için bkz. Murat Adji, Kýpçaklar: Türklerin ve Büyük Bozkýrýn Kadim Tarihi, , (Ankara: Atatürk Kültür Merkezi Baþkanlýðý Yayýnlarý, 2002); Kaybolan Millet: Deþt-i Kýpçak Medeniyeti, (Ankara: Atatürk Kültür Merkezi Baþkanlýðý Yayýnlarý, 2002)

[34] Bkz. Fikret Türkmen, Türk Halk Edebiyatýnýn Ermeni Kültürüne Tesiri, (Ýzmir: Akademi Kitabevi, 1992)

[35] Mehmet Kutalmýþ, ‘Türkleþen Ermeniler: Kýpçak-Ermeni Dil ve Kültür Ýliþkileri’, Tarih ve Düþünce, Temmuz 2002, ss. 16-22.

[36]Mekhitaristler, 17. yüzyýlda Sivas’ta doðan Katolik Ermeni rahibi Mekhitar’ýn inanç yorumunu benimseyenlere verilen addýr. Osmanlý hakimiyetindeki Ermenilerin zamanla eriyeceðinden endiþe eden Mekhitar, Ermeniler arasýnda milliyet þuurunu uyandýrmak çabasý içine girmiþtir. Bu amaçla Anadolu’yu dolaþmaya baþlayan Mekhitar, Roma Kilisesi ile Ermeni Kilisesi’ni birleþtirmek için çalýþmýþtýr. Ýstanbul Ermeni Patrikliði’nin, Osmanlý makamlarýndan yardým istemesi üzerine Fransa’ya kaçmýþ, oradan Venedik’e giderek mücadelesini burada sürdürmüþtür. Kendisine baðlý olanlar, daha sonra onun Venedik’te kaldýðý manastýrda varlýklarýný devam ettirmiþlerdir. Napolyon’un Ýtalya’yý iþgalinin ardýndan bu manastýr kapatýlmýþ ve Ermeni Akademisi haline getirilmiþtir. Mekhitaristler, Avrupa’daki aydýnlanma felsefesi ve milliyetçilik akýmýnýn Osmanlý Ermenileri arasýnda yayýlmasýnda çok etkili olmuþlardýr. 1715’ten itibaren Venedik’in San Lazaro adasýnda faaliyette bulunan Mekhitaristler, 1811 yýlýnda Viyana’da da ayrý bir merkez kurmuþlardýr. 

[37] Yaþar Kalafat, ‘Misyonerlik-Azýnlýk Okullarý Gergefinde Gregoryen Türkler’, Türk Dünyasýna Bakýþlar (Prof. Dr. Mehmet Saray’a Armaðan), Halil Bal, Muhammet Erat (der.), Da Yayýncýlýk, (Ýstanbul: 2003), ss. 377-385, s. 378.

[38] Ayný dönemde bir kýsým Gregoryen Kürt’ün de asimile edilerek Ermenileþtirildiði ve bu döneme ait iki adet Ermeni harfli Kürtçe Ýncil’in bulunduðu iddia edilmektedir. Bkz. Osman Köker, ‘Ermeni Alfabesiyle Kürtçe Ýncil’, Özgür Gündem, 29 Ocak 2003.

[39] Çetinok, ‘Sarý Gelin...’

[40] Bütün bu açýklamalardan sonra zaman zaman gündeme gelen ve hararetli tartýþmalara konu olan bazý kültür ürünlerinin Ermenilere mi, Türklere mi ait olduðu konusu biraz daha belirginlik kazanmaktadýr. Zira bu kültür eserlerinin en azýndan bir kýsmý Gregoryen Türklere aittir.

 ----------------------
* ERAREN Uzmaný - ydeveci@iksaren.org
- ERMENÝ ARAÞTIRMALARI, Sayý 14-15, Yaz - Sonbahar 2004
    ï¿½ï¿½eri�e Yorum Yaz    Yazd�r    Tavsiye Et

   «  Geri
Yorumlar

Hen�z Yorum bulunmamaktad�r.


 
 
ERAREN - Ermeni Ara�t�rmalar� Enstit�s�

Bu site en iyi 1024 x 768 �z�n�rl�kte g�r�nt�lenir.