| | Prof. Stefanos Yerasimos 20 Mayýs 2002’de Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA)’nin davetlisi olarak akademi’nin Ýstanbul ofisinde “Birinci Dünya Savaþý ve Ermeni Sorunu” baþlýklý bir konferans vermiþtir. Yerasimos’un bu konuþmasý TÜBA tarafýndan bir kitap olarak bastýrýlmýþtýr.[1] Bu konuþmanýn geniþ bir özeti, kapaðýna “Stefan Yerasimos Tartýþýyor – Ermeni Sorunu” baþlýðýný koyan Toplumsal Tarih Dergisi’nde [2], bir diðer özeti de Radikal gazetesinde[3] yayýnlanmýþtýr. Yerasimos ayrýca bazý televizyon kanallarýnda[4] görüþlerini dile getirmiþtir. Diðer bir deyimle profesörün Ermeni sorunundaki görüþlerinin kamuoyuna duyurulmasý için tasarlanmýþ bir çaba sözkonusudur.
Bu çaba içinde TÜBA’nýn özel bir yeri vardýr. Bu kurumun Baþkaný Prof. Engin Bermek kitaba yazdýðý “Sunu”sunda kitabýn tamamen bilimsel, objektif kýstaslara göre hazýrlandýðýný okuyucuya duyurmaktadýr. Bu ifadeler yanýnda çok saygýn bilim adamlarýný barýndýran ulusal akademinin bu kitabý yayýnlamasý içerdiði görüþ ve fikirlerin doðruluðu hakkýnda okuyucuya verilmiþ bir tür garanti gibidir.
Yerasimos’un görüþ ve fikirleri ne derecede doðrudur?
Yerasimos kitabýnýn ilk cümlesine “Ermeni Sorunu’nun uzmanlarýndan olmadýðýný” söyleyerek baþlamakta ve sonra uzun bilim yaþamý boyunca Ermeni Sorunu konusunda hiçbir eseri olmadýðýný ifade etmektedir. Gerçekten de kitabýn sonunda yer alan yazara ait eserler bölümünde yazarýn Ermeni Sorunu üzerinde çalýþmadýðý açýkça görülmektedir. Diðer yandan Yerasimos’un konunun uzmaný olmadýðý, kitabýnda kaynakça ve dipnotlar bulunmamasýndan da anlaþýlmaktadýr. Ancak, uzman olmadýðýný kendisi ifade eden bir kiþinin, TÜBA’nýn sayýn Baþkanýnýn deyimi ile “karmaþýk” bir sorun hakkýnda konuþmacý olarak davet olunmasý ve sunumunun kitap olarak basýlmasý alýþýlmýþýn dýþýnda bir harekettir.
Yazara göre Ermeni Sorunu’nda yaþandýðýný iddia ettiði “kargaþa”nýn temelinde tarih-hukuk çeliþkisi vardýr. “Soykýrým” terimi, hukuksallýk kazandýðý 1948 Birleþmiþ Milletler Soykýrým Sözleþmesi’nin kabulünden çok önce olmuþ 1915 olaylarýna uygulanmaktadýr. Oysa bu bir anakronizmdir.[5] Çok uluslu devletlerin parçalanma sürecindeki olaylara ulus-devlet bakýþ açýsýyla yaklaþýlamaz. Bundan dolayý Türkler Ermenileri isyancý olarak görmemelidir. Yazara göre Ermeniler de Yunanlýlar, Bulgarlar, Sýrplar ve Araplar gibi ulusal baðýmsýzlýk mücadelesi vermiþlerdir.[6]
Burada gözden kaçmamasý gereken husus tüm ulusal hareketlerin, bir anayurdu kurtarma fikri etrafýnda geliþtiðidir. Oysa yazarýn da itiraf ettiði gibi Ermenilerin baðýmsýzlýk istedikleri topraklarda çoðunluklarý yoktu.[7] Bir yerde azýnlýðý oluþturan toplumlara mensup bireylerin, o bölge yönetiminin çoðunluktan alýnarak kendilerine verilmesi için, çoðunluða ve devlet otoritesine karþý silahlý eylemler yapmasý – bugünkü deyiþle terör eylemleri- bugün olduðu kadar bundan yüzyýl önce de baþkaldýrý olarak görülmekteydi. Bu açýdan bakýldýðýnda Ermeni Sorunu tartýþmalarýnda bir anakronizm olduðunu söylemek çok güçtür.
Türk tarafýnýn bakýþýný anakronik olduðu gerekçesiyle suçlayan Yerasimos, Ermeni bakýþ açýsýnýn da “ýrkçý bir izah” getirdiðini söylemektedir. Ona göre Ermeniler, Türkler “barbar” olduklarýndan dolayý Ermenileri ortadan kaldýrmýþlardýr, demekle ýrkçýlýk yapmaktadýrlar. Ermenilerin bir kýsmýnýn, belki de çoðunluðunun, bu tür ýrkçý görüþlere sahip olduklarý kuþkusuzdur. Ancak uluslararasý alanda yayýn yapan Ermeni ve Ermeni yanlýsý bilim adamlarýnýn görüþlerinin çok daha komplike olmasý beklenmektedir. Bilimsel düzeyde Ermeni görüþünü savunanlar 1915 olaylarýný açýklarken Türklerin, Osmanlý devletinin daðýlmasý sürecinde savaþlar ve toprak kayýplarýnýn da etkisiyle milliyetçi akýmlarýn etkisine girdiðini, bir anayurt üzerinde ulus-devlet kurmak istediklerini ve ülkelerinde baþka ulustan insanlarý tehlike olarak gördüklerinden onlarý yok etmeyi planladýklarýný ve Birinci Dünya Savaþý ortamýnýn saðladýðý fýrsatlar çerçevesinde Ermenileri ya doðrudan kitleler halinde öldürdüklerini ya da tehcir kisvesi altýnda sonunun ölüm olduðu kaçýnýlmaz yolculuklara çýkarttýklarýný öne sürmektedirler.[8]
Yerasimos konuþmasýnda tarihin amacýnýn neden-sonuç iliþkisi kurarak izah etmek olduðunu vurgulamaktadýr. Ona göre hukuk tarihin “veri”lerini kullanarak yargýlamakta ve bu açýdan hukuksal endiþelerden uzak baðýmsýz bir tarih yazýmý gerekmektedir. Yazar, 1915’i açýklarken neden-sonuç iliþkisini kurmasýnýn temeline “iki milliyetçiliðin -Türk ve Ermeni milliyetçilikleri- çatýþmasýný yerleþtirmekte, tüm olaylarý bu perspektiften izah etmekte, zaman içerisinde Türk milliyetçiliðinin Nazilere benzer bir ýrkçýlýða ulaþarak Ermenileri yok ettiðini savunmaktadýr.[9] Bunun baþlama süreci olarak da Balkan Savaþlarý ile baþlayan dönemi göstermektedir. Ona göre artýk Türkler Anadolu’da yaþayan gayri Müslimleri “iç düþman” olarak görmekte, ulusun devamýnýn saðlanmasý için bunlardan arýnýlmalýdýr fikrini benimsemektedirler. Yazar burada kurduðu neden-sonuç iliþkisi baðlamýnda Ermenileri yok etme(sonuç) fikrinin ideolojik temellerini (neden) ortaya koymaya çalýþarak, anti-Semitizm ve Nazizmin Avrupa’da Yahudi soykýrýmýnýn arkasýnda bulunan ideolojik açýklama olmasý gibi Türkçülüðün de Ermenileri imha etmenin arkasýndaki neden olduðunu ileri sürmektedir. Yazar gayri Müslimler demekle sadece Ermenileri yok etmenin deðil, Rum ve Yahudiler baþta olmak üzere tüm Müslüman olmayan unsurlarýn yok edilmesinin amaçlandýðýný ifade etmektedir.
Bu açýklama birçok yönden eleþtirilebilir. Her þeyden önce Avrupa’da görülen anti-Semitizm ve ýrkçýlýk baþka toplumlara olduðu gibi uygulanamaz. Özellikle Müslüman toplumlarda, son zamanlarda Arap-Ýsrail anlaþmazlýðý nedeniyle görülen Yahudi karþýtlýðý hariç, hiçbir tarihte Yahudi karþýtlýðý görülmemiþtir. Türklerde ise Ermeni karþýtlýðý hiçbir zaman görülmez. Milliyetçilik Avrupa’da bir yandan laikleþme, bir yandan da ulusal kiliselerin kurulmasý sürecinde ortaya çýkmýþtýr. Türklerde batýlý anlamda milliyetçi görüþlerin ortaya çýkmasý çok daha geç olmuþtur. 1915’i Türk kültürü ýrkçýlýk ile izah etmek mümkün deðildir. Ayrýca yerel düzeydeki birkaç olay dýþýnda Rumlara ve özellikle de Yahudilere karþý ne toplumsal ne de resmi bir eylem olmuþtur. Diðer yandan, yazarýn izah tarzýna göre, Nazilerin Yahudilerin yaný sýra toplumun diðer “aþaðý” kesimlerini oluþturan Polonyalýlar, Romanlar gibi unsurlara uyguladýklarý yok etme giriþimlerinin benzerinin Osmanlý Ýmparatorluðunda Türkler dýþýndaki tüm unsurlara karþý uygulanmasý gerekirdi. Ancak bu olmamýþtýr. Gayri Müslimlere karþý olmadýðý gibi o dönemde Kürt ve Çerkez gibi kendisini baþka etnik kökenli tanýmlamaya baþlayanlara karþý da olmamýþtýr. Tersine tüm bu unsurlar Ermeni çetelerinin terörüne karþý birleþmiþlerdir. Bu itibarla Yahudi Holokost’u ile 1915 Tehciri arasýnda ideolojik bakýmdan arka plan benzerliði kurma çabalarýnýn da bir anlamý yoktur.
Prof. Yerasimos konuþmasýnýn birçok yerinde 1915 Sevk ve Ýskaný’nýn (ya da yaygýn bilinen adýyla tehcir’in) Ermenileri yok etme amacýyla yapýldýðýný açýkça belirtmektedir. Bu baðlamda Yerasimos’un kendi sözlerinden birkaç örnek aþaðýdadýr:
“...ancak uzun bir savaþýn getirdiði tecrit koþullarý içinde planlanabilecek bir tehcir ve yok etme politikasýnýn 1914’ün sonundan önce düþünülmüþ olmasý ihtimali azdýr. Bununla birlikte, Bahaettin Þakir ya da Dr. Nazým gibi Ýttihat ve Terakki’nin bazý ideologlarý Anadolu’yu ‘yabancý unsurlardan’ kurtarma projeleri geliþtirmiþ olabilirler.”[10]
“Teþkilat-ý Mahsusa’nýn kurulmasý, Anadolu’nun gayri Müslim unsurlardan temizlenmesi projesinin baþlangýcý olarak gösterilmektedir. Gerçekten de, teþkilat-ý Mahsusa özellikle ‘iç düþmanlara’ karþý kurulmuþtur...”[11]
“Van ayaklanmasý daha önce planlanmýþ olan tehcirin bir bahanesi olarak algýlanabilir.”[12]
“...toplu öldürmeler özellikle cephelere yakýn yörelerde olmuþtur.”[13]
“Sonuç itibariyle, büyük bir olasýlýkla hayatýný kaybedenlerin çoðunluðu sýcaktan, soðuktan, açlýktan, hastalýktan ölmüþtür. Ancak, bu bir yan etki ya da beklenmedik bir sonuç olarak görülmemelidir. ... milyonu aþan bir kitlenin yollara dökülmesinin böyle bir sonucu vereceði önceden belli idi...”[14]
Yazar kurduðu neden-sonuç iliþkisi mantýðý baðlamýnda yukarýda ayrýntýlarý ile tartýþýlan ‘Türk ýrkçýlýðý görüþü’ nedeninin ‘Ermenileri yok etme’ ile sonuçlandýðýný açýkça ifade etmektedir. Her þeyden önce iddia sahibi iddiasýný ispatlamakla yükümlüdür. Yazarýn hiçbir kaynaða atýf yapmamasý böyle bir sonuca, kurduðu yanlýþ bir neden-sonuç iliþkisi görüþü nedeniyle, ulaþtýðý izlenimini uyandýrmaktadýr. Yazarýn ayrýntýsýna deðinmeden isminden bahsettiði tek kaynak “Avusturya ve Alman konsoloslarý”dýr. Burada ilginç olan husus Osmanlý Devleti’nin müttefiki olan devletleri kaynak göstermektir. Yerasimos’un bu çalýþmasýnda öne sürdüðü birçok görüþ gibi bu kaynaklarý anmasý, dünyada Ermeni yanlýsý görüþün önderlerinden olan, kendisi de Yerasimos gibi Ýstanbul kökenli azýnlýklardan, ancak Rum deðil Ermeni olan, Vahakn Dadrian’ýn “inclusion and exlusion paradigm” olarak adlandýrdýðý metodolojisi ile tam bir benzerlik içindedir.[15] Dadrian, bu yöntemle okuyucularý ikna etmek amacýyla özellikle Osmanlý Devleti müttefiklerinin kaynaklarýna müracaat etmiþtir. Bunu yaparken de seçici davranmýþ sadece Türk karþýtý olan Papaz Lepsius gibi kiþilerle Ermeni kaynaklardan haber alan Ýstanbul’da bulunan birkaç Alman ve Avusturyalý görevlinin yazýlarýndan cýmbýzla ayýkladýðý Ermeni görüþüne destek olabilecek kýsýmlara yer vermiþtir.[16] Bunlarýn tam tersini savunan Alman, Avusturya ve Rus kaynaklarýnýn olduðu bu alanda kýsa bir literatür taramasý yapan her bilim adamýnýn malumudur.[17] Dadrian ayrýca, ikna gücünü arttýrmak amacýyla, Türk kaynaklarýný kullandýðýný da belirtmektedir. Burada kastedilen Birinci Dünya Savaþý sonrasýnda kurulan ve amacý adaleti yerine getirmek deðil Ýttihatçýlarý temizlemek olan Divan-ý Harb-i Örfi’lerdir. Bu sözde mahkemelerin kararlarýný siyasi nedenlerle aldýðýný bu konu ile biraz uðraþan herkes bilir. Halktan gördüðü tepki nedeniyle bu mahkemeler kaldýrýlmýþ ayrýca idama mahkum ettikleri kiþilerin yakýnlarýna yardýmda bulunmak amacýyla 1926 yýlýnda bir kanun kabul edilmiþtir.[18]
Diðer yandan, özellikle Yerasimos’un neden-sonuç iliþkisi mantýðý çerçevesinde, eðer amaç Ermenilerden kurtulmaksa en tehlikeli olabilecek, baþkentte oturan Ýstanbul Ermenileri ile en önemli ticaret merkezlerinden olan Ýzmir Ermenilerinden kurtulmanýn öncelikli olduðu açýktýr. Ancak yazarýn da ifade ettiði gibi Ýzmir ve Ýstanbul Ermenileri tehcir edilmemiþtir. Bunun da ötesinde terör eylemlerine karýþmamýþ Protestan ve Katolik Ermeniler Sevk ve Ýskan programý dýþýnda tutulmuþtur.[19] Ermeni yazarlar da bu görüþü doðrulamaktadýr.[20] Dolayýsý ile Yerasimos’un ‘neden’ olarak öne sürdüðü Türk ýrkçýlýðý gibi ‘sonuç’ olarak ortaya attýðý Ermenilerin toptan yok edilmesi görüþü de tutarlý gözükmemektedir.
1915 Sevk ve Ýskanýnýn nedenini, gerek bu kararý alanlar gerekse arþiv belgelerini inceleyen bilim adamlarý, Ermenilerin Birinci Dünya Savaþý sýrasýnda Ruslarla iþbirliði yapmasý, Ermeni çetelerin Osmanlý ordusuna arkadan saldýrmasý ve Ermenilerin isyan etmesi olarak açýklarlar. Ermeni yazarlarýn eserleri dahi Birinci Dünya Savaþý ortamýnýn Ermeni komitelerince ayaklanma için uygun bir zemin olarak algýlandýðýna ve Osmanlýnýn savaþtýðý devletlerin yardýmlarý için Ermenilere müteþekkir olduklarýna dair ifadelerle doludur.[21] Nitekim Yerasimos’un kitabýnýn tanýtýmýnda TÜBA Baþkaný da Ermeni ayaklanmalarý üzerinde iki yerde durmuþtur. Buna karþýn Yerasimos konuþmasýnda, Van hariç, Ermeni ayaklanmasýnýn olmadýðýný öne sürmektedir. Ancak tarih Ermenilerin, yazarýn iddia ettiðinin aksine, ayaklandýklarýný söylemektedir. Yerasimos’un konuþmasýný dinleyen ve sorusuyla konu hakkýnda bilgi sahibi olduðu anlaþýlan bir dinleyici ýsrarla Ermeni isyanlarý hakkýnda sorular sormuþtur.[22] Yerasimos sonunda “sürekli bir direnme ve kargaþa”nýn olduðunu ve Tehcir’in hemen öncesinde Zeytun’da isyan eden Ermeniler hakkýnda bunlarýn isyan etmiþ olduklarýný ve savunmasýz Maraþ þehrine baskýn yapmak üzere olduklarý yönünde þikayetler aldýklarý için yetkililerin önlemler almaya baþladýklarýný kabul etmek zorunda kalmýþtýr. Yerasimos’un “Ermeniler ayaklanmamýþtýr” görüþü, baþta Dadrian olmak üzere Ermeni yanlýlarýnýn “Ermeniler masumane yaþarken Türkler ýrkçýlýk düzeyine ulaþmýþ bir milliyetçilik anlayýþý ile hareket ederek onlarý yok etmeye karar verdiler” görüþü ile örtüþmektedir.
Yazar Ermeni Sorunu’nun özünde tarih-hukuk çeliþkisi olduðu vurgulamaktadýr. Yazara göre amacý bir þeyi kanýtlamak olan hukuk Ermeni Sorunu’ndan uzak durmalýdýr.[23] Tarihçi sadece olaylarý açýklamak için çabalamalý, bir þeyi ispatlamak ya da reddetmek amacýyla olaya bakmamalýdýr. Bu genel görüþe katýlmamak mümkün deðildir. Tarih olaylarý anlatýr ve onun saðladýðý bilgi ve belgeler üzerine hukukçular savlarýný oluþtururlar. Tarihçiler gerçeði sunarken, yargýlamazlar. Tarihçilerin gerçeðin peþinde koþarken mümkün olan her kaynaða ulaþmalarý ve onlarý deðerlendirmeleri esastýr. Prof. Yerasimos’un da eleþtirdiði gibi birtakým kaynaklarý kullanýp farklý görüþler içeren diðerlerini kullanmamalarý, TÜBA’nin de üzerinde durarak yayýnlar yaptýðý bilim etik’i ile asla baðdaþmaz.[24] Dadrian, Yerasimos’un da eleþtirdiði þekilde, seçicilik yaparak adeta taraflý bir savcý gibi davranmakta, radikal Ermeni görüþlerini destekleyebilecek tarihsel bilgi ve belgeleri sürekli kullanmakta, hatta sahte olduðu kanýtlanmýþ dokümanlara bile atýfta bulunmaktadýr. Asýl ilginç olan nokta Yerasimos’un da ayný hataya, eðer kasýtlý deðilse, düþmüþ olmasýdýr. Tüm yazýsý boyunca “soykýrým” sözcüðünü pek kullanmamaya özen gösteren yazar yazýsýnýn sonunda yanlýþ olarak Uluslararasý Ceza Mahkemesi’nin (doðrusu Eski Yugoslavya Ýçin Uluslararasý Ceza Mahkemesi) Serebrenika’da 7000-7500 kiþinin yok edilmesini “soykýrým” olarak nitelendirilmesiyle 1915 olaylarýnýn karþýlaþtýrýlmasýnýn uygun olacaðý görüþünü öne sürerek Türkleri “soykýrýmcýlýkla” suçladýðýný ima etmektedir. Aslýnda böyle bir sonuca konuþmanýn tümünden de varmak mümkündür. Soykýrým suçunun subjektif unsurunu oluþturan “kast”ýn baþýndan beri Ermenileri yok etme amacý þeklinde olduðunu yazar öne sürmektedir. Suçun diðer önemli unsuru olan ilgili “grubun mensuplarýný katletmek”[25] ve “grubun maddi varlýðýnýn kýsmen veya tamamen yok olmasýna yol açacak hayat þartlarýna kasten tabi tutmak”[26] gibi soykýrým fiillerinin de “Ermenilerin toplu halde öldürülmesi”[27] ve “imha edilmeleri amacýyla bile bile tehcir edilmeleri”[28] þeklinde kuþku getirmeyecek biçimde mevcut olduðu yazar tarafýndan belirtmektedir. Elde (varsa) böyle kurduðu bu veriler olduktan ve bunlar soykýrým tanýmýna uyduktan sonra hukukçu için yapýlabilecek hiçbir þey yoktur. Hakim eldeki delillere göre hareket eder. Ancak yazarýn gözünden kaçan nokta suçlama makamýnýn eksik, yanlýþ ve yanlý deliller ortaya koymasýdýr. Hayatýn içindeki gerçekler özenle kurulan neden-sonuç iliþkisi kuramýný doðrulamamaktadýr. Ne Türklerin kastýnýn olduðunun delili ne de soykýrým fiillerinin Yerasimos’un bahsettiði þekilde iþlendiðinin kanýtý bulunabilmiþtir. Yerasimos’un nasýl yaptýðýný açýklamadýðý hesabýna göre “600–800 bin arasýnda” Ermeni’nin öldürüldüðünün hiçbir kanýtý yoktur. Nüfus sayýmlarý bu rakamlarý doðrulamadýðý gibi sözü geçen ölümlerle ilgili hiçbir toplu mezar da bilinmemektedir. Tersine 1915’ten birkaç yýl sonra Ermenilerce katledilen binlerce Türk’e ait toplu mezarlar bugün de mevcuttur.
Yazarýn Srebrenika olayý ile, daha doðrusu Kristic davasý hakkýnda, ilgili verdiði bilgiler de eksiktir. Srebrenika’da kastýn bulunduðu mahkeme tarafýndan doðrulanmýþ ve kurbanlara ait toplu mezarlar bulunmuþtur. Ermeni Sevk ve Ýskaný’nda bunlarýn olduðuna iliþkin kanýtlar yoktur. Ayrýca, Kristic davasýnda sadece ilk derece mahkemesi kararýný vermiþ olup dava temyiz aþamasýndadýr ve yargýlama süreci henüz tükenmemiþtir. Temyiz mahkemesinin de ayný kararý onaylayacaðý varsayýlsa bile delil olmadýðýndan bu olayý 1915 tehciri ile kýyaslamak mümkün deðildir. Aksine Kristic davasýna temyizin onay vermesi Ermeni çetecilerce öldürülen ve toplu mezarlarý bulunan binlerce Türkün durumunun “soykýrým” olarak nitelendirilmesini mümkün kýlacaktýr.
Yerasimos, hukuksal görüþlerle bir yere varmanýn mümkün olmadýðýný ýsrarla söylemektedir.[29] Oysa soykýrýmý iddialarýnýn yarattýðý sorun, esas itibariyle, hukuksaldýr. Zira soykýrým, tanýmlamasý Birleþmiþ Milletler 1948 Soykýrýmý Sözleþmesinin 2.maddesinde yapýlmýþ olan hukuksal bir deyimdir. Türkiye ve Ermenistan dahil, yüzden fazla ülke bu Sözleþmeyi imzaladýðý için, 2. madde uluslararasý hukuk bakýmýndan geçerli tek tanýmlamadýr. O itibarla, 1915 tehcirinin soykýrým olup olmadýðýnýn tartýþýlmasý bu tanýmlamaya esas alýnarak yapýlmasý gereklidir. Son zamanlarda Türkiye’de bu konuda yapýlan bazý incelemeler 1915 tehcirinin bu tanýmlama kapsamýna girmediðini göstermekte iken[30] Ermeni tarafýnda bu konuda bir sessizlik mevcuttur.
Diðer yandan Sözleþmenin 9 maddesi âkit taraflardan her birine “soykýrým nedeniyle bir devletin sorumluluðunu” hususundaki anlaþmazlýklarý Uluslararasý Adalet Divaný’na götürme olanaðýný vermektedir. Böyle bir baþvuru halinde Divanýn alacaðý karar kesin olacaktýr. Ancak Ermenistan yetkilileri her fýrsatta Türkiye’yi soykýrým ile suçlarken bu konuyu Adalet Divanýna götürmekten hiç bahsetmemektedirler. Bu ise Divan’dan istedikleri yönde bir karar alamayacaklarý endiþesini taþýdýklarýný düþündürmektedir. Kýsaca hukuk yolu, muhtemelen istedikleri yöne götürmeyecek olduðundan, Ermeniler tarafýndan benimsenmemektedir. Yerasimos da onlara uymaktadýr.
Yerasimos konuþmasýnýn son bölümünü bundan sonra yapýlmasý gereklere ayýrmýþtýr. Adýgeçene göre yapýlacak ilk þey “hukuksal kaygýlardan uzak (neden?) tam bir tarihin yazýlmasýdýr. Yazar bunun da bazý koþullarý olduðunu belirtmekte ve özetle bunlarý þu þekilde saymaktadýr:[31]
a. Böyle bir tarih bir kiþi tarafýndan yazýlamaz. Bu çalýþmanýn sorumluluðunu 8–10 kiþilik bir grup üstlenmelidir.
b. Bu tarih bir uzlaþma sonucu olmamalý o nedenle bir Türk-Ermeni heyeti tarafýndan deðil, “Türkiyeli” tarihçiler tarafýndan yazýlmalýdýr.
c. Böyle bir giriþim tümüyle özel olmalý, hiçbir resmi kuruluþun katkýsý olmamalý, yayýnevlerinin verdiði telif hakkýyla yetinilmelidir.
d. Bu çalýþma hukuksal kaygýlardan tümüyle arýndýrýlmalý (neden?) bir savcý iddianamesi ne de bir avukat savunmasý izlerini taþýmamalýdýr.
e. Bu çalýþmanýn ilk amacý dünya kamuoyunu etkilemek deðil Türkiye toplumunu kendi geçmiþi ile barýþtýrmak olmalýdýr.
Yerasimos’un bu önerilerine karþý þu hususlarý belirtebiliriz.
Yazar olaylarýn tarihinin yazýlmasýný önermektedir. Bu, sanki bu konuda yeter sayýda veya deðerde eser yokmuþ gibi bir kaný uyandýrmaktadýr. Ancak bu sorun hakkýnda Türkiye’de yazýlmýþ çok eser vardýr. Özellikle son yýllarda, Ermeni sorununun güncelleþmesiyle Türkiye’de yazýlan kitaplarýn sayýsýnda artma gözlenmektedir. Bunlardan, bir çok yazar tarafýndan kaleme alýnan “The Armenians in the Late Ottoman Period”[32] ile Yusuf Halaçoðlu’nun “Ermeni Tehciri Gerçekler 1914–1918”[33] baþlýðýný taþýyanlar özellikle önemlidir. Ayrýca Dergimiz ile yine Ermeni Araþtýrmalarý Enstitüsü’nce yayýnlanan Review of Armenian Studies dergisinde, bir buçuk yýldan az bir zaman içinde, toplamý 1700 sayfayý aþan özgün yazý bulunmaktadýr. Diðer yandan Arþivler Genel Müdürlüðü Osmanlý Arþivlerinde Ermenilere dair belgeleri yayýnlamaya devam etmekte ve bunlarý Ýnternet’e dahi koymaktadýr. Kýsaca Türkiye’de bu konuda ne kitap, ne makale ne de belge eksikliði vardýr. Ancak, Türkiye’de bir çok eser bulunmasý, Yerasimos’un önerdiði gibi, bazý tarihçilerin bir araya gelip yeniden kitap veya kitaplar yazmalarýna engel deðildir.
Yerasimos’un görüþlerinde katýlmadýðýmýz bir diðer husus sözkonusu kitaplarýn Türkler tarafýndan deðil “Türkiyeli” tarihçiler tarafýndan yazýlmasýdýr. Bilindiði gibi 80’li ve 90’lý yýllarda bazý çevrelerde pek revaçta olan “Türkiyeli” deyimi, Türk uyruðunda olmakla beraber köken itibariyle Türk aslýndan olmayanlarý tanýmlar. Bölücü terörün son bulmasýyla bu deyim de artýk pek kullanýlmaz olmuþtur. Yerasimos’un önerisine uyarsak Türk asýllý tarihçileri Ermeni olaylarýný ele alacak kitaplarý yazmayacaklardýr. Bu iþi Yerasimos veya Dadrian gibi, köken itibariyle Türk olmayan ancak bu ülkede doðmuþ kiþiler üstlenecektir. Türklere ciddi bir ayýrýmcýlýk uygulayan bu görüþün bilimsellikle bir ilgisi olmadýðý ortadadýr.
Yerasimos, bu kitap yazma giriþimine hiçbir resmi kuruluþun katkýsý, yardýmý ve ilgisi olmamasýný istemektedir. Bu düþüncenin temelinde Ermeni sorunu karþýsýnda devletin resmi politikasýnýn beðenilmemesinin ve o nedenle de bu politika doðrultusunda kitap yazýlmamasý endiþesinin olduðu görülmektedir. Demokrasi koþullarýnýn geçerli olduðu bir ülkede Devlete karþý bu derecede güvensizliðin makul bir nedenini bulmak zordur. Yazarýn kitap (daha doðrusu kitaplar) projesinin finansmanýnýn telif haklarýyla saðlanabileceði hakkýndaki görüþlerine gelince, 8–10 kiþilik bir tarihçiler grubunun yazacaðý ciltlerle kitabýn giderlerinin, bu tür kitaplarýn az sattýðý da düþünülürse ve resmi katký olmayacaðý da hesaba katýlýrsa, Türkiye’de geçerli telif haklarýyla karþýlanmasý mümkün görülmemektedir. Bir katkýya mutlaka ihtiyaç duyulacaktýr. Katký önemli sayýlabilecek bir meblað ise bunun Türkiye’den bulunmasý güç olabilir. Buna karþýn yabancý ülkelerde bazý çevreler böyle bir projeyi finanse etmek isteyebilir.
Yerasimos yazýlmasýný istediði tarihin ilk amacýnýn “Türkiye toplumunu kendi geçmiþi ile barýþtýrmak”[34] olduðunu belirtmektedir. Oysa tarih biliminin amacý, en basit ifadesiyle, geçmiþ olaylarýn bilinmesi ve bunlarýn irdelenmesidir. Geçmiþle barýþmak gibi siyasi bir amaçla tarih yazmaya çalýþmak herhalde bilimsellikten uzak bir düþünce tarzýdýr. Diðer yandan Türk toplumunun geçmiþi ile barýþmak gibi bir sorunu yoktur. Aksine Türk toplumunun, atalarý üç kýtaya yayýlan bir imparatorluk kurduðu ve bu devleti asýrlar boyunca yaþattýðý için geçmiþleriyle iftihar ettiðini herkes bilir. Aydýn olarak tanýmlanabilecek bir kýsým ise bu muhteþem devletin yýkýlmasýndan XIX ve XX. asýrlarýn emperyalist ülkelerini ve Osmanlý Ýmparatorluðunun ekalliyetlerini sorumlu tutar.
Türk halkýnýn bu tutumunun aksine bazý Ermeni ve Rumlar, Birinci Dünya Savaþý sonunda, bütün gayretlere raðmen, Anadolu’nun bir bölümünün Yunanistan’a diðer bir bölümünün de Ermenistan’a verilmesinin, Milli Mücadele ile engellenmesinin yarattýðý bir düþ kýrýklýðýný hala yaþarlar. Diðer bir deyimle bu kiþilerin kendi geçmiþleriyle bir sorunu vardýr. 1970’li ve 80’li yýllarda Türk diplomatlarýný katleden Ermeni terörizmi, 90’lý yýllarda ise bazý ülkelerin sözde Ermeni soykýrýmýný tanýmalarý ve ayrýca yine bu dönemde Türkiye’ye husumet besleyen bir Ermeni devleti kurulmasý yeni bir tür Ermeni Sorunu’nun gündeme gelmesine neden olmuþ bu da, ulusal bir Türk devleti kurulmuþ olmasýndan memnun olmayanlara geçmiþi düzeltmek için hayal kurma olanaðý vermiþtir.
Türk halkýnýn geçmiþiyle bir sorunu yoktur ancak bu geçmiþin bazý olaylarýný, özellikle Türk ve Müslüman olmak nedeniyle geçmiþte maruz kaldýðý katliam ve zulümleri tam olarak bildiði söylenemez. Türk halkýnýn önemli bir kýsmý, özellikle 1877’den 1922’ye kadar geçen 45 yýllýk bir dönemde, “93 Harbinde”, Balkan Savaþlarýnda, Birinci Dünya Savaþýnda ve Kurtuluþ Savaþýnda, sýrasýyla Ruslar, Bulgarlar, Ermeniler ve Yunanlýlar tarafýndan katledilmiþ veya evlerinden atýlýp günümüz Türk topraklarýna sürülmüþtür. Bugün Türkiye’nin Trakya, Marmara ve Ege bölgesinde oturan kiþilerin çok büyük bir çoðunluðunun göçmen kökenli olmasý bu katliam ve sürgünlerin boyutu hakkýnda fikir vermeye yeterlidir. Ne var ki Cumhuriyetin ilk yýllarýnda, muhtemelen geçmiþe deðil geleceðe bakmanýn daha yararlý olduðu düþüncesiyle, okul tarih kitaplarýnda bu facialara yer verilmemiþ ve ilerleyen yýllarda da bu tutum deðiþmemiþtir. Oysa, özellikle Ermenilerin kendilerini o yýllarda sýkýntý çekmiþ tek toplum gibi takdim eden ve genelde Batý dünyasý kamu oyu tarafýndan benimsenen iddialarý karþýsýnda gerçeðin diðer yüzünün de ortaya konmasýnýn zamaný gelmiþtir. Ayrýca deðindiðimiz gibi, 2002–2003 öðretim yýlýndan itibaren soykýrým iddialarý Türkiye’de okul kitaplarýnda yer alacak olmasý bu konuda atýlmýþ ilk adýmý oluþturmaktadýr. Bundan sonra, Sayýn Bilâl Þimþir’in açtýðý yolu[35] izleyerek, sözkonu göçlerin yalnýz siyasi deðil toplumsal ve ekonomik sonuçlarýný da ortaya koyan eserler yazýlmasý sadece geçmiþi deðil bu günü de daha iyi anlamamýzý saðlayacak ve ayrýca Ermeni sorununun tüm yönlerinin incelenmesi için gerekli bir zemin oluþturacaktýr.
Sonuç olarak Yerasimos’un Ermeni iddialarýný benimsediði görülmektedir. Ancak bu konudaki açýklamalarýný, Ermenilerin aksine yumuþak bir dille yapmakta ve Osmanlý Ýmparatorluðunda 2,5 milyon Ermeni yaþadýðý gibi bazý aþýrý iddialarý benimsememekle konunun ayrýntýlarýný bilmeyenlere tarafsýz davrandýðý kanýsýný vermekte fakat esasta soykýrýmý tezine inandýðý ve bu tezi Türk kamu oyuna benimsetme çabasý içinde olduðu görülmektedir.
Türkiye’de ifade özgürlüðü vardýr, isteyen istediðini düþünür ve yazar. Yerasimos gibi onun konuþmasýný basan ve daðýtan TÜBA’nýn da ayný haktan yararlanmasý normaldir. Kanýmýzca sorun TÜBA’nýn bu hakkýný kullanýrken, sadece Ermeni görüþlerine yer vermekle tarafsýz davranmamýþ olmasýndan ileri gelmektedir. Diðer yandan resmi bir kuruluþ olan TÜBA’nýn bu kadar hassas bir konuda diðer ilgili devlet kuruluþlarýna danýþmadan Yerasimos’un görüþlerini yayýnlamasý da ayrý bir sorun oluþtursa gerektir.
Dergimiz bu yazýyý, Yerasimos’un görüþ ve önerilerini ve bunlara karþý olan görüþleri Ermeni sorununa ilgi duyanlarýn bilgisine sunmak ve tartýþmalarýna açmak amacýyla yayýnlamaktadýr.
[1] Stefanos Yerasimos. Birinci Dünya Savaþý ve Ermeni Sorunu, (Türkiye Bilimler Akademisi Forumu: Ankara, 2002).
[2] Toplumsal Tarih, Eylül 2002, sayý 105
[3] Radikal, 8 Eylül 2002
[4] NTV, 19 Eylül 2002
[5] Yerasimos, Birinci…, s. 7.
[6] Yerasimos, Birinci…, s. 7.
[7] Yerasimos, Birinci…, ss. 8-9.
[8] En bilinen bir örnek için bkz. Vahakn N. Dadrian , The History of the Armenian Genocide, ( Providence: Berghahn Books, 1997).
[9] Yerasimos, Birinci…, s. 12.
[10] Yerasimos, Birinci…, s. 12.
[11] Yerasimos, Birinci…, ss. 11-12.
[12] Yerasimos, Birinci…, s. 15.
[13] Yerasimos, Birinci…, s. 17.
[14] Yerasimos, Birinci…, ss. 17-18.
[15] Vahakn N. Dadrian ‘The Documentation of the Armenian Genocide in the Light of the Persistent Turkish Denials’ Generations of Genocide, (Londra 26-27 Ocak), adlý konferansa sunulan bildiri.
[16] Vahakn N. Dadrian , The History of the Armenian Genocide, (Providence: Berghahn Books, 1997), özellikle ss. 226-234.
[17] Son zamanlarda yapýlmýþ birkaç örnek araþtýrma için bkz. Ramazan Çalýk, ‘Almanlarýn Ermeni Olaylarýna Bakýþý’ Ermeni Araþtýrmalarý Türkiye Kongresi (Ankara 20-21 Nisan 2002)’ne sunulan bildiri, Mehmet Perinçek, ‘Sovyet Arþivleri Türkiye’nin Tezlerini Doðruluyor’, Ermeni Araþtýrmalarý Türkiye Kongresi (Ankara 20-21 Nisan 2002)’ne sunulan bildiri, Hatem Cabbarlý ‘Edward Oganisyan’ýn Yüzyýllýk Mücadele Kitabýnda Ermeni Meselesi’, Ermeni Araþtýrmalarý Türkiye Kongresi (Ankara 20-21 Nisan 2002)’ne sunulan bildiri ve Selami Kýlýç, ‘Ermeni Sorunu Suçlanan Almanya ve Almanya’nýn Kendini Aklama Politikasý’, Ermeni Araþtýrmalarý Türkiye Kongresi (Ankara 20-21 Nisan 2002)’ne sunulan bildiri.
[18] Erdal Açýkses, ‘Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Ermeni Komiteleri Tarafýndan Þehit Edilenlerin Ailelerine Yaptýðý Yardýmlar’, Ermeni Araþtýrmalarý, Cilt 2, Sayý 6.
[19] BOA, Chipper Desk, No: 55/292 ve Yusuf Halaçoðlu, ‘Realities behind the Relocation’ Türkkaya Ataöv (der.), The Armenians in the Late Ottoman Period, (Ankara: Turkish Historical Society, 2001), ss. 111-112.
[20] Richard G. Hovannasian, ‘Etiology and Sequele of the Armenian Genocide’, in George J. Andreopulos (ed.), Genocide: Conceptual and Historical Dimensions, (Philedelphia: University of Pennsylvania Press, 1994), s. 124.
[21] Louise Nalbandian, Armenian Revolutionary Movement, (Los Angeles: University of California Press, 1963), ss. 110-111 ve Mandelstam, La Societe des Nations et les Puissances Devant le Probleme Armenien, 1970, ss. 472-473. (Aktaran Shavarsh Toriguian, The Armenian Question and International Law, (Beirut: Hamaskaine Press, 1973), s. 98.)
[22] Yerasimos, Birinci…, ss. 34-35.
[23] Yerasimos, Birinci…, s. 6.
[24] Faaliyete baþlayýþýnýn daha beþinci ayýnda 26 Mayýs 1994’te TÜBA '' Dünya'da ve Türkiye'de Bilim, Etik ve Üniversite'' konulu bir bilimsel toplantý düzenlemiþ ve daha sonra bunu kitap haline getirmiþtir.
[25] 1948 BM Soykýrým Sözleþmesi Madde 2 (a).
[26] 1948 BM Soykýrým Sözleþmesi Madde 2 (b).
[27] Yerasimos, Birinci…, s. 17.
[28] Yerasimos, Birinci…, ss. 17-18.
[29] Yerasimos, Birinci....s. 21
[30] Gündüz Aktan, Devletrler Hukukuna Göre Ermeni Meselesi, Türkiye Günlüðü No. 64, Kýþ 2001, s. 5-30
[31] Yerasimos, Birinci…ss. 21-22
[32] Türk Tarih Kurumu, 2001
[33] Türk Tarih Kurumu, 2002
[34] Yerasimos, Birinci....s. 22
[35] Bilan N. Þimþir, Rumeli’den Türk Göçleri, üç Cilt, Türk Tarih Kurumu
| |