AnasayfaÝletiþim
  
English



E-B�lten �yeli�i

G�nl�k b�ltenimize �ye olmak i�in a�a�daki alanlar� doldurunuz.
Ad:
Soyad:
Eposta:


DERG� SAYILARI

Ermeni Sorununu Yeniden Tartýþmak

Prof. Dr. Guenter LEWY*
ERMENÝ ARAÞTIRMALARI, Sayý 18, Yaz 2005

 

Öz: Bu makalede Günter Lewy Türklerin Birinci Dünya Savaþý sýrasýnda Ermenilere soykýrým yaptýðý yolundaki iddialarýn üç temel kaynaðý incelenmektedir. Önce 1919-1920 yýllarýnda kurulan ve iþleyen Osmanlý askeri mahkemeleri incelenmiþ ve bu mahkemelerde yapýlan yargýlamalarýn ne derece saðlýksýz olduðu açýklanmýþtýr. Daha sonra Ermeni iddialarýnýn temel noktalarýndan biri olan Teþkilat-ý Mahsusa’nýn Ermeni soykýrýmýndaki rolü tartýþmalarý üzerinde durulmuþ ve belgelerle bu teþkilatýn soykýrým ile alakasý olmadýðý vurgulanmýþtýr. Son olarak Naim Bey’in Hatýralarý olarak tabir edilen Aram Andonyan’ýn hazýrladýðý kitaptaki belgeler deðerlendirilerek bu belgelerin orijinalliðinin son derece tartýþmalý olduðu açýklanmýþtýr.

 

Anahtar Kelimeler: Ermeni soykýrýmý, Divan-ý Harp Mahkemeleri, Teþkilat-ý Mahsusa, Aram Andonyan, Naim Bey’in Hatýralarý

 

Abstract: In this article, Guenter Lewy examines three significant sources that contribute to the Armenian allegations about a genocide that had been implemented by the Turks on the Armenians. He first analyses the structure of the Turkish military tribunals founded and operated between 1919 and 1920, and explained how unhealthy the trials of Ottoman officials in these tribunals. Then he focuses on the debates on the role of the Special Organization in the Armenian genocide and stressed that there is no viable link between them. Finally he reviews the documents published under the framework of a book called the Memoirs of Naim Bey, prepared by Aram Andonyan and he explains that the authenticity of these documentsis highly questionable.

 

Key Words: Armenian genocide, Ottoman Military Tribunals, the Special Organization, Aram Andonyan, Memoirs of Naim Bey

 

Birinci Dünya Savaþý sýrasýnda baþlangýcýndan 90 yýl sonra bile Osmanlý Ýmparatorluðu’ndaki Ermenilere ne olduðu konusundaki tartýþma sertliðini korumaktadýr. Ermeniler, yirminci yüzyýlýn ilk soykýrým kurbanlarý olduklarýný iddia etmektedirler. Pek çok Türk de, Ermenilerin düþman tarafýnda savaþmalarý ve düþmana sempati duymalarý nedeniyle oluþan güvenlik kaygýlarýný gidermek için yapýlan bir tehcir sýrasýnda öldüðünü kabul etmektedir. Soykýrým uzmanlarý için, Ermenilerin iddialarý yadsýnamaz bir tarihi gerçeðe dönüþse de, Türkiye ve Batý’da pek çok tarihçi soykýrým damgasýnýn uygunluðunu sorgulamaktadýr[1].

 

Bu tartýþmanýn kollarý geniþ bir alana yayýlmaktadýr. Fransa tarafýndan güçlü bir destekle cesaretlendirilen Ermeniler Türkiye’nin bu konuyu itiraf edip, özür dilemesini bu ülkenin Avrupa Birliði’ne kabulü için bir ön þart olmasý konusunda ýsrar ediyorlar. Ankara’nýn Erivan ile iliþkileri bu çekiþme yüzünden dondurulmuþ bir biçimde duruyor. Batýda ise, Ermeni aktivistler, çeþitli parlamentolarýn Ermeni soykýrýmýný tanýyan kararlar çýkarmasýný talep ederek tarihî tartýþmayý siyasi olarak önceden belirlenmiþ bir çerçeveye oturtmaya çalýþýyor.

 

Bu tartýþmadaki en temel unsur Ermenilerin çektiði acýnýn boyutu deðildir; zira her iki taraf da 1915–16 yýllarý arasýnda Ermenilerin Anadolu’dan Suriye çöllerine ve baþka yerlere sýnýr dýþý edilmeleri sýrasýnda birkaç yüz bin Hýristiyan’ýn öldüðü konusunda hemfikirdir[2]. Osmanlý hükümeti, erkekleri, kadýnlarý ve çocuklarý evlerinden ayrýlmaya zorlamýþ, bu insanlarýn pek çoðu daðlar ve çöller boyunca yaptýklarý zorlu yolculuk sýrasýnda açlýk ve hastalýktan ölmüþ, diðer bir kýsmý ise öldürülmüþtür.

 

Tarihçiler sayýlar ve koþullar konusunda çekiþirken bu konularý tartýþmamaktadýrlar. Aslýnda tartýþmada bunun yerine ileri sürülen temel sorun bu olayda kasýt olup olmadýðýdýr. Acaba Jön Türk rejimi 1916 yýlýnda yapýlan katliamlarý organize etmiþ midir?

 

Ermeni ölümlerinin önceden tasarlandýðýný savunanlarýn çoðu, soykýrýmýn oluþma þartlarýnýn gerçekleþtiðini ileri sürerek bunun temelini üç dayanaða baðlamaya çalýþmaktadýrlar: 1919–20 yýllarýndaki Türk askerî mahkemelerinin Jön Türk hükümetini Ermenilerin katledildiði katliamlar organize etmekle suçladýðý kararlarý, bu katliamlarý gerçekleþtirmekle suçlanan “Teþkilat-ý Mahsusa” adý verilen yapýnýn rolü ve Ýçiþleri Bakaný Talat Paþa’nýn Ermenilerin yok edilmesini emrettiði iddia edilen emirlerini içeren Naim Bey’in Anýlarý[3]. Ancak bu olaylar ve onlarý tanýmlayan kaynaklar dikkatli bir incelemeye tabi tutulduðunda, tek baþýna, Ermeni ölümlerinin önceden tasarlandýðý yolundaki iddialar için temel olma hususunda fazlasýyla çürük kalmaktadýr.

 

1919-1920 Türk Divan-ý Harp Mahkemeleri

 

Osmanlý Ýmparatorluðu’nun Birinci Dünya Savaþý’nda yenilmesinin ardýndan, yeni bir hükümet kuruldu ve kendinden önceki Jön Türk rejimini ciddi suçlara karýþmakla suçladý. Bu suçlamalar, 1908 yýlýnda iktidarý ele geçiren ve o yýldan sonra gücü elinde bulunduran Ýttihat ve Terakki Cemiyetinin yöneticilerinin ve diðer bazý eski yetkililerin Divan-ý Harpler’de yargýlanmasýna neden oldu. Bu suçlamalar, anayasanýn kaldýrýlmasýný, savaþ zamaný vurgunculuk yapmayý ve hem Rumlarýn hem de Ermenilerin katledilmesini içermekteydi[4].

 

Ne olursa olsun, Divan-ý Harpler’in kurulmasýnýn ana nedeni zafer kazanan ve Ermeni katliamlarýnýn cezasýnýn verilmesinde ýsrar eden Ýtilaf devletlerinin baskýsý idi. Türkler ise, suçu Ýttihat ve Terakki Cemiyeti’nin birkaç üyesine atarak Türk ulusunun geri kalanýnýn temize çýkabileceðini ve böylece Paris Barýþ Konferansý’nda daha müþfik bir muamele ile karþýlaþabileceðini umuyorlardý[5].

 

En ünlü yargýlama Ýstanbul’da yapýldý, ancak bu ilk deðildi. Katliamýn meydana geldiði taþra kentlerinde en az altý bölgesel mahkeme kuruldu. Ancak yetersiz belgeleme nedeniyle mahkemelerin toplam sayýsý bugün kesin olarak bilinmemektedir[6]. Ýlk kaydedilen mahkeme 5 Þubat 1919’da Ankara’yý da sýnýrlarý içine alan bir vilayet olan Yozgat’ta baþladý. Mahkemede bölge valisi de dahil olmak üzere üç Türk yetkilisi kitle katliamý ve sýnýr dýþý edilen Ermenilerin mallarýný yaðmalamakla suçlanýyordu. 8 Nisan’da, mahkeme iki sanýðý suçlu buldu ve üçüncüyü farklý bir mahkemeye sevk etti. Kararýn onaylanmasýndan iki gün sonra yerel otoriteler eski Boðazlýyan ve Yozgat Kaymakamý (yönetici) Mehmet Kemal’i idam etti. Cenazenin ardýndan Ýttihat ve Terakki Cemiyeti üyeleri tarafýndan büyük bir gösteri düzenlendi. Türkiye’deki Ýngiliz Yüksek Komiseri “idamlarla ilgili genel kanýnýn, suçlulara verilen cezanýn infazýndan ziyade, anlaþma için verilmesi gerekli tavizler olduðu”nu rapor etti[7].

 

Ana mahkeme ise 28 Nisan 1919’da Ýstanbul’da baþladý. On iki sanýk arasýnda Ýttihat ve Terakki Cemiyeti’nin lider kadrosunun bir kýsmý ve eski bakanlar da bulunuyordu. Ýçiþleri Bakaný Talat Paþa, Harbiye Nazýrý Enver Paþa ve Halep Valisi Cemal Paþanýn da aralarýnda bulunduðu yedi baþ aktör firar etti ve mahkeme gýyaplarýnda görüldü. Ermeni iddialarýnýn en bildik savunucusu Vahakn N. Dadrian “kýrk iki adet doðruluðu kanýtlanmýþ belgenin suçlamalara kanýt gösterilmek suretiyle iddianameye iliþtirildiðini, bu belgelerin pek çoðunun tarihli olduðunu, þifreli telgraf ve mektuplarý gönderenlerin ve alanlarýn da kimliklerinin tespit edildiðini” yazmaktadýr[8]. Bu belgeler arasýnda, Üçüncü Ordu Komutaný General Vehip Paþa’nýn “Ermenilerin katliam ve imhasýnýn ve mallarýnýn yaðmalanmasýnýn Ýttihat ve Terakki Cemiyeti Merkez Komitesi’nin kararlarýnýn bir sonucu olduðunu” doðrulayan yazýlý bir ifade de bulunmaktaydý[9]. Ýddianame, üst düzey bir tehcir yetkilisi olan Abdulahad Nuri’nin Talat Paþa’nýn kendisine “sýnýr dýþý etmenin amacýnýn yok etme” olduðu yolundaki sözlerini de alýntýlýyordu[10]. 22 Temmuz’da, Divan-ý Harp sanýklarýn bazýlarýný zorla anayasayý ihlal ve katliam suçlarýndan suçlu buldu. Talat, Enver, Cemal Paþalar ve Ýttihat Terakki Cemiyeti Merkez Komitesi üyelerinden Nazým Bey, gýyaplarýnda ölüm cezasýna çarptýrýlýrken, diðerleri uzun hapis cezalarý aldý[11].

 

Jön Türk rejimine karþý yaygýn nefrete raðmen, Türk kamuoyu Ýttihat ve Terakki Cemiyeti liderlerinin yargýlanmasýna kayýtsýz kaldý. 4 Nisan 1919’da, ABD’nin Ýstanbul’daki Yüksek Komiseri Lewis Heck, “büyük çoðunluðun yargýlamalarýn önemli kýsmýnýn kiþisel öç ya da Ýtilaf devletleri yetkililerinin, özellikle de Ýngilizlerin teþviki ile gerçekleþtiðine inandýðýný” rapor etti[12]. Mahkemelere muhalefet, Rumlarýn 15 Mayýs’ta Ýzmir’i iþgaliyle yurtsever ve milliyetçi duygunun patlak vermesinden sonra arttý.

 

Pek çok niþana sahip bir subay olan Kemal Atatürk’ün liderliði altýnda, Ýstanbul’daki Sultanýn hükümetini deviren ulusal bir hareket ortaya çýktý. Baþlangýçtan beri, Kemalistler, Sultanýn Ýtilaf devletlerine sefilce teslim olmasýný eleþtirerek mahkemelerin Osmanlý Ýmparatorluðu’nun parçalanmasý planýnýn bir parçasý olduðu korkusunu ifade ettiler. 11 Aðustos 1920’de, Ankara’daki Kemalist hükümet tüm Divan-ý Harp yargýlamalarýnýn durdurulmasýný emretti: 17 Ekim 1920’de Osmanlý kabinesinin istifasý mahkemelerin de sonunu getirmiþ oldu[13].

 

Ermeni yazarlar askerî mahkemeleri tarihi bir gerçeðin aydýnlatýlmasýna katký olarak övdüler; ancak gerek mahkemelerin iþleyiþ biçimleri gerekse de kanýtlarýn güvenilirliði üzerinde doðan kuþkular böyle yüzeysel sonuçlarý sorunlu hale getirmekteydi. Mahkemeler sürecin gerektirdiði temel unsurlardan yoksundu. Nitekim, Osmanlý hukuk sistemine aþikar çok az yazar mahkemeler hakkýnda olumlu bir deðerlendirme yapmýþtýr; Osmanlý ceza yasasý, bir tarafýn çaðýrdýðý tanýðýn diðer tarafça sorgulanma hakkýný tanýmýyordu, yargýcýn rolü Anglo-Amerikan geleneðine göre çok daha önemliydi ve suçlanan kiþiyi yargýç sorguluyordu. Davanýn hazýrlanma aþamasýnda ve dava sýrasýnda sunulan ve kanýt niteliði taþýyan bilgilerin deðerlendirilmesinden de bizzat yargýç sorumluydu[14]. 1919–1920 mahkemelerine baþkanlýk eden memur, tarafsýz bir hakimden ziyade týpký bir savcý gibi hareket etti. Osmanlý ceza usul kanunlarý savunma avukatlarýnýn soruþturma dosyalarýna eriþimini ve sanýklarýn adli sorgulamalarýna katýlmalarýný da engelliyordu[15]. 6 Mayýs 1919’da, ana mahkemenin üçüncü oturumunda, savunma avukatý mahkemenin suçlamayý sürekli kanýtlanmýþ bir gerçek olarak tanýmlamasýna itiraz etti; ancak mahkeme itirazý reddetti[16]. Yargýlamalar sýrasýnda, mahkeme herhangi bir tanýðý dinlemedi ve bütünüyle belgelere dayanan karar asla karþý taraf tarafýndan sorgulanamadý. Heck, Yozgat mahkemesindeki sanýklarýn, kararýn “anonim mahkeme materyalleri” temeline dayanmasýna karþý çýktýklarýný ifade etmektedir[17].

 

Muhtemelen, 1919–20 askerî mahkemelerinin delile dayalý olma deðerini etkileyen en ciddi sorun, kanýt niteliðindeki tüm belgelerin kaybolmuþ olmasýdýr. Yeminli ifadeler ve sorgulama hakkýnda bilinenler, Osmanlý hükümetinin resmî gazetesi Takvim-i Vekayi ve basýnda çýkan haberlerden müteþekkil ikinci el eklerle sýnýrlýydý. Ancak transkripsiyonun doðruluðu ve kanýt olarak gösterilen belgelerin tamamýnýn mý, yoksa bir kýsmýnýn mý yeniden basýldýðý bilinmemekteydi.

 

Dadrian’a göre, “suçlayýcý belgeler mahkemeye sunulmadan önce, her bir resmî belgenin doðruluðu Ýçiþleri Bakanlýðý’nýn uzman personeli tarafýndan tespit edilmiþ ve belgelerin üst kýsmýna ‘aslý gibidir’ notu düþülmüþtür[18]. Ancak pek az tarihçi dönemin memurlarýnýn ifadelerini gerçekliðini araþtýrmaksýzýn kabul etmektedir. Örneðin Nuremberg kararlarýnýn tarihî aðýrlýðý, bütünüyle orijinal belgelere dayanmasýndan gelir. Eðer Nuremberg Mahkemelerinin kayýtlarý kaybolmuþ veya baþkalarýnýn deðerlendirmesine kapalý olmuþ olsaydý, mahkeme kararlarýnýn tarihi önemi büyük bir zarar görürdü.

 

Orijinal belgelerin yokluðunda, tarihçiler Ermeni meselesini incelerken sadece seçili alýntýlara ve aktarmalara dayandýlar. Örneðin Dadrian, Üçüncü Ordu Komutaný General Vehib Paþa’nýn ifadesinde, Ýttihat ve Terakki Cemiyeti’nin üst düzey yöneticilerinden biri olan Bahaaddin Þakir’i nasýl “Üçüncü Ordu Komutanlýðýnýn görev alaný içerisinde kontrolü ele aldýktan sonra insan kasaplarýný, ipten kazýktan kurtulmuþ adamlarý ve gözleri ve elleri kanla dolu polis ve jandarmalarý örgütleyen” biri olarak tanýmladýðýný göstermektedir[19]. Bu ifadenin bir kýsmý ana mahkemenin iddianamesine ve Harput mahkemesinin kararýna eklenmiþtir[20], ancak bu suçlama bir suç kanýtý deðildir. Ayný þekilde aktarýlan görüþlerin baðlamý da kayýptýr. Bu ifadenin tam metninin 29 Mart 1919’daki Trabzon mahkemesi kayýtlarýna geçirildiði iddia edilse de, bu mahkeme süreci hiçbir kaynaða geçirilmemiþ sadece mahkemenin kararý resmî gazetede basýlmýþtýr.

 

Çaðdaþ Türk yazarlarý, 1919–20 askerî mahkemelerini reddetmekte ve mahkemeyi Ýtilaf güçlerinin bir intikam aracý olarak deðerlendirmektedir[21]. O dönemde, muzaffer Ýtilaf güçleri bile mahkemeleri adaleti küçültücü kararlar alan mahkemeler olarak tanýmlamýþtýr. Nitekim, Ýngiliz Yüksek Komiseri S.A.G. Calthorpe, Londra’ya, mahkemelerin “...bizim prestijimiz ve Türk hükümetinin prestiji için onur kýrýcý ve saçma sapan olduðu kanýtlanmýþtýr” diye yazmaktaydý[22]. Komiser John de Robeck’in görüþüne göre, mahkemeler “bulgularý elle tutulamayan, kayda deðer bile olmayan bir baþarýsýzlýk örneði” idi[23]. Zaten Ýngiliz Hükümeti Malta’daki sözde savaþ suçlularýný yargýlamaya karar verdiðinde 1919–1920 askeri mahkemelerine sunulmuþ hiçbir belgeyi kanýt olarak kabul etmemiþti.

 

Teþkilat-ý Mahsusa’nýn Rolü

 

1919-20 yýllarýnda kurulan askeri mahkemelerin bazýlarý, Teþkilat-ý Mahsusa olarak nitelenen bir birimin zararlý rolüne gönderme yapmýþtýr. Ermeni davasýný savunan pek çok kiþi bu suçlamayý kabul eder. Dadrian, bu birimin üyelerini Ýttihat ve Terakki Cemiyeti tarafýndan Ermenileri yok etme planýný uygulamak için kullanýlan temel araç olarak tanýmlar. Dadrian “Onlarýn amacý Türkiye’nin iç bölgelerindeki uzak yerleþim birimlerine konuþlanmak ve sýnýr dýþý edilen Ermeni konvoylarýný yok etmekti.” diye yazmaktadýr[24]. Ona göre, Teþkilat-ý Mahsusa’nýn “temel görevi Ermeni soykýrýmýný uygulamaktýr”[25].

 

1903 ve 1907 yýllarý arasýnda faaliyet gösteren Teþkilat-ý Mahsusa, ismini ancak 1913 yýlýnda almýþtýr. Enver Paþa ve pek çok yetenekli komutanýn idaresi altýnda özel bir ekip olarak iþlev görmüþtür. Bu grup hakkýnda bilimsel sayýlabilecek tek eserin yazarý Philip Stoddard Teþkilat-ý Mahsusa’yý “Arap ayrýlýkçýlýðý ve Batý Emperyalizmiyle mücadele eden önemli bir birlik taraftarý araç” olarak tanýmlamaktadýr. En güçlü olduðu dönemlerde bu kuruluþ yaklaþýk 30,000 kiþiden oluþuyordu. Birinci Dünya Savaþýnda Osmanlý yönetimi bu kuruluþu Kafkasya, Mýsýr ve Mezopotamya’daki özel askeri operasyonlarda kullanmýþlardýr. Örneðin, 1915’te Teþkilat-ý Mahsusa birlikleri Osmanlý Ordusunun Süveyþ Kanalý’na yönelik ilerleme hattý civarýndaki vahalarý ele geçirmiþlerdir. Ayrýca, Ýttihat ve Terakki yönetimi Teþkilat-ý Mahsusa’yý hükümeti devirmeye yönelik ve dýþ düþmanlarla iþbirliði yapmasý muhtemel hareketleri bastýrmak amacýyla da kullanmýþtýr. Ancak Stoddard’a göre bu tür harekatlar yalnýzca Suriye ve Lübnan’daki yerli milliyetçileri hedef almýþtýr. Ona göre Teþkilat-ý Mahsusa Ermeni tehcirinde rol oynamamýþtýr[26].

 

Ancak, ana mahkemenin iddianamesi Teþkilat-ý Mahsusa’yý Ermenilere karþý “cani operasyonlar ve harekatlar” düzenlemekle suçlamýþtýr. Dadrian’a göre:

 

“Ýttihatçýlar ülke içinde cephede kullanýlmak üzere, yani Ermenilere karþý, eþkýya birlikleri yerleþtirdi. Ermeni nüfusun yoðun olarak yaþadýðý þehirleri, kasabalarý ve köyleri detaylý bir temizlemeye tabi tutan Teþkilat-ý Mahsusa dokunulamayan lider kadrosu ile Cemiyetin imha tasarýsýnýn yerine getirilmesi için çalýþmýþtýr.”[27]

 

Dadrian’a göre Türk ve Alman sivil ve askeri kaynaklar da örgütün bir ölüm timi gibi iþlediðini iddialarýný da içeren bu bilgiyi doðrulamaktadýr. Ancak Dadrian’ýn referanslarý her zaman iddialarýnýn doðruluðunu kanýtlamamaktadýr. Dadrian Birinci Dünya Savaþý sýrasýnda asker gücü saðlamak amacýyla serbest býrakýlan tutuklularýn “ölüm timleri” olarak çalýþtýðýný savunurken, bu konuda, ana mahkemenin, bünyesinde çok miktarda eski mahkum bulunduran Teþkilat-ý Mahsusa’nýn katliamlarda öncü rol aldýðýný savunan iddianamesinden baþka bir kanýt bulunmamaktadýr. Eski hükümlülerin varlýðý da anormal bir durum deðildir. Suçlularýn savaþ sýrasýnda serbest býrakýlmalarý ve savaþta görev almalarý Amerikan ve Ýngiliz ordusu tarafýndan da kullanýlan bir yöntemdir. Nitekim, Birinci Dünya Savaþý sýrasýnda, Amerikan mahkemeleri ciddi suçlara karýþan sekiz bin mahkumu orduya katýlma þartý ile serbest býrakmýþtýr[28].

 

Teþkilat-ý Mahsusa’nýn katliamlarla baðlantýsý olduðu yönündeki iddialarýn çoðu doðrudan doðruya belgelere dayanmamakta, bunun yerine bu iddialarý okuyanlarýn sorgulanmasý gereken varsayýmlarýna dayanmaktadýr. Dadrian, orijinal kaynaklarýn ortaya koymadýðý iddialarý ortaya atan uzmanlarýn baþýnda gelmekte ve Teþkilat-ý Mahsusa ile Ermeni katliamý arasýnda bir bað bulunduðunu belirtmektedir. Ancak, bu konuda bir belge hazýrlayan Alman subayý Stange asla Teþkilat-ý Mahsusa’dan bahsetmemekte; bunun yerine bir “ayak takýmý” nitelemesi yapmaktadýr[29]. Stange’in Dadrian’ýn iddia ettiði gibi, Teþkilat-ý Mahsusa’da bir rolü olduðuna dair de bir gösterge yoktur[30]. Kaldý ki, Osmanlý ve Alman gizli servisleri arasýndaki gerilim göz önünde tutulduðunda böylesi bir görevlendirme pek mümkün görünmemektedir[31]. Alman Dýþiþleri Bakanlýðýnýn, Stange’ý çoðu Ruslara karþý savaþmak için gönüllü olan düzensiz Gürcü birliklerden oluþan 2–3 bin kiþilik bir müfrezenin komutaný olarak tarif eden dosyalarýnýn açýklamalarý daha olasý görülmektedir[32]. Baþka bir Alman subayýn Stange’in müfrezesinde Ermenilerin de olduðu yolundaki ifadeleri, Stange’in müfrezesinin Ermeni soykýrýmýnýn uygulanmasýnda bir araç olarak kullanýldýðý tezine de tezat teþkil etmektedir[33]. Tehcire tabi tutulan Ermenileri kimin öldürdüðü sorusu ise çözümü oldukça zor bir sorudur. Politik açýdan, Teþkilat-ý Mahsusa’yý suçlamak en kolay yolken, faillerin Kürt kabile liderleri ve ganimete konmak isteyen çürümüþ polis güçleri olma ihtimali daha yüksektir[34]. Dadrian ileri gelen Teþkilat-ý Mahsusa üyelerinden biri olan Eþref Kuþçubaþý hakkýnda yazýlmýþ bir Türkçe eseri kullanma konusunda da özgür davranmýþtýr. Birinci Dünya Savaþýnýn patlak verdiði sýrada, Eþref, Teþkilat-ý Mahsusa’nýn Arabistan, Sina ve Kuzey Afrika’daki operasyonlarýndan sorumlu idi. 1917 baþlarýnda Yemen’deki görevi sýrasýnda yakalanan Eþref, Ýngiliz ordusu tarafýndan Malta’ya gönderildi ve 1920 yýlýna kadar orada kaldý. Ýngiliz yetkililer onu sorguladý fakat Eþref Ermeni katliamlarýna katýldýðý iddialarýný reddetti. 1964 yýlýnda 91 yaþýnda öldü[35]. Dadrian, Eþref’in Cemal Kutay ile yaptýðý bir röportajda katliamlara katýldýðýný kabul ettiðini iddia etmektedir[36]. Yakýndan incelendiðinde Eþref’in böyle bir kabullenmede bulunmadýðý ortaya çýkmaktadýr. Ýddialar, seçili bir takým yuvarlak sözlere ve somut olmayan yorumlara dayanmaktadýr[37]. Ayný þekilde, aksine iddialara raðmen, 1919 askeri mahkemesinin iddianamesi Teþkilat-ý Mahsusa’nýn Ermeni soykýrýmý arasýnda bir bað kurduysa da, ne mahkemenin gidiþatý ne de kararý bu baðý desteklemektedir. Sanýklar, bunun yerine, Teþkilat-ý Mahsusa’nýn Rusya’da cephe gerisinde gerçekleþtirildiði operasyonlardan bahsetmektedirler[38]. Osmanlý askeri arþivlerinde araþtýrma yapan az sayýda Batýlý bilim adamýndan biri olan Gwynee Dyer, Teþkilat-ý Mahsusa’nýn Ermeni Soykýrýmý’na katýldýðý yolundaki iddialarý “dedikodu” olarak nitelendirir[39]. Türk Genel Kurmayýnýn arþivlerinde Teþkilat-ý Mahsusa’ya gönderilen þifreli telgraflar bulunduðu söylenir[40], ancak bu belgeler bilimsel bir incelemeye tabi tutulmamýþtýr. Yeni belgeler ortaya çýkana kadar, Teþkilat-ý Mahsusa ile Ermeni soykýrýmý arasýndaki bað kanýtlanmamýþ bir iddia olarak kalacaktýr.

 

Naim Bey’in Hatýralarý

 

Ýddialarýn temelinin üçüncü dayanaðý ise, Aram Andonian’ýn kaleme aldýðý Naim Bey’in hatýralarýdýr. Aram Andonian, 1914’teki seferberlik sýrasýnda orduda mektup ve yazýþmalarý okuyan memur olarak görevli bir Ermeni idi. 1915 yýlýnda tutuklanýp Ýstanbul’dan sürüldükten sonra Halep’e giderek geçici ikamet izni almýþtýr. 1918 yýlýnda Ýngilizlerin þehri iþgali ile Andonian, tehcirden sað çýkan Ermeni erkeklerin, kadýnlarýn ve çocuklarýn þahitliklerini topladý. Daha sonra Halep’teki tehcir komitesinin genel sekreteri olan Naim Bey adýndaki bir Türk yetkili ile de temas kurdu. Naim Bey, Andonian’a görevi sýrasýnda edindiðini söylediði çok sayýda belge, telgraf ve kararnamenin de içinde bulunduðu anýlarýný verdi. Andonian, bu anýlarý Ermenice’ye çevirdi. Bazý gecikmelerden sonra bu anýlarýn yer aldýðý kitap Ermenice, Fransýzca ve Ýngilizce olarak basýldý[41].

 

Naim Bey’in anýlarýndan yeniden üretilen belgeler soykýrým iddiasýnýn en güçlü kanýtý olarak gösterilmektedir. Özellikle suçlananlarda savaþ zamanýnýn Ýçiþleri Bakaný Talat Paþa’nýn telgraflarýdýr. Eðer bu telgraflar orijinal ise, Talat Paþa’nýn erkek kadýn ve çocuk tüm Türkiye Ermenilerinin öldürülmesi için emir verdiði konusunda bir kanýt olarak görülebilir. 16 Eylül tarihli bir telgrafta þunlar yazmaktadýr:

 

“[Ýttihat ve Terakki Cemiyeti]...Türkiye’de yaþayan bütün Ermenilerin tamamen imhasýna karar vermiþtir. Bu karara karþý çýkanlar Ýmparatorluðun resmi memurlarý olarak kalamazlar. Ne kadar canice olursa olsun onlarýn [Ermenilerin] varlýðýna tamamen son verilmelidir. Ne yaþ, ne cinsiyet ne de vicdani mülahazalara önem verilmelidir.”[42]

 

Talat Paþa’nýn su katýlmamýþ vahþiliði Anýlarýn temel konusudur. Ancak, böyle bir þeytanlaþtýrma Ermenilerin 1915 yýlýndan önce Talat Paþa hakkýnda düþündüklerinden çok farklýdýr. Örneðin, 20 Aralýk 1913’te Ýngiliz Büyükelçiliði memuru Louis Mallet hazýrladýðý raporda Ermenilerin Talat Paþa’ya güvendiklerini “fakat bu halihazýrda bu makamda bulunan zat kadar hevesli bir Ýçiþleri Bakanýnýn her zaman gelmeyecek olmasýndan korktuklarýný” belirtmiþtir[43]. Benzer þekilde, Alman misyoner Liparit Talat’ý son altý yýlda Türk-Ermeni dostluðuna samimi katkýlarýndan dolayý ün kazanan” biri olarak tanýmlamaktadýr[44]. Hatta Ýstanbul’daki Uluslararasý Ermeni Kurtuluþ Gücünün Amerikalý baþkaný bile Talat Paþa’nýn, kendisinin ricalarýný daima yerine getirdiðini, ve ne zaman makamýna çýksa kendisini “Bizler ortaðýz, sizin için ne yapabilirim?” sözleriyle karþýladýðýný yazmaktadýr[45]. Talat Paþa gaddar bir þeytana dönüþmüþ olabilir; ancak çaðdaþlarýnýn görüþleri onun bu kararýný desteklememektedirler.

 

Naim Bey’in anýlarýnda adý geçen dokümanlarýn gerçekliði konusunda pek çok þüphe vardýr. Birkaç Ermeni uzman, Talat Paþa’yý 15 Mart 1921’de Berlin’de öldüren Soghomon Tehlirian’ýn 1921 yýlýndaki yargýlanmasýnda bir Alman mahkemesinin Talat Paþa’nýn beþ telgrafýnýn orijinalliðinin kanýtladýðýný savunmaktadýr[46]. Ancak mahkemenin 1921 yýlýnda yayýnlanan daktilo kayýtlarý savunma avukatý von Gordon’un orijinallikleri kanýtlanmadan önce bu beþ telgrafý kanýt olarak sunduktan sonra bu iddiasýný geri çektiðini göstermektedir[47].

 

Ýki Türk yazar, Þinasi Orel ve Süreyya Yuca, Andonian’ýn kitabýndaki belgeleri detaylý bir biçimde inceledikten sonra Ermenilerin “bir gün sahte olduklarý ortaya çýkabilir endiþesiyle kasýtlý olarak bu belgelerin orijinallerini yok ettiklerini” ortaya koymuþtur[48]. Orel ve Yuca orijinal Türk belgeleri ve Naim-Andonyan kitabýnda bulunan belgeler arasýndaki uyumsuzluklarýn Andonyan telgraflarýnýn “tam bir sahtekârlýk” olduðunu ileri sürmektedirler[49]. Bununla berbaer iki yazar resmi kayýtlarda Naim Bey adýna hiçbir atýf bulamadýklarý için bu kiþinin varlýðýndan bile þüphe etmektedirler.

 

Naim Bey’in Anýlarý 1920 yýlýnda yayýnlandýðýnda, Ermeni aktivistler bu kitabýn yazarýný geçmiþ hatalarýný düzeltmek için çabalayan dürüst bir insan olarak nitelendirdiler. Ancak Andonyan tarafýndan 1937 yýlýnda yazýlan bir mektupta, Naim Bey’in alkol ve kumar baðýmlýsý olduðu ve belgelerin para karþýlýðýnda satýn alýndýðý belirtilmekteydi. Andonyan “onun hakkýndaki gerçekleri ortaya çýkarmak hiçbir amaca hizmet etmeyecektir” diye yazmaktaydý[50]. Dahasý bu durumun açýða çýkmasý Anýlar’ýn etkisini de azaltacaktý. Hiç kimse para için belge tasarlayan bir alkol ve kumar baðýmlýsýnýn sözüne inanmazdý.

 

Naim Bey’in Anýlarýnda yer alan belgeler gerek Jön Türk yönetimini gerkese tüm Türk halkýný vahþi ve þeytani yaratýklar olarak tasvir ediyordu. Bu belgeler ABD ve Batý Avrupa kamuoylarýný etkileme amacý taþýyor ve Ermenilere Paris Barýþ Konferansýnda baðýmsýzlýk için lobi yapmak üzere önemli bir koz saðlýyordu[51]. Ýþte bu nedenledir ki, eski Ermeni devlet adamý Boghos Nubar Paþanýn liderliðinde kurulan Ermeni Ulusal Birliði bu belgeleri satýn almýþ ve Avrupa’ya götürmesi için Andonyan’a vermiþti. Naim-Andonyan kitabý 1921 Martýnda Londra’ya gönderilen bir rapor[52] ve Malta sürgünlerinin dosyalarýný içerse de, Ýngiliz Hükümeti bu belgeleri asla kullanmamýþtýr. Sarayýn hukuk memurlarý bu kitabý Ýstanbul’da o dönemde bol miktarda bulunan sahte belgeler olarak deðerlendirmiþlerdir.

 

Türk yazarlarý Naim-Andonyan belgelerinin sahteliði konusundaki deðerlendirmelerinde yalnýz deðildirler. Hollandalý tarihçi Erik Zürcher 1997 yýlýnda Andonyan belgelerinin sahte olduklarýný yazmýþtýr[53]. Ýngiliz tarihçi Andrew Mango da telgraflarýn dönemin Ýçiþleri Bakaný Talat Paþa’ya aidiyetinin þüpheli olduðunu söylemektedir[54]. Ýronik olan þudur ki, pek çok lobici ve siyaset adamý soykýrým konusundaki kararlýlýklarýný pek çok tarihçi ve bilim adamý tarafýndan en kötü olarak sahte, en iyi olarak da doðrulanamaz ve sorunlu olarak kabul edilen bu belgelere dayandýrmaktadýrlar.

 

Sonuç

 

Birinci Dünya Savaþý sýrasýndaki ölümlerin soykýrým olduðu yolundaki Ermeni iddialarýnýn üç dayanaðý Jön Türk rejiminin kasýtlý olarak katliam yaptýðý yolundaki suçlamalarý desteklemekte baþarýsýz olmuþtur.Ýmhanýn önceden tasarlandýðýný iddia eden diðer sözde kanýtlar da bundan daha iyisini yapamamýþtýr.

 

Osmanlý Ýmparatorluðunda neredeyse 100 yýl önce meydana gelmiþ olaylarý soykýrým olarak nitelendirmek pek çok tarihçi tarafýndan önemsiz bir sonuç olarak görülmektedir; ancak bu iddialar yine de büyük bir siyasi öneme sahiptir. Hem Ermeni hem de Türk milliyetçileri kendi iddialarýný ortaya atmakta ve bunu karmaþýk bir tarihi gerçekliði basitleþtirerek ve daha farklýlaþtýrýlmýþ bir resim ortaya koyabilecek önemli kanýtlarý görmezden gelerek yapmaktadýrlar. Profesyonel bilim adamlarý duruþlarýný daha önceden yazýlmýþ kaynaklara dayandýrýrlar; ancak bunlarýn orijinal kaynaklarýn yozlaþtýrýlmýþ yorumlarýndan ibaret olduklarýndan genellikle habersizdirler. Konunun siyasi boyutu çok büyük olduðu için her iki taraf da karþýsýndakileri susturmaya ve tam bir tartýþmayý önlemeye çalýþýrlar. Örneðin, 1995 yýlýnda bir Fransýz mahkemesi bir Ermeni grup tarafýndan getirilen davayý kýsmen kabul etmiþtir. Dava ünlü tarihçi Bernard Lewis’e karþý açýlmýþtýr. Lewis 1 Ocak 1994’te Le Monde’da yayýnlanan bir mektuba karþý çýkmýþ ve Osmanlý Hükümeti tarafýndan bir toplu imha planýnýn varlýðýný sorgulamýþtýr[55]. Türk liderleri diplomatik baský ve tehditler uygulamýþlar; Ermeni hükümeti soykýrým hakkýnda bilgisi olmayanlarýn soykýrým konusunu reddederek Türk hükümetine yaranma çabasý içinde olmakla suçlamýþtýr. Bazý Türk ve Ermeni tarihçiler son dönemlerde bir saðýrlar diyalogu olan ve karþýlýklý suçlamadan baþka bir þeye yaramayan “olanlar soykýrým mýydý – deðil miydi tartýþmasýný bir tarafa býrakmanýn” zamanýnýn geldiðini savunmaktadýrlar ve bunun yerine ortak bir bilgi havuzu oluþturacak ampirik bir tarihi araþtýrma üzerinde yoðunlaþýlmasý gerektiðini düþünmektedirler[56].  Tarihi kendi amaçlarýna hizmet etmesi için yaðmalayan milliyetçilerden tarihi kurtarmanýn mümkün olup olmadýðýný zaman gösterecektir.

 


 

[1] Bu makalenin aslý “Revisiting the Armenian Genocide” baþlýðý ile http://www.hyetert.com/yazi3.asp?s= 0&AltYazi=Makaleler+%5C%3E+Genel&Id=231&DilId=2 adresinden alýnmýþ ve Ermeni Araþtýrmalarý Enstitüsü tarafýndan Türkçe’ye çevrilmiþtir. Bkz., Kamuran Gürün, The Armenian File: The Myth of Innocence Exposed (Nicosia and London: K. Rustem and Brother and Weidenfeld and Nicolson, 1985), ss. 214-5 (Bu kitabýn Türkçe baskýsý, Ermeni Dosyasý adýyla Türk Tarih Kurumu tarafýndan Ankara’da 1983 yýlýnda yapýlmýþtýr.); Bernard Lewis, The Emergence of Modern Turkey, (Modern Türkiye’nin Doðuþu) (New York: Oxford University Press, 2002), s.356

[2] Gürün gibi yazarlar 300,000 Ermeni’nin öldüðünden bahsetmektedir. Birçok Batýlý yazara göre bu sayý çok daha fazladýr.

[3] Aram Andonian, The Memoirs of Naim Bey: Turkish Official Documents Relating to the Deportations and Massacres of Armenians (Naim Bey’in Anýlarý: Ermeni Tehciri ve Katliamlarýna Ýliþkin Türk Resmi Belgeleri) (Newtown Square, Pa.: Armenian Historical Society, 1965, reprint of London, 1920 ed).

[4] Taner Akçam, Armenien und der Völkermord: Die Istanbuler Prozesse und die türkische Nationalbewegung (Hamburg: Hamburger Edition, 1996), s. 185

[5] Vahakn N. Dadrian, "The Documentation of the World War I: Armenian Massacres in the Proceedings of the Turkish Military Tribunal," (Birinci Dünya Savaþý’nýn Belgelenmesi: Türk Divan-ý Harbi Duruþmalarýnda Ermeni Katliamlarý), (International Journal of Middle East Studies, 23, 1991) s. 554; idem, "The Turkish Military Tribunal's Prosecution of the Authors of the Armenian Genocide: Four Major Court-Martial Series," (Türk Divan-ý Harbi’nin Ermeni Soykýrýmýnýn Yazarlarý Hakkýndaki Kararý: Dört Önemli Sýkýyönetim Mahkemesi Serisi), (Holocaust and Genocide Studies, 11, 1997) s. 31

[6] Akçam, Armenien und der Völkermord, s. 148

[7] Calthorpe’dan Dýþiþleri Bakanlýðý’na, 17 Nisan 1919, Foreign Office, 371/4173/61185, s. 279

[8] Dadrian, "The Turkish Military Tribunal's Prosecution," s. 45

[9] Akçam, Armenien und der Völkermord, s. 204. Tüm bu iddialar için bkz., ss.. 192-207

[10] Dadrian, "World War I Armenian Massacres," s.. 558.

[11] Bu kararlar için bkz. Akçam, Armenien und der Völkermord, ss. 353-64

[12] Amerikan Ulusal Arþivleri, RG 59, 867.00/868 (M 353, roll 7, fr. 448)

[13] Akçam, Armenien und der Völkermord, ss. 114-9

[14] Yilmaz Altuð, çev., The Turkish Code of Criminal Procedure (Ceza Muhakemeleri Usul Kanunu) (London: Sweet and Maxwell, 1962), Madde 232

[15] Vahakn N. Dadrian, "Genocide as a Problem of National and International Law: The World War I Case and Its Contemporary Legal Ramifications," (Ulusal ve Uluslar arasý Hukukun Bir sorunu Olarak Soykýrým: Birinci Dünya Savaþý Vakasý ve Bunun Günümüzdeki Hukuki Sonuçlarý), (Yale Journal of Law, 14, 1989) s. 297, n. 286

[16] Taner Akçam, ed., The Proceedings of the Turkish Military Tribunal as Published in Takvim-i Vekayi, (Takvim-i Vekayi’de Basýldýðý Kadarýyla Türk Divan-ý Harbinin Duruþmalarý), Bölüm 1, 3. Oturum, ss. 24, 27. Mahkeme kayýtlarýnýn teksir edilmiþ bu baskýsýnýn Almanca çevirisi Taner Akçam tarafýndan kullanýlmaktadýr ve kendisine Michigan-Dearborn Üniversitesi Ermeni Araþtýrmalarý merkezi tarafýndan verilmiþtir.

[17] Heck’den Dýþiþleri Bakanlýðý’na, 7 Þubat 1919, Amerikan Ulusal Arþivleri, RG 59, 867.00/81 (M 820, roll 536, fr. 440)

[18] Vahakn N. Dadrian, The Key Elements in the Turkish Denial of the Armenian Genocide: A Case Study of Distortion and Falsification (Türklerin ermeni Soykýrýmýný Reddetmelerinin Temel Faktörleri: Bir Bozma ve Yanlýþlama Çalýþmasý) (Cambridge, Mass.: Zoryan Institute, 1999), s. 27.

[19] Alýntý için bkz.,  Vahakn N. Dadrian, "The Armenian Genocide and the Pitfalls of a ‘Balanced' Analysis: A Response to Ronald Grigor Suny," (Ermeni Soykýrýmý ve ‘Dengeli bir  Analizin Tuzaklarý: Ronald Grigor Suny’e Bir Cevap), (Armenian Forum, Summer 1998), s. 89; Akçam, Armenien und der Völkermord, s. 204.

[20] Ýddianamenin metni için bkz., Akçam, Armenien und der Völkermord, ss. 192-207; Harput Mahkemesinin kararý için bkz., Haigaz K. Kazarian, "The Genocide of Kharpert's Armenians: A Turkish Judicial Document and Cipher Telegrams Pertaining to Kharpert," (Kharpet Ermenileri’nin Soykýrýmý: Türkçe Bir Adli Belge ve Kharpet ile Ýlgili Bir Þifreli Telgraf) (Armenian Review, Spring 1966), ss. 18-9

[21] Bkz. Gürün, The Armenian File, s. 232

[22] Calthorpe’dan Dýþiþleri Müsteþarlýðý’na, 1 Aðustos 1919, Foreign Office, 371/4174/118377

[23] De Robeck’ten Londra’ya, 21 Eylül 1919, Foreign Office, 371/4174/136069

[24] Vahakn N. Dadrian, The History of the Armenian Genocide: Ethnic Conflict from the Balkans to Anatolia and to the Caucasus (Ermeni Soykýrýmýný Tarihi: Balkanlardan Anadolu’ya ve Kafkasya’ya Etnik Çatýþma), (Providence: Berghahn, 1995), ss. 236-7

[25] A.y, s. 237; Vahakn N. Dadrian, "The Role of the Special Organization in the Armenian Genocide during the First World War," (Birinci Dünya Savaþý Sýrasýnda Ermeni Soykýrýmýnda Teþkilat-ý Mahsusa’nýn Rolü) in Panikos Panati, ed., Minorities in Wartime: National and Racial Groupings in Europe, North America, and Australia during the Two World Wars (Savaþ Zamanýnda Azýnlýklar: Ýki Dünya Savaþý Sýrasýnda Avrupa, Kuzey Amerika ve  Avustralyada Ulusal ve Irksal Gruplar), (Oxford: Berg, 1993), s. 51

[26] Philip H. Stoddard, "The Ottoman Government and the Arabs, 1911 to 1918: A Study of the Teskilat-i Mahsusa" (1911’den 1918’e kadar Osmanlý Hükümeti ve Araplar: Teþkilat-ý Mahsusa Hakkýnda Bir Çalýþma), yayýmlanmamýþ doktora tezi, (Princeton University, 1963), ss. 1-2, 52-8

[27] Dadrian, "The Role of the Special Organization," p. 56

[28] Provost Marshal’ýn Savaþ Bakaný’na Seçici Servis Sisteminin Operasyonlarý Hakkýnda yazdýðý ikinci Raporu, 20 Aralýk, 1918 (Washington, D.C.: U.S. Government Printing Office, 1919), s. 149

[29] Stange’den Alman askeri misyonuna, Ýstanbul, 23 Aðustos 1915, Politisches Archiv des Auswärtigen Amtes, Botschaft Konstantinopel/170 (Fiche 7254); Johannes Lepsius, ed., Deutschland und Armenien, 1914-1918: Sammlung diplomatischer Aktenstücke (Potsdam: Tempelverlag, 1919), ss. 138-42.  Bu koleksiyonun yeni bir baskýsý Donat und Temmen, Bremen, tarafýndan 1986 yýlýnda yapýlmýþtýr.

[30] Vahakn N. Dadrian, "Documentation of the Armenian Genocide in German and Austrian Sources," (Avusturya ve Alman Kaynaklarýnda Ermeni Soykýrýmýnýn Belgelendirilmesi) in Israel W. Charny, ed., The Widening Circle of Genocide: A Critical Bibliographical Review (Soykýrýmýn Geniþleyen Çemberi: Eleþtirel Bibliyografya Deðerlendirmesi) vol. 3 (New Brunswick: Transaction, 1994), s. 110

[31] Walter Nicolai, The German Secret Service (Alman Gizli Servisi), George Renwick, çev. (London: Stanley Paul, 1924), s. 138; Hans Werner Neulen, Adler und Halbmond: Das deutsch-türkische Bündnis 1914-1918 (Frankfurt/Main: Ullstein, 1994), ss. 166-7; Ulrich Trumpener, "Suez, Baku, Gallipoli: The Military Dimensions of the German-Ottoman Coalition," (Süveyþ, Bakü, Çanakkale: Alman-Osmanlý Koalisyonunun Askeri Boyutlarý) in Keith Neilson and Ray Prete, eds., Coalition Warfare: An Uneasy Accord (Koalisyon Savaþlarý: Tedirgin Bir Uyum) (Waterloo, Ont.: Wilfrid Laurier University Press, 1983), s. 40

[32] Politisches Archiv des Auswärtigen Amtes, Weltkrieg, no. 11d, vol. 9 (R 21016), s. 31; Felix Guse, Die Kaukasusfront im Weltkrieg: Bis zum Frieden von Brest (Leipzig: Koehler und Amelang, 1940), s. 38; Edward J. Erikson, Ordered to Die: A History of the Ottoman Army in the First World War (Ölmeleri Emredildi: Birinci Dünya Savaþýnda Osmanlý Ordusunun Tarihi), (Westport, Conn.: Greenwood Press, 2001), s. 54-5. Gürcü gönüllülerin rolü için bkz., William E. D. Allen and Paul Muratoff, Caucasian Battlefields: A History of the Wars on the Turco-Caucasian Border, 1828-1921 (Kafkasya Savaþ Alanlarý: Türk-Kafkas Sýnýrýndaki Savaþlarýn Tarihi, 1828-1921) (Cambridge: Cambridge University Press, 1953), ss. 274-5

[33] Paul Leverkuehn, Posten auf ewiger Wache: Aus dem abenteuerlichen Leben des Max von Scheubner-Richter (Essen: Essener Verlagsanstalt, 1938), s. 33

[34] Bkz. Henry H. Riggs, Days of Tragedy in Armenia: Personal Experiences in Harpot, 1915-1917 (Ermenistan’da Trajedi Günleri: Harput’taki Kiþisel Deneyimler) (Ann Arbor: Gomidas Institute, 1997), ss. 127-128

[35] Philip H. Stoddard’ýn önsözü. Eþref Kuþçubasi, The Turkish Battle of Khaybar (Hayber Savaþý) Philip H. Stoddard and H. Basri Danisman, trans. and eds. (Istanbul: Arba Yayinlari, 1999), ss. 21-32

[36] Vahakn N. Dadrian, "Ottoman Archives and Denial of the Armenian Genocide,"(Osmanlý Arþivleri ve Ermeni Soykýrýmýnýn Reddi) in Richard G. Hovannisian, ed., The Armenian Genocide: History, Politics, Ethics (Ermeni Soykýrýmý: Tarih, Siyaset, Etik) (New York: St. Martin's Press, 1992), ss. 300-1

[37] Cemal Kutay, Birinci Dünya Harbinde Teþkilat-i Mahsusa Ve Hayber'de Türk Cengi (Ýstanbul: Tarih Yayýnlarý, 1962), ss. 18, 36, 78

[38] Akçam, "The Proceedings of the Turkish Military Tribunal,", Bölüm 1, özellikle 5. ve 8. duruþmalar.

[39] Gwynne Dyer, "Letter to the Editor," (Editör’e mektup), (Middle Eastern Studies, 9, 1973) s. 379.

[40]Edward J. Erickson, "The Turkish Official Military Histories of the First World War: A Bibliographical Essay," (Birinci Dünya Savaþý’nýn Türk Resmi Askeri Tarihleri: Bibliyografik Bir Deneme), (Middle Eastern Studies, 39, 2003) s. 198,

[41] Þinasi Orel and Süreyya Yuca, The Talât Pasha "Telegrams": Historical Fact or Armenian Fiction (Talat Paþa Telgraflarý: Ermeni Kurgusunun Tarihi Gerçeði) (Nicosia, Cyprus: K. Rustem, 1986), ss. 2-4

[42] Andonian, The Memoirs of Naim Bey, s. 64

[43] Louis Mallet’ten Dýþiþleri Bakanlýðýna, Foreign Office, 371/1773/58131

[44] Aralýk 1914 Raporu, Politisches Archiv des Auswärtigen Amtes, Botschaft Konstantinopel /168 (Fiche 7243)

[45] Louise Jenison Peet, No Less Honor: The Biography of William Wheelock Peet (Daha Az Onur Yok: William Wheelock Peet’in Biyografisi) (Chattanooga: E.A. Andrews, 1939), s. 170

[46] Gerard Chaliand and Yves Ternon, The Armenians: From Genocide to Resistance (Ermeniler: Soykýrýmdan Direniþe), Tony Berrett, trans. (London: Zed Press, 1983), p. 93; Mary Mangigian Tarzian, The Armenian Minority Problem, 1914-1934: A Nation's Struggle for Security (Ermeni Azýnlýk Sorunu, 1914-1934: Bir Ulusun Güvenlik Mücadelesi) (Atlanta: Scholars Press, 1992), p. 65; Jean-Marie Carzou, Un génocide exemplaire: Arménie 1915 (Paris: Falmmanion, 1975), p. 248

[47] Tessa Hofmann, ed., Der Völkermord an den Armeniern: Der Prozess Talaat Pasha (Berlin: Gesellschaft für bedrohte Völker, 1985, reprint of Berlin, 1921 ed.), p. 69

[48] Orel and Yuca, The Talât Pasha "Telegrams" s. 23

[49] Ay. yer, s. 145

[50] Aram Andonian’dan Mary Terzian’a, Comité de Défense de la Cause Arménienne, Justicier du Génocide Arménien: Le Procès de Tehlirian (Paris: Editions Diasporas, 1981). Translation in Orel and Yuca, The Talât Pasha "Telegrams" s. 9

[51] Andonian, The Memoirs of Naim Bey, s. 225

[52] Embassy to Foreign Office (Mar. 1921), Foreign Office, 371/6500/E3557, pp. 2, 6-8

[53] Erik Jan Zürcher, Turkey: A Modern History (London: I.B. Tauris, 1997), p. 121

[54] Andrew Mango, "Turks and Kurds," Middle Eastern Studies, 30 (1994): 985

[55] Yves Ternon, "Freedom and Responsibility of the Historian: The ‘Lewis Affair,'" (Tarihçinin Özgürlüðü ve Sorumluluðu: Lewis Hadisesi) in Richard G. Hovannisian, ed., Remembrance and Denial: The Case of the Armenian Genocide (Hatýrlama ve Reddetme: Ermeni Soykýrýmý Vakasý) (Detroit: Wayne State University Press, 1999), ss. 243-6

[56] Selim Deringil, "In Search of a Way Forward: A Response to Ronald Grigor Suny," (Ýleriye Bir Yol Aramak: Ronald Grigor Suny’e Bir Cevap) (Armenian Forum, Summer 1998), ss. 69-71; Ronald Grigor Suny, "Reply to My Critics," (Beni Eleþtirenlere Cevap) (Armenian Forum, Summer 1998), s. 136

 

 ----------------------
* Massachussets Üniversitesinde Siyaset Bilimi -
- ERMENÝ ARAÞTIRMALARI, Sayý 18, Yaz 2005
    ï¿½ï¿½eri�e Yorum Yaz    Yazd�r    Tavsiye Et

   «  Geri
Yorumlar

Hen�z Yorum bulunmamaktad�r.


 
 
ERAREN - Ermeni Ara�t�rmalar� Enstit�s�

Bu site en iyi 1024 x 768 �z�n�rl�kte g�r�nt�lenir.