PORTRE / ÖMER LÜTEM
Ortaöðrenimini Ýstanbul’da Galatasaray Lisesi‘nde, yükseköðrenimini A. U. Siyasal Bilgiler Fakültesi‘ de tamamladý. 1957'de Dýþiþleri Bakanlýðý‘na girdi. Çeþitli kademelerde görev yaptý. 1983-89’da Sofya Büyükelçisi oldu. Bulgaristan Türklerinin isimlerinin deðiþtirilmeleri döneminde Sofya‘da görev yaptý; olayýn bitiþine yakýn Ankara’ya döndü. O dönemle ilgili anýlarýnýn birinci cildi yayýmlandý. Bir dönem Ankara’da Müsteþar Yardýmcýsý oldu. Bunun ardýndan Vatikan‘a büyükelçi olarak gitti. Son olarak UNESCO’da Türkiye Daimi Temsilcisi oldu. 1998’de emekli oldu. Avrasya Stratejik Araþtýrmalar Merkezi’nin (ASAM) önce Balkan Bölümü Direktörlüðü‘nü yürüttü. ASAM bünyesinde Ermeni Araþtýrmalarý Enstitüsü kurulunca da bir yýldýr onun direktörlüðünü üstlendi.
LEYLA TAVÞANOÐLU Türkiye’nin baþýndaki bela sarmalýnýn bir ucu olan Ermeni soykýrýmý sorunu, temcit pilavý gibi ýsýtýlýp önümüze geliyor Daha uzaktan, bozulmuþ kokusu duyulduðunda mide bulandýran bu temcit pilavý en son on beþ gün kadar önce Avrupa Parlamentosu‘n da Ýsveçli parlamenter Per Gahrton‘un Güney Kafkasya raporuyla soframýza buyur edildi. Per Gahrton kim, Ermeni soykýrýmý sorunu kim, diye düþünebilirsiniz. Once Liberal Partili olan, sonra Yeþiller‘e geçip Ýsveç ‘in AB üyeliðini bile veto edebilen, son yýllarýn polisiye roman yazarý Gahrton, Ermeni sorununa da anlaþýlan bir Hercules Poirot örneði yaklaþýyor Batýlý siyasiler, Ermeni soykýrýmý sorununu karýþtýra dursun, merkezi Ankara‘da olan Ermeni Araþtýrmalarý Enstitüsü de Ýstanbul‘da Talat Paþa‘nýn öldürülmesinin yýldönümü nedeniyle uluslararasý bir sempozyum düzenledi. Bu sempozyumun hedefleri ve hep önümüze konulan Ermeni soykýrýmýný enstitü direktörü emekli Büyükelçi Omer Lütem‘le konuþtuk.
- Birinci Dünya Savaþý’nda herkesin birbirini öldürdüðü, Ermeni Taþnak ve Hýnçak’larýn da Rusya tarafýndan kullanýldýðý bilindiði halde, bu gerçekler göz ardý edilerek Osmanlý Ýmparatorluðu‘nda yaþayan Ermeni toplumuna sistematik bir soykýrým uygulandýðý iddialarý neredeyse bir yüzyýl sonra sizce neden sürekli gündeme getiriliyor?
- Sorunuz çok güzel. Ýþin esasýnýn þuradan kaynaklandýðýný sanýyorum: Herkes, Birinci Dünya Savaþý’nda büyük haksýzlýklar yapýldýðýný ve Ermenilerin bunun intikamýmý aldýðýný söyler. intikam sözcüðü bir noktaya kadar geçerli olabilir de bu olayýn üzerinden sizin de dediðiniz gibi, neredeyse bir yüzyýl sonra intikamdan söz etmek biraz garip oluyor. Bu ne biçim bir kindir, diye sorabilirsiniz. Ama temelde baþka nedenler var.
- Nedir o nedenler?
- Açýkça her yerde yazýlmaz, ama çok dikkat ederseniz satýr aralarýnda, sözler aralarýnda çýkarýyorsunuz. Diasporadaki Ermenilerde asimilasyon var. Örneðin Fransa’daki Ermeniler gittikçe Fransýzlaþýyor, ABD’deki Emeniler gittikçe Amerikalýlaþýyor. Bunlar bir süre sonra Ermeni kimliklerini kaybediyorlar. Ermenilerin bu kimliklerini kaybetmesinden büyük rahatsýzlýk duyan bir grup var. Bunun baþýnda da Ermeni kilisesi geliyor. Bu, ABD, Fransa, öbür ülkelerdeki Ermeni kiliseleri... Yine o ülkelerdeki Ermeni siyasi partiler, hayýr ve kültür cemiyetleri... Bu yerel kiliseler, yerel partiler ve yerel hayýr cemiyetleri, Ermeniler yaþadýklarý topluma asimile olduklarý takdirde kendilerinin de ortadan yok olacaklarýný biliyorlar. Orada Ermeni toplumu kalmazsa Ermeni kilisesinin de varlýk nedeni ortadan kalkar. Dolayýsýyla kendi varlýk nedenlerini koruyabilmenin tek yolu oralardaki Ermenilerin Ermeni bilincine sahip olmalarýdýr.
-Peki, bu asimilasyon eðilimine karþý Ermeni bilincini koruyabilmeleri için ne yapmalarý gerekiyor?
-Birinci Dünya Savaþý’nda olanlarý büyük bir soykýrým, büyük bir felaket olarak gösterip kiþileri bunun çevresinde birleþtirmek, yani kiþilere ortak bir düþman göstermek... Biliyorsunuz, insanlar kin çevresinde çok kolay birleþirler de sevgi etrafýnda o kadar kolay birleþmezler. Diaspora Ermenilerinde Ermeni bilincini yaratan, bu soykýrým iddialarýdýr. Bu iddialarý kaldýrdýðýnýz anda tam asimilasyon olacak ve yerel Ermeni kiliseleri kapanacak, yerel Taþnak partileri yok alacak, büyük hayýr cemiyetlerinin etkileri kalmayacaktýr. Ýþin ilginç yaný da “Biz kin duyuyoruz” dememeleri... “Tarihi adalet istiyoruz” diyorlar. Tarihi adalet filan büyük kelimeler... Bunlar hukuki geçerliliði olan kavramlar deðil. Tarihte birtakým olaylar olur, bunlar biter; ona göre yeni düzenlemeler kurulur. Tarih hep böyledir. Birinci Dünya Savaþý’nda Osmanlý, Avusturya-Macaristan ve Rus imparatorluklarýnýn hepsi daðýldý. Bundan sonra da yeni düzenlemeler oldu. Bu yeni düzenlemelere göre de haritalar þekillendi. Ondan gerisi artýk siyasi bakýmdan geçerli deðildir. Çünkü yeni siyasi düzen gelmiþtir. O nedenle Ermenilerin tarihsel olarak hiçbir hak iddia edecek durumlarý yoktur.1915’i ele alýrsak, bunun tarihsel düzenlemesi 1918’de, bizim için de 1923’te olmuþtur. Arkadan yine bir savaþ oldu, yine 1945-46’da bu bölgede bir düzenleme yapýldý. Bir baþka tarihi düzenleme de 1991-92’de gerçekleþti. Öte yandan bugün 1915’e dönüp de siyasi bir talepte bulunmanýn hiçbir anlamý yoktur Per
Gahrton’un hazýrladýðý Güney Kafkasya Raporu daha ortaya çýkmadan Brüksel’e gitmiþtim. Onunla ilgili olarak bazý Avrupa Parlamentosu temsilcileriyle görüþtüm. Kendilerine hep þunu söyledim: “1915’le ilgili bir tarihi iddiayý siz siyasi bakýmdan kabul eder misiniz?”
Hiç birisi “Kabul ederim” demedi. Fakat Ermeniler. bunun hâlâ yaþanabileceðini, o zamana dönebileceklerini, zamaný geriye doðru çevirebileceklerini sanýyorlar; ya da öyle görüyorlar.
- Ermenistan‘da sade vatandaþýn öyle bir meselesi olmadýðý biliniyor. Soykýrým meselesini sadece diaspora Ermenileri ve Ermenistan yöneticileri gündeme getirmiyor mu?
-Evet. Demin de dediðim gibi varlýk nedenleri buna baðlý. Ermenistan’daki insanlarýn bir kýsmý buna tepki de duyuyor. Diasporadaki siyasi partiler, hayýr cemiyetleri ve kilise, Ermenilerin sürekli bu yolda beyinlerini yýkýyorlar. Ermeniler, 1915’ten bu yana dördüncü kuþaða giriyorlar. Türklere karþý Ermenilerdeki kin ve nefreti bu kuþaklara göre inceleyelim. Normal koþullar da psikolojik ve sosyolojik bir analizin þu sonucu vermesi gerekir: Türklere en çok kin duymasý gereken birinci kuþak Ermenilerdir. Çünkü onlar savaþýn içinde yaþamýþlar ve bütün acýlarý görmüþlerdir. Ýkinci kuþak onlarýn çocuklarýdýr. Birinci kuþaða kýyasla daha az, ama yine de göz ardý edilmeyecek güçlü duygulara sahip olmalýdýr. Üçüncü kuþaða gelince, bunun çok azalmasý lazým. Çünkü o acýlarý çekenleri tanýmamaktadýrlar artýk.
- Üçüncü, dördüncü kuþaðýn hâlâ 1910’lu yýllarda yaþamasý için hasta ruha sahip olmasý gerekmiyor mu?
- Evet. Normal bir psikolojik ve sosyolojik analiz bu sonucu verir. Bunlarda ise tersine oluyor. Ermenilerde Türklere karþý en fazla kin duyanlarýn üçüncü ve dördüncü kuþaklar olduðu görülüyor. Birinci ve ikinci kuþaklarda ise bu kin ve nefret duygularý az. Üçüncü ve dördüncü kuþaklar Ermeni siyasi partileri, hayýr cemiyetleri, yayýn organlarýnýn yürüttükleri müthiþ bir beyin yýkamaya tabi tutulmuþlardýr. Hayatýnda o olaylarý yaþamamýþ insanlar, “Türk” denince müthiþ bir kinle davranýyorlar. Bu da ancak psikolojik bir vaka olarak adlandýrýlabilir. Ama bu psikolojik vaka da durduðu yerde gelmez. Birilerinin o insanlara bunu aþýlamasý gerekir. Bu durumda da birileri bu kin ve nefreti sürekli besliyorlar. Bu, iþin en korkunç tarafý. Ermeni yazarlar da iþin farkýndalar, ama itiraf etmekten çekiniyorlar. “Çok travmatik olaylar olduðu için böyle oldu” diyorlar. Hangi travma? Bana sorarsanýz düzmece travma... Bakýn. o kadar ilginç ki... Türk diplomatlarý öldürenlerin tamamý üçüncü kuþaktýr. Yani olaylarý uzaktan yakýndan yaþamamýþ kiþilerdir. Þöyle özetlersek... Bazý çýkar gruplarýnýn. yaþamak için uydurduklarý ve seçtikleri bir yoldur bu. Yani, bazý çýkar gruplarý diaspora daki Ermenileri sömürüyorlar. Bu geliþmelerin esasýnda bu vardýr. Þöyle söyleyelim. ABD’de Ermeni toplumu olmasa Gregoryen papazlar da olmayacak; Eçmiyazin’e gitmek zorunda kalacaklar. Hiç giderler mi? Hiç kimse kalkýp da ABD’den o koþullardaki Ermenistan’a gitmez.
- Bir de yakýn geçmiþte Türkiye’yle Ermenistan’ý uzlaþtýrmak için bir Türk-Ermeni Uzlaþma Komisyonu kurulmuþtu. Ermeni tarafýnda Ermenistanlý olmayan Ermeniler vardý. Sizce Ermenistanlý olmayan Ermenilerin o komiteye, sorun çözmek üzere davet edilmelerinin anlamý ne olabilir?
- O, Ermenilerin tamamýný temsil etsinler, diye uydurulmuþ bir þeydi. Fakat demin de söylediðim gibi, Ermenistan’daki Ermenilerin bu tür duygular ve ruh haliyle hiçbir ilgileri yok. Türkiye’ye çok dost olduklarý söylenemez, ama onlar günlük hayatýn daha fazla içindeler. Bu þekilde bir soykýrým edebiyatýyla karþý karþýya kalmadýklarý için de Türkiye ve Türklere karþý negatif duygularý çok daha az.
- Avrasya Stratejik Araþtýrmalar Merkezi bünyesindeki Ermeni Araþtýrmalarý Enstitüsü olarak Talat Paþa‘nýn ölüm yýldönümü nedeniyle bir sempozyum düzenleme kararý aldýnýz. Bu fikir nasýl doðdu?
- Bu fikir bir süre önce doðdu. Ama sanýyorum iþin esasýnda 11 Eylül terör saldýrýlarý var. 11 Eylül dünyada terörizme yeniden dikkatlerin çevrilmesine neden oldu. Derken, bir gün aramýzda konuþurken Talat Paþa’nýn öldürülmesi tarihini de göz önüne aldýk. Dünyadan, bu konuyu bilebilecek bazý kiþileri bir araya getiriyoruz. Sempozyumun gerçekleþmesi için Sayýn Kültür Bakaný büyük ilgi gösterdi ve yardým etti. O yardým olmasaydý belki bu kadar yüksek düzeyde katýlým saðlayamayabilirdik.
- 1973’te baþlayan ve özelliklede Türk diplomatlarýný hedefleyen Ermeni terör örgütü ASALA‘nýn eylemlerinin baþlama nedenleriyle ilgili ne düþünüyorsunuz?
- Birinci olay, l973’te Los Angeles’ta Yanýkyan adlý Ermeninin Türk Baþkonsolosu Mehmet Baydar ve Bahadýr Demir’i þehit etmeleri olayý. Ama bu organize bir terör olayý deðildi. Yanýkyan üstelik biraz meczup olmakla tanýnýyordu. Fakat, bu olayýn yanlýlarý o kadar fazla oldu ki Ermeni aþýrý siyasi çevreleri Türk diplomatlarýný öldürerek kendi davalarýný bütün dünyaya duyuracaklarý sanýsýna kapýldýlar. O zamana kadar Ermenilerin iddialarý dün yada pek de fazla yanký bulmuyordu. Yanýkyan olayý birdenbire dünya kamuoyun da geniþ yanký bulunca bu, Ermeni aþýrý uçlarýnca bir fýrsat olarak düþünüldü. Türk diplomatlarý böylesine öldürülürse kendi davalarýnýn dünya basýnýnda daha fazla yer alacaðým düþündüler. Burada çok önemli bir nokta var. 1973’te Yanýkyan olayý, 1974’te Kýbrýs Barýþ Harekatý gerçekleþti. 1974 Kýbrýs Barýþ Harekatý, Yunanistan’ýn bütün gücüyle Türkiye’ye karþý cephe almasý anlamýna gelmektedir. O sýrada Ermeniler Yunanistan’dan büyük bir destek görmüþlerdir. Ama Yunanistan bu desteði hiçbir zaman açýkça ifade etmemiþtir.
- Kýbrýs Harekatý‘nýn Ermeni terör hareketlerinin iyice doruða týrmanmakta olduðu bir dönemle kesiþmesi sizce rastlantý mý?
- Olmayabilir. Her neyse... O sýrada Ermeni diasporasý Yunanistan’da büyük bir mütteffik buldu. Yunanistan’ýn onlara çok da yardýmlarý vardý, ama bunu hiçbir zaman resmen ifade etmedi. Türk diplomatlarýna karþý iþlenen cinayetlerin aþaðý yukarý tamamý profesyonelcedir. Yani, bir kiþinin kýzýp, eline tabancayý alýp karþýsýndakini vurmasý biçiminde deðildir.
- Peki, bu ASALA cinayetleri nasýl birdenbire durdu?
- Bu cinayetler 11 yýl sürdü. Bu süre içinde 34 Türk diplomatý öldürüldü. Dördü büyükelçi, dördü baþkonsolos, biri askeri ataþeydi. Terörizm kördür. Siyasi bir amaca varmak için yapýlýr. Kullanýlan þiddet de bir süre sonra kontrolden çýkar. Dünyanýn her yanýnda terörizmin çizgisi hep böyledir. Baþtan çok belirli amaca doðru yönelir; sonra daðýlmalar baþlar. Ermeni teröründe de öyle oldu. Bunun dönüm noktasý Orly katliamýdýr. Orly’de patlama sonucu ölenlerden ikisi Türk, altýsý yabancý uyrukluydu. Terörün yabancýlara yöneldiðini gören ve o zamana kadar Ermeni terörünü desteklemediði halde pek de karþý çýkmayan Batý basýný buna açýk tavýr aldý. Bu da Ermenilerin hedeflerinin tamamýyla þaþ týðý gibi aksinin olmasý sonucunu doðurdu. Davalarýný anlatacaklarý yerde antipati topla maya baþladýlar. Teröristlere yapýlan maddi yardýmlar kesildi. Bir yýl içinde de bu iþ durdu. Ermeniler, daha sonra o dönemi hiç anmamaya, hatýrlatmamaya ve bahsedilmemesini saðlamaya çalýþtýlar. Çünkü o dönem onlar için çok ciddi bir kara lekedir.
- Bu Ermeni teröristler, kendi davalarýný duyurmak için onca insaný öldürürlerken Türkiye’de yaþayan Ermeni cemaatinin nasýl büyük rahatsýzlýklarla karþý karþýya kalmalarýna yol açtýklarýný hiç düþünmediler mi?
- Türkiye’deki Ermeni cemaatine hiç aldýrmadýlar bile. O yýllarda Türkiye’deydim. Türkiye’deki Ermenilerin ciddi sýkýntýlarý, hatta korkularýnýn olduðunu açýkça gördüm. Þunu da vurgulamakta yarar görüyorum: Ne zaman Ermeni sorunu týrmansa bunun manevi bedelini Türkiye’deki Ermeniler ödüyor.
- Batý ülkelerinin parlamentolarýnda sizce neden son yýllarda Ermeni soykýrýmýný kabul etme kararlarýný alma modasý patlak verdi?
- Bu sorunun cevabý çok karmaþýk. Her ülkeye, her olaya göre deðiþiyor. Ermeni soykýrýmýný tanýyan tam 11 ülke var. Bunlardan Uruguay bunu 1965’te tammýþ. Orada çok et kin bir Ermeni diasporasý var. Soykýrýmýn tanýnmasýnda son yýllarda AB çok önemli rol oynadý. Burada iki çeþit ülke var. Bunlardan birisinde tanýmanýn en önemli nedeni Ermeni diasporasýdýr. 11 ülkenin aþaðý yukarý dokuzunda durum böyledir. Geri kalan ikisin deyse, yani Yunanistan ve Güney Kýbrýs’ta durum daha deðiþik. Onlar tamamýyla eskiden gelen geleneksel Türk düþmanlýðý nedeniyle bunu yaptýlar. Oradaki Ermenilerin güçlü olduðunu söylemek mümkün deðildir.
-Ya Avrupa Parlamentosu’ndaki durum?
- Oradaki durum bir hayli karýþýk. Benim gördüðüm kadarýyla Türkiye’nin Avrupa’ya girmesini istemeyenler ya da þimdi girmesini istemeyenler gibi Türkiye’ye karþý açýk olmayan, hatta gizli sayýlabilecek bir koalisyon var Ermeni meselesi de son zamanlarda Türkiye’ye karþý negatif oluþumlarýn bir parçasý olarak görünüyor. Türkiye’nin hiç istemediði bir Ermeni tasarýsýný ortaya attýðýnýz zaman o tasarýdaki unsurlar için deðil, Türkiye’ye karþý olunmasý nedeniyle bu iþi yapýyorlar. Burada þu noktaya dikkat çekmek istiyorum: Gerek milli parlamentolarda, gerek Avrupa Parlamentosu’nda alýnan kararlarýn hiçbir yaptýrým gücü yoktur. Bunlar tamamýyla tavsiye ya da temenni mahiyetindedir. 0 kararlarýn hiçbirisi uygulanamaz. Yalnýz, bunlar uygulanamaz demek, bunlarýn önemi olmadýðý demek deðildir. Bunlarýn ciddi önemi vardýr.
- Bu kararlar Türkiye’ye karþý niyet ve zihniyeti belli etmiyor mu?
- Tabii ki ediyor. Türkiye’nin imajý zaten 1980’den, hatta 1970’lerin baþýndan bu yana çeþitli nedenlerle kötüleþmiþtir. Zaten bu çok kötü bir olgu. Onun üzerine de insanlýða karþý suç oluþturan soykýrýmý koyarsanýz, gerçekten imaj bakýmýndan çok aþaðý bir noktaya geliriz. Bu kötü imaj ekonomik güçlüklerden daha çok AB’ye girmemizi etkileyebilir. Üst üste alýnan bu yoldaki kararlarýn önemini ben burada görüyorum. Zaten parlak olmayan Türkiye’nin imajý büsbütün karartýlýyor. 0 kararlarýn yaptýrým gücü yok, ama böyle bir zararý var Bir baþka zararý daha var O da þu:
Türkiye bu türlü kararlar alýndýðýnda birlik içine giriyor ve bu kararlarý reddediyor. Ama bu kararlarý alan ülkelerle iliþkiler de zedeleniyor, örneðin, Fransa’yla olduðu gibi... Bir yýl var ki iliþkiler hâlâ yerli yerine oturmadý. Ben bu fikrimi söylediðim zaman tepki alýyorum. Ýliþkilerin bozulmasýndan, örneðin Fransýzlarýn da nasiplerini aldýðý gibi karþýlýklar iþitiyorum. Tabii ki bu Fransýzlarýn aleyhine oluyor. Ama bunun Türkiye’nin de aleyhine olduðunu söylemek lazým. Fransa, Türkiye’yi AB yolunda destekleyen bir ülke. Fransa’nýn Doðu Akdeniz politikasýyla Türkiye’nin Doðu Akdeniz’deki görüþleri çok örtüþür. Fransa, bizim için ekonomik, askeri iþbirliði bakýmýndan çok önemli bir ortaktýr. Bu meseleden aramýz bozulduðunda, bundan, evet Fransa zarar görüyor, ama Türkiye de zarar görüyor. Dolayýsýyla bu kararlarýn yaptýrým gücü olmamasýna karþýn, özellikle ikili iliþkilere ciddi zararlarý vardýr.
- Sam Weems adlý Amerikalý bir araþtýrmacý yazar, bildiðim kadarýyla Ermeni soykýrýmý çerçevesinde dolaþtýrýlan iddialara karþýlýk bir kitap yazdý. Kitabýn içeriðinin, sözde soykýrým iddialarýna karþý Türkiye’nin savunduðu tezlerle örtüþtüðünü öðrendim. Bu konuyu bira: açar mýsýnýz?
-Evet. Kitabýn ismi “Armenia: A Great Deception” (Ermenistan: Büyük Aldatmaca). Sam Weems pek çok belge incelemiþ, pek çok araþtýrma yapmýþ. Ama kitabý daha görmedim. 6 Nisan’da, ABD’de yayýmlanacak. St. John’s Yayýnevi tarafýndan basýldý. Þimdiden Ermeniler arasýnda büyük itirazlara yol açýyor. Çünkü þimdiye kadar hep Ermenilerin yazdýklarý kitaplar, hep onlarýn görüþleri var. O nedenle bu yeni kitap çok ilginç görülüyor.
- Peki, Sam Weems böyle bir çalýþma yapmayý neden aklýna koymuþ?
- Türklere karþý büyük haksýzlýk yapýldýðý kansýnda olduðu için... Muhtemelen Türkiye ve Türklerin seslerini yeterince duyuramamýþ olmalarýnýn sýkýntýsýný duyuyor. |