AnasayfaÝletiþim
  
English



E-B�lten �yeli�i

G�nl�k b�ltenimize �ye olmak i�in a�a�daki alanlar� doldurunuz.
Ad:
Soyad:
Eposta:


DERG� SAYILARI

Olaylar ve Yorumlar

Emekli Büyükelçi Ömer Engin LÜTEM*
ERMENÝ ARAÞTIRMALARI, Sayý 19, Sonbahar 2005

 

Öz: Bu yazýda Kasým 2005-Þubat 2006 aylarý arasýndaki dönemde Türkiye-Ermenistan iliþkileri, Taþnaklarýn Türkiye’den toprak talepleri, Kars-Ahalkelek demiryolu projesi, Litvanya Parlamentosuyla ile Ýskoçya ve Lombardiya yerel meclislerinin soykýrým iddialarýný tanýyan kararlarý, soykýrým iddialarý karþýsýnda Türkiye’nin tutumu, Fransa’da tarihi konularda görüþ bildiren kanunlar aleyhindeki hareketler ele alýnmaktadýr. Ayrýca Karabað sorununa bir çözüm bulmak için yapýlan görüþmelerden ve doðal gaz nedeniyle Rusya ve Ermenistan arasýndaki anlaþmazlýktan bahsedilmektedir.

Anahtar Kelimeler: Türkiye, Ermenistan, Rusya, Fransa, Litvanya, Lombardiya, Ýskoçya, Taþnaklar, Erdoðan, Gül, Koçaryan, Oskanyan, Putin,  demiryolu, doðal gaz

Abstract: In this article following themes regarding Turkish-Armenian relations between November 2005 and February 2006 are examined: the land demands of Tashnaks from Turkey, Kars-Akhalkelek railway project, the resolutions of Lithuanian Parliament and local councils of Edinburgh and Lombardy regarding the recognition of Armenian genocide allegations, Turkish reactions against these allegations and the movements in France regarding the laws constraining freedom of opinion about historical matters. Also the negotiations for resolving the Karabagh problem and the straining relations between Armenia and Russia due to natural gas prices are evaluated.

Key Words: Turkey, Armenia, Russia, France, Lithuania, Lombardy, Scotland, Tashnaks, Erdoðan, Gül, Kocharian, Oskanian, Putin, railway, natural gas

I- TÜRKÝYE-ERMENÝSTAN ÝLÝÞKÝLERÝ

1. Resmi beyanlar

Ýncelediðimiz dönem içinde Türkiye – Ermenistan iliþkileri hakkýnda iki ülkenin siyasi adamlarý bazý beyanlarda bulunmuþlardýr. Ayrýca incelenmekte olan “soykýrým” konusundakiler hariç, bu beyanlarýn en önemli olanlarý aþaðýdadýr.

Baþkan Koçaryan Ekim ayýnda Brüksel’i ziyareti sýrasýnda, Türkiye’nin AB ile müzakerelere baþlamasý hakkýnda karýþýk duygulara sahip olduðunu[1] Türkiye’nin AB’ne katýlmasý için ciddi reformlar yapmasý gerektiðini,  Ermenistan ile olan sýnýrlarýný on yýldan fazla bir süredir kapalý tutan, tarihin karanlýk sayfalarýný tanýmayý reddeden bir ülke ile AB’nin müzakerelere baþlamasýnýn olumsuz bir durum olduðunu söylemiþtir. Koçaryan ayrýca gerçekten piþmanlýk duymadan (“soykýrýmýn” tanýnmasýný kastediyor) modern Avrupa’yý inþa etmenin çok güç olduðunu, Avrupa Parlamentosunun “soykýrýmýný” tanýyan kararlarýnýn Avrupa Komisyonu için mecburi olmamasýndan üzüntü duyduklarýný da ifade etmiþtir[2].  

Bu arada Ermeni yetkililerinin Türk yetkililerle görüþmek istemedikleri gözlemlenmiþtir.  Baþkan Koçaryan NATO Parlamenter Asamblesinin Kasým ayýnda Kopenhag’daki yýllýk olaðan toplantýsýna katýlmasý için kendisine yapýlan bir daveti kabul etmemiþtir. Oysa Baþbakan Erdoðan’ýn bu toplantýya katýlacaðý biliniyordu[3].  Böylelikle iki devlet adamýnýn buluþmasý için önemli bir fýrsat kaçýrýlmýþtýr.

Dýþiþleri Bakaný Oskanyan ise bu konuda daha ileri gitmiþtir. Suddeutsche  Zeitung’a verdiði bir mülakatta Türk tarafý ile protokol toplantýlarý yapmak istemediðini, bu tür toplantýlarýn Türkiye ile Ermenistan’ýn müzakere ettiklerine dünyayý inandýrmayý amaçladýðýný, bu toplantýlardan bir sonuç alýnamadýðýnýn gerçek olduðunu,  Ankara’nýn ciddi adýmlar atmaya hazýr olmadýðýný, Türkiye’nin üçüncü bir ülkenin (Azerbaycan’ý kastediyor) çýkarlarýyla baðlý olduðunu, bu nedenle de Türkiye’nin kendi menfaatine uygun  olanlarý yapacak cesareti bulunmadýðýný söylemiþtir. [4]

Oskanyan ayrýca AB’nin sýnýrlarý açmasý için Türkiye’yi zorlanmasýný ve Türkiye’nin Ermeni “soykýrýmý”nýn serbestçe tartýþýlmasý için ifade özgürlüðünün güçlendirmesini istediklerini ifade etmiþtir [5]. 

Türk Hükümetinin Ermeni sorunu karþýsýndaki tutumuna gelince Baþbakan Erdoðan Kasým ayýnda NATO Parlamenter Asamblesi toplantýsýnda, bir soru üzerine Türkiye’nin hava sahasýný Ermeni uçaklarýna açtýðýný, Van’daki Ermeni kilisesinin restorasyonu çalýþmalarýna baþlandýðýný, Ermenistan’ýn da ayný tutumu göstermesini beklediklerini söylemiþ ve soykýrýmýn Türk tarihinin bir parçasý olmadýðýný eklemiþtir[6]

Dýþiþleri Bakaný ve Baþbakan Yardýmcýsý Gül ise 15 Kasým 2005 tarihinde TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda Dýþiþleri Bakanlýðý Bütçesinin takdimi münasebetiyle yaptýðý bir konuþmada,  Güney Kafkasya baþta olmak üzere, Türkiye’nin etrafýnda bir barýþ ve iþbirliði kuþaðý oluþturma yönündeki hedeflerinin bu aþamadaki tek zayýf halkasýný Ermenistan’ýn teþkil etmekte olduðunu, bu baðlamda Yukarý Karabað sorununun çözümü ve Azerbaycan topraklarýndaki Ermeni iþgalinin sona erdirilmesi doðrultusundaki çabalarý dikkatle izlediklerini ve aktif biçimde desteklediklerini, Minsk Grubu eþ baþkanlarýnca sürdürülen çabalarda son dönemde belirli bir ilerleme imkâný elde edildiðini ve bunun memnuniyetle karþýlandýðýný söylemiþtir.

Yukarýda belirtildiði üzere Ermenistan yetkilileri þu safhada Türkiye ile görüþmek istememektedir. Ancak sýnýrlarýn açýlmasýný ve diplomatik iliþki kurulmasýný isteyen taraf Ermenistan olduðundan bu isteklerinin yerine getirilmesi Türkiye ile müzakere edilmesine baðlýdýr. Oysa Ermenistan bu konuda, herhalde aldýðý vaatlerin de etkisiyle, bazý büyük ülkelerin ve AB’nin yardýmýna güvenmekte ve onlarýn kendi sorunlarýný çözeceði inancýyla Türkiye ile görüþmeye gerek olmadýðýný düþünmektedir. Ancak sorunlarýn bu þekilde çözümlenmesinin bu güne kadar mümkün olmadýðý ortadadýr. Sözde soykýrýmýn tanýmasýný ve/veya sýnýrlarýn açýlmasýný, Ermenistan ile diplomatik iliþkiler kurulmasýný savunan ülkelerin ve AB organlarýnýn bu tutumu Ermenistan’ý hareketsizliðe itmekte ve bunun sonucu olarak iki ülke arasýnda uzlaþma saðlanmasý devamlý ertelenmektedir.

2. Taþnaklarýn Türkiye’den Toprak Talepleri

Gerek Ermenistan’daki koalisyon hükümetinde yer almasý gerek diaspora Ermenilerini etkisi altýnda bulundurmasý nedenleriyle Ermeni Devrimci Federasyonu partisinin Türkiye- Ermenistan iliþkileri hakkýndaki görüþleri özel bir önem taþýmaktadýr.

Bu partinin son zamanlarda yýldýzý parlamaya baþladýðý görülen Yüksek Kurul üyesi ve Erivan Bürosu Direktörü Giro Manoyan Ocak 2006 ayýnda Erivan’da bir toplantýda yaptýðý konuþmada “Bizim de dahil olduðumuz bu günkü Ermenistan Hükümeti ile bizim de desteklediðimiz Ermenistan Baþkaný (Türkiye’den) toprak talep etmekten vazgeçmeyeceklerdir. Ermenistan’ýn resmi tutumu bu sorunun ülkenin dýþ politikasý gündeminde olmadýðý þeklindedir. Bu yarýn gündemde olabileceði anlamýna gelmektedir” demiþ ve ayrýca “ Hiç bir Ermenistan Hükümeti bunu (toprak talebinden vazgeçmeyi) yapamaz, zira Ermeni halký böyle bir hükümetin iktidarda kalmasýna izin veremez;  halen toprak talebinde bulunulmamasý yarýn bulunulmayacaðý anlamýna gelmez” þeklinde konuþmuþtur. Giro Manoyan ayrýca Türkiye ile Ermenistan arasýndaki iliþkilerin ancak demokrasi Türkiye’ye yerleþince normalleþeceðini, bu taktirde Türkiye’nin, Ermeni “soykýrýmýnýn” tanýnmasý dahil, iç sorunlarýný inceleyeceðini, ancak sadece Ermeni “soykýrýmýnýn” tanýnmasýnýn, Türkiye bunun sonuçlarýný da ele almadýkça (tazminat ödenmesi ve toprak verilmesi kastedilmektedir) anlamsýz olacaðýný ifade etmiþtir.[7]

Manoyan’ýn bu sözleri Türkiye’nin Ermeni “soykýrýmýný” tanýmasýnýn yetmeyeceði,  tazminat ödemek ve toprak vermesinin de gerekeceði, bazý nedenlerle Ermenistan hükümetinin bu gün bu konuda talepte bulunamadýðýný ancak yarýn bulunabileceði seklinde özetlenebilir.

Taþnaklar Ermenistan hükümetine dahil olduklarýna göre Manoyan’ýn bu sözlerinin hükümetin politikasýný yansýttýðý düþünülebilir mi? Bu soruyu yanýtlamak için bazý hususlarýn göz önünde bulundurulmasý gerekmektedir.

Birinci husus, Türkiye-Ermenistan sýnýrýnýn 1921 tarihli Kars Antlaþmasýyla saptanmýþ olduðu ve Ermenistan hükümetinin, halefi olmasý nedeniyle Sovyetler Birliði tarafýndan imzalanan antlaþmalara, resmen reddetmediði sürece,  uymak zorunda bulunduðudur. Ermenistan Kars Antlaþmasýný resmen reddetmemiþtir. Kars Antlaþmasý yürürlükte olduðu sürece Ermenistan’ýn hukuken Türkiye’den toprak talep etmek hakký yoktur.

Ýkinci husus, 23 Aðustos 1990 tarihli Ermenistan Baðýmsýzlýk Bildirgesinin 11. maddesinin Doðu Anadolu’yu Batý Ermenistan olarak kabul etmesidir. Ermeni Anayasasýnýn birinci cümlesinde Baðýmsýzlýk Bildirgesindeki esas ilke ve milli amaçlarýn temel olarak kabul edildiðini yazmaktadýr. Diðer bir deyimle Ermenistan Anayasasý, dolaylý bir þekilde, Doðu Anadolu’nun Batý Ermenistan haline getirilmesini bir milli amaç olarak göstermektedir

Üçüncü husus, Türkiye’nin 1992 yýlýndan bu yana Ermenistan’a, iki ülkenin birbirlerinin toprak bütünlüðünü tanýyan bir belge imzalamalarýný önermesi ve Ermenistan’ýn bunu reddetmesidir. Bu reddin ana nedeni Ermenistan Anayasasýndaki yukarýda deðindiðimiz hükümdür. Ermenistan Anayasasý 2005 yýlýnda deðiþtirilmiþ ancak bu hükme dokunulmamýþtýr.

Ermenistan’ýn Türkiye’nin toprak bütünlüðünü tanýmayan bu tutumunu sýnýrlarýn dokunulmazlýðýna çok önem verilen zamanýmýzda,  uluslararasý alanda savunmak mümkün deðildir. O nedenle Ermeni idarecileri, mecbur kalýnca, Türkiye’den toprak talepleri olmadýðýný yazýlý olarak beyan etmek yerine þifahen söylemek, ama bunu yazýya dökmemek yolunu seçmiþlerdir. Baþkan Koçaryan da, bir süre dayandýktan sonra, 2001 yýlýnda bir Türk gazetecisine bu yolda bir beyanda bulunmuþtur. Taþnaklarýn itirazý üzerine ise bunun taktik bir davranýþ olduðunu,  soykýrýmýn tanýnmasý istenirken tazminat ve toprak talep edilmemesinin Türkiye soykýrýmý tanýdýktan sonra bu taleplerin ortaya atýlmasýnýn uygun olacaðýný söylediði basýna sýzmýþtý[8]. Koçaryan’ýn bu taktiði halen de sürdürdüðü Nisan 2005’te yaptýðý ve Türkiye soykýrýmý tanýdýðý taktirde bunun yasal sonuçlarýyla (tazminat ve toprak verilmesiyle) Ermenistan’ýn gelecekteki baþkan ve politikacýlarýnýn ilgileneceðini söylemesinden anlaþýlmaktadýr[9].

Kýsaca Baþkan Koçaryan ve Taþnaklar Ermenistan’ýn þu andaki durumunun Türkiye’den tazminat ve toprak istenmesine el vermediðini anlamýþlar ancak bu gerçek dýþý iddialardan vazgeçerek iki ülke arasýnda bir barýþ ve iþbirliði dönemi baþlatmak yerine taleplerinin ortaya atýlmasýný ileriye býrakmýþlardýr. Burada ilginç olan husus, Türkiye’nin ileride Ermenistan’a tazminat ve toprak verecek derecede güçsüz bir duruma düþeceðinin farz edilmesidir. Oysa, Ermeniler hariç, AB de dahil, herkes Türkiye’nin geleceðinin parlak olduðunu düþünmektedir. Diðer bir deyimle Ermenilerin tazminat ve toprak talepleri, bu gün olduðu gibi yarýn da boþ bir hayal olmaktan ileri gidemeyecektir.

3. Kars-Ahalkelek Demiryolu Projesi

Dergimizin geçen sayýsýnda Türkiye’yi Gürcistan’a oradan da Azerbaycan’a baðlayacak olan Kars-Ahalkelek demiryolu projesi hakkýnda bilgi verilmiþ, Ermenistan’ýn Kars’ý Gümrü’ye baðlayan demiryolu hattýna zarar vereceði için bu projeye kesinlikte karþý çýktýðý, önceleri projeye taraftar görünen AB Komisyonunda Ermenilerin giriþimi üzerine tutum deðiþikliði gözlemlendiði, diðer yandan ABD Temsilciler Meclisinde Ermeni çýkarlarýný kollayan bazý üyelerin ABD resmi fonlarýnýn söz konusu projenin gerçekleþmesi için kullanýlmasýný önleyen bir yasa tasarýsý verdikleri belirtilmiþti[10].

AB’nin Kars ile Ahalkelek arasýnda demiryolu inþa edilmesi konusundaki tutumu Baþkan Koçaryan’ýn Ekim ayýnda Brüksel’de yaptýðý ziyaret sýrasýnda daha belirgin hale getirmiþtir.  AB Komisyonunun Ortak Dýþ ve Güvenlik Politikasý Temsilcisi Javier Solana Koçaryan’la görüþtükten sonra bir soruya cevaben mevcut ulaþým yollarýný kullanmanýn yeni demiryolu için yatýrým yapýlmasýna tercih edilmesi gerektiðini söylemiþ[11], Türkiye-Ermenistan sýnýrý açýlýrsa esasen bu yeni demiryoluna ihtiyaç olmayacaðýný da belirtmiþ ve sýnýrýn açýlmasý için ise iki tarafýn gayret göstermesi gerektiðini de ilave etmiþtir[12]. AB Komisyonu Dýþiþleri ve Avrupa Yeni Komþuluk Politikasý Komiseri Bayan Ferrero-Waldner de Þubat 2006’da Ermenistan’a yaptýðý ziyaret sýrasýnda Türkiye’nin iyi komþuluk ilkesine uymasý ve sýnýr anlaþmazlýklarýný barýþçý yollarla çözmesi gereðine iþaretle AB’nin Ermenistan’ý dýþarýda býrakacak þekilde Türkiye’yi Gürcistan’a baðlayan bir demiryolu inþa edilmesini desteklemediðini bildirmiþtir[13].

Böylelikle AB’nin bu demiryolunun inþa edilmesi yanlýsý olmadýðý açýklýk kazanmýþ, ayrýca AB’nin sýnýrýn açýlmasý için ýsrarlý olduðu da teyit edilmiþtir. Buna karþýlýk Solana ve Ferrero-Waldner’in Türkiye-Ermenistan sýnýrýnýn neden kapalý olduðuna hiç deðinmemeleri dikkati çekmiþtir. Oysa AB, Türkiye ile Ermenistan arasýnda dengeli bir politika gütmek istiyorsa bir yandan Türkiye’den sýnýrlarý açmasýný talep ederken diðer yandan Ermenistan’dan sýnýrlarýn kapanmasýnýn nedenlerini (Karabað dýþýndaki Azerbaycan topraklarýnýn da iþgal edilmesi) ortadan kaldýrmasýný istemesi gerekirdi.

Bu arada ABD Hükümetinin de söz konusu hattýn inþa edilmesine pek taraftar olmadýðý hiç olmazsa bu konuya karýþmak istemediði de Türkiye’ye atanan ABD’nin yeni Büyükelçisi Ross Wilson ABD’nin Güney Kafkasya Demiryollarý konusunda bir tutum almadýðýný ve bu bölgede demiryolu inþasýna yardýmda bulunmadýðýný söylemesinden anlaþýlmýþtýr[14] .

Bu durumda Kars-Ahalkelek demiryolu hattý için AB ile ABD resmi makamlarýndan kredi alýnamayacaðý sonucuna varýlmaktadýr. Ancak nispeten kýsa bir hat olan bu demiryolu Türkiye’nin kendi imkânlarýyla finanse edilmesi mümkündür. Ayrýca yabancý özel bankalardan da kredi bulunabilir.

Bu demiryolu hattý inþasýnda bir güçlük de Gürcistan’ýn Cevaheti bölgesinde oturan Ermenilerden gelmektedir. Hat bu bölgeden geçecek olduðundan Ermenistan’ýn telkiniyle bu bölge Ermenilerinde söz konusu hatta karþý bir hareket baþlamýþtýr. Bölge Ermenilerini temsil ettiðini söyleyen Vaagn Þahalyan bu hattý ellerindeki tüm imkânlarý kullanarak önleyeceklerini söylemiþtir[15] . Ancak halen Avrupa ülkelerine ve Rusya’ya baðlantýsý Gürcistan yollarýndan saðlanan ayrýca çok ihtiyaç duyulan Rus doðal gazýný da Gürcistan üzerinden alan Ermenistan’ýn bu demiryolu inþaatýný önlemek için Gürcistan ile ciddi bir sorun çýkarmasý pek olasý deðildir.

Yukarýda özetlenmeye çalýþýlan bazý güçlüklere raðmen taraflarýn bu hattýn inþasýnda kararlý olduklarý gözlemlenmektedir.  Nitekim bu amaçla en son Aralýk 2005’te üç ülke temsilcileri Tiflis’te bir araya gelmiþlerdir[16]. TBMM Baþkaný Bülent Arýnç son bir konuþmasýnda Ankara’nýn projeye verdiði önemi vurgulamýþ ve bu hattýn Avrupa’dan Orta Asya’ya mal taþýmacýlýðýna büyük katký yapacaðýný söylemiþtir[17]. Daha önce bildirdiðimiz gibi, Ermenistan bu Kars-Ahalkelek demiryolu projesini geçersiz kýlmak üzere halen çalýþmayan Kars-Gümrü hattýnda Türk mallarýnýn ücretsiz taþýnmasý (veya bu hattan Ermeni mallarý taþýnmamasýný) önermiþti[18].  Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Yiðit Alpoðan bu önerinin kabulünün mümkün olmadýðýný bildirmiþtir[19]. Türkiye’nin, ulaþým kadar güvenlik düþünceleriyle de bu projeyi gerçekleþtirmek istediði anlaþýlmaktadýr..    
4. Türkiye’de Kuþ Gribi ve Ermenistan

Türkiye’nin bazý illerinde kuþ gribi bulunduðunun saptanmasý üzerine Ermenistan bir süre Türkiye’ye uçak seferlerini [20] ve Türkiye’den yapýlan yitecek ithalatýný [21] durdurmuþ, Ermenistan Dýþiþleri Bakanlýðý Orta ve Doðu Türkiye’ye gidilmemesi uyarsýnda bulunmuþtu [22] .

Uçak seferleri baþladýktan sonra Erivan’a gelen Ermeni Armavia Havayollarýnýn yolcularý uzun süren bir saðlýk muayenesinden geçirilmiþ (ancak hepsi saðlýklý bulunmuþ) ve beraberlerinde getirdikleri yiyeceklere el konmuþtur. Armavia þirketi uçaklarýnda sadece Ermenistan’da hazýrlanan yemeklerin, servis edileceðini açýklamýþtýr [23] .

Ülkelerin kuþ gribine karþý önlem almalarý normaldir. Ancak Ermenistan’ýn uyguladýðý önlemlerin diðer ülkelere nazaran çok abartýlý olduðu gözlemlenmiþtir. Diðer yandan Kuþ Gribi insanlardan deðil kanatlýlardan geçtiðinden ve hastalýk daha ziyade Doðu Anadolu’da bulunduðundan Erivan hava alanýndaki bu derecede önlem almanýn bir yararý olmadýðý da açýktýr.  Ermenistan ilgililerinin bu davranýþýnýn, saðlýk mülahazalarýndan ziyade, Koçaryan’ýn baþkanlýðý döneminde çok artmýþ bulunan Türkiye’ye karþý olumsuz duygulardan ileri gelmesi olasýdýr. 

II. SOYKIRIM ÝDDÝALARI KONUSUNDA GELÝÞMELER

1. Litvanya

Litvanya Parlamentosu 15 Aralýk 2005 tarihinde aldýðý bir kararla Ermeni soykýrým iddialarýný tanýmýþ, Türkiye’nin de tanýmasýný istemiþ, ayrýca “tarihi bir gerçeði” inkâr etmenin anlamý olmadýðý vurgulanmýþtýr[24].

Karar 141 sandalyesi olan Litvanya Parlamentosunda 55 kiþi mevcutken 48 olumlu oyla alýnmýþ ve bu þekilde bir “olup bitti”  sonucunda gerçekleþmiþtir. Ermenilerin baþta Liberal Partinin Parlamento Grubu Baþkaný Algis Kaseta[25] olmak üzere bazý Litvanyalý parlamenterleri ikna etmeyi baþardýklarý anlaþýlmaktadýr.

Kararýn sert bir üslup taþýdýðý görülmektedir. Nitekim Litvanya Parlamentosu Ermeni “soykýrýmýný” tanýmakla kalmamýþ “tarihi gerçeðin” inkâr edilemeyeceðini bildirerek Türkiye’nin de bu tanýmayý yapmasýný istemiþtir. Litvanya’nýn 1915 olaylarýyla uzaktan yakýndan ilgisi olmadýðý düþünüldüðünde kararýn bu üslubu þaþýrtýcýdýr. Soykýrým suçlamasý gibi demagoji yönü aðýr basan bir konuda bir ülke ne derecede küçükse kararlarýnýn da o derecede sert olduðu gözlemlenmektedir.

Ermenistan Dýþiþleri Bakanlýðý sözcüsü bu kararýn uluslararasý alanda Ermenistan’ýn tutumunu güçlendirdiðini söylemiþ[26] Ermenistan Millet Meclisi Baþkaný Bagdassaryan ise Litvanya Parlamentosu Baþkanýna bir teþekkür mektubu göndermiþtir[27].

Türkiye Dýþiþleri Bakanlýðý 16 Aralýk 2006 tarihinde yaptýðý bir açýklamada, özetle,   Parlamentolarýn tarihin tartýþmalý dönemlerine iliþkin hüküm verme görevi olmadýðýný, tarihin tarihçiler tarafýndan deðerlendirilmesinin gerektiði, bu kararýn ne Türkiye ile Litvanya arasýndaki iliþkilere ne de Türkiye-Ermenistan arasýndaki Ýliþkilerin normalleþme sürecine olumlu yansýmalarý olmayacaðýný bildirmiþtir. Dýþiþleri açýklamasýnýn tam metni aþaðýdadýr[28].

Litvanya Parlamentosu’nun dün akþam, asýlsýz Ermeni soykýrým iddialarýný destekleyen bir karar aldýðýný üzüntüyle öðrendik. Kararýn bir oldu-bitti yöntemiyle Parlamentoya sunulduðu, üzerinde herhangi bir tartýþma dahi yapýlmadan veya komiteye havale edilmeden, milletvekillerinin büyük bir çoðunluðunun katýlmadýðý bir oylamada kabul edildiði anlaþýlmaktadýr. Hiçbir tarihi ve hukuki temele dayanmayan bu kararý kýnýyoruz.

Birinci Dünya Savaþý’nýn çok özel koþullarýnda cereyan eden ve Türklerin ve Ermenilerin karþýlýklý büyük acýlarýna neden olan olaylarýn, birtakým sübjektif siyasi saiklerle çarpýtýlarak, bir soykýrým olarak takdimi kabul edilemez.

Parlamentolarýn geçmiþte vuku bulmuþ olaylar hakkýnda siyasi deðerlendirmelerde bulunmalarý tarihi gerçeklerin tek yanlý olarak saptýrýlmasýndan baþka bir amaca hizmet etmemektedir. Parlamentolarýn tarihin tartýþmalý dönemlerine iliþkin hüküm verme gibi bir görevi bulunmamaktadýr. Bu kararlar tarihi gerçekleri deðiþtirmeyecektir. Tarih, tarihçilerin deðerlendirmesine býrakýlmalýdýr.

Türkiye’nin son dönemde Ermenistan’a yaptýðý, sözkonusu tartýþmalý dönemin Türk ve Ermeni tarihçilerce ilgili tüm ülkelerin arþivlerinde ortaklaþa araþtýrýlarak, elde edilen bulgularýn dünya kamuoyuna açýklanmasý önerisini tamamen gözardý eden ve asýlsýz soykýrým iddialarýna destek veren bu kararýn ne Türkiye ile Litvanya arasýndaki ikili iliþkilere ne de Türkiye-Ermenistan arasýndaki iliþkilerin normalleþmesi sürecine olumlu yansýmalarý olmayacaðý açýktýr.

Türkiye ile hiçbir sorunu olmayan ayrýca Ermenistan ile olan iliþkilerinin de bir özeliði bulunmayan Litvanya Parlamentosunun bu kararý almasýnýn nedenini Slovakya gibi bu ülkenin de vaktiyle Nazilerle iþbirliði yapmýþ olmasýnda aramak gerekmektedir.  Ýkinci Dünya savaþýnýn baþýnda baðýmsýzlýðýný kaybederek Sovyetler Birliðine baðlanan Litvanya savaþ içinde Alman ordularý tarafýndan iþgal edilmiþ ve Nazilerle iþbirliðine baþlamýþtýr. Bu çerçevede Litvanya’daki 220-250 bin civarýnda olduðu tahmin edilen Yahudilerin neredeyse tamamý (% 95) ortadan kaldýrýlmýþtýr[29].  Savaþ sonrasýnda tekrar Sovyetler Birliðine dahil edilen Litvanya Sovyetlerin daðýlmasýndan sonra 1990 yýlýnda baðýmsýzlýðýný kazanmýþ,  Avrupa Birliðine katýlma sürecinde vaktiyle Yahudilere yapýlanlarý affettirmek veya unutturmak amacýyla insan haklarý savunuculuðuna  baþlamýþtýr.. Litvanya Parlamentosu Ermenilerin soykýrým iddialarýný tanýmakla kendi ülkesinde Yahudilere karþý iþlenmiþ olan soykýrým suçunun daha önce baþka ülkeler tarafýndan iþlendiðini ileri sürerek, diðer bir deyimle Litvanya’nýn bu suçu iþlemekte yalnýz olmadýðýný vurgulayarak,  kendi sorumluluðunu hafifletmeye çalýþmýþtýr. Litvanya bu þekilde davranmakla sadece Ermenilerin deðil, Avrupa’da sözde Ermeni soykýrýmýný tanýyan diðer AB üyesi ülkelerin de  (Fransa, Ýtalya, Hollanda, Belçika, Polonya Slovakya, Güney Kýbrýs ve Yunanistan) takdirini kazanmýþtýr.

Bu konuda üzerinde durulmasý gereken bir husus Türkiye’nin, diðer Baltýk ülkeleri için olduðu gibi, baðýmsýzlýðýný kazanmasýndan sonra Litvanya ile yakýn iliþkiler kurmuþ olmasý ve bu ülkenin NATO’ya kabul edilmesi için çaba sarf etmiþ bulunmasýdýr. Bu açýdan bakýldýðýnda Türkiye’nin iyi niyetli tutumunun Litvanya’dan karþýlýk görmediðini söylemek mümkündür.

Bu arada Litvanya’nýn bu davranýþýnýn diðer Baltýk ülkelerini de etkilemesi olasýdýr. Estonya Dýþiþleri Bakaný Urmas Paet, Postimus gazetesine verdiði bir mülakatta her ülkenin kendi tarihi hakkýnda mümkün olduðu kadar açýklýkla konuþmasý gerektiðini belirttikten sonra Türkiye’nin Ermeni soykýrýmýný tanýmasý gerektiðini söylemiþtir[30]. Letonya Devlet Baþkaný Vayra Vike-Freiberga ise 2005 Ekim ayýnda Ermenistan’a yaptýðý ziyaret sýrasýnda Erivan Üniversitesinde yaptýðý bir konuþmada, soykýrým iddialarýna atýfla, yaþamýnda acýyý tanýmýþ bir kiþi olarak Ermenilerin geçmiþ acýlarý bir yana býrakýp, maðrur ve kendine güvenen bir millet olarak,  geleceði düþünmeye baþlamalarýný tavsiye etmiþ, ülkesinin Türkiye’nin Avrupa Birliðine girmesinden yana olduðunu ancak bu ülkenin daha önce bazý olumsuzluklarý ortadan kaldýrmasý gerektiðini ifade etmiþtir[31].

2. Edinburg Þehir Meclisinin Kararý

Dergimizin geçen sayýsýnda[32] Ýngiltere’deki Ermeni kuruluþlarýnýn, Ýngiliz Hükümetinin soykýrým iddialarýný kabul etmeyen tutumu karþýsýnda bölge parlamentolarýna yöneldikleri ve Galler’de bir denemeden sonra Ýskoçya’da giriþimde bulunduklarý, Edinburg Þehir Meclisinde çoðunluðu oluþturan Ýþçi Partisinden destek alýrken muhalefetteki Muhafazakâr Partinin böyle bir karara karþý çýktýðý ifade edilmiþti.

Ýngiltere’deki Türk Dernekleri Federasyonu bu konuda Türk görüþlerini anlatmak üzere bir toplantý düzenlemiþtir. Toplantýya ASAM Baþkaný E. Büyükelçi Gündüz Aktan ile Koç Üniversitesi’nden Norman Stone katýlarak 1915 tehciri ile bilgi vermiþler ve olaylarýn neden soykýrým sayýlmayacaðýný da anlatmýþlardýr[33]. Belediye Baþkaný Anderson da toplantýya katýlarak söylenenleri itiraz edemeden dinlemiþ ancak kendisine sorulan sorulara tatmin edici cevap veremediði için güç durumda kalmýþtýr.

Bu toplantýdan sonra, normal olarak, Edinburg Belediyesi’nin soykýrým iddialarýyla ilgili karar önerisini rafa kaldýrmasý beklenirdi.  Ancak öyle olmamýþ öneri, planlanan gün olan 16 Kasým’da görüþülmüþ ve Muhafazakârlarýn 16 ret oyuna karþýlýk Ýþçi Partililer ve Liberallerin 29 olumlu oyuyla kabul edilmiþtir.

Görüldüðü gibi olay, sonunda, 1915 tehcirinin soykýrým mý deðil mi olduðunun tartýþýlmasýndan ziyade Edinburg Belediye Meclisi içinde parti çekiþmesine dönüþmüþtür. Bu arada özellikle Belediye Baþkan Anderson’un bu öneriyi kabul ettirmek bu derecede çaba sarf etmesini ve Ýngiltere’de iktidardaki Ýþçi Partisi’nin tutumuna aykýrý bir tutum izlemesinin nedeni anlaþýlamamýþtýr.

Alýnan kararda, özetle, birçok parlamentonun 1915 olaylarýný soykýrým olarak kabul ettiði, bu olaylar sýrasýnda ilgili tüm taraflarda mezalim ve trajediler görüldüðü, ancak Osmanlýlarýn Ermeni toplumuna karþý hareketinin soykýrým olduðu, Türk ve Ermeni halklarý arasýnda diyalogun desteklendiði bildirilmiþ ve ayrýca Ermeni  “soykýrýmýný” tanýmasýnýn Türkiye’nin Avrupa Birliðine katýlmanýn ön koþulu olmasý görüþünün desteklenmediði de ifade edilmiþtir.

3. Ýtalya’nýn Lombardiya Bölgesi Parlamentosu

Ýtalya’nýn Lombardiya Bölgesi Yerel Parlamentosuna Türkiye’nin AB’ye katýlmasýný Ermeni “soykýrýmýný” tanýmasý þartýna baðlayan bir önerge verilmiþti. Türkiye’nin Roma Büyükelçisi Uður Ziyal Lombardiya Bölge Yönetimi Baþkaný Lega Nord Partisinden Attilo Fontana’ya bir mektup göndererek geçmiþte yaþananlarý deðerlendirmenin tarihçilerin görevi olduðunu bildirmiþ ve Lombardiya Bölge Yönetiminin bu önergeyi desteklememesini rica etmiþti.  Normal koþullarda bu mektubun taraflar arasýnda kalmasý Fontana bu mektubu önleyici sansür ve yersiz bir müdahale olduðunu belirterek basýna açýklamýþtýr. Lombardiya Yerel Meclisindeki Laga Nord Partisi Grubu baþkaný David Boni bu konuda Türkiye’nin Avrupa’ya giriþinin tarihle çeliþtiðini ve Türkiye’nin Ýslâm fanatizmini için Avrupa’da bir Truva atý iþlevini göreceðini söylemiþtir[34].

Baþkanlýðýný Umberto Bossi’nin yaptýðý Lega Nord (Kuzey Birliði) Partisi kuzey Ýtalya’yý ifade eden Padana’nýn baðýmsýzlýðýndan yanadýr. Bu parti genel olarak yabancýlara ve Ýtalya’da Hýristiyan olmayanlara karþýdýr. Ermenilerin iddialarýnýn desteklenmesini de bu çerçevede deðerlendirmek gerekmektedir.

4. Soykýrým Ýddialarýna Ýliþkin Diðer Geliþmeler

Ýncelediðimiz dönem içinde Avrupa Parlamentosu Baþkaný Joseph Borell ile NATO Parlamenter Asamblesi Baþkaný Pierre Lelouche’un Ermenilerin soykýrým iddialarýný benimseyen bayanlarda bulunduklarý görülmüþtür.

Joseph Borell Brüksel’i ziyaret eden Koçaryan ile görüþtükten sonra basýna “XX. asýrdaki Ermeni katliamýný soykýrým olarak tanýnmasý ve Türkiye ile Ermenistan arasýndaki sýnýrýn açýlmasý Türkiye’nin AB’ye katýlmasýnýn ön þartlarýdýr” demiþtir.  Oysa iyi komþuluk iliþkileri kurulmasý ilkesi çerçevesinde Türkiye’nin Ermenistan ile sýnýrlarýn açmasý gerektiði düþünülse bile bunun ne zaman olmasý gerektiði hususunda bir açýklýk yoktur. Türkiye, kuramsal olarak, AB’ye katýlmasýndan hemen önce, diðer bir deyimle en az on yýl sonra da sýnýrlarýný Ermenistan’a açabilir. Diðer yandan Türkiye’nin AB’ye katýlýmýný düzenleyen AB metinlerde “soykýrýmý” tanýmasý koþulu yoktur. Avrupa Parlamentosu çeþitli kere ve en son 28 Eylül 2005 tarihinde böyle bir koþul içeren bir karar kabul etmiþse[35] de bu karar tavsiye niteliðinde olduðundan uyulmasý gerekli deðildir.

NATO Parlamenter Asamblesi Baþkaný Pierre Lelouche ise Kasým ayýnda Kopenhag’da yapýlan Asamblenin 51. toplantýsýnda NATO’nun Türkiye’nin AB üyeliðini desteklediðini ancak Türkiye’nin de önce insan haklarý sorunlarýyla Kýbrýs ve Ermeni Soykýrýmý sorunlarýný çözmesi gerektiðini ifade etmiþtir[36]. Bu sözler Asamble Baþkanýn kiþisel düþünceleri olup NATO Asamblesinin tutumunu yansýtmamaktadýr. Ayrýca bu Asamblenin de kararlarý tavsiye niteliðindedir.

Bu arada, Ermeni soykýrýmý iddialarý konusunda Dubai’de Ýngilizce yayýnlanan “7 Days” gazetesinin yaklaþýk 2005 yýlý baþýndan itibaren Ermeni görüþleri doðrultusunda birçok yayýn yaptýðýný bu arada sözde Ermeni soykýrýmýn 90. yýldönümü ile ilgili faaliyetlere geniþ yer verdiðini[37] böylelikle Dubai’nin Lübnan’dan sonra Ermeni iddialarýnýn geniþ þekilde yer aldýðý ikinci Arap ülkesi haline geldiðini de belirtelim.

Diðer yandan Ermeni soykýrým iddialarýn Japonya’ya da yayýlmaya baþladýðý görülmektedir. Bir Ermeni gazetesine göre[38] “Ermenilerin Unutulan Soykýrýmý” kitabýn yazarý Hiroyoþi Skava’nýn giriþimiyle Aichi Üniversitesi Japonya’nýn Kioto, Osaka, Hiroþima ve Nagazaki þehirlerinde Ermeni “soykýrýmý” konusunda sergiler açmak kararýný almýþtýr.

Lyon Þehri Belediyesi, Meclis Baþkanýnýn ve Muhafazakâr partilerin muhalefetine raðmen Sosyalist Partisi üyelerinin oylarýyla þehrin tarihi Antonin-Poncet meydanýna bir Ermeni Soykýrýmý anýtý dikme kararý almýþtýr. Anýt 24 Nisan 2006 tarihinde açýlacaktýr. Bu meydan UNESCO tarafýndan Dünya Mirasý Listesine konmuþ olduðundan meydanda deðiþiklik yapýlmamasý gerekmektedir. Deðiþiklik yapýldýðý taktirde ise UNESCO’nun Fransýz hükümetine itiraz etmenin ve/veya Dünya Miras Komitesi karar verdiði taktirde, meydanýn Tehlikedeki Dünya Mirasý Listesine koymanýn dýþýnda bir yetkisi olmadýðý anlaþýlmaktadýr [39] . 

Fransýz Ermenilerinin bu ülkenin siyasetinde sayýlarýyla orantýlý olamayacak derecede fazla nüfuz sahibi olmalarý bazý büyük Fransýz þehirlerine soykýrým iddialarýný yansýtan anýtlar dikilmesi sonucunu vermektedir. Bu durumun en çarpýcý misali 23 Nisan 2003’te Paris’in en seçkin bir yerine Ermeni “soykýrýmýný” temsilen besteci Komitas’ýn büyük bir heykelinin dikilmesidir. Ancak Komitas’ýn, iki hafta kadar Çankýrý’ya gönderilmiþ olmanýn dýþýnda, tehcir olayý ile bir ilgisi yoktur. Adý geçen 1919 yýlýnda Ýstanbul’dan ayrýlmýþ, baþta Ermeniler olmak üzere herkes tarafýndan unutularak 1934 yýlýnda Paris’te ölmüþtür.

Bu arada Fransýz makamlarýnýn Atatürk’ün bir heykelinin dikilmesi için Paris’te yer bulamadýklarýný ve heykel için Büyükelçiliðimiz binasýnýn duvarýný tavsiye ettiklerini de belirtelim. Bu vesileyle Fransa’daki Türklerin sayýsýnýn yaklaþýk Ermeniler kadar olduðunu da anýmsayalým.

5. Soykýrým Ýddialarý ve Türk Hükümetinin Tutumu

Dýþiþleri Bakaný ve Baþbakan Yardýmcýsý Abdullah Gül’ün TBMM’de bir soru önergesini yanýtlarken sözde Ermeni soykýrýmý hakkýnda bazý ülkeler parlamentolarýnda alýnan kararlar karþýsýnda Türkiye’nin tutumunu da açýklamýþtýr[40]. Gül bu konudaki kararlarýn ilgili hükümetleri deðil tamamen yasama organýnýn faaliyeti olduðunu söylemiþ ve bu çerçevede, kýsmen Fransa hariç, hiçbir AB ülkesi hükümetinin sözde soykýrýmý tanýyan bir karara, bildiriye veya açýklamaya imza attýðýna tanýk olunmadýðýný, tamamen siyasi mahiyetteki bu kararlarýn hukuki baðlayýcýlýðý bulunmadýðýný da belirtmiþtir. Gül ayrýca bu kararlarýn alýndýðý ülkelerde Türk düþmanlýðý yarattýðýný, Avrupa’da yaþanan milyonlarca Türk’ün entegrasyonuna zarar verdiðini, Türkiye-Ermenistan iliþkilerinin olumlu yönde geliþmesini engelleyen bir ortam doðurduðunu söylemiþ ve soykýrým iddialarýnýn tarihçilerin incelemesine býrakýlmasý gerektiðini de eklemiþtir.

Gerçekten, Fransa hariç, diðer ülke parlamentolarýnýn Ermeni “soykýrýmý” hakkýnda kabul ettikleri kararlar tavsiye niteliðinde olup hukuken kimseyi baðlamamaktadýr. Ancak, aþaðýda açýklanacaðý üzere, Fransýz kanununda hukuki bir sonuç doðurmayan bir beyan niteliðini taþýmaktadýr. Ancak Fransýz kanunu ve diðer ülke meclislerinin kararlarý hukuki alanda bir anlam ifade etmeseler de soykýrým gibi en aðýr suçla itham etmekle Türkiye ve Türklerin imajýný zedelemektedir. 

Baþbakan Yardýmcýsý ve Dýþiþleri Bakaný Abdullah Gül, 15 Kasým 2005 tarihinde TBMM Bütçe Plan Komisyonunda Dýþiþleri Bakanlýðý bütçesinin görüþmesi sýrasýnda Ermenilerin soykýrým iddialarýna deðinmiþtir. 2005 yýlýnda Ermenistan Hükümeti ve diasporanýn bu iddialarý uluslararasý platformlara taþýma yönünde özellikle aktif bir çaba içinde olduklarýnýn gözlemlendiðine temas eden Gül, Ermeni tarafýnýn tarihî gerçekçiliði kanýtlanmamýþ siyasî verilerle sürdürdüðü bu faaliyetlere karþý Türkiye’nin yýl içinde yoðun bir karþý kampanya yürüttüðünü, diðer hususlar arasýnda bahse konu olan döneme ýþýk tutmak amacýyla ortak bir tarih komisyonu kurulmasý önerisinin özellikle önemli bir adým teþkil ettiðini belirtmiþtir. Ermeni Hükümetinin bu öneriye henüz yeterince açýk bir þekilde olumlu yanýt vermediðini, böylece sürecin ilerletilmesine imkân tanýnmadýðýný, Türkiye’nin tarihle yüzleþmekten, geçmiþte olduðu gibi bugün de kaçýnmadýðýný, Türkiye’nin uluslararasý toplumda geniþ ilgi uyandýran bu giriþiminin hayata geçirilmesinin önem taþýdýðýný ifade eden Gül, böylece tarihten düþmanlýk yerine dostluk çýkarma yönünde somut bir adým atýlmasýnýn, sadece Türk-Ermeni iliþkilerine deðil tüm bölgeye ve ötesine yayýlacak olumlu bir etki yaratacaðýný, bu itibarla, ilgili tüm ülkelerden parlamentolarda tarihî gerçeklerden yoksun, sorumsuzca kararlar kabul etmek yerine, bu önerimize destek vermelerinin ve Ermenistan’ý bu yönde teþvik etmelerini beklendiðini söylemiþtir.

Baþbakan Erdoðan ise Kasým ayýnda NATO Parlamenter Asamblesinde yaptýðý bir konuþmada Türkiye’nin arþivlerini açtýðýný, Ermenistan’ýn ve diðer ülkelerin de aynýný yapmasý gerektiðini, diðer yandan soykýrýmýn Türkiye tarihinin bir parçasý olmadýðýný, isyan eden bir toplumun (Ermeniler) yerinin deðiþtirilmesini soykýrým olarak tanýmlamanýn ciddi bir hata olduðunu söylemiþtir[41] .

Ermenistan’ýn bu konudaki tutumuna gelince, Dýþiþleri Bakaný Oskanyan’a göre Türkiye’de Ermeni soykýrýmý tartýþýlmaya baþlayýnca kamu oyundan gelecek baský Türkiye resmi makamlarýný “soykýrým” konusuna dahi ciddi bir þekilde eðilmeye zorlayacaktýr[42]. Oskanyan ayrýca Türkiye’nin tarihçilerden bir komisyon kurulmasý önerisini, “soykýrým” konusunda yeterince delil olduðu için,  propaganda olarak nitelendirmiþ, Türkiye’nin önce Ermenistan ile olan sýnýrýný açmasýný ve diplomatik iliþki kurmasý gerektiðini, ancak ondan sonra Türkiye’nin giriþimimin bir anlamý olacaðýný söylemiþtir[43]. Oskanyan 2005 yýlý sonu münasebetiyle verdiði bir mülakatta,  Orhan Pamuk olayýna temasla, Türkiye Avrupa Birliði üyeliðine kabul edilecekse sadece fikir özgürlüðünü saðlamasýnýn deðil kendi tarihiyle de yüzleþmesinin gerektiðini ve bunun için de Ermeni soykýrýmýný tanýmasýnýn önemli olduðunu ifade etmiþtir.[44]

6. Tarihi Düzenleyen Fransýz Kanunlarý

Kanunlarýn görüþ beyan etmeyip, emir vermesi, neyin yapýlacaðýný neyin yapýlamayacaðýný belirlemesi, bazý statüleri saptamasý genel olarak her ülkede uygulanan bir kuraldýr. Kanun görüþ bildirmez, zira görüþ bildirme evresini geçirmiþ, kesinlik kazanmýþ hususlarý düzenler.

En eski demokrasilerinden biri olan ve hür düþüncenin anavataný olarak bilinen Fransa’da 1990’larýn baþýndan bu yana bazý tarihi olaylar hakkýnda hükümler içeren o nedenle de tarihi düzenleyen bir nitelik taþýyan bazý kanunlar kabul edilmiþtir.

Bunlarýn birincisi öneri sahibinin adýn izafeten Gaysott kanunu denilen 13 Temmuz 1990 tarihinde kabul edilmiþ olan ve her türlü ýrkçý, Yahudi aleyhtarý ve yabancý düþmaný hareketin cezalandýrýlmasýna dair kanundur.

Ýkincisi 29 Ocak 2001 tarihinde kabul edilmiþ olan Ermeni “soykýrýmý” kanunudur. Bu kanun  “Fransa Ermeni soykýrýmýný açýkça tanýr” cümlesinden ibarettir.  “Fransa” sözcüðünden her halde Fransýz vatandaþlarýnýn deðil Fransa Devletinin anlaþýlmasý gerekmektedir. Zira tüm Fransýz vatandaþlarý, hiç olmazsa Fransa’da yaþayan 450.000 Türk bir Ermeni soykýrýmý olduðu kanaatinde deðildir. Bu arada söz konusu kanunun Fransýz Devletinin Ermeni “soykýrýmýný” tanýmasýnýn dýþýnda baþka bir sonucu olmadýðý görülmektedir.  Bu hususu dikkate alan Fransýz Ermenileri,  Ermeni “soykýrýmýný” inkâr edenlerin cezalandýrýlmasýna dair bir maddenin kanuna eklenmesini ýsrarla istemiþlerdir Fransýz Meclisine bu hususta bazý kanun tasarýlarý önerilmiþ bulunmaktadýr.

Üçüncüsü esir ticaretini insanlýða karþý suç olarak tanýyan 21 Mayýs 2001 tarihli kanundur.

Dördüncüsü ise 4. maddesinde “deniz aþýrý ülkelerde ve özellikle Kuzey Afrika’daki Fransýz varlýðýnýn olumlu rolüne” temas eden 23 Þubat 2005 tarihli kanundur.

Bu son kanunun bir maddesi Fransýz sömürgeciliðinin övülmesi anlamýna geldiðinden tepkilere neden olmuþtur. Fransa ile Cezayir arasýnda imzalanmasý öngörülen Dostluk Antlaþmasý ertelenirken[45], bu hükmün kaldýrýlmasý için Sosyalist Partisi tarafýndan Mecliste yapýlan öneri, iktidardaki partilerden olan ve Baþkaný Nikolas Sarkozy’in tutumu nedeniyle gitgide saða doðru kayan UMP’nin oylarýyla reddedilmiþtir[46]. Bu arada Sarkozy Martinique adasýna yapacaðý ziyareti aleyhindeki tepkiler nedeniyle iptal etmek zorunda kalmýþtýr[47].  Kasým 2005 ayýnda baþta Paris olmak üzere bazý Fransýz þehirleri varoþlarýnda oturan hemen hepsi kuzey Afrika kökenli gençlerin iþsizlik ve ayýrýmcýlýk gibi nedenlerle binlerce otomobili ateþe vermeleri de Fransa’da eski sömürgelerinden gelen insanlarýn tepkisini çekecek davranýþlardan kaçýnmasý gerektiðini ortaya koymuþtur.

Sosyalist Partisinin yukarýda deðindiðimiz önerisinin reddi Fransa’da tarihi olaylar hakkýnda düþünce özgürlüðü tartýþmasýný baþlatmýþtýr. Bu tartýþmalara katýlan Baþkan Chirac, tarih yazmanýn yasalarýn deðil tarihçilerin iþi olduðunu söylemiþ[48], fakat söz konusu dört kanundan üçünün altýnda kendi imzasý olduðunu unutmuþtur.

Diðer yandan tanýnmýþ on dokuz Fransýz tarihçisi 13 Aralýk 2005 tarihinde “Tarih Ýçin Özgürlük” baþlýðýný taþýyan bir bildiri yayýmlamýþlardýr[49]. Bildiriyi imzalayanlar,  özetle,  geçmiþ olaylarýn deðerlendirilmesi ve bu konuda bazý tarihçi ve düþünürler hakkýnda adli iþlem yapýlmýþ olmasýn etkisi altýnda bazý ilkeleri hatýrlatmak istediklerini belirterek, özetle tarihin bir din olmadýðýný, tarihçinin hiçbir doðma kabul etmediðini, hiçbir yasaðý dinlemediðini, hiçbir tabu tanýmadýðýný, tarihçinin kýnama veya yüceltme görevi bulunmadýðýný, tarihçinin olaylarý açýkladýðýný, tarihin güncelliðin kölesi olmadýðýný ifade etmiþlerdir.  Bildiride ayrýca tarihçinin çaðdaþ ideolojik þemalarý ve bugünün duyarlýðýný geçmiþe uygulamadýðýný belirtildikten sonra bazý Fransýz kanunlarýnýn bu ilkeleri ihlal ettiði,  tarihçinin özgürlüðünü kýsýtladýðý, ona neyi aramasý ve neyi bulmasý gerektiðini söylediði, metotlar gösterdiði, sýnýrlamalar koyduðu, aksi halde cezalandýrýlacaðýný da bildirdiði ifade edilmiþ ve demokratik bir rejime yaraþmayan bu kanunlarýn (yukarýda baþlýklarýný saydýðýmýz kanunlar) kaldýrýlmasý istenmiþtir.

Bildiriyi imzalayanlar arasýndaki Yahudi kökenli tarihçiler de olup bu kiþiler de Yahudi soykýrýmýn inkâr edenlerin cezalandýrýlmasýný öngören “Gaysott” kanunun iptalini istemiþlerdir. Diðer yandan Ermeni “soykýrýmý” hakkýndaki kanunun kaldýrýlmasýný isteyen tarihçilerden bazýlarý böyle bir soykýrýmýn var olduðuna dair yayýn yapmýþ kiþilerdir. Son olarak bu bildiriyi imzalayanlardan hiç birinin Ermeni soykýrýmý olmadýðýný savunmuþ deðildir. Görüldüðü gibi,  bildiriyi imzalayanlar, kiþisel inanç ve kanýlardan kendilerini arýndýrarak, tarihi olaylarýnýn niteliðinin kanunla saptanamayacaðý belirtmek ve bu tür kanunlarýn kaldýrýlmasýný istemek amacýyla hareket etmiþlerdir.

Söz konusu bildiriyi imzalayanlar arasýnda bulunan tanýnmýþ tarihçi Marc Ferro bu konuda bir Türk gazetesine verdiði mülakatta[50] bu tür yasalar nedeniyle Fransýz tarihçilerin baský altýnda olduðunu ve özgürlüklerinin kýsýtlandýðýný söyledikten sonra Fransýz tarihçilerinin durumunu totaliter rejimlerdeki uygulamalara benzetmiþtir. Ferro Fransa'daki tarihçilerin bir yandan geçmiþe iliþkin kanunlar çýkaran parlamentonun, diðer yandan bu yasalarýn çýkmasý için çalýþan lobilerin baskýsýna maruz kaldýðýný vurgulamýþ ve çeþitli dernek ve kuruluþlarýn ‘kendi istediklerini söylemeleri için' tarihçilere baský yaptýðýný,  bu gruplarýn bazý yazarlarý boykot ettiðini, kitaplarýnýn satmamasý için kampanya yürüttüðünü belirtmiþtir. Ferro bu tür yasalarýn sayýsý artarsa, mesela, Türklerden veya Ermenilerden veya Yahudilerden bahsedemeyeceðini, bunun ise kendi zihni özgürlüðünü daralttýðýný söylemiþ ve bu durumun kendisi de dahil tarihçileri ‘otosansür’ yapmaya itebileceðine deðinmiþtir. Ferro böylelikle tarihçiler arasýnda “Bundan konuþmayalým, yoksa þu grup tepki gösterir. Buna dikkat! Bu konuyu ele alýrsak þu grup veya devlet tarafýndan hakkýmýzda dava açýlabilir.” þeklinde bir yaklaþým oluþtuðunu da eklemiþtir.  Marc Ferro’nun üzerinde durduðu diðer bir nokta ise söz konusu yasalarýn ayný zamanda resmî bir tarih yazýmýnýn baþlangýcý anlamýna geldiðini söylemesidir. Ferro bu sözleriyle ifade özgürlüðü olan ülkelerde herkesin kabul etmesi gereken resmi bir tarih oluþmasýnýn tehlikesine dikkati çekmiþtir. Son olarak ünlü tarihçi, bazý meslektaþlarýnýn yazdýklarýndan dolayý mahkemeye verildiðini hatýrlatmýþtýr[51].

Fransýz Ermenileri tarihçilerin yukarýda deðindiðimiz bildirisine tepki göstermiþlerdir. 20 Aralýkta içlerinde Ermenilerin de bulunduðu yazarlar, hukukçular ve bazý tarihçilerinden oluþan 31 kiþi bir bildiri yayýnlayarak tarihçiler bildirisine karþý olduklarýný belirtmiþler ve kaldýrýlmasý istenen dört kanundan üçünün kanýtlanmýþ soykýrým veya insanlýða karþý suçlarla ilgili bulunduðunu ve bu kanunlarýn amacýnýn söz konusu olaylarýn inkârýna karþý mücadele etmek olduðunu ve araþtýrma yapmak ve fikir beyan etmek özgürlüðünü kýsýtlamadýklarýný iddia etmiþlerdir[52].

Fransa’da araþtýrma yapmak özgürlüðü hukuken kýsýtlanmamýþsa de Ermeni “soykýrýmýný” kabul edenbir kanunun bulunduðu bir ülkede “soykýrým olmamýþtýr” demenin fiilen mümkün bulunmadýðý ortadadýr. Nitekim bu yönde fikir beyan eden bazý Fransýz tarihçileri 2001 yýlý kanunundan sonra tamamen susmayý yeðlemiþlerdir.

Cumhurbaþkaný Jacques Chirac Fransýz Millet Meclisi Baþkaný Louis Debré’yi 23 Þubat 2005 tarihli kanun üzerinde yapýlan tartýþmalar ýþýðýnda, hafýza ve tarih alanlarýnda Parlamentonun tutumunu deðerlendirmekle görevlendirmiþtir. Debré ise söz konusu kanunun yarattýðý sorunun çözümüne öncelik vereceðini daha sonra ise bazý parlamenterleri toplayarak diðer kanunlarý inceleyeceðini basýna bildirmiþtir[53]. Debré bu konuda bir rapor hazýrlayarak Cumhurbaþkanýna sunmuþ[54] Jacques Chirac da söz konusu kanunun 4. maddesindeki deniz aþýrý ülkelerde ve özellikle Kuzey Afrika’daki Fransýz varlýðýnýn olumlu rolüne iþaret eden bölümünün kaldýrýlmasý için Anayasa Mahkemesine müracaat etmiþtir[55]. Anayasa Mahkemesi 31 Ocak 2006 tarihinde bu bölümün kanun niteliðinde olmadýðýna karar vermiþtir.[56] Böylece Jacques Chirac Fransýz Parlamentosundan bir kanun çýkarmak tehlikesine maruz kalmadan sorunu çözümlemiþtir. Ayrýca 10 Mayýs’ý Köleliðin Kaldýrýlýþýný Anma Günü ilan etmekle de gelecek baþkanlýk seçimleri için puan toplamaya çalýþmýþtýr.    

Geri kalan ve aralarýnda Türkiye’yi özellikle ilgilendiren Ermeni “soykýrýmýný” tanýyan kanun da bulunduðu diðer üç kanun için ne yapýlacaðý belli deðildir. Fransýz Millet Meclis Baþkaný Debré sözünü tutarsa bu kanunlarýn da ele alýnmasý gerekmektedir.

Bu arada Tarih Ýçin Özgürlük Bildirisi’ni imzalayan tarihçilerin teþvikiyle bir araya gelen 600 Fransýz tarihçi, öðretim görevlisi ve araþtýrmacý tarafýndan imzalanan bir diðer bildiride 23 Þubat 2005 tarihli kanun ilgili bölümünün kaldýrýlmasýnýn not edildiði belirtildikten sonra resmi tarihi dile getiren kanunlarý oylamanýn Parlamentolarýn yetkisi dahilinde bulunmadýðý” ifade edilmiþtir. 

Ayný bildiride önümüzdeki günlerde diðer kanunlarý için deðiþiklik önerecekleri hususu yer almýþtýr. Burada dikkati çeken 13 Aralýk 2005 tarihinde açýklanan “Tarih Ýçin Özgürlük Bildirisi” söz konusu kanunlarýn kaldýrýlmasý istenirken bu kez bu kanunlar için deðiþikliðin önerilmesi, yani ilk tutuma nazaran bir gerileme görülmesidir. Diðere yandan bu deðiþikliklerin tatmin edici olup olmadýklarýný zaman gösterecektir. Ermeni “soykýrýmý” kanununda kayda deðer bir deðiþiklik yapýlmasa da bundan sonra bu kanuna Ermeni “soykýrýmýný” inkâr edenlerin cezalandýrýlmasýný öngören bir madde eklenmesi olasýlýðý çok azalmýþtýr.

Bu konuda son olarak deðinmek istediðimiz husus Türk Dýþiþlerinin parlamentolarýn bir olayýn soykýrým olduðu hakkýnda karar alma yetkisinin bulunmadýðýný yaklaþýk çeyrek asýrdan beri her fýrsatta açýklamýþ olmasýdýr. Þimdi Fransýz tarihçilerinin büyük çoðunluðu da bu noktaya gelmiþtir. Ancak onlarýn henüz üzerinde durmadýklarý veya bilemedikleri husus parlamentolarýn bilimsel veya etik nedenlerle deðil hukuki nedenlerle de soykýrým konusunda karar almaya yetkili olmadýklarýdýr. Birleþmiþ Milletlerin 1948 tarihli Soykýrým Suçunun Önlenmesi ve Cezalandýrýlmasý Sözleþmesinin 6. maddesine göre bir olayýn soykýrým olup olmadýðýna o olayýn vuku bulduðu ülkenin yetkili mahkemeleri veya uluslar arasý bir ceza mahkemesi karar verebilir, parlamentolar deðil.

III. KARABAÐ

Haydar Aliev ve Robert Koçaryan’ýn Minsk Grubu eþ baþkanlarýyla 2001 yýlýnda önce Paris’te sonra ABD’de Key West’te yaptýklarý ve basýn tarafýndan nihai çözüme çok yaklaþýldýðý bildirilen konferanslardan bir sonuç alýnmamasýndan sonra Karabað sorunu bir durgunluk dönemine girmiþ ancak taraflar arasýnda devlet baþkanlarý ve dýþiþleri bakanlarý düzeyinde görüþmeler devam etmiþti. Mesela, Ýlham Aliev ile Koçaryan 2003 yýlý Aralýk ayýndan bu yana altý kez buluþmuþlardýr. Son olarak Ýlham Aliev ve Robert Koçaryan Karabað sorununun hangi ilkeler esas alýnarak çözümlenebileceðini saptayan bir belgeyi tartýþmak üzere 10 ve 11 Þubat 2005 tarihinde Paris yakýnlarýndaki Rambouillet þatosunda bir araya gelmiþler, Fransa Cumhurbaþkaný Jacques Chirac’ýn da gayretlerine raðmen bir anlaþmaya varamamýþlardýr.

Görüþmelerin bir sonuç vermemesi taraflarýn tutumlarý çok farklý olmasýndan ileri gelmektedir.

Azerbaycan için, geniþ özerklik haklarýna sahip olarak da olsa, Karabað’ýn Azerbaycan’a baðlý kalmasý ve Karabað’ý çevreleyen Azerbaycan rayonlarýnýn[57] kendisine geri verilmesi esastýr.

Ermenistan ise, ileride ilhak etmek üzere,  Karabað’ýn baðýmsýz olmasýný istemekte ve bu saðlandýðý taktirde, Karabað’ýn güvenliðini saðlayacak þekilde Azeri rayonlarýndan çekilebileceðini ifade etmektedir.

2005 yýlý ortalarýna doðru basýnda Karabað sorununun çözüm sürecine girdiðine dair bazý haberler yayýnlanmaya baþlamýþtýr.  Bunlara göre öngörülen çözüm Ermenilerin iþgal ettikleri yedi Azeri rayonundan beþini Azerbaycan’a iade etmesi, Nahcivan bölgesinin Ermenistan’dan ve Karabað’dan geçecek bir yolla Azerbaycan’a baðlanmasý, bu yolun ve Ermenistan ile Azerbaycan’ýn sýnýr bölgelerinin uluslararasý bir barýþ gücü tarafýndan kontrol edilmesini içermektedir. Karabað’a gelince bu bölgenin statüsü 10 ilâ 15 yýl sonra yapýlacak bir referandumla saptanacaktýr.[58]

Görüldüðü üzere bu çözüm formülü Azeri rayonlarýnýn, kýsmen de olsa, Azerbaycan’a verilmesi Karabað sorununun çözümü ise 10, 15 yýl gibi uzun bir süre ertelenmesi esasýna dayanmaktadýr. Ancak Karabað’ýn statüsünün referandumla belirlenmesi öngörüldüðünden, Karabað halkýnýn da referandumda Ermenistan’a katýlmak için oy kullanacaðýnda þüphe bulunmadýðýndan,  Ermenistan’ýn halen fiilen hakim olduðu Karabað’ý en geç 15 yýl sonra hukuken de topraklarýna katacaðý anlaþýlmaktadýr. Özetlemek gerekirse bu çözüm, Azerbaycan’ýn kendisine ait rayonlarý geri almasýna karþýn, 10 ila 15 yýl sonra da olsa Karabað’ý Ermenistan’a býrakmaktadýr.

Karabað sorunun çözümü için basýnda yayýnlanan haberler taraflarca doðrulanmamýþ ancak tamamen de yalanlanmamýþtýr. Taraflarýn dýþiþleri bakanlarý düzeyinde görüþmelerinin sürdüðü bir sýrada bir Azerbaycan gazetesi çözümün esaslarý hakkýnda daha ayrýntýlý bilgi vermiþtir [59]. Buna göre:

Birinci adým olarak Ermenistan, halen iþgal etmekte olduðu yedi Azeri rayonundan üçünü boþaltacaktýr Bu rayonlar Fuzuli, Akdam ve Cebrail’dir. Azerbaycan ise, kapatmýþ olduðu Ermenistan’a ulaþým yollarýný (Kara ve demir yollarýný) açacaktýr.

Daha sonra Ermenistan Kubatlý ve Zengilan bölgelerini boþaltacaktýr. Karabað ve Ermenistan topraklarýndan geçecek bir yol ile Azerbaycan’ýn Nahcivan’a baðlanmasý saðlanacaktýr. Ermenilerin çekileceði bu beþ rayonun Azeri ahalisi yerlerine dönecektir.

Ermenilerin boþaltacaðý bölgelere ve Ermenistan ve Azerbaycan sýnýrýna uluslararasý barýþ gücü yerleþtirilecektir[60].

Ermeniler, Karabað’ýn statüsü hakkýnda bir anlaþmaya varýlmasýndan sonra Kelbecer rayonun boþaltacaklardýr.

Son rayon olan Laçin ise bir süre Ermenistan’ýn elinde kalacaktýr. (Karabað’ý Ermenistan’a baþlayan baþlýca yol bu bölgeden geçtiðinden Ermenistan’ýn burayý mümkün olduðu kadar fazla süre elde tutmak istediði anlaþýlmaktadýr)

Karabað’ýn statüsü referandumla saptanacaktýr. Diðer bir deyimle Karabað halký baðýmsýz mý olacaðýna, Ermenistan veya Azerbaycan’a mý baðlanacaðýna bir referandum ile karar verecektir.

Ana hatlarý bu olan çözüm planýnda henüz belirlenemeyen hususlar vardýr.

Bunlarýn baþýnda referandumun ne zaman yapýlacaðý gelmektedir. Ermeniler referandumun beþ yýl içinde yapýlmasýný isterken Azeriler bu süre için 15-20 yýl öngörmektedirler. Ermenilerin bu aceleliði Karabað’ý bir an önce kendi topraklarýna katmak arzusundan ileri gelmektedir. Azerilerin referandumu çok ertelemek isteklerinin temelinde ise bu uzun süre içinde koþullarýn deðiþebileceðini ümit etmeleri bulunmaktadýr. Karabaðlý Azeriler yerlerine dönse dahi azýnlýkta kalacaklarýndan yapýlacak bir referandumdan Karabað’ýn Ermenistan’a baðlanmasý sonucunu çýkacaðýndan kimsenin þüphesi yoktur. Bazý Azeri çevrelerinin petrol ve doðal gaz gelirleri sayesinde ülkelerinin 15-20 yýl sonra ekonomi bakýmdan çok güçlü hale geleceðini ve o zaman yapýlacak bir referandumda Karabaðlý Ermenilerin Azerbaycan’a katýlmak için oy verebileceklerini düþündükleri anlaþýlmaktadýr. Ermenilerde milliyetçilik duygularý þovenizm derecesine varacak kadar güçlü olduðundan 20 yýl sonra yapýlacak bir referandumda fikir deðiþtireceklerini beklemek pek gerçekçi deðildir. Diðer yandan halen, Türkiye ve Azerbaycan sýnýrlarý kapalý olmasýna raðmen, Ermenistan’ýn son yýllarda GSMH’sý yýlda %10’un üzerindeki oranlarda arttýrmaktadýr. Sýnýrlarýn açýldýðý ve barýþ koþullarýnýn hakim olduðu bir ortamda Ermenistan’ýn gerek diasporadan gerek ABD ve AB’den gelecek cömert yardým ve yatýrýmlar sayesinde yüksek düzeyde bir kalkýnmayý sürdüreceðini ve bunun Karabað’ýn ekonomik durumunu da etkileyeceðini düþünmek daha normaldir.

Ýkinci bir sorun sýnýrlara ve boþaltýlacak bölgelere yerleþtirilecek barýþ gücüne hangi ülkelerin asker vereceðidir. Türkiye, Azerbaycan’daki Büyükelçisi Turan Moralý’nýn aðzýndan, istendiði taktirde barýþ gücüne asker verebileceðini belirtmiþtir[61]. Ermenistan Dýþiþleri Bakaný Oskanyan ise Türkiye’nin barýþ gücüne katýlmasýný kabul etmeyeceklerini açýkça söylemiþtir[62]. Azerbaycan bu safhada barýþ gücünün kompozisyonu hakkýnda fikir beyan etmezken basýnda Rusya’nýn da barýþ gücüne katýlmamasý hakkýnda yazýlar çýkmýþtýr[63]. Buna karþýlýk Rusya Federasyonu Savunma Bakaný Sergey Ývanov, Azerbaycan’ý ziyareti sýrasýnda,  bir Rus barýþ gücünün Karabað sorunun çözümünde yer alabileceðini belirtmiþtir[64]. ABD’de bu tartýþmaya katýlmýþ bu ülkenin Azerbaycan’daki büyükelçisi John Evans komþu ülkelerin (Türkiye, Ýran, Gürcistan ve Hazar Denizi sýnýr olarak kabul edilirse Kazakistan ve Türkmenistan) ve AGÝT Minsk Grubu eþ baþkaný olan ülkelerin (ABD, Rusya ve Fransa) barýþ gücüne dahil olmamasý gerektiðini söylemiþtir[65]. Ermenistan Türk, Azerbaycan da Rus barýþ gücü istememekte direnirlerse Amerikan formülünün kabulü olasýdýr.

Son olarak 10 ve 11 Þubat 2006 tarihinde Fransa’da, Rambouillet Þatosu’nda iki ülke devlet baþkanlarýnýn yaptýðý toplantýda yukarýdaki hususlarýn ele alýndýðý anlaþýlmaktadýr. Basýn haberlerine göre bu toplantýda Azerbaycan’ýn Karabað’ýn Azerbaycan’ýn bir parçasý olduðunda ve tüm mültecilerin (yaklaþýk bir milyon kiþidir) evlerine dönmesi gerektiðinde ýsrar etmesi ve Ermeni tarafýnýn referandum sonuçlanýncaya kadar Kelbecer’i iþgal etmeye devam etmek istemesi[66] sonucunda bir anlaþmaya varmak mümkün olamamýþtýr. Ancak taraflarýn, iki ülkenin dýþiþleri bakanlarýnýn Minsk Grubu eþ baþkanlarýyla birlikte konuyu görüþmeye devam etmesini kararlaþtýrmaklarý[67] gelecek için ümit vermiþtir.  Bu arada 2006’nýn Karabað sorunun çözümü için en uygun yýl olduðunu, 2007‘de Ermenistan’da ve 2008’de de Azerbaycan’da seçim yapýlacaðýndan 2006’da bir anlaþma saðlanamadýðý taktide çözümün 2009 yýlýna erteleneceði de hatýrda tutulmalýdýr.

Karabað sorunun çözümü için Türkiye’den ne gibi bir katký istendiðine gelince bu hususta ne Azerbaycan ne Ermenistan ne de Minsk Grubu eþ baþkanlarýnýn bir beyaný olmamýþtýr. Oysa Türkiye Ermenistan ile olan kara sýnýrýný 1993 yýlýnda Ermeni güçlerinin Kelbecer’i iþgali sonrasýnda kapattýðýndan Karabað sorununa çözüm öngören planlarda Türkiye’ye de bir rol düþse gerektir. Esasen Ermenistan Azerbaycan ile olan sýnýrýnýn kapalý olmasýndan ziyade kendisini en kýsa yoldan Avrupa’da baðlayan Türk sýnýrýnýn açýlmasýyla ilgilidir ve planýn ilk kýsmý için öngörülen Azerbaycan sýnýr kapýlarýnýn açýlmasýyla yetinmesi pek olasý deðildir. O itibarla Ermenistan’ýn Türk sýnýr kapýsýnýn açýlmasý için ýsrar etmesi ve bu konuda Minsk Grubu eþ baþkanlarýndan ve Avrupa Birliðinden destek almasý beklenmelidir Halen AGÝT’in dönem baþkanlýðýný yapan Belçika’nýn Dýþiþleri Bakaný Karel de Gucht son olarak Erivan’da verdiði bir mülakatta Türkiye Ermenistan sýnýrýnýn yeniden açýlmasý sorunun çözümlenmesinin Karabað’da barýþ için yaþamsal derecede önemli olduðunu söylemiþtir[68]. Diðer bir deyimle Türkiye sýnýrý açmamasý Karabað’da barýþý engelleyebilecek bir etki yapacaktýr.

Türkiye’nin sýnýrlarýný açmasý Karabað sorunun çözümlenmesinin ön koþulu durumundadýr. Ne var ki Türkiye ile Ermenistan arasýndaki baþlýca sorun Karabað deðil Ermenistan’ýn Türkiye’nin toprak bütünlüðünü tanýmayý reddetmesi ve Türkiye’ye karþý soykýrým suçlamalarýnda bulunmasýdýr. Bu nedenle Türkiye sýnýrlarýnýn açýlmasýndan Ermenistan ile kendi sorunlarýnýn çözümü için de yararlanmak durumundadýr. Sadece Karabað sorunu için Türk sýnýrlarý açýlýrsa Ermenistan bir yandan Türk kara yollarýný kullanýrken diðer yandan soykýrým ithamlarýný sürdürmesi ve Türkiye’nin toprak bütünlüðünü tanýmamaya devam etmesi kaçýnýlmasý gereken bir olasýlýktýr. 

IV. ERMENÝSTAN-RUSYA ÝLÝÞKÝLERÝ

Ermenistan’ýn en yakýn iliþkiler içinde olduðu ülke Rusya Federasyonudur. Karabað sorunu nedeniyle Azerbaycan’la ve bu sorunun yanýnda soykýrým iddialarý ve toprak bütünlüðünü tanýmamasý nedenleriyle de Türkiye ile gayet kötü iliþkiler içinde bulunan diðer yandan Cevaheti bölgesindeki Ermeni azýnlýðý nedeniyle de Gürcistan ile de gerginlik yaþayan Ermenistan, kendi güvenliði nedeniyle, Rusya’ya büyük ihtiyaç duymaktadýr. Büyük devlet hayallerinden vazgeçmeyen Rusya için ise Ermenistan Güney Kafkaslarda yegâne dost ülkedir. Ermenistan kendi güvenliðini saðlamak gerekçesiyle Türkiye sýnýrýna yakýn Gümrü þehri civarýnda Rusya’ya askeri bir üs vermiþtir. Ayrýca ekonomik alanda iki ülke iliþkileri yüksek bir düzeye ulaþmýþtýr. Bu yakýn iliþkiler Rusya ile Ermenistan arasýnda stratejik ortaklýk bulunduðu þeklinde bazý beyanlara yol açmýþtýr.

Rusya Federasyonu Aralýk ayýnda bazý eski Sovyet cumhuriyetlerine sattýðý doðal gazýn fiyatýný arttýracaðýný açýkladý. Baþkan Putin bu artýþý ekonomik nedenlere baðlýyor ve Ýngiltere’de doðal gazýn 1000 metreküp fiyatýnýn 1000 dolar olduðunu oysa Rusya’nýn Batý Avrupa ülkelerine bu miktar gazý 250 dolara verdiðini söylüyor[69] ve böylece eski Sovyetler Birliði cumhuriyetlerine yapýlan zammý haklý göstermeye çalýþýyordu. Gerçekten Rusya’nýn de bu ülkelere sattýðý doðal gaz çok ucuzdu. Kendisine baðlý ülkelere ucuza ham madde vermek Sovyetlerin politikasýydý. Rusya Federasyonu da, bu ülkeler üzerinde nüfuz kurmak veya devam ettirmek için ucuz fiyat politikasýndan yararlanmýþtýr. Zam yapýldýktan sonra da bu fiyatlar dünya fiyatlarýna nazaran ucuz olmaya devam etti. Ne var ki, ucuz dahi olsa yeni fiyatlar, eskilerine göre yaklaþýk bir katý artýþ gösteriyordu ve bu haliyle ilgili ülkeler için çok aðýr bir yük oluþturuyordu.

1000 metreküp için 230 dolar istenen Ukrayna ile 110 dolar istenen Gürcistan[70] yeni fiyatlara þiddetle itiraz ettiler ve bu nedenle Rusya ile bu ülkeler arasýnda bir kriz yaþandý; ancak iki ülke de sonunda yeni fiyatlarý kabul etmek zorunda kaldýlar. Rusya bu bölgede tek doðal gaz satýcýsýydý;  þiddetli geçen bir kýþýn ortasýnda gaz alýmýndan vazgeçmek mümkün deðildi.

Rusya Ermenistan’a uyguladýðý fiyatý bir kat arttýrarak 110 dolara çýkardý. Bu yeni fiyat Ermenistan için hem ekonomik hem de siyasi yönden sorun oluþturdu.

Ekonomik yönden, yýlda 120 milyon dolar kadar fazla ödeme yapacak olmasý Ermenistan’ý çok sarsacak ve halen yýlda % 13 gibi çok yüksek olan GSMH artýþýný ekilebilecekti.

Siyasi yönden ise Ermeniler kendilerini ihanete uðramýþ hissettiler. Zira son iki asýrdan beri Ermenilerin ve daha sonralarý da Ermenistan’ýn hâmisi olan ve nedenle de ciddi bir yakýnlýk duyduklarý Rusya, Ermenistan’ý çok zora sokan bir kararý kolayca almýþtý. Rusya’nýn Ermenistan’daki prestiji o derecede yüksekti ki fiyat artýþýndan sonra yapýlan bir halk oyu yoklamasýna cevap verenlerin  % 76’sý Rusya’nýn doðal gaz fiyatlarýný bir misli arttýracaðýna inanmadýklarýný söylediler[71].  Ermenistan’da yaþanan bu büyük bir düþ kýrýklýðý, ölçülü bir dille de olsa, o zamana kadar hiç görülmemiþ bir þekilde basýnda ve televizyonda Rusya’nýn eleþtirilmesine neden oldu. Hemen söyleyelim ki Rusya bu eleþtirilerden az etkilendi. Zira Iran hariç, tüm komþularýyla ciddi sorunlarý olan Ermenistan’ýn, bu sorunlar çözülmediði sürece, Rusya’ya ile yakýn iþbirliðinden vazgeçemeyeceði belliydi.

Ermenistan hükümeti doðal gaz fiyatlarýndaki artýþa karþý iki önlem uygulamaya çalýþtý: Rusya’dan yeni fiyatý gözden geçirmesini istemek ve Ýran’da gaz getirecek boru hattýnýn inþaatýný çabuklaþtýrmak.

Baþkan Koçaryan 16 Aralýk 2005’te, Rusya’nýn Soçi þehrine giderek Baþkan Putin ile bu konuyu görüþtü, ancak bir sonuç alamadý. Bu toplantýdan sonra Putin gazetecilere Rusya’nýn Ermenistan ile olan iliþkilerinin enerji sorunlarýnýn çok ötesine geçerek her alaný kapsadýðýný söylüyor, doðal gaz fiyat artýþlarýný ise ekonomik nedenlere baðlýyordu[72]. Oysa bu artýþlarda ekonomik nedenler kadar siyasi düþüncelerin etkili olduðu çok açýktý; zira Rusya ayný gazý çok farklý fiyatlarla satýyordu. Rusya ile gayet iyi iliþkiler içinde olan ve adeta bu ülkenin bir tür uydusu haline gelmiþ bulunan Beyaz Rusya’ya 46 dolardan gaz satýlmaya devam edilirken Rusya’dan baðýmsýz hareket etmekte direnen Ukrayna’dan 230 dolar isteniyordu.  Azerbaycan ile iyi iliþkiler kurulmasýna özel önem verildiðinden bu ülkeye 61 dolardan gaz veriliyordu[73]. (Büyük gaz yataklarýna sahip olmakla beraber bunlarý henüz tam iþletemeyen Azerbaycan 2000 yýlýndan beri Rusya’dan doðal gaz almaktadýr[74].)

Basýn haberlerine göre Putin Soçi’de kendisiden gaz fiyatýný düþürmesini isteyen Koçaryan’a bunu yapamayacaðýný ancak bir yýl için gaz fiyatý artýþýný karþýlamak üzere Ermenistan’a faizsiz kredi vermeyi teklif etmiþtir[75]. Yaklaþýk bir ay sonra Ermenistan Baþbakaný Markaryan bu konudaki bir soruyu Rusya’dan kredi alýnmayacaðýný, gerekirse bu kredinin Batý ülkelerinden veya uluslar arasý organizasyonlardan alýnacaðý þeklinde yanýtlamýþtýr [76]. Ermeni Baþbakanýnýn geçen yýllarda, Rusya’dan alýnan kredilerin ödenememesinin sonucu olarak, bazý Ermeni sanayi tesislerinin Rusya’ya devredilmiþ olmasýný nedeniyle Rusya’dan tüketim kredisi istemediði anlaþýlmaktadýr. 

Rusya’nýn doðal gaz fiyatlarýnda geri adým atmak istemediði görülünce Ermenistan siyaset adamlarý da devreye girerek ölçülü sözlerle Rusya’yý eleþtirmeye baþladýlar. Meclis Baþkaný Artur Bagdasaryan doðal gaz fiyatlarýnýn yüksekliði karþýsýnda Ermenistan’ýn neden Gümrü’deki Rus üssünden kira talep etmediðini açýklamanýn güç olduðunu söyledi[77].

Dýþiþleri Bakaný Vartan Oskanyan ise, Baþkan Putin’i yalanlarcasýna “Rusya gaz fiyatlarýnýn arttýrýlmasý kararýnýn sadece ekonomik nedenlerle alýndýðýný söylese de bu doðru deðildir” dedikten sonra, bu kararýn þimdiden Ermenistan’da ve bölgede Rusya ve Ermenistan için olumsuz sonuçlarý olduðunu” söyledi[78]. Oskanyan daha sonra Rus gazý fiyat artýþýnýn Ermenistan’ýn ekonomik kalkýnmasýný ciddi þekilde engelleyebileceðini de belirtti[79].  Oskanyan daha sonra, Rusya’ya karþý eleþtirilerin çok artmasý üzerine, Rusya ile stratejik ortaklýðýn gaz fiyatlarýyla belirlenmediðini, bu ortaklýðý temelinde Ermenistan’ýn güvenliði ve fiziksel varlýðýnýn bulunduðunu söyleyerek Rusya ile iliþkilerin önemini vurgulamak durumunda kaldý[80]. Oskanyan Ermenistan’ýn güvenliðinin ve fiziksel varlýðýnýn kim tarafýndan tehdit edildiðini söylememiþ olmakla beraber öncelikle Türkiye’yi sonra da Azerbaycan’ý kastettiði açýktýr.

Rejimin ikinci adamý olarak görülen, gelecek seçimlerde Ermenistan baþkanlýðýna seçileceði ileri sürülen ve Moskova ile yakýn iliþkileri ile tanýnan Serj Sarkisyan ise bu konunun sadece ekonomik olmadýðýný ortada bir güven sorunun da bulunduðunu söyleyerek[81] duyduðu düþ kýrýklýðýný dile getirdi; ancak gaz fiyatlarýndaki artýþýn Ermenistan’daki Rus üssünün sözleþmesini gözden geçirmek için bir neden olamayacaðýný da belirtti[82].

Bu sýrada Rusya’nýn doðal gaz fiyatlarýný sabit tutmasýnýn karþýlýðý olarak Ermenistan’dan bazý taleplerde bulunduðuna dair basýnda haberler çýktý. Buna göre Rusya Hrazdan elektrik santralinin yeni yapýlmakta olan beþinci ünitesini ve esasen %55’ine sahip olduðu doðal gaz daðýtým þebekesinin tamamýný istemiþti[83]. Bir baþka habere göre Rusya Ýran’dan Ermenistan’a gelecek gazýn kullanma hakkýný[84] ve/veya Ýran’dan gaz getirecek boru hattýnýn % 45’ini[85]  talep etmiþti. Bunlara inanmak gerekirse Rusya, doðal gaz fiyat artýþýndan yararlanarak, Ermenistan’ýn mevcut veya inþa edilmekte olan bazý tesislerini ele geçirmek veya idaresine katýlmak politikasý izliyordu. .

Ermenistan Baþbakaný Andranik Markaryan 13 Ocak 2006 tarihinde yaptýðý bir açýklamayla Rusya’dan ithal edilen doðal gaz fiyatlarýnýn 1 Nisan 2006 tarihine kadar deðiþmeyeceðini, ondan sonra 110 dolara çýkacaðýný, bu konudaki anlaþmanýn ayrýntýlarýnýn Baþkan Koçaryan’ýn Moskova’ya yapacaðý ziyaret sýrasýnda belirleneceðini söyledi[86].  Böylece Ermenistan da yeni doðal gaz fiyatýný kabul etmiþ ancak ödemelerini iki buçuk ay kadar geciktirmiþ oldu.

Markaryan, doðal gaz fiyatlarýndaki bu artýþa raðmen elektrik fiyatlarýný arttýrmamak için bir yol bulacaklarýndan emin olduðunu da söyledi. Ancak sonradan basýnda endüstri maddeleri üretiminin maliyetinde en az % 20,  halka verilen elektrik fiyatlarýnda ise en az 5 15 fiyat artýþý olacaðýna dair haberler çýktý [87].

Baþkan Koçaryan Rusya’da Ermenistan Yýlýnýn açýlýþýna katýlmak ve bu fýrsattan yararlanarak doðal gaz konusunu da görüþmek üzere Moskova’ya gitti.  Þarkýcý Charles Aznavour ve besteci Michel Leblanc gibi Ermeni asýllý bazý þahsiyetlerin de katýldýðý görkemli törende Baþkan Putin ve Koçaryan birer konuþma yaptýlar ancak doðal gaz konusuna deðinmediler[88]. Bu arada bir Rus gazetesi[89] Baþkan Koçaryan’ýn, doðal gaz fiyatý ayný kalmak koþuluyla þartýyla, Ýran’dan gelecek gaz boru hattýnýn Ermenistan’daki bölümünün % 45’ini Rusya’ya vermeyi kabul ettiðini yazdý;  ancak bu haber baþkanlýk basýn sözcüsü Viktor Sogomonyan tarafýndan yalanlandý[90]. Sogomonyan  taraflarýn Þubat ayý ortalarýna kadar doðal gaz konusunda  nihai bir anlaþmaya varacaklarýný söylediyse de bu gerçekleþmedi.. Ermenistan’ýn doðal gaz fiyat artýþýný kýsmen olsun telafi edecek bir formül bulunmasýnda ýsrar ettiði anlaþýlmaktadýr.

Rus doðal gaz fiyatlarýnýn artmasý karþýsýnda Ermenistan’ýn baþvurduðu ikinci önlem Ýran’dan gaz getirecek olan boru hattýn inþasýnýn çabuklaþtýrýlmasýna çalýþmak olmuþtur. Ýran’dan doðal gaz alýnabildiði taktirde Rusya’nýn bu alanda sahip olduðu tekel ortadan kalkacak ve Ermenistan doðal gaz fiyatlarýnýn yüzde yüz arttýrýlmasý gibi olup bittilerle karþýlaþýlmayacaktýr.

Ýran’dan Ermenistan’a doðal gaz taþýyacak boru hattýnýn inþaatýna 2004 yýlýným Kasým ayýnda baþlanmýþtýr. 141 kilometre olan bu hattýn 100 kilometresi Ýran’da 41 kilometresi Ermenistan’dadýr[91]. Hattýn 2007 yýlý içinde bitirilmesi gerekiyordu. Rusya’nýn doðal gaz fiyatlarýný arttýrmasý üzerine inþaatýn 2006 yýlý Kasým ayýnda bitirilmesine çalýþýlmaktadýr.

Rusya’nýn Ermenistan’a yaptýðý baský üzerine boru hattýnýn çapý 70 santim olarak saptanmýþtýr. Rusya’nýn bu konuda ýsrarlý olmasý, bu hattan Ermenistan’ýn ihtiyacýndan fazla gaz gelirse bu fazlalýðýn Gürcistan ve Ukrayna üzerinden Avrupa ülkelerine satýlmasý olasýlýðýdýr. Hat halen 70 santim çapýnda inþa edilmekteyse de çapýn kolayca 1,5 metreye çýkarýlabileceði bildirilmektedir[92]. Rusya’nýn bu hattýn Ermenistan’da kalan kýsmýnýn %45’ini istemesinin nedeni bu hattý kontrol etmek, mümkünse bu hattan Avrupa’ya gaz sattýrmamak, mümkün olmadýðý taktirde bu satýþtan bir hisse almak olduðu anlaþýlmaktadýr. 


[1] Turkish Press, 26 Ekim 2005
[2] Armenpress, 25 Ekim 2005
[3] Journal of Turkish Weekly, 28 Ekim 2005
[4] Pan Armenian, 28 Ekim 2005
[5] Azg, 28 Ekim 2005
[6] Azg, 17 Kasým 2005
[7]
www.armenianliberty.org/armeniareport/report/en/2006/01, Nouvelles d’Arménie, 30 Ocak 2006,Pan Armenian, 29 Ocak 2006, Asbarez, 27 Ocak 2006
[8] Baþkan Koçaryan 2001 yýlý Ocak ayý sonunda CNN muhabiri Mehmet Ali Birand’a verdiði bir mülakatta Türkiye soykýrýmýný tanýdýðý ve af dilediði taktirde bundan Ermenistan için, hukuken, Türkiye’den tazminat ve toprak talep etmek sonucunun çýkmayacaðýný söylemiþti. Hükümet üyesi Taþnaklar buna derhal itiraz etmiþ ve Koçaryan’dan açýklama istemiþlerdi. Taþnaklar Koçaryan’la yaptýklarý görüþmeden sonra Koçaryan’ýn, taktik bir hareket olarak, Ermenistan “soykýrýmýn” tanýnmasýný istediði sürece toprak (ve tazminat) istemeyeceðini,  Türkiye “soykýrýmý” tanýdýktan sonra bu taleplerde bulunacaðýný söylediðini basýna sýzdýrmýþlardý. (Bu konunun ayrýntýlarý için bkz. Ermeni Araþtýrmalarý, Sayý 1, Mart-Nisan-Mayýs 2001, s.22-27) Türkiye Ermenistan Barýþma Komisyonuna baþkanlýk eden David Phillips 2005 yýlýnda yayýnladýðý “Unsilensing the Past”  (Geçmiþin Sessizliðini Bozmak) baþlýklý kitabýnda bu komisyonda Ermenilerin niyetleri hakkýnda Türk tarafýnýn endiþelerini gidermek Koçaryan’ýn bu mülakatý verdiðini yazmýþtýr. (s.36)
[9] Ermeni Araþtýrmalarý, Sayý 16-17, s.27
[10] Ermeni Araþtýrmalarý, Sayý 18, s.19-21.
[11] Pan Armenian, 21 Ekim 2005
[12] RFE/RL, 20 Ekim 2005
[13] Armenpress, 17 Þubat 2006
[14] Medimax, 20 Kasým 2005
[15] Regnum, 1 Aralýk 2005.
[16] Eurasian Daily Monitor DC, 14 Aralýk 2005
[17] Trend Information Azerbaijan, 9 Þubat 2006
[18] Ermeni Araþtýrmalarý Sayý 18, s.20
[19] Azertag, 29 Ocak 2006
[20] Noyan Tapan, 9 Ocak 2006 
[21] Armenpress, 11 Ocak 2006
[22] Pan Armenian, 10 Ocak 2006
[23] Armenpress, 11 Ocak 2006 
[24] Pan Armenian, 16 Aralýk 2005
[25] RFE/RL, 16 Aralýk 2005
[26] Noyan Tapan, 16 Aralýk 2005,
[27] RFE/RL Newsline, 19 Aralýk 2005
[28] Dýþiþleri Bakanlýðý Web Sitesi. Açýklamalar, Aralýk 2005
[29] Anar Somuncuoðlu, Litvanya’nýn Türkiye Karþýtý Kararý, Hâkimiyet-i Milliye, 3 Ocak 2006
[30] Pan Armenian, 1 Kasým 2005
[31] Arminfo News Agency, 8 Ekim 2005
[32] Ermeni Araþtýrmalarý Sayý 18, s.36, 37
[33] Bu toplantý için bkz. Gündüz Aktan “Çok Þey Deðiþmiþ”, Radikal, 29 Ekim 2005       
[34] Anadolu Ajansý,7 Þubat 2006
[35] Ermeni Araþtýrmalarý, Sayý 18 s. 30-32
[36] ntv, 13 Kasým 2005
[37] Azad-Hye (Dubai), 23 Ekim 2005
[38] Paris’te yayýnlanan Haraj gazetesine atfen AZG Daily, 28 Ekim 2005
[39] Zaman Online, 9 Þubat 2006
[40] Milliyet, 21 Kasým 2005
[41] Azg, 17 Kasým 2005
[42] Arminfo, 4 Kasým 2005
[43] Pan Armenian, 28 Ekim 2005
[44] Press Release, Ministry of Foreign Affairs of the Republic of Armenia, 28 Aralýk 2005
[45] Le Monde, 26 Kasým 2005
[46] Le Monde, 30 Kasým 2005
[47] Zaman, 12 Aralýk 2005
[48] Zaman, 12 Aralýk 2005
[49] Libération, 13 Aralýk 2005
[50] Zaman, 22 Aralýk 2005
[51] Bu davalar arasýnda Fransa’daki bir Ermeni kuruluþunun Türkiye’nin Paris Baþkonsolosluðu Ýnternet Sitesindeki bazý bilgilerin “soykýrýmýný” inkâr ettiðini ileri sürerek ve 30 Ocak 2001 tarihli kanuna dayanarak bu sitenin kapatýlmasýný istediði dava da bulunmaktadýr (Bu konuda bakýnýz. Ermeni Araþtýrmalarý Sayý 14-15 s.20, 21. )
[52] CDCA (Comité de la Defense de la Cause Arménienne), 21 Aralýk 2005
[53] Nouvelles d’Arménie en ligne, 7 Ocak 2006
[54] Hürriyet, 27 Ocak 2006
[55] Le Monde, 27 Ocak 2006
[56] Le Monde, 31 Ocak 2006
[57] Sovyetlerinden kalma bir deyim olan “rayon,” Türkiye’deki illerden küçük ilçelerden büyük bir idari birimdir.
[58] Armenews, 13 Temmuz 2005, Today (Azerbaycan) 16 Temmuz 2005,
[59] Assa Ýrada, 19 Ocak 2006
[60] Nouvelles d’Arménie, 13 Ocak 2006
[61] Arminfo, 12 Ocak 2005
[62] Asbarez, 25 Ocak 2005
[63] Pan Armenian, 9 Ocak 2006
[64] Agency WPS (Rusya), 27 Ocak 2006)
[65] Regnum (Rusya), 3 Þubat 2006)
[66] REE/RL, 13 Þubat 2006
[67] Agence France Presse, 11 Þubat 2006
[68] Medimax News Agency, 5 Þubat 2006
[69] ITAR-TASS, 16 Aralýk 2005
[70] Regnum, 27 Aralýk 2005
[71] Regnum, 16 Ocak 2006
[72] Pan Armenian, 17 Aralýk 2005.
[73] Regnum, 27 Aralýk 2005
[74] Transitions on Line, 9 Ocak 2006
[75] Kommersant, 12 Ocak 2006
[76]  Pan Armenian, 14 Ocak 2006
[77] Armenpress, 23 Aralýk 2005
[78] Radio Liberty, 26 Aralýk 2005
[79] Arminfo, 29 Aralýk 2005
[80] Noyan Tapan, 16 Ocak 2006
[81] RFE/RL Armenia Report, 24 Ocak 2006
[82] Arminfo, 24 Ocak 2006
[83] Kommersant, 12 Ocak 2006 
[84] RFE/RL Armenia Report, 23 Ocak 2006
[85] RFE/RL, Armenia Report, 24 Ocak 2006
[86] Pan Armenian, 14 Ocak 2006
[87] Nouvelles d’Arménie en ligne, 13 Þubat 2006
[88] RFE/RL Armenia Report, 23 Ocak 2006
[89] Kommersant, 23 Ocak 2006
[90] Panorama.am, 24 Ocak 2006
[91] RIA Novosti, 9 Eylül 2006
[92] Ayný kaynak

 ----------------------
* Avrasya Ýncelemeleri Merkezi Baþkaný - oelutem@avim.org.tr
- ERMENÝ ARAÞTIRMALARI, Sayý 19, Sonbahar 2005
    ï¿½ï¿½eri�e Yorum Yaz    Yazd�r    Tavsiye Et

   «  Geri
Yorumlar

Hen�z Yorum bulunmamaktad�r.


 
 
ERAREN - Ermeni Ara�t�rmalar� Enstit�s�

Bu site en iyi 1024 x 768 �z�n�rl�kte g�r�nt�lenir.