PROF. DR. GUENTER LEWY’YE VERÝLEN “ASAM ÝNSANLIÐA KARÞI ÝÞLENEN SUÇLAR ARAÞTIRMASI YÜKSEK ÖDÜLÜ”
‘Ýnsanlýða Karþý Ýþlenen Suçlar’ kavramý araþtýrýlmasý son derece dikkat ve özen isteyen bir konudur. Ýnsan doðasýnýn yýkýcýlýðýnýn altýnda yatan karmaþýk faktörlerin analizi büyük bir yetkinlik ister. Konunun bu derece hassas oluþu bir taraftan incelenmesini güçleþtirmekte, diðer taraftan da tarihçinin omuzlarýna büyük bir sorumluluk yüklemektedir. Bu zor ve meþakkatli görevi üstlenen az sayýdaki nitelikli araþtýrmacýnýn teþvik edilmesi ve desteklenmesi gerekir. Bu bilinçle hareket eden ASAM, ‘Ýnsanlýða Karþý Ýþlenen Suçlar Araþtýrmasý Yüksek Ödülü’ adý altýnda soykýrým ve insanlýða karþý iþlenen suçlar konusunda yapýlan çalýþmalar için bir ödül ihdas etmiþ ve bu ödül ilk olarak bu konu ile ilgili yaptýðý dikkat çekici çalýþmalar nedeniyle Prof. Dr. Guenter Lewy’ye verilmiþtir.
24 Kasým 2005 tarihinde düzenlenen ödül töreninde ilk olarak Avrasya-Bir Vakfý Baþkaný Þaban Gülbahar bir konuþma yapmýþtýr. Konuþmasýnda tarih yazýmýnýn zor ve tuzaklarla dolu bir süreç olduðunu belirten Gülbahar, bu süreçte ancak cesur ve sorumluluk sahibi yazarlarýn baþarýlý olabileceðini dile getirmiþtir. Bu konuþmanýn ardýndan kendisine tevcih edilen ödülü alan Prof. Guenter Lewy bir konuþma yapmýþ ve konuþmasýnda insanlýða karþý iþlenen suçlar ve soykýrým kavramlarýný irdeledikten sonra bu konularý incelerken yaþadýðý zorluklarý ve bu ödülü almaktan duyduðu memnuniyeti dile getirmiþtir. Ödül törenine Türk Tarih Kurumu Baþkaný Prof. Dr. Yusuf Halaçoðlu, Koç Üniversitesi Öðretim Üyesi Prof. Dr. Norman Stone,ASAM Baþkaný E. Büyükelçi Gündüz Aktan ve Ýnsanlýða Karþý Suçlar Araþtýrma Enstitüsü Baþkaný E. Büyükelçi Ömer Lütem’in de aralarýnda bulunduðu çok sayýda davetli katýlmýþtýr.
Aþaðýda Þaban Gülbahar ve Prof. Dr. Guenter Lewy tarafýndan yapýlan konuþma metinleri yer almaktadýr.
ÞABAN GÜLBAHAR TARAFINDAN YAPILAN KONUÞMA
Sayýn Misafirler,
Hepinize hoþ geldiniz derken sözlerime Atatürk’ün ünlü bir vecizesi ile baþlamak istiyorum:
“Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan, yapana sadýk kalmazsa deðiþmeyen hakikat, insanlýðý þaþýrtacak bir mahiyet alýr.”
Tarih yazýmý cesaret ve sorumluluk isteyen son derece zor bir iþtir. Ýnsanlýk tarihinin karanlýk köþelerinde gezinmek ve gerçekleri gün ýþýðýna çýkarmak ancak usta ve cesur kalemlerin kalkýþabileceði meþakkatli ve tuzaklarla dolu bir süreçtir. Tarih ayný zamanda güç demektir. Tarih yazýmý ise bu gücün nasýl ve ne ölçüde kullanýlabileceðini belirler. Bu noktada da en önemli sorumluluk tarih yazarýndadýr. Güç onun elindedir ve bu gücün nasýl kullanýlacaðýna o karar verir. Ancak þurasý da unutulmamalýdýr ki, tarih çok deðerli bir hazineyi saklayan kilitli bir sandýk gibidir, sýrlarýný herkese açmaz. Bu sandýðýn kilidini açabilecek anahtar ise ‘sorumluluk’tur. Yalnýzca geçmiþe sadýk kalma sorumluluðunu gösterebilenler, tarihin tozlu ve karanlýk koridorlarýnda yürüyebilme ve onun sýrlarýna vakýf olabilme þansýna sahiptirler.
Ýþte Prof. Guenter Lewy bu sorumluluðu hakkýyla yerine getirebilen nadir fikir adamlarýndan biridir. Onun içindir ki, yazdýklarý tüm dünya tarafýndan takdirle karþýlanmakta ve büyük bir ilgiyle okunmaktadýr.
Prof. Guenter Lewy 1923 yýlýnda Almanya’da doðdu. Henüz on yaþýndayken Nazi rejimi iktidara gelmiþ ve büyük bir baský ve þiddet dönemi Almanya’yý kasýp kavurmaya baþlamýþtý.Prof. Lewy, Ýkinci Dünya Savaþý’nýn hemen öncesinde, 1939 yýlýnda, önce Filistin’e oradan da Amerika Birleþik Devletleri’ne göç etmiþ, ancak maalesef akrabalarýnýn bir kýsmýný da Nazi rejiminin gerçekleþtirdiði soykýrýmda kaybetmiþtir.
Üniversite eðitimine Amerika’da City College of New York’da baþlamýþ, daha sonra Columbia Üniversitesi’nden yüksek lisans ve doktora derecelerini almýþtýr. 1953 yýlýnda Columbia Üniversitesinde baþladýðý akademik kariyerini 1964’ten bu yana University of Massachusetts/Amherst’de sürdürmektedir.
Prof Lewy’nin çocukluk ve ilk gençlik döneminde yaþadýðý acý deneyimler akademik hayatýnýn nirengi noktasýný oluþturmasý açýsýndan son derece önemlidir. Ancak eserlerinde göze çarpan hususlarýn baþýnda, ele aldýðý konuyu derin bir incelemeye tabi tutmasý ve geniþ bir felsefi perspektifle yaklaþmasý gelmektedir.
Prof. Lewy’nin irdelediði temel sorunsal insanlarýn neden ve nasýl kine ve nefrete dayalý bir ideoloji oluþturduklarý ve bu süreçte din ve ahlakýn olumlu veya olumsuz bir rolü olup olmadýðýdýr. Ýnsan doðasýnýn yýkýcýlýðýnýn en üst seviyesi olan soykýrým kavramý bu nedenle eserlerinde sýkça incelediði bir konu olmuþtur. Lewy’ye göre nefrete dayalý bir ideoloji oluþturmanýn temelinde ‘ötekileþtirme’ yatmaktadýr. Bir grubun kendi kimliðini tanýmlayabilmek için diðer gruplarý ‘ötekileþtirmesi’ yaygýn bir yöntem olarak pek çok toplumda görülmüþtür ve halen de görülmektedir. Ancak Nazi idaresi altýndaki Almanya’da ötekileþtirme en uç noktaya ulaþmýþ ve ‘öteki’ olarak tanýmlanan grup bin yýllýk bir antisemitizm süreci sonucunda sistematik bir etkinlikle yok edilmiþtir. Prof. Lewy bir taraftan bu sürecin nedenlerini ve sonuçlarýný irdelerken diðer taraftan da din ve ahlak gibi soyutlamalarýn bu yýkýcý ideolojilerin oluþmasýný engellemede nasýl yetersiz kaldýklarýný veya nasýl baskýn grup tarafýndan kullanýldýklarýný incelemektedir.
Prof. Lewy bu geniþ, ancak ayný derecede derin bakýþ açýsý ile farklý konularda nitelikli çalýþmalar yapmýþtýr. Özellikle insanlýða karþý iþlenen suçlarla ilgili yazdýðý eserler, büyük bir dikkat gerektiren son derece karmaþýk bir konunun ne derece ustalýkla incelenebildiðini göstermesi açýsýndan dikkate þayandýr. Prof. Lewy, tabiri caizse, bir cerrah hassasiyeti ile insanlýk tarihinin en büyük yarasý sayýlabilecek insanlýða karþý iþlenen suçlarýn semptomlarýný teþhis etmiþ ve literatüre kazandýrmýþtýr.
Prof. Lewy’nin insanlýða karþý iþlenen suçlarla ilgili eserlerinin en önemlileri arasýnda yer alan ve “The Nazi Persecution of the Gypsies” baþlýðýný taþýyan kitabýnda, Nazi rejiminin Çingenelere karþý uyguladýðý mezalim anlatýlmaktadýr.Eserde, Almanya’da Yahudi toplumu ile karþýlaþtýrýldýðýnda hemen hemen hiçbir ekonomik ve entelektüel güce sahip olmadýklarý halde Çingenelerin Nazi rejimi tarafýndan nefret edilen bir azýnlýða neden ve nasýl dönüþtürüldüðü incelenmektedir. Prof. Lewy derinlemesine araþtýrdýðý bu konuyu öylesine büyük bir dikkatle kurgulamýþtýr ki, Publisher’s Weekly dergisi bu eseri “Fikirleri tartýþmaya açýk olsa da Prof. Lewy davasýný büyük bir dikkatle savunuyor” ifadesiyle övmüþtür. Library Journal Dergisinde ise bu eser “konuyla ilgili temel çalýþma” olarak nitelendirilmiþtir.
“Catholic Church and Nazi Germany” baþlýðýný taþýyan ve Avrupa ile Amerika’da büyük ilgi uyandýran kitabýnda ise Prof. Lewy, Katolik Kilisesinin Nazi soykýrýmýndaki rolünü incelemiþtir. Bu baðlamda eserde, kendisini sevgi dini olarak tanýmlayan veya en azýndan söylemsel olarak öyle olduðu varsayýlan Hýristiyanlýðýn nasýl ‘ötekileþtirme’ ideolojisine destek verdiði açýklanmaktadýr. Kitapta Alman Katolik rahiplerinin Hitler’in ideolojisini ve ‘Ari ýrk’ düþüncesini nasýl destekledikleri çarpýcý alýntýlar ve örneklerle dile getirilmektedir. Bunun içindir ki, Ýkinci Dünya Savaþý’nýn tüm yýkýcýlýðýna þahit olmuþ ünlü Amerikalý gazeteci William L. Shirer,Lewy’nin bu eserinin konusunun “büyük bir açýklýk ve cesaretle incelenmiþ” olduðunu söylemiþtir.
Prof. Lewy’nin bu ayýn sonunda yayýmlanacak olan son kitabý ise “Osmanlý Türkiye’sinde Ermeni Katliamlarý: Tartýþmalý Bir Soykýrým” baþlýðýný taþýmaktadýr. Bu eser aslýnda Prof. Lewy’nin hayatýný adadýðý soykýrým kavramýnýn siyasallaþtýrýlmasýna, dolayýsýyla da içinin boþaltýlmasýna entelektüel bir baþkaldýrýyý simgelemektedir.
Ýnsanlýða karþý iþlenen suçlar, az önce de belirttiðimiz gibi, incelenmesi büyük bir dikkat ve cesaret isteyen bir konudur. Bu konuda yapýlan az sayýdaki nitelikli araþtýrmalar ve çalýþmalar teþvik edilmeli ve desteklenmelidir. Ýþte bu amaçla bu akþam burada Prof. Guenter Lewy’ye ASAM’ýn “Ýnsanlýða Karþý Ýþlenen Suçlar Araþtýrmasý Yüksek Ödülü” verilmesi münasebetiyle toplanmýþ bulunuyoruz. Sayýn Lewy’nin bu mütevazý ödülü kabul buyuracaðýný umuyorum.
Teþekkür ederim.
GUENTER LEWY TARAFINDAN YAPILAN KONUÞMA
Bana bu ödülü tevcih ettiðiniz için büyük bir onur duydum. Genellikle akademisyenler, kitaplarý dost uzmanlar tarafýndan fark edilip deðerlendirildiðinde kendilerini mutlu addederler. Dünyanýn diðer tarafýndan büyük bir okuyucu kitlesine ulaþmak ise gerçekten çok mutluluk verici bir olaydýr. Açýktýr ki, küreselleþme kavramý artýk yalnýzca ekonomik bir fenomen deðil; ayný zamanda ulusal ve dini sýnýrlarýn ötesinde insani çalýþmalarýn birliðini de içeriyor.
Bu ödülün tevcihine vesile olan kitaplarýmýn nasýl kaleme alýndýðý konusu hakkýnda da bir kaç kelimeyle söz etmek istiyorum. Doðum yerim olan Almanya’yý, 1939 yýlýnda, 15 yaþýnda bir çocuk iken Hitler’in Yahudi Meselesine Nihai Çözüm’ünde bir istatistik olmamak için terk ettim. Nazi tiranlýðý altýnda bir Yahudi olarak büyümem, muhtemeldir ki, mezalim ve soykýrým gibi sorunlar üzerindeki ömrüm boyunca devam eden ilgimi açýklar. Ayrýca, yüzeysel olarak bakýldýðýnda basit ve karmaþadan uzak görünen, ancak gerçekte son derece karmaþýk olduðundan þüphelendiðim tarihsel olaylar daima dikkatimi çekmiþtir. Bu durum, bazý vakalarda hiç beklemediðim sonuçlara ulaþmamý saðlamýþtýr.
Doktora tezimi, tiranlýða karþý direnme hakkýný – hatta bazý uç durumlarda tiranýn öldürülebileceðini – savunan 16. yüzyýlda yaþamýþ bir Ýspanyol Cizvit Papazý, Juan de Mariana, üzerine yazdým. Totaliter Nazi rejimini, baskýnýn uç noktalarda uygulandýðý bir rejim olarak mütalaa ettim ve bu nedenle Katolik Kilisesi’nin bu rejime nasýl tepki verdiði üzerinde durmaya karar verdim. 1945 yýlýnda Bavyeralý rahiplere yazdýðý bir mektupta Papa XII. Pius Almanya’yý yöneten ‘þeytani’ güçlere karþý savaþtýklarý için milyonlarca Katolik’e þükranlarýný sunuyordu. Ancak bu konuyu daha derinlemesine araþtýrdýðýmda Kilisenin Nazi rejimine direnenlerin cesaretini kýrmakla kalmadýðýný, ayný zamanda da onlarý kýnadýðýný öðrendim. Bu rejime karþý savaþan çok az sayýda Katolik de sadece devlete deðil kilisenin otoritesine de isyan ediyordu. Kilise o dönemde son derece yaygýn olan milliyetçi söylemi paylaþýyordu ve Hitler’e karþý direniþi engelleyen otoriteye aþýrý saygý hissiyatýndan da nasibini almýþtý. Kilisenin özenle sýnýrladýðý rejime karþý muhalefet, insanlýk için özgürlük ve adalet inancýndan deðil onun okullarýný, gazetelerini ve manevi misyonunu korumak gibi kurumsal çýkarlarý hakkýnda duyduðu endiþeyle þekillenmiþti.
Birkaç yýl önce, soykýrým ile ilgili mukayeseli bir çalýþma yapmaya karar verdim. Bu projeden vazgeçmemin en önemli nedenlerinden biri çalýþmaya karar verdiðim tüm tarihsel dönemlerin var olan literatür tarafýndan yetersiz bir þekilde incelenmiþ ve anlaþýlmýþ olduðu kanýsýna varmam oldu. Bu da beni arþivlerde orijinal belgeler üzerinde çalýþmaya yöneltti. Bu zaman alýyordu ve zaman, özellikle benim yaþýmdaki insanlar için, sýnýrlý sayýda arz edilmiþ bir üründü. Örneðin Nazi rejiminin Çingenelere uyguladýðý muamele hakkýndaki yaygýn görüþ, bu talihsiz azýnlýðýn Yahudiler gibi faaliyetleri veya inançlarý nedeniyle deðil ýrksal olarak tanýmlanmýþ bir grup olduklarý için katledildiklerini iddia ediyordu. Kýsa sürede bu görüþün yanlýþ olduðunu keþfettim. Çingeneler Hindistan’dan geldikleri ve köken olarak “Aryan” kabul edildikleri için Himmler “saf Çingene” olarak tabir edilen Çingeneleri tehcirin dýþýnda tutmuþtu. Sosyal düzenleme kriterleri de bu seçme sürecinde önemli bir rol oynamýþtý. Yahudilerden farklý olarak Çingeneler var olduklarý için yok edilmek üzere seçilmemiþlerdi.
Osmanlý Ermenilerinin Birinci Dünya Savaþý sýrasýndaki talihsiz kaderlerinin de bir yanlýþ nitelendirme ve yanlýþ anlaþýlma olduðunu öðrenmek bu dinleyiciyi þaþýrtmayacaktýr. Bununla beraber muhtemelen tam anlamýyla bilinmeyen ancak herkes tarafýndan kabul edilen benim ulaþtýðým sonuç þudur ki, bu uzun süreli tartýþma sýrasýnda iki taraf da karmaþýk bir tarihsel gerçeði basitleþtirilmiþ ve çarpýtmýþtýr. Her iki taraf da zaman zaman kendi tezlerini savunmak ve bu konuda yapýlan tartýþmalarý susturmak için aðýr taktikler kullanmýþlardýr. Her iki kampta yer alan tarihçiler kasten yapýlan yanlýþ çeviriler, konu dýþý bazý önemli belgelere atýf veya bazý tarihsel vakýanýn görmezden gelinmesi gibi bilimselliði sorgulanýr bazý ikna taktiklerine baþvurmuþlardýr.
Son birkaç yýl boyunca bu durumda bazý deðiþiklikler göze çarpmaktadýr. Türk tarih bilimi bir tür milliyetçilik sonrasý dönemin iþaretlerini vermektedir. Diðer taraftan Ermeni tarafý da propagandacý retorikten baðýmsýz araþtýrmalara giriþmektedir. Umulmaktadýr ki, kýsa zaman içinde 1915–1916 yýllarýnýn trajik olaylarýný, diðer birçok tarihi konu için çoktan kabul edilmiþ partizan olmayan bir tavýrla tartýþmak mümkün olacaktýr.
Amerikan entelektüel hayatý da baskýcý düzenlemelerden muaf deðildir. Vietnam Savaþý sýrasýnda akademik yaþamýn siyasallaþtýrýlmasýna tanýklýk ettik ve yakýn geçmiþte de siyasal doðruluk talepleri ile karþýlaþtýk. Ermeniler hakkýnda yazdýðým bu kitabý yayýmlayacak bir yayýnevi bulmakta yaþadýðým zorluk buna örnek gösterilebilir. Doðru ilim, ucu açýk ve dýþ baskýlardan baðýmsýz olmalýdýr. Tarihsel doðrular yasama organlarýnýn veya diðer devlet kurumlarýnýn oylarý ile deðil tarihçilerin akil uzlaþýsý ile belirlenebilir. Ancak akademisyenler eserlerini duyuramadýkça özgür araþtýrma kanunlarýna kendilerini adamalarý bir sonuç getirmez. Ödülünüzde var olan ruh bu hayati ilkenin korunmasýna yardýmcý olacaktýr.