NEW YORK TIMES GAZETESİNİN 28 EKİM 1916 TARİHLİ NÜSHASINDA YAYINLANAN, OSMANLI HARİCİYE NAZIRI HALİL (MENTEŞE) BEYİN MÜLAKATI İÇİNDE BULUNDUKLARI DURUMDAN ERMENİLERİ SORUMLU TUTMAKTADIR
Osmanlı Hariciye Nazırı Halil Bey, onlara isyan etmemeleri hususunda zamanında uyarılarda bulundu. Türkiye’nin kaybından dolayı pişmanlık duymaktadır.
Jön Türklerin Ermenilere karşı her zaman dostane bir tutum sergilediğine dair ısrar etmektedir.
Almanların zafer kazanacağını öngörmektedir.[1]
VİYANA. Çarşamba, 25 Ekim (Berlin’den Londra’ya 27 Ekim)- Osmanlı Hariciye Nazırı, Halil Bey, Türkiye’nin ekonomik, mali ve askeri durumunun son derece tatmin edici bir düzeyde olduğunu ve Merkezi Kuvvetlerle güçlü dostluk bağları bulunduğunu bugün burada “The Associated Press”temsilcisinin kendisiyle yaptığı röportajda söylemiştir.
Nazır, içinde bulundukları durumdan sadece Ermenilerin kendilerinin sorumlu olduklarını söylemiştir. Ermenilerin, Türklerin savaşı kaybedecekleri ortaya çıkmadan önce, İtilaf devletleriyle birlikte hareket etmeleri halinde, Hükümetin en sert tedbirleri alacağı hususunda Ermeni liderlerinin daha savaşın başında uyarıldıklarını söylemiştir. Ancak, buna rağmen Ermeniler, Ruslar Anadolu’yu işgal ettiklerinde ayaklandılar ve Türkler zecri tedbirler almaya mecbur kaldılar.
Nazır, Alman planı uyarınca Osmanlı İmparatorluğu’nda, birçok uzmanın çalıştığı bir gıda komitesinin kurulmasının, büyük nüfus merkezlerinin ve özellikle İstanbul’un beslenme sorununa çözüm getirdiğini açıkladı. Diğer yandan, İstanbul’da beslenme sorununun hafifletilmesi, kentin yakınında konuşlanmış bulunan ve daha önce Gelibolu yarımadasında beslenmeleri gereken askeri birliklerin, gıda kaynaklarına daha yakın olan diğer savaş alanlarına dağıtılmasıyla da mümkün olmuştu. Dolayısıyla, gıda sorunun çözüme kavuşturulmuş olması imkan dahilindeydi ve bunun yanında önceki yılın hasatı çok verimliydi.
Nazır, mali bakımdan, Türkiye’nin,savaşan kuvvetler arasında en güçlü ülkelerden biri olduğunu söyledi.
“Bu açıdan hükümetimizin durumu hiçbir zaman tam olarak anlaşılmamıştır” diyerek sözlerine devam etti. “Jön Türklerin, Ermenileri Türk İmparatorluğu için her zaman değerli varlıklar olarak gördüklerini dile getirmek istiyorum. Gerçek şu ki onlara ihtiyacımız vardı. Ülkenin ticareti büyük ölçüde onların elindeydi ve çiftçi olarak Ermeniler son derece değerlidir. Ancak, onlara köle gözüyle bakmadık. Biz onlarla yönetimi paylaşmak istedik ve bunu yaptık. Nitekim, bunu, savaş çıkmadan önce Osmanlı Mebusan Meclis’inde çok sayıda Ermeni mebusan ve Ayan Meclis’inde birçok Ermeni Ayan üyesinin ve bir de hükümette Ermeni nazırın bulunması ortaya koymaktadır. Hemen hemen tüm nazır vekilleri Ermeniydi ve kabiliyetlerini bildiğimizden onlara siyasi hakları olan nüfuslarıyla orantılı kadrolar vermeye hazırdık.
İhtilalden sonra kısa bir süre için her şey daha iyiye gitti ve Jön Türkler ülkenin gelişmesini baltalamış ve Türkiye’nin eski yönetimini sıkıntıya sokmuş olan soruna nihayet bir çözüm bulduklarına ümit ediyorlardı. Ancak, Balkan savaşı, Ermenilerin ayrılıkçı ideolojilerine yeniden sarılmalarına neden olmuştur. Komiteler, Ermenilere özerk bir hükümet sağlamak amacıyla bir örgüt kurdular.
Ermeniler Uyarıldı
“Bir halka kendi kendine yönetme hakkını tanımayacak son kişilerden biri olduğumu inanıyorum, ancak Ermenilerin durumunda bunun yapılması gerekmektedir. Anadolu ve Güney Rusya’ya yayılmış olan Ermeniler, sadece Ermenilerle meskûn oldukları belirlenmiş mahallerde çoğunluk oluşturmaktadırlar. Bu nedenle, Ermenilerin otonomi kazanması diğer Osmanlı ırkların bağımsızlıklarını kaybetmelerine yol açacaktır. Bu şartlar altında, Jön Türkler bile Ermeni tasarılarına muhalif çıktılar, ancak Ermenilere adalete uygun olacak şekilde yönetimde daha fazla bir söz hakkı vermek istediler ve bu da yapıldı. Bize en sert şekilde eleştirenler dahi bu durumu inkâr edemez.
“Savaş çıktığında Ermenilerin tam olarak ne yaptıklarını biliyorduk. Ülkenin sınırları içerisine, daha fazla bomba, tüfek, cephane ve para aktarıldı ve örgütleri daha da muntazam bir hale getirildi. O sıralarda Mebuslar Meclisi’nin Başkanıydım ve Ermeni mebuslarla dostluk ilişkilerim vardı, nitekim her zaman olarak da o ırkın dostu oldum. Dolayısıyla Ermeni Temsilcileri bir araya getirdim ve onlara ne yapmak istediklerini sordum. Konuşmanın sonunda, onların tasavvurlarının tamamen ayrılıkçı bir nitelikte olmadığı sürece, bunu anlayışla karşılayabileceğimi söyledim.
“Beyler” dedim , “içinde bulunduğunuz durumu tamamen anlıyorum ve sizin de bizim durumumuzu anladığınızı ümit ediyorum.Kaybetme ihtimalimizin bulunduğu bir savaşa giriştik. Bu da sizin İtilaf devletleriyle düzenlemeler yapmanız için bir fırsat doğuracaktır. Ancak,savaşın kaybedileceği ortaya çıkmadan önce, Türklere karşı hareket etmeniz halinde, Osmanlı Hükümetinin en sert tedbirleri alacağını göz önünde bulundurun. İtilaf devletlerinin karşısına temiz ellerle çıkabilecek şekilde planlarınızı yapın. Bu da hukukun talep ettiği sınırları aşmayacak düzeyde bize destek vermekle mümkündür. İtilaf devlet adamlarının bu yöndeki tutumunuzun doğruluğunu göreceğini ve otonomiye olan talebinizi tanıyacaklarını inanıyorum. Bunu takiben işi bıraktığınız yerden devam edebilirsiniz ki bu konuda size başarı dileklerimi sunuyorum. Ancak hala ayakta olduğumuzu ve sizin tarafınızca yapılmış en ufak yanlış bütün Ermenilere sıkıntı çektirecektir. Sessiz durun ve bu sorunu halletmemizi izin verin. Savaşı kaybettiğimizden emin olduğunuzda İtilaf devletlerine yönelip elde edebileceğiniz her şeyi alın.
Bunu müteakip, Halil Bey, Ermeniler için böyle bir fırsatın çıkabileceğini fark ederek, Osmanlı Hükümeti mensuplarının bu konuda mutabık olduklarını söylemiştir. Halil Bey, Jön Türklerin lideri olan Enver Paşa’nın bir gün Ermeni patriğini çağırıp aynı şeyi söylediğini ancak buna rağmen Ruslar Anadolu’yu işgal ettiklerinde Ermenilerin ayaklandığını ve Türk Hükümetinin Ermeni liderlerine daha evvelden belirtilmiş olan tedbirleri aldığını dile getirdi.
Ermeni örgütünün muntazam olmasından dolayı, ancak ayaklanmanın ilk belirtisi ortaya çıktığı anda tek bir hamle ile alınan bir önlemin bu durumu çözebileceğinden, Osmanlı Harciye Nazırı, örgütün, Ermenilere karşı alınan tedbirleri tek bir bölgeye sınırlamalarını imkânsız hale getirdiğini söylemiştir.Halil Bey sözlerine şöyle devam etmiştir:
“Ermenilerin tehciri Osmanlı İmparatorluğunu büyük bir kayıba uğratmıştır. Ermeniler yetenekli ve çalışkandır ve bu sebepten ötürü iktisadi manada değerlidir, ancak ne yapılabilirdi ki? Savaşıyor olmamızdan dolayı, güvenimize ihanet edip sarsılmış olan mevkiimizi güvence altına almak için her türlü yönteme baş vurmaya mecburduk.
Askerler iyi savaşmaktadır
Askeri durumu anlatan Halil Bey, “askerlerimiz her yerde iyi savaşmaktadır ve Dobrudja’da kendilerini kanıtlamışlardır ki bu durum Türkiye’nin İtilaf devletleriyle ayrı bir barış düzlenmesine gideceği yöndeki yapılmış ve halen yapılmakta olan beyanlara verilebilecek en iyi yanıttır. Biz Merkezi Kuvvetlerle yaşayacak veya öleceğiz ve şimdilik askerlerimizin başarısız olacağına dair herhangi bir belirti mevcut değildir- İttifakımızın başında Almanya’nın bulunduğu sürece bu durum geçerlidir.
“Kazanma ruhunu, teşkilatlandırma alanındaki muazzam kabiliyetleriyle bütünleştirmekte olduklarından, bu savaşta Almanları yenmek mümkün değildir. Almanya’nın kazanma isteği ve teşkilatlanmaları Türkiye için başarı ve zaferin garantisidir. Böyle bir ruh haline bürünmüş 70.000.000 kişilik bir halk yenilemez. Tarih boyunca hiçbir halk bu özellikleri bu şekilde bütünleştirememiştir, bu sebepten dolayı biz Türkler savaşın ülkemiz açısından olumlu bir şekilde sonuçlanacağına emin gözlerle bakmaktayız.
“Almanya’ya kısa süre önce yaptığım bir ziyarette bu hususa kendimi ikna ettim. Savaşın etkileri her ne kadar hissediliyorsa da yarattığı sonuçlar gayet organize ve sistematik bir şekilde ele alınıyor. Cephe gerisinde siyasal yaşamdaki yaraları iyileştirdiği kadar, cephede de korkunç bir savaş makinesi yaratan bu organizasyon insanı şaşırtıyor. Adeta büyüleyici bir katiyetle hedefine en kısa yoldan sessizce ulaşan bu örgüt insanı olağanüstü bir şekilde etkilemektedir. Böyle bir organizasyonun arkasında beyinden daha fazla bir şey olmalı; temelinde halkın iradesi bulunmalı; aynı zamanda hareket gücü olarak çok kuvvetli bir vatanseverliğe sahip olmalı. Almanların, savaşın ortaya çıkardığı tüm sorunlara başarılı bir şekilde karşılık verme kabiliyetlerinin izahı ancak bu şekilde yapılabilir.
Türkiye’deki teşkilatlanma üzerine konuşan Halil Bey, Almanların gerekli olduğu yerlerde yapmış oldukları yardımlarla sürekli olarak geliştiğini söylemiştir.
“Bizim de çok iyi bir teşkilatçımız var” diyerek söyle devam etmiştir: “ Türk Harbiye Nazırı Enver Paşa’dan söz ediyorum. Yorulmak bilmeyen bir insan olmasına ilaveten savaşta sadece sistemli çabalara önem vermekle kalmamış fakat aynı zamanda savaş boyunca bunu takdir ve teşvik etmiştir. Bu bakımdan Enver Paşa bugün Türkiye’nin en büyük adamıdır ki bu onun hak ettiği bir üstünlüktür.
Uluslararası ilişkiler üzerine konuşurken Halil Bey kapitülasyonlar meselesine değinmiştir.
“Osmanlı İmparatorluğu’nun bu engellerin kaldırılması, savaşın en olumlu sonuçlarından bir tanesi olmuştur” dedi. “Yabancılara verilen garantiler ve onlara sağlanan çıkarlara son verilmiş olmakla beraber, bundan kimse zarar görmedi. Türkiye’nin, yabancılara sağlanan bu özel imtiyazlarının hem gerekli hem de Türkler açısından adil olmadığını göstermek için bir fırsata ihtiyaç duyulmaktaydı. Kapitülasyonların kaldırılmış olmasına rağmen kimse bundan dolayı hasar görmemiştir. Bu durum, İmparatorlukla ilişki kurulmasına izin verdiğimiz ve özgürlüklerine, savaşan diğer bütün uluslardan daha fazla saygı gösterdiğimiz İngiliz, Fransız, İtalyan, Rus ve diğer savaşan tebaalar için bile geçerlidir. Genel kanatın aksine biz barbar bir ulus değiliz.”
Romanya kapana düşürüldü
Romanya’nın savaşa girmesiyle ilgili olarak Osmanlı Harciye Nazırı şunu söylemiştir: “Bu ülkenin hareket tarzı esas olarak, İtilaf devletleriyle Romanya’nın, Merkezi Kuvvetlerin ne denli zayıfladığını ortaya koymuş olmasından dolayı dikkatimi çekmiştir. Hiç şüphesiz Bükreş’te bulunanlar Merkezi Kuvvetlerin Romanya’ya karşı koyamayacak duruma geldiğini düşündüler, yoksa Romanya böylesine akılsız bir davranışta bulunmazdı. Eğer Bratiano (Romanya’nın Başbakanı), Macaristan’ın önemli bir kısmını ele geçirmeyi düşünmek yerine, bir an için ülkesinin Merkezi Kuvvetler tarafından işgal edileceğini düşünseydi, Romanya bizimle halen barış içinde yaşıyor olacaktı. Ancak, hepsi Merkezi Kuvvetlerin yıkılma noktasına geldiğini düşünmekteydi. Ancak, tam aksine, Romanya’nın karşısına yeni durumla tam anlamıyla başa çıkabilecek bir ordu çıkardılar.
“Batı ve Doğu cephelerinde, büyük taarruzlara geçilmesine ve yeni bir düşmana karşı büyük kuvvetler gönderilmesine rağmen, Merkezi Kuvvetlerin askeri bakımdan halen kuvvetli ve yetenekli olduğunu göstermesi açısından Romanya’nın tecrübesi, dünya için özel bir önem ve değer taşımaktadır. İnsanlığın çıkarlarını gerçekten kalbinde taşıyan bir kişi, Romanya’nın durumunun, her gün Merkezi Kuvvetlerin kaderini tayin edecek yeni planlar yapan bazı İtilaf yöneticileri üzerinde uyarıcı bir etki yapacağını ümit eder.
“Türkiye’de bulunan bizlerin, ulusal bütünlüğümüzü savunma konusundaki kararlılığımız Merkezi Hükümetler tarafından da paylaşılmaktadır. Son yıllarda topraklarımızın önemli bir kısmından mahrum bırakılmış olmamıza rağmen, herkesin rahatça yaşayabileceği zengin bir ülkenin temellerini atmak için İmparatorluktan yeterli düzeyde verimli toprak geriye kalmıştır. Partimiz olan İttihat ve Terakki’nin programı da budur.
[1] ASAM İnsanlığa Karşı Suçlar Araştırma Enstitüsü Uzmanı Sevin Elekdağ tarafından çevrilmiştir.
---------------------- - ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 19, Sonbahar 2005