Özet: Bu makalede 15 Þubat – 15 Haziran 2006 tarihleri arasýnda Türkiye ile Ermenistan arasýndaki ikili iliþkiler ile Ermeni soykýrýmý iddialarý hakkýnda Arjantin, Kanada, Fransa, Belçika, Hollanda, Bulgaristan, Amerika Birleþik Devletleri, Çekoslovakya ve Polonya’daki bazý geliþmeler ele alýnacaktýr. Üçüncü bahis olarak da Ermeni sorunu baðlamýnda Amerika Birleþik Devletlerinde bazý ifade özgürlüðünün ihlâli giriþimlerinden bahsedilecektir.
Anahtar Kelimeler: Türkiye Ermenistan, Arjantin, Kanada, Fransa, Belçika, Hollanda, Bulgaristan, Amerika Birleþik Devletleri, Çekoslovakya, Polonya, Recep Tayyip Erdoðan, Abdullah Gül, Robert Koçaryan Vartan Oskanyan, Baþkan George W. Bush, Baþkan Chirac, François Hollande, Douste-Blazy ve Soykýrým
Abstract: This article will assess the bilateral relations between Turkey and Armenia encompassing the period from 15 Febuary to June 2006. Furthermore, some developments pertaining to Armenian genocide allegations which took place in Argentina, Canada, France, Belgium, the Netherlands, Bulgaria, the United States, the Czech Republic and Poland will be examined. Thirdly, certain attempted infringements on the freedom of expression in the United States regarding the Armenian Question will be discussed.
Key Words: Turkey, Armenia, Argentina, Canada, France, Belgium, the Netherlands, Bulgaria, the United States of America, the Czech Republic, Poland, Recep Tayip Erdogan, Abdullah Gul, Robert Kocharian, Vartan Oskanian, President Geoerge W. Bush, President Chirac, Francois Hollande, Douste-Blazy, Genocide.
I. TÜRKÝYE-ERMENÝSTAN ÝKÝLÝ ÝLÝÞKÝLERÝ
Ýncelediðimiz dört aylýk dönem (15 Þubat- 15 Haziran 2006) içinde iki ülkenin dýþiþleri bakanlarý arasýnda bir toplantý yapýlmamýþtýr. Ýki bakan son olarak 2004 yýlý Eylül ayýnda New York’ta bir araya gelmiþ olduklarýna göre Haziran 2006 sonu itibariyle 22 aydýr temas etmemiþlerdir. Bir önceki sayýmýzda da deðinmiþ olduðumuz gibi[1] Ermeniler, bu tür toplantýlarýn Türkiye ile Ermenistan’ýn müzakere ettiðine dünyayý inandýrmayý amaçladýðýný, bu toplantýlardan bir sonuç alýnmadýðýný, Türkiye’nin Azerbaycan’ýn çýkarlarýyla baðlý olduðunu ileri sürerek, iki ülke dýþiþleri bakanlarýnýn görüþmesinden kaçýnmaktadýrlar. Ancak aslýnda, Türkiye’den talep ettikleri sýnýrlarýn açýlmasý ve diplomatik iliþkiler kurulmasý gibi hususlarýn AB tarafýndan da istendiði, o nedenle AB müzakere süreci içinde Türkiye’nin nasýlsa bunlarý yerine getireceðini düþündükleri anlaþýlmaktadýr. Nitekim Ermenistan Dýþiþleri Bakaný Oskanyan bu konularda AB’nin Türkiye’ye baský yapmasýný beklediklerini açýkça söylemektedir. Bu hususu Nisan ayý baþlarýnda Vaþington’da yaptýðý bir basýn toplantýsýnda da tekrarlamýþtýr[2].
Resmi temaslarda bu durgunluða mukabil iki ülke dýþiþleri bakanlýðý temsilcilerinin zaman zaman bir araya geldikleri bazý haberlerden anlaþýlmaktadýr[3]. Bu temaslarý Ermenistan Dýþiþleri Bakaný Oskanyan da ayrýntýya girmeden teyit etmiþtir[4] . Türkiye Dýþiþleri Bakanlýðý Sözcüsü Namýk Tan haftalýk basýn toplantýsýnda, bir soru üzerine, Koçaryan’ýn Baþbakan gönderdiði cevabi mektuptan sonra[5], ikili iliþkiler bakýmýndan üzerinde ilerlenebilecek ortak bir zemin bulunup bulunmadýðýný araþtýrmak için iki ülke Dýþiþleri Müsteþar Yardýmcýlarý düzeyinde bir görüþme süreci baþlatýldýðýný ve þimdiye kadar üç tur görüþme gerçekleþtirildiðini, bir sonraki görüþme için hazýrlýklarýn sürdüðünü söylemiþ ve Türkiye’nin Ermenistan ile iliþkilerini normalleþtirmek yönündeki çabalarýný sürdürmeye niyetli olunduðunu belirtmiþtir. Tan, bu çabalardan sonuç alýnmasýnýn Ermenistan’ýn mevcut ikili ve bölgesel sorunlarýn aþýlmasýnda daha esnek ve yapýcý bir yaklaþým benimsemesine ve uluslararasý hukuka uygun þekilde hareket etmesine baðlý olacaðýný da vurgulamýþtýr[6]. Þimdiye kadar yapýlan toplantýlarda baþlýca anlaþmazlýðýn “soykýrým” sorunundan çýktýðý, Ermeni tarafýnýn bu sorunu resmi makamlar tarafýndan deðil, konferanslarda tarihçiler arasýnda görüþülmesini istediði Türkiye’nin de bunu kabul etmediði basýn haberlerinden anlaþýlmaktadýr[7].
Türkiye Dýþiþleri Bakanlýðý Sözcüsünün ifadelerine tepki gösteren Ermenistan Dýþiþleri Bakan Yardýmcýsý Gegam Garipcanyan, þu anda bu konularla uðraþmadýklarýný, geçen yýl taraflar arasýnda toplantýlar yapýldýðýný bu yýl toplantý olmadýðýný, kendi tutumlarýnýn herkes tarafýndan bilindiðini bunlarýn da sýnýrýn herhangi bir koþula baðlanmadan açýlmasý, diplomatik iliþkiler kurulmasý ve Ermeni “soykýrýmýn”ýn tanýnmasý olduðunu söylemiþtir.
Ermenilerin Avrupa Birliðinde olabilecek çýkarlarýný korumak görevini üstlenmiþ bir Taþnak kuruluþu olan Avrupa Ermeni Federasyonu Baþkaný Bayan Hilda Çobanyan verdiði bir beyanatta bu tür temaslarýn hiçbir somut ilerleme saðlamadýðýný, zira Türkiye’nin komþusuyla olan iliþkilerini iyileþtirmek için hiçbir ciddi çaba içinde olmadýðýný, Türkiye’nin uyguladýðý abluka ile Ermenistan’ý boðduðunu, uluslararasý alanda izole etmeye çalýþtýðýný ve “soykýrýmýn” inkârý konusunda saldýrgan giriþimlerde bulunduðunu (Fransýz kanun tasarýsýna karþý Türk giriþimleri kastedilmektedir), Türkiye’nin küçük Ermenistan Cumhuriyetini rehin durumunu sokmak istediðini bildirmiþ ve bu tür davranýþlara müsamaha gösterilmemesi için Avrupa Birliði makamlarýna çaðrýda bulunmuþtur. Bayan Çobanyan ayrýca Türkiye Avrupalý olmak istiyorsa Ermeni soykýrýmýnda devletin sorumluluðunu tanýmasý ve Ermenistan’a uyguladýðý ablukayý kaldýrmasý gerektiðini söylemiþtir[8].
Dýþiþleri Bakaný Oskanyan da bu konuda devreye girerek toplantýlarýn gizli olmadýðýný[9], bunlarýn Baþbakan Erdoðan’ýn Baþkan Koçaryan’a mektup göndermesinden sonra baþlamadýðýný, eskiden beri toplantýlar yapýldýðýný[10] söyleyerek bu son temaslarýn önemli olmadýðý izlenimini yaratmaya çalýþmýþtýr. Oskanyan’ý bu þekilde davranmaya iten neden, Türkiye’ye karþý sert ve tavizden uzak bir politika izlendiði kanýsýný vermiþ olan Ermeni hükümetinin Türkiye ile kamu oyundan gizlenen müzakereler yürütmesinin bir çeliþki teþkil etmesidir.
Diðer yandan gerek Dýþiþleri Bakaný ve Yardýmcýsýnýn gerek Diasporayý temsil eden Bayan Hilda Çobanyan’ýn iki ülke arasýnda görüþmeler yapýlmýþ olduðunun açýklanmasýna gösterdikleri tepkilerin diðer bir nedeni de Avrupa Birliði organlarýnýn iki ülke arasýnda görüþmeler yapýlmasýný olumlu bir geliþme olarak kabul ederek sýnýrlarýn açýlmasý ile “soykýrýmýn” tanýnmasý konularýnda Türkiye’ye yapýlmakta olan baskýlarý durdurmasý veya kaldýrmasý, hiç olmazsa hafifletmesi olasýlýðýnýn yarattýðý korkudur.
Ýncelediðimiz dönem içinde iki ülke ilgilileri mevcut sorunlar hakkýndaki bazý beyanlarda bulunmuþlardýr.
Türkiye Dýþiþleri Bakaný Abdullah Gül daha ziyade soykýrým iddialarý üzerinde durmuþtur. Gül, Ýspanyol El Pais gazetesine verdiði bir demeçte[11] soykýrým iddialarý konusunda Türkiye’nin tutumunu bir kez da açýklamýþtýr. Dýþiþleri Bakaný Türkiye’de “Ermeni soykýrýmý” deyimini kullanmanýn suç olmadýðýný, ancak bunun yalan olduðunu, böyle bir soykýrým bulunmadýðýný, bunun bir propaganda olduðunu ifadeden sonra Birinci Dünya Savaþý sýrasýnda Ermenilerin isyan ettiðini ve hükümetin önlemler almak durumunda kaldýðýný, kayýplardan üzüntü duyulduðunu, yüz yýla yakýn bir zaman sonra soykýrýmdan bahsetmenin doðru olmadýðýný ancak geçmiþ olaylarýn incelenebileceðini ve Türk arþivlerinin açýk olduðunu söylemiþtir.
Türkiye Dýþiþleri Bakaný bir milletvekilinin sorusuna cevaben TBMM yaptýðý bir konuþmada[12] þimdiye kadar 11 AB üyesi ülkenin (Fransa, Almanya, Hollanda, Ýtalya, Ýsveç, Polonya, Belçika, Slovakya, Yunanistan, Litvanya ve Güney Kýbrýs Rum Yönetimi) Ermenilerin soykýrým iddialarýný tanýyan kararlar almýþ olduklarýný, bu kararlarýn tamamen siyasi mahiyette olduðunu ve hukuki bakýmdan baðlayýcý bulunmadýklarýný belirtmiþ, Avrupa Parlamentosunun sözde Ermeni soykýrýmý hakkýndaki 1987 tarihli kararýnýn da ayný niteliði taþýdýðýný, nitekim bir Ermeni derneðinin bu kararý temel alarak Türkiye’nin adaylýk statüsü aleyhine Avrupa Adalet Divanýnda açtýðý bir davanýn, Divanýn Avrupa Parlamentosu kararlarýnýn hukuk deðil siyasi olduðunu belirterek reddettiðini söylemiþtir.
Ermenistan siyaset adamlarý ise Türkiye ile mevcut sorunlar hakkýnda hayli sýk konuþmuþlardýr. Bu konuþmalarýn en önemlilerini aþaðýda özetliyoruz.
Baþkan Koçaryan Ermenistan-AB Parlamentolar arasý Ýþbirliði Toplantýsýnda Türkiye ile önkoþulsuz olarak iliþkiler kurmaya hazýr olduklarýný tekrarlamýþtýr[13]. Konunun ayrýntýlarýný bilmeyenler için kulaða hayli hoþ gelen “önkoþulsuz iliþki kurmak” formülü, aslýnda ciddi sakýncalar içermektedir. Zira hiçbir önkoþul ileri sürmeden Ermenistan ile iliþki kurulur ve sýnýrlar açýlýrsa, Türkiye ile bu sorunlarýný hiçbir taviz vermeden halletmiþ olacak olan Ermenistan, Türkiye’nin sýnýrlarýný tanýmamaya ve soykýrým iddialarýný ileri sürmeye devam etmekte hiçbir sakýnca görmeyecektir. Ayrýca, artýk Türkiye’den çekinmesine gerek kalmadýðý için de Karabað sorununda da daha uzlaþmaz davranacaktýr.
Koçaryan “Ermeni Soykýrýmý Kurbanlarýný Anma Günü” münasebetiyle 24 Nisan’da yayýnladýðý bir mesajda “Osmanlý Türkiyesi ve onun halefinin bu suçun (Ermeni “soykýrýmýnýn”) tüm sorumluluðunu taþýdýðýný söylemiþtir. Osmanlý Ýmparatorluðunun halefi Türkiye Cumhuriyeti olduðuna göre Ermenistan Cumhurbaþkaný Türkiye’yi suçlamýþtýr.
Ermenilerin tehciri 1915 yýlýnda baþlamýþ 1916’da son bulmuþtur. Buna göre bu olayýn tek sorumlusu o dönemin Osmanlý hükümetleridir. Osmanlý Ýmparatorluðu hukuken 1923’te Cumhuriyetin ilânýyla ortadan kalkmýþtýr. Türkiye hukuki alanda bu Ýmparatorluðun varisidir. Siyasi alanda deðildir. Zira bizzat Ankara Hükümeti, birçok politikasýný þiddetle yerdikten sonra Osmanlý Ýmparatorluðu’na son vermiþtir. Türkiye Cumhuriyeti tehcir sýrasýnda mevcut olmadýðý ve Birinci Dünya Savaþý sýrasýndaki tüm sorunlar Lozan Antlaþmasýyla çözümlendiði için, tehcir nedeniyle Türkiye Cumhuriyetini suçlamak hukuken mümkün deðildir.
Bu durum Ermeniler için bir çýkmaz yaratmaktadýr. Zira halen herhangi bir kiþiyi Ermeni tehcirinden sorumlu tutmak mümkün deðildir. Bu kararý alanlar da uygulayanlar da çoktan ölmüþlerdir. Diðer yandan Osmanlý Ýmparatorluðu ortadan kalktýðý için sorumluluðu taþýyacak, yani soykýrým iddialarýný tanýyacak, tazminat ödeyecek ve Ermenistan’a toprak verecek bir devlet de ortada yoktur.
Ermeniler bu çýkmazdan kurtulabilmek için Türkiye Cumhuriyeti tehcir olayýndan sorumlu tutmaya çalýþmýþlardýr. Tarihlerin uymamasýnýn yarattýðý sorunu aþabilmek için de tehcirin sonuçlarýnýn birçok yýla yayýldýðýný ileri sürerek, tehcir dönemini 1915–1916 olarak deðil, 1915–1923 olarak takdim etmeye çalýþmýþlardýr. Ancak bu görüþ Türkiye Cumhuriyeti tehcir kararýný vermemiþ ve uygulamamýþ olduðu için tutarsýzdýr. Daha sonralarý yeni argüman arayýþýna giriþilmiþ ve inkâr edenler mevcut olduðu sürece soykýrýmýn sürdüðü gibi bir iddia ortaya atýlmýþtýr. Buna göre Türkiye Cumhuriyeti, soykýrýmý inkâr ettiði için, soykýrýmdan sorumludur; o nedenle Türkiye’nin önce soykýrýmý tanýmasý, sonra tazminat ödemesi, sonra da Ermenistan’a toprak vermesi gerekmektedir.
Bu garip mantýðýn daha doðrusu mantýksýzlýðýn kaynaðý diasporadaki hayali geniþ bazý Ermeni yazarlardýr. Buna karþýn Ermenistan hükümeti, Türkiye ile yeni bir anlaþmazlýk konusu yaratmamak için, Türkiye’nin tehcirden sorumlu tutulmasý konusunda sessiz kalmýþ, bazen de Türkiye’nin bundan sorumlu olmayacaðý hususunda þifahi beyanlarda bulunulmuþtur. Nitekim Dýþiþleri Bakaný Oskanyan ve Yardýmcýsý Kirakosyan, bu yýl 24 Nisan münasebetiyle yaptýklarý beyanlarda, Ermenistan Cumhurbaþkanýn aksine, Türkiye Cumhuriyetini sorumlu tutmayan ifadeler kullanmýþlardýr.
Zaman gazetesine bir mülakat veren Kirakosyan “Bizce 1915 olaylarýnýn sorumlusu Türk halký deðildir. O zamanki Türk yönetimi suçlu” demiþtir[14]. Dýþiþleri Bakaný Oskanyan ise Ermenistan televizyonuna verdiði bir demeçte “Birçok kez söyledim: Ermeniler bu suçlarý iþleyenlerle bu günün Türkiyesini ayýrabiliyorlar “ þeklinde konuþmuþtur [15]. Kýsaca Bakan ve yardýmcýsý Türkiye Cumhuriyeti’nin tehcir olayý için bir sorumluluk taþýmadýðýný ifade etmiþlerdir. Devlet baþkaný ile ters düþmeleriyse her halde bir koordinasyon eksikliðidir ve sonuç olarak Devlet Baþkanýn sözleri geçerlidir.
Koçaryan’ýn ilk defa Türkiye’yi sözde soykýrýmdan sorumlu tutmak istemesi ise Ermenistan’ýn Türkiye’ye karþý yürüttüðü politikanýn daha sertleþeceðinin, özellikle soykýrým ithamlarýnýn artacaðýnýn iþareti olarak görülebilir. Nitekim baþka beyanlarda da bu niyetin izlerine rastlanmaktadýr.
Mesela Koçaryan, Litvanya Devlet Baþkaný Valdas Adamkus’un Ermenistan’ý ziyareti sýrasýnda gazetecilere yaptýðý bir beyanatta, Litvanya Parlamentosuna sözde Ermeni soykýrýmýný tanýyan kararý[16] için teþekkür ettikten sonra, Ermeni “soykýrýmýn“ tanýmasýnýn Ermenistan için esas sorun olduðunu ifade etmiþtir. Koçaryan vaktiyle (Sovyetler Birliði dönemini kastediyor) bu sorunun ideolojik engellerin tutsaðý olduðunu, þimdi ise Ermenistan’ýn baðýmsýz olduðunu ve politikalarýný güçlü bir þekilde savunabileceðini söylemiþtir [17].
Dýþiþleri Bakaný Vardan Oskanyan’a gelince adýgeçen bir Türk gazetesine[18] verdiði bir mülakatta Ermeni görüþlerini dile getirmek imkânýný bulmuþtur. Bu mülakattan bazý kýsýmlarý olduðu gibi alýyoruz:
“….. Eðer 1915’te yaþananlar olmasaydý, "diaspora" diye bir þey de olmayacaktý. Ermenistan ve diaspora, 1915’te yaþanan olaylarýn kabul edilmesini ve kýnanmasýný istiyor. Öte yandan, sýnýrlarýn kapalý olmasý, iki ülke arasýnda iliþki bulunmamasý da insanlarý öfkelendiriyor ve sadece iki ülke arasýndaki uçurumu derinleþtiriyor..”
“…. Ermenistan Devlet Baþkaný Robert Koçaryan, Baþbakan Erdoðan’ýn "tarih komisyonu" kurulmasý önerisine verdiði cevapta, böyle bir komisyonun ancak diplomatik iliþkisi bulunan ve sýnýrlarý açýk olan iki ülke arasýnda kurulabileceðini ve geniþ bir hükümetler arasý diyalogun parçasý olabileceðini söyledi. Türkiye bu öneriye cevap vermedi. Avrupa Birliði de, aralarýnda anlaþmazlýk olsa bile, Türkiye’nin bütün komþularýyla iyi iliþkiler kurmasý gerektiðini söyledi. Türkiye, bazýlarý ciddi olmak üzere, komþularýyla sorunlarý olan bir ülke; ama Ermenistan hariç bütün komþularýyla diplomatik iliþki içinde. Türkiye ve Ermenistan’ýn uluslararasý toplumda bugünkü sýnýrlarýyla var olduðu siyasi bir gerçektir. Bir baþka siyasi gerçek de bizim komþu olduðumuz ve yan yana yaþayacaðýmýzdýr. Ermenistan’ýn Türkiye’nin güvenliði için bir tehdit olmadýðý da siyasi bir gerçektir.”
Ermenistan Dýþiþleri Bakanýnýn bu sözlerine daha yakýndan bakalým.
Önce “…..Eðer 1915’te yaþananlar olmasaydý, "diaspora" diye bir þey de olmayacaktý.” görüþü doðru deðildir. Osmanlý Ermenileri, genellikle ekonomik nedenle, XIX. asrýn ikinci yarýsýndan itibaren yabancý ülkelere göç etmeye baþlamýþlardýr. O nedenle 1915’ten önce de bir Ermeni diasporasý mevcuttu. Ancak bu diaspora tehcirden sonra çok büyümüþtür.
Ermenistan ve diasporanýn 1915 olaylarýnýn kabul edilmesini ve kýnanmasýný istediði doðrudur. Ancak, gerçek anlamda bir kanýtlama yapýlmadan bu olaylarýn soykýrým olarak nitelendirilmesi ve özellikle günümüz Türkiyesinin de bu uydurma soykýrýmla suçlanmasý iki ülke arasýnda önemli bir sorun olmuþtur.
Sýnýrlarýn kapalý olmasýnýn, iliþki bulunmamasýnýn iki ülke arasýndaki uçurumu derinleþtirdiði sözlerine katýlmak mümkün deðildir. Ýki ülke arasýndaki sýnýr, Ermenistan’ýn Sovyetlerin elinde olduðu 1920 yýlýndan 1992 yýlýna kadar, nominal olarak açýk, fiilen kapalý olmuþtur. Ermenistan’ýn baðýmsýzlýðýndan sonra iki yýl kadar açýk olan bu sýnýrýn iki halk arasýnda yakýnlaþmaya hizmet ettiði söylenemez. Ýki ülke arasýnda normal iliþkiler kurulamamasýnýn nedeni sýnýrýn kapalý olmasý deðil, Ermenistan’ýn Türkiye’nin toprak bütünlüðünü tanýmamasý, soykýrým suçlamalarýnda bulunmasý, Karabað ve diðer Azerbaycan topraklarýný iþgal etmesidir.
Koçaryan’ýn Baþbakan Erdoðan’ýn mektubuna verdiði cevaba gelince Türkiye, iki ülke arasýndaki baþlýca sorunun soykýrým iddialarý olduðu noktasýndan hareketle, bu sorunun çözümünü, hiç olmazsa tehcir olayý hakkýnda ortak bir anlayýþa varýlabilmesi için bir tarihçiler komisyonu kurulmasýný önermiþti. Baþkan Koçaryan’ýn ise askýda kalan tüm sorunlarý çözmek için bir hükümetler arasý komisyon kurulmasýný önermiþtir. Koçaryan’ýn cevap mektubundan[19] bu komisyonun öncelikle iki ülke arasýnda diplomatik iliþki kurulmasý ve sýnýrlarýn açýlmasýný saðlamak amacýyla önerildiði sonucu çýkmaktadýr. Oysa Türkiye’nin, soykýrým iddialarý konusunda bir mutabakata vardýktan sonra, ikili iliþkileri ele almak istediði görülmektedir. Koçaryan’ýn teklifiyse bunun tersidir. Önce ikili iliþkilerin normal hale getirilmesini amaçlamakta buna karþýn “soykýrým” konusunda ne yapýlacaðýný belirtmemektedir. Normal olarak Ermenistan’ýn, diplomatik iliþki kurduktan ve sýnýrlar açýldýktan sonra soykýrým suçlamalarýna davam etmeleri ve Karabað konusunda da hiçbir taviz vermemesi beklenir.
Bir ülkenin komþularýyla iyi iliþkiler içinde olunmasý Kopenhag kriterlerinden biridir. O nedenle Avrupa Birliðinin de Türkiye’den tüm komþularýyla iyi iliþkiler içinde olmasýný istemesi normaldir. Ancak bu kriterin yerine getirilmesinin ön þartý Türkiye’nin komþularýnda da ayný isteðin bulunmasýdýr. Diðer bir deyimle iyi komþuluk istemeyen bir ülke ile iyi komþuluk iliþkileri kurmak imkânsýzdýr. Ermenistan ise Türkiye’nin toprak bütünlüðünü tanýmamakla ve soykýrým suçlamalarýnda bulunmakla iyi komþuluk ilkesine öteden beri uymayan bir ülkedir.
Ermenistan Dýþiþleri Bakaný Türkiye’nin, Ermenistan hariç, bütün komþularýyla diplomatik iliþki içinde olduðunu söylemiþtir. Sayýn Bakanýn Türkiye’nin AB üyesi olan Güney Kýbrýs’la da diplomatik iliþkisi olmadýðýný unuttuðu görülmektedir.
Bu vesileyle Ermenistan Dýþiþleri Bakaný’nýn Türkiye’nin Avrupa Birliði sürecine çok önem verdiðini ve bu Birlikten gelecek baskýlarla sýnýrlarýn açýlacaðýný ve Türkiye’nin “soykýrýmýný” tanýyacaðýný ümit ettiðini tekrarlayalým. Oysa Türkiye’nin AB’den gelecek her talebi kabul etmesi sözkonusu deðildir. Yeni göreve baþlayan AB Genel Sekreteri Oðuz Demiralp taviz verilemeyecek sorunlar arasýnda, Kýbrýs sorunun yanýnda Ermeni soykýrým iddialarýný da zikretmiþtir[20].
Ermenistan Dýþiþleri Bakaný kýsa süre önce Türkiye’yi dar etnik çýkarlarýnýn üstesinden gelmekten aciz olmakla ve bölgesel sorunlara geniþ açýdan yaklaþmamakla suçlamýþtýr[21]. Buradaki etnik çýkarlar deyimiyle Türkiye’nin Azerbaycan ile olan yakýn iliþkileri ifade edilmek istenmektedir. Bölgesel sorunlara geniþ açýdan bakmak ise herhalde Ermenistan’ýn yanýnda Rus Federasyonu’nun da bu bölgedeki politikalarýnýn dikkate alýnmasý anlamýna gelmektedir. Ermenistan öteden beri Türkiye’nin Azerbaycan ile olan yakýn iliþkilerinden þikâyet etmekte ve Türkiye’nin Ermenistan ile olan iliþkilerine Azerbaycan’ýn karýþtýrýlmamasý gerektiðini savunmaktadýr. Oysa Türkiye’nin Azerbaycan’la olan yakýn iliþkileri sadece “etnik yakýnlýktan” ileri gelmemektedir. Baþta Ermenistan’ýn saldýrgan tutumu olmak üzere stratejik nedenlerle de Azerbaycan ile yakýn iliþkiler içinde olmak Türkiye’nin yararýnadýr.
Vartan Oskanyan 24 Nisan‘da “Ermeni Soykýrýmý Kurbanlarýný Anma Günü” münasebetiyle Ermenistan televizyonuna bir mülakat vermiþtir. Genelde bilinen Ermeni görüþlerini tekrarlayan ve yer yer Türkiye’yi þiddetle yeren bu konuþmada özellikle þu hususlar dikkat çekmektedir:
Ermenistan Dýþiþleri Bakaný Türkiye’deki demokratikleþme sürecinin Ermeni sorununu su yüzüne çýkardýðýný söylemiþ, Ermeni soykýrýmýnýn tanýnmasýnýn uluslararasý bir sorun haline geldiðini, artýk sadece Ermenistan’ýn bu soykýrýmýn tanýnmasý talebinde bulunmadýðýný, soykýrýmýn bilim ve medya dünyasýnýn ve gazetecilerin çoðunluðu tarafýndan da tanýnan bir tarihi gerçek olduðunu söylemiþtir.
Ermeni sorununun Türkiye’de gitgide daha fazla tartýþýlmasýnýn nedeni Türkiye’nin demokratikleþme süreci deðil, beþ yýl gibi kýsa sayýlabilecek bir sürede, içlerinde Almanya, Fransa, Ýtalya gibi büyük Avrupa ülkelerinin bulunduðu on ülke parlamentosunun Ermeni soykýrýmý iddialarýný tanýyan kararlar almasýdýr. Diðer yandan Ermeni propagandasýnýn yoðunluðu ile Türkiye’nin Avrupa Birliðine katýlmasýna karþý olan çevre ve kiþiler ve Avrupa’da Müslümanlar ve Müslüman ülkeler hakkýndaki olumsuz kanýlar bir araya gelince Ermeni soykýrým iddialarý geniþ kabul görmeye baþlamýþtýr.
Ermeni Bakanýn ilginç bir beyaný da Ermeni hükümeti ve temsilcilerinin “soykýrýmýn” tanýnmasýna aktif bir þekilde katýlmalarýnýn da tanýma konusunda rol oynadýðýný belirtmesi olmuþtur. Eskiden ve özellikle Ter Petrosyan’ýn baþkanlýðý döneminde, Ermenistan’ýn sözde soykýrýmýn baþka ülkeler tarafýndan tanýnmasý için bir gayreti olmadýðý, bu konunun daha ziyade Diaspora tarafýndan takip edildiði belirtilirdi. Artýk Ermenistan’ýn bu alandaki çabalarýndan adeta övgü ile bahsedilmesi Türkiye’ye karþý izlenmeye baþladýðý görülen sert politikanýn bir diðer iþaretidir.
Ermenistan Dýþiþleri Bakaný Türkiye’nin, normal iliþkiler kurulmasý için, Ermenistan’ýn soykýrým iddialarýný bir kenara býrakmasýný telkin ettiðini, oysa Ermenistan’ýn bunu yapmasýnýn mümkün olmadýðýný da belirtmiþtir. Bu ifadeler Ermenistan’ýn Türkiye ile hiç olmazsa bu safhada, bir anlaþmaya varmaya niyeti olmadýðýný göstermektedir.
Oskanyan ayrýca Türk devletinin Osmanlýlar döneminde insanlýða karþý iþlenmiþ suçlarýn inkâr edilmesi, çarpýtýlmasý veya yok edilmesi için parasýný ve inanýrlýðýný boþuna harcadýðýný söylemiþtir.
Eskiden beri Türkiye’de genel kanaat hükümetlerin Ermeni iddialarýna karþý koymak için yeterli kaynaðý ayýrmadýðý merkezindedir. Oysa Ermeni bakan aksi görüþtedir. Bu arada asýl merak konusu Diasporanýn soykýrým iddialarýn tanýnmasý ve Türkiye aleyhindeki diðer faaliyetlere ne kadar harcama yaptýðýdýr. Sadece Amerika’da ve sadece 2002 yýlýnda Ermenilerin temsilciler Meclisi üyelerine ve senatörlere yaptýklarý açýk baðýþlar 14 milyon dolar olduðu ve ayný yýl Ararat filmi için 15 milyon dolar sarf edildiði dikkate alýnýrsa ve diasporanýn bulunduðu diðer ülkelerde bu tür faaliyetler için yapýlan harcama yaptýðý düþünülürse ortaya yüz milyonlara ulaþan bir meblað çýkabilir.
Oskanyan’ýn en ilginç iddialarýndan biri de Türk toplumunun (yazarlar, tarihçiler, gazeteciler ) gerçekte ne olduðunu aramaya çalýþýrken devletin “soykýrým” ile ilgili sorularý reddettiðini söylemesidir. Herhalde Oskanyan, Ermeni görüþlerini paylaþan az sayýda Türk bilim adamýnýn Türk toplumunu temsil ettiðine inanmaktadýr. Diðer yandan gerek Devlet Arþivleri Genel Müdürlüðünün gerek Türk Tarih Kurumunun son yýllarda Ermeni sorunu hakkýndaki yoðun çalýþmalarý Türk devletinin Ermeni sorununu reddetmek deðil gerçekleri ortaya çýkarmak için ciddi bir caba içinde olduðunun kanýtýdýr.
Dýþiþleri Bakaný Oskanyan, Ermenistan’ýn Avrupa Konseyi üyesi olmasýnýn beþinci yýldönümü münasebetiyle bu kuruluþun Bakanlar Komitesinde yaptýðý konuþmasýnda da Türkiye’yi eleþtirmiþtir. Bakanýn bu konudaki sözlerinin çevirisi þöyledir:
“Türk Hükümeti yabancý ülkelerde soykýrým gerçeðini inkâr etmekle ve kendi topraklarýnda da bu sorun hakkýnda bütün tartýþmalarý engellemekle gitgide daha saldýrgan olmaktadýr. Üyemiz olan bazý ülkelerde inkârcý tüm ifadelerin yasaklanmasýný öngören mevzuatý kabul çabalarý bu redde (soykýrým iddialarýnýn reddi) verilmiþ doðal bir yanýt olmuþtur. Türkiye’nin böyle bir hareketi ifade özgürlüðünün ihlâli olarak telakki ettiðini gözlemlemek, Ermeni soykýrýmýný tanýyan vatandaþlarýný cezalandýrmak hakkýný kendisinde gördüðü düþünüldüðünde, ironik olmaktadýr.”
Türkiye’de Ermeni sorunu hakkýndaki tartýþmalarýn engellendiði iddiasý, bu konuda tam bir serbestlik içinde yayýn yapýldýðý, hatta bu sorun üzerinde uzmanlaþmýþ bir gazete (AGOS) bile bulunduðu, ayrýca tamamen bu soruna hasredilmiþ konferanslar düzenlendiði, bu konferanslardan bir tanesinin (Geçen Eylül ayýnda Bilgi Üniversitesinde düzenlenen konferans) sadece Ermeni görüþlerini yansýttýðý dikkate alýndýðýnda, yanlýþ olmanýn yanýnda bir iftira niteliði taþýmaktadýr. Türkiye’nin Ermeni sorunun tanýyan vatandaþlarýný cezalandýrdýðý da doðru deðildir. Türkiye’de “Ermeni sorunu olmuþtur” dediði için hapse giren veya para cezasý alan bir kiþi mevcut deðildir.
Ermeni Bakanýn bunlarý bilmemesine imkân yoktur. Bu tür gerçek dýþý beyanlarda bulunmasýnýn baþka bir nedeni olsa gerektir. Oskanyan’ýn konuþmasý Ermeni soykýrýmý olmadýðýný ileri süren kiþilerin cezalandýrýlmasýný ön gören kanun tasarýsýnýn Fransýz Millet Meclisinde görüþülmesinden ve ertelenmesinden bir gün sonra yapýlmýþtýr. O itibarla konuþmasý bu ertelemeden duyduðu düþ kýrýklýðýný yansýtmaktadýr.
Yaklaþýk bir buçuk yýldan beri Ermenistan’da Türkiye’ye karþý bir deðiþiklik hissedilmektedir. Bunun en bariz iþareti dýþiþleri bakanlarý arasýnda toplantýlar yapýlmasýna son vermeleridir. Bunun yanýnda Türkiye’nin git gide daha sert bir dille eleþtirildiði görülmektedir. Bunun da örneði, yukarýda deðindiðimiz gibi, Koçaryan’ýn Türkiye’yi “soykýrým” ile suçlamaya çalýþmasýdýr. Bu saldýrgan denebilecek davranýþtan ne beklendiðine gelince, Ermenilerin Türkiye’nin Avrupa Birliðine katýlmasýna taraftar olmayan kiþi, grup ve ülkeleri, sýnýrlarýn bir an önce açýlmasý ve sözde soykýrýmýn tanýnmasýnýn Türkiye’nin AB üyeliðinin ön koþulu haline getirilmesi için, daha fazla gayret sarf etmeye çaðýrdýðý düþünülmektedir.
Dýþiþleri bakaný Oskanyan son olarak bir televizyon kanalýna verdiði bir mülakatta[22] bazý Türk þahsiyetlerinin, Ermenistan’ýn, Anayasasý nedeniyle, Türkiye sýnýrlarýný tanýmadýðýný ifade ettiklerine deðinerek Ermenistan Anayasasýnda böyle bir husus olmadýðýný, Anayasa’da, tarihi geçmiþ ve deðerler hakkýnda Baðýmsýzlýk Bildirgesine atýf yapýldýðýný ve Türkiye için tehlikeli olan hükümler bulunmadýðýný söylemiþtir. Ermenistan Dýþiþleri Bakaný ayrýca, Türkiye’nin Ermenistan ile diplomatik iliþki kurmaya hazýr olmadýðýný ve bunun için sýnýrýn bir bahane olarak ileri sürüldüðünü iddia etmiþtir. Oskanyan, diplomatik iliþkileri kuracak protokolün sýnýr sorununu da çözeceðini, ancak Türkiye’nin Ermenistan’da Türkiye sýnýrlarýný tanýdýðýna dair bir beyanda bulunmasýný istediðini, bu beyan yapýlsa bile Türkiye’nin diplomatik iliþki kurup kurmayacaðýný bilemediklerini bildirmiþtir.
Ermenistan Dýþiþleri Bakanýnýn bu sözlerinin tam olarak anlaþýlabilmesi için bazý açýklamalar yapmamýz gerekmektedir.
Ermenistan’da 23 Aðustos 1990 tarihinde kabul edilen Baðýmsýzlýk Bildirgesinin 11. maddesi þöyledir:” Ermenistan Cumhuriyeti, Türkiye’de ve Batý Ermenistan’da vuku bulmuþ olan 1915 soykýrýmýnýn uluslararasýnda tanýnmasýný saðlamak görevini destekler.” Sözkonusu madde, Türkiye’nin kesinlikle karþý çýktýðý soykýrým iddiasýný benimsedikten baþka, bu iddianýn uluslararasýnda kabul görmesi için çalýþýlacaðýný belirtmekte, diðer yandan da Doðu Anadolu’yu Batý Ermenistan olarak adlandýrarak Türkiye’nin toprak bütünlüðünün tanýnmadýðýný dolaylý bir þekilde dile getirmektedir. Ermenistan Anayasasý ise Baðýmsýzlýk Bildirgesindeki milli hedefleri temel almaktadýr.
Ermenistan’ýn Türkiye’nin toprak bütünlüðünü tanýmak için gösterdiði direncin temelinde Baðýmsýzlýk Bildirgesi ve Anayasasý bulunmaktadýr. Bu hükümler mevcut olduðu sürece Ermeni hükümetlerin resmen Türkiye’nin toprak bütünlüðünü tanýmasý zordur. Ermenistan’ýn, Türkiye ile Ermenistan arasýndaki sýnýrý tespit eden ve Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti tarafýndan da imzalanmýþ olan 13 Ekim 1921 tarihli Kars antlaþmasýný tanýdýðýný da resmen bildirmemesinin nedeni de budur.
Yukarýda deðindiðimiz gibi, Ermenistan Dýþiþleri Bakaný diplomatik iliþkileri kuracak protokolün sýnýr sorununu da çözeceðini söylemiþtir. Bu protokolde taraflarýn ayný zamanda birbirlerinin toprak bütünlüðünü tanýdýklarýný beyan edecekleri de anlaþýlmaktadýr. Ancak protokolün bu hükmü Baðýmsýzlýk Bildirgesine ve dolayýsýyla Anayasa’ya aykýrý olduðu her zaman iddia edilebilecektir.
Koçaryan idaresi Türkiye ile hemen normal iliþkiler kurmak, toprak ve tazminat taleplerini ise gelecek hükümetlere býrakmak gibi bir politika geliþtirmeye çalýþtýðý bilinmektedir. Buna göre þimdi Türkiye'nin toprak bütünlüðü tanýnabilir. Ýleride Ermenistan güçlendiðinde sözkonusu protokol, Ermenistan Baðýmsýzlýk Bildirgesine ve Anayasasýna aykýrý olduðu belirtilerek, iptal edilebilir ve sonra da Türkiye'den toprak ve tazminat istenebilir. Bu hiç de gerçekçi görülmeyen senaryonun bir yandan Türkiye ile iliþki kurmak diðer yandan da Taþnaklar gibi aþýrý çevreleri, toprak ve tazminat taleplerinden vazgeçilmediði bunlarýn þimdilik ertelendiði gibi bir savla, avutmak amacýyla hazýrlandýðý anlaþýlmaktadýr.
Bu arada geçen Kasým ayýnda Ermenistan Anayasasýnda bir çok deðiþiklik yapýldýðý ve fakat Baðýmsýzlýk Bildirgesiyle ilgili hükümlere dokunulmadýðýný, diðer bir deyimle Doðu Anadolu'nun Batý Ermenistan olarak adlandýrýlmasýna devam edildiðini de belirtelim.
Görüldüðü gibi Ermenistan devlet adamlarý Türkiye’ye karþý gittikçe artan olumsuz bir tutum içindedir. Bu tutumun Ermenistan kamuoyunda etki yapmaya baþladýðý ve Türkiye’nin geçmiþ yýllara göre daha fazla bir þekilde ve bazen en beklenmeyen alanlarda eleþtirilmeye baþladýðý görülmektedir. Mesela Ermenistan Tüketiciler Birliði Türk mallarýný boykot edilmesi için 2001 yýlýndan beri[23] sürdürdüðü kampanyayý son zamanlarda arttýrmýþtýr. Bu Birliðin baþkaný Armen Pogosyan “Ermenistan pazarlarýndaki Türk mallarýný boykot etmeye baþlamalýyýz. Bu, her þeyden önce ulusal saygýnlýðýmýzla ilgili bir sorundur, sonra ekonomik bir sorundur.” demiþtir Pogosyan ayrýca tüketici standartlarýný karþýladýðý için Türk mallarýnýn Ermenistan pazarýndan tamamen uzak tutmanýn mümkün olmadýðýný belirtmiþ sonra da “Vatandaþlarýmýz ucuz olmasýna raðmen bazý mallarý satýn almamalarý gerektiðini anlamalýdýrlar, zira bu, halkýnýn tarihini hatýrlayan her Ermeninin saygýnlýðýný ilgilendirmektedir” demiþtir[24]. Görüldüðü gibi Ermenistan Tüketiciler Birliði’nin Türk mallarýný boykot çaðrýsý bir ekonomik mülahazaya deðil, maalesef ýrkçý nefrete dayanmaktadýr.
Diðer bir örnek 4 Nisan 2006 tarihinde yapýlan bir kamuoyu yoklamasýnýn sonuçlarýdýr. Bu yoklamaya katýlan 1000 gencin %90’ý Türkiye ile Ermenistan arasýndaki iliþkilerin normalleþmesi için Türkiye’nin soykýrým iddialarýný tanýmasý ve Ermenilere ait topraklarý geri vermesi gerektiðini ileri sürmüþtür. Bu koþullar olmadan Türkiye ile normal iliþkiler kurulmasýný isteyen gençler sadece % 4’tür. Katýlanlarýn %6’sý bu konuda kararsýz kalmýþtýr[25]. Oysa Ermenistan hükümeti Türkiye ile diplomatik iliþkiler kurulmasý ve sýnýrlarýn açýlmasý için ön koþul ileri sürmemektedir. Gençlerin bu çok aþýrý tutumunun Ermenistan’da Türkiye aleyhindeki yoðun propagandanýn sonucu olduðundan þüphe yoktur. Bu günün gençleri yarýnýn idarecileri olduðundan, yarýnýn idarecileri de bu fikirleri taþýrsa Türkiye-Ermenistan iliþkilerinin geleceði de sorunlu olacak demektir.
II. SOYKIRIM ÝDDÝALARINA ÝLÝÞKÝN GELÝÞMELER
Ýncelediðimiz dönemde Ermenilerin soykýrým iddialarýný kabul eden bir devlet olmamýþtýr.
Buna karþýn Arjantin senatosu sözde soykýrýmý tanýyan kararýný yinelemiþtir.
Ermenilerin soykýrým iddialarý Kanadada hem Senato hem de Avam Kamarasýnca tanýnmýþtý. Buna karþýn zamanýn hükümeti bu kararý kendisi için baðlayýcý bulmamýþtý. Parlamento seçimlerinden sonra iktidara gelen Baþbakan Stephen Harper Ermeni “soykýrýmýný” tanýdýðýný beyan etmiþtir.
Daha önce Ermeni iddialarý doðrultusunda bir kanun kabul etmiþ olan Fransa ile bu konuda kararlar almýþ olan Belçika ve Hollanda parlamentolarýna Ermeni “soykýrýmýný” inkâr edenlerin cezalandýrýlmasýný öngören kanun teklifleri verilmiþtir.
Bulgaristan Parlamentosu Ermeni “soykýrýmýnýn” tanýnmasýný öngören bir kanun tasarýsýný reddetmiþtir.
Baþkan Bush bu yýlki 24 Nisan mesajýnda da “soykýrým” sözcüðünü kullanmamýþ ancak bu anlamý çaðrýþtýracak bazý baþka sözcüklerden yararlanmýþtýr.
Çekoslovakya’ya Ermeni soykýrým iddialarýnýn tanýmasýnýn ilk adýmýný oluþturmak üzere bir konferans düzenlenmiþtir.
Polonya’nýn eski Dýþiþleri Bakaný “soykýrým” konusun iki ülke tarihçileri tarafýndan ele alýnmasý için bir giriþim baþlatmak istemiþ ancak görevinden ayrýlmýþtýr.
1.Arjantin
Ýncelediðimiz dönemde Ermeni soykýrým iddialarýný tanýyan tek meclis Arjantin Senatosu olmuþtur. Senato 19 Nisan 2006 tarihinde bir açýklama yaparak, Ermenilere karþý yapýlan “soykýrýmý” kýnamýþ, bu olayýn kurbanlarýnýn aileleriyle dayanýþma içinde olunduðu belirtilmiþ, soykýrýmýn sistemli bir þekilde inkâr edilmesinden üzüntü duyulduðu ifade edilmiþ ve uluslararasý kuruluþlardan insan haklarýnýn savunulmasý ve insanlýða karþý suçlarýn önlenmesi için faaliyetlerini gözden geçirmeleri istenmiþtir[26].
Böylelikle Arjantin Ermeni soykýrýmý iddialarý hakkýnda en fazla karar alan ülke olmuþtur. Arjantin Senatosunun bu konudaki ilk kararý 1993 yýlýndadýr. On yýllýk bir suskunluktan sonra Senato 2003’ten itibaren her yýl Ermeni “soykýrýmý” hakkýnda bir karar almýþtýr. Bu arada 2004 yýlýnda Ermeni “soykýrýmýnýn” okullarda ve üniversitelerde okutulmasýný ve 24 Nisan’ýn da Ermeni “soykýrýmý” günü olarak kutlanmasýný öngören bir kanun çýkarýlmýþtýr.
Arjantin Senatosunun bu konuya gösterdiði ilgiyi açýklamak güçtür. Ülkelerinde hatýrý sayýlýr bir Ermeni azýnlýðý bulunan Rusya Federasyonu, Fransa ve Lübnan gibi ülkelerde bile Ermeni iddialarý hakkýnda alýnan kararlarýn sayýsý Arjantin’dekilerin yarýsýndan azdýr. Kanýmýzca Arjantin Senatosun kararlarý konuya duyulan ilgiden deðil sorumsuz davranýþýn bir sonucudur. Her yerde olduðu gibi burada da birkaç zengin Ermeni, aksini iddia eden de çýkmadýðý için, Senatörleri kolaylýkla nüfuzlarý altýna almaktadýr.
2. Kanada
Stephen Harper 2004 yýlý Mart ayýnda Kanada’ya yeni kurulan Muhafazakâr Partisinin baþkanlýðýna seçildi. Genel Seçimlerden sonra ise 6 Þubat 2006 tarihinde Kanada Baþbakaný oldu. Ýki ay kadar sonra bazý sözler nedeniyle Kanada ile Türkiye arasýnda bir kriz doðurdu.
Kanada’da yaklaþýk 70.000 kiþiden oluþan Ermeni diasporasý yýllar süren gayretlerden sonra 2002 yýlýnda Kanada Senatosuna, 2004 yýlýnda da Avam Kamarasýna[27] Ermeni “soykýrýmýný” tanýyan kararlar kabul ettirmiþti. Ancak Kanada Hükümetleri, Türkiye ile iliþkileri dikkate alarak, bu kararlarýn baðlayýcý saymamýþlardý. Esasen kararlar tanýmanýn ötesinde bir hüküm içermiyordu. Kanada Ermenileri bu kararlarýn Hükümet tarafýndan da tanýnmasýný istemiþler ancak baþarý saðlayamamýþlardý.
Geçen Þubat ayýnda yeni Kanada Hükümeti kurulur kurulmaz Ermenilerin tanýma için baskýlarýný arttýrdýklarý anlaþýlmaktadýr. Baþbakan Harper 20 Nisan 2006 tarihinde bir gazetecinin bu konudaki sorusuna “Hatýrlayacaðýnýz gibi geçen parlamento Ermeni soykýrýmýný tanýyan bir karar kabul etmiþti. Partimiz bu kararý desteklemiþtir. Biz de bu kararý tanýmaya devam ediyoruz.” cevabýný vermiþtir[28].
Baþbakan 24 Nisan münasebetiyle, bir Taþnak kuruluþu olan Kanada Ermeni Milli Komitesine gönderdiði bir mesajda, Medz Yeghern (Ermenice büyük felâket demektir. Soykýrým anlamýnda kullanýlmaktadýr.) münasebetiyle Ermenilere selamlarýný gönderdikten ve doksan bir yýl önce Ermeni halkýnýn korkunç acýlara ve yaþam kaybýna uðradýðýný, geçen yýllarda Kanada Senatosunun yirminci yüzyýlýn ilk soykýrýmýný tanýyan bir karar aldýðýný; Avam Kamarasýnýn ise “1915 Ermeni soykýrýmýný tanýyan ve bu hareketi insanlýða karþý bir suç olarak kýnayan” bir karar kabul ettiðini bildirdikten sonra “Partim ve ben bu kararlarý destekledik ve bugün de bu kararlarý tanýmaya devam ediyoruz” demiþtir. Kanada Baþbakaný devamla “tarihin bize verdiði dersleri hiç bir zaman unutmamamýz, tarihten gelen düþmanlýklarýn bizi bölmesine izin vermememiz gerekmektedir. Tüm Kanadalýlarýn sahip olduðu özgürlük, demokrasi ve insan haklarýnýn temelinde birbirimize olan karþýlýklý saygý bulunmaktadýr” ifadelerinde bulunmuþtur[29].
Kanada Ermeni Milli Komitesi Baþkaný Vagarç Ehramciyan Baþbakanýn bu mesajýnýn gerçek ve adaletin kýsa vadeli ekonomik çýkarlara ve siyasi mülahazalara galip geldiðini ve Kanada’nýn ve özgür dünyanýn soykýrým ve etnik temizliðe müsaade etmeyeceðini gösterdiðini söylemiþtir [30].
24 Nisan günü Ermeni “soykýrýmý” Kanada Avam Kamarasýnda anýlmýþtýr. Bu vesileyle çeþitli parti mensuplarý soykýrým iddialarýný destekleyen konuþmalar yapmýþlar, Dýþiþleri Bakaný Peter MacKay’de Baþbakanýn Ermenilere 24 Nisan münasebetiyle gönderdiði mesajý teyit eden bir konuþma yapmýþtýr. Sonra mecliste saygý duruþunda bulunulmuþtur[31] .
Kanada Baþbakanýn nispeten yeni göreve baþlamasý nedeniyle Ermeni sorunun tüm yönlerini bilmediði, ülkesindeki Ermenilerin aþýrý ýsrarlarý etkisinde kalarak, sonuçlarýný tam olarak hesaplamadan, onlarýn istekleri doðrultusunda hareket ettiði düþünülebilir. Oysa Baþbakan Erdoðan’ýn bu olaylardan yaklaþýk bir hafta kadar önce kendisine bir mektup göndererek Ermeni sorunu hakkýndaki tartýþmalara katýlmamasý için dikkatini çektiði sonradan açýklanmýþtýr[32]. Buna göre Kanada Baþbakaný bilerek ve isteyerek hareket etmiþtir. Diðer bir deyimle Türkiye ile iliþkilerin bozulmasýna önem vermemiþ (veya bozulacaðýna inanmamýþ) ve sayýlarý yaklaþýk Ermeniler kadar olan Kanadalý Türkleri de dikkate almamýþtýr.
Kanada Baþbakanýn tutumu böylece açýklýk kazandýktan sonra Türkiye Dýþiþleri Bakanlýðý 25 Nisan 2006 tarihinde “Kanada Baþbakaný Stephen Harper´in Asýlsýz Ermeni Ýddialarýný Sözde "Soykýrým" Olarak Niteleyen ve Bu Ýddialara Destek Beyan Eden Açýklamasý” baþlýðý altýnsa þu açýklamayý yapmýþtýr:
“Kanada Baþbakaný Stephen Harper’in, asýlsýz Ermeni iddialarýný sözde “soykýrým” olarak niteleyen ve bu iddialara destek beyan eden açýklamasýný esefle karþýlýyoruz.
Saygýn tarihçilerin objektif araþtýrmalarýna göre kesinlikle temelsiz olduðu kanýtlanmýþ olan “Ermeni soykýrým” iddialarýnýn, siyasi bir hüviyeti olan Baþbakan Harper tarafýndan sanki tarihi gerçekmiþ gibi takdim edilmesi vahim bir önyargýlý tutumdur.
Konunun özüne iliþkin objektif deðerlendirmelere dayanmasý mümkün olmayan bu tür açýklamalar, Türkiye ile Ermenistan arasýnda geliþmesini arzu ettiðimiz diyalog ortamýna katký yapmadýðý gibi, Türkiye-Kanada iliþkilerini de olumsuz yönde etkilemektedir. Kanada Parlamentosu’nun iki yýl önce Ermeni iddialarýna destek veren kararýndan sonra iki ülke iliþkilerinde gözlenen durgunluk bunun en açýk örneðidir.
Müttefikimiz Kanada’nýn, Türkiye karþýtý lobilerin tarihten husumet ve nefret üretmeye yönelik giriþimlerine destek vermeye devam etmesi, bu ülkenin bu nefret ve husumetin geçmiþte kendi topraklarýnda Askeri Ataþemizin, bir Kanadalý güvenlik görevlisinin Ermeni suikastçýlarca öldürülmesine, Büyükelçimizin ve Ticaret Ataþemizin yaralanmasýna yol açtýðý acý olaylardan hiçbir ders almadýðýný da göstermektedir.
Tartýþmalý tarihi olaylar hakkýnda neredeyse bir asýr sonra yabancý parlamentolar veya hükümetler tarafýndan yapýlan açýklamalar gerçekte yaþananlarýn niteliðini deðiþtirmeyecektir. Türkiye, uzun yýllarýn propagandasýna ve siyasi hesaplarýna dayalý tek yanlý tarih yaratma ve yalanlarý gerçekmiþ gibi kabul ettirme teþebbüslerini reddeder ve kýnar.
Soykýrým insanlýða karþý suçlarýn en aðýrýdýr. Tarihteki trajik olaylarý tek yanlý çarpýtarak siyasi kazanç hedeflemek, insanlýk için barýþ ve iþbirliðine dayalý ortak bir gelecek yaratma amacýna da kuþkusuz hizmet etmemektedir.
Ermeni iddialarýnýn inanç temelinde deðil, bilgi temelinde deðerlendirilmesi beklenir. Türkiye, 1915 olaylarýna iliþkin tarihi gerçeklerin etraflýca, ilgili tüm ülke ve taraflarýn arþiv belgelerine dayanarak, tarafsýz ve saplantýsýz biçimde Türk, Ermeni ve diðer tarihçilerce ortak bir komisyonda araþtýrýlmasý ve ulaþýlacak sonuçlarýn herkes tarafýndan kabul edilmesi önerisini bu vesileyle tekrarlar ve ikili iliþkilerin normalleþtirilmesi amacýyla Ermenistan’a resmen iletilen bu önerinin hayata geçirilmesini, tarihle yüzleþmekten çekinmeyen saðduyulu ülkelerin destekleyeceðine olan inancýný vurgular.
Bu baðlamda, özellikle sorumluluk mevkiinde bulunan kiþilerin sübjektif temellere dayalý önyargýlarýndan arýnýp bilgi esasýna dayalý objektif temellere göre aklýselimle tavýr almasý içten dileðimizdir.”[33]
Bu açýklama, haklý þikayetleri dile getirmekle beraber, Kanada’ya karþý, eðer uygulanacaksa, yaptýrýmlar hakkýnda bir bilgi içermemektedir. Ancak Kanada Baþbakanýnýn açýklamasýnýn Türkiye-Kanada iliþkilerini olumsuz yönde etkilediði bildirilmektedir: Ayný gün yayýnlanmýþ olan bir gazete Dýþiþleri Bakanlýðýnda yapýlan bir toplantýda “Kanada Hükümetinin bu tutumu nedeniyle bu ülke firmalarýnýn (Sinop’taki) nükleer santral ihalesine katýlmayacaklarý” kararýnýn alýndýðýný yazmýþtýr[34] .
Türkiye’nin Kanada’ya karþý ekonomik alanda bazý önlemler alabileceðine dair tepki Ermeni Kanada Milli Komitesi Ýcra Direktörü Babikyan’dan gelmiþtir. Adýgeçen bu hususta þunlarý söylemiþtir: “202 yýlýnda Senato karar aldýðý zaman Türkler iliþkileri keseceklerini ve Kanada þirketlerini boykot edeceklerini belirterek Kanada’yý tehdit ettiler ve þantaj yaptýlar. Ancak bir þey olmadý. Ayný þeyi 2004 yýlýnda Avam Kamarasý karar alýnca da yaptýlar. Þimdi de ayný taktiði kullanýyorlar [35]. Ermenilerin, yakýn iliþkiler içinde olduðu Kanada Hükümet çevrelerine Türklerin karþý önlemler almayacaðý veya alamayacaðý fikrini kabul ettirmiþ bunun da Baþbakan Harper’in Türkiye’ye karþý fütursuzca davranýþýnýn nedeni olmasý mümkündür.
Ottowa Büyükelçimiz Aydemir Erman’ýn istiþarelerde bulunmak üzere kýsa bir süre için Ankara’ya çaðrýlmasý ve arkasýndan Türkiye’nin Kanada’da yapýlmakta olan Mapple Flag hava kuvvetleri egzersizlerinden çekilmesi Ermeni sorununu yeniden, bir süre için Kanada basýnýn dikkatine getirmiþtir. Ancak bu konu, þu sýrada kapanmýþ gibidir.
Ermeniler Kanada’nýn iki meclisine de soykýrým iddialarýný tanýttýrdýktan sonra Hükümetin de bu tanýmayý yapmasýný saðlamýþlardýr. Bundan sonraki adýmlarý, Fransa, Belçika ve Hollanda’da olduðu gibi “soykýrýmýn” inkârýný cezalandýracak bir kanunun çýkarýlmasýna çalýþmak olabilir.
Kanada Hükümetinin Ermeni soykýrým iddialarýný tanýmakla gerek iç gerek dýþ siyasette bir kazanç saðladýðýný söylemek zordur.
Ýç siyasette Kanadalý Ermenilerin gelecek seçimlerde Muhafazakâr Partiye oy verecekleri düþünülebilirse de seçimlere üç yýldan daha fazla zaman vardýr. Diðer yandan gelecek seçimlerde Kanadalý Türklerin Muhafazakârlara oy vermemesini beklemek gerekir. Kýsaca kazanýlan bazý oylara karþýn kaybedilen oylar da olacaktýr.
Diþ siyasette ise Türkiye ile olan iliþkilerde bir gerileme yaþanmasý normaldir. Bu gerilemenin etkileri ekonomik alanda da kendini hissettirdiði taktirde Kanada için ciddi kayýplar söz konusu olabilecektir.
Bu konudaki son geliþme Baþbakan Erdoðan’ýn müþavirlerinden milletvekili Egemen Barýþ’ýn bir toplantý için gittiði Kanada’da Dýþiþleri Bakaný Mackey ile görüþmesidir. Basýn haberlerine göre [36] Barýþ, Kanada Baþbakanýnýn sözlerinden duyulan endiþeyi dile getirmiþ, bu olayýn iki ülke iliþkilerine gölge düþürdüðünü, Kanada’dan bu duruma çare bulmasýný beklediklerini, Harper’in ifadelerinin Türkiye – Ermenistan iliþkilerine bir katkýda bulunmadýðýný söylemiþtir. Baðýþ ayrýca Türkiye’nin Kanada ile olan ticaretini arttýrmak istediðini de belirtmiþtir.
Kanada Dýþiþleri Bakaný ise Baþbakan Erdoðan’ýn Ermenistan ile tarihçilerden oluþacak bir ortak komite kurulmasý önerisini taktirle karþýladýðýný ve bu önerinin kabulü için Ermenistan makamlarýna baþvuracaðýný söylemiþtir. Kanada’nýn iki meclisi ile ayrýca hükümeti Ermeni soykýrým iddialarýný kabul ettikten sonra, amacý soykýrým olup olmadýðý araþtýracak bir tarihçiler komisyonunu desteklemeleri pek mantýða sýðmamaktadýr. Kanada Dýþiþleri Bakanýnýn, inandýðý için deðil, Türkiye’deki duyarlýlýðý dikkate alarak havayý yumuþatmak amacýyla hareket ettiði anlaþýlmaktadýr.
3. Fransa
Dergimizin geçen sayýsýnda “Tarihi Düzenleyen Fransýz Kanunlarý” hakkýnda ayrýntýlý bilgi verilmiþti[37]. “Tarihi düzenleyen” deyiminin anlamý tarihi olaylar hakkýnda deðer hükümleri veren kanunlardýr. Oysa kanun bildiri veya demeç deðildir; deðere deðil iþleme yöneliktir. Bir kanunda mutlaka bir fikir beyan etmek gerekiyorsa bu gerekçesinde yer alabilir.
Dünyanýn her yanýnda bu kurallara uyulurken Fransa’da, iç siyasetin içinde bulunduðu demagoji ortamýnýn etkisiyle, tarihi olaylar hakkýnda yargý içeren dört kanun çýkarýlmýþtý. Tanýnmýþ on dokuz Fransýz tarihçisinin 13 Aralýk 2005 tarihinde “Tarih Ýçin Özgürlük” baþlýðý altýnda bu tür kanunlarý yeren ve ilga edilmelerini isteyen bir bildiri yayýnlamalarýndan sonra bu kanunlardan birindeki sömürgelerde Fransa’nýn olumlu rolüne deðinen ifadeler iptal edilmiþ, sözde Ermeni soykýrýmýný tanýyan 2001 tarihli kanun da dâhil diðer kanunlar için bir iþlem yapýlmamýþtý. Buna karþýn bu konudaki yoðun tartýþmalar bundan böyle Fransa’da tarihi yargýlayan yeni kanunlarýn çýkarýlmayacaðý kanýsýný oluþturmuþtu. Fransýz Sosyalist Partisinin 2001 tarihli kanuna Ermeni “soykýrýmýný” sorgulayanlarýn cezalandýrýlmasýný öngören bir madde eklenmesini isteyeceðini açýklamasý bu kanýnýn doðru olmadýðýný göstermiþtir.
Fransýz Polisi kayýtlarýna göre 3.200 Türk 18 Mart 2006 tarihinde Lyon’da dikilmek istenen bir Ermeni “soykýrým” anýtý aleyhine yürüyüþ yapmýþtýr.[38] Ayný saatte baþka amaçlarla gösteri yapan Fransýz öðrencilerle Türkler arasýnda arbede çýkmýþ ancak polis müdahale etmiþtir. Bu yürüyüþe izin verdiði için Bölge Valisi Ermeniler tarafýndan eleþtirilmiþtir[39]. 18 Nisan’da bu anýtýn üzerine bazý yazýlar yazýlmýþtýr. Ermenilerin bu iki olaydan sonra “soykýrýmý” inkâr edenlerin cezalandýrýlmasýný öngören bir kanun çýkarýlmasý için baskýlarýný arttýrdýklarý anlaþýlmaktadýr.
Fransýz Sosyalist Partisi Baþkaný François Holland’da bu konuda yaptýðý bir açýklamada son zamanlarda Ermeni “soykýrýmýný”n inkârýna yönelik hareketlerin arttýðýný, bu nedenle Ermeni soykýrýmý reddedenlerin cezalandýrmasýný gerektiðini söylemiþtir[40]. Bu amaçla Sosyalist Partisi 2001 tarihli kanuna eklenmek üzere 27 Nisan 2006 tarihinde þu kanun teklifini hazýrlamýþtýr: “Madde 2: 1915 tarihli Ermeni soykýrýmýnýn varlýðýný, 29 Temmuz 1881 tarihli Basýn Özgürlüðü Yasasýnýn 23. maddesinde gösterilen yöntemlerden biriyle ihlal edenler, ayný yasanýn 24 mükerrer maddesi gereðince cezalandýrýlacaklardýr”. Buna göre Ermeni soykýrýmýný kamuoyu önünde reddedenler ( bir konuþma yaparak, bir yazý yayýnlayarak) 5 yýla kadar hapse ve 45.000 Avro para cezasýna çarptýrýlabileceklerdir.
Fransýz Sosyalist Partisinin Ermeni görüþlerini çekincesiz desteklemesi nispeten yenidir. 3 Haziran 2004 tarihinde Sosyalist Partisi Baþkaný François Hollande ile Taþnak Partisinin Fransýz kolu Baþkaný Mourad Papazian bir bildiri yayýnlayarak, Türkiye ile müzakerelere baþlanmasýnýn Kopenhag kriterleri yanýnda Avrupa Parlamentosunun 1987 yýlý kararýna saygý gösterilmesine baðlý olduðunu ifade etmiþlerdi. Bilindiði üzere Avrupa Parlamentosunun bu kararýnda Türkiye’nin Avrupa Birliðine tam üye olmasýný Ermeni “soykýrýmýný” kabul etmesine baðlýyordu Sosyalist Parti bu vesileyle Ermeni “soykýrýmýný” inkâr edenlerin cezalandýrýlmasýný öngören bir kanun teklifinde bulunacaðýný da bildirmiþti[41]. Bu tebliðden birkaç gün sonra, 8 Haziran 2004 tarihinde, Sosyalist milletvekili Didier Migaud Partisinin Meclis Grubunun tamamý tarafýndan desteklenen bir yasa teklifini Millet Meclisine vermiþtir.
Diðer partilerden de benzer yasa teklifleri gelmiþtir. Ancak bu konuda bir kanun çýkmamasýnýn nedeni Meclis üyelerinin çoðunluðunun, ifade özgürlüðünü kýsýtlayacak olmasý nedeniyle, böyle bir yasaya taraflar olmamasýdýr. Söz konusu yasa teklifleri hakkýnda dipnotta kýsa bilgi verilmektedir[42].
Fransýz Sosyalist Partisinin bu konu üzerinde bu kadar durmasýnýn nedeni iktidar partisinin içinde bulunduðu güç durumdur. Fransýz hükümeti ekonomik alanda olduðu kadar sosyal alanda da baþarýlý olamamýþtýr. Baþkan Chirac sahip olduðu prestiji önemli ölçüde yitirmiþtir. Ýktidar partisi UMP’de bu baþarýsýzlýklarýn getirdiði bir çalkantý, bir istikrarsýzlýk vardýr. Sosyalistler bu durumdan yararlanarak hükümeti düþürmek, hiç olmazsa yýpratmak istemektedir. Sosyalistler bu kanun tasarýsýnýn görüþülmesinden iki gün önce Hükümet için güvenoyu istemiþler ancak oylamayý kaybetmiþlerdir[43]. Söz konusu tasarýnýn amacý Ermenileri tatmin etmek kadar hükümete bir darbe indirmek arzusudur. Hükümet ise, ister istemez, Fransa’nýn Türkiye ile iliþkilerini dikkate almak durumundadýr. Bu ise kendisini, böyle bir sorumluluðu olmayan Sosyalistlere karþý, savunmada býrakmaktadýr.
Sosyalistlerin bu manevrasýna iktidardaki UMP’nin [44] bazý üyelerinden tepki gelmiþtir. Gelecek seçimlerde Cumhurbaþkanlýðý için adaylýðýný koyacaðý anlaþýlan Nikolas Sarkozy’in baþkanlýðýný yaptýðý bu partiden Eric Raoult Ermeni “soykýrýmýný” inkâr edenler için bir yýl hapis ve 45.000 Avro para cezasýný öngören bir kanun teklifi yapmýþtýr. Ayný partiden Richard Mallie ve Rolands Blum ise sosyalistlerin kanun teklifinin ayný olan bir tasarýyý Millet Meclisine sunmuþlardýr[45]. UMP ise bu konuda bir tutum belirlememiþ ve yapýlacak oylamada üyelerini serbest býrakma eðilimi öne çýkmýþtýr [46].
Siyasi alanda durum bu merkezde iken Tarih Ýçin Özgürlük Derneði[47] bir bildiri yayýnlayarak, geçen Aralýk ayýnda Fransýz Millet Meclisindeki parti gruplarý yetkilileri ile yaptýklarý görüþmeler sýrasýnda kendilerine, tarih ile ilgili kanunlar konusunu daha vahim hale getiren giriþimlerde bulunulmayacaðýnýn imâ edildiðini, bu nedenle Sosyalist Parti tarafýndan yapýlan kanun önerisinin kendilerinde þok etkisi yaptýðýný, resmi gerçekler ilân etmeninin demokratik bir rejim ile baðdaþmayacaðý hususunda vaktiyle uyarýda bulunmuþ olduklarýný, kanun tasarýsýnda öngörülen cezalarýn fikir özgürlüðünü zedeleyeceðini ve özellikle öðretmenleri rehin alacaðýný ifade edilmiþtir[48]. Söz konusu Dernek üyelerinden tanýnmýþ tarihçi Pierre Nora’nin “Parlamentomuz Ermeni baský gruplarýnýn tutsaðý haline geldi. Ermeni sorununu Ýstanbul’da tartýþmak Paris’ten daha kolay”[49] sözleri Fransa’daki durumu veciz bir þekilde açýklamýþtýr. Bu bildiriden sonra Fransa’da pek çok aydýn ve tarihçi ayný paralelde görüþ beyan etmiþlerdir. Aksini söyleyenlerin sayýsý çok az olmuþtur.
Ayný eðilim Fransýz siyaset adamlarýnda da görülmüþtür. Millet Meclisi Baþkaný Louis Debré[50], Dýþiþleri Komisyonu Baþkaný Hervé de la Charette[51], Sosyalist Parti Grubu Baþkaný Jean Marc Ayrault[52] gibi þahsiyetler tasarýnýn aleyhinde tutum alýrken Sosyalist Partiden az kiþi tasarý lehinde konuþmuþtur.
Türk kamuoyu bu tasarýya karþý büyük tepki göstermiþtir. Ermenilere soykýrým uygulandýðý suçlamasý yeterince aðýr deðilmiþ gibi bir de “soykýrým olmamýþtýr” diyenlerin hapse ve aðýr para cezasýna mahkûm edilmek istenmesi hiçbir þekilde kabul edilebilir görülmemiþtir. Tepkiler arasýnda Fransýz mallarýna boykot uygulanmasý, Fransýz Büyükelçiliðinin bulunduðu sokaða anýt dikilmesi gibi, hiç bir yarar saðlamayacak derecede aþýrý olanlar vardýr. Basýnda da ayný eðilim görülmüþ ve “Fransa Türkiye’den Silinmeli” düþüncesinde olanlar çýkmýþtýr[53]. Ýlginç olan husus Türkiye’de kimsenin, dolaylý bir þekilde bile olsa, Fransa’daki kanun tasarýsýný desteklememiþ olmasýdýr.
Bu arada Ermeni soykýrým iddialarýný benimsemiþ olan bazý Türk aydýnlarýnýn da Fransýz tasarýsýný eleþtirmesi þaþkýnlýk yaratmýþtýr. Zira bu kiþilerin görüþlerini paylaþtýklarý diaspora Ermenileri gibi bu tasarýya sahip çýkmalarý daha mantýklý görülmüþtür.
Hepsi geçen yýl Eylül ayýnda Bilgi Üniversitesinde yapýlan ve sadece Ermeni görüþlerinin savunulduðu, karþýt görüþlerin ifade edilmesine izin verilmediði konferansýn düzenleyicisi veya katýlýmcýsý olan dokuz Türk bilim adamý[54] bir bildiri yayýnlayarak “insanlýk dýþý felâketin (yani tehcirin) tüm aðýrlýðýný üzerlerinde hissettiklerini, Ermenilerin acýsýnýn onlarýn acýsý olduðunu, vatan haini ilan edilseler dahi Türkiye’de demokrasi mücadelesini (?) sürdüreceklerini bildirdikten sonra Fransýz Parlamentosundaki yasa taslaðýndan kaygý duyduklarýný ifade ettiler. Bunun nedeni olarak da bu yasanýn “tarih ve ortak belleði sorgulama sürecine” zarar vereceðini, yasanýn Fransa’da özgür tartýþmayý engelleyeceðini, bunun yaný sýra Türkiye’de de benzer ve daha güçlü bir etki yapacaðýný belirttiler[55]. Bu hayli muðlâk sözlerden söz konusu aydýnlarýn bu yasayý çýktýðý taktirde benzer önlemlerin Türkiye’de da alýnacaðýndan ve bunun da 1915 tehcirinin aslýnda bir soykýrým olduðu þeklindeki kendilerinin de katýldýðý propagandaya zarar vereceðinden endiþe ettikleri anlaþýlmaktadýr. Bu düþünce bildiriyi imzalayanlardan Halil Berktay’ýn Le Monde gazetesine verdiði bir mülakatta doðrulanmýþtýr. Berktay söz konusu tasarý kanunlaþtýðý takdirde Türkiye parlamentosunun karþý bir kanun kabul ederek soykýrýmýn tanýnmasýný cezalandýrabileceðini söylemiþtir[56].
Bu bildiri Ermenilerin tepkisini çekmekte gecikmemiþtir. ABD Ermenileri tarafýndan çok okunan California Courier Online’in yayýmcýsý Harout Sassounian aydýnlarýn bu bildiriyi imzalamakla Ermeni “soykýrýmýný” inkâr edenlerle ayný cepheye yer aldýklarýný, ayrýca Türkiye’de tekrar itibar kazanmaya çalýþtýklarýný yazmýþtýr[57].
Asýl amacý ne olursa olsun, bu bildirinin olumlu yönü Fransýz yasa tasarýsýna karþý Türkiye’de, soykýrýma inananlar da dâhil, herkesin birleþmiþ olduðunu göstermesidir.
Söz konusu tasarý hakkýndaki tartýþmalara Türk veya Fransýz olmayan bilim adamlarý da katýlmýþtýr [58].
“Armenian Massacres in Otoman Turkey:A Disputed Genocide” baþlýklý kitabýn yazarý Guenther Lewy parlamentolarýn tarihi deðil kanunlarý görüþmesi gerektiðini, nerede olursa olsun bu tür kanunlara karþý olduðunu, bu kanunlarýn Ýkinci Dünya Savaþýndan sonra Almanya’da uygulanabileceðini ancak artýk bunlara ihtiyaç bulunmadýðýný söylemiþtir.
“Atatürk” kitabýnýn yazarý Andrew Mango ise ifade özgürlüðü üzerinde durarak, böyle bir kanunun kendi ülkesinde uygulanmasýnýn mümkün olmadýðýný, Ýngiltere’de Yahudi soykýrýmýnýn inkârýna bile izin verildiðini zira ifade özgürlüðünün büyük deðer, olduðunu söylemiþtir.
Tanýnmýþ Hollandalý tarihçi Prof. Eric Zürcher ise tasarýnýn iki önemli açýdan mahzurlu olduðunu, öncelikle siyasetçilerin tarih yazmaktan uzak durmasý gerektiðini, ayrýca “soykýrým” ifadesinin fazlasýyla vurgulanmasýnýn, 1915’te olanlarýn yeterince araþtýrýlmasýna engel olduðunu söylemiþtir. Zürcher konunun Türkiye’nin AB üyeliði için þart haline getirilemeyeceðini, “Fransa’nýn Cezayir’de, Belçika’nýn Kongo’da, Hollanda’nýn Uzakdoðu’da yaptýklarýndan AB’de hiç söz konusu edilmediðini, o nedenle de Türkiye’den söz edilmesinin anlamý olmadýðýný belirtmiþtir.
Ermeni asýllý Ýngiliz tarihçi Ara Sarafian’da tasarýnýn kanunlaþmasý halinde Türkiye-AB iliþkilerinin bozulacaðýný, Türkiye’de milliyetçiliðin yükseleceðini, Türkiye’de Ermeni sorunu üzerindeki tartýþmalarýn durabileceðini söylemiþtir. Sarafian ayrýca Fransa’nýn kendi geçmiþiyle yüzleþmesi gerektiðini, Fransa’nýn tarihinde Cezayir ve Ruanda olaylarýnýn bulunduðunu eklemiþtir[59].
Ýsrail’li tarihçi ve diplomat Elie Brnavi’de bu tasarýya karþý çýkarak, tarihi gerçeklerin yasalarla dayatýlmasýnýn kabul edilemeyeceðini, bu yasa çýktýðý taktirde Ermenilerin buna çok sevineceðini buna karþýn Türkiye-Fransa iliþkilerinin darbe alacaðý ve ayrýca Fransa’da Türkiye’nin AB üyeliðine karþý olanlarýn bu yasayý kullanacaklarýný belirtmiþtir [60] .
Dýþiþleri Bakaný Abdullah Gül Sofya’da NATO toplantýsý sýrasýnda görüþtüðü Fransýz meslektaþý Douste-Blazy’e “Böyle fikir özgürlüðü olur mu? Cumhurbaþkaný, Baþbakan gelip görüþlerini ifade etse onlarý tutuklayacak mýsýnýz?” diyerek tepkisini dile getirmiþtir. Blazy tasarýnýn Fransýz hükümetinin tutumunu yansýtmadýðýný söylemekle yetinmiþtir[61]. Gül daha sonra Ýzmir’de yaptýðý bir beyanda herkesin bu konuda sorumlu bir þekilde davranmasý, küçük iç siyaset çýkarlarý nedeniyle iki ülke iliþkilerini tehlikeye atmanýn yanlýþ olacaðýný bildirmiþtir[62].
Yazýlý basýna paralel olarak Türk televizyonlarý bu konuya geniþ yer vererek bir çok yorum programý yayýnladýlar. Bu arada TRT bir ilke imza artarak bazý Türk yazar ve diplomatlarýnýn katýldýðý ve Fransýzca konuþanlara hitap etmek üzere sadece bu dilin konuþulduðu bir program yayýnlamýþtýr [63].
Ýstanbul baðýmsýz milletvekili Emin Þirin “Milletlerarasý Ýddia ve Saptýrmalara Karþý ve Çeþitli Ülkelerin Gerçekleþtirdikleri Mezalimler ve Soykýrýmlarýn Tanýnmasý ve Anma Günlerinin Tesisi” hakkýnda bir kanun teklifini TBMM Baþkanlýðýna sunmuþtur[64]. Bu tasarý Ermeni soykýrým iddialarýnýn ileri sürülmesini düþmanca bir davranýþ olarak kabul ediyor. Bazý ülkelerde yapýlan mezalim ve soykýrýmlarýn Türkiye tarafýndan kabul edilmesini öngörüyordu.
AKP Kahramanmaraþ milletvekili Mevlüt Akgün ise hazýrladýðý bir yasa tasarýsýnda Fransa’nýn Cezayir’de ve Ruanda’da soykýrým yapmýþ olduðunu inkâr edenlere 10.000 YTL para cezasý verilmesi öngörülmüþtür[65]. Anavatan Partisi Milletvekili Ýbrahim Özdoðan da Türkiye’de Ermeni soykýrýmý olduðunu söyleyenlerin bir yýldan üç yýla kadar hapsini öngören bir kanun teklifi vermiþtir[66]. AKP Milletvekili Mahmut Koçak da Fransýz askeri güçlerinin Cezayir’de yaptýklarýnýn soykýrým olarak kabul edilmesini, 8 Mayýs gününüm “Cezayir soykýrýmýný anma günü “ olarak ilan edilmesini, Cezayir soykýrýmýný inkâr edenlerin cezalandýrýlmasýný öngören bir kanun teklifinin Fransýz Parlamentosunda görüþmelerinin baþlayacaðý gün olan 18 Mayýs’ta Millet Meclisine sunmuþtur[67].
Ermeni soykýrýmýnýn Fransa tarafýndan tanýnmasý hakkýndaki 2001 yýlý kanun kabulü sýrasýnda Fransa’daki Türklerin ve Türk derneklerinin bu kanun aleyhinde bir faaliyeti pek görülmemiþti. Beþ yýl sonra ise bu derneklerin bir kýsmýnýn ciddi bir çalýþma içine girdiði gözlemlendi. Ýmza toplama kampanyalarý düzenlendi. Sosyalist Parti ileri gelenleriyle görüþmeler yapýldý. Fransýz Millet Meclisi etrafýnda gösterilerde bulunuldu. Çok kiþinin yer aldýðý bu faaliyetlerde Sosyalist Partisin Strasbourg-Neuhof ilçe baþkanlýðýný yapan Þaban Kiper, Partisinin tutumun aksine söz konusu kanun tasarýsýný protesto etmekle dikkatleri çekti. Ayrýca Çok Kültürlü Kültür Gençlik Konseyi Baþkaný (COJEP) Ali Gedikoðlu, ayný kuruluþtan Veysel Filiz, Anadolu Kültür Merkezi Baþkaný Dr. Demir Önger ve Paris Atatürkçü Düþünce Derneði Baþkaný Ali Riza Taþdelen öne çýkan isimler oldular. Buna karþýn bir kaynak[68] Fransa’da çok sayýda Türk derneði ve kuruluþunun bu olay karþýsýnda sessiz kaldýðýný yazdý.
TÝSK, TESK, TÜKONFED, TÜRK-ÝÞ, HAK-ÝÞ, IKV ve TESEV gibi bazý Türk kuruluþlarý “Apel A Nos Amis Français” (Fransýz Dostlarýmýza Çaðrý) baþlýðýyla Le Monde, Le Figaro gibi bazý Fransýz gazetelerinde bir ilan yayýnlatarak Sosyalistlerin önerdiði kanunun sakýncalarýný dile getirdiler ve tasarýnýn geri çekilmesini istediler[69].
DISK Genel Sekreteri tasarý kanunlaþtýðý takdirde bundan ikili iliþkilerin zarar göreceðini söyledi[70]. Memur-Sen Baþkaný ise Fransa’nýn sözde Ermeni soykýrýmýný tanýmak yerine Cezayir’den af dilemesi, gerektiðini belirtti[71]. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Fransa'da Ermeni soykýrýmýný inkâr edenlere hapis cezasý öngören yasa tasarýsýnýn Fransýz Parlamentosu'ndan geçmesi durumunda özel radyo ve televizyonlar ile TRT'ye "Fransýz sanat eserlerini boykot etme" çaðrýsý yapma kararý aldý[72]. Yönetim Kurulu Baþkaný Murat Yalçýntaþ tasarý kanunlaþtýðý taktirde 350.000 üyeleriyle tavýrlarýný göstereceklerini bildirdi[73].
Galatasaray Eðitim Vakfý Baþkaný Ýnan Kýraç Fransa Millet Meclisi Baþkaný Louis Debré’ye Galatasaray Lisesi ve Üniversitesinde okumuþ herkes adýna tarihin keyfi ve taraflý bir biçimde siyasi düþüncelere alet edilmesinin geçmiþe zarar vereceðini günümüzde ise yeni öfkelere neden olacaðýný ve gelecekte daha derin çatýþmalara yol açacaðýný belirterek bu adýmý atmadan önce (bu tasarý kanunlaþmadan önce) çok iyi düþünülmesini rica etti[74]. Fransa Dýþiþleri Bakanýnýn bu konuda 18 Mayýs günü Mecliste yaptýðý konuþmada Galatasaray Üniversitesine de deðinmesi Kýraç’ýn bu giriþiminin etkili olduðunu gösterdi.
Türk resmi makamlarýnýn da Fransýz yasa tasarýsýna büyük tepki gösterdiði görüldü.
Sayýn Cumhurbaþkanýnýn Baþkan Chirac’a bir mektup göndererek tarihle ilgili konularýn siyasilerin deðil tarihçilerin iþi olduðunu ifade ettiði, tasarýnýn Fransa’nýn da büyük önem verdiði ifade ve düþünce özgürlüðüne ters olduðunu belirttiði ve tarihi gerçeklerle baðdaþmayan bu durum nedeniyle mevcut dostluðun bozulmasýnýn iki ülke çýkarlarýna aykýrý olacaðýný vurguladýðý basýnda yer aldý[75].
TBMM Baþkaný Bülent Arýnç Fransýz Millet Maclisi Baþkaný Jean-Louis Debré’ye bir mektup göndererek temel insan haklarýnýn uluslar arasý seviyede uygulanmasýnda Fransa’nýn oynamýþ olduðu önder role deðinerek söz konusu kanun tasarýsýnýn ifade özgürlüðünün aleyhinde olduðunu belirtti[76].
Baþbakan Recep Tayip Erdoðan 9 Mayýs 2006 tarihinde Türkiye’de iþ yapan belli baþlý Fransýz þirketleri temsilcilerini davet ederek söz konusu kanun tasarýsýnýn düþünce ve ifade özgürlüðüne darbe vurduðunu belirtti ve tasarýnýn kabul edilmemesi için gayret göstermelerini aksi halde iki ülke iliþkilerinin bozulacaðýný ifade etti. Baþbakan ayrýca Türkiye’nin arþivlerini açtýðýný, ancak olumlu yaklaþýmlarýnýn Ermenistan’dan karþýlýk bulmadýðýný söyledi. Ýþ adamlarý ise ellerinden geleni yapacaklarýný ifade ettiler[77]. Nitekim Türk-Fransýz Ticaret Odasý Baþkanýnýn bu amaçla Baþkan Chirac’a bir mektup göndermiþ olduðu açýklandý[78] .
Baþbakan ayrýca AB-Latin Amerika zirvesine katýlmak üzere gittiði Viyana’da Baþkan Chirac ile görüþerek bu kanun tasarýsýnýn Türkiye’de yarattýðý rahatsýzlýðý dile getirdi[79]. Chirac’ýn Türkiye’nin kaygýlarýna gerekli hassasiyetin gösterileceðini söylediði, hatta Fransýz Meclisinin 18 Mayýs oturumunda bu konunun gündeme gelmemesi olasýlýðýndan bahsettiði ileri sürüldü[80]. Aþaðýda anlatacaðýmýz gibi bu tasarý 18 Mayýs’ta Fransýz Meclisinde görüþüldü. Ancak Baþkan Chirac’ýn yakýný Meclis Baþkaný Debré’nin usta manevralarýyla oylanamadý.
Türkiye’nin Paris Büyükelçisi Osman Korutürk, kýsa bir süre için olduðu belirtilerek, istiþareler için, Ankara’ya çaðrýldý.
Fransa’daki resmi tepkilere gelince Dýþiþleri Bakanlýðý Sözcüsü Denis Simonneau Türk yetkililerinin bu konu hakkýndaki tepkileri hakkýnda çok dikkatli olduklarýný söylemekle yetindi[81]. Bu sözler Fransýz Dýþiþlerinin geliþmelerden rahatsýzlýk duyduðunu, ancak konu bir iç siyaset sorunu haline geldiðinden fazla konuþulmak istenmediðini göstermektedir.
Ermenistan Dýþiþleri Bakanlýðý Sözcü Yardýmcýsý Vladimir Karabetyan ise Ermeni soykýrýmýný inkâr edenlerin cezalandýrýlmasýný öngören kanun tasarýsýnýn Ermenistan tarafýndan taktir edildiðini, ayrýca Ermenistan’ýn Türkiye ile Fransa arasýndaki iliþkilere karýþmayacaðýný esasen buna da hakkýnýn olmadýðýný bu çerçevede Paris’teki Büyükelçisini geri çekmesinin Türkiye’nin bir iç iþi olarak gördüklerini ifade etti[82].
TBMM’den dört kiþilik bir heyet 9 Mayýs’ta Fransa’ya giderek söz konusu kanun tasarýsý hakkýnda baþta Fransýz Millet Meclisi Baþkaný Debré olmak üzere üst düzeyde bazý temaslarda bulundu. Heyette Meclis Dýþiþleri Komisyonu Baþkaný Mehmet Dülger, bu komisyonun üyesi Ýstanbul Milletvekili Onur Öymen, AKP Kastamonu milletvekili Musa Sývacýoðlu ile CHP Ankara milletvekili Ayþe Gülsün Bilgehan yer aldý[83] . Mehmet Dülger’in Fransýz mallarýnýn boykot edilmesi ve resmi ihalelere Fransýz firmalarýn çaðrýlmamasý olasýlýðýndan bahseden sözleri Fransýz basýnýnda da yanký buldu[84].
Türkiye’de çeþitli gruplar tasarýya karþý tepkilerini ifade etmek için gösteriler düzenlediler. Bu çerçevede Ýstanbul’da Fransýz Baþkonsolosluðu önünde Ýþçi Partisi yandaþlarý gösteri yaptý[85]. Ankara’da ise Ýþçi Partisi, CHP, Türk-Ýþ, Atatürkçü Düþüncü Derneði Fransýz Büyükelçiliði önünde gösteri düzenlediler[86].
Bazý kiþiler bu kanun çýktýðý takdirde Fransa’ya gidip kendilerini hapsettireceklerini söylediler. Hürriyet Gazetesi Köþe Yazarý Mehmet Y. Yýlmaz bu yasa çýktýðý hafta Paris’e gidip elinde bir “Ermeni soykýrýmý yoktur” yazýlý bir pankartla bir polis merkezi önünde gösteri yapacaðýný mahkum edildikten sonra Ýnsan Haklarý Mahkemesine baþvurarak tazminat isteyeceðini söyledi[87]. CHP Ankara milletvekili, Ýsmet Ýnönü’nün torunu Gülsün Bilgehan ise bu yasa çýktýðý takdirde önce kendisinin hapsedilmesi gerekeceðini bildirdi[88]. Kendisi hapsettirmek isteyen sadece Türkler deðildi. RFI ve RTL’nin Türkiye Muhabiri Jerome Bastion da bir televizyon programýnda “eðer bu yasa geçerse Fransa’ya gidip ilk ihlâl eden ben olacaðým; buyursun yargýlasýnlar, hapse atsýnlar” demek suretiyle tepkisini dile getirdi[89]. Bu kanun kabul edildikten sonra çok sayýda kiþinin Fransa’da kanunu kasten ihlal etmesi sonucunda tutuklanmasý Fransýz Hükümeti için içinden çýkýlmaz bir sorun oluþturacaktý.
Bu konuda Türk basýnýnda Türkiye-Fransa arasýndaki sýký ekonomik baðlar da sýk sýk dile getirildi. Ýki ülke arasýndaki yýllýk ticaret hacminin 10 milyar Avro kadar olduðu, bunun 6,3 milyarýnýn Fransa’nýn Türkiye’ye ihracatý, 3,7 milyarlýk bölümünün ise Türkiye’nin Fransa’ya ihracatý olduðu, özellikle otomotiv sanayide çok yakýn iliþkiler bulunduðu belirtildi[90] . Bu arada tasarý kanunlaþtýðý taktirde Fransýz mallarýnýn boykot edilmesi çaðrýlarý da yapýldý[91].
Fransa’ya dönelim. Baþkan Chirac bu konudaki tutumunu Meclis görüþmelerinden bir gün önce dolaylý bir yolla açýkladý. Reuters Haber Ajansý baþkana yakýn çevrelere dayanarak baþkanýn “Türkiye’nin Avrupa deðerlerini benimsemesi çerçevesinde bir hafýza çalýþmasý yapmasýnýn önemine bir çok kez deðindiðini, Ermeni sorununun, sorumluluk zihniyeti içinde sakin bir düþünceyi gerektiren hassas bir sorun olduðunu söyledi[92]. Fransa Cumhurbaþkaný böylelikle Türkiye’nin Avrupa Birliðine katýlma süreci içinde Ermeni “soykýrýmýný” tanýmasý gerektiðini ima ederken, soykýrým iddialarýný tanýmayanlarýn cezalandýrýlmasýný öngören yasa tasarýsýna hiç deðinmemesi ve üstelik Ermeni sorununun sorumluluk zihniyeti ve sükûnet içinde ele alýnmasýndan bahsetmesi, yasa tasarýsýna karþý olduðu þeklinde yorumlandý.
Sosyalistlerin kanun teklifi Meclisin Kanunlar Komisyonunda 11 Mayýs 2006 tarihinde görüþüldü. Konunun esasý hakkýnda fikirler beyan edilmekle beraber kanun maddesi ele alýnamadý. Böylelikle kanun tasarýsý Komisyon tarafýndan fiilen reddedilmiþ oldu[93]. Ancak bu ret tasarýnýn Meclis Genel Kurulunda görüþülmesini engellemedi. Meclisin bu konudaki genel eðilimini gösterdi.
“Ermeni “soykýrýmýný” inkâr edenlerin cezalandýrýlmasýna dair Sosyalist Partisinin kanun teklifi 18 Mayýs 2006 tarihinde Fransýz Millet Meclisinde görüþülmeye baþlandý. Sosyalist Partisi bu teklifi “niche parlementaire” denen bir usulden yararlanarak müzakereye açtý. Bu usul her partiye istediði kanun teklifini, yasa komisyonu hariç, diðer komisyonlara götürmeden Meclis Genel Kuruluna getirmek hakkýný veriyor, böylelikle bazý kanunlarýn çok çabuk çýkmasý saðlanýyordu. Ancak sýnýrlý bir þekilde baþvurabildiðinden bu usulün en ivedi ve önemli konular için kullanýlmasý gerekiyordu. Bu arada Ermeni “soykýrýmýný” tanýyan 2001 yýlý kanununun da bu usule baþvurularak görüþülmüþ ve kabul edilmiþ olduðunu da belirtelim.
Sosyalist Partisi bu kez “niche parlementaire”i üç kanun tasarýsý için kullandý. Ýlk iki tasarý üzerindeki müzakereler bittiðinde saat 12.15’i bulmuþ ve Ermeni “soykýrýmý” kanun tasarýsý için yaklaþýk 45 dakika kalmýþtý. Bu süre içinde raportör, Dýþiþleri Bakaný ve altý milletvekili konuþtu. Saat 13.05 olduðunda Baþkan Debré bu kanun teklifinin Grup Baþkanlarý toplantýsý tarafýndan saptanacak bir tarihe ertelendiðini bildirerek oturuma son verdi. Böylelikle kanun tasarýsý oylamaya da konamadý. Bu tasarýnýn tekrar gündeme alýnmasýnýn ancak sonbaharda, olasýlýkla Kasým ayýnda, mümkün olabileceði anlaþýlmaktadýr.
Bu vesileyle tasarýnýn oya konmamasýnýn Meclis tribünlerindeki Ermeniler tarafýndan þiddetle protesto edildiðini, bu kiþilerin uzun süre binadan çýkmamak için direndiklerini de belirtelim[94]. Ayrýca kanun tasarýsýnýn görüþülmesi sýrasýnda da Meclis binasý önünde Ermenilerin gösteri yaptýklarýný[95] COJEP mensubu bazý Türklere ise daha uzak bir yerde gösteri izni verildiðini[96] de vurgulayalým. Oturum bittikten sonra da bina dýþýndaki Ermenilerin ellerinde bir Ermenistan bayraðý olduðu halde Meclis binasýna girmeye çalýþtýklarýný ancak güvenlik güçleri tarafýndan engellendiklerini de bildirelim[97].
Sözkonusu kanun tasarýsý üzerindeki müzakerelerde söz alan altý milletvekilinden beþi ve ayrýca raportör tasarýnýn lehinde konuþtular. Bir kiþi (Marc Laffineur) kanunlarýn tarih yazmamasý gerektiði noktasýndan hareketle tasarýnýn aleyhinde konuþtu; ancak Ermeni soykýrýmýnýn bir buçuk milyon kurban verdiðini kimsenin inkâr edemeyeceðini söylemeyi de ihmâl etmedi.
Bu tasarý hakkýndaki görüþmelerin tamamýný vermemiz mümkün deðildir. Burada en önemli gördüðümüz raportörün ve dýþiþleri bakanýn konuþmalarýný özetleyeceðiz, ayrýca bu konuþmalardaki bazý noktalar hakkýnda açýklayýcý bilgiler vereceðiz[98].
Raportör Christophe Masse, Lyon’da 24 Nisan 2006 tarihinde açýlýþý yapýlan Ermeni anýtýnýn neden olduðu “inkârcý” gösterilerden sonra bu kanun tasarýsýný ele aldýklarýný belirterek sözlerine baþladý. Lyon’da ne olmuþtu? Bu þehirde tarihi Antonin-Poncet meydanýnda Ermeni soykýrýmýný konu alan bir anýt dikilmek istenmiþ, ancak civarda oturanlar anýtýn meydana uymadýðýný belirterek inþasýnýn önlenmesi için dava açmýþlar, fakat anýta Lyon Belediyesi izin verdiðinden, davayý kaybetmiþlerdi. 17 Nisan akþamý bu anýt üzerine bazý yazýlar yazýlmýþtý. Bunlar arasýnda “Ne mutlu Türküm Diyene” deyimi de bulunuyordu. Yukarýda deðindiðimiz gibi, Daha önce 18 Mart’ta yine Lyon’da Türkler tarafýndan düzenlenen bir gösteride Ermeni “soykýrýmý” aleyhinde pankartlar taþýnmýþ, sloganlar atýlmýþtý. Fransa’daki Ermeniler bu iki olaya, inkârcýlýðýn kanýtý olduðunu ileri sürerek, büyük tepki gösterdiler. Aslýnda ilk defa Türklerin örgütlenmiþ bir þekilde kendilerine karþý çýkmýþ olmalarýndan endiþe ettikleri ve bir kanuni yol bulunarak bu tür faaliyetlerin yasaklamaya çalýþtýklarý anlaþýlýyordu.
Bu konuda belirtilmesi gereken bir diðer husus Fransa’da hemen her gün birçok yerde gösteri düzenlendiði ve duvar yazýlarýna da sýkça rastlandýðýdýr. Bunlar sakýncalý görülmezken bir Ermeni anýtýna yazý yazýlmasý ve bir gösteride soykýrým iddialarý aleyhine sloganlar atýlmasý veya pankartlar taþýnmasýnýn beþ yýla kadar hapis ve 45.000 Euro para cezasý ile cezalandýrýlmak istenmesi normal olmayýp Türklere karþý bir ayýrýmcýlýk yapýlmak istendiðini göstermektedir.
Fransýz Millet Meclisine dönelim. Raportör Masse 2001 yýlý kanununun, Ermeni soruna iliþkin tarih ve bellek tartýþmalarýna son noktayý koyduðunu söylemiþtir. Bununla 2001 kanunu Ermeni “soykýrýmýný” tanýdýðý cihetle artýk bu konuda yapýlacak bir þey kalmadýðýný belirtmek istemiþtir. Oysa Fransýz tarihçileri tarih hakkýnda deðer hükmü içeren tüm kanunlarýn ve bu arada 2001 tarihli kanunun da ilgasýný istemiþlerdir.
Bilindiði üzere bu tasarýnýn en zayýf yönü ifade özgürlüðünü çiðnemesidir. Ýfade özgürlüðü ise ancak bir kanunsal dayanak olduðunda sýnýrlanabilir. Raportör Masse Ermeni “soykýrýmý” konusunda uluslararasý bir mahkeme kararýnýn olmamasýnýn ifade özgürlüðünün kýsýtlanmasýný engellemeyeceðini, zaten bir asýr önce ne uluslararasý adalet ne de soykýrým kavramlarýnýn olmadýðýný söylemiþtir. Günümüzde ise Ermenistan’ýn, Türkiye’nin de mutabakatý gerektiði için, Uluslararasý Adalet Divanýna baþvuramadýðýný iddia etmiþtir. Son olarak Ýnsan Haklarý Sözleþmesinin ifade özürlüðüne bazý kýsýtlamalar getirdiðini de, kendi tasarýlarýndaki kýsýtlamayý haklý göstermek üzere, ileri sürmüþtür.
Bu konuda ilk olarak belirtilmesi gereken husus Osmanlý Ýmparatorluðunun Ermeni katliamý iddialarýný incelemek üzere tarafsýz devlet temsilcilerinden bir komisyon kurulmasýný 1919 yýlýnda istediðidir. Bu komisyon gerçekleþse ve bazý kiþileri Ermeni katliamý ile suçlasaydý, herhalde o kiþileri yargýlamak üzere bir mahkeme kurulurdu. Ýngilizler tarafsýz devlet temsilcilerinden oluþan bir soruþturma komisyonu kurulmasýný engellemiþlerdir. Ayrýca kendileri Osmanlý yetkililerini yargýlamak istemiþler, ancak Ýngiliz baþsavcýsý bu konuda yeterli kanýt bulamamýþtýr. Kýsaca bir asýr kadar önce uluslararasý bir mahkeme olmadýðýný söylemek bir mazeret deðildir. Ýstenseydi bu mahkeme kolaylýkla kurulabilirdi.
Günümüzde Ermenistan’ýn, Türkiye muvafakat etmeyeceði için, Uluslararasý Adalet Divanýna baþvurmadýðý iddiasýna gelince Raportör Masse’ýn yeterli bilgi sahibi olmadýðý anlaþýlmaktadýr. 1948 tarihli BM Soykýrým Suçunun Önlenmesi ve Cezalandýrýlmasý Sözleþmesinin 9. maddesi þöyledir: “Sözleþmeye taraf Devletler arasýnda, bu Sözleþmenin yorumlanmasý, uygulanmasý veya yerine getirilmesi ve ayrýca soykýrým fillerinden veya Üçüncü maddede belirtilen fiillerin her hangi birinden bir Devletin sorumluluðu ile ilgili olarak çýkan uyuþmazlýklar, uyuþmazlýðýn taraflarýndan birinin talebi üzerine Uluslararasý Adalet Divaný önüne götürülür.” Buna göre Ermenistan, Türkiye’nin rýzasýna gerek olmadan, Türkiye’nin “soykýrým fillerinden veya Üçüncü maddede belirtilen fiillerin her hangi birinden” sorumlu olduðunu belirterek Uluslararasý Adalet Divanýna gidebilir. Raportörün bahsetmediði husus 1915 tehciri Soykýrým Sözleþmesinin imzalanmasýndan önce olduðu için, Sözleþmenin bu olaylara uygulanmayacaðýdýr. Dolayýsýyla Ermenistan’ýn talebi yerine getirilmeyecektir. Ancak Türkiye Sözleþmenin 1915 olaylarý için uygulanmasýný kabul ettiði takdirde Divan bu davaya bakmayý kabul edebilir, fakat buna mecbur deðildir. Hukuki durum budur. Gerçekte ise Ermenistan Uluslararasý Adalet Divanýna gideceði veya gidebileceðine dair hiçbir bir açýklamada bulunmamýþtýr. Genel olarak Ermenistan’ýn hukuk yolundan özenle kaçýndýðý kanýsý mevcuttur.
Dýþiþleri Bakaný Philippe Douste-Blazy’nin konuþmasýna gelince, Bakan Sosyalist milletvekilleri tarafýndan sýk sýk itirazlarla kesilen bu konuþmasýna 1915 katliamýnýn anýlarýnýn etkisi altýnda bulunan Ermeni kökenli vatandaþlarýna karþý büyük sempatisi olduðunu belirtmekle baþladý ve Fransa’nýn Ermenin anýlarýný devam ettirmek ve onlarla dayanýþmasýný belirtmek için 2001 yýlýnda kanun çýkarttýðýný söyleyerek alkýþ topladý.
Dýþiþleri Bakanýnýn üzerinde durduðu birinci konu parlamentonun tarih hakkýnda karar veren kanunlar çýkarmamasý oldu. Bakan kýsa süre öce Mecliste bu konuda mutabakat meydana geldiðini (kanunlardan birindeki sömürgelerde Fransa’nýn olumlu rolüne deðinen ifadeler iptal edilmiþ olmasý) vurguladý.
Boust-Blazy sonra Türk ve Ermeni tarihçilerin, ortak bir bellek oluþturabileceklerini ve bu belleðin taraflar arasýnda normal iliþkiler sürdürülebilmesinin en iyi garantisi olduðunu belirtti. (Fransýz Bakanýn ortak bellek deyiminden Ermeni ve Türk tarihçilerin olaylarý ayný þekilde yorumlamalarýný kastettiði anlaþýlmaktadýr) Bakan ayrýca bu çalýþmanýn Ermenistan’da ve Türkiye’de baþladýðýný, bundan memnun olmak ve destek vermek gerektiðini, oysa kanun tasarýsýnýn bu tür gayretlere sekte vurabileceðini söyledi. Fransýz Bakan bu kanun tasarýsýnýn kabulünün, sadece Türkler ve Ermeniler arasýnda bir barýþma için deðil, Fransa’nýn çýkarlarý bakýmýndan olumsuz sonuçlar doðurabileceðini belirtti. Douste-Blazy her ülkenin tarihinde karanlýk sayfalar olduðunu, bunun için geçmiþle hesaplaþmak ve bir bellek çalýþmasý yapmak gerektiðini, bunun güç bir iþ olduðunu, Türkiye’nin geçmiþin acýlý dönemlerini kabul etmek durumunda bulunduðunu, ancak günümüz Türkiye’sinin Osmanlý Ýmparatorluðunun son dönemlerindeki olaylardan sorumlu olmadýðýný ifade etti.
Douste-Blazy Türkiye’de arþivlerin incelenmesinin kolaylaþtýrýldýðýný, Eylül ayýnda çeþitli görüþlere sahip tarihçi ve aydýnlarý bir araya getiren ve 1915-1916’nýn korkunç olaylarýnýn objektif bir incelemeye tabi tutulmasýnýn temellerini atmaya çalýþan bir konferans yapýldýðýný, Ankara hükümeti tarafýndan desteklenen bu konferansýn, Türk halkýnýn tarihin bu trajik dönemini benimsemesi bakýmýndan bir dönüm noktasý olduðuna inanýldýðýný, diðer yandan Türkiye’de Ermenistan’la diyalog kurmak için yeni bir dinamik belirdiðini, anlaþmazlýklarýn çözümlenmesi için iki ülke arasýndaki temaslarýn özendirilmesinde yarar olduðunu, Türk makamlarýnýn geçen yýl Ermenistan’a tarih konusunda ortak bir çalýþma yapýlmasýný teklif ettikleri ve Fransa’nýn bu tür gayretleri desteklediðini söyledi.
Douste-Blazy Fransa’nýn Ermenistan’ýn sadýk dostu olduðunu, Türkiye’nin de dostu olduðunu, Türkiye Cumhuriyetin kurulmasý sýrasýnda Fransa’dan ilham alýndýðýný (?), Fransa’nýn Türkiye ile uzun zamandan beri güçlü, yakýn ve devamlý iliþkileri olduðunu, uluslararasý iliþkilerde Türkiye ile birçok konuda ayný görüþleri paylaþtýðýný, Türkiye ile yýllar boyunca geliþtirilmiþ olan ekonomik, kültürel ve bilimsel iliþkilerin ve ayrýca Fransa’ya 300.000 kadar Türkü ülkesine kabul etmiþ olduðu için, insani düzeyde de mevcut iliþkilerin iki ülke arasýnda devamlý bir ortaklýk kurmuþ bulunduðunu, Türkiye’nin modernizasyon ve diyalog çabalarýnýn desteklenmesi, Türkiye’nin içine kapanmamasýnýn ve otoriter milliyetçiðin geliþmesinin teþvik edilmemesinin gerektiði söylemiþ ve Türkiye’deki Ermeni toplumunun bunu gayet iyi anladýðýný belirtmiþtir.
Fransýz Bakan tasarý kanunlaþtýðý takdirde bunun Türk halkýnýn çoðunluðu tarafýndan dostane olmayan bir jest gibi algýlanacaðýný ve Fransa’nýn sadece Türkiye’de deðil bu bölgenin tamamýnda etkisinin zayýflayacaðý belirtilmiþtir. Bakan, ayrýca, 2005 yýlýnda %7 bir büyüme saðlamýþ olan Türkiye’nin Fransa için birinci derecede önemli bir ortak olduðunu, Türkiye’de bir çok Fransýz þirketinin iþ yaptýðýný, diðer yandan kültürel, bilimsel ve sanatsal yakýnlýðýn da söz konusu olduðunu, Türk üniversitelerinde, özellikle Galatasaray Üniversitesinde, Fransýz sever bir gelenek bulunduðunu söylemiþ ve sorumluluk ruhuna temasla milletvekillerinden kanun teklifini reddetmelerini istemiþtir.
Özetlenecek olursa Fransa Dýþiþleri Bakaný Meclislerin tarihi konularda kanun kabul etmemelerini hatýrlatarak, Türkiye’de baþlamýþ olduðunu iddia ettiði tarihi sorgulama sürecine zarar verilmemesini ileri sürerek, kabul edildiði takdirde bu kanunun Türkiye’de dostane olmayan bir hareket olarak algýlanacaðýný belirterek ayrýca Fransa’nýn ekonomik çýkarlarýnýn zarar göreceðini bildirerek tasarýnýn kabul edilmemesini istemiþtir. Zaman yokluðu nedeniyle oylama yapýlmadýðýndan Bakanýn ifadelerinin milletvekillerini ne derecede etkilediðini bilmek mümkün deðildir.
Bu arada Douste-Balzy’nin konuþmasýnda bazý yanlýþlýklar olduðunu belirtmemiz gerekmektedir. Geçen Eylül ayýnda Ýstanbul’da Bilgi Üniversitesinde yapýlan konferansa çeþitli görüþlere sahip tarihçi ve aydýnlar deðil, tek görüþe, Ermeni görüþlerine, sahip bazý Türk bilim adamlarý katýlmýþtýr. Türk hükümeti ifade özgürlüðünün saðlanmasý amacýyla konferansýn yapýlmasýný desteklemiþ ancak içeriðini tasvip etmemiþtir. Bu konferansýn Türk halkýnýn tarihinin trajik bir dönemini benimsemesi, diðer bir deyimle soykýrým iddialarýný kabul etmesi için bir dönüm noktasý olduðu doðru deðildir. Aksine bu konferans 1915 olaylarýnýn soykýrým olmadýðýna inanan bilim adamlarýnýn daha kararlý bir þekilde çalýþmalarýna neden olmuþtur. Nitekim Ýstanbul konferansýna tepki olarak en az beþ konferans düzenlenmiþ olmasý bunun kanýtýný oluþturmaktadýr[99].
Diðer yandan Türkiye’nin Ermenistan’a tarihi konularda bir ortak komisyon kurulmasýný önerdiði doðru olmakla beraber Fransýz Bakan bu teklifin Ermenistan tarafýndan kabul edilmediðini belirtmeyi ihmal etmiþtir.
Kanýmýzca Douste-Blazy’nin konuþmasýnýn takdire deðer tek yönü tasarý kanunlaþtýðý taktirde bunun Türkiye tarafýndan dostane olmayan bir hareket olarak algýlanacaðýný açýkça söylemesi ve bunun da Fransýz çýkarlarýna zarar vereceðini imâ etmesidir ki gerçek de budur. Bu tasarýnýn bir süre ertelenmesi Türk-Fransýz iliþkilerinde büyük bir krizin çýkmasýný, þimdilik olsun, engellemiþtir.
Sonbaharda tasarý tekrar gündeme geldiðinde ne olacaktýr? Bu, büyük ölçüde, Fransýz Hükümetinin Millet Meclisinde o zaman sahip olacaðý güçle ilgilidir. Fransýz Hükümetinin þimdiki zayýf durumu devam ederse tasarýnýn kabulü muhakkak gibidir. Ancak tasarýnýn kanun haline gelmesi Senato tarafýndan da tasdik edilmesine baðlýdýr. Bunun ise kolay olmayacaðý anlaþýlmaktadýr. Senato bir virgülünü deðiþtirse tasarýnýn Millet Meclisince yeniden ele alýnmasý gerekecektir. O taktirde, 1998–2001 arasýnda olduðu gibi, tasarýnýn Senato ve Millet Meclisi arasýnda gidip gelmesi ve beklenmedik bir anda kanunlaþmasý mümkündür. O zaman Türkiye’nin ikili iliþkiler alanýnda bazý kýsýtlayýcý önlemler alacaðý anlaþýlmaktadýr. Ancak Fransa’nýn kabul ettiði bir kanunu kýsa zamanda deðiþtirmesi söz konusu olmayacaktýr. Büyük olasýlýkla Fransa Türkiye’nin kýsýtlayýcý önlemlerine Avrupa Birliði çerçevesinde cevap vermeyi deneyerek Türkiye’nin Birliðe katýlýmýný yavaþlatacak veya durduracaktýr. Böylelikle iki ülke iliþkilerinde olumsuz bir týrmanma yaþanacaktýr.
Fransýz kanun tasarýsý Ermeni soykýrým iddialarýna karþý fikir beyanýný cezalandýrmayý amaçladýðýndan esasý itibariyle ifade özgürlüðünü ihlal eden bir nitelik taþýmaktadýr. Avrupa Ýnsan Haklarý Sözleþmesinin ana ilkelerinden biri ifade özgürlüðüdür. Sözleþmenin 10. maddesi herkesin görüþlerini açýklama ve anlatým özgürlüðüne sahip olduðunu, bu hakkýn kanaat özgürlüðü ile haber veya fikir alma ve verme özgürlüðünü içerdiðini belirtmektedir. “Ermeni soykýrýmý olmamýþtýr” demek bir kanaat özgürlüðüdür.
Ayný madde ifade özgürlüðüne sýnýrlama getirilecek halleri de saptamaktadýr. Bunlar, özetle, ulusal güvenlik, toprak bütünlüðünün ve kamu güvenliðinin korunmasý, kamu düzenin saðlanmasý, suç iþlenmesinin önlenmesi, düzeninin korunmasý ve bazý kiþisel haklar ve diðer bazý hususlardýr. Bu sýnýrlamalardan hiç biri Ermeni soykýrým iddialarýný kapsamamaktadýr.
Avrupa Ýnsan Haklarý Sözleþmesinin 33. maddesi Sözleþmeye taraf bir ülkenin, Sözleþme hükümlerini ihlal eden diðer bir taraf ülke hakkýnda Ýnsan Haklarý Mahkemesine baþvurabileceðini belirtmektedir.
Buna göre tasarý kanunlaþýrsa Türkiye Ýnsan Haklarý Mahkemesine baþvurabilecektir. Ayrýca bu kanun nedeniyle hapis ve/veya para cezasý almýþ kiþiler de Sözleþmenin 34. maddesi gereðince Fransa aleyhine dava açabileceklerdir.
Siyasi yönden önemli olan husus Türkiye’nin böyle bir dava açtýðý taktirde ikili iliþkiler alanýnda önlemler almasý, diðer yandan konu uluslararasý adalete intikal ettiðine göre Fransa’nýn da Türkiye ile normal iliþkiler sürdürmesi gerektiði hususudur.
Türkiye’nin gerekli hazýrlýðý yaptýðý takdirde bu davayý kazanma þansýnýn yüksek olduðunu belirtelim. Fransa’da ifade özgürlüðüne çok önem verildiðinden böyle bir davada bazý Fransýz avukatlar ve tanýklarýn görev almak istemeleri de olasýdýr.
Diðer yandan bu davanýn kazanýlmasý soykýrým iddialarýný da geriletmesi ve bazý ülke parlamentolarýnda bu konuda kararlar alýnmasýndan vazgeçilmesi sonucunu vermesi de olasýdýr.
4- Belçika
Belçika’da Yahudi Soykýrýmýn inkâr eden, küçük düþüren veya haklý çýkarmaya çalýþanlarý sekiz günden bir yýla kadar hapis ve beþ bin Avroya kadar para cezasýna çarptýran 1995 tarihli bir kanun vardýr. Sözde Ermeni soykýrýmýnýn bu kanun kapsamýna alýnmasý için Belçika’daki Ermeni çevreleri ve onlarý destekleyenler geçmiþte büyük çaba göstermiþler ancak baþarý saðlayamamýþlardýr [100].
Fransa’da ayný konuda bir kanun teklifi hazýrlanmasý bu konunun Belçika’da da gündeme gelmesine neden olmuþ ve hükümet ortaðý Valon Liberal Partisinden senatör olan ve öteden beri Ermeni çýkarlarýný gözeten François Roelands du Vivier ile Bayan Christine Defraigne Belçika Senatosuna bu konuda bir kanun teklifi sunmuþlardýr.[101]
Tasarý 1995 yýlý kanununun kapsamýna üç “soykýrýmý” almaktadýr. Tasarý bunlarý þu þekilde tanýmlamaktadýr: “Osmanlý Genç Türk rejimi tarafýndan Birinci Dünya Savaþý sýrasýnda yapýlmýþ olan soykýrým, Alman Nasyonal Sosyalist rejimi tarafýndan Ýkinci Dünya Savaþý sýrasýnda yapýlmýþ soykýrým ve Hutu rejimi tarafýndan 1994’de Rwanda’da yapýlmýþ olan soykýrým. Diðer “soykýrým veya insanlýða karþý suçlarýn bu kanun kapsamýna alýnabilmesi için bu suçlarýn uluslararasý bir mahkeme tarafýndan tanýnmasý koþulu getirilmiþtir. Ayrýca soykýrým inkârýn ayrýmcýlýk, kine teþvik ile bir kiþinin veya kiþilerin milliyeti, ýrký, etnik aidiyeti veya dini nedeniyle yerilmesi amacýyla yapýlmasý esasý konmuþtur. Tasarýda görülen ceza kanundakinin aynýdýr: Sekiz günden bir yýla kadar hapis ve 26 ila 5.000 Avro Para cezasý [102].
Daha önce bu konuda sunulan tasarýlarýn Ermeni soykýrýmý iddialarýný kapsamasýnda güçlük yaþanmýþtý. Zira, soykýrýmýn kabul edilmesi için bir uluslararasý mahkeme kararý bulunmasý gerekli görülüyordu ve Ermeni iddialarýný doðrulayan bir mahkeme kararý da bulunmuyordu. Bu yeni tasarý Ermeni “soykýrýmýný” anlatan bir tanýmlama (Osmanlý Genç Türk rejimi tarafýndan Birinci Dünya Savaþý sýrasýnda yapýlmýþ olan soykýrým) yapmak suretiyle bu güçlüðü gidermiþtir.
Tasarýda dikkati çeken bir diðer nokta “soykýrýmlarýn” kimler tarafýndan yapýldýðýnýn bildirilmesi ancak kime karþý yapýldýðýnýn belirtilmemesidir. Geçekten de tasarýda Ermeni, Yahudi veya Tutsi kelimeleri yoktur. Bunun amacý ilerde bu “soykýrýmlarýn” baþkalarýna karþý da yapýldýðýnýn iddia edilmesini saðlamak olsa gerektir. Mesela böylece Osmanlýlarýn sadece Ermenilere deðil, Süryanilere, Keldanilere ve Pontus’lulara da soykýrým yaptýðý söylenebilecektir. Almanlar için ise Yahudilerin dýþýnda Çingenelerin de soykýrýma uðratýldýðý da iddia edilebilecektir.
Geçmiþe bakýlýrsa bu tasarýnýn kabul edilme þansýnýn fazla olmadýðý söylenebilir. Ancak Fransýz Parlamentosundaki benzer tasarý kanunlaþýrsa Belçika Senatosundaki tasarýnýn da þansý artacaktýr.
5- Hollanda
150 üyesi olan Hollanda Parlamentosunda 3 sandalyesi bulunan Hýristiyan Birliði (ChrtistenUnie) Partisi 1 Haziran 2006 tarihinde, bir soykýrýmý veya insanlýða karþý suçu, hakaret etmek veya nefrete teþvik etmek amacýyla, kasten inkâr eden kiþilerin azami bir yýla kadar hapis cezasýna çarptýrýlmasýný öngören bir kanun tasarýsý sunmuþtur. Tasarý sahibi Bayan Tineke Huizinga yaptýðý konuþmada tasarýnýn kapsamýna giren olaylar arasýnda Ermeni “soykýrýmýný” da saymýþtýr[103].
Hollanda Parlamentosunda Türk Kökenli milletvekili Fadime Örgü, tasarýnýn komisyonlarda takýlacaðýný, geçmesi halinde ise Parlamentoda kabulünün zor olduðunu, Hollandalý Türkler olarak tasarýnýn kanunlaþmasýna asla müsaade etmeyeceklerini söylemiþtir[104]. Bu arada Hollanda’daki Türkleri tasarýya büyük tepki gösterdikleri ve Parlamento üyelerini mektup ve e-mail yaðmuruna tuttuklarý haberleri basýnda yer almýþtýr[105].
Hollanda Parlamentosu 21 Aralýk 2004 tarihinde, Avrupa Birliðine üyeliði için “Türkiye ile yapýlacak görüþmelerde, Ermeni soykýrýmý konusunun devamlý olarak ve açýklýkla ele alýnmasýný” isteyen bir karar kabul etmiþ ve böylelikle Ermeni soykýrýmý iddialarýmý tanýmýþtý[106]. Þimdi sözkonusu olan soykýrýmý inkâr edenlerin cezalandýrýlmasýdýr. Bu konuda Fransa’da Millet Meclisine sunulan tasarýnýn Hýristiyan Birliðine ilham vermiþ olduðu anlaþýlmaktadýr.
Bu tasarýnýn kabul olasýlýðýna gelince, normal koþullarda ifade özgürlüðünü kýsýtlayan bu tasarýya Hollanda’da itibar edilmemesi gerekir. Ancak Ermenilerin kendilerini acýndýrma yeteneðini hesaba katmakta yarar vardýr. Diðer yandan Fransa’daki tasarý kanunlaþtýðý taktirde bu tasarýnýn da önü açýlmýþ olacaktýr.
6- Bulgaristan
Bulgaristan’ýn ATAKA Partisi Baþkaný Volen Siderov, 12 milletvekiliyle birlikte, Ermeni “soykýrýmýný” tanýyan ve 24 Nisan’ý soykýrým kurbanlarýný anma günü olarak kabul eden bir karar tasarýsý sunmuþtur. Tasarýnýn gerekçesinde Osmanlý Ýmparatorluðunun Bulgarlara da soykýrým uyguladýðý için Ermeni “soykýrýmýnýn Bulgaristan için büyük anlam ifade ettiði bildirilmiþ ve Bulgaristan’ýn bu soykýrýmý tanýmakta geç kaldýðý belirtilmiþtir[107].
ATAKA Partisi 1930’lý yýllarda Orta Avrupa’da geçerli ýrkçý ideolojileri günümüz Bulgaristan’ýna taþýmýþ ve Bulgar seçmenlerinden bir kýsmýnýn güvenini kazanarak Meclise de girmiþ aþýrý sað görüþlü bir partidir. Tahmin edileceði üzere ATAKA, baþta Türkler olmak üzere, ülkede Bulgar soyundan gelmeyen tüm toplumlara cephe almýþtýr. Bu partinin, ýrkçý nefret alanýnda ayný görüþleri paylaþtýðý için militan Ermenilerle ve bu arada Taþnaklarla iþbirliði yapmasý normaldir.
Hükümet Koalisyonunda yer alan ve çoðunluðunu Türklerin oluþturduðu Hak ve Özgürlükler Hareketi bu tasarýya karþý cephe almýþtýr. Bu partiden milletvekili Remzi Osman Anadolu Ajansý muhabirine yaptýðý bir açýklamada tasarýnýn gündeme alýnmasýný dahi kabul edemeyeceklerini, genel kurula gelmeden komisyonda reddedilmesine çalýþacaklarýný söylemiþse de[108] tasarý gündeme alýnmýþ; ancak yapýlan oylamada 55’e karþý 81 ve 33 çekimser oyla reddedilmiþtir[109].
Bulgar halkýnýn önemli bir bölümünde köklü bir Türk karþýtlýðý vardýr. Bulgarlarýn çabalarýyla deðil Rusya’nýn bazý stratejik hesaplarýyla Bulgaristan’a 1878’de fiilen baðýmsýzlýk verilmesinden sonra Bulgarlarýn bir ulus haline getirilmesi gerekmiþ bunun için de iki öðe kullanýlmýþtýr. Birincisi tarihte çok büyük bir Bulgar devleti olduðu ve modern Bulgaristan’ýn bu devletin sýnýrlarýna eriþmesi gerektiðidir. Ýkincisi ise Osmanlý idaresi döneminde Bulgarlarýn geri býrakýldýðý, çok eziyet çektikleri ve nüfuslarýnýn azaldýðýdýr. Bulgaristan, Büyük Bulgaristan hayallerini gerçekleþtirmek üzere Balkan Savaþlarýna, Birinci ve Ýkinci Dünya Savaþlarýna katýlmýþ ve hepsinde de maðlup olmuþtur. Böylelikle Büyük Bulgaristan hayali sona ermiþ, ancak Osmanlý karþýtlýðý, Bulgaristan’daki Türk azýnlýðý karþýtlýðýna dönüþerek yaþamýþtýr.
Türk azýnlýðýna uygulanan ayýrýmcýlýk ve baskýlar Cumhuriyet Türkiyesi ile Bulgaristan arasýndaki baþlýca sorun olmuþtur. Diðer yandan baskýlar nedeniyle Türkler Türkiye’ye göç etmek durumunda kalmýþlar ve bu göçler 1950–1951 ve 1968–1978 yýllarýnda büyük rakamlara ulaþmýþtýr. Baþkan Jivkov, kendi durumunu güçlendirmek amacýyla ve Türkiye’nin müdahale edemeyeceðine inandýðý bir sýrada, 1984 yýlý sonunda Türklere kuvvet kullanýlarak asimilasyon politikasý izlenmeye baþlamýþ ve bu çerçevede Türklerin isimleri Bulgar isimleriyle deðiþtirilmiþ, Türkçe konuþmak, Türk müziði dinlemek, geleneksel Türk kýyafetleri giymek yasaklanmýþ, bölgesel televizyon ve radyolardaki az sayýda Türkçe yayýn kaldýrýlmýþ ve kýsmen Türkçe olarak çýkan bir gazete ve dergi de kapatýlmýþtýr. Baþkan Jivkov’un düþündüðünün aksine Turgut Özel Hükümetleri bu politikaya kesinlikle karþý çýkmýþtýr. Türkiye Bulgaristan’ýn bu tutumunu ilgili tüm uluslararasý kuruluþlarda dile getirmiþ ayrýca ikili iliþkileri asgari düzeye indirmiþtir. Türkiye’nin bu tutumu Jivkov idaresini zora sokmuþ, diðer yandan Türklerin asimilasyon giriþimlerine direnmeleri Bulgaristan’ýn sýnýr kapýlarýný açarak Türklerin Türkiye’ye göç etmelerine izin vermeleri sonucunu doðurmuþtur. Ayný dönemde Jivkov idaresinin Sovyetler Birliðiyle iyi iliþkiler sürdürememesi ve ülkedeki insan haklarcý ve çevreci akýmlarýn protestolarýný önleyememesi Jivkov’un 1989 yýlý Kasým ayýnda devrilmesine yol açmýþtýr.
Jivkov’dan sonra gelen Komünist Hükümet Türklere karþý uygulanan zorla asimilasyon önlemlerini kaldýrmýþtýr. Türkler ise kýsa sürede toparlanarak, Bulgar asýllý olanlara da açýk bir parti kurmuþlar. Hak ve Özgürlükler (HÖH) adýný alan bu parti % 10 civarýndaki oylarýný akýllýca kullanarak, þimdi olduðu gibi, zaman zaman hükümette yer almýþtýr.
Bulgaristan’da büyük ölçüde demokrasi yerleþmiþ olmasýna raðmen Komünist Partisi ile ordu ve polisin eski mensuplarýnda ve sað düþüncedeki bazý aydýnlarda, ýrkçýlýk temeline dayalý Türk azýnlýðý karþýtlýðý hâlâ vardýr. Komünist Partisinin mirasçýsý olan Sosyalist Parti de bu karþýtlýðý ýlýmlý bir þekilde de olsa bir süre götürmüþ, Avrupa Birliðine taraftar olunca ve özellikle hükümet kurabilmek için HÖH’e ihtiyaç duyunca tutum deðiþtirmiþtir. Þimdi bu karþýtlýðýn Bulgaristan’daki baþlýca temsilcisi ATAKA’dýr. Ancak Hükümetin devam etmesi için HÖH’ün koalisyonda olmasý gerektiðinden HÖH’e karþý olan hareketlerin baþarý þansý yok gibidir. Bu nedenle HÖH’e karþý doðrudan deðil dolaylý bir hücumun düþünüldüðü ve bu amaçla Ermeni “soykýrýmýný” tanýyan bir karar tasarýsýnýn ortaya atýldýðý anlaþýlmaktadýr. Aralarýnda Almanya, Fransa ve Ýtalya gibi büyük ülkelerinde bulunduðu on AB üyesi ülkesinin parlamentosunda Ermeni “soykýrýmýný” kabul eden kararlar almýþ olmasý ARTAKA’nýn sözkonusu tasarýyý sunmasýný kolaylaþtýrmýþ, hedef olarak Bulgaristan Türklerinin deðil Türkiye’nin gösterilmesinin tasarýnýn kabulüne yardým edeceði düþünülmüþtür. Nitekim bu tasarýnýn 55 oy almasý, 22 milletvekili olan ATAKA’dan baþka parti mensuplarý tarafýndan de desteklendiðini göstermektedir.
Bu tasarýnýn bir süre sonra yeniden ortaya atýlmasý mümkündür. Zira mevcut 55 oyun artmasý olasýlýðý vardýr. Nitekim çekimser oy kullanmýþ 33 milletvekilinden bazýlarý ileride tasarýya oy verebilir. Oylamaya katýlmamýþ 71 milletvekili arasýndan da ikinci bir oylamada tasarýyý uygun görenler çýkabilir. Bulgaristan beklendiði þekilde 2007 yýlý içinde AB üyesi olursa kendisini Türkiye’ye karþý daha serbest hissedebilir. O nedenle, þimdi olduðu gibi, ileride de bu tür tasarýlara karþý HÖH’ün tutumu belirleyici olacaktýr. HÖH kesin olarak karþý çýkmaya devam ettiði takdirde, bugünkü Bulgar Hükümeti iktidarda kaldýðý sürece, bu tür tasarýlarýn kabul edilme þansý olmayacaktýr. Buna karþýn HÖH’ün herhangi bir nedenle tereddütlü davranmasý veya ilerde hükümete katýlmamasý gibi hallerde tasarýnýn kabul edilme olasýlýðý artacaktýr.
7- Amerika Birleþik Devletleri
ABD Baþkaný George W. Bush 24 Nisan 2006 tarihinde “Ermeni Anma Günü “ münasebetiyle geleneksel mesajýný yayýnlamýþtýr.
Baþkan’ýn bu yýl da Ermeni tehciri için “soykýrým” deyimini kullanmamasý Amerika’daki Ermenilerin eleþtirilerine hedef olmuþtur. Daha ziyade varlýklý Ermenileri temsil eden ve hükümetle iyi geçinmeyi yeðleyen Amerika Ermeni Asamblesi (Armenian Assembly of America, AAA) yayýnladýðý bir bildiride baþkaný ýlýmlý bir dille eleþtirmiþ ve 2000 yýlý seçim kampanyasý sýrasýnda “soykýrýmýný” tanýmak hususunda verdiði sözü tutmadýðýný vurgulamýþtýr[110]. Taþnak Partisinin bir örgütü olan Amerika Ermeni Milli Komitesi (Armenian National Committee of America, ANCA) ise 200’den fazla Kongre üyesi tarafýndan talep edilmiþ olmasýna raðmen, Baþkanýn soykýrým sözcüðünü kullanmadýðýný belirtmiþ ve George W. Bush’un Baþkan adayý olduðu dönemde soykýrým sözcüðünü kullanacaðýný belirtmesine raðmen bunu yapmadýðý ve ayrýca Bush yönetimin Kongreye gönderilen soykýrým tasarýlarýna karþý çýktýðý bildirilmiþtir[111].
ABD Kongresinden 31 senatör ve 178 Temsilciler Meclisi üyesi, Ermenilerin talebi üzerine Baþkan Bush’a bir mektup göndererek yýllýk mesajýnda soykýrým sözcüðünü kullanmasýný istemiþlerdi. Bunlar arasýnda geçen baþkanlýk seçimlerinde Baþkan Bush’un rakibi John Kerry ile Bush’un önceli (selefi) Bill Clinton’un Senatör Eþi Hillary Clinton da bulunmaktadýr[112]. Baþkan’ýn Florida Valisi olan kardeþi John Ellis Bush bir bildiri yayýnlayarak Ermenilerin soykýrým kurbaný olduðunu belirtmiþtir[113].
Baþkan’ýn bu yýlki mesajý 2005 yýlý mesajýna çok benzemektedir[114]. Soykýrým deyimiyle adeta eþanlamlý olan “annihilation” (tamamen yok etmek) sözcüðü geçen yýl gibi bu yýl da kullanýlmamýþtýr. ABD Baþkaný bu yýl kitle halinde öldürme (mass killings), dehþetli trajedi (horrible tragedy), tarihin korkunç bir bölümü (a terrible chapter of history) tüm insanlýk için trajedi (tragedy for all humanity) ve zorunlu göç (forced exile) deyimlerini kullanmýþtýr. Sonuncusu hariç bu deyimlerin Ermeni tehcirine uygun olduðunu söylemek zordur.
Baþkan Bush geçen yýllarda olduðu gibi bu yýl da 1,5 milyon kadar Ermeninin kitle halinde öldürüldüðü veya zorunlu göçe tabi tutulduðunu ileri sürmüþtür. Eski mesajlarýnda da mevcut olan bu rakam tehcir sýrasýnda 1,5 milyon kiþinin öldüðünü iddia eden Ermeni propagandasýna uygundur. Ancak Osmanlý Ýmparatorluðundaki Ermenilerin nüfusu azami 1,5 milyon kadar olduðundan bu kadar kiþinin ölmesi mümkün deðildir. Ancak ABD Baþkanýn mesajýnýn bilimsel deðil siyasi bir nitelik taþýdýðýný hesaba katmak gerekmektedir. 1,5 milyon rakamý Ermenileri tatmin ettiðine Türk bilim adamlarýndan da bir itiraz gelmediðine göre bu rakamýn kullanýlmasýnda bir sakýnca görülmemiþtir.
Mesajýn ilginç bir kýsmý “ o zamanýn tarihsel olaylarýný Ermenistan'da ve Türkiye'de dürüstlükle ve duyarlýlýkla incelemeye çalýþan kiþileri övüyoruz” ifadeleridir. Bu sözlerle kastedilen, Ermeni tehcirinin soykýrým olmadýðýna inanan ve bunu bilimsel olarak kanýtlamaya çalýþan yüzlerce Türk bilim adamý ve yazarý deðil, geçen Eylül ayýnda Bilgi Üniversitesinde bir araya gelen Ermeni görüþlerini seslendiren otuz kadar, çoðu vakýf üniversitesi mensubu kiþilerdir.
Mesajda dikkati çeken bir diðer husus, geçen yýl olduðu gibi, Geçici Adalet Uluslar arasý Merkezi’nin (International Center for Transitional Justice, ICTJ )yaptýðý tahlilin, bu konuda son sözü söylemese bile, tehcir olayýnýn derinlemesine anlaþýlmasýnda önemli katlýda bulunduðu hakkýndaki ifadelerdir. Bu sözleri anlayabilmek için biraz geri gitmemiz gerekmektedir. ICTJ Amerika’da bile pek tanýnmayan özel bir hukuk kuruluþudur. Feshedilmiþ olan Türk- Ermeni Uzlaþma Komisyonu bu kuruluþa BM Soykýrým Sözleþmesinin 1915 olaylarýna uygulanýp uygulanmayacaðýný sormuþtu. ICTJ hazýrladýðý raporda Sözleþmenin geriye dönük uygulanamayacaðýný, bu nedenle de Türkiye’den tazminat ve toprak talep edilemeyeceðini bildirmiþti. Ancak ICTJ, kendisine sorulmamýþ olmakla beraber, BM Sözleþmesi geriye dönük uygulansaydý 1915 olaylarýný soykýrým sayacaðý kehanetinde bulunmuþtu. Kýsaca ICTJ’nin, Türkiye’nin “soykýrýmý” tanýmasýný buna karþýlýk da Ermenistan’ýn Türkiye’den tazminat ve toprak talep etmemesi gibi bir formül geliþtirmekte olduðu anlaþýlýyordu.
Amerikan Baþkanýnýn iki yýl üst üste bu önemsiz kuruluþa atýfta bulunmasý bu formülün Amerikan Dýþiþlerince benimsendiðini göstermektedir. Türkiye’den toprak ve tazminat alacak gücü olmayan Ermenistan hükümeti, koalisyon ortaðý Taþnaklarý susturabildiði taktirde, böyle bir çözüme taraftar olabilir. Buna karþýn, Türk kamuoyunda soykýrým ithamlarýna karþý büyük duyarlýlýk bulunduðu ve gelmiþ geçmiþ tüm Türk Hükümetleri soykýrým iddiasýný kesinlikle reddetmiþ olduðu dikkate alýnýrsa, üstelik tarihi verilere de uymayan bu formülün Türkiye bakýmýndan geçerli olmasý mümkün deðildir.
Mesajýn belki en önemli bölümü “Bu trajik olaylarýn ayný þekilde anlaþýlmasý ve Ermenistan ile Türkiye arasýnda normal iliþkilerin saðlanmasý yönünde, ortak komisyonlar kurulmasý dahil, her türlü diyalogu teþvik ediyoruz” ifadeleridir. Baþbakan Erdoðan geçen yýl 14 Mayýs’ta Baþkan Koçaryan’a gönderdiði bir mektupta “tarihin tartýþmalý bir bölümüne ýþýk tutmak üzere” tarihçi ve diðer uzmanlardan bir grup oluþturulmasýný teklif etmiþti. Baþkan Koçaryan ise sadece tarihi konularý deðil, iki ülke arasýnda askýda kalan tüm sorunlarý görüþmek üzere hükümetler arasý bir komisyon toplanmasý cevabýný vermiþti[115]. Ermenistan Baþkanýnýn sýnýrlarýn açýlmasý gibi sorunlara öncelik verip tarihi araþtýrmalarý geri plana itmeye çalýþtýðý anlaþýldýðýndan bu giriþimden bir sonuç alýnamamýþtý. Baþkan Bush geçen yýlki mesajýnda bu konuya deðinerek “Baþbakan Erdoðan’ýn bir Türk-Ermeni Ortak Komisyonu kurulmasý hakkýndaki yeni önerisinden” bahsetmiþti. Bu yýlki mesajda da bu konuya deðinilerek ortak komisyonlar yolu dâhil ABD’nin iki ülke arasýndaki diyalogu desteklediði belirtilmiþtir. Ancak bu kez söz konusu önerinin Türkiye Baþbakanýna ait olduðundan söz edilmemesini Hamas liderlerinden Meþal’in geçen Þubat ayýnda Ankara’ya yaptýðý ziyaretin ABD’de yarattýðý olumsuz havaya baðlamak mümkündür.
Kýsaca bu yýlki mesaj geçen yýlkinden pek farklý deðildir. Soykýrým iddialarý ve Türkiye-Ermenistan iliþkileri hakkýnda, her yýl baþka deyimler veya konular bulmak da kolay deðildir. Türkiye için esas, Amerikan Hükümetinin soykýrým iddialarý konusunda kimseyi gücendirmeyecek bir tutum almaya gayret etmesidir.
8- Çekoslovakya
4 Nisan 2006 tarihinde Çek Cumhuriyeti Parlamentosunda Prag’daki Ermeni Kulübü ile Çek Senatosu üyesi Yeþiller Partisinden Jaromir Stetina tarafýndan Ermeni “soykýrýmý” konusunda bir konferans düzenlenmiþtir.
Konferansa Ermeni soykýrýmý iddiasýnýn hararetli savunucularýndan Vahank Dadrian, Bayan Tesa Hofman, Bayan Hilda Çobanyan ile ayrýca “Almanya’da yaþayan Türk Tarihçisi” olarak takdim edilen Bayan Yelda Özcan “Türk görüþünü anlatmak” üzere katýlmýþtýr[116]. Ermenistan Dýþiþleri Bakan Yardýmcýsý Arman Kirakosyan’da konferansta hazýr bulunmuþtur[117]. Slovakya’nin eski Baþbakaný Jan Carnogursky’de konferansa katýlmýþ ve Slovakya Parlamentosunun Ermeni “soykýrýmý”nýn tanýnmasý konusundaki deneyimlerinden bahsetmiþtir.
Konferansta bilinen Ermeni iddialarý ileri sürülmüþtür. Bu arada Ermenistan Bakan Yardýmcýsý Kirakosyan’ýn “Ermenistan Türkiye ile önkoþulsuz olarak müzakere etmeye ve iþbirliðinde bulunmaya hazýrdýr; ancak hiçbir zaman soykýrýmýn uluslararasýnda tanýnmasýna yönelik politikadan vazgeçmeyecektir” sözleri, iki ülke iliþkileri düzelse de Ermenistan’ýn soykýrým iddialarýný ileri sürmeye devam edeceðini göstermesi bakýmýndan ilginçtir.
Konferansý düzenleyen Senatör Jaromir Stetina ise Slovakya Parlamentosunu izleyerek Ermeni “soykýrýmýnýn” tanýnmasýný öngören bir belge hazýrlayacaklarýný ve bunu Çek Parlamentosuna sunacaklarýný söylemiþtir[118].
Bu konferans Çek Cumhuriyeti eski Cumhurbaþkaný Vaclav Havel’in himayesinde yapýlmýþ ancak adý geçen konferansa katýlmamýþtýr[119]. Havel konferanstan kýsa bir süre sonra Avrupa Konseyi Eðitim Bakanlarýnýn bir toplantýsýnda yaptýðý konuþmada Ermeni “soykýrýmýný” Yahudi Holokostu ile ayný düzeyde mütalaa etmesiyle dikkatleri çekmiþtir[120]. Buna karþýn Çek Cumhuriyetinin bu günkü Cumhurbaþkaný Vaclav Klaus daha önce, Mart ayýnýn son haftasýnda kendisiyle yapýlan bir röportajda geçmiþ olaylarýn tekrar uluslararasý gündeme getirilmesinin yersiz olduðunu, Türkiye’nin Ermeni “soykýrýmýný” tanýmasýnýn kimseye yararý olacaðýný düþünmediðini, Türkiye’nin tarihi bir olaydan dolayý sorumlu tutulmasýnýn hiç bir anlam taþýmadýðýný söylemiþtir[121].
Cumhurbaþkanlarý arasýndaki bu fikir ayrýlýðý Çek siyaset adamlarý arasýnda da bulunduðundan, Jaromir Statina Çek Parlamentosuna Ermeni “soykýrýmýnýn” tanýnmasýný öngören bir tasarý sunduðunda, ne gibi bir karar alýnacaðýný þimdiden bilmek mümkün deðildir.
9- Polonya
Polonya Millet Meclisin 19 Nisan 2005 tarihinde Ermeni soykýrýmýný tanýyan bir kararý oy birliðiyle aldýðýný daha önce anlatmýþtýk[122].
Türkiye’de bazý tarihi mitoslar nedeniyle Polonya’ya karþý ciddi bir sempati olduðundan Polonya Millet Meclisinin bu kararý duygularýn karþýlýklý olmadýðýný göstermiþ ve bu nedenle de Türk kamuoyunda ciddi bir düþ kýrýklýðý yaratmýþtý.
Polonya Dýþiþleri Bakaný Stefan Meller’ýn Nisan ayýnda Ankara’ya yaptýðý ziyaret sýrasýnda bu konuda gündeme gelmiþtir. Dýþiþleri Bakaný Gül Polonyalý Bakan ile yaptýðý basýn toplantýsýnda Türkiye’nin endiþelerini dile getirerek, konunun siyaset adamlarýnca deðil tarihçiler tarafýndan ele alýnmasý gerektiðini belirtmiþ, Türkiye’nin bu hususta Ermenistan’a öneride bulunduðunu[123] ancak olumlu cevap alamadýðýný söylemiþtir[124].
Polonya Dýþiþleri Bakaný, Meclis Baþkan Yardýmcýsý Sadýk Yakut’u ziyareti sýrasýnda Polonya Parlamentosunun kararýnýn ülkelerindeki Ermenilerin talebi üzerine alýndýðýný, ancak kararýn baðlayýcý olmadýðýný, Polonya Hükümetinin görüþünü yansýtmadýðýný ve Türkiye’ye karþý olmadýðýný söylemiþtir. Meller ayrýca bu konuda Türk, Ermeni ve Polonyalý tarihçileri bir araya getirmek üzere bir iyi niyet misyonu üstlenmeye hazýr olduðunu Dýþiþleri Bakaný Gül’e teklif ettiðini belirtmiþ[125] ve bir gazeteciyle yaptýðý söyleþide ise bu öneriyi Haziran ayýnda ziyaret edeceði Erivan’a götüreceðini ifade etmiþtir.
Stefan Meller Mayýs ayý ortalarýnda Dýþiþleri Bakanlýðý görevinden ayrýlmýþ ve yerine Bayan Anna Fortyga atanmýþtýr. Yeni Bakanýn bu konudaki tutumu hakkýnda henüz bir bilgi alýnmamýþtýr.
III. ABD’DE ÝFADE ÖZGÜRLÜÐÜNÜ ÝHLÂL GÝRÝÞÝMLERÝ
Ýncelediðimiz dönem içinde Amerika Birleþik Devletlerinde Ermeni sorunuyla ilgili olarak iki kez ifade özgürlüðünü ihlâl etme giriþimi olmuþtur. Bunlarýn birincisi PBS þirketinin Ermeni “soykýrýmý” için hazýrlattýðý bir belgeselin gösterilmesinden sonra bu konuda karþýt fikirlerin de ifade edilmesine olanak saðlayan bir panelin yapýlmamasý için Ermenilerin ve yandaþlarýnýn giriþtiði büyük kampanyadýr. Ýkincisi ise Ermeni sorunu hakkýnda konferans vermek üzere ABD’de giden iki Türk emekli büyükelçinin konferanslarýna engel olmak giriþimleridir.
1. PBS Televizyonun “Ermeni Soykýrýmý” Belgeseli ve bu konudaki panel
PBS (Public Broadcasting Service= Kamu Yayýn Hizmeti), adýndan da anlaþýlacaðý üzere ABD’de kamu yararýna çalýþan, bir deyimle kâr amacý gütmeyen, fakat resmi de olmayan bir televizyon kuruluþudur. Bu kuruluþ 348 adet mahalli televizyon kanalý ile anlaþmalýdýr. Bu haliyle PBS’in yayýnlarý ABD çok büyük bir kitle tarafýndan seyredilmektedir.
Belgesel film alanýnda tanýnmýþ ve hatta Emmy ödülünü almýþ[126] olan Andrew Goldberg adýnda bir yapýmcý ve rejisör tarafýndan geçen yýl “Ermeni Soykýrýmý” adýný taþýyan bir belgesel film hazýrlamýþtýr. Bir saat kadar süren bu belgeselin soykýrým iddialarý konusundaki Ermeni propagandasýnýn tüm unsurlarýný içerdiði anlaþýlmaktadýr. Mesela belgeselde Vahank Dadrian, Samantha Powers, Peter Balakian, Ron Suny, Israel Charny ve Elisabeth Frierson gibi soykýrým iddialarýný benimseyen ve bunlarýn kabul edilmesi için aktif gayret gösteren kiþilere mülakat yapýlmýþtýr. Türk asýllý olmakla beraber Ermenilerin görüþlerini tamamen benimseyen ve savunan Taner Akçam, Halil Berktay, Müge Göcek ve Fikret Adanýr ile de mülakat yapýlmýþtýr[127]. Herhalde dengeli davranýldýðý kanýsýný vermek için de Gündüz Aktan ve Yusuf Halaçoðlu’nun daha önce yayýnlanmýþ olduðu anlaþýlan konuþmalarýndan da alýntýlar yapýlmýþtýr.
Diðer yandan bizzat yapýmcýsý Andrew Goldberg’in söylediðine göre belgeselin 650.000 dolar tutan masraflarýnýn yüzde doksaný Ermeni kaynaklarý kalan yüzde onu da ABD’deki Yahudi kuruluþlarý tarafýndan karþýlanmýþtýr[128]. Bu arada Andrew Goldberg’in Ermenilere ilk defa hizmet etmediðini, 2001 yýlýnda da “ Ermeniler: Hayatta Kalmanýn Öyküsü” baþlýðýný (Armenians: A History of Survival) taþýyan bir belgesel daha yaptýðýný da belirtelim[129].
PBS bu belgeseli almakta tereddüt göstermemiþtir. Sözcüsü Lea Sloan’ýn ifadesine göre PBS, Ermeni soykýrýmý olduðunu teslim ve kabul (ackowledges and accepts) eden bir kuruluþtur[130]. Ancak PBS, herhalde bu belgeselin tek yanlý niteliðini dengelemek amacýyla, gösterilmesinden sonra Türk ve Ermeni görüþlerinin tartýþýlacaðý yarým saat süren bir panel yapýlmasýný istemiþtir.
Bu belgesel için danýþmanlýk yaptýðý anlaþýlan Ermeni asýllý yazar Peter Balakyan 28 Kasým 2005 tarihinde PBS’e bir mektup göndererek panelin yapýlmasýna itiraz etmiþtir[131]. Balakyan’a göre bu tür paneller dengeli olmayan programlar için yapýlabilir. Oysa “Ermeni Soykýrýmý” belgesini taraflarýn görüþlerini dengeli bir biçimde yansýtmýþtýr. Balakyan’nýn deðindiði ikinci nokta Ermeni “soykýrýmýn” tartýþmalý bir konu olmadýðý ve dünyada bu konuda bir konsensüs mevcut olduðudur. Balakyan üçüncü olarak soykýrýmý inkâr edenlerin görüþlerine eþit aðýrlýk vermenin etik olarak yanlýþ olduðunu öne sürmüþtür. Balakyan son olarak, demagojiye baþvurarak, burasýnýn Amerika olduðunu yabancý bir ülkenin protestolarýndan korkmamak Türk hükümetinin tehditleri karþýsýnda gerilememek gerektiðini ifade etmiþtir. Balakyan’ýn bu panelin soykýrým iddialarýný zayýflatmasýndan korktuðu ve saçma denebilecek bazý argümanlarla panelin yapýlmasýný önlemeye çalýþtýðý görülmektedir.
PBS, aþaðýda ayrýca deðineceðimiz Ermeni baskýlarýna raðmen, bu panelin yapýlmasýnda ýsrar etmiþtir. PBS’te Ermeni soykýrýmýna inanýldýðýna göre bu ýsrarýn önemli bir nedeni olmasý gerekmektedir. Bu çerçevede akla gelen, Goldberg’in belgesindeki büyük dengesizlik veya Ermeni yanlýlýðý karþýsýnda, ABD’deki Türk kuruluþlarýnýn bir hakaret veya aþaðýlama davasý açma olasýlýðýdýr. PBS, bu panel aracýlýðýyla belgeselde ileri sürülen fikirleri dengelemek ve böylelikle de kendi tarafsýzlýðýný kanýtlamak istemiþtir.
PBS’nin karar deðiþtirmesi karþýsýnda Balakyan, daha önce reddettiði bu panele katýlmak istemiþ ve bunun da ötesinde Ermeni görüþlerini savunmak üzere ikinci bir kiþi bulmak hakkýný da PBS’den alarak bu iþ için Taner Akçam’ý saptamýþtýr. Burada önemli husus, Ermeni görüþlerini savunacak o kadar Ermeni yazar ve gazeteci varken bu iþin Taner Akçam’a verilmesidir. Bunun nedeni ise bir Türkün böyle alýþýlmamýþ bir iþi üstlenmesinin kamu oyunda Ermeni iddialarý doðrultusunda olumlu bir etki yapacaðý düþüncesidir. Böylelikle paneli seyredenlere artýk Türklerin bile Ermenileri savunduðu mesajý verilmek istenmiþtir.
Söz konu panel 6 Þubat 2006 tarihinde yapýlmýþ ve 17 Nisan’da “Ermeni Soykýrýmý” belgeselinden sonra gösterilmek üzere banda alýnmýþtýr. Panele Taner Akçam ve Peter Balakyan’dan baþka, aksi görüþü ifade etmek üzere, Prof.Dr. Justin McCarthy ile Doç.Dr. Ömer Turan katýlmýþtýr.
Panele Balakyan’ýn saldýrganlýðý damgasýný vurmuþtur. Adýgeçen McCarthy’nin kiþiliðini ve Türkiye’yi de aðýr ifadelerle yermiþtir. Türkiye’de soykýrýmý tanýdýðý için hapse giren insanlar olduðunu (bu doðru deðildir), zaten düþüncelerinden dolayý çok insanýn cezalandýrýldýðýný, çocuklara iþkence konusunda Türkiye’nin bir numara olduðunu, Türkiye’de Ermeni soykýrýmýn bir tabu olduðunu ancak Türkiye’nin tarihiyle yüzleþmesi gerektiðini, Türkiye’nin propaganda yaparak gerçeði saklamaya çalýþtýðýný, Taner Akçam, Halil Berktay ve Müge Göçek gibi (Ermeni görüþlerini benimseyen) kiþilerin “muhteþem” insanlar olduðunu söylemiþtir.
Taner Akçam ise, özetle, Türkiye’de bazý mitoslarýn sona erdiðini, son mitos olan Ermeni soykýrýmý olmadýðý iddialarýnýn da yakýnda sona ereceðini, zira Ermeni soykýrýmýnýn kanýtlandýðýný iddia etmiþ sonra da, savaþ içinde bazý Müslümanlarýn (Ermeniler tarafýndan öldürülen Müslümanlar) öldürülmüþ olmasýnýn soykýrým konusuyla bir ilgisi bulunmadýðýný, ayrýca Ermenilerin Müslümanlarý katlettiði iddiasýnýn bir efsane olduðunu, 1917–1918 yýllarý arasýnda Ermenilerin öç aldýðýný, olaylarýn soykýrým olup olmadýðý konusunun önemli olmadýðýný, sorunun Türkiye’nin tarihiyle yüzleþip yüzleþmemesi olduðunu söylemiþtir.
Ömer Turan ve Justin McCarthy ise bu gibi genel sözler ve suçlamalar yerine belgeselin eksiklerinden ve belgeseldeki maddi yanlýþlýklarýndan bahsetmiþlerdir. McCarthy Türkiye’de soykýrým olduðunu iddia edenleri cezalandýran bir kanun olmadýðýný, ancak Fransa ve Ýsviçre’de olabileceðini belirtmiþ, belgeselin (abartýlý bir þekilde) Ermeni kayýplarýndan bahsettiðini buna karþýn Müslümanlarýn kayýplarýndan hiç söz etmediðini, diðer yandan bu olaylara soykýrým denirse o zaman Amerikan iç savaþý sýrasýnda Kuzeylilerin Güneylilere soykýrým uyguladýðýndan bahsedilebileceðini, Türk Hükümetinin bu konunun aydýnlanmasý için tarihçilerden bir komisyon kurulmasý önerisinin Ermenistan tarafýndan, ortada siyasi bir konu olduðu belirtilerek, reddedildiðini ifade etmiþtir.
ABD’deki Ermeni çevreleri panelin yayýnlanmamasý için bir kampanya baþlatmýþlardýr. Bu çerçevede Amerikan Kongresinin Ermeni çýkarlarýný koruyan üyelerinden en önde gelen dördü[132] devreye sokulmuþtur. Bu kiþiler Kongre üyelerine bir mektup göndererek PBS’in paneli durdurmasýný saðlamak üzere PBS Baþkaný Wayne Godwin’e bir mektup göndermelerini istemiþler ve gönderilecek mektubun örneðini de eklemiþlerdir. Bu mektupta, özetle, Türk Hükümetinin tarihi bulandýrmak ve deðiþtirmek için iyi finanse edilmiþ gayretlerine raðmen Ermeni soykýrýmý konusunda akademik çevrelerde ciddi bir tartýþma bulunmadýðý bildirilmekte ve soykýrým inkârcýlarýnýn (yani Justin McCarthy ve Ömer Turan) katýlacaðý bir panele müsaade edilmemesi istenmektedir[133].
Bu mektup, teklifi yapan dört kiþi hariç, Temsilciler üyesi diðer yirmi altý kiþi tarafýndan imzalanmýþtýr. Ýki senatör de (Boxer ve Ensign) ayný mealde mektuplar göndermiþlerdir[134] . Amerikan Temsilciler Meclisinin 550 üyesi olduðu ayrýca 100 senatör bulunduðunu ayrýca Amerikan Kongresindeki Ermeni Menfaatlerini Kollama Grubunun ( Congrational Armenian Caucus) 150’nin üzerinde üyesi bulunduðu hatýrlatalým.
Bu mektubun gönderilmesini öneren kiþilerden biri olan Temsilciler Meclis üyesi Frank Pallone 29 Mart tarihinde Mecliste gündem dýþý bir konuþma yaparak PBS’in paneli yayýnlamamasýný ve ve Darfur, Rwanda ve Yahudi Holokostuna benzeterek, Ermeni soykýrýmý inkâr edenlere söz hakký verilmemesini istemiþtir[135].
Mektubun gönderilmesini öneren diðer bir kiþi olan Temsilciler Meclisi üyesi Adam Schiff ise Kongre binasýnda bir toplantý düzenleyerek Goldberg’in belgeselini göstermiþtir. Bu vesileyle kendisi ve diðer kongre üyeleri konuþmalar yapmýþlar ve Goldberg de sorularý cevaplamýþtýr[136].
Diðer yandan ABD’deki bazý Ermeni kuruluþlarý Ermenileri paneli yayýna sokmamasý için PBS’ye mektup veya e-mail göndermeye çaðýrmýþtýr. Amerika’daki Türkler de PBS’e çok sayýda mektup veya e-mail göndermiþlerdir.
PBS’in bu konudaki tutumu ise çabuk belli olmuþtur. Bu kuruluþun programlardan sorumlu Baþkan Yardýmcýmsý Jacoba Atlas, bir Taþnak örgütü olan Amerika Ermeni Milli Komitesi (ANCA) Batý Bölgesi Baþkaný Steven Dadaian’a gönderdiði bir cevap mektubunda[137] panelin yayýnlanmamasý için bunun, Yahudi soykýrýmýný inkâr edenlerle bir panel yapmaya benzediðinin ileri sürüldüðünü; oysa böyle bir karþýlaþtýrma yapmanýn tam doðru olmadýðýný, Almanya’nýn Yahudi soykýrýmýnýn tüm sorumluluðunu kabul ettiðini, tazminat ödediðini, af dilediðini, kurtulan Yahudilerle ilgilendiðini, bu konuyu okullarýnda okuttuðunu, ancak bu durumun Ermeni soykýrýmý için sözkonusu olmadýðýný bildirmiþtir. Bayan Jacoba Türkiye’nin tarihin bu bölümü hakkýndaki tutumunun belgeselde olduðu kadar panelde de inceleneceðini söylemiþ ve panel’in yayýnlanacaðýný bildirmiþtir. Bundan sonra da PBS idaresi Kongre üyelerinden, basýndan veya kiþilerden gelen baskýlara raðmen tutum deðiþtirmemiþtir.
17 Nisan günü PBS ile anlaþmalý 348 televizyon programýndan %93 gibi büyük bir bölümü Andrew Goldberg’in “Ermeni Soykýrýmý” baþlýklý belgeselini gece saat 10 civarýnda yayýnlamýþtýr. Ýzleme oraný bu saat ortalamasýnýn üstündedir. Buna karþýn sözkonusu 348 istasyondan %60’ý panele, belgeselden sonra saat 23 sularýnda, yer vermiþlerdir. Ýzleme oraný bu saat ortalamasýnýn yarýsý kadardýr. New York, Los Angeles, Boston ve Washington gibi bazý büyük þehirlerdeki TV istasyonlarý paneli yayýnlamamýþtýr. Buna karþýn panel Chicago ve Houston gibi büyük þehirlerde gösterilmiþtir[138].
Sözkonusu belgesel ve panelin yayýnlanmasý konusundaki tartýþmalara ABD hükümeti karýþmamýþtýr. Esasen ABD’deki siyasi rejim buna izin vermemektedir. ABD Dýþiþleri Bakanlýðý Sözcü Yardýmcýsý Adam Ereli “Bu bir televizyon programýdýr. Görmek isterseniz, görürsünüz” yorumunda bulunmuþtur [139].
Türkiye ise görüþünü, Vaþington Büyükelçisi Nabi Þensoy’un 18 Nisan 2006 tarihinde yaptýðý bir beyanla açýklamýþtýr. Sözkonusu belgesel ile genel olarak Ermeni sorunu hakkýndaki Türk görüþlerini veciz bir þekilde açýklayan ve aslý Ýngilizce olan bu beyanýn Türkçe çevirisini Dergimizin “Belgeler” bölümüne koyuyoruz.
Konuya analitik bir bakýþ acýsýyla yaklaþýldýðýnda þunlar saptanmaktadýr: Önce “Ermeni Soykýrýmý” belgeselinin amacýnýn, konuyu ele alýþ þekli, yapýmcý ve rejisörünün geçmiþi, Ermeniler tarafýndan finanse edilmiþ olmasý, Ermeni soykýrým iddialarýnýn doruða çýktýðý Nisan ayý içinde yayýnlanmýþ olmasý gibi nedenlerle, propaganda olduðu görülmektedir.
PBS, propaganda niteliðinde olmasýna raðmen bu filmi reddedememiþtir. Bu, PBS idaresinin Ermeni “soykýrýmýna” inanmasý yanýnda Ermenilerden çekinmesiyle izah edilebilir. Ancak PBS, belgeselin propaganda niteliði nedeniyle de ve büyük bir olasýlýkla yargý önünde kendini savunabilmek üzere, bir panel düzenleyerek bu programa denge getirmeye çalýþmýþtýr.
Sözkonusu panel Ermenilerin çok tepkisini çekmiþ ve yayýnlanmamasý için büyük bir kampanya baþlatýlmýþtýr. Burada dikkati çeken panele katýlanlarýn yarýsýnýn Ermeni görüþlerini desteklemesidir. Diðer bir deyimle panelin yasaklanmasýný isteyenler, kendi görüþlerini hararetle savunan Balakyan ve Akçam’a da sansür uygulamaya kalkmýþlardýr.
Bu konunun takibinde Taþnaklarýn bir kuruluþu olan ANCA ön plana çýkmýþ, diðer büyük Ermeni kuruluþu olan AAA (Armenian Assembly of America) gölgede kalmayý tercih etmiþtir.
Bu ABD’deki bir kýsým Ermenilerden varlýklý olanlarýnýn bu tartýþmadan uzak kalmak isteðinin bir göstergesidir. Ayný eðilim Amerikan siyaset adamlarýnda da görülmektedir. PBS’e bir mektup gönderilmesi için baþlatýlan kampanyaya sadece iki senatör ve otuz Temsilciler Meclisi üyesi katýlmýþtýr. Bu küçük bir rakamdýr ve Ermeni giriþiminin Kongrenin büyük bir çoðunluk tarafýndan tasvip edilmediðini göstermektedir.
Bu olayýn en önemli yönü ortada bir ifade özgürlünü ihlâl giriþimi olmasýdýr. Karþýt görüþ sahibi kiþilerin eþit sayýda temsil edildiði bir panel, görüþlerden biri “inkârcý” olduðu belirtilerek susturulmak istenmiþtir. Durum böyle olmakla beraber, eleþtirilerin hedefi olan PBS bile paneli iptal etmemek için ifade özgürlüðüne açýkça temas etmemiþ ve baþka argümanlar ileri sürmüþtür. Bu taktiðe, her halde, ABD’deki gayet saldýrgan Ermeni lobisinin tahrik etmemek için baþvurulmuþtur. Ancak bu tür kaçamak davranýþlar özgürlüklerin korunmasý için yeterli deðildir. Zira, evrensel bir deðeri ihlal ettiklerinin bilincinde olmayan Ermeniler, gelecekte de böyle aþýrý davranýþlarda bulunmakta bir sakýnca görmeyeceklerdir.
2. Büyükelçilerin Amerika Konferanslarý
ABD’de Güney Kaliforniya Üniversitesinde verilecek bir konferansýn engellenmesi ABD’de Ermenilerin ifade özgürlüðünün ihlâlinin diðer bir örneðini oluþturdu.
ASAM Baþkaný E. Büyükelçi Gündüz Aktan ile birlikte 19 Mart-2 Nisan 2006 tarihlerinde New York, Vaþington, Los Angeles ve Þikago’da Ermeni sorunu konusunda konferanslar vermek üzere ABD’ye gittik. ABD’deki Türklerle yaptýðýmýz bilgilendirme toplantýlarý yanýnda New York’ta Columbia Vaþington’da ise Georgetown üniversitelerinden sonra, programa göre 28 Mart’ta Los Angeles’te Güney Kaliforniya Üniversitesinde de bir konferans verecektik. Konferans ilan edilmiþ davetiyeler gönderilmiþti. Bu þehre gitmeden önce konferansýn iptal edildiði haberini aldýk. Ancak Los Angeles’e giderek programýmýzdaki diðer etkinlikleri gerçekleþtirdik. Bu çerçevede Türklerle bir bilgilendirme toplantýsý yaptýk. Ayrýca World Affairs Council’in bizim için düzenlediði ve bazý Ermenilerin de katýldýðý bir yemekte konuþtuk; özellikle Ermenilerin sorularýný cevaplandýrdýk.
Tahmin edileceði üzere Güney Kaliforniya Üniversitesindeki konferansý Ermeniler iptal ettirmiþti. Taþnak Partisinin bir kuruluþu olan Amerika Ermeni Milli Komitesi’nin (ANCA) Batý Bölgesi Baþkaný Steven J. Dadaian, Üniversite’nin bu konferansý düzenleyen Kamu Diplomasisi Merkezine 22 Martta bir mektup göndererek[140] Aktan ve Lütem’in çok bilinen iki inkârcý olduðunu, Ermeni soykýrýmýnýn kurbanlarýný suçlu gibi takdim edeceklerini, Türk hükümetinin resmi tutumunu ortaya atarak Ermenilerin katledilemediklerini, eðer katliam olmuþsa BÝLE Ermenilerin bunu hak ettiklerini ve bir soykýrým mevcut olmadýðýný söyleyeceklerini ifade etmiþtir.
Mektupta ayrýca Ermeni soykýrýmýnýn tartýþmalý olmadýðý, bu soykýrýmýn Birleþmiþ Milletler, Amerikan Hükümeti ve Osmanlý Mahkemeleri tarafýndan tanýnmýþ olduðu ileri sürülerek iki yabancý Türk ajanýna yanlýþ beyanlar yapma hakkýnýn verilmesinin Üniversitenin etik kurallarýn ihlali olacaðý, Üniversitenin soykýrýmýn inkârýna müsamaha etmemesi gerektiði, diðer yandan bu konferansýn üniversitenin akademik çevresine zarar verdiði, zira soykýrýmý tarihi yönden tartýþmalý gibi takdim ettiði belirtilmiþtir.
Dadaian Güney Kaliforniya Üniversitesinde binden fazla Ermeni aslý öðrenci olduðunu, bunlarýn ailelerinin Türkler tarafýndan yapýlan ve þimdi de Türk Hükümeti tarafýndan resmen inkâr edilen soykýrýma uygulanan kiþilerin soyundan geldiðini, bu konferansýn yalnýz Üniversite öðrencilerin deðil Ermeni soykýrýmýna maruz kalmýþ kiþilerin ve onlarýn hayatta kalan yüz binlerce çocuðunun haklarýna ve omuruna saygý göstermeyen, son derecede yakýþýksýz bir hakaret olarak algýlanacaðýný bildirmiþtir.
Mektup, Üniversite konferansý gerçekleþtirmekte ýsrar ederse kendilerinin Üniversiteyi protesto etmek için ayrýca eyleme baþvuracaklarý belirtilerek son bulmaktadýr.
Bu mektup üzerinde durmamýzýn nedeni Taþnaklarýn ne kadar saldýrgan ve baðnaz olabildiklerini okuyucularýmýza göstermek içindir.
Bu davranýþýn diðer bir örneðini Milli Savunma Bakaný Vecdi Gönül’ün Los Angeles’te World Affairs Council tarafýndan bir otelde düzenlenen konferansta yaptýðý konuþmanýn, otel dýþýnda ANCA tarafýndan organize edilen ve yaklaþýk 2000 kiþinin katýldýðý bir gösteriyle protesto edilmesi oluþturmaktadýr[141]. Bu arada Sayýn Bakanýn konuþmasýnýn Ermeni sorunu üzerinde deðil güvenlik ve Türkiye’nin Avrasya’daki stratejik rolü ve iliþkileri konusunda olduðunu belirtelim. Diðer bir deyimle bir Türk siyaset adamýnýn, ele aldýðý konu ne olursa olsun, Kaliforniya’ya gelmesi protesto gösterileri için yeterli bir neden olmaktadýr. Bu temelde ýrkçý bir davranýþtýr.
Konumuza dönelim. ANCA’nýn Üniversiteye gönderdiði mektup yanlýþlýklar ve haksýz ithamlarla doludur. Sayýn Aktan ve bendeniz hiçbir zaman hiçbir yerde tehcir sýrasýnda ölen Ermenilerin suçlu olduðu, tehcirde Ermeni katliamý olmadýðý, katledilenlerin bunu hak ettiði gibi ifadelerde bulunmadýk. Esas tutumumuz, Ermenilerin iddia ettiklerinden çok daha az bile olsa, tehcir sýrasýnda, maalesef, bazý ölümlerin olduðu, ancak bu olaylarýn, BM’in 1948 tarihli Soykýrým Suçun Önlenmesi ve Cezalandýrýlmasý Sözleþmesine göre soykýrým olmadýðýdýr.
Son zamanlarda gerek diasporada gerek de Ermenistan’da Ermeni soykýrýmýnýn, Yahudi soykýrýmý gibi, tartýþmasýz bir gerçek olduðu ifadelerine hayli sýk rastlanmaya baþlanmýþtýr. Yahudi Holokostu, baþta bu fiili iþleyen Almanya tarafýndan tanýnmak, bilim adamlarýnýn neredeyse hepsi tarafýndan kabul edilmiþ olmak ve temerküz kampý gibi maddi kanýtlarý bulunmak nedenleriyle tartýþma götürmez bir gerçektir. Ermeni soykýrým iddialarý ise sadece Türkiye tarafýndan deðil Azerbaycan tarafýndan da kesinlikle reddedilmektedir. Gerektiði takdirde Ýslam ülkelerinin büyük çoðunluðunun bu alanda Türkiye’ye destek vermesi mümkündür. Bilimsel alanda bazý dünyaca tanýnmýþ bilim adamlarý, yer yer katliamlarýn varlýðýna iþaret etmekle beraber, soykýrým olmadýðý görüþündedir. Son olarak bir Ermeni soykýrýmý olduðunu gösteren toplu mezarlar, öldürme tesisleri gibi maddi kanýtlar da mevcut deðildir.
Ermeni militanlar hemen her yerde Birleþmiþ Milletlerin Ermeni soykýrýmýný kabul ettiðini söylemektedirler. Bu doðru deðildir. 1985 yýlýnda Birleþmiþ Milletler Ýnsan Haklarýn bir alt komisyonuna sunulan bir raporda, yapýlmýþ olan soykýrýmlar arasýnda Ermeni “soykýrýmýn” da bulunduðuna dair bir ifade vardý. Türkiye’nin müdahalesi sonucunda bu rapor not edilmekte yetinilmiþtir. Oysa raporun kabul edilerek esas organ olan Ýnsan Haklarý Komisyonuna gönderilmesi ve orada uygun görüldüðü takdirde, olasýlýkla Ekonomik ve Sosyal aracýlýðýyla, Genel Kurula kadar gelmesi gerekirdi. Raporun alt komisyonca not edilmekle yetinilmesi aslýnda Ermeniler için baþarýsýzlýktýr. Ancak bir müddet sonra Ermeniler bu rapora atýfla BM’in Ermeni “soykýrýmýný” kabul ettiðini ileri sürmeye baþlamýþlar, aksi kanýtlandýðýnda bir süre susmuþlar, sonra yeniden ayný iddiayý ortaya atmýþlardýr.
Amerikan hükümetleri Ermeni “soykýrýmýný” tanýyan bir karar almamýþlardýr. Baþkan Bush’un yýllýk mesajýnda soykýrým sözcüðünü kullanmaktan itina ile kaçýndýðý bir sýrada böyle bir iddiada bulunmak ancak fütursuzluk olarak nitelendirilebilir.
Birinci Dünya Savaþý sonrasýnda, müttefiklerin talebi üzerine savaþ suçlularýný yargýlamak üzere kurulan Osmanlý mahkemelerinin, o dönemde soykýrým kavramý mevcut olmadýðý için, Ermeni “soykýrýmýný” kabul eden karar almasý mümkün deðildir. Divan-ý Harb-i Örfi adýný taþýyan bu mahkemeler pek çok kiþiyi yargýlamýþlar ve bu arada bazý kiþileri de Ermenilere kötü muamele yaptýðý gerekçesiyle mahkûm etmiþlerdir. Ancak bu mahkemeler genelde hukuk kurallarýna uymadýklarý ve siyasi etkiler altýnda, özellikle Ýttihatçýlarý temizlemek amacýyla hareket ettikleri için kýsa zamanda saygýnlýklarýný kaybetmiþler ve sonunda da laðvedilmiþlerdir.
Dadarian’ýn konferansýn iptal edilmesi için ileri sürdüðü hususlara gelince adýgeçenin bu konferansýn yüz binlerce Ermeni asýllý diðer kiþileri tarafýndan hakaret olarak algýlanacaðýný bildirmesi anlamsýzdýr. Kimseyi suçlamayan ve bilimsel verileri esas alan konuþmalarýn hakaret sayýlmasý mümkün deðildir. Ancak Dadairan’ýn amacýn baþka olduðu ve Kaliforniya’da yüz binlerce Ermeni yaþadýðýna deðinmek suretiyle Üniversite idarecilerinin korkutulmak istendiði anlaþýlmaktadýr. Nitekim mektubun sonunda, konferansý gerçekleþtirmekte ýsrar ederse Üniversiteyi protesto etmek için ayrýca eyleme baþvuracaklarý belirtilmesi bir tehdit niteliðindedir.
Sorunun esasýna inildiðinde Türkiye’den gelen ve bir konuda görüþlerini belirtmek isteyen iki kiþinin konuþmasýn engellendiði görülmektedir. Bu ise ABD gibi ifade özgürlüðüne çok deðer verilen bir ülkede bu özgürlüðünü ihlâlidir.
Üniversitenin Kamu Diplomasisi Merkezi mektubu alýr almaz konferansý iptal etmiþtir. Bu kararda Üniversitenin Taþnak kuruluþunun tehditlerini ciddiye almasýnýn baþlýca etken olduðu anlaþýlmaktadýr. Zira Kaliforniya’daki militan Ermeniler sadece saldýrgan deðildir. Geçmiþte þiddete baþvurarak cinayet iþlemiþ olduklarý hatýrlardadýr. Los Angeles’teki Türk Baþkonsolosu Mehmet Baydar ve Yardýmcýsý Bahadýr Demir 27 Ocak 1973 tarihinde bu þehirde bir Ermeni tarafýndan katledilmiþtir. Dokuz yýl sonra, 28 Ocak 1982 tarihinde, bu þehirdeki Türk Baþkonsolosu Kemal Arýkan da Ermeniler tarafýndan vurulmuþtur. Tanýnmýþ tarihçi Stanford Shaw Ermeni soykýrýmý olmadýðýna dair görüþleri nedeniyle seksenli yýllarýn baþýnda, Los Angeles Kaliforniya Üniversitesinde Ermenilerin tacizine uðramýþ, evine bomba atýlmýþ ve güvenliðini saðlamak için Türkiye’ye sýðýnmak mecburiyetinde kalmýþtýr. Halen bu eyaletteki, özellikle yeni göç etmiþ Ermeniler arasýnda, suç oranýn yüksek olduðu bilinmektedir.
Sonuç olarak bu eyaletteki Ermenilerin þiddeti veya güç kullanma tehdidini politik bir araç olarak kullandýklarý görülmektedir. Nitekim bizim vermek istediðimiz konferans da bu yolla iptal ettirilmiþtir.
Son duraðýmýz olan Þikago’da da Ermeniler bu þehrin üniversitesinde vereceðimiz konferansýn iptali için uðraþmýþlar ancak bunu baþaramamýþlardýr. Bu konferansa katýlan yirmi kadar Ermeni, çoðu anlamsýz, bazýlarý tahrik edici sorular yöneltmiþler, Konferansý verenler kadar hazýr bulunan Türklerden de gerekli cevaplarý almýþlardýr.
[1] Ermeni Araþtýrmalarý, Sayý 19, s.8
[2] Abhaber, 2 Nisan 2006
[3] Noyan Tapan, 7 Mart 2006
[4] Arminfo, 20 Nisan 2006
[5] Ermeni Araþtýrmalarý, sayý 16-17, s.33
[6] www.mfa.gov.tr. Basýn- Enformasyon, Haftalýk Basýn Toplantýlarý, 31 Mayýs 2006
[7] Milliyet, 30 Mayýs 2006
[8] Fédération Euro-Arménienne, Communiqué de Presse, 1 Haziran 2006
[9] PanArmenian, 8 Haziran 2006
[10] Regnum, 8 Haziran 2006
[11] 4 Mart 2006 tarihli El Pais’e atfen Armenews, 6 Mart 2006 l
[12] Hürriyet, 1 Mart 2006
[13] ARKA News Agency, 19 Nisan 2006
[14] Zaman, 25 Nisan 2006
[15] Armenia TV, 24 Nisan 2006
[16] Ermeni Araþtýrmalarý, Sayý 19, s.15-17
[17] Regnum, 25 Nisan 2006
[18] Hürriyet, 27 Mart 2006.
[19] Ermeni Araþtýrmaklarý, Sayý 16-17, s.33
[20] Armenews, 21 Þubat 2006
[21] PanArmenian.Net, 19 Nisan 2006 ve ntv. 21 Mayýs 2006 net
[22] Arminfo, 9 Haziran 2006
[23] Azg, 27 Nisan 2006
[24] ArmRadio.am, 25.Nisan 2006
[24] Milliyet, 12 Nisan 2006 ve NoyanTapan 11 Nisan 2006
[26] Azg, 23 Nisan 2006
[27] Ermeni Araþtýrmalarý, Sayý 12-13, s.14-17
[28] PanArmenian, 20 Nisan 2006
[29] Armenian National Committee of Canada, Press Release, 21 Nisan 2006
[30] Ayný kaynak
[31] Armenian National Committee of Canada, Press Release, 24 Nisan 2006 Avam Kamerasýnda bu konudaki konuþmalar arasýnda Yunan asýllý milletvekili Karygiannis Dýþiþleri Bakaný Mackay’e, dünyanýn bu bölgesinde (Türkiye’nin olduðu bölgede) Kürtlere ve Kýbrýslýlara karþý insan haklarý ihlâllerinin devam ettiðini bildirdikten sonra Pontus “soykýrýmýnýn” ne zaman tanýnacaðýný sormuþtur. Bakan kendisine cevap vermemiþtir.
[32] Anadolu Ajansý, 9 Haziran 2006
[33] www.mfa.gov.tr. Açýklamalar, 2006 No. 63, 25 Nisan 2006
[34] Hürriyet, 25 Nisan 2006
[35] Ottawa Citizen, 6 Mayýs 2006
[36] Anadolu Ajansý, 9 Haziran 2006
[37] Ermeni Araþtýrmalarý, Sayý 19, s. 23-28
[38] Agence France Presse, 18 Mart 2005
[39] Armenews, 20 Mart 2006
[40] Le Monde, 29 Nisan 2006
[41] Ermeni Araþtýrmalarý, Sayý 12-13, s. 22,23
[42] UMP Milletvekili François Rochebloine’ýn 18 Aralýk 2002 tarihli teklifi UMP Milletvekili Philippe Pemezec’in 15 Ocak 2004 tarihli teklifi Sosyalist Parti Milletvekili Didier Migaud’un 8 Haziran 2004 tarihli teklifi UMP Milletvekili Thierrey Mariani’nin 24 Þubat 2005 tarihli teklifi Komünist, Cumhuriyetçi ve Yurttaþ Gurubun 19 Eylül 2005 tarihli teklifi Sosyalist Partisinin 16 Nisan 2006 tarihli teklifi UMP’den Eric Raoul’un 27 Nisan 2006 tarihli teklifi UMP’den Richard Mallie ve Roland Blum’un 28 Nisan 2006 tarihli teklifleri
[43] Le Monde, 16 Mayýs 2006
[44] UMP, Union Pour Un Mouvement Populaire ( Bir Halk Hareketi Ýçin Birlik)
[45] Nouvelles d’Arménie en ligne, 28 Nisan 2006
[46] Le Figaro, 10 Mayýs 2006
[47] “Tarih Ýçin Özgürlük” Bildirisini imzalayan Fransýz tarihçileri “Tarih için Özgürlük Derneði” (L’Association Liberté pour l’histoire) kurmuþlardýr.
[48] Armenews, 8 Mayýs 2006
[49] Zaman, 12 Mayýs 2005
[50] Zaman 11 Mayýs 2005
[51] Hürriyet, 11 Mayýs 2006
[52] PanArmenian, 12 Mayýs 2006
[53] Vatan, 11.05.2006. Necati Doðru “Fransýz’ýn Yaptýðý”
[54] Söz konusu bilim adamlarý þunlardýr: Ahmet Ýnsel, Baskýn Oran, Elif Þafak, Etyen Mahcupyan, Halil Berktay, Hrant Dink, Murat Belge, Müge Göçek, Ragýp Zarakolu
[55] Radikal, 10 Mayýs 2006. Bu bildirin Fransýzcasý ayný gün La Libération gazetesinde yayýmlanmýþtýr.
[56] Le Monde, 18 Mayýs 2006
[57] California Courier Online, 18 Mayýs 2006
[58] Zaman, 10 Mayýs 2006
[59] Zaman, 10 Mayýs 2006
[60] Cumhuriyet, 17 Mayýs 2006
[61] Milliyet, 3 Mayýs 2006
[62] New Anatolian, 12 Mayýs 2006
[63] TRT/Ýnt Arayýþ Programý. 9 Mayýs 2006. Yöneten E. Büyükelçi Ömer Lütem. Katýlanlar Dýþiþleri Eski Bakaný Prof. Dr. Mümtaz Soysal, Türkiye’nin Paris Eski Büyükelçisi Uluç Özülker. Telefonla katýlanlar E. Büyükelçi Pulat Tacar. Doç Dr. Hasan Dilan ve Paris’te Anadolu Kültür Merkezi Baþkaný Dr. Demir Önger
[64] Yeni Çað 17 Mayýs 2006
[65] Hürriyet, 3 Mayýs 2006
[66] Vatan, 13.Mayýs 2006
[67] Anadolu Ajansý, 18 Mayýs 2006
[68] Zaman, 16 Mayýs 2006
[69].Hürriyet, Le Monde, 6 Mayýs 2006
[70] Turkish Daily News, 13 Mayýs 2006
[71] Ayný kaynak
[72] Milliyet, 12 Mayýs 2006
[73] Türkiye, 13 Mayýs 2006
[74] Vatan,13 Mayýs 2006
[75] Hürriyet, 11 Mayýs 2006
[76] The New Anatolian, 2 Mayýs 2006
[77] Milliyet, 10 Mayýs 2006
[78] Le Monde 10 Mayýs 2006
[79] Hürriyet, 12 Mayýs 2006
[80] Hürriyet, 13 Mayýs 2006
[81] Zaman, 10.Mayýs 2006
[82] PanArmenian.net ,11 Mayýs 2006
[83] Anadolu Ajansý, / Mayýs 2006
[84] Le Monde, 10 Mayýs 2006
[85] Armenews, 12 Mayýs 2006
[86] Hürriyet, 16 Mayýs 2006
[87] Hürriyet, 12 Mayýs 2006
[88] Ayný kaynak
[89] Vatan 17 Mayýs, Mine Kýrýkkant: Ýhlâl ve ilga)
[90] Hürriyet, 13 Mayýs 2006
[91] Sabah, 9 Mayýs 2006, Türkiye, 13 Mayýs 2006
[92] La Libération ve armenews, 18 Mayýs 2006)
[93] Armenews, 11 Mayýs 2006)
[94] Sabah, 19 Mayýs 2006
[95] Zaman, 19 Mayýs 2006
[96] Radikal, 19 Mayýs 2006
[97] Hürriyet, 19 Mayýs2006
[98] Bu müzakerelerle ilgili bilgiler 18 Mayýs 2006 tarihinde Les Nouvelles d’Arménie en Ligne web sitesinde (www.armenews.com ) yayýnlanan Fransýz Millet Meclisinin resmi tutanaklarýndan alýnmýþtýr.
[99] Dergimizin bu sayýsýndaki “Konferanslar” bölümüne bakýlmasý
[100] Ermeni Araþtýrmalarý, Sayý 16-17, s. 64,65
[101] Hürriyet, 11 Haziran 2006
[102] Armenews, 15 Mayýs 2006
[103] Anp (Dutch Press Agency), 1 Haziran 2006
[104] Zaman, 4 Haziran 2006
[105] Anp (Dutch Pres Agency) 1 Haziran 2006
[106] Ermeni Araþtýrmalarý, Sayý 16-7, s. 39.40
[107] Milliyet 24 Þubat 2006
[108] Ayný kaynak
[109] Zaman, 10 Mayýs 2006
[110] Armenian Assembly of America, Press Release, 24 Nisan 2006
[111] Armenian National Committee of America, Press Realese, 24 Nisan 2006
[112] ntv, 23 Nisan 2006
[113] ARMENPAC- The Armenian-American Political Action Committee, 7 Nisan 2006
[114] Ermeni Araþtýrmalarý, Sayý16-17,
[115] Ermeni Araþtýrmalarý, Sayý 16-17, s.27-34
[116] Araþtýrmalarýmýza göre Yelda Özcan tarihçi deðil, gazetecidir. Almanya’da oturmakta ve daha ziyade Kürt sorunu konusunda yazmaktadýr. Son zamanlarda Ermenilerle beraber bazý toplantýlara katýldýðý ve onlarýn görüþlerini savunduðu gözlenen adýgeçenin Ermeni sorununa dair düþünceleri hakkýnda bilgi, Dergimizin geçen sayýsýnda yer alan (s. 130–133) Prof. Dr Kemal Çiçek’in 15 Kasým 2005 tarihli Stokholm Konferansýna dair yazýsýnda mevcuttur.
[117] Noyan Tapan, 6 Nisan 2006
[118] Armenews, 7 Nisan 2006
[119] Noyan Tapan, 5 Nisan 2006
[120] RFE/RL, 25 Nisan 2006 ve Jewish Telegraphic AGENCY, 26 Nisan 2006
[121] www.soykýrýmgercegi.com, 13 Nisan 2006
[122] Ermeni Araþtýrmalarý Sayý 16-17, s. 40-43
[123] Dünya online, 14 Nisan 2996
[124] Baþbakan Erdoðan’ýn Baþkan Koçaryan’a yaptýðý öneri kastedilmektedir Bkz. Ermeni Araþtýrmalarý, Sayý 16-17, s. 27-28
[125] Anadolu Ajansý 13 Nisan 2006
[126] Canada NewsWire, 10 Nisan 2006
[127] Taner Akçam, “Yine Bir Andýç Örneði” AGOS, 17 Mart 2006
[128] Mirror On line, 12 Nisan 2006
[129] http://www.imdb.com/name/nm1279480/
[130] New York Times, 25 Þubat 2006
[131] Califirnia Courier Online, 9 Þubat 2006
[132] Bu kiþiler þunlardýr: Adam B. Schiff, Frank Pallone, George Radanovich, Joe Knollenberg
[133] Armenian National Committee of America, Pres Realese, 23 Þubat 2006
[134] Asbarez, 6 Nisan 2006
[135] USA Armenian Life Magazine, 7 Nisan 2006
[136] Asbarez, 6 Nisan 2006
[137] Armenian National Committe of America, Pres Release, 29 Þubat 2006
[138] Documenting and Debating ‘Genocide’, Michel Gatler, PBS Ombududsman, PBS.org, 23 Nisan 2006
[139] PanArmenian.Net, 27 Þubat 2006
[140] Armenian National Committee of America, Western Region, Pres Realese, 23 Mart 2006
[141] ANCA Pres Release, 24 Mart 2006
|