Öz: Bu çalışmanın amacı 1888-1912 yılları arasındaki dönemde meydana gelen Ermeni olayları sırasında Kıbrıs adası Ermenilerinin oynadığı rolü açıklığa kavuşturmaktır. Bu dönemde İngiliz idaresinde bulunan Kıbrıs adası, gerek idarî, gerek siyasî ve gerekse coğrafî ve stratejik konumu nedeniyle Ermeni İhtilâl komitelerine mensup Ermenilerce önemli bir geçit noktası olarak kullanılmış ve ihtilâl komitelesinin Kıbrıs’ta da şubeleri açılmıştır. Durumun önemini kavrayan Osmanlı Hükümeti, hem Kıbrıs’a gönderdiği hafiyelerle hem de Kıbrıs Kadılığı ile yaptığı yazışmalarla bu konuda ayrıntılı bilgiler elde etmeye çalışmıştır. Olaylar sırasında bazı Kıbrıslı Türkler de bu konuda elde ettikleri bilgileri Bâb-ı âli’ye bildirmişlerdir. Osmanlı Hükümeti ayrıca Kıbrıs adasının karşısında bulunan Osmanlı sahil şeridini kontrol altında tutmak ve Ermenilerin gizlice ülkeden çıkışını veya ülkeye girişini önlemek için Konya, Adana, Halep ve Beyrut vilayetlerine gereken tedbirlerin alınması için sıkı emirler vermiş, sahiller karadan ve denizden kontrol altında tutulmaya çalışılmıştır.
Anahtar Kelimeler: Kıbrıs, Ermeni İhtilâl Komiteleri, Kıbrıs Kadılığı
Abstract: This work focuses on the role of the Armenians of Cyprus during the period of the Armenian uprisings that encompassed the period from 1888 – 1912. During the period scrutinized by this study the island of Cyprus was under British rule, and thus its administrative, political and geo-strategic position facilitated that it be used as an important point of passage by members of the Armenian Revolution Committees and as a prospective area in which to post new offices of the Committee. The Ottoman authorities proceeded to gather intelligence about the events through independent spies and correspondence with the legal representative to the island. During these events some Turkish Cypriots also reported information to the Ottoman authority. The Ottoman government also took steps to control the Ottoman shoreline facing the island of Cyprus in order to staunch the flow of Armenians out of and into the Ottoman Empire; explicit orders were dispatched to the Konya, Adana, Aleppo, and Beirut provinces facilitating the precautionary action of patrolling the shoreline from the land and the sea.
Key Words: Cyprus, Armenian Revolution Committees, Ottoman Government
GİRİŞ
Ermeni sorunu Osmanlı İmparatorluğu’na milliyetçilik akımının, büyük devletlerin çıkarlarını korumak hevesinin ve Şark meselesinin hediyesidir denebilir. Olayların başlangıcı daha önceye dayansa da 1878 yılı bu konuda önemli bir yere sahiptir. Çünkü 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşı sonunda imzalanan Ayastefanos ve ardından imzalanan Berlin Antlaşması Ermeniler lehine bazı maddeler içeriyordu. Bu tarihten sonra Ermeniler büyük devletlerin yardım ve desteği sayesinde bağımsız bir Ermenistan için faaliyete geçmişlerdir. Enver Ziya Karal’a göre, “Ermeni davası Ermenilerin değil, Osmanlı İmparatorluğu’nda menfaatleri çarpışan iki büyük devletin, İngiltere ve Rusya’nın davası olarak ve evvela politik bir hüviyet ile meydana getirilmiştir.”[1] II. Abdülhamit döneminin Zaptiye Nazırlarından Nazım Paşa’ya göre, sorgulanan bir Ermeni komite üyesi “Maksadınız nedir?” sorusuna şu cevabı vermiştir: “Bâb-ı âliye ve Müslüman mahallelerine hücum edip ihtilâl çıkarmak, medeni Avrupa’nın müdahalesini celbetmek ve bu suretle Hükümetinizin zulüm ve esaretinden kurtulmak.”[2]
Kıbrıs’ta yayımlanan Kıbrıs gazetesine göre, Times gazetesinde yayımlanan bir makalede Ermenilerin istekleri şu şekilde sıralanmıştı:
“Evvela [ilk olarak] düvel-i muazzamanın [büyük Avrupa devletlerinin] intihabı [seçmesi] ile Anadolu-yu şarkîye [doğu Anadoluya] Avrupalı olmak üzere bir valinin tayini,
Saniyyen [ikinci olarak] tayin edilecek mutasarrıflar ve kaymakamların yerliden olmalarıyla beraber vali tarafından intihab [seçim] ve tayini ve taraf-ı Hükümetten [Hükümet tarafından] tayini,
Salisen [üçüncü olarak] Avrupalı zabitler kumandası tahtında bulunmak üzere yerliden bir jandarma heyeti teşkili,
Rabian [dördüncü olarak] varidatın [gelirin] dörtte üçü havâyic-i dahiliyyeye [bölge ihtiyaçlarına] sarf edilmesi.”[3]
Bu istekleri “hayal” olarak değerlendiren gazeteye göre, komitenin “gece rüyalarında, gündüz oturdukları kalktıkları yerlerde düşündükleri” ıslahat budur.[4]
1878 yılı Ermeni olaylarının başlangıcı için bir mihenk taşı olurken, aynı yıl Kıbrıs adası için de ayrı bir önem taşımaktadır. Çünkü Rus tehlikesine karşı İngiltere ile Osmanlı Devleti arasında yapılan bir antlaşmaya göre Kıbrıs adası hukuken Osmanlı toprağı olmaya devam ediyor ama yönetim İngilizlere devrediliyordu. Bu tarihten itibaren adada siyasî, hukukî, malî vs. değişiklikler birbirini izlemiştir. Dolayısıyla Ermeni olayları başladığı zaman Kıbrıs adası Ermeni davasını destekleyen İngiltere yönetiminde bulunuyordu. Enver Ziya Karal’a göre, Ermeni Hınçak Cemiyeti’nin bir şubesi de Kıbrıs’ta kurulmuştu.[5] Nazım Paşa’ya göre, Ermeni ihtilâlcilerinin önde gelenlerinden “Baron Agasi de Kıbrıs’ta konferanslar akdediyor [veriyor] evvelce yaptığı gibi gene ‘Suriye sevahiline [sahillerine] nasıl çıkabilsem?’ diye düşünüyordu.”[6] Böylece Kıbrıs adası, doğu Akdeniz’de bulunan ve Osmanlı sahillerine bakan bu ada, Ermeni ihtilâlciler için önemli uğrak noktalarından birisi olmuştur. Kıbrıs’ın hem coğrafî konumu hem de siyasî vaziyeti bu konuda Ermenilere destek olacak bir durumdaydı.
KIBRIS ERMENİ KOMİTESİNİN KURULUŞU
Osmanlı İmparatorluğu’nda olaylar çıkarıp Avrupa devletlerinin müdahalesi ile bağımsız bir Ermenistan yolunda yürümek amacıyla kurulan Ermeni ihtilâl cemiyetlerinin bir kolu 1888 yılından önce Kıbrıs’ta kurulmuş bulunuyordu.[7] 14 Şubat 1888 tarihli bir belgeye göre “Avrupa’nın bazı mahalleriyle Mısır ve Kıbrıs’ta” kurulan Ermeni komite şubeleri tarafından yapılan “neşriyat-ı muzırre [zararlı yayınlar]” hem Avrupa’da hem de Ermeniler arasında kötü tesirler yapmakta idi.[8] Kıbrıs’ta açılan şube 1886 yılında Cenevre’de kurulan Hınçak Partisi’nin[9] şubesi olmalıdır. 1907 ve 1908 yıllarına ait bazı belgelerde ise bu şubenin Hınçak Partisi’ne ait olduğu açıkça belirtilmektedir.[10]
Kıbrıs’ta bir Ermeni komitesi şubesi kurulduktan sonra Kıbrıs Ermenilerin uğrak yerlerinden birisi durumuna gelmiştir. Halep, Diyarbakır, Bitlis, Hakkâri ve Van illeri dahilinde yaşayan ve isyana teşvik ve tahrik edilen Ermeniler İskenderun ve Mersin’e geliyorlardı. Buralardan da vapurlara binerek yabancı ülkelere gidiyorlardı. Hükümetçe olayın haber alınması üzerine, iskelelerde sıkı bir kontrol başlamışsa da bu gidiş engellememiştir. Çünkü Ermeniler bu kez de boş ve korumasız kıyılardan yelkenli vapurlarla Kıbrıs’a, oradan da Londra ve Amerika’ya gidiyorlardı.[11]
4 Haziran 1896 tarihinde İçişleri Bakanı, Sadrazamlığa yazdığı bir yazıda“Kıbrıs’ın Tuzla iskelesinde bir Ermeni komitesi teşekkül ederek [kurularak] Troşak namı altında bulunan bu komite”nin Adana ve Halep’teki Ermenilerle gizlice haberleştiğinin ortaya çıktığını, gizli evrakın “vapur kahvecileri” ile gönderildiğini ifade ediyordu.[12] Kıbrıs’a gönderilen ve orada araştırma ve incelemelerde bulunan bir hafiye de Ermeni komite liderleri arasındaki haberleşmede “Fransız ve İngiliz vapurlarının kahvecileri”nin etkin rol oynadığını rapor etmektedir.[13]
Kıbrıs’taki Ermeni komitesinin şubesi birçok faaliyeti yanında merkeze maddî yardım da sağlıyordu. 12 Mayıs 1897 tarihinde Larnaka’dan yazılan bir mektupta şimdi “üçyüz franklık üç adet banka kaimesi[kâğıt parası]” göndermekte oldukları, daha önce de “yüz doksan altı İngiliz ve bir Osmanlı lirası” göndermiş oldukları ifade ediliyordu.[14]
KIBRIS ADASININ YARATTIĞI TEHLİKE
Ermeniler boş veya korumasız olan sahil kesimlerini kullanarak sadece ülkeden çıkmıyorlardı. Bu bölgeler aynı zamanda ithalatı ve ihracatı yasak her türlü maddenin ülkeye giriş ve çıkışı için de kullanılıyordu. Dönemin Genel Kurmay Başkanlığı bunun önüne geçilebilmesi için gümrük, Duyun-u Umumiye ve Reji idarelerinin ortak hareket etmesini ve karakolhaneler kurulmasını Adana valisinden istemişti. Bu aynı zamanda bu amaç için karakolhanelerde görev yapacak yeni asker yazılması anlamına geliyordu. Adana valisi 8 Ocak 1894 tarihinde Hükümete yazdığı bir yazıda bu iş için istenen 40 kişilik bir kuvvet ile ikinci sınıf polis komiserliği için toplam 104,757 kuruş tahsisat verilmesini istiyordu.[15]
Adana Valisi Nasuhi Bey, 23 Şubat 1894 tarihinde bu sahillerden izinsiz ve kontrolsüz mal ve insan giriş-çıkışının kontrol altına alınması için nerelerde karakolhaneler kurulmasının düşünüldüğünü gösteren bir haritayı Hükümete göndermiştir. Bu karakolhaneler sayesinde hem Ermenilerin izinsiz ve kontrolsüz yurt dışına çıkışı önlenecek hem de Amerika’dan yardım alarak gelenlerin ülkeye girişi engellenecekti. Ancak anlaşıldığına göre aradan 6 ay kadar zaman geçmiş ama karakolhaneler konusunda herhangi bir olumlu gelişme olmamıştır. Bu nedenle Adana valisi Nasuhi Bey, 13 Ağustos 1894 tarihli telgrafında Kıbrıs’ın “bir kaçak yatağı” haline geldiğinden bahsediyordu. Valiye göre, bu nedenle uzunluk olarak 100 saatlik bir mesafeden fazla olan bir bölge tehdit altında bulunuyordu. Bu yüzden vali karakolhanelerin kurulması konusundaki talebini yeniliyordu.[16]
Benzer bir durum da Beyrut vilayeti için söz konusuydu. Beyrut valisi, 24 Mart 1897 tarihli bir yazısında kendi sorumluluğunda olan bölgelerde karakolhaneler inşa edilmesi ve bu konuda halktan yardım istenmesi hususunda bir buçuk yıl önce bir istekte bulunduğunu ama talebine hâlâ olumlu bir cevap alamadığından yakınıyordu.[17]
Bu anlamda Kıbrıs’ın yarattığı tehlike Osmanlı Devleti için sadece Anadolu’nun güney sahillerinden ibaret değildi. Suriye sahilleri ile İskenderun (Arsus ve Payas sahilleri) için de Kıbrıs bir tehdit idi. Çünkü zaman zaman “Kıbrıs’tan esliha-i harbiyye [savaş silahları] ile müsellah [silahlandırılmış] Ermeni eşkıyası çıkarılması veya çıkarılmak üzere bulunmuş olduğu” ve Süveydiye nahiyesi ile Arsus ve Payas sahillerine de kayıklarla barut ithal edileceği haberleri ortalıkta dolaşıyordu. İskenderun gümrük muavini Mehmet Ali Bey ise 1894 yılında İstanbul’a gönderdiği bir telgrafta bu konuda gerekli tedbirlerin alındığını bildiriyordu.[18]
Zaman ilerledikçe Osmanlı sahillerinin sadece karadan kontrol edilerek ülkeye istenmeyen giriş veya çıkışların engellenmesinin mümkün olmadığı anlaşılmıştır. Kesin başarı için iskeleler, kıyılar ve denizler de kontrol altında tutulmalıydı. Hele hele Ermeniler için Kıbrıs’ın adeta bir üs olarak kullanıldığının anlaşılması üzerine ülkenin tüm Akdeniz kıyılarınının (Antalya-Mersin-Suriye-Beyrut) tehdit altında olduğu düşünülüyordu.
Dahiliye Nezareti’nden Sadaret’e [Başbakanlık’a] yazılan ve 29 Aralık 1897 tarihli bir yazıda bu konuda şöyle denilmektedir:
“Beyrut’tan Mersin’e kadar olan ve tam Kıbrıs ceziresinin [adasının] karşısında bulunan sevahilin [sahillerin] berren [karadan] ve bahren [denizden] takayyüdat ve tarassudat-ı mütemadiye tahtinde [sürekli olarak dikkatli gözetim altında ] bulundurulması ve teferruatı [ayrıntıları] hakkında şeref-tevarüd eden[arka arkaya gelen] tezkere-i samiye-i cenab-ı sadaret-penahileri [başbakanlıktan yazıları] üzerine sebk eden [meydana gelen] tebligata [resmî yazılara] Adana ve Beyrut vilayetlerinden alınan cevaplarda bahren [denizden] tarassudat-ı mütemadiye [devamlı gözetleme] icra olunmadıkça maksad temin edilemeyeceği dermiyan olunmasından [ortaya konulmuş olnasından] naşi [dolayı] keyfiyet [durum] Bahriye Nezaret-i celilesine iş’ar olunmuştu [Denizcilik Bakanlığı’na bildirilmişti]. Cevaben alınan tezkerede [yazıda] gerek oralarda ve gerek mevaki-i sairede [başka yerlede] bulunan sefine-i hümayunun [devlete ait gemilerin] kömürleri olmadığından hareket edemedikleri beyan ve sene ibtidasında [başında] kömür esmânı [parası] olarak hazine-i celileden [devlet hazinesinden] talep olunan beş bin liradan şimdiye kadar alınabilen yetmiş beş bin kuruşun üst tarafı olan mebaliğin [miktarın] bir an evvel ifası [verilmesi] esbabının [için gerekenin] istihsali [sağlanması] dermiyan olunduğundan [açıkça ortaya konulmuş olduğundan] icabının icrası [gerekenin yapılması] maliye nezaret-i celilesine [Maliye Bakanlığı’na] yazılmış ve bu kere Adana vilayeti vekalet-i behiyesinden [vali vekilliğiden] alınan telgrafnamede dahi İskenderun Yumurtalık’ta bulunan sefine-i şahane [devlete ait gemi] için Beyrut vilayetinden verilen mebaliğ [para] ile mübâyaa olunan [satın alınan] kömürün sevahili [sahilleri] teftişe kâfi olamadığı Bahr-i Sefid [Akdeniz] filosu kumandanlığının beyanatı cümlesinden ve işbu sefainin [söz konusu gemilerin] sevahili [sahilleri] dolaşmaları esbabının istihsali lazımeden idüğü [ için gerekenin yapılmasının şart olduğu] tekrar ve ityan [söylenmiş] ”[19] olunmakta idi.
Öyle anlaşılıyor ki devletin denizlerini kontrol edecek ne yeteri kadar gemisi ne de bu gemiler için gereken mali kaynağı vardı. Uzunluğu binlerce kilometreyi bulan sahilleri teftiş etmek için bir iki gemi bile bulunamıyordu. Hele gemilerin kömür parasının dahi bulunamamış olması çok acıdır.[20]Kömür parası olarak sene başında hazineden 5 bin lira (50 bin kuruş) talep edilmiş ama neredeyse sene sonu geldiğinde bu paranın sadece 750 lirası (7 bin beş yüz kuruş) alınabilmişti.[21]
Gemi ve kömür sıkıntısının sonraki zamanlarda da devam ettiği anlaşılıyor. Çünkü 28 Mart 1898[22] tarihli bir belgede “Cezayir-i Yunaniyeye [Yunan adalarına] karib [yakın] olan cezayir-i sağire [küçük adaların] ahâlisinin emvali [mülkleri] Yunan korsanlarından muhafaza ve esliha ve eşya-yı mütenevvia [silah ve çeşitli eşya] kaçakçılığı men’ ve izale olunmak [engellenmek ve ortadan kaldırılmak] üzere cezayir-i mezkureye [söz konusu adalara] seri’ül seyr [çok acele] bir karakol sefinesinin [gemisinin] i’zamı [gitmesi] hakkında sebk eden [yapılan] muhabere [haberleşme] neticesinde mahall-i mezkura [söz konusu yerlere] izam olunacak [gönderilecek] süratli vapurlar var ise de kömür olmaması hasebiyle [nedeniyle] vücutlarından [varlıklarından] istifade [yararlanma] mahdud [sınırlı] kalmakta...(dır).”[23] denilmektedir.
3 Ekim 1900 tarihinde Halep ve Adana Fevkalade Kumandan Vekili Ferik Ali Muhsin Bey, Kıbrıs’ta toplandığı haber alınan “Ermeni fesedesinin [fesatçılarının] tecavüzlerine meydan verilmemesi hakkındaki” padişah emri üzerine alınmış olan tedbirler konusunda şunları yazmaktadır:
“Halep ve Adana sevahili [sahillei] kuleler, süvari ve piyade jandarma efradıyla [askerleriyle] taht-ı tarassutta [gözetim altında] ve Mersin’de bir bölük Nizamiye ve Çokmerzmen(?), İskenderun, Antakya, Süveydiye mevaki’inde [mevkilerinde] sekiz yüz mevcutlu bir tabur ikamesiyle [yerleştirilmesiyle] inzibata alınarak ... erbâb-ı fesedenin [fesatçıların] duhul [sızma] ve ika’-ı fesad ederek [olaylar çıkararak] muhall-i asayiş [asayişi bozucu] bir hâl ve harekâta meydan verilmemesi hususuna fevkalade itina kılınmakta ve yalnız Adana sevahilinin [sahillerinin] Mersin ve Silifke arasında tarassut [gözetleme] kuleleri bulunmadığı ve piyade kıtaatının [birliklerinin] barındırılmasına elverişli mahal [yer] olmadığı ve çadırlarda ikameleri [kalmaları] de sıhhatlerini ihlâl edeceği [bozacağı] ve havali-i mezkûrede [söz konusu yerlerde] Ermeni vesair ahâli-i hristiyaniye [hristiyan halk] bulunmadığından Ermeni fesedesinin [fesatçılarının] çıkıp bidayeten [önce] ihtifa [saklanma] ve oralardan tezyid-i kuvvet etmeleri [kuvvet toplayarak kuvvetlerini atrrırmaları] ihtimalden ba’id [uzak] olduğu .. oralarda devriye suretiyle geşt ü güzar ettirilen [dolaştırılan] süvari müfrezelerinin takviyesi için Adana’dan iktizası [gerektiği] kadar kuvvet sevk edilmiş .. Süveydiye’deki altmış nefer piyade müfrezesinin yüze iblağ edilmiş [çıkarılmış], birkaç mahdan [aydan] beri mevaki-i saireden [başka yerleren] bera-yı ticaret [ticaret için] bir takım Ermenilerin Antakya’ya gidip temekkün etmekte [yerleşmekte] oldukları ihbar edildiği cihetle havali-i mezkûre [söz konusu yerler] Ermenilerinin efkâr [fikirleri] ve temayülatları [eğilimleri] tahkik edilmek [araştırılmak] üzere birkaç hafiyenin tayin ve istihdamı ve muktedir [uyanık] polislerin bulundurulması ile İskenderun sevahilinin [sahillerinin] mürettebatı [personeli] kâfi olup yeniden iki karakolhaneye bu kere lüzum gösterilerek makam-ı ser-askerîden [başkomuyanlıktan] müsadesi...”[24] alınmıştır.
Kıyıların kontrol altında tutulması için karada alınan tedbirlerin yetmeyeceği aşikârdır. Nitekim bu tarihten önce bu konuda bazı girişimler olmuştu. Birçok imkansızlıklar nedeniyle bu konuda pek başarı sağlanamasa da, bu tedbir de gözden uzak tutulmamış ve gerekli tedirler alınmaya çalışılmıştır.
Konya Valiliği özellikle Akdeniz sahillerinin mutlaka denizden de korunması gerektiği konusunda ısrar ediyordu. 1 Ekim 1905 tarihli bir yazısında valilik, sahilin uzunluğunu göz önüne alarak “Ya bahriye nezaret-i celilesince [Denizcilik Bakanlığına] bir vapurun veyahut Rodos ve Midilli’de bulunan Reji vapurlarından birinin” bölgeye gönderilmesinin Teke Mutasarrıflığınca talep edildiğini bildirmekte idi. Nihayet Reji idaresi bir vapurunu bir ay müddetle Antalya sahillerine göndermiştir. Fakat valilik bu bir ayın birkaç aya çıkarılmasını istiyordu. Sonunda Tütün Reji Komiserliği yeni bir emre kadar her ay bir reji vapurunun bölgeye gitmesi ve “bera-yı tarassudat [gözetleme için]” oralarda dolaşmasına izin vermiştir.[25]
KIBRIS’A GÖNDERİLEN HAFİYELER/SİVİL POLİSLER VE GÖNDERDİKLERİ RAPORLAR
O yıllarda Kıbrıs’ta sayıları az da olsa yerli Ermeniler de vardı.[26] Ancak bizi ilgilendiren Kıbrıslı yerli Ermeniler değil, komite üyesi Ermenilerdir. Kıbrıs’ta bulunan komite üyesi Ermenilerin sayısı konusunda da çelişkili haber geliyordu. Örneğin 2 Temmuz 1896 tarihinde İçişleri Bakanı bu sayının 2000’e ulaştığını belirtiyordu.[27] Kıbrıs’ın Ermenilerce bir üs olarak kullanıldığının anlaşılması, burada Ermeni komitesinin şubesinin bulunduğunun öğrenilmesi ve adadaki Ermenilerin sayısı ile ilgili olarak çelişkili rakamların telaffuz edilmesi adaya tahkikat için hafiyelerin gönderilmesini gündeme getirmiştir. Bizim tesbitlerimize göre bu amaçla farklı zamanlarda olmak üzere Kıbrıs’a 4 defa hafiye gönderilmiştir. Fakat bu hafiyelerin kimler olduğu ya da hangi isimleri taşıdığı tam olarak belli değildir. Yalnız hafiyelerden birinin raporundan anlaşıldığına göre, hafiyeler Ermeni kimliği ve kıyafetinde olarak araştırma yapmışlardır. Bu durum onların haber almalarını da kolaylaştırmış olmalıdır.
Bu konuda ulaşabildiğimiz ilk belge 20 Mayıs 1312 (1 Haziran 1896) tarihini taşımaktadır. Sadrazamlık’tan [Başbakanlık’tan] Dahiliye Nezareti’ne [İçişleri Bakanlığı’na] yazılan bu yazıya göre “Kıbrıs’a mahall-i muhtelifeden [çeşitli yerlerden] gelip gitmekte olan Ermenilerin miktarını ve hâl ve hareketlerini öğrenmek için cezireye [adaya] münasip ve gayet hafi [gizli] muhbirler” göndermek gerektiği bildiriliyordu. Bu hafiyeler özellikle liman kentleri olan Tuzla (Larnaka), Mağosa, Leymosun (Limasol) ve Girne’ye gideceklerdi. Dört kişi olacağı anlaşılan bu hafiyeler 4-5 ay görev yapacaklar ve her ay için kendilerine 5’er lira verilecekti. Dolayısı ile bu iş için aylık 20 liralık bir tahsisat gerekiyordu. Sadrazamlık [Başbakanlık] bu paranın yıllık yüz yirmi üç bin kuruşluk merkez bütcesinden karşılanmasını istiyordu.[28]
Bu dört hafiyenin gönderilip gönderilmediğini bilmiyoruz. Ancak 4 Haziran 1312 (16 Haziran 1896) tarihinde bu kez Maraş’ta bulunan Adana ve Halep Fevkalade Mumandanı Müşir Ethem Paşa tarafından İstanbul’a (Genel Kurmay Başkanlığı) gönderilen telgrafta, Kıbrıs’ta tahkikatta bulunmak amacıyla 37. Nizamiye Alay Komutanı Kaymakam Esat Bey’in görevlendirildiği ifade ediliyor ve bu konuda izin isteniyordu. Ethem Paşa’ya göre, Esat Bey yabancı dil de biliyordu ve kıyafet değiştirerek hafiye olarak adaya gidecekti.[29]
Seraker [Başkomutan] Rıza Paşa ise Ethem Paşa’ya verdiği cevapta “sivil bir memurun” bu iş için gönderilmesinin daha uygun olacağını bildirerek Esat Bey’in gönderilmemesini istemiştir.[30] Sonunda 6 Haziran 1896 tarihinde Sadrazamlık, hem Genel Kurmay Başkanlığı’na hem de İçişleri Bakanlığı’na yazdığı yazıda Esat Bey’in Kıbrıs’a gönderilmemesi ve Kıbrıs’tan alınan haberlerle yetinilmesini bildirmiştir.[31]
Bu ilk girişimlerin başarısız olduğu da düşünülebilir. Ancak ileriki zamanlarda Kıbrıs’a hafiye gönderme gereksinimi ortadan kalkmamıştır. Nitekim Beyrut Valisi Nasuhi Bey 24 Mart 1897 tarihli telgrafında tekrar bu konuya değiniyor ve “Kıbrıs’ta seyyah [gezgin] sıfatlarıyla hafiyeler bulundurmak elzem olduğuna mebni [zorunlu olduğu için] bunlar için de muvakkaten [geçici] olsun şehrî [aylık] dört beş bin kuruş tahsis ettirilmesi...” için padişahtan onay alınmasını istiyordu.[32]
Beyrut Valisinin, bir hafta sonra, 31 Mart 1897 tarihinde İstanbul’a gönderdiği telgraftan nihayet Kıbrıs’a birkaç hafiye gönderilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Nasuhi Bey’in telgrafına göre, ismi konusunda bilgi verilmemekle birlikte, Kıbrıs’a gönderilen hafiyelerden birisi ilk raporunu vermiştir. Valiye göre “Kıbrıs’a gönderilen hafiyelerin birinden şimdi alınan tahrirattan [yazılı rapordan] Tuzla [Larnaka] iskelesinde Ermeni görünmemekte ise de oraya yarım saat mesafede kain [bulunan] mahallede yüz elli kadar şapkalı ve pantolonlu Ermeni müçtemi [toplanmış] bulunduğu ve bunların Mersin ve İskenderun ve İskenderiye’den gelen vapurlarla münferiden [teker teker] gelmekte oldukları istinbat kılındığı [anlaşıldığı] ve bundan sekiz on gün mukaddem [önce] şu Ermenilerin orada revolver ta’limi ettikleri görülerek bazı muteberan [itibarl kişiler] taraflarından Hükümet-i mahalliyeye [yerel Hükümete] haber verildiği halde nazar-ı itibara [dikkate] alınmadığına nazaran [göre] Hükümetin bu içtimaat [toplanmalara] ve halâta [durumlara] rızası munzam [var] olduğuna ahâli-i mahalliyece [yerli halka göre] şüphe kalmadığı ve Lefkoşa’da ise böyle öteden beriden müçtemi [toplanmış] bir hayli Ermeni vücudunu [varlığnı] işittirse de adedlerine ve hallerine dair daha malumat-ı kâfiye [yeterli bilgi] almadığı ve mamafih [bununla birlikte] alınan malumatı peyder pey [zaman zaman] bildireceği müsteban [açık]...”[33] idi.
Mart 1901 tarihinde de Kıbrıs’ta bir hafiyenin bulunduğu anlaşılıyor. Çünkü Halep Valisi Enis Bey, 25 Mart 1901 tarihinde Yıldız Sarayı Baş kitabet dairesine gönderdiği telgrafta, Kıbrıs’ta bulunan bir hafiyeden alınan raporda, Antepli Peştemalcıyan ve Değirmenciyan ile Mersinli Tulumcuyan Sinan’ın kaçak olarak Kıbrıs’a bulunduklarının bildirildiğini belirtmektedir. Valiye göre, hafiye ayrıca bu üç kişinin İskenderiye’den aldıkları yasak evrakları eşya sandıklarının alt tarafında özel olarak hazırlanmış bir bölmeye yerleştirerek Antep ve Mersin’e gönderdiklerini belirtmekte ve tedbir alınmasını istemekteydi.[34]
Kıbrıs’a gönderilen hafiyelerden alınan raporların üçüncüsü 1902 tarihli olup “Kıbrıs’a gönderilen memur-ı mahsusun [özel memurun] tahkikatı [araştırması] suretidir[kopyasıdır]” başlığını taşımaktadır ve biraz önceki rapordan daha ayrıntılıdır. Rapordan anlaşıldığına göre, görevli hafiye Kıbrıs’ın Limasol, Larnaka, Lefkoşa ve Mağosa kazaları ile bazı köyleri gezerek bizzat bilgi toplamıştır. Ve son olarak Beyrut’a gitmiş, raporunu burada yazmıştır.
Hafiyenin gerçek adını bilmiyoruz ama Duyunu-u Umumiye mühendisi Besai(?) Markaryan kimliğini taşıdığını kendisi ifade etmektedir. Hafiyenin raporunda belirttiğine göre, Diran Cun(?)[35] adlı Ermeni nüfus ve yol tezkeresini elinden almıştır. Çünkü adı geçen kişi her zaman başka Ermenilerin nüfus ve yol tezkeresini ellerinden alarak kullanan bir kişidir.[36]
Rapora göre, Limasol’da 200 kadar Ermeni bulunmaktadır. Bunların 60’ı yerli 140’ı ise Türkiye’den gitmedir. Bu 140 Ermeni “Gürültücü” anlamına gelen “Hınçak” ile “mecburî” manasına gelen Tukal(Tokal?) cemiyetlerine mensup idiler. Bu iki cemiyetin Limasol’daki lideri kuyumcu Hüpyan(?) olup gelen parayı Ermenilere dağıtmakta ve Londra ile haberleşmektedir.
Larnaka’da ise Anadolu’dan gelme 160 Ermeni vardı. Bu Ermenilerin çoğu Urfalı’dır. Burada bulunanların bir kısmı bu iki cemiyete, bir kısmı da “sancak” anlamına gelen “Hayy Troşak” cemiyetine mensupturlar. Liderleri Antepli Agop Bergeryan’dır. Bergeryan, Londra ile haberleşmekte ve daima şifre kullanmaktadır. İstanbul ve İskenderun’a da mektuplar yazmaktadır.
Lefkoşa’da bulunan Ermeni sayısı ise 700 olup 300’ü yerli, 400’ü ise Anadolu’dan (çoğunlukla Urfa, Diyarbakır, Antep ve İskenderun) gitmedir. Tanınmış Ermenilerden İskenderunlu Avukatzade, Halepli terzi Küçük Ohannes ve Antepli Semuel Lefkoşa’da bulunmaktadır. Antepli Semuel “fişenk ve dinamit imaliyle [yamakla] meşguldür.” Burada Diran Cur adındaki bir başka Ermeni ise, Kıbrıs’a gidip gelen vapurlarla haber gönderip haber almakta ve gelen paraları da bu dağıtmaktadır. Lefkoşa yakınlarında bulunan Ermeni Manastırı’nda da Türkiye’den gitme 120 kişi vardır ve burada silah talimi yapmaktadırlar.
Mağosa kazasına gelince, burada birkaç yerli dışında 160 kadar Türkiye’den gitme Ermeni bulunmaktadır. Hem Mağosa’daki hem de Kıbrıs’taki bütün Ermenilerin lideri Sivaslı bir Ermeni olup Mağosa’da bulunmakta ve “Can” veya “Diran” adını taşımaktadır. Londra’da eğitim görmüştür. Times Gazetesi’nde iki ay önce yayınlanan, Kıbrıs’ta yirmi bin Ermeni olduğunu savunan ve Mişel imzasını taşıyan yazıyı yazan bu şahıstır. Bu şahıs tanınmış Ermeni komite üyelerinden Baron Agasi tarafından da tanınmakta ve onunla mektuplaşmaktadır.
Mişel adlı Ermeni’yi Larnaka’da bizzat gördüğünü bildiren hafiye’ye göre, bu bilgileri ondan almıştır. Mişel’in görevi Kıbrıs’a gelecek olan Baron Agasi’nin güvenliğini sağlamaktır. Diğer bazı köylerde bulunan Ermenileri de sayan hafiyeye göre, Kıbrıs’a bulunan toplam Ermeni sayısı 1500’dür ve ona göre, “Bunlar cümlesi [hepsi] de ipsiz sapsız hayta adamlar olup içlerinde belli başlı Ermeni yoktur.”[37]
Raporun son kısımları “Malumat-ı Saire [Diğer Bilgiler]” ve “İlave-i Malumat [Ek Bilgiler] ” başlıklarını taşımaktadır. Bu başlık altında verilen bilgilere göre, Ermenilerin birçoğu Yunan pasaportu taşımakta, Yunan Arı ve Köpek vapurları ile oraya buraya gelmekte ve bir Yunan şirketiyle ortaklık yapmaktadırlar. Kudüs’e gideceğiz diyerek Beyrut’tan gemilere binen Ermenilerin çoğu Kudüs yerine Kıbrıs’a gitmekte ve Kilikya’da hadise çıkarmayı ummaktadırlar.
Raporun “İlave-i Malumat [Ek Bilgiler]” başlığını taşıyan son kısmı ise iki konuya daha ışık tutmaktadır. Bunlardan birincisi, Ermenilerin Türkiye’den kaçışlarına Fransız ve İngiliz vapur kahvecilerinin yardım edişidir. Buna göre “Dersaadet’ten [İstanbul’dan] veya diğer iskelelerden firar edenleri Fransız veya İngiliz vapurlarının kahvecileri akşam üzeri yanında bir gemici elbisesi olduğu halde sahile çıkar .Karanlık basınca kaçacak adama gemici elbisesini giydirip kayıkla vapura avdet eder.”
İkinci konu ise, Urfa’da veya sair yerlerde “katl olundu” denilen Ermenilerin birçoğunun, gerçekte Kıbrıs’ta oldukları, Lefkoşa ve Larnaka’da Kıbrıs Hükümetine birer lira vererek silah tezkeresi aldıkları ve silah talimi yaptıkları gerçeğidir.[38]
Kıbrıs’a gönderilen dördüncü hafiye 21 Kasım 1899 tarihinden 4 Ağustos 1905 tarihine kadar Kıbrıs’ta görev yapmıştır. Bu hafiyenin rapor defteri elimizde bulunmaktadır ve en ayrıntılı olanı rapor da -şimdilik- budur. Defterde kayıtlı ilk rapor 21 Kasım 1899 tarihlidir. Buna göre Kıbrıs’ın Larnaka kazasında bulunan Ermeniler “bir cemiyet-i fesadiye [fesat cemiyeti] olup içlerinde yine Ermeni milletinden ve fakat Amerika misyonerlerinden birisi de mevcut olarak vazife-i mel’anetleri [kötülük görevleri] Anadolu-yu şahane kıt’a-i vasiasında [Anadolu’da] mütemekkin [yaşamakta olan] Ermenileri her-bar[daima] Devlet-i Aliyye-i Osmaniyemiz [yüce Osmanlı Devletimiz] aleyhine teşvik etmek ve Londra cemiyet-i fesadiyesine [kötülük cemiyeine] mensup Mağosa’da mukim [ikamet eden] dava vekillerinden Sivaslıyan tarafından verilen talimat mucibince [gereğince] hareket etmek vazifesiyle mükellef [görevli] olarak imrar-ı vakit etmekte [vakit geçirmekte]”[39] idiler. Rapora göre bu Ermenilerin haberleşmeleri de “konsülato ve acenteler marifetiyle” ile oluyordu.
Raporun 24 Ocak 1900 tarihli kaydında Ermenilerin İskenderun yoluyla Fransız ve İngiliz vapurları ile Kıbrıs’a geldiği, bunların gizli bir cemiyet kurduğu ve çeşitli müzakerelerde bulunduktan kısa bir sonra yeniden geldikleri yere döndükleri için İskenderun ve Halep civarındaki limanlarda Kıbrıs’tan gelen Ermenilerin eşya ve üzerlerinin dikkatle aranması gerektiği belirtiliyordu.
Raporun 12 Eylül 1900 tarihli bölümünde ise Ermenilerin Türkiye dışına nasıl çıktıkları ayrıntıları ile şöyle anlatılıyordu:“Mersin’den her onbeş yirmi günde bir Kıbrıs ceziresine [adasına] vürud etmekte [gelmekte] olan yirmibeş otuz nefer Ermeninin külliyet [ekreriyet] miktarı zaten o cihete [tarafa] meyyal [meyilli] ve ma’tuf [çevrilmiş] olan nazar-ı dikkat-i kemteranemi [dikkatimi] tahrik ve celb ederek bu babda [konuda] tahkikat-ı lazıme [gerekli araştırmayı] icrasına ibtidar ettim [yapmaya başladım]. Merkumlardan [söz konusu kişilerden] birkaçı ile bil-mülâka [görüşerek] yerlerinden sebeb-i müfarekâtları [ayrılma sebepleri] istifsar olundukta [sorulduğu zaman] kendileri Amerika’ya gitmek hevesi üzerinde olup Hükümet-i seniyye-i canib-i samiyeden [Osmanlı Hükümeti tarafından] müsaade olunmamakta olduğu cihetle [için] bil-mecburiye [mecburen] irtikab-ı firar [firar suçunu işleyerek] ile buraya gelmekte ve buradan Amerika’ya gitmekte olduklarını ifade ve ne suretle firar ettikleri mes’elesinin tetkikine girişilerek Tarsus Rusya Konsolosu Mösyö Kristofor’un orada işlemekte olan üç dört fabrikasında müstahdem ameleyi Harput’tan celb ve istihdam ederek şu vesile ile istifade-i zatiyesini [kendisine menfaat] temin etmek üzere Ermenileri Amerika’ya gitmek için teşvikat-ı lâzıme [gerekli teşvikler] ve iğfâlât-ı mukteziye [zorunlu kandırmalar] icrasıyla [yaparak] beher [herbir] nüfus için Amerika iskelesine i’sal etmek [ulaştırmak] mukavelesiyle [anlaşmasıyla] yedi-sekiz lira ücret ahz [alma] ve istifa edip [gelir elde edip] iğfal ve teşvik ettiği Ermenileri birer kıt’a pusula itasıyla [vererek] ve kendi kiracılarına terfikiyle [kiracılarının yanına koyarak] Mersin’e göndermekte ve Mersin’de dahil-i aza-yı komiteden [komiyete mensup] yine Rusya devleti konsolosu vekili Andonaki’nin kavvası [kapıcısı] Andon ve Amerika doktoru Mösyö Metin’in adamı Çerkez Hasan ve Almanya konsolosu vekili Korseman’ın kavvasına [kapıcısına] ve Mersin Polis komiseri Mustafa ve Polis Arap Ali Efendilere bil-müraca [müracaat ederek] onların himayesi vasıtasıyla sahilde vaki [bulunan] mümaileyh Mösyö Metin’in hanesine [evine] bil-ihtifa tedarik ve tehiyye edilen sandallar [gizlice sağlanak ve evin malı sayılan sandallar] vasıtasıyla geceleri gemilere nakil ve isal edilmekte [ulaştırılmakta] ve Adana tarikiyle [yoluyla] firar eden Ermeniler dahi Adana vilayet-i celilesi [vilayeti] Polis memurlarından Agop Efendi’ye bil-müracaa [müracat ederek] onun vasıtasıyla gelinerek ma’rul arz [yukarıda bildirilen] komite azasına müracaatla bervech-i ma’ruz [bildirildiği gibi] firarları hususu teshil ve icra edilmekte [kolaylıkla icra edilmekte] ve bu babda [konuda] Mersin karakol sandalı süvarilerinin medhal ve malumatları munzam [bilgileri altında] olarak kaçırılmakta ve rakib oldukları [bindikleri] gemi Mersin’den ruhsatsız [izinsiz] olarak hareket eylediği cihetle Kıbrıs iskelelerine uğramağa adem-i cesaretle [cesaret edemeyerek] kendilerini adanın ıssız mahallerine çıkararak salıvermekte olduğu ve kendilerinin böyle firaren gelerek ruhsatsız çıktıkları Hükümet-i mahalliye [yerel Hükümet] tarafından istihbar olunarak [haber alınarak] cümlesi [hepsi] derdest [tutuklanma] ile üç lira ceza-yı nakdi [para cezası] itasına [ödemeye] veyahut bir mah [ay] hapis ve tevkiflerine [tutuklanmalarına] hüküm sadır olarak [karar verilerek] Mağosa kazasında kırk nefer Ermeni bu suretle mahpus bulunduğunu ve burada gayet bîkes [kimsesiz] ve çaresiz kalarak memleketlerinden bil-vasıta [aracılarla] mesarif-i rahiyeleri [yol masrafları] celb ve tedarik edilip vapur ile Amerika’ya gitmekte olduklarını dermiyan [açıklamış]ve hikâye etmiş ve ma’rül arz [sözü edilen] komitenin kendilerine şu suretle bil-iğfal [kandırarak] Amerika’ya göndermek üzere böyle ücret ahz ve istifasıyla [ücret alarak] Kıbrıs’a salıvermek suretiyle irtikab ve tenzil ettikleri [yaptıkları] desise [kötülük] ve fenalığı nakl ve hikâye ve ma’mafih [bununla birlikte] orada daha ikiyüz nefer Ermeni mevcut olup suret-i me’huza [anlatılan yol] ile firar etmek teşebbüs ve tedarikatında olduklarını rivayet etmiş ve tahkikat-ı acizanem [araştırmam] de suret-i ifadeyi [bu fadeyi ] müeyyed bulunmuştur [doğrulamıştır].”
Raporun 5 yılı kapsayan sonraki bölümlerinde genel olarak Kıbrıs’a Ermeni getiren gemilerin nerelerden geldiği, kaptanlarının kimler olduğu ve Kıbrıs’a kaç Ermeni getirip kaçını götürdüğü (örneğin Mayıs 1905 tarihli bölüm), daha önce Amerika’ya gitmiş Ermenilerin geri döndüğü ve Kıbrıs üzerinden Osmanlı ülkesine girdiği (5 Kasım 1904 ve 11 20 Mart 1903 tarihli bölümler), Harçik adlı bir Ermeni’nin Kıbrıs’a Beyrut’tan gelerek Ermeni Tarihi adlı bir kitabı dağıttıktan sonra geri gittiği (5 Kasım 1904 tarihli bölüm) gibi olaylar anlatılmaktadır.[40]
Bu dört hafiyeden sonra, Osmanlı Hükümeti 1 Ekim 1905 tarihli yazısı ile “cezire-i mezkûrede [Kıbrıs adasında] iddihar olunan [toplanan] esliha ve ecza-yı muzırrenin [silah ve yasak malzemelerin] İskenderun, Mersin ve Beyrut sevahilinden [sahillerinden] memalik-i şahaneye [Osmanlı ülkesine] ithal edileceği anlaşılmış olmağla bu babda [konuda] icra-yı tahkikat eylemek [araştırma yapmak] üzere” Kıbrıs’a bir kişinin gönderilmesini Konya valiliğine bildirmiştir. Bu yazıya göre, yapılacak tahkikat masrafı olarak 20 lira tahsis edilmiş olup ve bu iş için Antalya’da acentelik yapmış olan Besim Efendi uygun görülmüştür.[41]
3 Ekim 1905 tarihinde Konya valiliği, Bâb-ı âli’ye gönderdiği telgrafta, Besim Efendi’nin bu iş için uygunluğunu teyit ederek durumun Teke Mutasarrıflığı’na bildirildiğini ancak Besim Efendi’nin 20 lirayı “bihakın [hakkıyla] tecessüsat [gözetlemeler] ve istiknahat [araştırmalar]” için yetersiz bulduğunu bildiriyordu. Konya valisine göre, Besim Efendi hakkıyla yapılacak bir araştırma için 20 lira yerine 40 lira istemiştir. Valilik durumu Hükümete bildirmiş ve verilecek paranın 30 liraya çıkarılması konusunda Hükümetin onayını almıştır. Ancak anlaşıldığına göre Besim Efendi 40 lirada ısrar etmiştir. Durumun nezaketini ve gecikmenin daha fazla zarara yol açabileceğini belirten vali 40 lira için makina başında acele onay istemekte idi.
4 Ekim 1905 tarihinde Bab-ı Âli’nin Besim Efendi’ye 40 lira verilmesine onay vermesi üzerine, aynı gün Besim Efendi Eleni vapuruyla Kıbrıs’a gönderilmiştir. Bir gün sonra, 5 Eylül 1905 tarihinde, Sadrazamlık’tan [Başbakanlık’tan] Dâhiliye Nezareti’ne [İçişleri Bakanlığı’na] “gizli” kaydıyla gönderilen yazıda Besim Efendi’nin Kıbrıs’a gönderilmiş olduğu açıkça belirtilmektedir. Besim Efendi’nin araştırmasının bir buçuk ay kadar sürdüğü anlaşılıyor. Çünkü Konya Valiliği Hükümete gönderdiği ve 19 Kasım 1905 tarihini taşıyan yazısında, Kıbrıs’a gönderilen zatın döndüğünü ve raporunun ekte gönderildiğini yazmaktadır. Dönen zatın ismi verilmemekle birlikte bu şahsın Besim Efendi olduğu düşünülebilir.
KIBRIS KADILIĞI’NIN ARAŞTIRMA VE RAPORLARI
Osmanlı Hükümeti adaya hafiyeler göndermekle yetinmemiş, Kıbrıs Kadılığı ile de yazışarak Kıbrıs’a bulunan Ermeniler konusunda bilgi elde etmeye çalışmıştır. 30 Eylül 1905 tarihinde Sadrazamlık’tan [Başbakanlık’tan] Dahiliye Nezareti’ne [İçişleri Bakanlığı’na] yazılan bir yazıda, ele geçirilen ve sorgulanan Ermeni “eşhas-ı muzırre [zararlı şahıslar]”sinin verdiği bilgilerden Ermeni komitelerinin en fazla faaliyette bulunduğu yerlerden birinin Kıbrıs olduğunun ortaya çıktığı, Kıbrıs’a bulunan Ermenilerin veya silahlar ile ”ecza-yı muzırre [zararlı maddelerinin]” nin İskenderun, Suriye ve Mersin sahillerinden Anadolu’ya çıkarılacağının öğrenildiği ifade edilerek durumun Kıbrıs Kadılığı’ndan sorulması isteniyordu.[42]
Bu talimat üzerine İçişleri Bakanlığı’nın hemen faaliyete geçtiği ve Kıbrıs Kadılığı’na gerekli yazıyı yazdığı anlaşılmaktadır. Çünkü bu tarihten 15 gün sonra Kıbrıs Kadılığı’nın 15 Ekim 1905 tarhli ilk cevabı İçişleri Bakanlığı’na ulaşmıştır. Kıbrıs Kadılığı’nın cevabî yazısından anlaşıldığına göre, Osmanlı Hükümeti ile Kıbrıs Kadılığı’nın bu konudaki yazışmaları daha önce başlamıştır. Çünkü Kadılık bu yazısında, eski başkadı Ataullah Efendi’nin kendisine gelen emir üzerine araştırma çalışmalarını başlattığı ve 1900 yılından beri Asaf ve Osman Nuri Beyler adındaki iki kişinin bu işle görevlendirilmiş olduğu belirtiliyordu.
Bu nedenle başkadı, ilgili yazısında kendisine 2 Ekim 1905 tarihinde ulaşan İçişleri Bakanlığı emrini hemen uygulamaya koyduğunu yazmaktadır. Çünkü Kadı’ya göre, “Bu gibi vezaifin [görevlerin] ifası [yapılması] mukteza-yı şiar-ı sadakatten [sadakatin gerekli alâmetlerinden] bulunduğu cihetle [için] böyle harekât-ı fesadiye [kötülük hareketleri] suret-i hakikide [gerçekten] istihbar kılındığından [haber alındığından] zaten arz ve iş’ar edileceği tabi [yazıyla snulup bildirileceği doğal]” idi. Bu yüzden Kıbrıs kadısı bu emrin gelmesinden önce bizzat kendisi Mağosa kazasına giderek orada bir gün kalmış, inceleme ve araştırmalarda bulunmuştur. Kadı izlenimlerini şöyle anlatmaktadır:
“Orada icra ettiğim [yaptığım] tahkikat neticesinde komiteye mensup eşhas-ı muzırrenin [zararlı şahısların] İskenderun, Mersin ve cezireye [adaya] karib [yakın] olan sair Memalik-i Şahane [Osmanlı ülkesinin diğer] sevahilinden [sahillerinden] yelken kayıklarıyla kaza-yı mekura [söz konusu kazaya] tabi Karpaz nahiyesine ve bazen Posta vapurlarıyla Tuzla iskelesine çıkmakta ve bunlardan bazıları kuraya dağılmakta ve bazıları posta vapurlarıyla ecnebi memleketlerine ve bazıları Lefkoşa’ya üç saat mesafede bulunan Ermeni Manastırı’na iltihak etmekte [gitmekte] oldukları istihbar kılınmıştı [haber alınmıştı].”[43]
Kadı, Lefkoşa’ya döndükten sonra İçişleri Bakanlığı’nın yazısı ile karşılaşmıştır. Bunun üzerine yukarıda adı geçen Asaf Bey’i çağıran Kadı, bu konuda bilgi isteyince Asaf Bey Kadı’nın izlenimlerini destekleyici bilgiler vermiştir. Elde ettiği bilgileri değerlendiren Kıbrıs Kadısı, Asaf Bey’i Lefkoşa yakınlarındaki Ermeni Manastırı’nı inceden inceye “tetkik ve teftiş” etmekle görevlendirmiştir. Daha önce de bu konuda görevlendirilen diğer kişi olan Osman Nuri Bey ise zaten tebdil-i hava [hava değişimi] için Larnaka’da bulunmakta idi. Ona da bir yazı yazılarak bu konuda araştırma yapması istenmiştir.
Bu araştırma ve incelemelerin sonuçları Kıbrıs Kadılığı tarafından 27 Ekim 1905 tarihli bir yazı ile İçişleri Bakanlığı’na bildirilmiştir. Buna göre “Asaf Bey mezkûr [söz konusu] manastırı suret-i hafiyede [gizlice] tahkik ederek [inceleyerek] mezkur [söz konusu] manastıra hariçten [dışarıdan] gelip ahvâli [durumu] meçhul olan Ermenilerin elyevm [bugün] kabul edilmediği ve derununda [içinde] yabancı olarak iki üç ay evvel cezireye [adaya] gelmiş üç dört Ermeniden maada [başka] yabancı Ermeni olmadığını beyan eylemiş ve Lefke kazası cihetine azimet eylediği cihetle [yönüne doğru yola çıktığı için] o havalinin [bölgenin] ahvâli [durumunun] dahi tahkik olunması [araştırılması] mümaileyhe [adı geçen kişiye] tenbih edilmiştir. Eslaf-ı acizanemden [benden önceki kadı] Ataullah Efendi merhum zamanında bu gibi tahkikat [araştırmaların] icrasında [yapılmasında] hüsn-i hizmeti [güzel hizmeti] sebk eden [ortaya çıkan] ve ol [o] tarihte zat-ı sami-i nezaretpenahileriyle [İçişleri Bakanlığı ile] cereyan eden muhaberat-ı telgrafide [yapılan telgraf haberleşmelerinde] şifre kitabetini ifa eden [şifre katipliği görevini yapan] Mahkeme-i Şer’iye [Şer’iye Mahkemesi] Baş Kâtibi mekremetlü [şerefli] Ahmet Muhiddin Efendi daileri Tuzla iskelesi cihetinin [bölgesinin] tahkiki [araştırılması] meselesini bir suret-i muntazamiyeye [muntazam bir şekle] rabt etmek [getirmek] ve tahkikat-ı lâzıme [gerekli incelemeyi] icra eylemek [yapmak] üzere beş gün evvel Tuzla kazasına izam olunmuştu [gönderilmişti]. Tuzla iskelesinde elyevm [bugün] yabancı olarak yirmi otuz kadar Ermeni olup bunlar ve bu gibi firari Ermeniler Tuzla iskelesinde sakin Saatçi Mardiyoris tarafından daima himaye ve himayet edildiği ve 9 Teşrin-i evvel sene 321 [22 Ekim 1905] tarihinde Tuzla iskelesine Beyrut tarikiyle [yoluyla] gelen bir İtalyan vapuruyla üç Ermeni geldiği ve her vapur ve yelken gemisinin derununda [içinde] gelip gidenleri suret-i muntazamada [muntazam şekilde] tahkik ve tetkik ederek [araştırarak] taraf-ı daiyaneme [bana] iş’âr eylemesi [bildirmesi] hususu dahi mümaileyh [adı geçen] Osman Nuri Efendi ile lede-l mülaka [görüşülerek] kararlaştırıldığını bu kere avdetle [dönerek] beyan eylemiştir. Cezirenin [adanın] Karpaz cihetlerine [tarafına] Memalik-i Şahaneden [Osmanlı ülkelerinden] Ermeniler gelip ba’de [sonra] Amerika ve İskenderiye cihetlerine [taraflarına] azimet eylemekte [gitmekte] oldukları istihbar klınmış [haber alınmış] ise de bunların miktar-ı sahihleriyle [gerçek miktarlarıyla] diğer iskelelere gelip gidenlerin ve nefs-i Lefkoşa’da [Lefkoşa şehrinde] bulunanlar dahi bundan çok müddet evvel firar edip Londra vesair memalik-i ecnebiyeyi [ve bu gibi yabancı memleketlere] geşt ü güzar [geçip gitme] ve Kıbrıs’a gelerek elyevm [bugün] dava vekaleti hizmetinde bulunan Sivaslıyan’ın talimatı tahtında [altında] hareket eylemekte oldukları istihbar kılındığından [haber alındığından] bunların efkâr ve niyat-ı mefsedetleri [kötü düşünce ve niyetleri] neden ibaret olduğu tahkik ettirilmekte [araştırılmakta] olduğundan netice-i tahkikat [araştırmaların sonucu] ba’de [daha sonra] arz olunacaktır. Kâtib-i mümaileyh [Adı geçen kâtip] mezunen [izinli olarak] Dersaadet’te [İstanbul’da] bulunduğu cihetle [için] bundan bir mah [ay] mukaddem [önce] Kıbrıs’a avdet ederken [dönerken] rakib olduğu [bindiği] vapur Sisam adasına uğradığından cezire-i mezkureye [adı geçen adaya] çıkarak Kıbrıslı bir Rum ile görüşmüş ve Kıbrıs’ta neşr olunup [yayımlanıp] Memalik-i şahaneye [Osmanlı ülkelerine] duhulü [girmesi] memnu’ [yasak] olan “Foni Tis Kipru” ve “Aragora” vesair Rum gazeteleriyle Memalik-i ecnebiyyede [yabancı ülkelerde] çıkan muzır [zararlı] bazı gazeteler matbaaları tarafından Sisam adasına gönderilerek oradan Memalik-i şahaneye [Osmanlı ülkelerine] ithal edilmekte olduğunu istihbar edildiğini [haber alındığını] beyan eylemiş olmağla bu cihetin [yönün] dahi bera-yı malumat [bilgi için] arz ve beyanına [bildirilmeye] mübaşeret kılındı [başlandı].”
İçişleri Bakanı, Kıbrıs Kadılığı’ndan alınan cevabî yazıları hem özetleyerek ve hem de yazıların birer suretini ekleyerek oluşturduğu ve 23 Aralık 1905 tarihini taşıyan yazısı ile durumu Sadarete [Başbakanlığa] bildirmiştir.
KIBRIS TÜRKLERİ VE KIBRIS’A GELEN ERMENİLER
Osmanlı Hükümetinin resmî yazıları olmadan da Kıbrıslı bazı Türklerin Ermeni sorunu konusunda elde ettikleri bilgileri Osmanlı Hükümetine gönderdikleri anlaşılmaktadır. Bu kişilerden birisi Tuzla (Larnaka) Tuz İşletmesi müdürüdür. Bu şahıs 1906 yılında Beyrut Gümrük Müdürlüğü’ne bir telgraf göndermiştir. Bu telgrafa göre, Temmuz-Ağustos 1906 tarihinde Kıbrıslı Hüseyin Beşir Kaptan Mağosa’da limana yakın boş bir yerden 12-13 Ermeni’yi alarak Mersin’e götürmüştür, ikinci bir seferin daha yapılması düşünülmektedir. Beyrut Gümrük Müdürü hemen durumu Mersin’e bildirmiş ve aynı zamanda İstanbul’a da bilgi vermiştir.[44]
Bu durumda olan diğer bir kişi de Tuzla Telgraf müdürü Şükrü Efendi’dir. Şükrü Efendi 4-5 Mart 1909 tarihli telgraflarıyla bu konuda elde ettiği haberleri Beyrut Posta ve Telgraf Baş Müdüriyeti’ne iletmiştir. Bu haber oradan da Posta ve Telgraf Nezareti’ne ulaştırılmıştır. Telgraf ve Posta Nazırının İçişleri ve Zaptiye Nezaretlerine yazdığı 1 Nisan 1908 tarihi yazısına göre, Tuzla Telgraf Müdürü Şükrü Efendi bu konuda iki telgraf göndermiştir. Bunlardan birincisine göre, Antalyalı asker kaçağı Ahmet Ömer bazı Ermenileri gizlice Anadolu sahillerine çıkarırken yakanlanmış ama memurlara 50 lira rüşvet vererek kurtulmuş ve Ermenileri Mersin yakınlarındaki Kızılkale denilen yere çıkarıp yeniden Kıbrıs’a dönmüştür. Ahmet Ömer Kıbrıs’ın Karpaz yarımadasında bulunan Şelons köyüne gelmiştir. Bu bilgi Şelonslu Z.N. Klonaridis tarafından verilmiştir.
İkinci telgrafta ise, bugünlerde Kıbrıs üzerinden gizlice Anadolu’ya giden Ermenilerin çoğunluğunun Harputlu olduğu, Newyork’ta bulunan Murat adlı şahsın bunları Anadolu’ya giderek Harput’ta isyan çıkarmaya teşvik ettiği, Harput’taki komite reisinin Andrenik adını taşıdığı -Bu bilgi Müslüman olmuş Kıbrıslı bir Ermeniden alınmıştır.- ve bu Ermenileri Anadolu’ya götüren kişilerin Ahmet Ömer ve Kıbrıslı Hacı Salih olduğu yazılmakta idi. Giritli Mehmet Reis adlı bir denizci ise bu iki kişiyi yakalama ve Osmanlı Hükümetine teslim etme karşılığında 100 lira talep etmekteydi.[45]
KIBRIS’TA ERMENİLERİN “ERMENİ FUKARA VE MUHTACİNİNE MUAVENET MAKSADIYLA” TERTİP ETTİĞİ TİYATRO OYUNU
1908 yılında İstanbul’a, Kıbrıs’ta Larnaka (Tuzla) Tuz işletmesi müdüründen Kıbrıs’taki Ermenilerle ilgili yeni bir bilgi ulaşmıştır. Buna göre Hınçak Ermeni Komitesi’nin Kıbrıs şubesi tarafından Lefkoşa’da “Ermeni Fukara ve Muhtacinine Muavenet Maksadıyla” bir tiyatro gösterisi yapılmıştır. Tuz İşletmesi Müdürü bu oyunun basılıp dağıtılan programını da ele geçirmiş ve bir zarf içerisinde Beyrut Gümrük Müdürlüğü’ne iletmiştir. Bu mektup ve program oradan da Gümrük Bakanlığı’na ulaşmıştır.
Türkçe olarak ve Sünuhat Matbaasında basılan programa göre oyun, 29 Nisan 1908 Çarşamba günü alafranga saat dokuzda Papadopulos tiyatrosunda Ermeni hanımlarının oluşturduğu bir hayır topluluğu tarafından sahneye konulacaktı. Oyunun adı “Semuel” idi.
Tarihî bir oyun olduğu anlaşılan bu oyunun özeti basılan programda şu şekilde ifade edilmiştir:
“378 sene-i milâdide [miladi senesinde] Acemistan’ın Padişahı Şabuh Ermenistan’ı zabt etmek maksadıyla Ermenistan Padişahı ikinci Arşak’ı kendi sarayına davetle hilekârâne derdest [ele geçirdi] ve bir kaleye haps etti. Diğer taraftan putperetsliği kabul ettikleri halde Ermeni hükümdarlarından Mürojan Arzeroni’ye Ermeni Padişahlığını ve Vahan Mamikonyan’a da jeneral rütbesini vaad etti. İşbu memuriyetler-i hâzıra [mevcut memuriyetler] için merkuman [adı geçen kişiler] mezhebi inkâr ve putperetliği kabul ettiler. Şabuh merkumana [adı geçen kişilere] Acem askeri terfikiyle [vererek] Ermenistan üzerine gönderdi. Ve bil-hücum [hücum ederek] şehirleri ve köyleri tahrip etmekle beraber putperetliği kabul etmeyen Ermeni ahâlisini kırmağa başladılar. Merkumandan [adı geçen kişilerden] Vahan Mamikonyan kendi oğlu Semuel tarafından katl edilerek vaki olan i’tisaf [doğru yoldan sapma] ve taaddi [adaletsizlik] nihayet buldu ve kendi refikinin [arkadaşının] vefatından az bir müddet sonra Mürojan dahi katl edildi. İstanbul’un Yunan imparatoru büyük Teodosyüs Ermenilere yardım için Yunan askeri gönderdi. Bu suretle Şabuh Ermenistan’ı zabta [ele geçirmeğe] ve putperestliği kabul ettirmeğe muvaffak olmadı.”[46]
Bu oyunun oynanması Kıbrıs Türk basınında tartışmalara neden olnuştur. Kıbrıs’ta yayınlanan Mirat-ı Zaman gazetesinin haberine göre, Sünuhat gazetesi ile bu oyunun bir ay reklamı yapılmış olup oyun “1600 senelik bir vaka-i siyasiye-i tarihiyeyi [siyâsi bir tarihî olayı] müş’ir [anlatmakta] ...”dır ve ilan edilen tarihte “gayet muntazam ve mükemmel olarak sahneye” konulmuştur.[47]
Gazeteye göre, oyunu izleyenler arasında Sünuhat gazetesi imtiyaz sahibi Mehmet Arif, gazetenin yazarlarından avukat Sadrettin Bey ve Tüccarbaşı Hacı Derviş Paşa ile tüccardan ve halktan bazı Türkler ile vilayet baş tercümanı Ütücüyan Efendi, Bursa Ticaret Odası Başkanı Melikcan Efendi gibi Ermeniler de vardı. Bunlar dışında bazı İngilizler de oyunu izlemişlerdir.
Mirat-ı Zaman gazetesi imtiyaz sahibi Ahmet Tevfik Efendi bu oyuna davet edilmemiştir. Bunun nedeni, oyunun ilanını basıp dağıtan ve reklamını yapan Sünuhat gazetesi ile Mirat-ı Zaman gazetesi arasındaki çatışma olabilir. Nitekim Mirat-ı Zaman gazetesinin bu konudaki haberi bile yeni bir çatışmanın nedeni olmuştur. Tartışmanın temelinde yer alan konu tiyatro oyununu kimlerin izlemeye gittiği idi.[48]
OSMANLI HÜKÜMETİ’NİN KIBRIS’TA BULUNAN ERMENİLER KONUSUNDA ALDIĞI TEDBİRLERİN VE YAPILAN GİRİŞİMLERİN SONUÇLARI
Osmanlı ülkesinden kaçak olarak çıkmak ve yine ülkeye kaçak olarak girmek isteyen Ermeniler için Kıbrıs adasının önemli bir geçit noktası teşkil ettiği anlaşılmaktadır. Bu nedenle gerek Kıbrıs Kadılığından, gerek Kıbrıs’a gönderilen hafiyelerden ve gerekse bazı Kıbrıslı Türklerin girişimi ile Beyrut’a ulaştırılan haberler üzerine Hükümetin bu giriş çıkışları engellemek için çeşitli tedbirlere başvurduğu görülmektedir. Belgelerden anlaşıldığına göre bu tedbirler semeresini vermiştir.
17 Eylül 1906 tarihinde Bâb-ı âli [Osmanlı Hükümeti], Adana Vilayetine gönderdiği yazıda, Kıbrıs’tan hareket eden on iki Ermeni’nin Mersin’e çıkarılacağının haber alındığını bildirerek gerekli tedbirlerin alınmasını ve mümkün olursa söz konusu kişilerin yakalanmasını istemiştir. Hükümetin bu bilgisi ve emri üzerine harekete geçen İçel mutasarrıflığı gerekli tertibatı almış ve “Meçhul bir hristiyanın yelken kayığıyla ...Taşucu iskelesinin üç yüz metre” kadar uzağında kaçak olarak karaya çıkan iki Ermeni Taşucu Polis komiserliği tarafından ele geçirilmiştir. Yakalanlar sorgulanmışlardır. Belgeye göre “Birisi Sivas vilayetine tabi Karahisar ahâlisinden diğeri Ankara vilayetinden Everek kazasından olup bundan dört sene evvel Yafa’ya ve oradan İskenderiye’ye gittiklerini ve muahharen [sonradan] bir Nemse vapuruyla Mersin’e çıkmışlar ise de” ülkeye giremeyip geldikleri yere iade edildiklerini, bunun üzerine Kıbrıs’a gittiklerini, oradan da Maraş’a gitmek amacıyla yelkenli bir kayıkla Taşucuna çıktıklarını ve yakalandıklarını söylemişlerdir. Bununla birlikte bu kişiler “eşhas-ı muzırre [kötü niyetli kişiler]”den oldukları anlaşıldığından vilayet merkezine gönderilmişlerdir.
Aynı belgede Sahak veled Nazaren adlı bir başka Ermeni’nin de Karataş iskelesinin fener tarafında tenha bir yerde karaya çıkar çıkmaz yakalandığı ama sorgulamasının henüz yapılmadığı ifade edilmekteydi.[49]
Halep ve Adana Fevkalade kumandanlığı tarafından “makam-ı ser-askeri [Başkomutanlık’a]” ye gönderilen 2 Temmuz 1908 tarihli bir başka belgede de “Kıbrıs’tan Dimitri Kaptan marifetiyle Gülnar sevahiline gelen on sekiz Ermeni’nin” Taşucu’nda ele geçirildiği ifade edilmektedir.[50]
Alınan tedbirler sonucu ele geçirilenler sadece firari Ermeniler değildir. Bunlar yanında birtakım silahlar da ele geçirilmiştir. Nitekim Beyrut Valisi Ethem Bey 12 Ekim 1912 tarihinde İçişleri Bakanlığı’na gönderdiği yazıda ihbar üzerine Elektra adlı Nemse vapurunda arama yapıldığı ve “iki mavzer tüfengiyle dokuz bin sekiz yüz yetmiş beş fişenk” ele geçirildiğini belirtmektedir.
Ülkeye kaçak gelenler ile kaçak getirilenler yakalandığı zaman bazı dolapların döndüğü de anlaşılıyor. Örneğin 31 Mart 1908 tarihinde Posta ve Telgraf Nezareti’nden Dahiliye Nezareti’ne [İçişleri Bakanlığı’na] ile Zaptiye Nezareti’ne [Polis Bakanlığı’na] yazılan bir yazıda “Asker firarisi Antalyalı Ömer Mehmet’in otuz bir nefer Ermeniyi sevahil-i şahaneye [Osmanlı sahillerine] götürmekte iken memurin-i Osmaniye [Osmanlı memurları] tarafından” yakalandığı ancak adı geçen kişinin memurlara 50 lira vererek kurtulduğuna dair bir dedikodunun ortalıkta dolaşmakta olduğu ifade edilmektedir.[51]
SONUÇ
Ermeni olaylarının tırmanışa geçtiği ve birçok önemli olayın yaşandığı dönemde hukuken Osmanlı, idarî olarak İngiltere yönetiminde bulunan Kıbrıs adası, stratejik ve coğrafi konumu nedeniyle Ermeni olaylarında önemli bir rol oynamış görünmektedir. Özellikle Osmanlı Devleti’nin Akdeniz’e bakan kıyılarının tam karşısında bulunması nedeniyle, Türkiye’den gizlice kaçarak yurt dışına gitmek veya yurt dışından gelip gizlice Osmanlı topraklarına girmek düşüncesinde olan Ermeniler için Kıbrıs önemli bir geçiş noktası olmuştur. Ada aynı zamanda Osmanlı ülkesine taşınacak silah, mühimmat veya devletce ülkeye girişi yasak edilmiş her türlü eşyanın Osmanlı ülkesine girişini sağlamada da etkili bir üs olarak kullanılmıştır.
Kıbrıs adasının bu özelliklerini kavrayan Osmanlı yönetimi Kıbrıs’a yakın Osmanlı vilayetlerinin valilerine durumu bildirerek gerekli tedbirleri almalarını istemiş, kıyılar ve denizler hem karadan hem de denizden kontrol altında tutulmaya çalışılmıştır. Osmanlı yönetimi adada olup bitenler hakkında daha doğru ve ayrıntılı bilgiler edinebilmek için adaya hafiyeler göndermiş, Kıbrıs Kadılığı ile yazışmalara girişmiştir. Bu arada Kıbrıslı Türkler de genel olarak Ermeniler konusunda elde ettikleri bilgileri Osmanlı Hükümetine duyurmaya çalışmışlar, Osmanlı Devleti’nin bu konudaki politikasını desteklemişlerdir.
[1] Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi, 8. Cilt, TTK, Ankara 1983, s.131.
[2] Hüseyin Nazım Paşa, Hatıralarım, Selis Kitapları, İstanbul 2003, s.19.
[3] “Ermenilerin Arzusu”, Kıbrıs, 23 Eylül-5 Teşrin-i evvel 1896, s.3.
[4] A.g.e., s.3.
[5] Enver Ziya Karal, a.g.e., s.136.
[6] Hüseyin Nazım Paşa, a.g.e, s.206.
[7] Bu konuda şu ana kadar kesin bir tarih tesbit edemedik.
[8] Tasnifin Kodu: Y.PRK.MYD, Dosya No: 8, Gömlek Sıra No:24, Tarih: 1306. Ca.24.
[9] Kâmuran Gürün, Ermeni Dosyası, TTK, Ankara 1985, s.130.
[10] Tasnifin Kodu: Y.PRK. BŞK., Dosya No:78, Gömlek Sıra No:21, Tarih:1326.M.3.
[11] Tasnifin Kodu: Y.PRK.ASK, Dosya No:83, Gömlek Sıra No: 32, Tarih:1309, Z.8.
[12] Tasnifin Kodu:AMKT.MHM, Dosya No:537, Gömlek Sıra No:14, Tarih:1313.Z.27.
[13] Tasnifin Kodu: Y.PRK. BŞK, Dosya No: 68, Gömlek Sıra No:76, Tarih:1320.
[14] Tasnifin Kodu: Y.PRK.TKM., Dosya No: 38, Gömlek Sıra No:72, Tarih: 1314. Z.21.
[15] Tasnifin Kodu: Y.PRK.UM, Dosya No:29, Gömlek Sıra No: 9, Tarih 131.B.1.
[16] Tasnifin Kodu: Y.MTV, Dosya No:12, Gömlek Sıra No:77, Tarih:1312.S.10.
[17] Tasnifin Kodu:Y.PRK.MYD, Dosya No:16, Gömlek Sıra No: 36, Tarih:1312.Za.21.
[18] Tasnifin Kodu: Y.PRK.ML, Dosya No:15, Gömlek Sıra No: 82, Tarih 1312. Z.8.
[19] Tasnifin Kodu:A.MKT. MHM., Dosya No: 541, Gömlek Sıra No:30, Tarih: 1315.Ca.23.
[20]1909 yılında Adana’da meydana gelen Ermeni olayları sırasında Devletin denizden Adana’ya asker göndermek için ne sıkıntılar çektiğini Osmanlı Devleti’nin son vak’anüvisi Abdurrahman Şeref Efendi şöyle anlatmaktadır. “İkinci ordudan tertip olunan üç nizamiye taburu Tekfurdağı, Gelibolu, Dedeağaç iskelelerine indirilmiş idi. Adana’ya nasıl sevk edelim? İdare-i mahsusanın işe yarar vapurları seferde imiş. Tersanenin hiç nakliye vapuru yok. İstedikleri kadar nevl verilmek üzere ecnebi kumpanyaların kâffesine müracaat olundu. Hiçbirinde fazla vapur bulunmadı. Hükûmet İstanbul’da vapur aramakta olsun, Adana’da kıtal günden güne şekl-i hunîn alıyor idi. Vilâyetten gelen suzişli feryatlar yüreğimizden kan akıtıyor idi. Meclis-i Vükelâda yanına gittim. Hasbihale başladık. İkimiz de birer ah çektik. Bana “Birader işimiz Allahlıktır.” dedi. Kendisini teşci’ ettim, Bab-ı âliye aceleten yazacağı kağıtların kendisine bir muavenet olmak üzere tahririni deruhte eyledim. Teşekkür etti. Ba’de birkaç kağıdını tesvit etmişimdir. O akşam idare-i mahsusanın bir büyük vapuru İstanbul limanına avdet etti. Bir memur Bab-ı âliye haber getirdi. Beş yüz lira nevl istedi. Hemen akşamdan kömür alması ve ertesi sabah Harbiye Nezareti veznesinden beş yüz lirayı kabz ile vapurun salif-üz-zikr iskelelere uğrayarak Mersin’e gitmek üzere hareket etmesi memura tenbih olundu. Memur sakız çiğnemeğe başladı. Meğer peşin para verilmedikçe idare-i mahsusaya hiçbir tacir kömür vermezmiş. Saat biri geçmiş idi. Buna bir çare düşünürken tesadüfen Ereğli meselesini takip için bir kömür tacirinin Sadrazamla mülâkat etmek üzere Bab-ı âli’de bulunduğunu haber aldık. Ethem Paşa’ nın kefaletiyle o gece vapura kömür vermeğe tacir-i mümaileyhi razı ettik.”Abdurrahman Şeref Efendi, Ethem Paşa, Tarih Musahabeleri II, (Derleyen ve yayına hazırlayan: Mehmet Demiryürek. Eserin basım çalışmaları devam etmektedir.)
[21] a.g.d
[22] Belgede tarih olarak 6 Zilkade 1315 / 16 Mart 1314 yazmaktadır. Bu tarihin de Miladi karşılığı 28 Mart 1898’dir.
[23] a.g.d. Daha önce sözü geçen beş bin liranın kalanının da hâlâ alınamadığı aynı belgede ifade edilmektedir..
[24] Tasnifin Kodu:Y. PRK. ASK., Dosya No:164, Gömlek Sıra No:33.
[25] Tasnifin Kodu: A.MKT. MHM., Dosya No: 615, Gömlek No:5, Tarih: 1323.B.30.
[26] Ermeni Gregoryen kilisesine mensup olanların Kıbrıs’taki miktarı 1881’de 174 kişi, 1891’de 269 kişi ve 1901’de de 491 kişi idi. Bkz. Sir, J.T.Hutchinson, M.A, Handbook of Cyprus 1903, London 1903, s.26.
[27] Tasnifin Kodu:AMKT.MHM,Dosya No:537,Gömlek sıra No:14, tarih:1313.Z.27.
[28] Tasnifin Kodu: A.MKT.MHM, Dosya No: 537, Gömlek Sıra No:11, Tarih:1313.Z.19.
[29] Tasnifin Kodu:A.MKT.MHM, Dosya No:537, Gömlek Sıra No:11, Tarih: 1313.Z.19.
[30] a.g.d
[31] a.g.d
[32] Tasnifin Kodu:Y.PRK.MYD., Dosya No:16, Gömlek Sıra No:36, Tarih:1312.Za.21.
[33] Tasnifin Kodu:Y.PRK.MYD, Dosya No:16, Gömlek Sıra No:36, Tarih:1312.Za.21.
[34] Tasnifin Kodu: Y.PRK. UM., Dosya No: 53, Gömlek Sıra No: 71, Tarih: 1318.Z..4.
[35] Aynı kişi raporun bir yerinde “Diran Cur/Cor” olarak ifade edilirken, aynı kişi bir başka yerde “Diran Cun/Con” şeklinde yazılmıştır.
[36] Belgenin kendisinde belgenin tarihiyle ilgili herhangi bir kayıt yoktur. Ancak tasnif edilirken sadece 1320 tarihi yazılmıştır.Bu tarihin miladi karşılığı ise muhtemelen 1902’dir..
[37] Tasnifin Kodu: Y.PRK. BŞK, Dosya No: 68, Gömlek Sıra No:76, Tarih:1320.
[38] A.g.d.
[39] Tasnifin Kodu: Y.PRK.AZN, Dosya No:24, Gömlek Sıra No:35, Tarih:1323.C.2. 8 yapraklı (16 sayfa) olan defterin 7 sayfası yazılıdır.
[40] Raporun tamamı için bkz. EK 1.
[41] Tasnifin Kodu: A.MKT. MHM., Dosya No: 615, Gömlek No:5, Tarih: 1323.B.30.
[42] Tasnifin Kodu: A. MKT. MHM., Dosya No: 615, Gömlek Sıra No:3, Tarih: 1323. Ş. 1.
[43] A.g.d.
[44] Tasnif Kodu: A.MKT. MHM., Dosya No:551, Gömlek No:2, Tarih: 1324.B.23.
[45] Tasnif Kodu: Y.MTV., Dosya No:307, Gömlek Sıra No: 193, Tarih 1326. S. 26.
[46] Tasnif Kodu: Y.MTV., Dosya No:309, Gömlek Sıra No: 161, Tarih: 1326, R. 19.Bu oyunun basılı programı ekte sunulmuştur. Bkz. Ek 2.
[47] Mirat-ı Zaman, 4 Mayıs 1908, s.2.
[48] Mirat-ı Zaman, 11 Mayıs 1908, s.5-6.
[49] Tasnifin Kodu: A.MKT.MHM, Dosya No: 551, Gömlek No: 2, Tarih: 1324. B. 23.
[50] Tasnifin Kodu: Y.MTV., Dosya No: 312, Gömlek sıra No:23, Tarih: 1326 C.5.
[51] Tasnif Kodu: Y.MTV., Dosya No: 307, Gömlek Sıra No: 193, Tarih: 1326.S.26. |