Anasayfaİletişim
  
English

Güncel Belgeler


ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 20-21, Kış 2005 - İlkbahar 2006

 

LE JOURNAL D’ORİENT GAZETESİNİN 26 NİSAN 1923 TARİHLİ SAYISINDA YAYINLANAN İSTANBUL ERMENİ PATRİĞİ’NİN AÇIKLAMALARINA İLİŞKİN HABER VE BU HABERİN AMERİKAN DIŞİŞLERİ BAKANLIĞINDAKİ YANSIMALARI


Osmanlı İmparatorluğu’nun Birinci Dünya Savaşı’nı yenik bitirmesiyle Ermeni sorunu bambaşka bir boyut kazanmıştır. Silahlı mücadele ve isyan yoluyla Doğu Anadolu bölgesinde bağımsız veya en azından özerk bir Ermeni devleti kurulması projesini başaramayan Ermeniler mücadelelerini diplomatik sahaya taşımaya karar vermişlerdir. Özellikle Mondros Ateşkes Antlaşması, Paris Barış Konferansı ve hiçbir zaman hayata geçirilemeyen Sevr Antlaşmasının müzakereleri esnasında Büyük Devletlerin yetkilileri ile görüşen Ermeni delegasyonları, kurmayı düşündükleri devletin topraklarını dahi belirlemişlerdir. Ancak bütün bu projeler ulusal Kurtuluş Savaşı’nın sonucunda hayata geçirilememiş, Lozan Antlaşması ile de kesin olarak gündemden düşmüştür.

Aşağıda sunulan üç belge, Lozan Antlaşması müzakereleri sırasında Ermeni hayallerine son noktayı koyan belgeler olarak değerlendirilebilir. Bu belgeler, İstanbul’da yayımlanan Le Journal d’Orient gazetesinin 26 Nisan 1923 tarihli nüshasında yayımlanan ve İstanbul Ermeni Patriği’nin Ermeni sorunu ile ilgili görüşlerini içeren bir makale, bu makaleyi Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanlığı’na bildiren 28 Nisan 1923 tarihli ve Amiral Bristol imzalı bir tanıtım yazısı ve makalenin Amerikan Dışişleri Bakanlığı içinde dağıtımını sağlamak üzere Dışişleri Bakanlığı Yakın Doğu Bölümü diplomatlarından Alan Dulles tarafından kaleme alınan bir yazıyı içermektedir.

Ermeni Patriği Kevork Arslanyan yaptığı açıklamada Türkiye’de yaşayan Ermenilerin artık gerçeği anladıklarını ve Türkiye’nin diğer halkları ile kardeşçe yaşamak istediklerini belirtmektedir. Ancak, açıklamanın en can alıcı bölümü Patriğin Ermenilerin ‘Ermeni yurdu’ iddialarından tamamen vazgeçmelerini vurgulamasıdır. Türkiye Ermenilerinin en büyük ruhani liderlerinden biri olan İstanbul Ermeni Patriği’nin bu açıklamasının Lozan müzakereleri sırasında yapılmış olmasının Lozan’daki Türk delegasyonunun Ermeni meselesi konusunda elini kolaylaştırdığı söylenebilir.

Patriğin açıklaması ABD’nin Türkiye’deki Yüksek Temsilcisi Amiral Bristol tarafından büyük bir ivedilikle Amerika’ya duyurmuştur. Hâlihazırda Ermeni meselesi konusunda daha sonra kendi adıyla anılacak önemli bir rapor hazırlamış olan Amiral Bristol bu makalenin yayınlanmasını son derece ciddi bir gelişme olarak algılamıştır. Zira Bristol’e göre son birkaç yıldır süregelen ‘boşboğazlık ve uzaktan diğerkâmlık’ bu açıklamayla yerini uyum ve barış havasına bırakmıştır. Diğer bir deyişle Türkiye’de yaşayan Ermeniler yurt dışındaki Ermeni diasporasının kendi adlarına yürüttükleri propagandadan duydukları rahatsızlığı dile getirmektedirler.

1953-1961 yıllarında Amerikan Merkezi Haberalma Teşkilatı’nın (CIA) başına geçecek olan, ancak 1923’te Amerikan Dışişleri Bakanlığı’nın Yakın Doğu Dairesinde çalışan Allan Dulles ise Bristol’ün gönderdiği haberin son derece dikkate değer bir haber olduğunu ve Türklerle doğrudan doğruya temas kurmuş olan Ermenilerin kendileri adına yurt dışında -özellikle Amerika’da- yapılan yanlış bilgilendirmeleri tasvip etmediklerini vurgulamaktadır.

Sonuç olarak bu üç belge Türkiye Ermenilerinin görüşlerinin Amerikan kamuoyuna duyurulması açısından büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle dergimizin bu sayısında bu belgelerin ilk kez Türk kamuoyuna sunulması kararlaştırılmıştır.


TÜRKİYE’NİN WASHINGTON BÜYÜKELÇİSİ NABİ ŞENSOY’UN PBS KANALINDA YAYIMLANAN “ERMENİ SOYKIRIMI” ADLI PROGRAM HAKKINDA AÇIKLAMASI
18 NİSAN 2006

PBS kanalında, 17 Nisan 2006 tarihinde yayımlanan “Ermeni Soykırımı” adlı programda, dünya tarihinin trajik ve halen çözümlenememiş bir dönemi hakkında açıkça bir tek taraflılık sergilenmiştir. Bu programın iddiaları yalnız Hükümetim tarafından değil, aynı zamanda bu dönemi inceleyen saygın akademisyenler tarafından da reddedilmiştir. Bu sorunun henüz çözümlenememiş bir konu olduğunu görmezden gelen programda, konu hakkında yapılan meşru tartışmaları susturmaya ve yalan yanlış iddialarını mutlak doğru gibi göstermeye çalışan Ermeni kökenli Amerikalı eylemcilerin kendi kendilerine yarattıkları gündem yansıtılmaktadır.

Programda söylenenlerin aksine Ermeni soykırım iddiaları asla tarihsel ve hukuki olarak kanıtlanmamıştır. Yahudi Soykırımının aksine, bu dönemle ilişkilendirilen sayılar, tarihler, gerçekler ve bağlam daima tartışılmış ve konu ile ilgilenen tarafsız akademisyenler arasında da bir gruplaşma ortaya çıkmıştır. Bu tartışmanın meşruiyeti ve süregelen fikir birliği eksikliği son olarak saygın bir akademisyen olan Guenter Lewy tarafından doğrulanmıştır. Lewy’nin “Osmanlı Türkiyesi’ndeki Ermeni Katliamları: Tartışmalı Bir Soykırım” başlıklı son kitabı konunun yoğun bir biçimde siyasileştirilmesini ve tarihi kayıtların eksikliğini belgelemektedir.

Maalesef, “Ermeni Soykırımı” adlı programın yapımcısının, savaş koşullarının, toplumlar arası çatışmanın, hastalıkların, açlığın ve istikrarsızlığın etnik ve dini köken ayırt etmeksizin sayısız cana mal olduğu Birinci Dünya Savaşı sırasında, binlerce masum insanın hayatını kaybettiği bir trajedi için bir günah keçisi bulma çabası gerçeklerin konuya nüfuzunu engellemektedir. Bunun sonucunda, program hatalarla, yanlış tanıtmalarla, abartmalarla ve kanıtlarla desteklenemeyen sonuçlarla doludur. Ayrıca genel olarak kabul gören gerçekler ve yorumlar kolayca göz ardı edilmiştir. Ancak taraflılık, geçmişte de Ermeni kökenli Amerikalılar tarafından finanse edilen benzer projelerde çalışmış olan ve Türkiye’ye karşı düşmanca duygularını, bu hassas konudaki önyargılarını saklamaya çalışmayan yapımcı için sıradan bir tavırdır. Bu tür bir önyargılı taraflılık, soykırım tezini savunanlar ve bu tezle çelişen tüm kanıtları bastırmaya çalışanlar tarafından tasarlanan bu programda da görülmektedir. Bunun için bizzat PBS’nin “ombudsman”ı  bu programın hemen hemen sadece Amerikalı Ermeniler tarafından finanse edilmiş olduğu için çekincelerini ifade etmiştir.

“Ermeni Soykırımı” adlı programdaki güçlü taraftarlığın farkında olan PBS kanalı programa eşlik etmek üzere konu hakkında farklı görüşlere sahip uzmanların bir araya geldiği bir panel hazırlamıştır. Maalesef, New York Times ve Wall Street Journal gazetelerinin de belirttiği gibi, Ermeni kökenli Amerikalı eylemcilerin bu panelin yayınlanmasını engellemek üzere ülke genelinde yaptıkları kampanyalar neticesinde, pek çok PBS seyircisi bu tartışma panelini izleyememiştir. Bu eylemciler ve onların siyasi müttefiklerinden gelen baskılara dayanamayan PBS yetkilileri de Amerikan toplumunda örneğine az rastlanan bir oto-sansürün aracı olmuşlardır.

Ermeni kökenli Amerikalı eylemciler için, PBS’in bu yayınları bu sorun hakkında süregelen tartışmaları susturmak amacıyla kullanılan yollardan sadece biridir. Yakın zamanda yaşanan diğer bir olay da, bu konunun iki ünlü uzman tarafından Güney Kaliforniya Üniversitesi’nde düzenlenen bir akademik panelin, akademik ifade özgürlüğünü bastırmak için büyük çaba gösteren Ermeni kökenli Amerikalı grupların baskısı sonucunda iptal edilmesidir.

Aynı zamanda, Massachusetts eyaletinde öğretmenler ve öğrenciler, eyalet tarafından belirlenen müfredatta soykırım tezi alternatiflerinin sunulması için mahkemeye başvurmak zorunda kalmışlardır. Bu da Ermeni kökenli Amerikalı eylemciler tarafından gerçekleştirilen bir diğer açık ve kabul edilemez sansür vakasıdır.

Bu tartışmayı yürütenlerin aksine, Amerika Birleşik Devletlerinde yaşayan Türk kökenli Amerikan vatandaşlarının Amerika’nın anayasal ifade özgürlüğü ilkelerini savunma sorumluluğunu  almaları yüreklendirici bir gelişme olmuştur. Bu topluluk ve onların sayıları giderek artan dostları bu tartışmayı bütün görüşlere açmak için baskı yapmaktadırlar. Bunun sonucunda, PBS yetkililerini tartışma panelinin yayımlanması konusunda ikna etmek için gösterilen çabalara paralel olarak, 40.000’den fazla kişi Türk Amerikan Dernekleri Asemblesi (ATAA) tarafından hazırlanan bir dilekçeye imza atarak PBS’i bu zor ve tartışmalı dönemle ilgili daha dengeli programlar yapmaya sevk etmişlerdir. Dahası, akademik çalışma yapma ve bu çalışmaların sonuçlarını açıklama hakkı tehdit edildiğinde, Türk kökenli Amerikan vatandaşları ve ATAA gibi örgütler daima gerçeklerin özgür ve açık bir biçimde incelenmesini savunmuşlardır.

Türkiye’nin kendisi de bu gerçekleri çeşitli işbirliği çabaları aracılığı ile göstermeye çalışmıştır. Geçen yıl, Başbakan Erdoğan, Ermenistan Devlet Başkanı Koçaryan’a benzeri görülmemiş bir teklif yaparak konunun ortak bir tarih komisyonu kurularak tarafsız bir biçimde araştırılmasını önermiştir. Bir dönüm noktası olan bu teklife henüz tatmin edici bir karşılık alınamamıştır. Güney Kaliforniya Üniversitesi’nin panelin iptalinin aksine, bu konu hakkındaki konferanslar Türkiye’de özellikle hükümet yetkililerinin tam desteği ile düzenlenmektedir.

Bugün Türkiye’de ve yurt dışında yaşayan Türkler bu hassas ve çözülememiş konuları gündeme getirmeye çalışmaktadırlar. Ancak ne zaman böyle bir çaba gösterilse – özellikle ifade özgürlüğünün mümessili sayılan Amerika’da – Ermeni muhataplarımız ya tartışmaktan kaçmakta yahut tartışmayı bastırmak için ellerinden geleni yapmaktadırlar. Onların çabaları sonucunda, siyasal topluluklardan üniversite kampüsleri ve milyonlarca Amerikalının televizyonlarına kadar, bu konudaki ifade özgürlüğü yok olmaktadır.

Şurası açıktır ki, Türk ve Ermeni halkları bu konuda açık, dürüst ve iç gözleme dayalı bir diyalog oluşturmadıkları sürece gerek burada gerekse Kafkaslarda gerçek bir uzlaşma başlatılamayacaktır. Maalesef, PBS’in programının yayımlanmasının doğurduğu sonuçlar göstermektedir ki, ortak tarihimiz konusunda karşılıklı bir anlayışa ulaşmaktan çok uzağız. Zor tartışmalar ve tek taraflı bir söylem bazıları için münasip olabilir; ancak bu, konuyu çözüme ulaştırmak için gereken sonucu sağlayamayacaktır.

 ----------------------
- ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 20-21, Kış 2005 - İlkbahar 2006
            Tavsiye Et

   «  Geri
Yorumlar