Anasayfaİletişim
  
English

Ermeni Katliamları: Yeni Bulgular Eski Suçlamaları Çürüttü

Edward J. Erickson*
ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 23-24, 2006

 

Öz: Bu makale, son dönemde araştırmacılar tarafından ortaya atılan Teşkilat-ı Mahsusa’nın Ermeni katliamlarındaki rolü ve Stange soyadlı topçu subayının katliamlarla ilişkisi iddialarını, Birinci Dünya Savaşı muhaberelerine ilişkin resmi Türk askeri tarihi külliyatı ışığında incelemektedir. 1914-1918 yılları arasında Osmanlı birliklerinin Doğu Cephesi’ndeki faaliyetleri ve yürüttükleri harekâtlar ile Stange’nin bulunduğu görevler, askeri tarihi belgeler ile ortaya konmuş ve iddiaların doğruluğu sınanmıştır. Kayıtlardan Stange’e bağlı olan Teşkilat-ı Mahsusa birliklerinin, Ermenileri tehcir etmek ve katletmek amacıyla Kafkas Cephesi’nde konuşlandırılmadığı anlaşılmaktadır.

 

Anahtar Kelimeler: Ermeni katliamı, Teşkilat-ı Mahsusa, Binbaşı Stange.

 

Abstract: Utilizing the official Turkish military histories of the World War I campaigns, this article examines the alleged role of the Special Organization in the Armenian massacres and its relationship to a Prussian artillery officer known only by his last name, Stange. Calling such allegations into question, this article maintains that from the said records, it can be surmised that the Special Organization units were not redeployed from the Caucasian front to relocate and massacre the Armenians, nor does it seem possible that Stange was involved in the deaths of the Armenians.

 

Key Words: Armenian massacres, Special Organization, Major Stange.

 

Ermenilerin Birinci Dünya Savaşı’nda tehcire tabii tutulmaları ve katledilmeleriyle ilgili tartışma, zamanla daha da çekişmeli bir hal almıştır. Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğine karşı çıkanlar, Ermeni sorununu, tartışmaya açık olmayan bir tabu gibi görmektedirler. Ancak, siyasetçilerin de görüş bildirdikleri bu tarihsel fikir mücadelesi, gerçeklerden çok polemiğe dayanmaktadır. Yüz binlerce Ermeninin ve milyonlarca diğer kişinin telef olduğu Birinci Dünya Savaşı’ndan doksan yıl sonra, tarihi kayıtların neyi içerdiğini ortaya koymak açısından, arşivleri mercek altına almak önem taşımaktadır.

 

Birinci Dünya Savaşı esnasında çok sayıda Ermeninin ölmüş olduğu pek inkâr edilmese de, Ermeni sivillerin savaş ortamında mı hayatlarını kaybetmiş oldukları, yoksa Osmanlı Hükümeti’nin emirleri doğrultusunda mı öldürülmüş oldukları konusunda ciddi bir tarihi tartışma sürmektedir. Ermenilerin soykırıma kurban gidip gitmedikleri hususundaki tartışma üç temele dayanmaktadır: Osmanlı İmparatorluğu’nun yenilgisinden sonra yeni Türk Hükümeti’nin kurulduğu ve bazı Osmanlı memurlarının savaş suçlarından dolayı yargılanıp idam edildikleri 1919-20 yıllarındaki Türk Divanı-Harp Mahkemeleri’nin kararları; Ermeni tehcirine katıldığını iddia eden bir Osmanlı memuru tarafından kaleme alındığı ileri sürülen Naim Bey Hatıraları ile yayımlanan bazı belgeler[1] ve bir tür Osmanlı’nın özel kuvveti niteliğindeki Teşkilat-ı Mahsusa’nın oynamış olduğu rol.

 

Birinci Dünya Savaşı esnasında vuku bulan Ermeni katliâmları ve özellikle de Teşkilat-ı Mahsusa’nın bu katliâmlardaki rolü ve kayıtlarda yalnızca Stange soyadı ile anılan Prusyalı topçu subayının bu katliâmlarla ilişkisi son zamanlarda iki araştırmacı tarafından tartışmaya açılmıştır[2]. Bunlardan birincisi, “Türk-Rus sınırında görevli olan en üst düzey Alman gerilla komutanı” olan Stange’ın katliamların yapılmasında “birçok suç ortağından önde gelenler arasında” yer aldığı ve Teşkilat-ı Mahsusa’nın bir komutanı olduğunu söyleyen, Zoryan Çağdaş Ermeni Araştırmaları ve Dökümantasyon Enstitüsü’ndeki Soykırım Araştırmaları Başkanı olan Vahakn Dadrian’dır[3]. Dadrian, Osmanlı Hükümeti tarafından geri bölgelerde konuşlandırılan Teşkilat-ı Mahsusa birliklerinin Ermeni katliâmlarında başlıca faili olduklarını ileri sürmüştür. Dadrian, Stange’ın aleyhindeki iddiaları, harekât alanında vuku bulan katliâmları belgeleyen ikinci-el Alman raporlarına dayandırmakta ve Teşkilat-ı Mahsusa’nın yeniden konuşlandırılması ile ilgili iddiasını güçlendirmek için, İstanbul Divan-ı Harp Mahkemelerinin tutanaklarında yer alan çelişkili tanık ifadelerine baş vurmaktadır. O zamandan bu yana, birçok kişi Dadrian’ın savlarını doğru olarak kabul etmiştir[4].

 

Ancak, geçen yıl Massachusetts Üniversitesi’nde siyaset bilimi onursal profesörü olan Guenter Lewy, Stange’ın bir Teşkilat-ı Mahsusa lideri olmadığını ve onun maiyetindeki birliğin, katliâmların vuku bulduğu bölgede görev yapmadığı belirterek, Dadrian’ın bulgularını çürütmüştür [5].

 

Tarihte detaylar göz ardı edilemez. Günümüzdeki resmi yetkililerin 90 yıl önce vuku bulan olaylara atfettikleri önemi dikkate aldığımızda, Stange’ın hareketlerini açıklığa kavuşturmak, mevcut tartışma açısından büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda, Batılı araştırmacıların nadiren yararlandığı, Birinci Dünya Savaşı muharebelerine ilişkin 27 ciltlik resmi Türk askeri tarihi son derece değerlidir[6]. Ankara’da sırf görevlilere açık bir Türk askeri kutuphanesinde muhafaza edilen bu külliyata kolayca erişilmemektedir. Bu kayıtlar, katliâmlarla ilgili siyasi tartışmalardan bağımsız olarak, hangi subayların ve birliklerin nerede ve ne zaman konuşlanmış olduğu gibi ince ayrıntılara ışık tutmaktadır. Bunların arasında, Üçüncü Ordu’ya dair olan kayıtlar, Stange’in savaş sırasındaki görevlerini ortaya koymaktadır[7]. Bu külliyat, Dadrian’ın 1993 tarihli makalesiyle aynı zamanda yayımlanmış olması nedeniyle Türkiye’nin, Dadrian’ın iddialarına verdiği yanıt olarak nitelendirmemek gerekmektedir. Bunlar aynı zamanda Dadrian, soykırım araştırmacıları ve dönemin diğer tarihçileri tarafından henüz değerlendirilmemiş olan önemli bir bilgi kaynağı oluşturmaktadırlar.

 

Doğu Anadolu’daki Osmanlı Düzensiz Birlikleri

 

1915 olaylarını anlamak, Osmanlı ordusunu kavramayı gerektirir. Nitekim bu döneme ilişkin incelemeler çoğu kez birlikleri karıştırmakta ve askeri terimleri birbirinden ayırt etmemektedir[8]. 1914-1918 yılları arasında, beş Osmanlı askeri ve paramiliter birlik grubu Kafkas cephesinde çarpışmaktaydı. Osmanlı nizami kuvvetleri, konvansiyonel askeri taktikler alanında eğitim görmüş ve askeri disiplin ile komutlara uyan profesyonel subaylar tarafından yönetilen üniformalı muvazzaf askerlerden oluşuyordı. Bu kuvvetler savaş boyunca tüm cephelerde çarpışmışlardır.

 

Onları destekleyen jandarma, askeri düzeyde eğitim almış, profesyonel subaylar tarafından yönetilen bir kırsal polis gücü idi. Her vilayettin en azından bir seyyar jandarma alayı ve birçok sabit jandarma taburu mevcuttu[9]. Jandarma barış zamanında İçişleri Bakanı’na bağlıydı. Ancak, seferberlik günü olan 3 Ağustos 1914 ile birlikte kumanda yetkisi Savunma Bakanlığı’na devredilmiştir.

 

Bunların yanında daha evvel Hamidiye diye bilinen aşiret süvarileri vardı. İçişleri Bakanı, 1910 yılında, yirmi-dokuz aşiret alayını nizami orduya dâhil etti. Normal savunma ve yurtiçi güvenlik görevleri için kullanılan bu alaylara mensup olanların çoğu Kürt ve Çerkez kökenli ve disiplinsiz olup, aşiret liderleri tarafından yönetilmekteydi.[10] Ancak, ordu 1913 yılında yeniden düzenlendiğinde, bu alaylar, Osmanlı nizami ordusunun ihtiyat süvari alayları olarak sınıflandırılmışlardır.

 

“Gönüllü” ismi verilen paramiliter gönüllü kuvvetler, Osmanlı İmparatorluğu’nun dışında yaşayan Türk ve Müslüman etnik grupların İmparatorluğun savaş çabasına katılmalarına imkân vermiştir[11]. Çoğu zaman kötü yönetilen ve silahlanmış olan bu birlikler, nizami orduya hem savaş hem de sivil harekâtlarda yardımcı olabilmeleri için, bazı birimlere ayrılmışlardır. Birinci Dünya Savaşı esnasında, Kafkaslarda bulunan gönüllülerin çoğu “Rum Türkleri”, “Kafkas Türkleri”, Laz veya Makedonya ya da Epir gibi 1913 yılında yitirilen Avrupalı vilayetlerden gelen Müslümanlardan oluşmaktaydı[12]. Esas itibariyle, bu gönüllülerin serbest bırakılmış mahkûmlar olduğu söylenmez.

 

Muvazzaf subaylar tarafından yönetilen çok amaçlı bir özel harekât birliği olan Teşkilat-ı Mahsusa,  çağdaş özel harekât birlikleri ile eşdeğer nitelikteydi. Bu birlik, düşman topraklarında ayaklanmalar çıkartmayı, dost ülkeler topraklarında ise gerilla ve isyancılarla mücadele etmeyi, casusluk ve karşı casusluk faaliyetler yürütmeyi ve konvansiyonel askeri birliklerin görevlerine uygun düşmeyen başka görevler gerçekleştirmeyi öngörüyordu. Birçok tarihi kayıt Teşkilat-ı Mahsusa’nın İttihat ve Terakki Partisi’nden (veya İçişleri Bakanlığı’ndan) talimat aldığını ileri sürse de, Arşiv belgeleri, Birinci Dünya Savaşı boyunca Teşkilat-ı Mahsusa’ya Savunma Bakanlığı’nın komuta etmiş olduğunu göstermektedir[13].

 

Son olarak, savaş boyunca Anadolu’da faaliyet gösteren birçok askeri olmayan grup mecvuttu. Bu çeteler, merkezi yetki ve kontrole tabi olmayan yerel gruplardı. Çeteler tabiri, Osmanlılar tarafından isyancılar ile gerçek haydut birlikleri, yabancı gözlemciler tarafından ise kökeni belli olmayan katil grupları ifade etmek için kullanılan çok kapsamlı bir terimdir.

 

Binbaşı Stange’in Müfrezesi

 

Binbaşı Stange’ın rolü neydi? Birinci Dünya Savaşı çıkmadan evvel Alman İmparatoru, General Otto Liman von Sanders’i, Balkan Savaşları’ndaki yenilgisinin ardından Osmanlı ordusunu yeniden kurmaya yardımcı olacak bir askeri heyetin başkanı olarak görevlendirdi. Liman von Sanders, Erzurum Kalesi topçu birliğine kumanda etmesi için,  Prusyalı topçu uzmanı olan Yüzbaşı Stange’ı atadı[14]. Stange, gerilla harekâtı hakkında özel bir bilgiye sahip olmayan konvansiyonel bir subay idi. Erzurum’daki Üçüncü Osmanlı Ordusu’yla görevlendirilmesi olağan yeteneklerini yansıtıyordu. Savaşın başlamasıyla Ruslarla çarpışma olanağı belirinceye kadar,  zamanını savunmaya odaklanarak geçirdi.

 

Osmanlı’nın başlangıçtaki savaş planına göre, ordunun büyük kısmı Trakya’da yığılmış durumdayken, Üçüncü Ordu’ya Kafkaslarda savunma durumunda kalması emredilmişti[15]. Ancak, bu planda ne zaman değişiklik yapılmıştır ve 1914 Eylül’ünün başlarında, gözden geçirilmiş bir seferberlik planı, Üçüncü Ordu’nun savaş durumunda taarruz harekâtlarında bulunmasını öngörmüştür. 2 Kasım günü, Rusya ve Osmanlı İmparatorluğu arasında savaş başladığında, Osmanlılar Kafkaslarda bir kış taaruzu planlamaktaydılar. Bu plan, Üçüncü Orduya mensup üç kolordunun, günümüzde Gürcistan’da bulunan ve Batum ile Ardahan arasında bir Karadeniz destek harekâtı ile birlikte, Sarakamış’ta Rus ordusunu kuşatmayı öngörmekteydi[16]. Karadeniz’den güneye doğru yaklaşık 100 kilometre boyunca uzanan Türk-Rus sınırı üzerinde böyle bir destek harekatını gerçekleştirebilecek Nizami Osmanlı Birlikleri bulunmamaktaydı.  Yine de, Osmanlı sınır birlikleri Rus sınırını geçtiler ve 22 Kasım günü,  Rusların elinde olan Artvin’in üzerine yürüdüler[17]. Başarı ile başı dönmüş olan Genel Kurmay 6 Aralık günü, Üçüncü Ordu’nun Ardahan’a doğru ilerlemesini emretti[18]. Stange bu sırada anılmaya başlanmıştır. Osmanlı strateji uzmanları, Üçüncü Osmanlı Ordusu’na mensup olan bütün hazır tümenleri Sarıkamış Harekâtı’na tahsis etmişlerdir. Üçüncü Ordu Karargâhı Stange’ın, Sekizinci Piyade Alayı ile iki topçu taburu ve Çoruh Güvenlik Taburunu’nun komutasını devralmasını emretmiştir[19]. Bu yeni birlik Ştanke Bey Müfrezesi olarak adlandırılmış ve ordunun geri kalanı esas hedeflerine doğru yönelirken bu müfrezenin Artvin’i ele geçirmesi emredilmiştir. Bu birliklerin hiçbiri gerilla savaşı konusunda eğitilmemiştir. Hafif bir direnişle karşılaşan Stange ilerleyip, 21 Aralık günü şehri ele geçirmiştir.

 

Bu zaman zarfında, diğer Osmanlı kuvvetleri de bu bölgede harekâtta bulunuyorlardı. İktidardaki İttihat ve Terrakki Partisi’nin üst düzey üyelerinden biri olan Bahattin Şakir, Rus İmparatorluğu’nda bulunan Laz ve Türkî halkları arasında bir isyan çıkartmak üzere ileri birliklerini Batum yakınlarına gizlice sızdıran Teşkilat-ı Mahsusa’yı kumanda etmekteydi. Buna ilaveten Şakir, Teşkilat-ı Mahsusa’nın Rus topraklarında bulunan mensuplarını kumanda eden topçu Binbaşı Ziya Bey’in, aralarında Ermenilerin de bulunduğu çeteleri kuşatmasını ve bunları imha etmesini emretmişti[20]. Teşkilat-ı Mahsusa düzenli Rus birliklerine de saldırılar düzenleyerek, dört subay ve altmış-üç Rus askerini Kasım’ın sonlarına doğru esir aldı[21]. Bir Türk kaynağı, Yakup Cemil Bey himayesinde, Çoruh Nehri vadisinde harekât yapan çok sayıda gönüllü birliklere atıf yapmaktadır[22]. Bir başka Türk kaynağı ise Yakup Cemil Müfrezesi’nin çetelerden oluşan bir Teskilat-ı Mahsusa birliği olduğunu ileri sürmektedir[23]. Bu acı içsavaşta, birçok sivil Türk, Ermeni ve diğer yerel gruplar ayırım yapılmaksızın katledilmiştir[24].

 

Bölgede harekât yapan bu kadar farklı birlik ile örgütlerin bulunması neticesinde, Sarıkamış savaşı yaklaştıkça, komutanın nasıl birleştirileceği hususunda bürokratik tartışmalar yaşanmıştır. Neticede Stange; nizami birlikler, sınır güvenlik taburları, gönüllüler ve Teşkilatı- Mahsusa dahil olmak üzere, bütün güçlerin komutasını üstlenmiştir. Buna rağmen, Teşkilat-ı Mahsusa örgütü ve gerillalar emirlerini harekât kontrolünü elinde tutmak isteyen Şakir’den alıyordu. Bu sırada Strange, görev sahası itibariyle, X. Kolordu komutanının emrindeydi[25].

 

22 Aralık günü,  X. Kolordu ile Üçüncü Ordu, Stange birlikleriyle, Teşkilat-ı Mahsusa ve gönüllü birliklerin Ardahan’a doğru ayrı ayrı ilerlemelerini istedi. O sırada Yüzbaşı Halit Bey tarafından bölgesel olarak kumanda edilen Teşkilat-ı Mahsusa işbirliği yaparak bu ilerlemeye katıldı[26]. Kötü hava koşullarına rağmen, bu birlikler 29 Aralık günü şehri kuşatmaya başladılar. Stange, Teşilat-ı Mahsusa ve gönüllü birlikleri kumanda etmediğinden, kendilerine verilen emirlerin suretlerini Halit’e göndermiştir. Halit de bunları bölgede bulunan gönüllü birliklere aktarmıştır[27]. Bu acemice bir davranıştı; Teşkilat-ı Mahsusa ile gönüllülerin aynı şekilde hareket ederek Stange’e bilgi verdiklerini gösteren bir işaret yoktur. Bu durumun sonucu olarak Ardahan’a yapılan saldırı koordinasyonsuz gerçekleşmiş[28] ve Stange’nin birlikleri ağır zayiata uğrarken, Teşkilat-ı Mahsusa örgütü ile gönüllü birlikler az kayıp vermişlerdir[29]. Osmanlılar bu şehri uzun süre ellerinde tutmayı başaramamışlardır. 1915 Ocağı başlarında, Ruslar süngü taaruzzu gerçekleştirerek şehri yeniden ele geçirdiler. Bunu takip eden ay boyunca Osmanlılar Artvin’e doğru geri çekilmişlerdir.

 

Şakir, 1915 Ocağı sonunda, Teşkilat-ı Mahsusa birlikleri için bazılarını birleştirerek Halit’in komuta ettiği Teşkilat-ı Mahsusa Alay’ını oluşturmuştur[30]. Bu alaya dokuz subay ve 671 asker tahsis edilmiştir[31]. Halit, aynı zamanda, Baha Bey Şakir Gücü diye anılan gönüllüler grubunun denetimini de ele geçirmiştir. Müteakiben, Şakir, bozulan taktik durumundan dolayı, Teşkilat-ı Mahsusa alayına sınır boyunca savunma harekâtında Stange ile işbirliği yapmayı emretmiştir. Buna ilaveten, Rıza Bey tarafından komuta edilen daha küçük bir Teşkilat-ı Mahsusa Müfrezesi, Artvin’in kuzeybatısında bulunan Murgal civarında harekâtta bulunmuştur. Aynı zamanda, İstanbul’dan Stange’ye 1.600 civarında takviye gönderilmiştir. Çarpışmalar şiddetli olmuş ve Osmanlılar geriye çekilmeye mecbur kalmışlardır. 16 Şubat’ta, üç Rus piyade ve iki süvari alayı, Rus Kazak süvarileri ve bir Ermeni taburu, Halit Bey’in Teşkilat-ı Mahsusa askerlerinin artçı müfrezelerine saldırmıştır[32]. Teşkilat-ı Mahsusa iyi savaşmıştır ve geri çekilmeleri esnasında Stange’in düzenli birliklerini iyi korumuştur.

 

Sınırı eski haline dönüştürmek için, 1 Mart 1915 tarihinde, Rus Ordusu büyük bir saldırıya geçerek Stange, Teşkilat-ı Mahsusa ve gönüllü birlikleri geri püskürtmüştür. Feci bir şekilde gerçekleşen çekilme neticesinde, 20 Mart’ta X. Kolordu kuzey batı sınırında bulunan Osmanlı güçlerini yeniden düzenleyip Lazistan ve Havalisi Komutanlığı’nı oluşturmuştur [Bkz:Tablo 1][33]. Bu sırada, Şakir Erzurum’u terk etmiş, Stange de nihayet, nizami ordu ve Teşkilat-ı Mahsusa birlikleri ile gönüllüler üzerinde tek komuta yetkisine sahip olabilmiştir. Stange, 4.286 asker, 6 makineli tüfek ve 4 toptan oluşan bir savunma gücü ortaya çıkarmak için derhal hazırlıklara başlamıştır[34].

 

Tablo 1

 

Lazistan ve Havalisi Komutanlığı – 28 Mart 1915

 Lazistan Müfrezesi  Asker Sayısı
 1. Tabur, 8. Piyade Alayı  306
 3. Tabur, 8. Piyade Alayı  581
 Dağ Taburu, 8. Saha Topçusu  192
 Makineli-tüfek şirketi  97
 Mühendis şirketi  140
 Süvari Takımı  30
 Trabzon Jandarma Alayı  Asker Sayısı
 Trabzon Jandarma Taburu  400
 Rize Jandarma Taburu  450
 Giresun Jandarma Taburu  330
 Hopa Hudut Taburu  330
 Teşkilat-ı Mahsusa Alayı
 Ziya Bey Taburu
 Adil Bey Taburu
 Muhsin Taburu
 Salih Ağa Taburu
 Veysel Efendi Müfrezesi
 Toplam 1.430 asker
Kaynak: TCGB, Kafkas Cephesi 3. Ordu Harekâtı, Kuruluş 12 (12. Organizasyon Şeması)          

Stange, bu amaçla Üçüncü Ordu İletişim Hatları Komutanlığı’ndan ikmal malzemesi, mühendisler ve süvariler sağlarken Üçüncü Ordu, Kurmay Yarbay Vasıf’ı Stange’in genişlemiş kuvvetine Kurmay Başkanı olarak tayin etmiştir[35]. Buna ilaveten, İstanbul’dan gelen bir Teşkilat-ı Mahsusa birliği Lazistan ve Havalisi Komutanlığı’nın Teşkilat-ı Mahsusa alayına katılmış, Ordu Trabzon vilayetlerinde yaşları 17-18 ile 45-50 arasında değişen bütün erkekleri askere almıştır.

 

Stange genişlemiş kuvvetini, kara kuvvetleri ve sabit birliklere ayırarak yeniden düzenlemiştir. Ruslara karşı savunma hatlarında duran kara kuvvetleri, 8. Piyade Alayı, Trabzon Jandarma Alayı ve Teşkılat-ı Mahsusa Alayı’ndan oluşmaktaydı[36] Arka bölgede güvenliği sağlamaktan sorumlu olan sabit birlikler ise Rize, Trabzon ve Samsun Jandarma alaylarından kuruluydu. 14 Nisan 1915 günü, 6.000’den fazla asker, Stange’in emrine tahsis edilmiştir[37]. Tablo 2. Stange’in gözden geçirilmiş komuta düzenlemelerini göstermektedir.

 

Tablo 2

 

Lazistan ve Havalisi Komutanlığı – 15 Nisan 1915

 

KARA KUVVETLERİ

 Lazistan Müfrezesi 1. Tabur, 8. Piyade Alayı,
3. Tabur, 8. Piyade Alayı
Makineli-tüfek şirketi
 Trabzon Jandarma Alayı

Giresun Jandarma Taburu,
Amasya Jandarma Taburu
Hopa Sınır Taburu
Makineli-tüfek şirketi

 Teşkilat-ı Mahsusa Alayı Ziya Bey Taburu, Adil Bey Taburu
Mehmet Ali Taburu
İbrahim Bey Taburu
Makineli-tüfek şirketi
 Kıta Birlikleri Askerleri

İki topçu taburu (8. topçu sınıfı),
Muhendis şirketi,
Süvari Takımı

SABİT (STATİK) KUVVETLER

 Rize Jandarma Alayı 2 jandarma taburu
 Trabzon Jandarma Alayı

3 jandarma taburu
(büyük ihtimalle yeniden çağrılmış
olan askerlerden yeniden oluşturuldu)

 Samsun Jandarma Alayı 4 jandarma taburu
Kaynak: TCGB, Kafkas Cephesi 3. Ordu Harekâtı, Kuruluş 13 (13. Organizasyon Şeması)

Nisan’ın ortasında, savaş öncesi Osmanlı- Rus sınırından batıya doğru yaklaşık on kilometre uzaklıkta bulunan bir hattı başarı ile elinde tutmuş olan Osmanlı savunması, yukarıda bahsi geçen düzenlemeler ile güçlenmiştir. Bu düzenlemeler aynı zamanda klasik askeri örgütlenmeye bir dönüşü yansıtıyordu. Nitekim 1915’te normal Osmanlı piyade tümenleri, her biri bir makineli tüfek bölüğü olan üç piyade alayından oluşuyordu. Alayların aynı zamanda, topçu, istihkâm ve süvari unsurlarından oluşan destek birlikleri vardı[38]. Sahra kuvveti, uygulamada normal bir piyade tümeninin sahip olduğu birlikler gibi teşkilatlandırılmıştı. Bu durum, Stange’in klasik ekole dayalı profesyonel geçmişini yansıttığı gibi, İmparatorluğun kuzeydoğu cephesini etkin ve günün standartlarına uygun bir şekilde savunulmasının taktik gereksinimlerinden de ileri geliyordu. Zamanla çatışmalar hafifledi ve cephe 1916 yılının başlarına kadar durağan kaldı. Bu zaman süresince Teşkilat-ı Mahsusa Alayı hat üzerinde kalmış ve konvansiyonel savunma harekâtlarında bulunmuştur.[39] 1916 Ocak ayının sonlarına doğru, Binbaşı Halit terfi etmiş ve Stange’in yerini almıştır. Stange ise Erzurum’a geri dönmüştür.

 

1916 yılının başları, Kuzeydoğu Anadolu ve Kafkaslarda Osmanlı’nın stratejik konumu bakımından son derece talihsiz bir dönemdir. Ruslar, Erzurum, Rize, ve Trabzon’u ele geçirmişlerdir. Nizami ordu piyade tümenleri, Lazistan ve Havalisi Komutanlığı’nı takviye etmiştir. 1916 Mayıs’ında, bölgedeki çeşitli Teşkilat-ı Mahsusa taburları yakında bulunan Çoruh Müfrezesine transfer edilmiş ve ileri cephe görevlerine katılmaya devam etmişlerdir[40]. Geriye kalan Teşkilat-ı Mahsusa Birlikleri, Birinci ve İkinci Teşkilat-ı Mahsusa alayları olarak iki ayrı birliğe bölünüp, yeni oluşturulmuş bir sahil müfrezesine tahsis edilmişlerdir[41].

 

Diğer Teşkilat-ı Mahsusa birlikleri, Tuzla köyü yakınında Erzincan Cephesi’nde bulunan IX.  Kolordu’da yeniden mevzilendirilmiştir[42]. Bu birlikler Kurmay Yarbay Şevket’in kumanda ettiği geçici kolordunun komutası altındaydılar ve 13. Osmanlı Piyade Tümeni ile birlikte taarruz hareketlerinde bulunuyorlardı[43]. 6 Haziran 1916 tarihinde, üç Teşkilat-ı Mahsusa Bölüğü yeniden oluşturulmuş olan ve Tuzla’nın güneyinde bulunan Haçköy Müfrezesinde görevlendirilmiştir. Bu müfreze bir piyade taburuna, iki süvari birliğine ve topçuya da sahipti[44]. Teşkilat-ı Mahsusa, yaz mevsiminin bitimine kadar, Kafkasya cephesinde konvansiyonel harekâtlarda bulunmaya devam etmiştir. 29 Temmuz 1916 tarihinde, Birinci ve İkinci Teşkilat-ı Mahsusa alayları faal hizmetten alınarak tek bir alay oluşturulmuştur[45]. Üçüncü Osmanlı Ordusu alanında geniş çaplı muharebe harekâtları yazın sonlarına doğru azalmaya başlamış ve 1916 yılının sonbaharının ortasında neredeyse tamamen sona ermiştir. Bu durum savaş yorgunluğu ve ağır hava koşullarından kaynaklanmıştır.

 

Kafkas Cephesi’nde Teşkilat-ı Mahsusa düzenlemelerine dair yazılı belgeler 1917 yılına kadar olan dönemi kapsamakta ve Kafkas Cephesine dair 1918 Osmanlı savaş emirleri arasında Teşkilat-Mahsusa’ya yer verilmemektedir. O dönemde Teşkilat-ı Mahsusa birliklerinde görev almış subay ve askerlere ne olduğu belirsizdir. Ancak, Ermenilerin tehcir edilmesi 1916 yılında sona ermiş olup bu yazıya konu olan Teşkilat-ı Mahsusa birliklerinin o süre zarfında cephede bulundukları gözükmektedir.

 

Sonuçlar

 

Birçok tarihçi, askeri belgeleri sıkıcı ve anlaşılması güç bulmaktadır. Yine de, Ermenilerin 1915’teki akibeti ile ilgili tartışma söz konusu olunca, bu belgeler son derece önemlidir. Birçok çağdaş tarihçi Teşkilat-ı Mahsusa ve Binbaşı Stange’ı soykırıma iştirak suçuyla itham etmektedir.  Ancak, belgeler bu suçlamaları desteklememektedir.

 

Modern Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi askeri belgeleri, Teşkilat-ı Mahsusa’ya mensup düzenli Osmanlı birliklerinin Aralık 1914’den 1916 yılının sonuna kadar Kafkas Cephesi’nde gerçekleştirdiği harekâtların genellikle konvansiyonel bir şekilde yürütüldüğünü yansıtmaktadır. Bu belgelerin özellikle teknik ve kamuoyuna yönelik olarak tasarlanmamış olması ve Teşkilat-ı Mahsusa’nın Ermeni soykırımına iştirak ettiğine ilişkin akademik tartışmadan önceki döneme ait olması nedenleriyle, bunların herhangi bir şeyi örtbas ettiğinin pek kanıtı yoktur. Daha da önemlisi, resmi kayıtlar eksiksiz olarak arşiv kaynaklarına atıf yapmakta ve çoğu zaman rapor ile emirleri de içermektedir.

 

Teşkilat-ı Mahsusa’nın Batum yakınlarındaki ilk harekâtları konvansiyonel nitelikte olmayıp, gerilla savaş harekâtları şeklindeydi. Ancak, Sarıkamış harekâtı Teşkilat-ı Mahsusa’yı, Stange gibi nizami ordu komutanlarının emri altına sokmaya yarayan bir araç rolü oynamıştır. Sonradan ortaya çıkan devamlı insan gücü kıtlığı nedeniyle, Teşkilat-ı Mahsusa konvansiyonel askeri harekâtlara girişmiştir. Birliklerin görev ve cephedeki yerlerine ilişkin kayıtlarından, Stange’e bağlı olan Teşkılat-ı Mahsusa birliklerinin, Ermenileri tehcir etmek ve katletmek amacıyla Kafkas Cephesi’nde konuşlandırılmadığı anlaşılmaktadır.

 

Bunun yanında, Stange’in Ermeni kayıplarında parmağı olması da mümkün görünmemektedir. Modern Türk kayıtları kendisinin, 1915 Mart’ının sonlarına kadar konvansiyonel taarruzlar ve savunma amacıyla girişilen harekâtlar düzenleyen nizami askeri birliklerini komuta ettiğini ortaya koymaktadır. 1914 yılında Ardahan civarında bulunan tüm Osmanlı birliklerini fiilen komuta etmesine rağmen, Teşkilat-ı Mahsusa veya gönüllü birlikler üzerinde tam anlamıyla denetimi yok idi. Stange, Lazistan Bölgesi Komutanlığını üstlendikten sonra, Teşkilat-ı Mahsusa birlikleri üzerinde doğrudan denetimi sağladı. Bu birlikleri, konvansiyonel bir şekilde, savunma hattı üzerine mevzilendirdi. Gerçekte, 11 Aralık 1914’ten 20 Mart 1915 tarihine kadar Stange, konvansiyonel harekâtlarda Teşkilat-ı Mahsusa ile işbirliği yapmış olan bir müfreze komutanı olarak nitelendirilebilir. 20 Mart 1915 tarihinden sonra, Stange konvansiyonel savunma harekâtlarında Teşkilat-ı Mahsusa birliklerini kumanda eden bir bölge komutanı olmuştur. Kayıtlar, Stange’in ne bir Teşkilat-ı Mahsusa komutanı olduğunu, ne de bir gerilla lideri olduğunu göstermektedir. Gerçekte Stange, Teşkilat-ı Mahsusa ve düzensiz birliklerin hem disiplini hem de eğitiminden memnun değildi. Bu da söz konusu kuvvetler üzerinde yetkisi olmayışından ileri geliyordu[46].

 

Türk kayıtları, Ermenileri tehcir etmek için kimlerin yeniden mevzilendirilmiş olabileceği hususunda ilginç bir alternatif sunmaktadır. Daha önceden aşiret süvari alayları olarak tanımlanan yedek süvari alayları, 1914 Ağustos ayında seferber edilen Yedek Süvari Kolordusu bünyesinde dört yedek süvari tümeni olarak gruplandırılmıştı. Taktik çerçevede bu kolordunun başarısı asgariydi ve disiplin düzeyi ile savaş yetenekleri son derece zayıftı[47]. Sonuç olarak, Osmanlı Erkanı Harbi, 21 Kasım 1914 tarihinde, Yedek Süvari Birlikleri’nin görevine son vermiştir[48] ve toplam yirmi-dokuz yedek süvari alayından yalnızca yedisi 3. Ordu’da kalmıştır[49]. Diğer alaylar feshedilmiş ve “10.000 yedek süvari bütün bölgeye dağıtılmış ve köylerine dönmüşlerdir”[50]. Bunların çoğu aşiret mensubu Kürt veya Çerkes idi ve terhisin ardında işsiz kalmışlardı. Bu kişilerin çoğu 1915 yılının sonbaharında Ermenileri tehcir etme görevine yönelmiş olabilirler. Tabiatıyla, birçok Ermeni, Birinci Dünya Savaşı esnasında hayatını kaybetti. Ancak, soykırım suçlamalarının dikkate alınması için, etnik temizliğe ilişkin resmi bir politikanın kanıtlanması gerekmektedir. Vahakn Dadrian, Binbaşı Stange’ın ve Teşkilat-ı Mahsusa’nın etnik temizlik ve soykırımın gerçekleştirilmesinde aracı görevi yapmış olduklarını iddia etmiştir. Dadrian tarafından kullanılmayan belgeler ise, bu iddiayı çürütmektedir.

 



[1] Aram Andonian (der.), The Memoirs of Naim Bey: Turkish Official Documents Relating to the Deportations and Massacres of Armenians, Newtown Square, Pa: Armenian Historical Society, 1965 (ilk baskı, Londra:1920).

[2] Bkz.: Guenter Lewy, “Revisiting the Armenian Genocide”, Middle East Quarterly, Sonbahar 2005, ss.3-12; Vahakn Dadrian, “Correspondance”, Middle East Quarterly, Kış 2006, ss.77-78.

[3] Vahakn Dadrian, “The Role of the Special Organization in the Armenian Genocide During the First World War”, Minorities in Wartime: National and Racial Groupings in Europe, North America and Australia in Two World Wars, Panikos Panayi (der.), Oxford: Berg, 1993, ss.58-63.

[4] Örnek olarak bkz.: Taner Akçam, Armenian und der Völkermord: Die İstanbuler Prozesse und die Türkische Nationalbewegung, Hamburg: Hamburger Edition, 2996, s.65.

[5] Lewy, “Revisiting the Armenian Genocide”; Guenter Lewy, The Armenian Massacres in Ottoman Turkey, A Disputed Genocide, Salt Lake City: The University of Utah Press, 2005, ss.82-8.

[6] Bkz.: Edward J.Erickson, “The Turkish Official Military Histories of the First World War: A Bibliographic Essay”, Middle eastern Studies, 39 (2003), ss. 183-191. Türkiye’nin dışında bulunan herhangi bir kütüphanede bu külliyatın tamamı bulunmamaktadır. Birinci Dünya Savaşı’nı belgeleyen 27 ciltlik tarihi kayıtlara ilaveten, Balkan Savaşları’nı (1911-13) belgeleyen ön dört, Kurtuluş Savaşı’nı ise konu alan on sekiz ciltlik kayıtlar bulunmaktadır.  

[7] Bahse konu iki kitap şöyledir: T.C. Genelkurmay Başkanlığı, Birinci Dünya Harbinde, Türk Harbi, Kafkas Cephesi 3. Ordu Harekatı, Cilt I ve Cilt II, Ankara: Genelkurmay Basımevi, 1993. Bundan sonra bu kaynaklara sırasıyla şu şekilde bahsedilecektir: TCGB, Kafkas Cephesi 3. Ordu Harekatı ve TCGB, Kafkas Cephesi 3. Ordu Harekatı II.

[8] Örnek olarak  Dadrian, “The Role of the Special Organization in the Armenian Genocide During the First World War”, s.58’de ifade edilen “serseriler güruhu” (scum) veya Peter Balakian, The Burning Tigris, The Armenian Genocide and America’s Response,New York: Harper Collins Publishers, 2003, ss.182-183’te geçen “sabıkalılae ve katiller çetesi” (ex-convict killer bands) ifadesi.

[9] TCGB, Türk Silahlı Kuvvetler Tarihi, III. Cilt, 6. Kısım, 1908-1920, Ankara: Genelkurmay Basımevi, 1971, ss.133-135.

[10] TCGB, Türk Silahlı Kuvvetler Tarihi, III…, ss. 129-32.

[11] TCGB, Türk Silahlı Kuvvetler Tarihi, III…, ss. 129-132.

[12] TCGB, Türk Silahlı Kuvvetler Tarihi, III…, ss. 239-240.

[13] Askeri Tarih ve Stratejik Etüt (ATASE), BDH Koleksiyonu Kataloğu-4, Ankara: t.y. Askeri arşivlerden Birinci Dünya Savaşı Kataloğu, No.4’te, Teşkilat-ı Mahsusa’ya bağlı birlikler listelenmektedir. Bu şekilde, bunların Savunma Bakanlığı’nın komutası altında olduğu anlaşılmaktadır.

[14] İsmet Görgülü, On Yıllık Harbin Kadrosu 1912-1922, Balkan-Birinci Dünya ve İstiklal Harbi, Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1993, s.105; Deutsche Offiziere in der  Türkei, Bonn: Militar, 1957,s.10.

[15] TCGB,Birinci Dünya Harbinde, Türk Harbi, I. Cilt, Osmanlı İmparatorluğu’nun Siyasi ve Askeri Hazırlıkları ve Harbe Girişi, Ankara: Genelkurmay Basmevi, 1970,ss.212-238.

[16] Fahri Belen, Birinci Cihan Harbinde Türk Harbi, 1914 Yılı Hareketleri, Ankara: Genelkurmay Basımevi,1964,s.96.

[17] TCBG, Kafkas Cephesi 3. Ordu Harekatı, Kroki 36.

[18] “Osmanlı  Genelkurmay Talimatları” ATASE Archive 2950, Kayıt H-6, Dosya 1-267”, TCGB, Kafkas Cephesi 3. Ordu Harekatı, ss.338-340’de yayınlanmıştır.

[19] TCGB, Kafkas Cephesi, 3. Ordu Harekatı, s.349.

[20] TCGB, Kafkas Cephesi…, s.344

[21] TCGB, Kafkas Cephesi…, s.293

[22] TCGB, Kafkas Cephesi…, Kroki 37.

[23] Görgüllü, On Yıllık Harbin Kadrosu 1912-1922, ss.109, 111.

[24] Muammer Demirel, Birinci Cihan Harbinde Türk Harbinde Erzurum ve Çevresinde Ermeni Hareketleri, Ankara: Genelkurmay Basımevi, 1996, ss.41-45; Dadrian, “The Role of the Special Organization in the Armenian Genocide During the First World War”, s.62.

[25] TCGB, Kafkas Cephesi 3. Ordu Harekatı, s.602.

[26] TCGB, Kafkas Cephesi…,s.605.

[27] “Müfreze Talimatları, ATASE Arşivi 5257, Kayıt H-1, Dosya 1-10”, TCGB, Kafkas Cephesi…, s.603.

[28]  “Müfreze Talimatları, ATASE Arşivi 5257, Kayıt H-1, Dosya 1-12”, TCGB, Kafkas Cephesi…, s.603.

[29]  TCGB, Kafkas Cephesi…, s.603.

[30] TCGB, Kafkas Cephesi…, s.608.

[31] “Askeri Güce ilişkin Rapor, ATASE Arşivi 5257, Kayıt H-3, Dosya 1-4”,TCGB, Kafkas Cephesi…, s.603.

[32] TCGB, Kafkas Cephesi…, s.607.

[33]TCGB, Kafkas Cephesi…, s.614.

[34] “Raporlar, ATASE Arşivi 2950, Kayıt H-3, Dosya 1-49”, TCGB, Kafkas Cephesi…, s.614.

[35] “Raporlar, ATASE Arşivi 2950, Kayıt H-3, Dosya 1-49”, TCGB, Kafkas Cephesi…, s.614.

[36] Müfreze Talimatları, ATASE Arşivi 2950, Kayıt H-4, Dosya 1-8”, TCGB, Kafkas Cephesi, s.615.

[37] “Askeri Güce ilişkin Rapor, ATASE Arşivi 5257, Kayıt H-4, Dosya 194” TCGB, Kafkas Cephesi…, s.616.

[38]Piyade tümeninin yapısına ilişkin bkz.: TCGB, Türk Silahlı Kuvvetleri Tarihi, ss.199-203, 266-272. Lazistan Müfrezesi bir alaya eşdeğer güce sahipti.

[39] TCGB, Kafkas Cephesi 3. Ordu Harekâtı II, s.86.

[40] 251 “Talimatlar, ATASE Arşivi 3974, Kayıt H-2, Dosya 1-59 ve 73”, TCGB, Kafkas Cephesi 3. Ordu Harekatı II, s.181.

[41] TCGB, Kafkas Cephesi 3. Ordu Harekatı II, s.

[42] TCGB, Kafkas Cephesi 3. Ordu Harekatı II, s.233.

[43] TCGB, Kafkas Cephesi …, s.240, Kuruluş 11.

[44] TCGB, Kafkas Cephesi …, s.247.

[45] “Askeri Güce İlişkin Rapor, ATASE Arşivi 2950, Kayıt H-58, Dosya 1-329 ve 333”, Kafkas Cephesi…, ss.369-370.

[46] TCGB, Kafkas Cephesi…, s.618.

[47] Belen, 1914 Yılı Harekatları, ss.116-124

[48]TCGB, Kafkas Cephesi…, s.311.

[49] TCGB, Kafkas Cephesi…, Kuruluş 11.

[50] TCGB, Kafkas Cephesi…, s.322.


 ----------------------
* -
- ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 23-24, 2006
            Tavsiye Et

   «  Geri
Yorumlar