Title:Armenian Communications at the Beginning of the Armenian Uprising in 1895 inTrabzon, and Evaluation of the Activities of its Instigators
Abstract:The article deals with an outbreak of Armenian uprising in Trabzon in 1895. It examines the main motivations behind this uprising and how the Ottoman Government dealt with it. The article shows that the Armenians conducted this mutiny not for the sake of obtaining independence but it was because they wanted to get European involvement in the internal affairs of the Ottoman Empire. This was because, the Armenian population in Trabzon was only 4 percent of the total population, and hence, it was impossible to pursue independence for the Armenians in the province. This mutiny also suited well with the objectives of the Great Powers, which had long waited for the destruction of the Ottoman Empire both from inside and outside. Furthermore, the documents shows that the Ottoman Judges fairly dealt with the instigators of the uprising.
Keywords:TrabzonProvince, Armenians, Armenian Incidents in Trabzon, Court, Uprising, the Armenian Question, General Amnesty
1789 Fransız İhtilâliyle başlayan azınlıklar arasındaki milliyetçilik fikirleri, 1800 yıllarından itibaren Osmanlı Devleti'ne de sıçramıştır. Özellikle Balkanlardaki gayrimüslim unsurlar arasında bağımsızlık fikirleri canlanmıştır. Büyük Devletlerin de desteğiyle Sırplar ve Yunanlılar bağımsızlıklarını kazanmıştır. Rusların 1828 Türkmençay antlaşmasından sonra başlattığı Ermeni politikası, Ermenilerin de komiteler kurarak bağımsızlık mücadelesine başlamalarına yol açmıştır. Bu döneme kadar devletin en üst kademelerinde görev yapmış,[1] Osmanlı dönemi Türk kültür ve hayat tarzını büyük ölçüde benimsemiş, çocuklarına bile Türk isimleri vermiş ve devlete olan hizmetleri dolayısıyla ‘millet-i sadıka’ ünvanını kazanmış Ermeniler, iş hayatında da büyük başarı göstererek Osmanlı toplumunun zengin sınıfı arasında yer almıştır.
XIX.yüzyılın başında Rusların başlattığı politika, yüzyılın ikinci yarısında, diğer devletlerin de müdahalesiyle, Osmanlı Devleti için bir ‘Ermeni Meselesi‘ haline gelmiştir. Nitekim 1878 Ayastefanos ve Berlin Antlaşmalarının imzalanmasıyla bu sorun tam olarak gün yüzüne çıkarılmıştır. Böylece de 125 yıl devam edecek ve önceleri Osmanlı Devletini, daha sonra ise Türkiye Cumhuriyetinin gündemini meşgul edecek olan sunî bir mesele ihdas edilmiştir. Bu arada Amerikan misyonerlerinin Osmanlı coğrafyasında faaliyetlerini arttırması ve eğitim kurumları açarak azınlıkları eğitmeleri, Osmanlı Devleti'ni paylaşmak arzusunda bulunanlar için büyük fırsatlar doğurmuştur. Neticede, XIX.yüzyıla kadar pek fazla bilinmeyen ve kimsenin ilgilenmediği Ermeniler bu yüzyılda büyük devletlerin ilgi odağı haline gelmiştir.
Aslında Batı, özellikle İngiltere ve Rusya, Ermenilerden çok, Osmanlı Devleti'nde kendi çıkarlarının peşinde bir strateji izlemekteydi. Bu iki devlet, Ermenileri veya kurulmasını istedikleri Ermenileri siyasî ve stratejik çıkarları için kullanmışlardır. Bu strateji sonucudur ki Ermeniler, Büyük Devletlerin desteğiyle yeni bir arayış içine girdiler. Yani bağımsızlık ve bir ülke edinme hedefi doğrultusunda mücadeleye başladılar. Bu da Ermeni meselesini ortaya çıkardı.
Nitekim Rusya ile İngiltere arasındaki rekabet, Ermeni konusunu, uluslararası bir hüviyete sokmuştur. Ermeniler, kendi meselelerini uluslararası politikanın gündemine soktuktan ve Avrupa'daki Hıristiyan kamuoyuna mal ettikten sonra, meselenin çözümünü hızlandırmak için yeni bir tez ortaya attılar. Bu teze göre; önce hristiyan kamuoyunun dikkatini üzerlerine çekecekler, sonra da Avrupa’nın fiili müdahalesini temin ederek, iç politika kanalıyla Avrupalı hükümetlerin Bâb-ı Âlî üzerindeki baskısını artıracaklar ve nihayet Osmanlı hükümetini oldu bitti karşısında bırakmak için de suikast, gösteri, katliam ve genel isyan metotları kullanılacaktı.[2]
Bu şekilde isyan tezini benimseyen Ermeniler için isyandan önce teşkilatlanmak, silahlanmak ve propaganda faaliyetlerine girişmek ve Ermeni kamuoyunu isyana hazırlamak lazım gelmekteydi. Nitekim bunu gerçekleştirmek için bazı Ermeniler hemen harekete geçtiler ve 1878 yılından itibaren yurt içinde ve dışında ihtilâlci Ermeni partileri ve dernekleri kurmaya başladılar.
Ermeniler tarafından oluşturulan bu parti ve cemiyetlerin başında hiç şüphesiz akla 1886’da kurulan Hınçak ve 1890’da kurulan Taşnak Cemiyetleri gelmektedir. Nitekim Ermeniler, Osmanlı Devleti üzerinde Avrupa’nın fiilî bir müdahalesi temin maksadıyla, 1895 yılının son dört aylık döneminde(Eylül-Aralık) sayısı 24’ü bulan, özellikle Hınçak komitesi üyelerinin kışkırtması sonucunda, incelendiğinde belirli bir plân çerçevesinde hazırlandığı anlaşılan ve Anadolu’nun pek çok kasaba ve vilâyetinde birbiri ardına patlak veren olaylar çıkardılar.[3] Bu olaylarda Ermeni komiteleri, Türklerin yanı sıra, kendilerine katılmayan Ermenilere karşı da cinayetler işlediler ve kundaklama faaliyetlerinde bulundular.[4]
TRABZON OLAYLARI SIRASINDA TRABZON’DA ERMENİ NÜFUSU
Trabzon’daki Ermeni olaylarına geçmeden önce, bölgedeki Ermeni-Türk nüfusunu incelememizde fayda mülahaza edilmektedir. Bu yıllarda Trabzon vilayeti, Trabzon, Canik (Samsun), Gümüşhâne, Lazistan (Rize) sancaklarından müteşekkildi. Nitekim vilayet, Osmanlı Devleti’nin en kalabalık nüfusa sahip bölgelerinden biridir.
Hicrî 1313 (M.1895-96) tarihli Trabzon Vilâyet Salnâmesi’nde vilâyetin toplam nüfusu 1.071.477 kişi olarak gösterilmiş ve bunun 869.727’sinin Müslüman, 157.212’sinin Rum, 42.349’unun Ermeni, 1.304’ünün Katolik, 880’inin Protestan ve 5’inin de Yahudi olduğu belirtilmiştir.[5] Yine aynı yıllarda yayınlanan Kamûsü’l-a’lâm’daki Trabzon Vilâyeti'nin nüfusu, 1313 tarihli salnâme ile aşağı yukarı aynı rakamları ihtiva etmektedir.[6]
Trabzon İngiliz konsolosu Longworth’un Trabzon Vilâyeti'nin nüfusu hakkında verdiği bilgiler, diğer kaynaklardaki bilgilerle uyuşmaktadır. Onun raporunda, 1898 yılında 1.163.815 kişi olan Trabzon nüfusunun 181.044’ünün Rum, 47.196’sının Ermeni olduğu kaydedilmektedir.[7]
Görüldüğü üzere Trabzon Vilâyeti'nde Müslüman ahaliye karşılık ancak %18-19 civarında bir gayrı müslim topluluk yaşadığı ortaya çıkmaktadır. Bu nüfus içerisinde Ermeni nüfus oranı ise % 4 civarındadır. Bununla beraber Kırım savaşından sonraki dönemde, ticarî faaliyetlerin artmasından dolayı, gayrimüslim maddî olarak Müslümanlardan daha iyi durumda bulunuyorlardı.[8]
1895 TRABZON ERMENİ OLAYLARI [9]
Trabzon, İran ve Doğu Anadolu’nun Karadeniz'e açılan önemli ihracat ve ithalat limanlarından biridir ve Osmanlı Devletinin önemli merkezlerindendir. Bundan dolayı özellikle buraya yerleşen Ermeniler silah kaçakçılığında ve casusluk faaliyetlerinde bu bölgeyi kullanmışlar ve teşkilatlanmışlardır. Nitekim daha Ermeni olaylarının öncesinde, av için eskiden beri her vilâyet olduğu gibi, Trabzon’a da barut gönderildiği ve dağıtılan barutun miktarı kazaya göre değişmekte olduğu ve bunun 2 bin ile 4 bin kıyye[10] arasında değiştiği, ancak bunun dağıtılması esnasında İstanbul’dan memur gönderilmediği, ancak vilâyetten tayin olunan memurların Rum, Ermeni ve diğer milletlerden olduğu, bunların ise gönderilen barutların yüzde yirmisinin av için Müslümanlarca, yüzde sekseninin ise Ermenilerce alındığı belirtilmektedir. Yine martini, şınaydır, Rusya yapımı silah, fişek ve kovan gibi silah ve malzemelerin de Karadeniz yoluyla Trabzon’a getirildiği ve bunların da Ermenilerce satın alındığı araştırmalarda yer almaktadır.
Çeşitli kaynakların da bildirdiklerine göre de, Trabzon’da Ermeni olaylarının başlangıcı, 21 Eylül 1311 (3 Ekim 1895) günü misafir olarak Trabzon’da bulunan Van eski valisi Bahri ve Trabzon Fırka-i Askeriye Kumandanı Hamdi Paşalar ile Trabzon İran konsolosu Mirzâ Râzî Han ve Posta ve Telgraf Müdürü İzzet Beylerin sokakta iki Ermeni’nin silahlı saldırılarına maruz kalmaları ve bu saldırıda Bahri ve Hamdi Paşaların ayaklarından yaralanmalarıyla başlamıştır. Olay sırasında, söz konusu heyetin maiyetinde olan Çavuş Çerkez Ali ile oradan geçmekte olan Trabzonlu Balıkoğlu Hâfız'ın, saldırganları takibe çalıştıkları, ancak saldırganların bunların üzerine de rovelverlerle ateş açmaları sebebiyle, yakalanamadıkları ve saldırganların Trabzon İngiliz Konsolosluğu civarındaki karışık sokaklarda izlerini kaybettirdikleri Trabzon Polis Komiserliğinden bildirilmiştir. Bunun üzerine polisler şüpheli mahallere giderek tahkikata başlamışlar ve zanlılardan birkaç Ermeni’yi de yakalamaya muvaffak olmuşlardır.[11]
Ayaklanmanın başlamasıyla, bunlara destek amacıyla Malatya kasabasında Ermeniler dükkânlarını açmadıkları gibi, mahallelerinden yoğun bir şekilde silah sesleri gelmiştir. Yine Arabgir kasabası Ermenileri de, bu sebepten, bir gün dükkânlarını açmamışlardır.[12]
Olaydan iki gün sonra, yani 5 Ekim 1895 günü gece vakti, firardaki Kasparoğlu Misak ile Stefanoğlu Haçik, Trabzon’da Kethüdâ Vasil mahallesinde er Rahmi’yi yine rovelver kurşunuyla ağır bir şekilde yaralayıp kaçmışlardır. Olayı duyan Müslüman ahali sokaklara dökülmüş, ancak bu sırada muhtelif Ermeni mahallesinden birkaç silah atılmışsa da, herhangi bir olay meydana gelmeden, Müslüman ahali de dağıtılmış ve asayiş sağlanmıştır. Trabzon valisi Kadri Bey’in bildirdiğine göre, olaydan sonra bazı Ermeniler silahları ile birlikte teslim olmaya başlamışlardır. Burada dikkati çeken bir husus, evlerdeki kadın sayısının fazlalığıdır. Muhtemelen Trabzon Ermenileri köylerdeki akrabalarını vilâyete getirmişlerdir. Nitekim bu Ermenileri evlerine yerleştiren Trabzon Ermenileri, bunları silâhlı olarak çarşı ve pazarda gezdirerek şehir halkına sataşmağa başlamışlardır. Aynı gün, yani 8 Ekim 1895 günü, isyan hareketini alevlendirmek üzere dükkânlarını açmayan Ermenilerin dükkânlarını açtırmak üzere vali bizzat çarşıya gelmiş ve dükkânların açılmasını sağlayarak, herkesin iş ve güçleriyle meşgul olmalarını temin etmiştir.[13]
Buna rağmen olaylar tamamen yatıştırılamamıştır. Nitekim Trabzon Polis Komiserliği'nin, 12 Ekim 1895 tarihli bir telgrafında, Trabzon Ermeni Komitesi üyelerinden ve beş yıl önce bazı olaylara karışması sebebiyle hapsedilen, ancak genel af yüzünden serbest kalan Şvarş adlı bir Ermeni’ye, İstanbul’dan Trabzon’a gelen Nemçe adlı vapurla gönderilen bir mektup sonucu, Şvarş galeyana gelmiş, Meydân-ı Şarkî’deki bir hanın odasından,[14] o gün gelen vapur ile İstanbul’dan gelen fedâiler ve yazıcısı Ohannes ile birlikte, ortada hiçbir sebep yok iken, Müslümanların üzerine rasgele ateş açtığı bildirilmiştir.[15] Görgü tanıkları, Agob Şvarş’ın odasından Meydân-ı Şarkî’ye doğru ‘yağmur gibi silâhlar atıldığı’nı ifade etmişlerdir.[16] Başka bir görgü tanığının bildirdiğine göre ise, Agob Şvarş’ın odasından ateş açılmasaydı, Meydân-ı Şarkî’deki bu olay meydana gelmeyecektir.[17] Bu ateş sonucunda hanın içindeki dört Müslüman ölmüştür.[18] Olaydan hemen sonra, handa yaralı bir Müslümanı gördüğünü belirten şahitlerden Abdullah; ‘Han derûnunda mecrûh bir Müslüman gördüm. Şehâdet getiriyordu ve beni bu Ermeniler yedi’[19] diye ifade vermiştir. Aynı zamanda, kasaba içinde, muhtelif mahallerde dağınık olarak gezinen ihtilâlci Ermeniler, yine rasgele Müslüman ahali üzerine silah atmaya başlamış, bunun üzerine Ermeniler ile Müslümanlar arasında çatışmalar çıkmıştır.[20]
Olayı bastırmada Trabzon polis ve jandarma kuvveti yetersiz kalmıştır. Buna göre, olayların patlak verdiği sıralarda, Trabzon bölgesinde her 1000 kişiye bir güvenlik gücü düşmektedir.[21]
Trabzon valisi bulunan Kadri Bey, 12 Ekim 1895 tarihli raporunda, Trabzon'da, olaylarda Ermenilerden 177'si erkek ve 5'i kadın olmak üzere toplam 182 kişinin öldüğünü ve 19 kişinin yaralandığını, Müslümanlardan ise 11 kişinin öldüğü ve 25 kişinin yaralandığını belirtmiştir.[22]
Trabzon’a bağlı köylerde de Müslümanlardan 9, Ermenilerden ise 22 ölü bulunduğu Gümüşhâne sancağında ise Müslümanlardan 3 ölü 4 yaralı, Ermenilerden ise ikisi zaptiye olmak üzere, 4 ölü 1 yaralı bulunmaktadır. Ayrıca olaylar sırasında bir de Rum ölmüştür.[23]
Meydana gelen bu karışıklık sırasında bazı Ermenilerin mağazalarından toplam bin lira değerinde eşya yağmalanmışsa da, suçlular kısa sürede yakalanmış ve ele geçirilen eşyalar da sahiplerine iade edilmiştir. Ancak konsoloslarla da olan görüşmeler sonucunda karışıklığın Ermeniler tarafından başlatıldığı da anlaşılmıştır.[24]
Siyasî ve ihtilâlci prensipler doğrultusunda kurulan ve faaliyet gösteren Ermeni fesat yuvalarınca, Anadolu’nun bir çok yöresinde plânlanan olaylarda ele geçirilen suçlular, oluşturulan mahallî Divân-ı Harb’e sevk edildikleri bilinmektedir. Trabzon vilâyetindeki 1895 olayları sonrasında da, olayın yatıştırılmaya başlamasıyla silâhlarını bırakarak hükûmet kuvvetlerine teslim etmeğe başlayan Ermenilerle Müslümanlar arasında yeni çatışmaların önüne geçmek için tedbirler alınmış, bunun için vilâyette ‘İdâre-i Örfiyye’ ilân edildikten başka, olaya karışanların muhâkemeleri için vakit geçirilmeden bir Dîvân-ı Harb teşkîl edilmiştir.[25]
Divân-ı Harb’in teşekkülünden sonra, Trabzon hadisesi sırasında veya sonrasında yakalanan Ermenilerden mahkemede yargılanıp, deliller ve şahitlerle suçu sabit olanlar çeşitli cezalara çarptırılmışlardır. Buna karşılık suçsuz oldukları tespit edilenler serbest bırakılmış, suçlu oldukları tam olarak ispat edilemeyenler sürgüne gönderilmiştir.
TRABZON ERMENİ OLAYLARI SIRASINDA ELE GEÇİRİLEN MANOK TATOSYAN’IN EVİNDE BULUNAN MEKTUPLARIN TERCÜMESİ
Trabzon olayları sırasında ele geçirilen ve Trabzon fesat cemiyetini oluşturan on iki kişiden biri olduğu tespit edilen[26] Manok Tatosyan da Divan-ı Harb-i Örfî’de yargılananlardan sadece bir tanesidir. Manok Tatosyan’ın evinin tavan arasında pek çok silah, fişek, kalıp ve yayın (mektup, Ermenice harf kalıpları, ihtilâl cemiyeti programları) bulunmuştur.[27] Manok Tatosyan'ın mahkemedeki ifadesine geçmeden önce, evinde ele geçen şifreli mektuplara değinmek istiyoruz. Nitekim söz konusu mektuplar, isyandan önce Ermenilerin muhabereyi nasıl sağladıkları ve Anadolu isyanlarını nasıl bir plân çerçevesinde gerçekleştirdiklerinin delili olmaktadır.
Belgelere verilen rakamlara göre, tamamı 24 mektuptan oluşan bu yazışmaların ilki 11 Mart 1895 tarihlidir. Erzincan’dan Mardiros Harotanyan imzalı ve Trabzon’da Malkon Boğukyan’a yazıldığı anlaşılmaktadır[28] ve bu mektupların büyük çoğunluğunda, özellikle gazetelerin ulaşıp ulaşmadığı, silâh, fişek, kapsül ve baruta duyulan ihtiyaç, yazışmalarda şifre ve takma isim kullanılmasına özen gösterilmesi, hapishâne bulunan Ermenilerin durumları, dinamit yapma sanatının öğrenilmesi, para yardımıve istihbarat işleri hakkında bilgiler bulunmaktadır. Bu mektuplardan önemli görünen bazıları aşağıda verilmektedir:
20 Mart tarihli imzasız, Samsun işaretli ve şifreli yazılmış bir mektubun tercümesi,
‘Mâh-ı hâl-i Rûmînin onikinci tarihli mektubunuza cevabdır. F ve K vesâir 2 arkadaş mahbusda rahatdırlar. Kendileri cezâ-yı mahkûmiyetlerini çekmekdedirler. Adum’un(?) Dersa’âdet’den çağırılması ve mahkûmiyetinin sebebi habishânede hükûmete karşu bulunmasından ibâretdir. Şimdi orada habishânede mevkûfdur ve bize yazdığı mektûba bakılırsa kendisini Bodrum kal’asına nefy idecekler imiş. Sâ’irlerinin mahkemeleri hakkında elbette ma’lûmatınız vardır. Ancak son defa oradan buraya gönderilüb habs idilen iki papas yani Dr.Tatol Garmiryan ve Dr.Mikail Tahmazyan papaslar geçen hafta Söğüdlü vapuruyla İstanbul’a gönderildiler. Sebebi malum değil ise de bunların son defa buradaki düvel-i ecnebiye konsoloslarından 5’ine takdîm itdikleri protesto mazbataları ile patrikin işgüzarlığı buna sebeb olsa gerek. Kalanların hali nâ-ma’lûm. Muhâkemelerine el-ân başlanmadı. Bunlardan ikisi tahliye idildi. Bizim Marhas Efendi mahpuslar hakkında zâhiren kendisini her ne kadar gayretli gösteriyorsa da şimdiye kadar hiçbir fâ’idesi görülmedi ve marhas hiçbir kimseye fâ’idesi dokunmayan adamlardandır. Sizin bütün su’allerinize cevâb olarak söyleriz ki buranın buranın tensîkâtı pek mükemmel bir sûretdedir. Mevki’i de pek münâsib bir yerdedir. Gelelim bizim su’allere. Oranın ve eğer kabil olursa Merzifon ve Amasya’nın ve Tokat’ın ve ol-taraflarda sâir yerler habishânelerinde mevkûf bulunan mahbûsînin esâmisîni mübeyyin bir defter tanzim iderek biran evvel gönderiniz ve bu defterde her bir mahbusun isim ve şöhretiyle muhlis ve nereli ve ne san’atda bulunduğunu sinnini ve esbâb-ı mahbkûmiyetini ve ne vakitden beri mahbus olduğunu defterde musarrahan gösteriniz. Bunlar elzemdir. Zira bu Ermeni mahbusunun umûm esâmisi İstanbul İhtilâl Meclisi tarafından İngiltere Parlekantosuna gönderilecektir...
Mektubun bâlâsında Manok’un ismini koymaklılığınızın sebebini anlayamadık. Bundan böyle bu türlü tedbirsizlikde bulunmayınız.’[29]
24 Mart 1895 tarihli buradan (Trabzon olmalı) yazılmış ve şifreli bir başka mektup:
‘... Biz dahi çokdan beri Samsun’dan havâdis alamıyoruz. Son mektubumuz dahi cevapsız kaldı. Filhakika Manok Batum ve Tiflis’e giderek oralar ile olan ravâbıtımızı takviye eylemiş ve (esliha) husûsâtını dahi sırasına koymuşdur. Yakında avdet idecekdir. İnşaallah muvaffak olmuşdur. Bu defa mektubunuz epeyce kolay okunur bir derecede idi. Memnun olduk. Mektublarımızın cevaplarını süratle virmeğe gayret idiniz. Burada katl-i ‘âm oldu. Bu posta ile yine sizlere bir istatistik gönderiyoruz. Size gönderilenlerin birer sûretleri dahi gazetelere gönderilmiş olduğundan sizin tarafınızdan anların tekrar gazeteye gönderilmesine hâcet yokdur. Dr. Paşayan Erzincan’dan geldi. Kendisi orada i’dâm ile mahkûm idilmiş ve bir çok müddet dahi mahbus kalmışidi. Buraya gelür gelmez hükûmet tarafından yine habs idildiyse de sehv olmuş diye sebîle tahliye kılındı. Şimdiki halde dahi Fedâîcesine çalışmakdan hâli kalmıyor.[30]
6 Mayıs 1895 tarihli Erzincan’dan Kiragosyan imzasıyla Kiragos Ağa Melikyan’a yazılan mektubun zahrında muharrer eczâlı diğer bir mektup:
‘Sevgili karındaşım,
Postada gizli hurûfât ile yazılmış mektubunuz zuhûr itmediğinden pek ziyâdesiyle endişe itmekdeyiz.
... Poliçe ile 30 lira göndermişidik. Cüsûlunü bildiriniz. Bu para ile bize en iktizâlı olan şeyleri mübâya’a eylemeğe dikkat ve himmet idiniz. Silahca artık noksanımız kalmadı. Noksan olan fişenk, kabsül ve barutdur. Bunlardan ne mıkdârına lüzum olduğunu dahi evvelce size bildirmişdik. Sürmeli tüfenklere mahsus Karadağ fişenginden küçük cins fişenklerden bir danesini (Keri) size göstermişdir. Bundan 200 adedinin irsâline himmet ve gayret idiniz. Yoksa o canım tüfenkler isti’mâlden sâkıt kalacaklar. Bu tüfenkleri ne derece zorluk ile ele geçirdiğimiz ma’lûmdur. Sürmene bölüğü hakkında dahi malûmat virmeği unutmayınız. Acaba bu yaz işe mübâşeret idebilecekler mi? Eğer Keri’ye Hacı ile Homirikyan(?) dahi iştirak itdirülürse artık bizim bölüğümüze şâyân-ı gıbta bir hâl kesb ider... Keri yukarıda silah i’mâlâtına nezâret itmekdedir. Çocuklardan bir kaçı onun ile birlikde gitdiler. İş zamanına kadar gelmeyecekler... Bölüğümüzün aksâmından olan sâir şubeler ile aramız pek eyüdür. Bayburd’dan ma’âda her tarafın tensîkatı yolundadır...’[31]
Ermenilerin yüz yüze görüşme sırasında takip ettikleri yol da tam bir gizlilik ve günümüz ajan filmlerini aratmayacak bir şekilde yürütülmekteydi. Nitekim, Trabzon ile İstanbul arasında kesilmiş olan haberleşmeyi tekrar tesis için gönderilen bir şahıs hakkında verilen bilgiler buna en güzel örnektir. 20 Mayıs 1895’te buradan(Trabzon olmalı) yazılankısmen şifreli bir mektupta yer alan;
‘Yarın yahud irtesi gün buradan hareket idecek Masajri vapurunda İstanbul’a bir yolcu olacakdır. Me’mûriyeti sizin bir müddetdir İstanbul ile kat’ idilmiş olan muhâberâtınızın tekrar devamı esbâbını istihsâl eylemekden ibâretdir. Vapurun tarafınıza muvâsalatında sizden biri gidip kendisini buluncaya kadar bir saat vapurdan dışarı çıkmayacak. Aksi halde dışarı çıkmağa mecbur olacak ve iskeleye en yakın yol üzerinde kahvehânede oturacaktır. Kendisi orta boylu, esmer çehreli, kara gözlü, kara ve uzun ince bıyıklı, sakalsız ve 25 yaşına yakın ve siyah elbiseli ve elinde bir tespih olacaktır. Yanına gelen evvelâ havaî bazı sözlerden sonra Kiragos Ağa’yı gördünüz mü? diye sual edecektir. Eğer Trabzon’da diye cevap verir ise bundan sonra asıl işler hakkında müzâkerâtda bulunulmalıdır. Oranın mahbusları tahliye idildiğini işidiyoruz. Sahîh midir? Bura mahbusları rahatdır. Sizden para istemiş idiler niçün göndermediniz? Cevâbınıza intizâr eylerim’
şeklinde bilgiler, Ermenilerin istihbarat işini ne derece ciddiye aldıklarını gösteren önemli bir belgedir.[32]
20 Mayıs 1895 tarihli Dersa’âdet’e ve 2 Mayıs 1895 tarihli Erzincan’a buradan(Trabzon olmalı) yazılmış mektup:
‘Arkadaşlar 15 ve 24 Nisan tarihli mektublarımızı tasdik ider ve henüz cevablarını alamadığımızı arz eyleriz. Mektubların vakt u zamanıyla irsâli husûsunda ihmâl idiyorsunuz. Mâh-ı hâlin 29’unda Hadik Mesajri vapuruyla tarafınıza çıkmışdır. Samsun’a dahi uğrayacak ve sizin irâ’e ideceğiniz tarîk üzere hareket idecekdir. Yol masârıfı gönderilmişdir.Arsin Tiflis’e avdet itdi. Bunun bu yolculuğundan müteferrik şu’belerin yekdiğerlerine rabtı husûsunda pek çok istifâde idildiyse de silâh meselesi henüz hall olmadı. Gerek bizim ve gerek yukarı taraflar içün en başlı muhtâc olduğumuz akçadır. Fakat bu da pek müşkil-i keyfiyetdir. Sizin dahi akçece pek o kadar mûcib-i memnûniyet bir hâlde bulunmadığınız anlaşılıyor. Akçe istihsâli husûsunda vesâ’it-i lâzımeye niçün mürâca’at itmiyorsunuz? Akçesiz ne olabilir? ... Buranın marhası intihâr itdi. Tafsilâtı Mişak gazetesiyle ner olacakdır.
...Gazeteleri bizim Katırcı ile göndereceğiz. Avrupa ve bilhassa İngiltere ahali ve matbu’âtı arasında aynı şiddet-i heyecan devam idiyor.... Dersaadet İngiltere ve Fransa ve Rusya sefîrleri tarafından 5 vilâyet içün bir istiklâliyet idâre proğramı hükûmete takdim kılınmış ve zât-ı şâhânece dahi kabul olunmuşdur. Bu havâdis henüz karanlıkdır...’[33]
28 Mayıs 1895 tarihli imzasız, kısmen şifreli ve buradan(Trabzon olmalı) yazılmış olduğu anlaşılan mektupta da, silah ihtiyacına ve yakında yapılacak olan harekâta dikkat çekilmektedir. Buna göre;
‘Mâh-ı hâlin 23 tarihli mektûbunuzu tasdîk ideriz. Bizim iki çocuk muvaffakiyetsizliklerinizi bize anlatdıkdan sonra tarafınıza avdet itdi. Sizin emriniz altında bulunub hiçbir şey olmadığını bildiğiniz bir adamı bize tavsiye ile gönderiniz. Asker bölüğümüzce fenâ te’sîr hâsıl itdiği gibi fazlaca masrafa sebebiyet virdi. Arkadaşımız Ersenik Batum’da icrâ eylediği tensîkat sâyesinde silâh elde idebileceğiz.
Yeni sistem Rus tüfenklerinden 12-24 kıt’a kadarını 200-300 fişenk ile birlikde Batum’da Mafak ve Nodak’ın tensîkatı emrine teslim idiniz. Bu tüfenklere buraca ve husûsen karîben yapacağımız harekât içün pek çok ihtiyâç olduğundan bunların Batum’a müsaraatan yetişdirilmesi elzemdir. Eğer bu yeni sistemden bulamaz iseniz hiç olmazsa altı adedi bundan ve münbakisi berdan(?) tüfenklerinden olsun. Hâzır bu kadar bulunamaz ise elde olanları gönderilsün bakiyesini dahi peyderpey bi’l-mübâya’a gönderirsiniz. Yine tekrar ideriz ki bu silahlara son derece ihtiyâcımız olduğundan bunları bir an evvel yetişdirerek bizleri memnun itmeğe himmet ve gayret idiniz. Cevâbınıza intizâr ideriz.’[34]
6 Haziran tarihli, kısmen şifreli ve Trabzon’dan yazılmış olduğu anlaşılan bir başka mektup ise;
‘23 ve 28 Mayıs tarihli gönderdiğim mektublarımı tasdik iderim. Esliha hakkında yazdığım mektubun cevâbını karîben itâ iderek memnun ve mahzûz ideceğinizden emînim. Bedros mâh-ı hâlin üçünde Erzurum’dan buraya geldi. Birkaç gün sonra Batum’a gidecekdir. Aceb bu adam Erzurum’da yaptığı gibi burada dahi yapılmış bir işi bozmak yahud bir fesâd çıkarmak içün mü buraya gelmişdir, bilemeyiz. Erzurum’dan aldığımız haberlere nazaran merkûmun burada dahi Ermeni İhtilâl Cemiyeti’ne mugayir bir hatt-ı hareket ittihaz eyleyeceği anlaşıldığından merkûmu hüsn-i kabul mü yoksa red mi idelim? Bu bâbdaki irâdenizi taleb eylemeği müzîfeden ‘add eyleriz. İntikam Taburu efrâdından Trabzonlu Haçik’i sizlere tavsiye iderek kendisinin iktidâr ve liyâkatinden celb-i istifâde eylemeğe himmet ve gayret idiniz ve i’âde itdiniz. İki delikanlının tahsîl idiği şey’i buna da öğretiniz… Erzurum’dan gazeteye yazılacak evrak-ı muhâbere ba’demâ bizim vesâtatımızla gönderilecekdir. Taburların dâhilî proğramlarıyla harekât-ı mâziyyeniz proğramları sûretlerini bizim içün Batum’a gönderiniz.’[35].
10 Haziran 1895 tarihli ve L.Kirgosyan imzasıyla Trabzon’da Malkon Boğikyan’a yazılmış olan bir mektubun zahrında muharrer eczâlı bir mektup:
‘Sevgili kardaşlar
Bundan akdem 3 Haziran tarihiyle yazmış olduğumuz mektubla ittifakımız bildirilmişidi. Elbet bu mektubumuzu aldınız. Sizin 7 tarihli mektubunuzu alarak mündericâtından ma’lûmat istihsâl eyledik. İttifak meselesi aramızda tesviye idildiğinden idâre artık bizimle muhâbere ider zannındayız. Bize yazacağınız mektupları eski adres ile gönderiniz. Tensîkatımıza müteallık hazırlıklarımızın ikmâl idilmiş olduğunu bugünlerde işidirsiniz. Yalnız martini ve sürmeli tüfenklere mahsûs fişenklerin beher cinsinden 1100’er adedine ihtiyacımız olduğundan bunları Mıkırdiç vasıtasıyla gönderiniz. Bu bâbda Mıkırdiç’e dahi ta’limât-ı mukteziyye virilmişdir. Bunların oraca tedâriki kabil olmadığı hâlde başka bir tarafa mürâca’at olunmak üzere iktizâsını bildiriniz.Gazete vesair irsâlini şüphesiz hâtırdan çıkarmazsınız... Bizim harekâtımız bulunduğumuz mahal ile milletin menâfi’ine muvâfık bir sûretdedir. Bil-umûm arkadaşlara selam.’[36]
Erzincan’dan H.Minakyan imzalı ve 17 Haziran 1895 tarihiyle Trabzon’da Malkon Ağa Boğikyan’a yazılmış olan mektubun zahrında muharrer Şahin imzalı ve tarihsiz eczâlı diğer bir mektuba göre ise olayların başlanmasına az kaldığı bildirilmektedir:
‘Sevgili Karındaşlar,
Mektubumuzun yedinize vusûlünden ma’lûmat aldık. Cevâbını bekleriz. Barut ve fişenkce olan noksanımızı oradan ikmâl itmek mümkün olduğu halde, lutfen iş’ârı ricâ olunur. Mümkün olmazsa Erzurum’dan celb idilmek üzere seri’an tarafımıza bildirin. Çünkü vakit kalmadı. Birkaç güne kadar işlere başlayacağız. Zaten bizim gördüğümüz hazırlıklar şimdiden bile işe başlamağa kâfidir. Daha sa’ir iktizâlı şeyleri peyderpey yaparız. Sizin arkadaşlarınızdan en münâsibi olan Manok’u lütfen bizim çete bölüğüne gönderir iseniz pek faideli olur. Çünkü bir vuku’at zuhûrunda çetemizde sizin tarafınızdan dahi bir adam bulunması pek muvâfıkdır.
Şimdilik mevcûdumuz şunlardır: 10 kıyye barut, Martini ve Sürmeli tüfenklere manhsûs 1000 kadar fişenk başka şeye artık ihtiyâc kalmadı. İlk yazacağınız mektubda eski adresinizi değişdirmenizi ricâ ideriz. Çünkü hükûmetin nazar-ı dikkatini celb itmişdir. Artık Korkin Efendi Lazyan adresiyle yazınız. Gazete irsâl ve ma’lûmât iş’ârına lütf idiniz. Gazeteler postahanede muâyene idilmek tehlikesine ma’ruz olduğundan posta ile göndermeyin.’[37]
20 Haziran 1895 tarihiyle buradan(Trabzon olmalı) İstanbul’a kısmen şifreli yazılmış kısmen şifreli bir başka mektupta da, Ermenilerin karışıklık çıkarma teşebbüsleri ile hükümet taraftarı veya kendilerine yardım etmeyen Ermeniler hakkındaki görüşleri yansıtmaktadır. Buna göre;
‘Arkadaşlar
...Bundan böyle mektubunuzu geciktirmeyerek bizi merakda bırakmayınız. Samsun’dan cevâben olunan iş’âra bakılırsa noksanî-i kuvvetleri anlaşılıyor. Kitâbı ne vâsıta ile alabilürsünüz…. Islahat hakkında yazılan şeyleri Mişak gazetesinde dâ’ima okumakdayız. Bizim de evelden beri olan ma’lûmâtımız sizin yazdığınız gibidir.Biz bu ay zarfında bazı ufak tefek nümâyişler icrâsı fikrindeyiz. ................... ihtiyaç kavî görüldüğünden mümkün mertebe serian göndermeniz ricâ olunur. Ne vâsıta ile gönderileceğini zaten konuşmuş idik. Agob tarafınıza geldi, işte yanınızdadır. O iki yüzlü herifi evvelce müzâkere itdiğimiz vechle taht-ı muhâkemeye alabilirsiniz. Erzincan‘da bulunan çete bölüğümüz kariben işe başlayacakdır. Samsun‘un o alçak papası el-ân memûriyetindedir. Niçin azl itdirmiyorsunuz?’ [38]
1 Temmuz 1895 tarihli ve Erzincan‘da M.Sebmiyanyan imzalı Trabzon‘da Malkon Ağa Boğikyan‘a yazılmış bir mektubun zahrında muharrer eczâlı diğer bir mektupta Ermeni bölükleri ve hazırlıkları hakkında bilgi verilmektedir:
‘Aziz karındaşlar,
.... Sürmeli tüfenklerinin fişenklerini Erzurum‘dan aldık. Bu defa da Martin fişenklererinden 1000 danesine ihtiyaç olduğundan bunların dahi sürat-i irsâline ricâ eyleriz. Barutumuz ihtiyâç derecesinde bulunduğundan bir kolayını bulur iseniz gönderiniz. Bizim ateşçi bölüklerimizin mikdarı 24‘e baliğ olmuşdur. İlk düşecek fırsata intizâren cümlesi hazır ve mevcûd bulunuyorlar. Cenâb-ı Hakk kendilerine muvaffakiyet ihsan eylesün. Evvelce dahi bildirdiğimiz vechle Hınçak‘a mahsûs mektub bu ana kadar gönderilmişdir zann iderim Çünkü bu mektubun Hınçak‘a gönderilmesi elzemdir. Meşguliyetimiz çok olduğundan şifre ile yazı yazmak bize müşkil geliyor. Bunun için şimdiye kadar şifre kullanmadık ve hükûmet bizim esrârımıza henüz hiçbir vechle vukûf hâsıl eylemediğinden şifreye dahi ihtiyâç yok.
Bayburd’dan iş’âr kılındığına nazaran bi’l-külliye silâhsız kalmışlar ve size dahi mürâca’at eylemişler iseler de henüz bir cevâb alamamışlar. O zavallılara mu’âvenetde bulunmanızı biz de rica ideriz... Mektubunuzu bundan böyle atîdeki adresi gönderiniz. Karabet Kirgosyan Şahin [39]‘.
4 Temmuz 1895 tarihli imzasız bir mektupta ise, dinamit yapma sanatının öğrenilmesi ve şifre ile yazışma hususuna dikkat edilmesi hakkındadır. Bu mektupta;
‘Haziran 24 tarihli mektubunuzla gönderilen kitapları aldık. Me’mûl iderim ki tahsîl itdiğin san’at dinamitcilikdir. Bu nev’i san’ata bizim çok ihtiyacımız olduğundan ânı tahsîl itmenizi ziyadesiyle arzu ideriz. San’at-ı mezkûreyi temamiyle tahsîl itmedikce buraya gelmeyesiniz. Sana şifre virildiği halde yazdığın isimleri niçün şifre ile yazmıyorsun? Bundan böyle bu cihete ziyâdesiyle dikkat idesin. Eğer bu dinamit san’atını ve husûsen bunu kolaylıkla isti’mâl eylemeği öğrendiğinde hemen buraya gel idâre ve ta’îşeti biz yoluna koyarız. Oradan tüfenk gönderecekler idi. Eyü cinsinden olarak bir an evvel gönderilmesine siz de gayret idiniz.’[40]
Bundan başka diğer mektuplar genellikle silahların nasıl ülkeye sokulacağı hakkındadır. Ayrıca Manok Tatosyan’ın evinde bulunan evraklar arasında Hınçak Sosyalist Fırka-i İhtilâliyesi Programı ile Ermeni İhtilâl Cemiyeti Programı da şifreli olarak bulunmuş ve tercüme edilmiştir.[41]
Bu mektuplardan da anlaşılacağı üzere, Trabzon’da çıkan Ermeni olayları, rast gele değil, uzun, planlı ve teşkilatlı bir hareketin sonucunda çıkarılmıştır. Nitekim söz konusu Manok Tatosyan, yargılanmasında kendisine yöneltilen suçlamaları tamamen inkar etmiştir. Ancak mahkeme reisinin ona yönelttiği suçlamaları, Binbaşı Bahtiyâr ve Hayreddin Beylerle Tabur Ağası Ahmed Ağa ve Polis Komiseri Şükrü Efendi ve polisi Osman Efendi ve İskender Paşa İslâm muhtarıyla Ermeni muhtarı Hacı Agob-oğlu Bağdesar’ın da hazır bulunduğu bir aramada ispat etmesi üzerine; Manok Tatosyan gösterilen eşyâyı müşâhede etmiş ve ‘Şimdi aklım başımda yokdur, cevâb veremem, müsâ’ade ediniz yerime gideyim aklımı başıma toplayayım, daha sonra cevap veririm’ demesi suçun sübut bulması açısından önemlidir.
DİVÂN-I HARB-İ ÖRFİDEKİ YARGILANMALAR[42]
Mahkeme kayıtları incelendiğinde, ele geçirilen Ermenilerin genellikle hiç bir şeyden haberi yok gibi davrandıkları dikkati çekmektedir. Ancak suçları şahitlerce ispat edildiğinde veya hapishaneye girdiklerinde, itirafçı olarak her şeyi anlattıkları görülmektedir. Ayrıca yine mahkemelerde dikkati çeken bir diğer husus da, yargılanan Ermenilerin hiç bir zaman silahlarının olmadığı yolunda ve aşağı yukarı aynı muhtevada ifade verdikleridir. Bundan başka, ele geçirilen ve yargılanan Ermenilerin çoğunun olay günü, olayın geçtiği merkez olan Meydân-ı Şarkî’de veya limanda bulunuyor olmalarıdır ki, bunun bir tesadüf olarak görülmesi mümkün değildir.
Sanıklar hakkında verilen cezalardan sonra, Trabzon valiliğinden hükûmete, Trabzon hâdisesinden dolayı teşekkül eden Divân-ı Harb’de idama mahkum olanların cezalarının hafifletilmesi veyahut affedilmeleri hâlinde, henüz hiçbir şekilde sükûnete ermemiş İslâm ve Rumlar tarafından büyük bir ayaklanma meydana gelebileceği ve bu takdirce Ermenilerin tamamen öldürülebileceğine dair bir tezkire sunulmuştur. Nitekim bunun önüne geçilebilmesi için, yabancı elçilerin de itiraz edemeyeceği bir tedbir alma yoluna gidilmesi ve bunun için de Meclis-i Mahsûs-ı Vükelâ’ca bir karar verilmesi gerekliliği vurgulanmaktadır.[43] Burada, böyle bir af veya ceza indirimi söz konusu olması halinde sadece İslâm ahalinin değil, Rum ahalinin de ayaklanacak olma ihtimali göz önüne alındığında, olaya sebebiyet verenlerin Ermeniler olduğu açıkça görülmektedir. Ancak II. Abdülhamid, Osmanlı Bankası baskınından hemen sonrasında, 1896 yılı içerisinde genel af ilân etmek zorunda kalmıştır.
Mahkeme sırasında, sanık durumda bulunan Ermenilerin, şahitli, delilli usûlüne uygun bir şekilde muhâkeme edildikleri ve hâkim huzurunda gayet rahat bir şekilde açıklamalarda bulundukları görülür. Mahkemede sanıkların kendilerini savunmalarına müsaade edilirken, kendileri aleyhine şahitlik yapanlarla yüzleştirildikleri, suçlananlarla ilgili kuvvetli bir tahkikat yapılarak, bunların sanıklara gösterildiği dikkati çekmektedir. Sanıkların savunmalarını bir heyet huzurunda yapmaları, şahitlere kendi inançları çerçevesinde İncil'e el bastırılarak söylediklerini tasdik ettirilmeleri, yine sanıklara ifadelerini her seferinde kabul edip etmediklerinin sorulması, muhâkemenin güvenirliğini ortaya koyan önemli unsurlardır. Ayrıca Ermenilerin evlerinin aranması sırasında, sadece Müslüman kesimden değil, Ermenilerin kendi milletinden de şâhitlerin bulunması, Osmanlı hükümetinin olaya ön yargısız yaklaşmasını göstermesi açısından ayrıca değerlendirilmelidir. Öte yandan, verilen kararlara yapılan itirazın kabul edilerek yeniden mahkeme yapılması ve gerektiğinde önceki kararın değiştirilmesi, Osmanlı hukukunun niteliği açısından önem taşımaktadır. Bununla ülke içerisinde bölücü faaliyet gösteren Ermeniler hakkında bile, mahkemelerin tarafsız olabildiğini iddia edilebilir.
SONUÇ
Ermeni meselesi, dünyanın diğer ülkelerinde bu tür olaylarda olduğu gibi tabii olarak Osmanlı Devleti için de bir isyan olarak telâkki edilmiştir. Zira devletler hukukuna göre meşru devlete karşı baş kaldıran ve o devleti bölme çabasında olan her hareket isyan olarak nitelendirilmiştir. Osmanlı Devleti de haklı olarak, bu isyanı bastırma çabası içinde olmuş ve bastırmıştır.
Osmanlılar-Ermeniler ve Avrupa devletleri için üç ayrı özellik taşıyan Ermeni Meselesi’nde Ermenilerin ve Büyük devletlerin metodu, Balkanlardaki Hıristiyan milletleri istiklâline kavuşturmak için uyguladıkları metodun aynısıdır. Ancak gözden kaçan bir nokta vardır ki, o da Ermenilerin nüfus olarak Anadolu’da Balkanlardaki gibi kesif bir üstünlükleri söz konusu değildi.
1895 yılının son üç ayında meydana gelen Ermeni tedhiş ve isyan olayları Doğu Anadolu'da yoğunluk kazanmıştı. Bunun en önemli sebeplerinden biri de tedhiş, isyan, öldürme, baskın olaylarıyla Müslüman halkı korkutmak, tedirgin etmek suretiyle başka bölgelere göçe zorlamaktı. Bundan maksat ise, nüfus çoğunluğunu elde edebilmek için Müslüman halkın göç ettirilmesini ve Rusya'dan ve başka yerlerden gelecek Ermenilerin buralara yerleştirilmesini gerekli görüyorlardı. Ancak II. Abdülhamid'in aldığı tedbirler yüzünden Ermeniler bu hedefe varamamıştır. Bunda da, Hamidiye Alaylarının rolü büyük olmuştur. Zira, Abdülhamid Anadolu ya sahip çıkmak ve Rumeli örneğini ikinci defa Anadolu'da görmek istemiyordu.
Trabzon bölgesinin demografik yapısı incelendiğinde, Trabzon’da çıkan Ermeni isyanından da maksadın bir istiklal edinmek olmadığı anlaşılır. Zira yukarıda da verdiğimiz üzere, Trabzon Bölgesinde Ermeni nüfusu %4’lerde kalmaktadır ki, bundan da maksat istiklalden çok, batı kamuoyunun dikkatini çekmektir. Zira Trabzon, Anadolu’ya açılan önemli ihracat ve ithalat limanlarından biridir ve bu yüzden Osmanlı Devleti'nin önemli merkezlerindendir. Nitekim isyan sırasında Trabzon limanında Rus ve İngiliz gemileri bulunmaktaydı.
Bu isyanlarla Ermeniler Batı'nın müdahalesini sağladılar. Batı kamuoyunu yanlarına aldılar, ancak bu müdahale diplomatik teşebbüslerin ötesine geçmedi. Böylece Ermeniler, tıpkı Balkanlarda uygulanan metot gibi başladıkları Anadolu isyanlarının hazırlık dönemini tamamlamışlar, ardından isyan etmişler ve müdahale edilmesini temin etmişlerdir. Ardından reform safhasını da kabul ettiren, fakat bunun uygulanmasını sağlayamayan Ermeniler, sonuçta ne reform, ne muhtariyet, ne de istiklâl elde edebilmişlerdir. Bunda en önemli etken belki de, Anadolu’da Ermenilerin yaşadıkları hiçbir yörede çoğunlukta bulunmayışlarıdır.
Ermeni meselesinin bugün aldığı şekil, aslında geçmiştekinin bir devamı niteliğindedir. O dönemde olduğu gibi, bugün de bazı devletler tarafından ortaya atılan soykırım iddiaları, geçmişin acı politikalarının izlerini taşımaktadır. O gün başarıya ulaşılamayan politikaların, günümüze daha farklı ve modernize edilmiş şekilleri, tarihi âdeta tekerrür ettirmekte, sun‘i gündemlerle Türkiye Cumhuriyeti'nin bütünlüğü üzerinde politikalar geliştirilmektedir. İşte, Anadolu’da çıkan bu Ermeni isyanlarının her birinin tek tek incelenmesi halinde, bugüne taşınmış bulunan Ermeni sorununun daha iyi bilinmesine yardımcı olunacak ve bu tür iddiaları sonuçsuz bırakacaktır.
[1] Osmanlı Devletinde 29 Paşa, 22 nâzır, 33 mebus, 7 büyükelçi, 11 başkonsolos ve konsolos, 11 öğretim üyesi ve 41 yüksek rütbeli memur kaydetmektedir. Ermenilerin yaptıkları nâzırlıklar arasında da Hâriciye, Mâliye, Ticaret ve Posta Nâzırlıkları gibi kilit denilebilecek önemli bakanlıklar bulunmaktadır Bkz. Türkiye Cumhuriyeti Dış İşleri Bakanlığı İnternet sitesi(www.mfa.gov.tr. On soruda Ermeni Meselesi, soru 3).
[2] Bayram Kodaman, ‘Türk-Ermeni İhtilâfının Başlangıcı(1878-1897)’, Ermeni Macerası, Isparta 2001, s.47.
[3] Anadolu’daki İngiliz konsolosları 1895 yılı Temmuz ve Ağustos aylarında Ermeni komitelerinin faaliyetlerinin her an olay çıkmasını mümkün kılacak düzeye eriştiği bildirilmektedir. 1895 yılı içerisinde çıkan bu Ermeni isyanları, 29 Eylül Divriği, 2 Ekim Trabzon, 6 Ekim Eğin, 7 Ekim Develi, 9 Ekim Akhisar, 21 Ekim Erzincan, 25 Ekim Gümüşhâne, 25 Ekim Bitlis, 26 Ekim Bayburt, 27 Ekim Maraş, 29 Ekim Urfa, 30 Ekim Erzurum, 2 Kasım Diyarbakır, 2 Kasım Siverek, 4 Kasım Malatya, 7 Kasım Harput, 9 Kasım Arapgir, 15 Kasım Sivas, 15 Kasım Merzifon, 16 Kasım Antep, 18 Kasım Maraş, 22 Kasım Muş, 3 Aralık Kayseri, 3 Aralık Yozgat isyanlarıdır. Nitekim bu isyanlarda toplam 10.535(1828’i müslim, 8717’si gayr-i müslim) ölü ve 3571(1433 müslim, 2238 göyr-i müslim) yaralı olduğu tahmin edilmektedir. Bkz. Kâmuran Gürün, Ermeni Dosyası, s.154 v.d.
[4] Esat Uras, Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, s.478 v.d; Kâmuran Gürün, Ermeni Dosyası, s.149-161.
[5] Salnâmede, vilâyette bulunan sancak ve kazaların nüfüsları da ayrı ayrı verilmektedir. Bkz.1313 Tarihli Trabzon Vilâyet Salnâmesi, Trabzon 1313.
[6] Kâmûsü’l-a’lâm’da rakamlar hemen hemen aynı olup, farklı olan yanı Müslümanların nüfusu 869.767, Ermeni nüfusu ise 52.349 olarak gösterilmektedir. Ayrıca burada Müslüman ahalinin büyük kısmının Türk olduğu da belirtilmektedir. Bkz.?emseddin Sâmi, Kâmûsü’l-a’lâm, c.IV, İstanbul 1311, s.3005.
[7] Longworth’dan O’Conor’a, nu.6, 15 Şubat 1899, FO 195/2062. Bu rakamların Trabzon Ermeni Hadisesinden sonra kaydedildiği, dolayısıyla haliyle Ermenilerin kaçırıldığı varsayılsa, Longworth’un burada verdiği bilgilerden 1885 rakamları göz önüne alındığında, bu varsayımın doğru olmadığı açıkça görülür. Zira 1885’te Trabzon nüfusu 992.600 kişi ve bunun 150.000’inin Rum, 42.200’ünün Ermeni olduğu yine aynı rapordan anlaşılmaktadır. Bu durumda aradan geçen yıllarda normal bir artış söz konusudur.
[8] Longworth’dan Currie’ye, nu.12, 8 Şubat 1896, FO 195/1936.
[9] 1895 Trabzon Ermeni olayları, tarafımızdan hazırlanan ve basım aşamasında olan‘1895 Trabzon Olayları ve Ermenilerin Yargılanması’ adlı kitabımızda ayrıntılı olarak verilmektedir.
[10] 1 kıyye=400=1282 gram
[11] Hüseyin Nâzım Paşa, Ermeni Olayları Tarihi, I, s.94.
[13] Hüseyin Nâzım Paşa, Ermeni Olayları Tarihi, I, s.165.
[14] Şvarş, 45 yaşında ve komisyoncu olup, aslen Erzincan’ın Yeni mahallesindendir ve altı seneden fazla bir zaman Trabzon’da ikamet etmektedir. Bu bigiler, ileride tamamını vereceğimiz üzere, söz konusu şahsın yakalanıp yargılanması esnasındaki kayıtlarda bulunmaktadır. Bkz. BA, İrâde, Askerî, 21(23 R. 1314), 2 Teşrîn-i evvel 1311/14 Ekim 1895.
[15] Bu konuda Trabzon İstinaf Mahkemesi Kâtiplerinden Karabet Efendi’nin sorgulaması sırasında verdiği bilgi olayı açığa çıkarmaktadır. Buna göre; ‘Ben dâ’ire-i hükûmetde bulunduğumdan dolayı göz ile görmedim. Ancak Nemçe vapurundan çıkan fedâ’î Ermeniler Meydân-ı Şarkî’de Müslümanların üstüne silâh endâht itmeğe başlamaları üzerine vukû’ât zuhûr itdiği ‘akîb-i vak’adan beri herkes söylüyor...’ Bkz. BA, İrâde, Askerî, 20(21 Ra. 1314).
[16] BA, İrâde, Askerî, 21(23 R. 1314), s.22, 4 Nisan 1312/16 Nisan 1896( Kayıkçı esnâfından Kara Halil oğlu Hakkı’nın şehâdeti).
[17] Kendisini bile bir askerin kurtardığını beyân eden Dr.Mıgırdiçyan Agob’un sorgulamasından naklen bkz. BA, İrâde, Askerî, 4(6 Ra. 1314), s.4-8, 2Teşrîn-i evvel 1311/14 Ekim 1895. Belge toplam 16 sayfadan oluşmaktadır.
[18] BA, İrâde, Askerî, 21(23 R. 1314), s.21, 4 Nisan 1312/16 Nisan 1896(Düyûn-ı Umûmiye Nezâreti süvâri memurlarından Murad Han-zâde Nizâmeddin Bey ile aynı belgenin s.47-48’deki yetmiş iki yaşındaki hancı Kirkor’un 9 Teşrîn-i evvel 1311/21 Ekim 1895 tarihli şâhitliğinden anlaşılmaktadır).
[19] BA, İrâde, Askerî, 21(23 R. 1314), s.21-22, 4 Nisan 1312/16 Nisan 1896(Düyûn-ı Umûmiye Nezâreti kolcularından Kara Hasan oğlu Abdullah’ın şâhitliği).
[20] Olaya sebebiyet veren Ermeniler, Trabzon Ermeni komitesi azasından olup, beş sene önce İstanbul’a getirilmiş ve burada afv-ı âliye mazhar olmuş Şvarş ile Trabzon komitesi reisi Bedros Meremyan adlı şahıslardır. Söz konusu şahıslar arbede sırasında öldürülmüşlerdir. Bkz. Hüseyin Nâzım Paşa, Ermeni Olayları Tarihi, I, s.94, 165.
[21] Ermenilerin asayişi bozucu olaylar çıkarması ve vilayetteki polis ve jandarmanın yetersiz olduğu hakkında bkz. BA, Y.. PRK. UM., Dosya nu.34, Gömlek nu. 55, 24 Şubat 1311/7 Mart 1896. Vilayetteki polis ve jandarma gücü hakkında bkz. BA, Y.. PRK. UM, Dosya nu. 30, Gömlek nu. 59, 29 Ağustos 1310(10 Eylül 1894); Longworth’dan Currie’ye, nu.12, 25 Ocak 1895, FO 195/1902.
[22] BA, Y.. PRK. UM., Dosya nu. 32, Gömlek nu.114, 30 Eylül 1311(12 Ekim 1895).
[23] BA, Y..PRK. BŞK((Yıldız Perâkende Evrâkı, Mabeyn Başkitâbeti), Dosya nu.43, Gömlek nu.111, 30 Eylül 1311(12 Ekim 1895).
[24] BA, Y..PRK. BŞK., Dosya nu.43, Gömlek nu.111, 30 Eylül 1311(12 Ekim 1895).
[25] BA, İrâde, Askerî, 16(18 R. 1313), 18 Rebî’ü’l-âhir 1313/26 Eylül 1311(8 Ekim 1895).
[26] BA, İrâde, Askerî, 20(21 Ra. 1314), nu.28, s.10(3 Cemâziye’l-âhir 1313/8 Teşrîn-i sânî 1311). İleride görüleceği üzere Manok Tatosyan, Trabzon Ermeni olaylarının ateşleyicisi kabul edilen Agob Şvarş’ın savunmasında, ihtilal cemiyeti reisi veya üyesi olarak gösterilmektedir. Bkz. BA, İrâde, Askerî, 21(23 R. 1314), s.43, 5 Teşrîn-i sânî 1311/17 Kasım 1895.
[27] Manok Tatosyan’ın evinin tavan arasında bulunan dökümanın liste ve bir çuval içerisinde bulunan kitap vesâ'’r döküman için bkz. BA, İrâde, Askerî, 20(21 Ra. 1314), 11 Teşrîn-i evvel 1311(23 Ekim 1895) ve 20 Teşrîn-i evvel 1311/1 Kasım 1895.
[28] BA, İrâde, Askerî, 20(21 Ra. 1314), nu. 10.
[29] BA, İrâde, Askerî, 20(21 Ra. 1314), nu. 23.
[30] BA, İrâde, Askerî, 20(21 Ra. 1314), nu. 16.
[31] BA, İrâde, Askerî, 20(21 Ra. 1314), nu. 15
[32] BA, İrâde, Askerî, 20(21 Ra. 1314), nu.21.
[33] BA, İrâde, Askerî, 20(21 Ra. 1314), nu. 18.
[34] BA, İrâde, Askerî, 20(21 Ra. 1314), nu. 20
[35] BA, İrâde, Askerî, 20(21 Ra. 1314), nu. 3.
[36] BA, İrâde, Askerî, 20(21 Ra. 1314), nu. 25.
[37] BA, İrâde, Askerî, 20(21 Ra. 1314), nu. 14.
[38] BA, İrâde, Askerî, 20(21 Ra. 1314), nu. 19.
[39] BA, İrâde, Askerî, 20(21 Ra. 1314), nu. 12.
[40] BA, İrâde, Askerî, 20(21 Ra. 1314), nu. 1.
[41] Her iki proğramın tam metni için bkz. Ahmet Halaçoğlu, 1895 Trabzon Olayları ve Ermenilerin Yargılanması, (basım aşamasında).
[42] 1895 Trabzon Olayları sırasında ele geçirilen Ermenilerin Divân-ı Harb’de yapılan mahkemelerinin tam metinleri için bkz. Ahmet Halaçoğlu, 1895 Trabzon Olayları ve Ermenilerin Yargılanması, (basım aşamasında).