Bilindiði gibi özellikle Ermeni sorunu konusunda çalýþan bir çok bilim adamýnýn yýllarca karþýlaþtýðý önemli sorunlar arasýnda Türkiye’de Ermenice bilen akademisyenlerin olmayýþý ve üniversitelerde Ermenice üzerine herhangi bir çalýþmanýn yapýlmýyor oluþu idi. Bu baðlamda Doç Dr. Birsen Karaca’nýn gerek Türkiye’de bir ilk olarak Ermeni Dili ve Kültürü üzerine açmýþ olduðu Yüksek Lisans programý ve gerekse kendisinin hazýrlamýþ olduðu Doðu Ermenice sözlüðün bu alandaki önemli bir açýðý kapattýðýný söylemek gerekir. Karaca’nýn söz konusu sözlüðün yaný sýra Diyaloglarla Ermenice I, Ermeni Edebiyatý Seçkisi adlý eserleri ile yine Ermeni sorunu konusunda bir çok makalesi de bulunmaktadýr. Halen Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coðrafya fakültesinde görev yapmakta olan Karaca’nýn Rus Edebiyatý üzerine de çeþitli yayýnlarý bulunmaktadýr.
Karaca’nýn Say yayýnlarýndan çýkan “Sözde Ermeni Soykýrýmý Projesi: Toplumsal Bellek ve Sinema” adlý son kitabý Ermeni sorununun Türkiye’de pek de üzerinde durulmayan bir boyutunu ele alýyor olmasý bakýmýndan önem arz etmektedir.Bireysel ve toplumsal bellekleri yeniden kurmak için algýlama mekanizmalarýna müdahale sýrasýnda kullanýlan yöntemlerin ve araçlarýn ele alýndýðý kitabýn son bölümünde ise imgenin oluþumu üzerinde durulmuþtur.
Üç bölümden oluþan kitabýn birinci bölümünde Karaca, Sözde Ermeni Soykýrýmý Projesi ve bu projenin oluþum evrelerini ele almaktadýr. Soykýrým projesinin esas itibari ile “Dört T” planý üzerine kurulduðunu belirten Karaca, bu planýn “Tanýtým, Tanýnma, Tazminat ve Toprak” taleplerini içerdiðini belirtmektedir.
“Dört T” planýna destek veren çoðu araþtýrmacýnýn uzun zamandýr bu maddeleri onaylayan somut bir belgeyle dünya kamuoyunun karþýsýna çýkamadýðýný ve olayý siyasi alana taþýmaya çalýþtýklarýný belirten Karaca, sorunu tartýþmak için gerçekleþtirilen hiçbir bilimsel ortamda Ermenilerin Türklerle bir araya gelmek istemediklerinin de altýný çizerek bu baðlamda Türkiye’nin Ermenistan’a arþiv çalýþmasý konusunda yapmýþ olduðu teklife de resmi olarak halen herhangi bir olumlu cevap vermeyen tarafýn Ermeniler olduðunu belirtmektedir.
Kitapta yazar ayrýca Ermeni Yardým Haç’ý tarafýndan basýlmýþ bir takvimin yapraklarýndaki resimlere de yer vermiþtir. Söz konusu takvimin yapraklarýndaki görüntülerde Van Kalesi, Akdamar Adasý, Nemrut Daðý, Þebin Karahisar, vb resimlerin kullanýldýðý gözlerden kaçmamakla beraber takvimin 2004 yýlý gibi yakýn bir tarihte hazýrlanmýþ olmasý da dikkat çeken bir diðer noktadýr.
Ermeni yöneticiler tarafýndan siyasetin bilimi yönlendirdiðini ve Avrupalý bilim adamlarýnýn da bu durumu desteklediklerini belirten Karaca, Ermeni Sorununun oluþumunda üç büyük evrenin etkili olduðunu, ilkinin Ermenilerin Hristyanlýðý kabulüyle baþladýðýna da deðinmektedir. Bu dönemde özellikle Ermeni Kilisesinin etkisi üzerinde duran Karaca, bu yolla Ermeni halkýnýn bir arada kalmalarýnýn saðlandýðýný belirtmektedir.
Ermeni Sorununun ikinci büyük evresinin ise Osmanlý Ýmparatorluðunun çöküþ dönemi olduðu ve bu dönemde ilk kez Ermeni sorununun uluslararasý platforma taþýndýðýnýn anlatýldýðý kitapta sorunun son evresinin ise Ýkinci Dünya Savaþý sýrasýnda Hitler Almanya’sýnda uygulanan Yahudi soykýrýmý ve bu olayýn ardýndan gerçekleþen Hukuki geliþmeler olduðunu anlatmaktadýr.
Bellek kavramýnýn irdelendiði ikinci bölümde algýlama mekanizmalarý ile bellek arasýndaki baðlantýlar üzerinde durularak belleðin aslýnda öðrenme sürecinde oluþtuðu ve geliþtiði vurgulanmaktadýr. Buradan hareketle en geliþmiþ ve uzun ömürlü belleðin insana ve devlete ait olduðunu belirten Karaca, devletlerin fiziki, siyasi, ekonomik ve nüfus yapýsý bakýmýndan kompleks bir yapýya sahip olduðunu bu yapýnýn oluþumunda ise söz konusu devletin bünyesindeki toplumlarýn etkisinden bahseder.
Kitle iletiþim araçlarýnýn toplumlarýn belleðinin oluþum, geliþim ve korunmasýndaki etkisini de ele alan Karaca, teknolojiden yararlanýlarak kitle iletiþim araçlarýnýn yalnýzca iyi niyetli bireyler tarafýndan kullanýlmadýðýný çoðu zaman söz konusu teknolojinin kötüye kullanýlabildiðini de örneklerle açýklamaktadýr. Özellikle büyük önder Atatürk’ün kendi el yazýsý ve imzasýyla Latife Haným’a gönderdiði fotoðrafýn fotomontaj tekniði kullanýlarak tahrif edilmesi ve fotoðraftaki köpek yavrularýnýn yerine karný deþilerek öldürülmüþ bir çocuk cesedinin yerleþtirilmesi bu tahrifatlar arasýnda ilk sýrada yer almaktadýr.
“Yeni Bir Algýlama Sistemi Kurulurken” baþlýklý üçüncü bölümde ise Ermeni sorununda sýk sýk baþvurulan anýlar sorgulanmaktadýr. Anýlarýn öznel olduðunu ve çoðu zaman gerçeði yansýtmadýðýný belirten Karaca, dolayýsýyla Ermeni görüþünü destekleyenlerin sorgulamayý, kýyaslamayý, doðrulanmayý gerektiren ve karþýt görüþlere yer veren bilimsel çalýþmalardan kaçýnmalarýnýn temelinde anýlarýn olduðu görüþünü savunuyor.
Yine bu bölümde incelenen konulardan biri de Atom Egoyan yönetmenliðini yaptýðý ve ana temasý eroin kaçakçýlýðý olan “Aðrý Daðý” adlý filmdir. Filmi biçim, içerik ve sanatsal yönden detaylý bir þekilde inceleyen Karaca, filmin senaristi Egoyan’ýn hayatý, filmin finansmanýný kimlerin saðladýðý, filmde kullanýlan dilleri ve filmin genel bir analizini de yaparak okuyucunun film hakkýnda her türlü bilgiyi edinmesini saðlamaktadýr.Filmden bazý pasajlara da yer verildiði kitapta ve bu pasajlarda geçen diyaloglardaki bilgilerin ne kadar gerçekten uzak olduðu yine Karaca’nýn ortaya koyduðu belgelerle anlaþýlmaktadýr.
Kitapta incelenen bir diðer film ise Henri Verneul’nin “Anne” adlý filmidir. Gerçek adý Aþot Malakyan olan Verneul, “Anne”de Türkiye’den ayrýlarak 1921 yýlýnda Fransa’ya gelen Ermeni Zakaryan ailesinin geldikleri ülkede yaþamlarýný nasýl yeniden kurduklarýný hikaye etmektedir. Söz konusu filmin ortaya çýkýþ nedeninin Sözde Ermeni Soykýrým Projesine destek toplamak ve yaratýlan imgelerle, üretilen bilgi ve düþüncelerle Türkiye’yi Türk insanýný karalamak olduðunu belirten Karaca, bu tür filmlerin Türkiye’ye karþý yürütülen psikolojik savaþa destek verdiðini de belirtmektedir.
Verneul’nin filminde izleyiciye Türklerin aleyhinde bir çok mesajlar verildiðine de deðinen Karaca bu mesajlarý þöyle sýralamaktadýr; a)Ermeniler çok eski bir halktýr. b)Talat Paþa cinayetiyle Ermenilerin intikamýný aldýðýný düþünen Sogomon Tehleryan bir Ermeni milletinin intikamýný alan bir kahramandýr. c)Ermenilerin gittikleri ülkelerde karþýlaþtýklarý sorunlarýn kaynaðý Türklerdir.
Filmde Talat Paþa cinayetiyle gündeme gelen Sogomon Tehleryan’la ilgili sahnelere de yer veren Verneul’nin sanatý terörizmin hizmetine sunmasý Karaca’nýn bu konu üzerinde daha detaylý durmasýna neden olmuþtur. Tehleryan’ýn iþlediði cinayet için mahkemeye sunduðutehcir sýrasýnda aile bireylerinin gözünün önünde öldürüldüðü gerekçesinin doðru olmadýðý, söz konusu dönemde Tehleryan’ýn Osmanlý sýnýrlarý içinde deðil Erivan’da olduðunu da yine Karaca’nýn verdiði bilgilerden öðrenmekteyiz.
Ermenice kaynaklardan hareketle Tehleryan’ýn Ermenilerin kahramanlaþtýrdýðý gibi deðil aksine terörist olduðunu ortaya koyan Karaca, Tehleryan’ýn aslýnda Ermeni terör örgütü Nemesis üyesi olduðunun da altýný çiziyor. Sonradan Ermeni terör örgütü ASALA’ya dönüþen Nemesin’in yönetmen Verneul tarafýndan desteklenmesi ise sanatýn terörizme hizmet ettiðinin bir baþka göstergesini oluþturuyor.
Yine bu bölümde filmin bazý sahnelerinde izleyiciye sunulan Ermenilerin Urartulardan geldiði bilgisinin de Ermeni tarihçiler tarafýndan kabul görmeyen bir bilgi olduðu ve dolayýsýyla filmin tarih bilgisinin de doðru olmadýðý ve buna benzer bir çok kurgu hatasýnýn olduðunu belirtiyor.
Kitapta incelenen bir diðer film olan “Sason’un Oðullarý” adlý film ise Türk kamuoyunda pekbilinmeyen bir filmdir. Filmin senaristi Sarky Mouradian, daha önce Franz Werfel’in ayný adlý romanýndan uyarladýðý “Musa Daðýnda 40 Gün” adlý filmin de yönetmenliðini yapmýþtýr. “Sason’un Oðullarý” adlý filmde yönetmen Ermeni milliyetçilik duygularýný güçlendirmeyi amaçlayarak, filmde sýk sýk muzaffer Ermeni imgesini çizdiði görülmektedir.
Yine meslektaþý Verneul gibi Ermeni teröristlerini kahramanlaþtýran Mouradian’ýn filmde Hristiyanlýk uðruna kurban edilmiþ Ermeni imgesi çizdiði görülmektedir. Kitabýn son bölümünde ise “Ermeni soykýrýmý iddialarýyla ilgili Ermeni basýnýnda 2005 yýlýnýn ilk sekiz ayý içerisinde yayýmlanmýþ olan röportajlar incelenmektedir. Özellikle Türk kamuoyuna yönelik psikolojik baský unsurlarýnýn ele alýndýðý bu bölümde, Sasun isyanlarýnýn elebaþýsý durumunda olan Andranik’in 1907 yýlýnda Taþnak Partisinin dördüncü Genel Kongresinde yapmýþ olduðu savunmaya da geniþ yer verilmiþtir. “Unutturulmak Ýstenen Geçmiþ” adlý alt bölümde ise Türklerin ve Ermenilerin ortak geçmiþlerindeki dostluk iliþiklerine vurgu yapýlmaktadýr.
Sonuç olarak son derece titiz bir çalýþmanýn sonucu hazýrlanmýþ olan bu eser, Ermeni sorunu konusunda çalýþma yapacak tüm akademisyenlerin kütüphanesinde bulundurmasý gereken bir eserdir. Ayrýca son dönemler de daha çok sorunun uluslararasý iliþkiler ve tarih boyutuyla ilgili çalýþmalar nedeniyle kitapta deðinilen birçok konunun Türk kamuoyunda gündeme gelmediði ve göz ardý edildiði de bu eserle anlaþýlmaktadýr.