Doðu Anadolu'daki Ermeniler'in ve Diðer Gayr-ý Müslimler'in Devlet Himayesine Alýnmalarý
Erdal ÝLTER* ERMENÝ ARAÞTIRMALARI, Sayý 18, Yaz 2005
Öz:Bu makalede Türklerin ilk defa hangi tarihte Doðu v Güneydoðu Anadolu’ya yerleþtiklerinden, Türkiye ve Türkmen ülkesi terimlerinin hangi dönemde kullanýlmaya baþlandýðýndan ve Doðu ve güneydoðu Anadolu’nun Osmanlý yönetimine geçiþ döneminden bahsedilmekmektedir. Oðuz Türkleri’nin Ermenilerden çok önce yani 1071 Malazgirt Meydan Muharebesi öncesi Anadolu’da olduklarý ve Ermeni iddialarýnýn böylece çürütüldüðü, ayrýca Osmanlý Ýmparatorluðu döneminde Doðu Anadolu’daki Ermenilere ve diðer Gayr-i Müslimler’e tanýnan haklar ve bu dönemde Osmanlý topraklarýnda yaþayan Gayr-i Müslimlerin Türklerle olan iyi iliþkilerine deðinilmektedir.
Anahtar Kelimeler:Osmanlý Ermenileri, Türkler, Gayr-i Müslimler, Hristiyanlar, Osmanlý Ýmparatorluðu, Yavuz Sultan Selim
Abstract:In this article, subjects like initial settling of the Turks in Eastern and Southeastern Anatolia, initial usages of the terms ‘’ and the ‘Turcoman country’, and the transition of the region to the Ottoman rule are covered. It is argued that the Oguz Turks were present in the Anatolia long before the Battle of Malazgirt in 1071, refuting the Armenian claims. Moreover, it explains the right that the Ottoman Empire granted to the Armenians and other non-Muslim populations and the good relationship between Muslims and non-Muslim Communities.
Key Words:Ottoman Armenians, Turks, Non-Muslim communities, Christians, Ottoman Empire, Yavuz Sultan Selim
1. Doðu ve Güneydoðu Anadolu’da Türkler’in Eskiliði
Bilindiði gibi, Anadolu topraklarý üzerinde en mühim rolü Türkler oynamýþlardýr. “Anadolu’nun Türkler tarafýndan fethedilmesi ve Türkiye adý ile bir vatan haline gelmesi, Avrupalýlar’a her zaman kavranamayacak, kabul edilemeyecek ve biraz da hazmedilemeyecek bir durum olarak gözükmüþtür.”[1]. Selçuklular’dan önceki devirlerde Anadolu’da Türk unsuru var mý idi? Yapýlan ilmî araþtýrmalar, Oðuzlar’dan çok önceleri esaslý Türk unsurlarý olan Kimmerler[2]’in, Sakalar (Ýskitler)[3]’ýn, Ýdil (Volga) Bulgarlarý[4]’nýn, Hunlar[5]’ýn, Sabirler[6]’in ve Hazarlar[7]’ýn Doðu Anadolu’yu iskân ettiklerini, yine Kars ve Van taraflarýnda görülen Bulgar kütleleri ile Peçenek[8] kýt’alarýnýn bu topraklara gelerek bölgeyi bir Türk yurdu haline getirdiklerini göstermektedir.
Özellikle, Ermeni iddialarýnýn aksine, Türkler Anadolu’ya 1071 tarihinden çok önce, Ýslâmiyeti kabul etmeden yerleþmeye baþlamýþlardý. Türkler’in Anadolu’yu 1071 Malazgirt Meydan Muharebesi’nden sonra kesif göçlerle gelerek yurt olarak tutmalarý hususu, Müslüman Türkler’e Selçuklular (Oðuzlar)’a münhasýrdýr. Prof. Dr. Afif Erzen’in “Eastern Anatolia and Urartians” adlý eseriyle ilgili olarak “Armenia” dergisinin 46 sayýlý (Temmuz-Aðustos) nüshasýnda çýkan “Eski Tarih Konusundaki Türk Bilimsel Araþtýrmalarý” baþlýklý eleþtiri yazýsýnda, “Çok þükür ki, tarihte Ermeniler’in, Türkler’den çok önce bu topraklar üzerinde olduklarýný biliyoruz.” (s. 30) denmektedir. Bu ifade, Ermeniler’in tarihlerini iyi bilmediklerini göstermesi bakýmýndan dikkate deðer. Burada açýklanmasý gereken mühim bir mesele de, Oðuz kelimesinin tarihte Uz, Uzi, Guz, Guzi, Guti, Gýz, Gas, Kut, Kutu, Kos, Kas þekillerinde ortaya çýkmýþ olmasýnýn gösterilmiþ olmasýdýr. Ýtalyan Türkologu Ettore Rossi, 1957’de yayýnlanan bir yazýsýnda[9], Gut, Guz, Uzi’nin Oðuz olduðunu ortaya koymuþtur. Vecihe Hatiboðlu da, Gut’un Oðuz olduðunu ifade etmektedir. Diðer taraftan, 1911 yýlýnda II. Baskýsý çýkan Encyclopedia Britannica’nýn 950. sayfasýnda, Sir Ch. William Wilson ve Sir H. C. Rawlinson, Oðuz Türkleri’nin Ermeniler’den çok önce Anadolu’da olduklarýný ifade etmektedir. Fakat asýl önemlisi, bu son ifadenin, Lozan Antlaþmasý’na esas olarak alýnmasý ve Ermenistan’ýn reddedilmesidir[10].
Böylece, Oðuzlar’ýn daha M. Ö. 3000-2000 yýllarý arasýnda Doðu ve Güneydoðu Anadolu’ya gelerek yerleþtikleri sonucu çýkmaktadýr. Bu konuda, Hâmit Zübeyir Koþay ile Afif Erzen’in eserlerinde geniþ malûmat bulunmaktadýr[11].
2. “Türkiye” ve “Türkmen Ülkesi” Adýnýn Doðuþu
Oðuzlar’ýn Ýslâmiyeti kabul etmeleri çok mühim iki sonuç doðurmuþtur. Bunlardan birisi Oðuzlar’ýn batýya doðru akmalarý, ikincisi ise Ýslâm’ýn yükünü bin sene omuzlarýnda taþýmalarýdýr. Selçuklular Tuðrul Bey’in müsaadesiyle, kardeþi Çaðrý (Çakýr) Bey idaresinde, 1018 yýlýnda, Anadolu kapýlarýna, Azerbaycan’a geldiklerinde orada, kendilerinden önce gelmiþ bazý Türkmen gruplarýna rastlamýþlar, onlarla birlikte Anadolu hudutlarýný aþarak Van gölü havzasýna girmiþlerdi[12]. X. Yüzyýlda müdafaaya geçmiþ ve iç buhranlarla sarsýlmýþ bulunan Ýslâm dünyasý, Selçuklular sayesinde yeni bir kuvvet kazanarak taze bir iman ve kan ile güçlenerek taarruza geçmiþ, Ýslâmýn ezelî düþmaný ve rakibi olan Bizans ile hesaplaþma zamaný da gelmiþti. Ýþte Anadolu’nun fethi bu zaruretler ile ve ilk Büyük Selçuklu Sultanlarý Tuðrul Bey, Alp Arslan ve Melikþah’ýn takip ettikleri devlet siyaseti ile Ýslâm halifelerinden kendilerine miras kalan Anadolu’nun fethi gibi an’anevî bir Ýslâm siyasetinin tecellisi olarak gerçekleþecekti[13]. Böylece, Ön Asya’da baþlayan Selçuklu akýnlarý ve Türk göçleri Doðu Anadolu’da ayrý bir önem kazanmýþ, buralarý, Ýslâmlar tarafýndan “Müslüman Türk” anlamýnda Türkmen denilen Oðuzlar’la dolmuþtu[14]. Ýþte bu sebeple, XII. yüzyýl ortalarýndan itibaren Hýristiyan müellifler Selçuklu Anadolusu’na “Türkiye” adýný vermiþlerdi[15]. Bu da, 1071 tarihinden sonra Anadolu’nun Türkler’le meskûn hale gelmiþ olduðunu göstermektedir.
Anadolu topraklarý hakkýnda “Türkiye” adý ilk defa 1190 tarihli Barbarossa Haçlý Seferi Vekayi-nâmesi’nde görülür. XIII. yüzyýlda “Türkiye” adý batýlý müellifler arasýnda artýk yaygýn bir þekilde kullanýlmakta idi. Bunun en açýk misâline, XIII. yüzyýlda Ýstanbul Lâtin Ýmparatorluðu tarihini yazan IV. Haçlý Seferi kumandanlarýndan Geoffroi de Ville-Hardouin’in “Conquête de Constantinople” adýndaki eserinde rastlýyoruz. Ville-Hardouin þöyle söylüyor: “Boðaziçinin öte yakasýnda Türkiye istikametindeki araziye hâkim olan (Teodor Laskaris) o sýrada Ýmparator (Hanri) ile mütareke halindeydi.”[16]
“Türkiye” adý kaynaklarda Turkia, Turchia ve Turkomania olarak geçmektedir[17]. Doðu Anadolu’ya “Turkomania = Türkmen Ülkesi” denilmesine ise, Ýtalyalý seyyâh Marco Polo’dan itibaren (1271) baþlanýlmýþtýr. O, Küçük Ermenistan[18]’dan sonra “Turkomania”ya girdiðini ifade etmektedir[19]. Arap seyyâhý Ýbn Batûta gibi Ýspanyol seyyâhý Klaviyo da Doðu Anadolu’yu “Türkmenler’in Ülkesi” olarak tarif etmektedir. Ýslâm müelliflerinin de XV. yüzyýldan itibaren Doðu Anadolu’yu “Türkmâniyye” olarak adlandýrdýklarý bilinmektedir[20]. Meselâ, Timur’un tarihçisi Þerefeddin Yezdî, Anadolu’yu “Türkmen Ülkesi” olarak vasýflandýrýr[21]. Dede Korkut Oðuznâmeleri’nde de Doðu Anadolu “Oðuz-Eli/Elleri” adýyla geçmektedir[22]. XV. yüzyýlda Anadolu’dan geçen Fransýz seyyâhý Bertrandon de la Brocquière’nin burasýný “Turquemanie/Türkmen Ülkesi”[23] diye tarif etmesi gibi, Osmanlý Padiþahý Kanunî Sultan Süleyman ile birlikte Doðu Anadolu’ya gelen ve divânda bulunan Nasûh-i Matrakî de “Beyân-ý Menâzil-i Sefer-i Irakeyn-i Sultan Süleymân” adlý yazma eserinde (y. 4 b), bölgenin bir Türkmen yurdu olduðuna iþaret etmekte idi.
“Turkomania” adý sonraki yüzyýllarda Avrupa ilim eserlerine, özellikle coðrafya kitaplarýna da geçmiþ ve böylece Doðu Anadolu, Avrupalýlar için “Türkmen Ülkesi” addedilmiþtir. XVIII. yüzyýl Avrupa coðrafya kitaplarýnda Doðu Anadolu’dan, Turkomania/Türkmen Ülkesi adýyla bahsedilmekte ve ayný yüzyýlda basýlan bir coðrafya sözlüðünde Anadolu beþ kýsma ayrýlmaktadýr: Natoloe (Anadolu), Sourie (Suriye), Turcomanie (Türkmen Ülkesi), Diarbeck (Diyarbakýr), Géorgie (Gürcistan)[24]. Yine ayný yüzyýla ait baþka bir eserde de Erzurum ve Van bölgesi “Turkomania/Türkmen Ülkesi” olarak gösterilmektedir[25].
3. Doðu ve Güneydoðu Anadolu’nun Osmanlý Yönetimine Geçmesi (XVI. Yüzyýl)
XVI. yüzyýlda Osmanlýlar, cihanþumûl dünya imparatorluðu kurma yolunda mühim ilerlemeler kaydederek topraklarýný geniþletmiþler, idareleri altýna aldýklarý toplumlara da çaðýn çok ilerisinde denilebilecek bir yönetim tarzý uygulamýþlardýr. Bu cümleden olarak, Osmanlý Devleti ayný çaðda Doðu ve Güneydoðu Anadolu topraklarýný da fethederek, buradaki mahallî aþiretler ile Hýristiyan unsurlara âdil yönetimini götürmüþtür. Doðu ve Güneydoðu Anadolu bölgelerinin önemli bir kýsmýnýn imparatorluk yönetimine geçmesi, Yavuz Sultan Selim (1512-1520)’in Ýran Þahý Ýsmail’e karþý kazandýðý 23 Aðustos 1514 Çaldýran Zaferi’nden sonra gerçekleþecektir.
Fevkalâde þartlar içinde tahta çýkan Sultan Selim, imparatorluðu demir pençe ile tutmuþ bir otokrattý[26]. Bütün gücünü doðu iþleri üzerinde toplamak için Avrupa’daki komþularý ile bilhassa Macaristan ile uzayýp giden barýþ müzakerelerine giriþti. Osmanlýlar, Doðu ve Güneydoðu Anadolu topraklarýnýn kendilerine baðlanmasýný, imparatorluðun güvenliði, Ýran’ýn batý ve kuzey kesimlerinin baský altýnda tutulmasý ve müteakip Ýran seferlerinin güçlüklerini ortadan kaldýrmasý bakýmýndan lüzumlu görüyorlardý. Çaldýran Zaferi’nden sonra Tebriz’in 6 Eylül 1514 tarihinde fethi ile sona eren Ýran seferini müteakip Sultan Selim, Doðu Anadolu’nun nüfuzlarý güçlü mahallî beylerine, beyliklerine ait olan topraklar üzerindeki haklarýný tanýyan beratlar göndermiþti. Bu topraklar onlara ocaklýk ve yurtluk olarak verilmiþti. Baþka bir ifadeyle, Yavuz Selim, Doðu Anadolu’da bulunan mahallî beylere karþý düþmanca tavýr takýnan Þah Ýsmail’in yanlýþ siyasetinden faydalanmasýný bilmiþti.
Doðu Anadolu’nun arazi durumu ile halkýnýn durumunu dikkate alan Osmanlýlar, ilk idarî taksimatý yaptýlar. 1515’de teþkil edilen Diyarbakýr eyaletinin on iki sancaðý bulunmakta idi[27]. Bunlar merkez Diyarbakýr, Mardin, Sincar, Birecik, Urfa, Siverek, Çermik, Ergani, Harput, Arapgir, Kiðý ve Çemiþkezek.
1518’de teþekkül eden Erzincan vilâyetinde ise, merkez Erzincan, Kemah, Tercan ve Bayburt sancaklarý bulunuyordu[28].
Doðu Anadolu’nun büyük bir bölümünün fethiyle, Osmanlýlar Tebriz-Halep ve Tebriz-Bursa ipek yolunun kontrolünü de ele geçirmiþ oluyorlardý[29]. Diyarbakýr gibi büyük bir ticaret merkezinin fethiyle, Osmanlý hazinesine büyük bir gelir kaynaðý saðlanmýþ idi. Böylece, Yýldýrým Bayezit (1389-1402) ve Fatih Sultan Mehmed (1444-1446, 1451-1481)’in kurmaya çalýþtýklarý “Anadolu’nun Osmanlý idaresinde birleþmesi” yani Anadolu’da Türk birliðinin kurulmasý iþi, Yavuz Selim’in bu Doðu seferi ile tahakkuk etmiþ oluyordu. Bilâhare Kanunî Sultan Süleyman (1520-1566) zamanýnda Erzurum’un doðu taraflarý ve Kars çevresinin fethiyle bu birlik iyice tamamlanacaktýr.
6 Ekim 1535 tarihinde kurulan Erzurum eyâletinin 1538/1539 tarihlerindeki eyâlet defterine göre sancaklarý arasýnda, Pasinler, Livana, Trabzon, Þarkî Karahisar, Ýspir, Erzurum, Kiðý sancaklarý yer alýyordu[30].
Kanunî zamanýnda Van gölü havzasý Osmanlý-Ýran nüfuz çatýþmalarýnýn mühim bir odak noktasý idi. 1534 ve 1548 yýllarýnda iki defa fethedilen Van kalesi Osmanlý Devleti’ne dahil oldu. 1534’de Veziriâzam Ýbrahim Paþa’nýn aldýðý Van’da bir eyâlet teþkil edilmiþti. Eyâlet olarak idarî düzenlemesi yapýlan Van Eyâleti’nin 1556 yýlýnda, Van, Adilcevaz, Bitlis, Þirevî, Hizan, Espayýrt, Müküs, Gevaþ, Hakkâri, Alpak, Uþunu, Salmas, Dünbüllü, Aðakýs sancaklarýný ihtiva ettiði bilinmektedir[31].
4. Osmanlý Devleti’nin Doðu Eyâletlerinde Uyguladýðý Özel Yönetim ve Nüfus
Osmanlý Devleti, Doðu ve Güneydoðu Anadolu bölgelerinde ayrý bir yönetim tarzý uygulamýþtýr. Osmanlýlar’ýn Doðu ve Güneydoðu Anadolu’daki mahallî beylikler ile ittifak politikalarýnýn temeli, yukarýda bahsedildiði gibi Yavuz Sultan Selim döneminde atýlmýþtýr. Osmanlýlar kendi idare tarzlarýný buradaki þartlara uydurdular. Normal sancak teþkilâtý kurmakla beraber mahallî beyler ve aþiretler özel bir idareye tâbi tutuldular. Yavuz Selim, Çaldýran Zaferi’nden sonra Ýdris-i Bitlisî’yi gönderip sýnýr üzerinde bulunan mahallî emirleri Osmanlý Devleti’ne baðlatmýþ olduðundan, bu emirlerin oturduklarý yerler, kendilerine yurtluk ve ocaklýk adýyla verilmiþtir. Böylece Ýdris-i Bitlisî, mahallî Doðu Anadolu beyliklerinin Osmanlýlar ile birlikte, Ýranlýlar’a karþý savaþmalarýný saðlamýþtýr. Bölgedeki mahallî beylerin büyük bölümünün Sünnî olmasý da bu birleþmeyi saðlayan etkenler arasýnda sayýlabilir.
Yurtluk ve ocaklýk olan topraklarýn öþrü ve örfî gelirleri ve yönetimi bu araziyi tasarruf edenlere ait ve hizmetleri de, sýnýrlarý korumak ve oralara ordu yollandýðýnda baþkomutanýn emrinde bulunmak maddesinden ibaret olup, hal vukuunda (ölüm, azil vb. nedenleri ile sahibinin bu topraktan ayrýlmasý hali) dirlikleri oðullarýna, çocuksuz ise onun soyundan uygun birine verilmek konusu da anlaþma þartlarýndan idi. Bu statüye giren aþiret beyleri, Diyarbakýr valisinin emri altýnda muayyen miktarda bir asker ile seferlere iþtirak mecburiyetinde idiler[32].
Osmanlý Devleti’nin Doðu Anadolu eyâletlerindeki özel imtiyazlý yönetim kurmalarýnýn sebebini Kanunî Sultan Süleyman’ýn þu Hükm-i Þerif’inden anlamak mümkün olmaktadýr[33]: “-Kanunî Sultan Süleyman-Babasý Yavuz Sultan Selim zamanýnda Kýzýlbaþlara karþý cephe alarak müsbet ve hayýrlý hizmetlerde bulunan ve þimdi de devlete doðrulukla hizmetler ifa eden, bilhassa (Serasker-i Sultan Ýbrahim Paþa’nýn) bu defaki Ýran seferine katýlarak Kýzýlbaþlar’ýn yenilmesinde yararlýklar gösteren mahallî beylere, gerek devlete karþý gösterdikleri öz kulluk ve dilâverlikleri karþýlýðý olarak ve gerek kendilerinin vaki müracaat ve istirhamlarý göz önünü alýnarak, her birinin öteden beri ellerinde ve tasarruflarýnda bulunan eyâlet ve kaleler geçmiþ zamandan beri yurtlarý ve ocaklarý olduðu gibi ayrý ayrý beratlarla ihsan edilen yerleri ve kendilerine verilip mutasarrýf olduklarý eyâletleri, kaleleri, þehirleri, köyleri ve mezralarý bütün mahsulleriyle, oðuldan oðula intikal etmek þartýyla kendilerine temlik ve ihsan edilmiþtir...Devletime sadýk kaldýklarý müddetçe ferman-ý þerifime riayet etmelidirler…Þeriat ve kanun dairesinden ayrýlmayýp emirlerindeki Reaya’ya (Müslüman ve Hýristiyan halka) zulüm ve her türlü fenalýklardan kesinlikle sakýnmalýdýrlar.”
Bu belgede geçen ifadeler, Osmanlý Devleti’nin Doðu Anadolu politikasýný göstermesi bakýmýndan önemlidir.
Osmanlýlar, Doðu Anadolu’daki yerleþik çiftçi halk üzerinde önce Akkoyunlu hükümdarý Uzun Hasan zamanýndaki tedvin edilmiþ olan yerli vergi kanunlarýný da ibka ettiler. Fakat 1517-1540 yýllarý arasýnda bölgede halk, ödenmesi daha kolay ve basit olan Osmanlý vergi sisteminin, kanun-i Osmanî’nin tatbikini istediler. Devlet halkýn bu arzusunu yerine getirmiþtir[34].
XVI. yüzyýldan kalan Tapu-Tahrir Defterleri’nden faydalanarak Anadolu’nun etnik gruplarýnýn gerçek nüfuslarýný kesin rakamlarla tâyin etmenin zor olduðunu kabul etmek gerekmektedir. Bununla beraber, Doðu ve Güneydoðu Anadolu’ya ait bazý XVI. yüzyýl Tapu-Tahrir Defteri’nin incelenmesinden, bölgenin nüfus bakýmýndan, hâkim çoðunluðunun Türk olduðu anlaþýlmýþtýr[35]. Bahaeddin Yediyýldýz da, “Azýnlýk Meselesi Açýsýndan Tahrir Defterleri Nasýl Deðerlendirilmelidir?” baþlýklý yazýsýnda Tahrir Defterleri’nin Osmanlý Ýmparatorluðu’nda yaþayan Hýristiyanlar’ýn durumlarýný açýklýða kavuþturmasý bakýmýndan son derece önemli olduðuna dikkati çekmekte, Doðu ve Güneydoðu Anadolu bölgelerinde hak iddia eden veya onlarýn haklýlýðýna inanan yabancýlarýn iddialarýný çürütecek tarihî delilleri ihtiva ettiðini ifade etmektedir. Onun, Tapu Kadastro Genel Müdürlüðü Kuyûd-i Kadîme Arþivi’nde 155 No’da kayýtlý “Defter-i Mufassal-ý Diyarbekir nâm-ý diðer Amid” adlý defterde yaptýðý incelemede, bölgenin Türklüðü açýsýndan önemli neticeler ortaya çýkmaktadýr. Bunlarý þu þekilde sýralayabiliriz[36]:
a.Batý Amid’de Türk-Ýslâm kültürü hâkimdir. Yer isimlerinin % 80’i Türkçe’dir,
b.Bölgedeki topraklarýn mülkiyet açýsýndan sahibi devlettir (mîrî arazi),
d.Bazý Hýristiyan köylerinden ispençe alýnmamaktadýr[37]. Bu köylerde Haçik’in ya-nýnda Tanrývermiþ, Vartan’ýn yanýnda Murad gibi adlarýn geçmesi bu köylerde yaþayanlarýn Hýristiyan Türkler olduðunu akla getirmektedir,
e.Vergilerin % 97’sini Müslüman-Türkler’in, sâdece % 3’ünü ise gayr-i Müslimler’in ödedikleri ortaya çýkmaktadýr. Bu durum bölgede hem Türk-Ýslâm kültürünün köklülüðünü ve yaygýnlýðýný, hem de Hýristiyanlar’dan az vergi alýndýðýný göstermektedir,
f.Nihayet, anýlan Tahrir Defteri’nin Nâhiye-i Garbî-i Amid ile ilgili olan ve deðerlendirilen bölümünden çýkan veriler, bölgede Türk kültürünün tarihî temellerini meydana getirmektedir.
1560’da Malatya þehrinin nüfusu yaklaþýk olarak 8.700’den fazla idi ve bunun ancak 1.300 kadarýný gayr-i Müslim Ermeniler teþkil ediyordu[38]. 1518 tarihindeki bir tahrire göre, Diyarbakýr’ýn nüfusunun 12.000’i aþtýðý, bunun % 52.8’ini Müslüman halkýn teþkil ettiði, geriye kalanýnýn ise Erâmine (Ermeni) ve Yahudiyân olarak belirtilen gayr-i Müslim halk olduðu anlaþýlmýþtýr[39]. Harput Sancaðýnda 1566’da 57.404 Müslüman, 44.214 gayr-i Müslim bulunuyordu[40]. Gaziantep (Ayýntab)’de 1536’da 1802 Ýslâm hanesi, 28 Ermeni hanesi olmak üzere 1830 hane bulunmaktadýr[41]. 1592’de Erzurum’da 295 Müslüman ve 249 Hýristiyan vergi nüfusu bulunuyordu. Burada, o tarihte Müslümanlar’dan büyük bir kýsmýnýn vergiden muaf olduðu dikkate alýnmalýdýr[42].
Böylece, XVI. yüzyýlda Doðu ve Güneydoðu Anadolu’daki belli baþlý þehirlerde Türk (Müslüman) nüfusuna göre, Hýristiyan nüfus oranýnýn çok düþük olduðu görülmektedir.
5. Doðu Anadolu’daki Ermeniler’e ve Diðer Gayr-i Müslimler’e Tanýnan Haklar
Osmanlý Ýmparatorluðu’nda, bütün imparatorluða þâmil bir tek kanunnâmenin bulunmadýðý bilinmektedir. Çünkü imparatorluktaki kanunlar bölgelere ve zümrelere göre deðiþmekte idi. Hemen hemen her vilâyet, hatta birçok sancak için ayrý ayrý kanunlar yapýlmýþtý. Bu sebeple devlet, muayyen bir konuya ait nizamlarýn tespiti ve uygulanmasýnýn emrini, bir padiþah hükmü þeklinde ve kanunnâme adý altýnda formüllendirmekte idi[43]. Kanunnâmeler, bir iþe ait kanun ve nizamlarý bildirmek ve bunlarýn uygulanmasýný saðlamak üzere verilmektedir. Mahallî âmir ve hâkim, yani sancak beyi, subaþý ve kadý, bu kanun ve nizamlarýn uygulanmasýna yardým etmekle görevlendirilmiþlerdi.
Osmanlý Eyâlet Kanunnâmeleri, o bölge halkýnýn örfî (âdet) ve þer’î (dinî) hukuk kurallarýnýn göz önüne alýnmasý sonucu ortaya çýkan mahallî kanunlarý kapsamaktadýr. Ancak XVI. yüzyýla ait kanunlardaki örf, dinî hukuk dýþýnda Sultan’ýn iradesinden doðmuþ kanunlarý ifade etmektedir[44]. Aslýnda örf-i Sultanî ile örf-ü âdet arasýnda münasebet bulunmaktadýr. Þöyle ki; Osmanlý padiþahlarý vilâyet tahriri sýrasýnda muayyen bir bölgedeki örf-ü âdeti tespit ettirirler, sonra bunu tâdilen veya aynen tasdik ederek, kanunlaþtýrýrlardý. Bu kanunlar birer kanunnâme halinde Mufassal Tahrir Defterleri’nin baþýna konur, neþir ve ilân edilirdi. Bu örfî kanunnâmelerin uygulanmasý kadýlara býrakýlmýþtýr[45].
XVI. yüzyýlda Müslüman-Hýristiyan bütün Osmanlý reayasý, vergilerin hemen her çeþidini birbirine eþit þekilde ve resim-vergi adý altýnda ödüyorlardý. Osmanlý vergi sistemi, Kanunî Süleyman devrinde Doðu Anadolu’ya da yayýldý. Müslüman olmayan reayadan alýnan ispençe resmi, çift resmi’nin karþýlýðý idi[46]. Doðu ve Güneydoðu illerinde Hýristiyanlarýn (Ermeniler, Süryaniler vb.) vermeleri gereken haraç ve cizye vergilerini toplama iþi, devletin tâyin ettiði memurlar vasýtasýyla gerçekleþtirilmekte idi. Böylece bu tür uygulama ile mahallî mültezim ve emîrlerin Hýristiyanlardan tahsilinde baský unsuru olmalarýný önlemek için, Hýristiyan reaya devlet güvencesi altýna alýnmýþ oluyordu. Ayrýca reayayý bir bütün olarak koruyan Osmanlý sultanlarýnýn taþra yöneticilerine gönderdikleri adaletnâmelerde de, yöneticilerin halka iyi davranmalarý ve haksýz vergilerle ezmemeleri öneriliyordu[47]. Meselâ, tarihsiz Divrik Livasý Kanunnâmesinde, “Ve sancak beyleri ve sipahiler raiyetlerin birkaç gün ot biçmeðe deyu alup gidüb iþlerin battal iderlermiþ. Bid’at olduðu sebepten ref olundý akçalar ile rençber dutup biçdüreler raiyeti incitmeyeler…”[48] denilmektedir.
Hýristiyanlarý Türk hâkimiyetini benimsemeye sevkeden âmillerin baþýnda, ilgili sosyal ortamlar, kültür seviyeleri, maddî menfaatler gelmektedir. Anadolu Hýristiyanlarýnýn Selçuklular zamanýnda benimsemiþ olduklarý davranýþ çizgisi, Osmanlý fethiyle karþýlaþanlara da örnek teþkil etmiþtir[49]. Selçuklu ve Osmanlý dönemlerinde, Ýslâm hukukunun genel mahiyetteki prensipleri, aþaðý yukarý aynen uygulanmýþtýr. Tanzimata kadar Ermeni, Rum, Yahudi ve diðer gayr-i Müslim zümreler, Ýslâm hukukunun kendilerine tanýdýðý haklardan yararlanmýþlar, bir kýsým hukukî meselelerini kendi cemaat mahkemeleri aracýlýðý ile halletmiþler, devlete karþý olan vecibelerini de yerine getirmiþlerdir. Gayr-i Müslimlere, kamu düzenini ilgilendiren konularda Ýslâm hukuk kurallarý uygulanmýþ, aile, miras ve bir kýsým ticaret hukuku konularýnda ise, onlara kendi inançlarýndan kaynaklanan özel hukuk kurallarý tanýnmýþtýr[50]. Osmanlý idaresinde bütün gayr-i Müslimler gibi Ermeniler de zýmmî olarak kabul edilirler. Yani devletin zimmetinde, koruyuculuðu altýndadýrlar. Bunun karþýlýðýnda cizye denilen bir vergiyi vermeyi kabullenmiþlerdir.
Yukarýda belirtilen Doðu ve Güneydoðu Anadolu eyaletlerinde Müslümanlarýn yanýnda Hýristiyanlarýn devlet güvencesi altýna alýnmalarý, onlar için de himayeci bir devlet politikasýnýn tespit edilmesi ve yürürlüðe konulmasý, cihanþümul imparatorluk yolunda yürüyen Osmanlý Devleti’nin sosyal yapýsýný pekiþtirmek açýsýndan son derece önemli telakki edilmelidir. Ýmparatorluk bünyesinde Ermeniler ile ilgili önemli bir durum Yavuz Selim zamanýnda ortaya çýkmýþtýr. Yavuz Selim, Kudüs’de kendisini karþýlayan Ermeni Patriði III. Serkis’e 9 Kasým 1517 tarihinde verdiði bir ferman ile Ermenilere tanýdýðý hak ve imtiyazlarý belirtiyordu. Anýlan fermanýn son kýsmýnda Ermenilerin ekonomik, sosyal, dinî ve diðer bütün haklarý anlatýlmakta ve ferman þu cümlelerle bitirilmektedir[51]: “(Ermenilere) Devletin yönetim görevlilerinden ve baþkalarýndan hiç kimse karýþmayacak ve rahatsýz etmeyecektir. Bu günden sonra, ayrýntýlarýyla anlatýldýðý üzere verilen ferman (niþân-ý hümâyûn) gereðince hareket edilip, baþka toplumlardan hiç kimseyi karýþtýrmayýp, bu konuda çocuklarýmdan, vezir-i azamlardan…ve diðer kapým kullarýndan ve baþkalarýndan, özet olarak, küçük ve büyükten, yaratýlmýþ hiçbir fertden, ne olursa olsun, her ne suretle olursa olsun, her ne sebeple olursa olsun, karýþmayacak, rahatsýz etmeyecek, deðiþtirmeyecek ve bozmayacaktýr. Her kim karýþýr, rahatsýz eder, deðiþtirir ve bozarsa, hükümdarlarýn yardýmcýsý olan Allah’ýn katýnda suçlular takýmýndan sayýlsýnlar. (Ermeniler) söylediklerimizi onaylanmýþ bilip, þerefli tuðrama güvensinler.”
Yavuz Selim’in Mýsýr Seferi esnasýnda böyle bir fermaný Ermeni Patriðine vermesinin nedeni; henüz fethedilmiþ bir kýsým Doðu ve Güneydoðu Anadolu topraklarýnda yaþayan Hýristiyanlarý zabt ü rabt altýnda tutmak istemesi veya Memlûklara karþý Ermenilerin Osmanlýlarý desteklemeleri[52] açýsýndan düþünülebilirse de, bu fikirleri tevsik edecek belgeler bulunamamýþtýr. Osmanlýlarýn çok güçlü olduklarý bu dönemde, ihtimaller ile hareket etmeyecekleri açýktýr. Bu sebeple, Yavuz Selim’in, imparatorluk topraklarýndaki Müslüman olmayan toplumlara, özellikle Ermenilere gösterdiði bu yakýnlýk, vicdan hürriyetine deðer vermek istemesi, harikülâde bir insanlýk örneði sayýlmalýdýr.
Yavuz’dan sonra gelen padiþahlar da, Ermeniler’e karþý ayný anlayýþ içinde bulunacaklar ve ayný nitelikte fermanlar vereceklerdir[53].
Osmanlý müsamahasý, idaresi altýnda bulunan gayr-i Müslim din adamlarýný bütün vergilerden muaf tuttuðu gibi[54], Ermenilerin de aðýr vergilerini hafifletme cihetine gitmiþtir. Nitekim bu husus 1518 tarihli Ergani Livâsý Kanunnâmesinde þöyle belirtilmektedir (madde 18): “Ve þehir Erâminesinden (Ermenilerden) dahi bað haracý diyü on iki bin karaca akçe maktu’ alurlar imiþ, ammâ ol vakt ma’muriyeti artuk (fazla) imiþ þimdiki halde andan dahi eksük olmaðýn dokuz bin akçe kaydoldý ki üç bin Osmanî akçesi olur.”[55]
1530’da Malatya þehrinde bulunan bir Ermeni kilisesinin vakýflarý ile ilgili bir kayýt, bu tarihlerde Osmanlý-Türk adaletini göstermesi bakýmýndan önemlidir. Kiliseye ait iki arazi ile bir deðirmen yine þehir civarýndaki Ali Baba zâviyesine vakýf kaydolunmuþ, fakat belgeleri gösterilip tanýklar da dinlendikten sonra, bunlar tekrar kiliseye baðlanmýþtýr[56].
Veziriâzam Ýbrahim Paþa, 4 Temmuz 1534 tarihinde yeni fetihler üzerine Kanunî Süleyman’a gönderdiði arzda, Ermeniler ve diðer gayr-i Müslimler için “…düþman ellerinde olan Kýlâ’dan Adilcevaz, hücumla korucularý kaçýrýlarak ve kadîmden Ehl-i Sünnet ve Cemâ’ât’tan olan Ahâlî-i Müslimîn ile Re’âyâ-i Nasârâ’sý Atabe-i Ulyâ’ya þeref-i itâ’at ü inkýyâd eyleyüb; Kal’a miftâhý kulunuza gelüb vâsýl oldu.” ifadelerini yazarak[57], onlarýn Osmanlý devletine güçlük çýkarmadýklarýný ve baðlý kaldýklarýný açýklamaktadýr.
1540 tarihli Erzurum Kanunnâmesi, gayr-i Müslimleri âdil devlet himâyesi altýna almaktadýr. Meselâ, kadýlarýn bunlardan “nikâh akçesi ve resm-i kýsmet” diye bir çeþit vergi almalarýný kesinlikle yasaklamaktadýr[58]. Gayr-i Müslimler, haraç ile beraber, “resm-i çift ve resm-i dönüm” yerine yýlda her mükellef baþýna 25 akçe ispenç (ispençe) vergisi öderlerdi. Erzurum havâlisinde 6 þap madeninde çalýþan ve þaphâne köyleri denilen 23 Hýristiyan köyü bütün vergilerden muaf tutulmuþtur. XVI. yüzyýl Erzurum eyalet kanunlarý bize o eyalette Müslüman ve Hýristiyan halkýn menfaatlarýný dikkatle göz önünde tutan adil bir rejimin varlýðýný ispat etmektedir[59].
1578’de Gürcistan seferine tâyin edilen Serdar Lala Mustafa Paþa’ya, daha Üsküdar’da iken 28 Nisan 1578 günü Padiþah’tan gelen ve savaþýn çýkmasý sebebiyle düþman ülkesinde nasýl davranýlacaðýný bildiren fermanda Müslümanlara ve Hýristiyanlara uygulanacak muameleden de bahsedilmektedir. Bu hususta; “…Ammâ, mümkin oldukça, içlerinde ehl-i sünnet ve cemâ’at olanlar sýyânet ü himâyet olunup, mallarýna ve canlarýna zarar ve ziyan eriþdürmemeðe sa’y ü ihtimâm eyliyesin. Ve re’âyâdan harâc-güzâr Ermeni Tâifesi’nin dahi, mallarýna ve cânlarýna zarar ü gezend eriþdürmiyesin.”[60] ifadeleri geçmektedir.
Yukarýda verilen belgeler ile misâllerden, XVI. yüzyýlda, Osmanlý Devleti’nin Ýslâmýn prensiplerine uygun olarak, Doðu ve Güneydoðu Anadolu’da yaþayan gayr-i Müslimlere (özellikle) Ermenilere sadece din hürriyetini vermekle kalmadýðý, ayný zamanda onlarýn iktisadî bakýmdan da refah içinde bulunmalarýný saðlamaya çalýþtýðý anlaþýlmaktadýr. Böylece batýlýlarýn “Osmanlý düzeninde gayr-i Müslimlere karþý önyargýlý olunduðu” iddiasýnýn da doðru olmadýðý görülmektedir. Nitekim, Fransýz tarihçisi H. Hauser, XVI. yüzyýlda Osmanlý Ýmparatorluðu’ndaki Hýristiyanlarýn, Avrupa’daki dindaþlarýndan daha bedbaht olmadýklarýný söylemekte[61], F. Downey de “Birçok Hýristiyan, adaleti aðýr ve kararsýz olan Hýristiyan ülkelerindeki yurtlarýný býrakarak, Osmanlý Ýmparatorluðu’na gelip yerleþiyorlardý.”[62] demektedir.
Þüphesiz, âdil Türk yönetiminden memnun olan Ermeni ve diðer Osmanlý Hýristiyanlarý da imparatorluk içindeki rahat ve emniyetli yerlerinden memnun olacaklar ve emperyalist devletlerin, kendilerini efendilerine karþý kýþkýrttýklarý XIX. yüzyýl ikinci yarýsýna kadar refah içinde yaþayacaklardý.
[1] Claude Cahen, Pre-Ottoman Turkey, New York 1968; Türkçe trc., Yýldýz Moran, Osmanlýlar’dan Önce Anadolu’da Türkler, Ýstanbul 1979, s. 79. Sorbonne Üniversitesi Ýslâm Tarihi Profesörü olan Cl. Cahen, Anadolu Türk-Ýslâm Tarihi için önemli sayýlabilecek bu eserinde, o çaðýn tarihinin ve sosyal þartlarýnýn yeni sentezini ortaya koymakla birlikte yer yer tezata düþmekten de kurtulamamýþtýr. Bu sebeple, onun eseri geniþ açýklamalara muhtaç görünmektedir. Anadolu Selçuklu Çaðý’nýn çeþitli meseleleri ve Anadolu’nun Türkleþmesi hakkýnda þu mühim eserlere ve makalelere bakýlmalýdýr: M. Fuad Köprülü, Les Origines de l’Empire Ottoman, Paris 1925; A. Zeki Velidî Togan, Umumî Türk Tarihine Giriþ, I. Cilt, II. Baský, Ýstanbul 1970; Osman Turan, Selçuklular Zamanýnda Türkiye, Ýstanbul 1971; Faruk Sümer, “Anadolu’ya yalnýz göçebe Türkler mi geldi?,” Belleten, XXIV, s. 567-594; Faruk Sümer, Oðuzlar (Türkmenler), Tarihleri-Boy Teþkilâtý-Destanlarý, Ankara 1967; Ali Sevim-Yaþar Yücel, Türkiye Tarihi: Fetihten Osmanlýlara Kadar (1018-1300), I, Ankara 1990; Halil Ýnalcýk, “The Yürüks: Their Origins, Expansion and Economic Role,” Bkz., Halil Ýnalcýk, The Middle East and the Balkans under the Otoman Empire: Essays on Economy and Society, Indiana University Turkish Studies, Bloomington 1993, s. 97-136; Halil Ýnalcýk, “Osmanlý Devleti’nin Kuruluþu Problemi,” Bkz., Halil Ýnalcýk, Doðu Batý: Makaleler I, Ankara 2005, s. 113-128.
[2] Kimmerler’in Proto-Türk olduklarý hakkýnda M. Taner Tarhan’ýn þu mühim tebliðine bkz., “Eskiçaðda Kimmerler Problemi,” VIII. Türk Tarih Kongresi, I. Cilt, Ankara 1979, s. 355-369.
[3] Bugün, Sakalar’ýn bir takým meselelere ve karþý tezlere raðmen, menþeleri Orta Asya’ya baðlanmýþ ve Türk asýllý olduklarý katiyyetle ortaya konulmuþtur. Meselâ bkz., A. Zeki Velidî Togan, a.g.e., s. 33-36, 405-409; Mihail Guboðlu, “Romen Ulusunun Eski Türk Kavimleri ile Ýliþkileri Hakkýnda,” VIII. Türk Tarih Kongresi, II. Cilt, Ankara 1981, s. 753; Sakalar ile ilgili son araþtýrmalar ve göçleri hkn. bkz., Bahaeddin Ögel, Büyük Hun Ýmparatorluðu Tarihi, I, Ankara 1981, s. 182-186, 194-198, 461-464, 478-482.
[4] Ýdil (Volga) Bulgarlarý’nýn Doðu Anadolu’ya geliþleri hkn. bkz., A. Zeki Velidî Togan, a.g.e., s. 168-169; Ýdil (Volga) Bulgarlarý’nýn Türklüðü ve faaiyetleri hkn. bkz., Akdes Nimet Kurat, IV-XVIII. Yüzyýllarda Karadeniz Kuzeyindeki Türk Kavimleri ve Devletleri, Ankara 1972, s. 108-118.
[5] Çin kaynaklarýnda Hiung-nu adýyla geçen Hunlar, M.S. 363-373 yýllarý arasýnda Kafkaslarý aþarak Doðu Anadolu’ya girmiþler ve Urfa’ya kadar uzanan bölgeyi istilâ etmiþlerdir. Daha fazla bilgi için bkz., Gyula Németh, Atillâ ve Hunlarý, tercüme eden: Þerif Baþtav, Ýstanbul 1962, s. 60.
[6] Sabir Türkleri hakkýnda etraflýca bir araþtýrma Þerif Baþtav tarafýndan yapýlmýþtýr. Bkz., “Sabir Türkleri,” Belleten, Cilt V., Sayý: 17-18, Ankara 1941, s. 53-99.
[7] Hazarlar’ýn Türklüðü ve Kafkasya’daki faaliyetleri hakkýnda þu eserlere bakýlabilir: Bahaeddin Ögel, Ýslâmiyetten Önce Türk Kültür Tarihi: Orta Asya Kaynak ve Buluntularýna Göre, Ankara 1962, s. 223-237; Akdes Nimet Kurat, a.g.e., s. 30-43; Ýbn Fazlan Seyahatnâmesi, Hazýrlayan Ramazan Þeþen, Ýstanbul 1975, s. 76-80; Arthur Koestler, Onüçüncü Kabile: Hazar Ýmparatorluðu ve Mirasý, Çev., Belkýs Çorakçý, II. Baský, Ýstanbul 1977; M. Ý. Artamonov, Hazar Tarihi: Türkler, Yahudiler, Ruslar, Ýstanbul 2004; Kevin Alan Brook, Bir Türk Ýmparatorluðu: Hazar Yahudileri, Çev., Ýsmail Tulçalý, Ýstanbul 2005.
[8] Peçenek ve Peçenek kýt’alarýnýn Anadolu topraklarýna yerleþtirilmeleri hkn., bkz., A. N. Kurat, Peçenek Tarihi, Ýstanbul 1937; Ýbrahim Kafesoðlu, Türk Millî Kültürü, Ankara 1977, s. 171-172.
[9] “Litteratura dei Turchi,” Le civilta dell’oriente, Roma, Cherardo Casini, 1957, s. 432.
[10] Bu konuda daha geniþ bilgi için bkz., Vecihe Hatiboðlu, “Tarihimizin Baþlangýcý,” Cumhuriyet, 26 Mart 1978; Halûk Tarcan, “Tarihçilerimize Soruyorum,” Cumhuriyet, 26 Temmuz 1980; ayný yazar, “Tarihte Ýlk Oðuz Göçü,” Cumhuriyet, 21 Þubat 1984; Türkkaya Ataöv, A Brief Glance at the Armenian Question, Ankara 1984, s. 8-9; Bu konuyla ilgili genel bir deðerlendirme için ayrýca þu esere de bakýlabilir: Edip Yavuz, Tarih Boyunca Türk Kavimleri, Ankara 1968.
[11] Hâmit Zübeyir Koþay, Erzurum ve Çevresinin Dip Tarihi, Ankara 1984; Afif Erzen, Eastern Anatolia and Urartians, II. Baský, Ankara 1984.
[12] Urfalý Mateos Vekayi-nâmesi ve Papaz Grigor’un Zeyli, Türkçeye çeviren: Hrant D. Andreasyan, Notlar: Edouard Dulaurier, M. Halil Yýnanç, Çeviren, Ankara 1962, s. 48.
[13] Mehmet Altay Köymen, Selçuklu Devri Türk Tarihi, Ankara 1963, s. 243.
[14] Faruk Sümer, Oðuzlar (Türkmenler), s. 50-51; A. Zeki Velidî Togan, a.g.e., s. 196.
[15] Deguignes, Hunlar’ýn, Türkler’in, Moðollar’ýn ve daha sair garbî Tatarlar’ýn Tarih-i Umûmisi, IV. Cilt, Türkçeye tercüme: Hüseyin Cahid (Yalçýn), Ýstanbul 1924, s. 9.
[16] Claude Cahen, a.g.e., s. 150; Ýsmâil Hâmi Dâniþmend, Türklük Meseleleri, Ýstanbul 1966, s. 122; Krþ., Paul Wittek, “Rum Sultaný,” Batý Dillerinde Osmanlý Tarihleri, 3, Ýstanbul 1971, s. 87, 101’deki not 37 ve 38.
[17] Osman Turan, Selçuklular Tarihi ve Türk-Ýslâm Medeniyeti, Ankara 1965, s. 259.
[18] Ermenilik ile ilgilenen ilim adamlarýnýn “Küçük Ermenistan” adýyla belirttikleri bölge, Toros ve Amanos daðlarý ile Akdeniz arasýnda kalan, Kilikya olarak adlandýrýlan bölge idi.
[19] Bkz., Markopolo Seyahatnâmesi, I. Cilt, Hazýrlayan: Filiz Dokuman, Ýstanbul, tarihsiz, s. 20, Yorumu için bkz., Paul Wittek, a.g.e., gösterilen yer, not 38.
[22] Bkz., M. Fahrettin Kýrzýoðlu, Dede-Korkut Oðuznâmeleri, I. Kitap, Ýstanbul 1952; Orhan Þaik Gökyay, Dedem Kurkud’un Kitabý, Ýstanbul 1973.
[23] Bertrandon de la Brocquière, Le voyage d’Outremer, ed. Ch. Schefer, Paris 1892, zikreden Halil Ýnalcýk, Osmanlý Tarihi, DTCF 1966–1967 ders yýlý notlarý, s. 46.
[24] D. Martinière, Abrége Portatif du Dictionnaire Géographique de la Martinière, La Haye 1762, II, s. 216, zikreden Tuncer Baykara, “Doðu Anadolu = Türkmenia (Türkmen Ülkesi),” Atsýz Armaðaný, Ýstanbul 1976, s. 64.
[25] Neuste Reisebeschreibung durch die vornehmsten provinzen der Ottomannischen Pfoote, Leipzig 1772, s. 40, zikreden Tuncer Baykara, a.g.m., gösterilen yer.
[26] Halil Ýnalcýk, Osmanlý Tarihi, anýlan ders yýlý notlarý, s. 44-45.
[27] Nejat Göyünç, XVI. Yüzyýlda Mardin Sancaðý, Ýstanbul 1969, s. 35.
[28] M. Fahrettin Kýrzýoðlu, Osmanlýlarýn Kafkas-Elleri’ni Fethi (1451-1490), Ankara 1976, s. 122 not 1.
[29] Halil Ýnalcýk, The Ottoman Empire: The Classical Age 1300-1600, Translated by Norman Itzkowitz and Colin Imber, London 1973, s. 125.
[30] M. Fahrettin Kýrzýoðlu, a.g.e., s. 163.
[31] M. Fahrettin Kýrzýoðlu, a.g.e., s. 245.
[32] Mithat Sertoðlu, Resimli Osmanlý Tarihi Ansiklopedisi, Ýstanbul 1958, s. 347; Ýsmail Hakký Uzunçarþýlý, Osmanlý Tarihi, II. Cild, 2. Baský, Ankara 1964, s. 580-581; Mustafa Nuri Paþa, Netayic ül-Vukûat (Kurumlarý ve Örgütleriyle Osmanlý Tarihi), Cilt 1-2, Sadeleþtiren, notlar ve açýklamalar ekleyen: Neþet Çaðatay, Ankara 1979, s. 137; Halil Cin, Osmanlý Toprak Düzeni ve Bu Düzenin Bozulmasý, Ankara 1978, s. 106-107; Ömer Lütfi Barkan, Türkiye’de Toprak Meselesi, Toplu Eserler I, Ýstanbul 1980, s. 819; M. Tayyib Gökbilgin, Osmanlý Müesseseleri Teþkilâtý ve Medeniyeti Tarihine Genel Bakýþ, Ýstanbul 1977, s. 136-137. Ayrýca bkz., Nejat Göyünç, “Yurtluk-Ocaklýk Deyimleri Hakkýnda,” Prof. Dr. Bekir Kütükoðlu’na Armaðan, Ýstanbul 1991, 269-277.
[33] Nazmi Sevgen, Doðu ve Güneydoðu Anadolu’da Türk Beylikleri, Ankara 1982, s. 42-43.
[34] Ömer Lütfi Barkan, a.g.e., s. 545-549.
[35] Daha fazla bilgi için bkz., Bahaeddin Ögel ve diðerleri, Türk Millî Bütünlüðü Ýçerisinde Doðu Anadolu, Ankara 1985, s. 40-45; Mehmet Eröz, Doðu Anadolu’nun Türklüðü, II. Baský, Ýstanbul 1982.
[36] Bahaeddin Yediyýldýz, “Azýnlýk Meselesi Açýsýndan Tahrir Defterleri,” Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, Sayý: 19 (Eylül 1986), s. 43-44.
[37] Halil Ýnalcýk da, Doðu Anadolu’da bir kýsým Ermeniler’in “marhasiyye” adý altýnda maktu bir resim (vergi) ödediklerinden ispence’den muâf tutulduklarýný belirtmektedir. Bkz., Halil Ýnalcýk, “Osmanlýlarda Raiyyet Rüsûmu,” Osmanlý Ýmparatorluðu: Toplum ve Ekonomi Üzerinde Arþiv Çalýþmalarý, Ýncelemeler, Ýstanbul 1993, s. 61-62.
[38] Nejat Göyünç, “Kanunî Devrinde Malatya Þehri,” VII. Türk Tarih Kongresi, II. Cilt, Ankara 1973, s. 656.
[39] Nejat Göyünç, “XVI. Yüzyýlda Güneydoðu Anadolu’nun Ekonomik Durumu,” Türkiye Ýktisad Tarihi Semineri, Metinler/Tartýþmalar (8-10 Haziran 1973), Ankara 1975, s. 73.
[40] Mehmet Ali Ünal, XVI. Yüzyýlda Harput Sancaðý (1518-1566), Ankara 1989, s. 73, Tablo 10.
[41] Nejat Göyünç, a.g.m., s. 78.
[42] 50. Yýl Armaðaný, Erzurum ve Çevresi. Cilt: I, Erzurum 1974, s. 86-87.
[43] Robert Anhegger-Halil Ýnalcýk, Kânûnnâme-i Sultânî Ber Mûceb-i Örf-i Osmânî, Ankara 1956, s. XVII.
[44] Robert Anhegger-Halil Ýnalcýk, a.g.e., s. IX.
[45] Halil Ýnalcýk, “Örf,” ÝA, 9. Cilt, Ýstanbul 1988, s. 480.
[46] Ömer Lütfi Barkan, “Çiftlik,” ÝA, 3. Cilt, Ýstanbul 1988, s. 393.
[47] Halil Ýnalcýk, The Ottoman Empire: The Classical Age, 1300-1600, s. 75.
[48] Ömer Lütfi Barkan, XV. ve XVI. Asýrlarda Osmanlý Ýmparatorluðunda Ziraî Ekonominin Hukukî ve Malî Esaslarý, I. Cilt, Kanunlar, Ýstanbul 1943, s. 118.
[49] Bahaeddin Yediyýldýz, “XIV-XIX. Asýrlarda Gayri Müslimlerin Türk Toplumu Ýçindeki Yeri,” Tarih Boyunca Türklerin Ermeni Toplumu Ýle Ýliþkileri Sempozyumu, Ankara 1985, s. 143.
[50] Abdulkadir Þener, “Ýslâm Hukukunda Gayr-i Müslimler,” Türk Tarihinde Ermeniler Sempozyumu: Tebliðler ve Panel Konuþmalarý, Manisa 1983, s. 41-56.
[51] Selâhattin Tansel, Yavuz Sultan Selim, Ankara 1969, s. 160-161; Yavuz Ercan, “Tarihî Belgelerin Iþýðýnda Ermeni Ýddialarý,” Tarih Boyunca Türkler’in Ermeni Toplumu Ýle Ýliþkileri Sempozyumu, s. 211-212; Ayrýca bkz., Yavuz Ercan, Kudüs Ermeni Patrikhanesi, Ankara 1988, s. 17, 34.
[52] Stanford J. Shaw, History of the Ottoman Empire and Modern , Vol. I, Empire of the Gazis: The Rise and Decline of the Ottoman Empire, 1280-1808, London 1977, s. 84.
[53] Yavuz Ercan, a.g.m., gösterilen yer.
[54] Ziya Kazancý, Osmanlýlar’da Vergi, Ýstanbul 1977, s. 168.
[55] Ömer Lütfi Barkan, a.g.e., s. 150.
[56] Nejat Göyünç, Malatya’dan Görüþ, Ýstanbul 1985, s. 136.
[57] M. Fahrettin Kýrzýoðlu, a.g.e., s. 136.
[58] Ömer Lütfi Barkan, a.g.e., s. 69; Ahmed Akgündüz, Osmanlý Kanunnâmeleri ve Hukukî Tahlilleri, V. Kitap, II. Kýsým, Kanunî Devri Eyâlet Kanunnâmeleri, Ýstanbul 1992, s. 540-541.
[59] Ömer Lütfi Barkan, a.g.e., s. 62-72; Ayrýca bkz., Halil Ýnalcýk, “Erzurum,” ÝA, 4. Cilt, s. 354.
[60] M. Fahrettin Kýrzýoðlu, a.g.e., s. 282.
[61] Yýlmaz Öztuna, Büyük Türkiye Tarihi, Cilt: 10, Ýstanbul 1978, s. 209.