AnasayfaÝletiþim
  
English



E-B�lten �yeli�i

G�nl�k b�ltenimize �ye olmak i�in a�a�daki alanlar� doldurunuz.
Ad:
Soyad:
Eposta:


DERG� SAYILARI

ABD-Irak Savaþlarý Sýrasýnda Türk-Amerikan Ýliþkileri ve ABD Kongresi'nde Türkiye'ye Yönelik Ermeni Lobi Faaliyetleri

Dr. Þenol KANTARCI*
ERMENÝ ARAÞTIRMALARI, Sayý 9, Bahar 2003

 

Title: Turkish-American Relations and The Activities of the Armenian Lobby Against Turkey in the US Congress During the Iraq Wars.

 

Abstract: There has been some ups and downs in Turco-American relations during the recent war in Iraq. During this period the Armenian Lobby in the US took these events as an opportunity to damage further Turkish-American relations by taking the Turkish issue with the authorities in Washington. In this context the author of the article will try to examine the harmful activities committed by the Armenian Lobby against Turkey in the US. The author will also analyze how these harmful activities affected Turco=American relations.

 

Keywords: Armen’an Lobby, the wars between USA and Iraq, Turco-American relations, Armenian claims, Armenian Assocýatýon.

Anahtar Kelimeler: Ermeni Lobisi, ABD – Irak Savaþlarý, Türk – Amerikan Ýliþkileri, Ermeni Ýddialarý, Ermeni Kurulu.

GÝRÝÞ  

ABD, 2002 sonu ve 2003 yýlý baþýnda ikinci defa Irak'a yönelik olarak gerçekleþtirdiði askeri harekat sýrasýnda Türkiye'nin desteðine ihtiyaç duyduðunu belirtmiþ ve bu amaçla, Türk hava sahasýný, limanlarýný doðrudan kullanmak, Türk hava alanlarýndan istifade etmek, 50.000’in üzerinde askerini Türkiye üzerinden Irak'ýn kuzeyine sevk etmek ve bir yýl içinde askerlerinin lojistik desteðini Türkiye üzerinde saðlamak amacýný güttüðünü Türk yetkililere bildirmiþtir. Söz konusu Amerikan istekleri, askeri harekat öncesinde, aslýnda oldukça kapsamlý talepler olarak, hem Irak'ýn hem de Irak’a saldýracak olan Amerikan ordusunun kaderini yakýndan ilgilendirmekteydi.[1] Bu dönemde Ankara ise, Washington’un söz konusu taleplerini yerine getirmek için haklý olarak ABD’den politik, askeri ve ekonomik konular baþlýðý altýnda güvenceler talep etmiþtir[2]. Bunun için Ankara-Washington arasýnda görüþmeler yapýlmýþtýr.

2003 yýlýnýn ilk aylarýndan itibaren Ankara ile Washington arasýnda söz konusu geliþmeler yaþanýrken, Washington’da, Kongre koridorlarýnda bir baþka koþuþturmaca yaþanmýþtýr.

 

Ermeni lobisinin önde gelen isimlerinden Frank Pallone, Türkiye’ye ABD tarafýndan yapýlmasý düþünülen ve/veya kulislerde konuþulan (yaklaþýk) 30 milyar dolarlýk yardým paketinin engellenmesi için ABD Kongresinde yoðun þekilde lobi faaliyeti sürdürmüþtür. Özellikle, ekonomik yardým alanýnda Türk taleplerini kabul etmenin Amerikan politikasýna ters düþeceði noktalarý üzerinde çalýþmalar yürütmüþ olan Pallone, yardýmýn gerçekleþtirilmemesi için Dýþiþleri Bakaný Collin Powell’a mektupla baþvuruya kadar iþi boyutlandýrmýþtýr[3].

 

Bu dönemde Pallone, Türkiye’ye yönelik yardým paketi rakamýnýn çok yüksek olduðunu, Bush’un, Irak harekatý maliyetinin 50 milyar dolar ile 200 milyar dolar civarýnda tahmin ettiðini açýkladýðýný ve eðer Türkiye’ye konuþulan rakamlarda yardým yapýlýrsa bunun da savaþ maliyeti içerisine ekleneceðini ifade etmiþtir. Pallone, söz konusu yardým paketinin Amerikan iç yatýrýmlarýný engellemesinin yaný sýra, bu yardým paketi olmaksýzýn dahi tahminen yýllýk yaklaþýk 300 milyar dolarlýk bir bütçe açýðýnýn ortaya çýkacaðýný belirtmiþtir[4].

 

Frank Pallone’ýn Collin Powell’a gönderdiði mektubunda Türkiye’nin kendi halkýna ve komþularýna karþý saldýrgan bir tutum içerisinde olduðunu, kendi topraklarý içinde yaþayan Kürtlere karþý merhametsizce baský yaptýðýný, dillerini, kültürlerini, meclisteki temsil haklarýný sýnýrladýðýný, geçmiþte Osmanlý Türklerinin Ermeni azýnlýðý üzerinde bir katliam kampanyasý düzenleyerek 1,5 milyon Ermeni’yi öldürdüðünü; son zamanlarda ise Türk ordusunun Kuzey Kýbrýs’ta yaklaþýk 29 yýldýr süren illegal iþgalinin devam ettiðini, etnik temizlik politikasý ile 200 bin Kýbrýslý Rum’u göçe zorladýðýný belirttikten sonra asýl ýsrarla üzerinde durduðu konuya geçmiþ ve Türkiye’nin Irak savaþý süresince / sonrasýnda alacaðý pozisyon üzerinde durmuþtur[5].

 

ABD Kongresi Ermeni Komitesi eþ baþkanlarýndan olan Pallone: “Savunma Bakaný Donald Rumsfeld defalarca ifade etmiþtir ki, Irak petrolü, Irak’ýn menfaatleri için kullanýlacaktýr ve Irak’a aittir. Ancak, ne yazýk ki, Türkiye, Irak petrolünü kendisi için istemekte ve özellikle Irak’ýn kuzeyinde Kürt yerleþim alanýnýn kalbinde olan Kerkük’e göz koymuþtur”[6]. þeklindeki vurgusundan sonra söz konusu durumu Recep Tayip Erdoðan’ýn: “ Meselenin sadece dolar pazarlýðýyla basite indirgenecek kadar basit olmadýðýný, bölgede ki sýnýrlar hakkýnda da müzakereler yapýlacaðý...”[7] sözleriyle desteklemiþ, bölgede Kürt hükümetinin olduðunu ve demokratik kurallar içerisinde bölge halkýna hizmet ettiðini ve bunun desteklenmesi gereðini vurgulamýþtýr[8].

 

Powell’a yazmýþ olduðu mektubunda Pallone, son olarak: Türkiye’ye sözü edilen finanssal yardýmý yapmanýn, Amerikan politikasýna ters düþeceðini, ABD bütçesini yaralayacaðýný daha da önemlisi Türkiye’ye Irak’ýn geleceðinde herhangi bir rol verilmemesi ve petrol taleplerine karþý çýkýlmasý hususunu ifade etmiþtir[9].

 

Söz konusu dönem içerisinde Frank Pallone’ýn yukarýdaki çabalarýnýn yaný sýra, Kongre’de etkin lobi faaliyetleri yürüten, Ermeni Milli Komitesi’ (ANCA) de (2003) Þubat ayý ortalarýndan itibaren Senatörler ve Temsilciler Meclisi Üyelerine yönelik mektup kampanyasý baþlatmýþtýr. ANCA, Türkiye’ye yönelik olarak düþünülen yardým paketinin bir çok Amerikalý Ermeni’yi tedirgin ettiðini, kendi web sayfalarý ve belge geçerlerine tepki mesajlarý yaðdýðýný, kendilerinin de bu mesajlarý Kongre üyelerine gönderdiklerini ifade etmiþtir[10].

 

ANCA lobi kuruluþu, Türkiye’nin baský taktiklerinin her zamanki gibi beklenmedik bir þey olmadýðýný, söz konusu durumun zaten göz önünde tutulmasý gereken bir husus olduðunu, vergi mükellefleri olarak, Birleþik Devletlere düpedüz þantaj gibi baþvuru yapan bir ulusa yardým edilmemesi, özellikle de Amerikan halký tarafýndan önemli olarak kabul edilen bir çok önemli deðeri ihlal eden bir devlete yardýmýn yapýlmamasý þeklinde ifadeleriyle Kongre üyelerini etkilemeye çalýþmýþlardýr[11].

 

Ermeni lobisinin önde gelen kuruluþu ANCA ile dirsek temasý halinde çalýþan New Jersey Milletvekili Frank Pallone, Kongre içersinde “Ermenistan ve Ermeni sorunu” konularý üzerinde 1990’lý yýllardan beri oldukça aktif bir þekilde çalýþmalar yürütmektedir.

 

ABD Kongresinde, Ermeni Konusu Üzerine Kongre Kurulu (Congressional Caucus on Armenian Issues) Ermeni lobisinin Kongre içerisinde legal kuruluþu olarak faaliyet göstermektedir. Her iki partiden de (Demokratlar ve Cumhuriyetçiler) üyelerin bulunduðu Ermeni Kurulu (Armenian Caucus)’nun üye sayýsý 2002 itibariyle 121’e ulaþmýþtýr[12]. Cumhuriyetçi Michiganlý parlamenter Joe Knollenberg tarafýndan çalýþmalarý yürütülen Ermeni Kurulu (AC) Ocak 1995 yýlýnda Demokrat Frank Pallone ve Cumhuriyetçi Edward Porter tarafýndan Kongre’ye dahil ettirilmiþtir. AC, Ermenistan ve Ermeni (Sorunu gibi) konularý üzerine giriþimleri destekleme amaçlý olarak Temsilciler Meclisi’nde çalýþmaktadýr.

 

Üyeleri farklý partilerden de olmuþ olsa, Ermenistan’a ait konular üzerinde sýký bir iþbirliði ve yardýmlaþma içerisinde olduklarýnýn göstergelerinden birisi 907. Maddenin (Section 907) uygulanmasýna devam edilmesi gayretlerindeki birlikteliklerinde görülmüþtür[13].

BÝRÝNCÝ ABD – IRAK SAVAÞI SIRASI VE SONRASINDA ERMENÝ LOBÝSÝNÝN ÇALIÞMALARI

1980’li yýllardan itibaren etkin bir þekilde, ABD Parlamentosunda lobi faaliyeti yürüten Ermeni Milli Komitesi (ANCA) ve Amerikan Ermeni Asemblesi (AAA)’nin Washington’un Ankara politikasý üzerinde etkileri oldukça büyük olmuþtur. Çeþitli aralýklarla Kongre’ye taþýmýþ olduklarý “Ermeni Tasarýlarý” ile Ankara-Washington iliþkilerinde gerginliklere yol açmýþlardýr.


 


1990’lý yýllarda Ortadoðu-Orta Asya-Kafkasya ekseninde ortaya çýkan yeni oluþumlar, bölge üzerinde hassasiyetle duran Washington’u da farklý politikalar üretmeye zorlamýþtýr. Söz konusu dönemde Ermeni lobisinin Kongre üyeleri üzerinde yapmýþ olduðu lobi faaliyetleri baþarýlý olsa da, ABD yönetimi Türkiye lehine bir tavýr içerisine girmek zorunda kalmýþ, böylesi bir tavýr ise Ermeni lobisinin etkinliðini kýrmýþtýr.


Mevcut dönem içerisinde ABD politikasýnýn, Ortadoðu ve Türkiye üzerindeki dinamik geliþmelerde ortaya çýkan çýkarlarý bazýnda zikzaklar çizdiði de görülmüþtür.


 


1990 ve 1991 yýlý, Türk-Amerikan iliþkilerinde –Ermeni sorunu baðlamýnda- önemli bir milat olarak yerini almýþtýr. Zira, bu tarih, gerek ABD gerekse ABD’de ki ve Ermenistan’da ki Ermeniler için, ayný zamanda ABD’de sürekli olarak Kongre’ye taþýnan Ermeni sorunu konusu ve Türkiye için bir dönüm noktasý olmuþtur.

Birinci ABD – Irak Savaþý Sýrasýnda ABD Kongresi’nde Ermeni Lobi Faaliyetleri

1991 yýlý Nisan ayýnda Senato’da ki konuþmasýnda Senatör Kennedy, son haftalarda bütün dünyanýn Irak’ta ki Kürtlere uygulanan büyük bir insanlýk trajedisine þahitlik ettiðini söylemiþtir[14]. Senatör Carl Levin’de benzer bir konuþma yapmýþtýr. Senatodaki konuþmasýnda Senatör Carl Levin, 1920 yýlýnda Amerikan Senatosu’nun “Senate Resolution 359” kararýyla Senato Dýþ Ýliþkiler Komitesi’nin Ermenilerin katliamlara maruz kaldýðý raporuyla olayý kabullendiðini hatýrlatmýþtýr. Carl Levin, Ermeni olaylarýndan sonra dünyanýn diðer yerlerinde soykýrýmlarýn gerçekleþtiðini söylemiþ[15] ve Ermeni olaylarýndan ders alýnmadýðý için Nazi Holokost’unun cereyan ettiðini bundan sonra da bir milyon Kamboçyalý’nýn öldüðünü vurgulamýþtýr[16]. Bu sözlerinden sonra Senatör Levin de: “Bu gün bir kez daha yalnýzca kendileri olduðu için insanlar tehlike altýnda ve ölüyorlar. Bu defa çok sayýda Kürt, yaþamlarý için mücadele ediyor ve kaçýyor, biz bunun tekrar olmasýna izin veremeyiz.”[17] diyerek sözü tekrar Ermeni sorununa getirmiþ ve tarihten ders alýnmasý lazým geldiðini ve Ermeni iddialarýnýn kabul edilmesi gerektiðini söylemiþtir[18].


 


Konuþmacýlardan Senatör Herbert Kohl, 24 Nisan 1991’in Ermeni soykýrýmýnýn 76. yýldönümü olduðu, 1915 ile 1923 arasýnda 1.5 milyon Ermeni’nin yok olduðu ve Kongre’nin bu korkunç trajediyi bir hatýrlama günü olarak kabul etmesinin tam zamanýnýn olduðunu vurgulayarak sözlerine baþlamýþtýr. Konuþmasýnda Kohl, sözü Kürtlere getirmiþ ve Senatör Levin’in sözlerinin benzerini söyledikten sonra Körfez Krizi’nde Türkiye’nin (Saddam Hüseyin’e yönelik) tepkisini, bunun yanýnda cömertliðini ve yardýmýný özellikle vurgulama gereði duyduðunu belirtmiþtir[19]. Senatörlerden Jeffords, Kerry ve Pell’de benzer konuþmalar yapmýþtýr.


 


Kürtlerle ilgili olarak Senatör Jeffords, bütün Amerika’nýn Saddam Hüseyin’in ordusu tarafýndan (Kürt halkýndan) erkek, kadýn ve çocuklarýn öldürülüþünü izlediðini ve bu trajediye bir son verilmesi gerektiðini belirtmiþ ve Türkiye’nin Körfez Krizi’nde ABD’nin kritik bir müttefiki olduðunu söylemiþtir.[20] Konuþmacýlardan Senatör John F. Kerry’de benzer temalara deðindikten sonra Irak’ta günde yaklaþýk 1000 (bin) Kürt’ün yaþamýný kaybettiðini belirtmiþtir[21]. Benzer görüþleri Senatör Claiborne Pell ikilemli bir ifadeyle þöyle aktarmýþtýr: “Ermeni soykýrýmýný anýyoruz ancak Körfez Savaþý’ndaki koalisyon partnerimiz ve NATO müttefikimiz modern Türkiye’yi eleþtirmiyoruz. Osmanlý’nýn iþlemiþ olduðu suçlardan ötürü mevcut Türk Hükümeti’ni sorumlu tutmuyoruz, týpký Nazi zulümleri için modern Almanya’yý suçlamadýðýmýz gibi, biz sadece Ermeni soykýrýmý hatýrasýný muhafaza ediyoruz...”[22]


 


1991 yýlýnda Temsilciler Meclisi’nde ki bu konuþmalarda, Lehman’dan sonra kürsüye gelen T.M.Ü. Dooley:[23] (benzer cümlelerden sonra Lehman’dan farklý olarak, Anadolu’nun 3 bin yýldýr Ermenilere ait olduðunu ve sürüldüklerini, 2.5 milyon Ermeni’den geriye yalnýzca 100 bin Ermeni’nin kaldýðýný söyledikten sonra) “Modern Türk Hükümeti’nin Kürt mültecilere karþý yapmýþ olduðu yardým ve jestler yüzünden takdir edilmesi gerekir. Gerçekte bugünün Türk Hükümeti XX. yüzyýlýn baþlarýnda Osmanlý Ýmparatorluðu’ndan ayrýlmýþtýr. Türkiye NATO’nun güvenilir bir üyesi ve ABD’nin müttefiki olarak hayati bir önem taþýmaktadýr. Müttefiklerin savaþ makinasý olan Saddam’a karþý Körfez Savaþý’ndaki askerî baþarýlarýnýn büyük bir bölümünü Türkiye’nin uyumuna ve hava koridoru yardýmýna borçludurlar.” þeklinde Türkiye ile ilgili taltifli sözlerinden sonra: [24] “Toplantýyla bu trajedinin yansýtýlmasýnýn yanýnda söylemek istediðim ve hayran olduðum bir þey var. O da Ermeni halkýnýn sahip olduðu manevi güç. 1988 depremi 35.000 Ermeni’yi öldürdü ve 500 bin insaný da evsiz býraktý. Dahasý Daðlýk-Karabað’daki anlaþmazlýðýn devam etmesi ve Ermeni karþýtý þiddet yüzünden deprem kurbanlarýna uluslararasý yardým çabalarýný dahi engellemiþtir.” diyerek Türkiye ve Azerbaycan’ý suçlamýþtýr.


 


1991 yýlý konuþmalarýnda, diðer yýllarda olduðu gibi istisnasýz hemen her konuþmacý Ermeni halkýna karþý yapýlmýþ olan (sözde) soykýrýmýn 76. yýlýný kutlamak için burada olduklarýný, 1915–1923 arasýnda 1,5 milyon Ermeni’nin öldürüldüðünü, 500 binden fazlasýnýn da sürgün edildiðini, 1915 yýlý 24 Nisan’ýnda 200 Ermeni dini, politik ve entelektüel liderinin tutuklanarak idam edildiði, XX. yüzyýlýn ilk soykýrýmý olduðunu, bu dönemde Osmanlý ordusu saflarýnda yaklaþýk olarak 250 bin Ermeni’nin görev yaptýðýný, Ermenilerin yaklaþýk olarak 3000 yýldýr Anadolulu olduklarýný, Sultan Abdülhamit II.’ nin yaklaþýk 300 bin Ermeni’yi katlettiðini, 1915 yýlýndan sonra Ermenilerin bir çoðunun Amerika’ya gelerek buraya yerleþtiðini,[25] Amerikalý-Ermeni toplumunu oluþturduklarýný ve bunun gibi konu üzerinde görüþlerini sunmuþlar ve konuþmacýlardan T.M.Ü. Rinaldo, 1913–1930 arasýnda Amerikan halkýnýn 113 milyon dolar yardýmda bulunduðunu ve 132 bin yetim çocuðun bakýmýný saðladýklarýný söylemiþtir[26].


 


Birinci ABD – Irak Savaþý döneminde ABD Kongresi’nde yapýlan konuþmalarda sürekli olarak Irak konusuna deðinilmiþ ve yukarýda da belirtildiði gibi Irak’taki Kürtlerin durumunun çok kötü olduðu vurgulanmýþtýr. Ermeni sorunu konulu söz konusu toplantýlarda deðiþik söylemler de Ermeni lobisi tarafýndan dile getirilmiþtir. Böylesi ilginç söylemlerden birisi, T.M.Ü. Broomfield’den gelmiþtir. Broomfield yaptýðý konuþmada 1974 yýlýnda Türkiye’nin Kýbrýs çýkarmasý sýrasýnda (Broomfield bunu istila “invasion” kelimesiyle söylemiþtir.) bir çok Amerikan vatandaþýný da içeren 1500 masum Kýbrýslý Rum’un kaybolduðunu ve Türkiye’nin bunu inkâr ettiðini söylemiþtir[27].


 


1991 yýlý konuþmalarýnda her ne kadar geleneksel Ermeni iddialarý, Ermeni lobisi taraftarý olan milletvekilleri tarafýndan düzenli bir þekilde dile getirilse de gerek milletvekilleri gerekse Senatörler Türk-Amerikan dostluðundan, müttefikliklerinden bahsetmiþler ve Türk-Amerikan iliþkilerine büyük ölçüde deðer verdiklerini beyan etmiþlerdir. Örneðin Senatör Larry Pressler, 1990 yýlýnda Ermeni yanlýsý bir tutum sergilerken, 1991 yýlýnda yaptýðý konuþmada Türk-Amerikan dostluðunu savunucu bir tarz sergilemesi,[28] 1991 yýlý Amerikan çýkarlarýnýn (ABD’nin Körfez bölgesindeki çýkarlarý) da önemli bir göstergesi olarak ortaya çýkmýþtýr.


 


Birinci ABD – Irak Savaþý Sonrasý Geliþmeler: Stratejik Müttefik Türkiye


 


Son dönem Türkiye-ABD iliþkilerine[29] bakýldýðý zaman gerek ekonomik gerekse askerî düzeyde iyi bir çizgi yakalandýðý görülecektir. Türkiye’nin, NATO’nun büyüme planlarý içerisinde Avrupa, Ortadoðu ve Asya’ya uzanan bir köprü olmasý Irak’ýn Türkiye üzerinden kontrolü, Körfez Savaþý sonrasý ABD’nin Ortadoðu’da artan pazar payýnýn korunmasý, Ýsrail’in ve ABD yanlýsý diðer devletlerin varlýðýný daha güvenli sürdürmesi[30] amaçlý olarak oluþturulan Türkiye - Ýsrail - Ürdün askerî iþbirliði ve bütün bu geliþmeler özellikle yakýn dönemde Türkiye’nin ABD nezdinde, önemini artýrmýþtýr.


 


1985 yýlýnda ABD Kongresi Temsilciler Meclisi’nde konuþma yapan Milletvekili Siljander, Türkiye’nin ABD için stratejik önemini dile getirirken, Türkiye’nin NATO’nun en stratejik ve güçlü ülkesi haline geldiði, Ýran, Irak, Suriye, Bulgaristan ve Sovyetler Birliði ile sýnýrlarýnýn olmasý ve hepsinden önemlisi de topraklarýnda NATO karargâhýnýn ve ABD üslerinin bulunmasý dolayýsýyla önemli bir müttefik olduðunu vurgulamýþtýr. Siljander konuþmasýnda, 1974 yýlýnda Türkiye’ye uygulanan silah ambargosuyla neredeyse Türkiye’deki Amerikalýlarýn kovulduðunu da anlatmýþtýr[31].


 


Ayný yýl ABD Dýþiþleri Bakaný George Shultz, Türkiye’nin Kore’de ABD ile savaþtýðýný belirttikten sonra “ ..NATO’nun en büyük kara ordusuna sahip, Sovyetlerin Karadeniz üslerini Akdeniz’den ayýran boðazlarý koruyan ve güvenliðimiz için çok önemli olan  askerî ve diðer kolaylýklarý saðlayan  Kuzey Atlantik  Ýttifaký Teþkilatý’nýn  güvenilir bir müttefikidir.” açýklamasýyla  Türkiye’nin ABD için taþýdýðý önemi dile getirmiþtir[32].


 


Bir taraftan bu dönemde Amerikan kanadýnda bunlar söylenirken, Soðuk Savaþýn[33] bitmesiyle beraber genel olarak Türk tarafýnca düþünülen nokta, Türkiye’nin stratejik öneminin azalacaðý kaygýsýnda toplanmaktaydý. Bunun tabi sonucu olarak, Batý’dan daha az askerî ve ekonomik yardým alýnacaðý endiþeleri bulunmaktaydý. Fakat bu durum, 1990’larla beraber oldukça deðiþime uðradý. Bundaki en önemli etken, hiç þüphesiz bu dönemde uluslararasý iliþkilerin yapýsýnda meydana gelen geliþmelerdi. 1991’deki Birinci ABD – Irak Savaþý ve yine ayný yýlýn Aðustos’unda SSCB’deki darbe ve ardýndan Aralýk ayýnda bu ülkenin daðýlmasý, Türkiye’nin stratejik önemini tekrar ön plana çýkartmýþtýr[34].


 


Türkiye, yukarýda gerek Slijander’in gerekse Dýþiþleri Bakaný Shultz’un da belirttiði gibi ABD’nin sadýk müttefiki olarak kalmýþtý. Mevcut süreç içerisinde ortaya konan sadakat ve iþbirliðine raðmen diðer NATO üyelerinin yaný sýra özellikle ABD’den daha fazla malî ve askerî yardým elde edememe, yine ayný dönemde Türk yönetiminin en önemli problemlerinden birisini oluþturmuþtur[35].


 


21 Ocak 1991 tarihli The New York Times gazetesinde “Savaþ Türkiye’ye Daha Geniþ Bir Rol Oynama Þansý Tanýyor” baþlýklý yazýda þu yorum yapýlmýþtýr:[36] “Bu güne kadar ki olan geliþmelerde Türkiye rolünü çok güzel oynamaktadýr. Bunlar: Ekonomik ve askerî yardým fýrsatý ve uluslararasý saygýnlýðýn geniþ ölçülerini elde etmedir. Stratejik bir öneme sahip olan Türkiye, Sovyet tehdidinin ortadan kalkmasý üzerine önemini yitirmekteyken, birdenbire askerî kozunu oynamadan Avrupa Birliðine katýlma arzularýný tekrar popüler bir tartýþma olarak ortaya koydu. Körfez Krizi, Türkiye’nin önemini ve NATO’da oynadýðý rolü tekrar hatýrlattý...”


 


The New York Times’ýn yukarýdaki yorumun da çok az doðruluk payý ortaya çýkmýþtýr. Türkiye’nin Körfez Savaþý’yla birlikte ABD’den ve körfez ülkelerinden yardým beklentileri artmýþtýr. Bu amaçla Türkiye, ABD’den tekstile uygulanan kotanýn kaldýrýlmasýný talep etmiþ, askerî modernizasyona destek istemiþ ve borçlarýn hafifletilmesi talebinde bulunmuþtur[37].


 


Ancak Körfez Savaþý’nýn ortaya çýkýþý ile ilk etapta Türkiye için öngörülen Amerikan yardýmý bu dönemde 553.4 milyon dolardan 635.4 milyon dolara çýkmýþ (82 milyon dolarlýk bir artýþla)[38] ve bu yardýmýn en büyük kýsmý ise doðrudan hibe yardýmý þeklini almýþtý. AKKA çerçevesi içerisinde ortaya çýkan askerî malzemenin Türkiye’ye verildiði de hesaba katýlýrsa, Türkiye’nin yuvarlak bir hesapla, Amerikan ve Alman askerî yardýmý olarak 8 milyar dolarlýk bir yardým elde edeceði görülüyordu. Elbette Türkiye, bölgedeki stratejik önemini burada bir kere daha ortaya koymuþ oluyordu. Diðer taraftan da Avrupa’nýn Ortadoðu petrollerine baðýmlý oluþu, Avrupa’nýn güvenliðinin, Ortadoðu’nun güvenliðinden ayrýlmaz bir durum arz etmesi Ortadoðu’nun, NATO için artýk “Bölge Dýþý” olamaz þartýný beraberinde getirmiþ oluyordu[39].


 


Birinci ABD – Irak Savaþý sýrasýnda Türkiye’nin ABD’ye saðladýðý yardým hayatî bir önem taþýmaktaydý. Petrol boru hattýnýn kapatýlmasý, Batý’nýn ekonomik ambargosunun baþarýsýný bu dönemde garantilemiþtir. Ayrýca Ýncirlik Hava Üssü, Irak açýsýndan kuzeyde yeni bir cephe açmasý nedeniyle bu ülke (Irak) üzerinde büyük bir baský oluþturmuþtu. Amerikan uçaklarý tarafýndan Kuzey’den gelebilecek muhtemel bir saldýrýyý göz önünde bulundurmak zorunda kalan Irak üzerinde büyük bir baský gerçekleþtirmiþtir. Türkiye, söz konusu desteðiyle Soðuk Savaþýn sona erip yeni bir dünya düzenine geçildiði sýrada Batý içindeki yerini ve dünyanýn belli baþlý devletleri içinde stratejik önemini garanti altýna alýyordu[40]. Bir diðer önemi ise, Washington’un müttefiklere ihtiyaç duyduðu bir sýrada Türkiye’nin (ABD’nin) yardýmýna koþmasýydý.


 


1990’larýn ilk yýllarýnda, Körfez Savaþý’nýn yaný sýra Orta Asya’daki hareketlilik de gerek ABD için gerekse Batý için Türkiye’nin stratejik önemini bir kere daha gözler önüne sermiþtir. Söz konusu dönemden sonra Amerika’nýn güvenlik düzenlemeleri düþüncesi içerisinde yer alan örneðin, Kafkasya, Avrupa’nýn kanatlarýndaki jeopolitiðin yeniden keþfedilmesi, kitlesel imha silahlarýnýn ve nükleer füzelerin artmasýna tepki verme konusuna daha fazla eðilme ve bölgesel dengelere hakim olmayý isteme gibi faktörler ABD’nin Türkiye’ye karþý stratejik ortak olarak daha fazla ilgi duymasýný da beraberinde getirmiþtir. Amerikalý yetkililer, Türkiye’yi NATO içerisinde yeni cephe devleti olarak görmenin yaný sýra Balkanlar, Ortadoðu, Kafkasya ekseni ve Avrupa güvenliðiyle ilgili olarak da temel aktör olarak görme durumu içerisine girmiþlerdir[41].


 


Stratejik Müttefik Türkiye Kan Kaybediyor... :Türkiye Nasýl Bir Çukurun Ýçine Sokuldu?


 


Gerek stratejik önemi bakýmýndan gerekse ABD’ye olan sadýk müttefikliði ile Türkiye ABD ve Batý nezdinde puan toplarken, savaþ sonrasý geliþmeler ve Türkiye’ye verilen sözlerin bir anda unutulmasý veya kasýtlý olarak yerine getirilmemesi ekonomik açýdan Türkiye’yi oldukça sarsmýþ ve bir o kadar da hayal kýrýklýðýna uðratmýþtýr.


 


Sonraki 10 yýl içinde, Türkiye’nin sadece Irak’a uyguladýðý ambargo yüzünden uðradýðý kayýp, 14 Mart 2000 tarihli Milliyet gazetesinin Hazine Müsteþarlýðý’ndan aldýðý bilgiye göre 100 milyar dolar civarýnda olduðu[42] belirtilse de zararýn 40–50 milyar dolar civarýnda olduðu tahmin edilmektedir. Çünkü, söz konusu dönemde boru hattýndan elde edilen transit gelir durmuþ, Irak’la yapýlan ticaret (sýnýr ticareti dahil) büyük ölçüde bitirilmiþtir[43]. Ortaya çýkan durum, özellikle Güneydoðu Anadolu Bölgesi’nde iþsizliði artýrmýþ, hatta Irak’ýn Türkiye’ye olan borçlarýný ödememesi ve müteahhitlik hizmetlerinin durmasýný gibi neticeleri getirmiþtir.


 


Birinci Irak Savaþý sýrasýnda Türkiye’ye uygulanan ambargo sebebiyle, Kerkük – Yumurtalýk petrol boru hattýnýn durdurulmasý Türkiye – Irak ticaret düzenine büyük darbe indirmiþtir. Ýki ülke arasýndaki ticaretten hem Irak’ýn kuzeyinde hem de Türkiye’de Güneydoðu Anadolu Bölgesi’nde yaþayanlar yararlanýrken, ABD ve Ýsrail’in baskýlarý ile ambargo sert bir þekilde Türkiye – Irak iliþkilerine uygulanmýþ[44] / uygulatýlmýþ ve bu uygulama dar anlamda en çok iki bölge insanýný genel anlamda ise Türkiye ekonomisini yaralamýþtýr.


 


Ambargo öncesinde Irak’a en fazla mal satan ülke Türkiye iken, ambargo sonrasý, Irak’a en fazla mal satan ülke Ürdün üzerinden her türlü malý Irak’a satarak gizli yollardan petrol paralarýný kendi þirketleri aracýlýðýyla toplayan ABD olmuþtur[45].


 


1990’larda, yeni dünya düzenine geçiþ süreci içerisinde Irak ile beraber bölgenin kaybeden ve gerileyen ülkesi Türkiye olmuþtur[46].


 


Irak – Türkiye iliþkilerinde son 12 yýllýk deðerlendirmeyi ticari açýdan ele alan, Chicago Tribune yazarlarýndan Paul Salopek:[47]


 


“ Türkiye’nin Irak’la 150 mil uzunluðunda ortak bir sýnýrý bulunuyor. Türk Hükümeti, geçtiðimiz 12 yýl içerisinde BM’nin Baðdat’a karþý uyguladýðý yaptýrýmlar nedeniyle uðradýðý ticari zararýn 40 milyar dolar olduðunu iddia ediyor. Baðýmsýz uzmanlar ise söz konusu kaybýn yaklaþýk 10 – 15 milyar dolar olduðunu belirtiyorlar. Rakam ne olursa olsun, Ankara’nýn Washington’u desteklediði için ekonomik zarara maruz kaldýðýna hiç þüphe yok.


 


“Bu acý hiçbir yerde, kaçakçýlýðý da içerisinde barýndýran ticaretin yüzyýllardýr artýk bir yaþam biçimi olduðu ülkenin yoksul köþesi Güneydoðu Anadolu’nun ýssýz platolarýnda olduðu kadar açýk deðil. Cizre, Silopi ve Diyarbakýr gibi tarihi kentler, Balkanlar ve Orta Doðu arasýnda kapý olduklarý için uzun seneler boyunca geliþmiþ kent unvanýný korudular. Körfez Savaþý’ndan önce buradaki ticaret geliri yýlda yaklaþýk 1,5 milyar dolardý. Ancak, Saddam’a karþý uluslararasý yaptýrýmlarýn uygulanmaya baþlamasýyla bu görkemli yýllar sona erdi.”[48] þeklinde ki ifadeleriyle Türkiye’nin önündeki on yýllýk tablonun da renklerini ortaya koymuþtur.


 


“Uluslararasý sistem içinde yürütülen iliþkilerde devletlerin siyasi ve kültürel amaçlarýnýn yanýnda iki temel amacý daha bulunmaktadýr: Bunlardan biri güvenlik diðeri ise ekonomik çýkardýr.”[49] düþüncesinden hareketle, ekonomik açýdan yukarýda ifade edilen zararlara yol açtýðý gibi siyasal açýdan da faydalý olmamýþtýr. Güneydoðuda iþsizliðin artmasý PKK’nýn (bugünkü adýyla KADEK’in) iþine yaramýþ ve bölgede Türkiye’ye karþý faaliyetlerine güç kazandýrmýþtýr. Özellikle Irak’ýn kuzeyindeki güç boþluðu KADEK’in iþini kolaylaþtýrmýþtýr.


 


Siyasî olarak bir diðer konu da, Türkiye-AB iliþkilerinde bir iyileþmeye gidileceði düþüncesiydi. Ancak bundan da beklenilen neticeye varýlamamýþtýr. Hatta ekonomisi büyük yara alan Türkiye’nin, AB üyeliði daha da zayýflamýþtýr. Yine siyasî anlamda ortaya çýkan önemli noktalardan birisi de, savaþ sonrasý Orta Doðu’daki barýþ süreci için Madrid’te yapýlan zirveye Türkiye’nin çaðrýlmamasýdýr[50]. Bütün bu geliþmelerin yaný sýra savaþ sonrasý Kuveyt’in yeniden imarý konusunda Türkiye’nin bekleyiþ içerisinde olduðu müteahhitlik fýrsatlarý sunulmamýþ, hatta Kuveyt ve Suudi Arabistan savaþ sýrasýnda kendisini destekleyen ülkeler için yayýnlamýþ olduklarý teþekkür bildirgesine Türkiye’nin ismini koymamýþlardýr[51].


 

Ýkinci ABD – Irak Savaþý Öncesinde Ermeni Lobisinin Çalýþmalarý

 


Birleþik Devletler, 21. yüzyýlda Amerikan tek-kutupluluðu ve hegemonyasýnýn devamýný saðlamak gayesi ile merkezinin Avrupa-Asya kýta bloðunun oluþturduðu coðrafyada yeni bir askeri-politik yapýlanma / konuþlanma gerçekleþtirme politikasý izlemektedir. Merkez eksenleri, Orta Asya-Güney Kafkasya ile Orta Doðu olan, bu jeopolitik düzenlemeleri de içeren yaklaþýmýn iki hedefi vardýr. Ýlk hedef, dünya sanayi sistemini ayakta tutan petrolün denetimini (Washington’un) mutlaka yakýn kontrolü altýna almaktýr. Böylece, (ABD) önümüzdeki 25 yýl içinde bir sýçrama yaparak artacak olan petrol tüketimini güvence altýna almanýn ötesinde muhtemel rakipleri olan, Çin, Hindistan ve Avrupa Birliði’nin de enerji ihtiyaçlarýný denetim altýna almayý hedeflemektedir[52].


 


Ýkinci hedef olarak Washington, enerji kaynaklarýnýn yer aldýðý merkezlerin yaný sýra enerji nakil hatlarýnýn geçtiði coðrafyalarýn çevresinde de askeri yapýlanmalar oluþturmak, bir yandan Orta Asya ve Kafkasya’da diðer yandan da Orta Doðu’da güç projeksiyonu yapabileceði politik-askeri yapýlanmalar oluþturmayý amaçlamaktadýr[53].


 


11 Eylül sonrasý Afganistan’la baþlayan, hemen sonrasýnda Orta Asya eksenli yerleþim ve þimdilerde Irak operasyonu, oturtmayý amaçladýðý ABD hegemonyasýnýn oluþumunun sadece bir kýsmýný oluþturmaktadýr[54]. Orta Doðu’da bu hegemonyaya tehdit teþkil edebilecek, her türlü engelin pasivize edilmesi, hegemonya oluþumunun gereklilikleri olarak ortaya çýkmaktadýr.


 


Böylesi bir tablo içerisinde Türkiye’nin ABD – Irak Savaþý sonrasýnda da küresel, bölgesel ve ulusal çýkarlarý, Irak ve Irak’ýn kuzeyindeki yeni geliþmeler, mercek altýna alýnarak gözden geçirilmelidir[55].


 


Ermeni lobisi, incelemenin baþýnda da belirtildiði üzere, sýký bir þekilde Ankara-Washington pazarlýðýnda, Ankara’nýn lehine sonuçlanabilecek anlaþmayý bozma gayreti içerisine girmiþtir.


 


Türkiye’nin Ýkinci ABD – Irak Savaþý sýrasýnda izlemiþ olduðu politika, son 12 yýlýn tecrübesi olarak ortaya çýkmýþtýr. Ankara, Washington’un siyasi ve mali destek vaatlerini, sonradan yerine getirmeyeceði endiþesiyle, (Irak operasyonuyla ilgili olarak) ABD yönetimine açýk çek vermeyi geciktirmiþtir.


 


Savaþ öncesi ve sýrasýnda, Ankara, garanti isterken, Washington mali açýdan kendisini baðlamaktan kaçmaya çalýþmýþ bunu yaparken de, Amerikan siyasal sisteminin önemli ayaklarýndan olan lobileri kullanma yoluna gitmeyi tercih etmiþtir.


 


ANCA lobi kuruluþunun aniden düðmeye basýlmýþ gibi birden bire ortaya çýkmasý ve Türk-Amerikan pazarlýðýnda ABD çýkarlarýný korumaya çalýþmasý, New Jersey Milletvekili Frank Pallone’ýn Dýþiþleri Bakaný Collin Powell’a gönderdiði mektup, zamanlama olarak oldukça düþündürücü bir þekilde kamuoyuna yansýtýlmýþtýr. Bu o kadar güzel bir tertiptir ki, Türkiye’ye yönelik düþmanlýðý ile bilinen Ermeni lobisinin söz konusu hareketi de yadýrganmamýþtýr.


 


Savaþ öncesi/sýrasý ve sonrasýnda Amerikalýlar, savaþ sonrasý Irak’ýn yeniden düzenlenmesinde Türkiye’nin söz sahibi olamayacaðý düþüncesiyle pazarlýða yanaþmayý denemiþlerdir[56].


 


Mevcut dönem içerisinde Washington’un aba altýndan gösterdiði silahlarýndan birisi de, (sözde) Ermeni soykýrým tasarýsýný Amerikan Kongresi’nden çýkartacaðý tehdidiydi[57].


 


Ermeni lobisinin Washington kulislerinde ortaya attýklarý 30 – 32 milyar dolarlýk yardým paketi kampanyasý bir tarafa, ABD’nin Türkiye’ye 2 milyar dolarý hibe olmak üzere 20 milyar dolarlýk bir yardým paketi önerdiði de 2003 yýlý Þubat ayý içerisinde yine kulislerde dolaþan[58] bir baþka nabýz yoklama harekatý olarak konuþulmuþtur[59].


 


Söz konusu durumu Chicago Tribune gazetesi yazarlarýndan Paul Salopek’in Þubat ayý sonlarýnda Atlanta Journal’a, Türkiye Cizre’de yazmýþ olduðu makalesi þu þekilde ortaya koymuþtur[60]:


 


“Amerika’nýn en sadýk müttefiklerinden biri olan Türkiye’nin neden iþleri aðýrdan almasý ve ABD’nin Irak’a karþý gerçekleþtireceði savaþa karþý çýkmasý gerektiðini anlamak için, masalsý Ýpek Yolu’nda bulunan bu eski kervan kentindeki engin kamyon mezarlýklarýna bakmak yeterli.


 


“Yenilgiye uðramýþ bir ordunun ölen þövalyeleri gibi sýraya dizilmiþ yaklaþýk 48 bin paslý Fiat, Volvo ve Ford kamyon, Cizre çevresindeki çamurlu düzlüklerde yatýyor. Bunlar, komþu Irak’la bir zamanlar çok hareketli olan ve BM yaptýrýmlarý döneminde ve daha yakýn zamanda savaþ gemileriyle bozulan sýnýr ticaretinin tekerlekli kurbanlarý.


 


“Irak mazotunu Türkiye’ye ithal etmek üzere bir tanker alabilmek için annesinin sattýðý altýnlarýný kullanan iþsiz kamyon þoförü Heybet Karasi: ‘Birkaç yýl önce, Irak’ a o kadar çok kamyon giriyordu ki, ana caddeden karþýdan karþýya geçmek için 20 dakika beklemeniz gerekiyordu. Þimdi sýnýr neredeyse kapandý. Eðer istiyorsanýz yolun ortasýnda uyuyabilirsiniz’ dedi.”


 


Bütün bunlar iþin, oldukça önemli bir boyutunu ekonomik yönünü ortaya koymaktadýr.


 


ABD’nin önemli yayýn organlarýndan olan Washington Post gazetesinde Uluslararasý Ekonomi Enstitüsü üst düzey yetkililerinden Morris Goldstein, Türkiye ile ilgili olarak “...korkunç derecede borcu olan bir ülke”[61]  tanýmlamasý yapmýþtýr. Gerçekte, Goldstein’ýn bu tanýmlamayý yaparken atladýðý önemli bir nokta var. O da, korkunç derecede borcu olan Türkiye’nin sadece borç faizlerine ödeyeceði 73 milyar dolarlýk bir dinamiðe sahip olduðu gerçeðidir[62].


 


Genel Deðerlendirme

 


Elbette ki, ikinci ABD – Irak Savaþý öncesi ve sýrasýnda sadece ekonomik boyut, Ankara’nýn tek pazarlýk konusu olmamýþtýr. Zaten Washington’da, Türkiye aleyhine lobi yapan ANCA ve memurlarýndan Pallone’da ayný görüþü savunmuþlardýr[63].


 


Türkiye söz konusu dönemde, Irak’ýn kuzeyindeki Türkmenlerin statüsüne netlik kazandýrmaya çalýþmasý gerekliliðinin sürekli olarak gündeminde tutmuþ ve savunmuþtur. Bölgede çýban baþý olarak kök salan KDP – KYP yapýlanmasý da Türkiye için önemli tehditlerden biri olmuþ ve Türkiye konuyla ilgili siyasi endiþelerini gündeme taþýmasý ve yine Türkiye’nin pozisyonunun ne olacaðý noktalarýnýn aydýnlýða kavuþturulmasý noktasýný ýsrarla dile getirmeye çalýþmýþtýr[64].


 


Ermeni lobisi, yoðun bir þekilde gerek Birinci ABD – Irak Savaþý, gerekse Ýkinci ABD – Irak Savaþý sýrasýnda Ankara-Washington pazarlýðýnda, Ankara’nýn lehine sonuçlanabilecek anlaþmayý bozma gayreti içerisine girmiþtir.


 


Türkiye’nin Ýkinci ABD – Irak Savaþý sýrasýnda izlemiþ olduðu politika, son 12 yýlýn tecrübesi olarak ortaya çýkmýþtýr. Ankara, Washington’un siyasi ve mali destek vaatlerini, sonradan yerine getirmeyeceði endiþesiyle, (Irak operasyonuyla ilgili olarak) ABD yönetimine açýk çek vermeyi geciktirmiþtir.


 


Savaþ öncesi ve sýrasýnda, Ankara, garanti istemiþ Washington ise mali açýdan kendisini baðlamaktan kaçmaya çalýþmýþ ve bunu yaparken de, Amerikan siyasal sisteminin önemli ayaklarýndan olan lobileri kullanma yoluna gitmeyi tercih etmiþtir.


 


Yukarýda da belirtildiði üzere ANCA lobi kuruluþunun aniden düðmeye basýlmýþ gibi birden bire ortaya çýkmasý ve Türk-Amerikan pazarlýðýnda ABD çýkarlarýný korumaya çalýþmasý, New Jersey Milletvekili Frank Pallone’ýn Dýþiþleri Bakaný Collin Powell’a gönderdiði mektup, zamanlama olarak oldukça düþündürücü bir þekilde kamuoyuna yansýtýlmýþtýr. Böylesi bir organizasyonda,  Ermeni lobisinin söz konusu hareketi de yadýrganmamýþtýr.


 


Son söz olarak, yukarýda da izah edildiði üzere Türkiye, 1991 yýlýnda yaþadýðý büyük tecrübeden hareketle 2003 yýlýnda “Bir musibet, bin nasihatten efdaldir” misali geleceðe yönelik adýmlarýný iyi hesaplamaya çalýþmýþ ancak bunda ne kadar baþarýlý olduðu, tartýþmaya açýk bir þekilde tarihteki yerini almýþtýr.

 



[1] Ümit ÖZDAÐ ‘Türkiye’nin Irak Politikasýnýn Belirleyicileri’ ASAM, Stratejik Ýnceleme Raporu, www.avsam.org .
[2] ÖZDAÐ “Türkiye’nin Irak Politikasýnýn Belirleyicileri”, s. 1 “Ankara'nýn taleplerinin en önemli boyutunu Irak'ýn siyasal geleceðinin nasýl þekillendirileceði ile ilgili politik güvenceler oluþturmaktadýr. Ankara, ABD'den savaþtan sonra Irak'ýn yeniden þekillendirilmesi sýrasýnda Türkmenlerin de Araplar ve Kürtler ile birlikte Irak'ýn asli halklarýndan birisi olarak kabul edilmesini haklý olarak talep etmektedir” (ÖZDAÐ ‘Türkiye’nin Irak Politikasýnýn Belirleyicileri’, s. 1, www.avsam.org ).
[3] http://www.asbarez.com/frontpage2.htm .
[4] http://www.asbarez.com/frontpage2.htm.
[5] http://www.asbarez.com/frontpage2.htm.
[6] http://www.asbarez.com/frontpage2.htm.
[7] http://www.asbarez.com/frontpage2.htm.
[8]  http://www.asbarez.com/frontpage2.htm.
[9]  http://www.asbarez.com/frontpage2.htm
[10] http://www.asbarez.com/frontpage2.htm
[11] http://www.asbarez.com/frontpage2.htm
[12] AZG ARMENIAN DAILY, 30 Aðustos 2002.
[13] AC’nin dýþýnda ABD Kongresi’nde AAA ve ANCA ile irtibatlý olarak çalýþan 1997’de Los Angeles’te kurulan Ermeni-Amerikan Demokratik Liderlik Konseyi (Armenian-American Democratic Leadership Council, AADLC) bulunmaktadýr.
[14] United State Congressional Record, Apr. 24, 1991, s. S4923. (Bundan sonraki dipnotlarda ‘U.S. CONG. REC.’ þeklinde verilmiþtir. April: ‘Apr.’ olarak, Senate: ‘S’ olarak, House: ‘H’ þeklinde kýsaltýlmýþtýr.
[15] U.S. CONG. REC., Apr. 24, 1991, s. S5047.
[16] 1920 yýlýnda ABD Senatosu’nun bunu katliam (massacres) olarak tanýdýðýný 24 Nisan 1991 yýlýndaki konuþmasýnda T.M.Ü. Moakley’de söylemiþtir. Moakley: ‘They United States Senate formally recognized the nature of the massacres in 1920. And every year we commemorate this event’ demiþtir,  U.S. CONG. REC., Apr. 24, 1991, s. H2523).
[17] U.S. CONG. REC., Apr. 24, 1991, s. S5047.
[18] U.S. CONG. REC., Apr. 24, 1991, s. S5047.
[19] U.S. CONG. REC., Apr. 24, 1991, s. S5048.
[20] U.S. CONG. REC., Apr. 24, 1991, s. S4982.
[21] U.S. CONG. REC., Apr. 24, 1991, s. S4921.
[22] U.S. CONG. REC., Apr. 24, 1991, s. S4924.
[23] U.S. CONG. REC., Apr. 24, 1991, s. H2521.
[24] U.S. CONG. REC., Apr. 24, 1991, s. H2520.
[25] T.M.Ü Annunzio, 1921 yýlýna kadar yaklaþýk 100 bin Ermeni’nin Birleþik Devletler göç ettiðini söylemiþ ve bunu 1915 yýlýna baðlamýþtýr (U.S. CONG. REC., Apr. 24, 1991, s. H2530).
[26] U.S. CONG. REC., Apr. 24, 1991, s. H2530.
[27] U.S. CONG. REC., Apr. 24, 1991, s. H2526.
[28] U.S. CONG. REC., Feb. 21, 1991, s. S2243.
[29] Son dönem Türk-Amerikan iliþkileri için bkz: George S. HARRIS, Troubled Alliance: Turkish-American Problems in Historical Perspective, 1945-1971, (Washington, D.C.: 1972); Dankwart A. RUSTOW, Turkey-America’s Forgotten Ally, (New York: 1989); Philip ROBINS, Turkey and the Middle East, (London: 1991). Ömer KARASAPAN, ‘Turkey and the U.S. Strategy in the age of Glasnost’, Middle East Report, Vol. 19 (5), (Sept. – Oct., 1989); Kemal KÝRÝÞÇÝ, ‘Turkey and the United States: Ambivalent Allies’ Middle East Reviev of International Affairs, Vol. 2, No.4 (Dec.  1998); Ian O. LESSER, Turkey, Greece, and the U. S. In a Changing Strategic Environment, (Rand: Santa Monica, 2001); LESSER, NATO Looks South: New Challenges and New Strategies in the Mediterranean (Rand: Santa Monica, 2000); Zalmay KHALILZAD, Ian O. Lesser and F. Stephen Larrabee, The Future of Turkish-Western Relations: Toward A Strategic Plan (Rand: Santa Monica, 2000).
[30] John Duke Anthony, ‘The U.S. – GCC Relationship: Is It a Glass Leaking or a Glass Filling?’ David W. Lesch (Ed.), The Middle East and the United States, (Colorado and Oxford: 1996), s. 356.
[31] U.S. CONG. REC., Dec. 12, 1985, s. H11920.
[32] U.S. CONG. REC., Dec. 12, 1985, s. H11920.
[33] II. Dünya Savaþý’ndan sonra ABD ve eski Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliði büyük güçler olarak ortaya çýkmýþlardýr. Ýki zýt kutuplu ülke, dünya güç dengesinde ve yeni dünya düzeninde önemli rol oynamýþlardýr. Bu süreç SSCB’nin 1980’den sonra, ekonomik ve siyasî gücünün zayýflamasýna kadar sürmüþtür. 1989 yýlýyla Doðu Avrupa’da Sovyet yanlýsý yönetimlerin çökmeye baþlamasý ve hemen akabinde 1990’da SSCB’nin daðýlmasý, iki kutuplu dünya düzeninin daðýlmasýna ve soðuk savaþ dönemi olarak adlandýrýlan dönemin de bitiþine sebep olmuþtur (Kadir SAÐLAM, Körfez Savaþý ile Deðiþen Güç Dengeleri, (Ýstanbul: 1999), s. 64).
[34] Ýlhan UZGEL, ‘ABD ve NATO’yla Ýliþkiler’ Türk Dýþ Politikasý, C. II.  Baskýn Oran (Ed.), (Ýstanbul: 2001), s. 251.
[35] James BROWN, Delicately Poised  Allies: Greece and Turkey: Problems, Policy Choices and Mediterranean Security, (London: 1991), s. 160.
[36] THE NEW YORK TIMES, 21 Ocak 1991.
[37]UZGEL, ‘ABD ve NATO’yla Ýliþkiler’, s. 257.
[38] 82 milyon dolarlýk bu yardým Bush tarafýndan Ocak 1991’de saðlanmýþtýr.
[39] THE SUNDAY TELEGRAPH, 27 Ocak 1991.
[40] Türkiye açýsýndan böylesi beklentiler varken, aþaðýda da görüldüðü üzere AB için ayný düþünce gerçekleþmemiþtir.
[41] Ian O., LESSER, ‘Turkey’s Strategic Options’, The International Spectator, C. 34, No.1, (Ocak-Mart 1999), s. 88.
[42] UZGEL, ‘ABD ve NATO’yla Ýliþkiler’, s. 258.
[43] “ Körfez Savaþý’nýn görünürdeki nedeni olan Kuveyt’in kurtarýlmasýndan sonra, bölgede zarara uðrayan ülkelerin bu zararlarý Kuveyt’in petrol gelirlerinden ödenirken, Türkiye bunun dýþýnda kasýtlý olarak býrakýlmýþtýr. Bir anlamda savaþ ile Irak yýkýlýrken, Türkiye’nin de dolaylý yollardan zarara uðramasýna neden olunmuþtur. Batý ittifaký uðruna fedakarlýk yapan Türkiye’nin gözlerinin yaþýna savaþ sonrasý dönemde kimse bakmamýþtýr.  Türkiye Batý’ya yaranmak isterken komþularý ile kötü olmuþ ama karþýlýðýnda  uðradýðý zarara Batýlý ülkeler ilgi göstermemiþtir. Kuveyt gibi zengin bir ülke bile savaþ tazminatlarý sýrasýnda Türkiye’yi görmezden gelmiþtir. Bu durum bile açýkça Irak’ýn Türkiye’nin ne derece benzer koþullara sahip olduðunu bir kez daha ortaya koymaktadýr.” Anýl ÇEÇEN, ‘Güney Komþumuz Irak’, Avrasya Dosyasý Irak Özel, (Sonbahar 2000) C. 6, Sa:3, s. 23.
[44] ÇEÇEN, ‘Güney Komþumuz Irak’, s. 24.
[45] ÇEÇEN, ‘Güney Komþumuz Irak’, s. 24.
[46] ÇEÇEN, ‘Güney Komþumuz Irak’, s. 24.
[47] CHICAGO TRIBUNE, 21 Þubat 2003.
[48] CHICAGO TRIBUNE, 21 Þubat 2003.
[49] Armaðan KULOÐLU, ‘11 Eylül Sonrasý Deðiþen Dengeler Çerçevesinde Türkiye’nin Irak Politikasý’, ASAM, Irak Özel, www.avsam.org.
[50] Türkiye daha sonraki çalýþma gruplarýnda alt düzeyde temsil edilmiþtir (UZGEL, ‘ABD ve NATO’yla Ýliþkiler’, s. 258).
[51] UZGEL, ‘ABD ve NATO’yla Ýliþkiler’, s. 258.                                                                              [52]ÖZDAÐ, ‘Türkiye’nin Irak Politikasýnýn Belirleyicileri’, ASAM Stratejik Ýnceleme Raporu, www.avsam.org.
[53] ÖZDAÐ, ‘Türkiye’nin Irak Politikasýnýn Belirleyicileri’, www.avsam.org.
[54]ÖZDAÐ, ‘Türkiye’nin Irak Politikasýnýn Belirleyicileri’, www.avsam.org “Amerikan yapýlanmasýnýn Orta Doðu’da da Irak ile sýnýrlý kalmayacaðý anlaþýlmaktadýr. ABD Baþkaný Bush’un Haziran 2002’de West Point Askeri Akademisi’nde Ýran’ý hedef alan konuþmasý, Savunma Bakanlýðý Danýþma Kurulu Baþkaný Richard Perle’ün Suriye’yi uyaran açýklamasý Washington’un amaçlarý doðrultusunda ipucu vermektedir. Bugün kimse üzerinde durmasa da Irak savaþýný takiben Washington’un ilk yöneleceði Orta Doðu sorununun Arap-Ýsrail ihtilafý olacaðý düþünülmektedir” (ÖZDAÐ, ‘Türkiye’nin Irak Politikasýnýn Belirleyicileri’, www.avsam.org).
[55] ÖZDAÐ, ‘Türkiye’nin Irak Politikasýnýn Belirleyicileri’, www.avsam.org.
[56] SUDDEUTSCHE ZEITUNG, 21 Þubat 2003.
[57] SUDDEUTSCHE ZEITUNG, 21 Þubat 2003.
[58] ASIA TIMES, 21 Þubat 2003.
[59] Oysa 1991 musibetinin Türkiye’ye zararý yaklaþýk 40 milyar dolar olmuþtur.
[60] ATLANTA JOURNAL, 21 Þubat 2003.
[61] WASHINGTON POST, 21 Þubat 2003.
[62] ÖZDAÐ, ‘Türkiye’nin Irak Politikasýnýn Belirleyicileri’, www.avsam.org.
[63] http://www.asbarez.com/frontpage2.htm.
[64] Konuyla ilgili geniþ açýklamalar için bkz. ÖZDAÐ, ‘Türkiye’nin Irak Politikasýnýn Belirleyicileri’, www.avsam.org.

 

 ----------------------
* -
- ERMENÝ ARAÞTIRMALARI, Sayý 9, Bahar 2003
    ï¿½ï¿½eri�e Yorum Yaz    Yazd�r    Tavsiye Et

   «  Geri
Yorumlar

Hen�z Yorum bulunmamaktad�r.


 
 
ERAREN - Ermeni Ara�t�rmalar� Enstit�s�

Bu site en iyi 1024 x 768 �z�n�rl�kte g�r�nt�lenir.