| | Title:The Legality Problem of the Invasion of Azerbaijani Territories by Armenia: Is There Self-Defense Right for Azerbaijan?
Abstract: The problem of Armenian occupation of the Azerbaijani lands poses a threat to the global and regional stability. The occupation caused the loss of lives of thousands of Azerbaijanis and more than a million have been expelled from their homes by Armenians. The displaced Azerbaijanis live under extremely severe conditions. So far the negotiations for peace between Azerbaijan and Armenia have failed. This led Azerbaijan with two alternatives, namely, Azerbaijan either will recognize the current Armenian occupation and annexation of its territory, which is against international law for obvious reasons, or resort to use of force to defend its territorial integrity. It is clear that the first will encourage aggression not only in the region but all over the world. The self-defence which is justified by international law remains the only option for Azerbaijan.
Keywords: Self-defence, Azerbaijan - Armenia, Occupation, Use of force Nagorno-Karabakh, Caucasus, Aggression.
Anahtar Kelimeler: Meþru Müdafaa, Azerbaycan - Ermenistan, Ýþgal, Kuvvet Kullanýmý, Daðlýk Karabað, Kafkasya, Saldýrganlýk.
11 Eylül olaylarý sonrasýnda, uluslararasý hukukla ilgili olarak, üzerinde en çok çalýþma yapýlan konulardan birisi de kuvvet kullanma konusudur. Meþru müdafaa hakkýnýn kullanýlabilmesi için neler gerekli olduðuna iliþkin konular, aslýnda yeni olmamakla birlikte, günümüzde daha yoðun çalýþýlmaktadýr. Kuvvet kullanma yasaðýnýn alanýný daraltmaya yönelik giriþimler, bu konuda “özel ihtiyaçlarý bulunan” devletlerin, bundan kendilerine göre tehdit olarak tanýmladýklarý güçlere karþý daha rahat kuvvet kullanmak için yararlanmalarýna neden olmakta, bu devletler yeni durumu kendileri açýsýndan bir fýrsat olarak görmektedirler.
Biz bu çalýþmamýzda, aslýnda meþru müdafaa ve kuvvet kullanma kavramlarýnýn 11 Eylül olaylarýndan sonraki yorumlarýndan pek de etkilenmeyen bir konuyu, Azerbaycan topraklarýnýn Ermenistan tarafýndan iþgali sorununu ele alacaðýz. Çalýþmamýzda, Azerbaycan ile Ermenistan arasýndaki sorunun ortaya çýkýþýný ve günümüzdeki durumunu anlatarak, Azerbaycan’ýn meþru müdafaa hakkýna genel olarak ve halen bu hakka sahip olup olmadýðý açýsýndan bakmaya çalýþacaðýz.
Azerbaycan ile Ermenistan arasýndaki sorun, çok boyutlu bir sorun olma özelliðine sahiptir. Biz daha çok konuya, Ermenistan’ýn yayýlmacýlýk politikasý ve bunun günümüzdeki sonuçlarýndan birisi olan, Azerbaycan topraklarýnýn yaklaþýk % 20’lik kýsmýný iþgal etmesi boyutu itibarýyla yaklaþacaðýz.
SORUNUN DOÐUÞU VE GÜNÜMÜZDEKÝ DURUM
Tarihsel Süreç
Azerbaycan ile Ermenistan arasýndaki günümüzdeki iþgal sorununun kökeni aslýnda çok eskiye kadar gitmektedir. Sorunun doðuþu açýsýndan en önemli olaylardan birisi, Ermenilerin bölgeye toplu halde yerleþ(tiril)meleri süreci olmuþtur. Aslýnda, Ermeniler, Anadolu’da, günümüzdeki Ýran topraklarý üzerinde ve Kafkasya’da çeþitli devletler içerisinde daðýnýk halde yaþamaktaydýlar. Fakat, özellikle, 18. yüzyýldan itibaren Çarlýk Rusyasý’nýn stratejik amaçlarý doðrultusunda bölgede bir Ermeni devletinin oluþturulmasýna yönelik giriþimleri, durumu deðiþik hale getirmiþtir. Bu sýralar Kafkasya’nýn durumu çok net deðildi. Bölgede bir yanda baðýmsýzlýðýný muhafaza etmeðe çalýþan Hanlýklar, diðer yanda Çarlýk Rusyasý ile dönemin Gacar yönetimi (günümüzdeki Ýran) arasýndaki mücadelesi söz konusuydu. Bu ve benzeri mücadeleler, bölgedeki yapýlanmalarý yakýndan ilgilendirmekte, hatta belirleyici olmaktaydý.
Rusya ile Gacar yönetimi arasýndaki savaþlar sonucunda, 1828’de imzalanan Türkmençay Antlaþmasý ile günümüzdeki Ermenistan ve Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarý (o zamanlar bölgede hanlýklar söz konusuydu ve günümüzdeki Ermenistan Cumhuriyeti, nüfusunun büyük çoðunluðu Türklerden oluþan Revan Hanlýðý üzerinde kurulmuþtur) Rusya’ya baðlanmýþtýr.[1] 1828–1829 yýllarýnda Osmanlýlarla Rusya arasýnda Kafkaslarda yaþanan savaþ da bölgenin kaderini yakýndan etkilemiþtir. Bu savaþlarýn ve imzalanan antlaþmalarýn bölge açýsýndan bir önemi de, bu süreçte Gacar yönetimi altýndaki topraklardan 1825–1826 yýllarýnda 18.000, 1828’de 50.000 (Türkmençay Anlaþmasý’nýn 15. maddesi Gacar yönetimi altýndaki Ermenilerin bir yýl içinde Aras nehrinin kuzeyine, yani Rus yönetimi altýnda kalacak topraklara geçmesini öngörmekteydi), 1829 Osmanlý-Rus Edirne antlaþmasý ile de 84.000 civarýnda Ermeninin tarihi Karabað topraklarýna getirilmesi sonucunu doðurmasýdýr.[2] Bu süreç içinde Kafkasya’ya, Anadolu’dan ve þu anki Ýran topraklarýndan en az 1 milyon Ermeni göç etmiþti veya ettirilmiþti.[3] Bu göçler sonucunda I Nikolay, Revan ve Nahçývan hanlýklarýnýn topraklarýný içeren Ermeni bölgesi de kurmuþtur.[4] Zaten, Rusya bölgede bir Ermeni devletinin kurulmasýnýn planlarýný uzun yýllardan beri yapmaktaydý. 1967 yýlýnda Ermenistan’ýn baþkenti Erivan’da basýlan “XVIII yüzyýlda Ermeni-Rus iliþkileri” isimli kitapta (s. 204-205’de) þöyle denmektedir: “Daha 19 Mayýs 1783’de Knyaz G.A.Potyomkin, II Yekatrina’ya “fýrsat bulunca Karabað’ý hemen Ermenilerin kontrolüne verme ve böylece Asya’da bir Hristiyan devleti ortaya çýkarmak için gerekenleri yapacaðýz”, diye yazmýþtýr”. Bu nedenle bu kadar büyük göçlerin gerçekleþmesinde Rusya’nýn çýkarlarý bulunduðunu da unutmamak gerekiyor. Bunun yanýnda buradaki Müslümanlardan da (Türklerden de) önemli bir miktar Gacar yönetimi altýndaki topraklara göç ettirilmiþti. Bunca göçe raðmen, 1832 yýlýndaki Çarlýk Rusyasý resmi sayýmlarýnda, örneðin Karabað Hanlýðý nüfusunun % 64,8-i Türk (Azerbaycanlý), %34,8-i Ermeni olarak kayda geçmiþtir.[5] 1887 yýlýnda Fransa’da yayýnlanan “Nouveau Dictionnaire de Geographie Universelle” (“Yeni Evrensel Coðrafya Sözlüðü”) isimli kitabýn “Karabað” maddesinde, 250.000 olarak gösterilen toplam nüfusun en az yarýsýnýn Azerbaycan Türklerinden, geri kalanýnýn Ermenilerden ve bazý Ýranlý ve Ruslardan oluþtuðu kaydediliyor.[6] Hatta Ermenistan kaynaklarý bile 19. yüzyýl baþlarýnda Karabað Hanlýðý’nda Ermeni nüfusun azýnlýkta kaldýðýný ifade ediyorlardý. 1972 yýlýnda Erivan’da yayýnlanan “Batý Ermenistan’ýn Rusya’ya birleþtirilmesi” isimli bir kitapta (s. 562), bu yýllar için Karabað Hanlýðýnda 12 bin ailenin bulunduðu ve bunlarýn sadece 2500-ünün Ermeni ailesi olduðu belirtiliyor. Ermenilerin buraya sonradan geldiðinin kendilerince bir baþka ifadesi de, 1978 yýlýnda Azerbaycan’ýn (Daðlýk Karabað Özerk Bölgesi içerisinde yer alan) Akdere (eski Mardakert) rayonunda, “Bölgeye Geliþlerinin 150 Yýlý” anýtýný dikmeleri olmuþtur.[7]
19. yüzyýlýn sonlarý, 20. yüzyýlýn baþlarýnda Kafkasya’da yaþayan Ermeniler, hýzlý bir biçimde örgütlenmeye baþladýlar. Bu yapýlanmalarýn en önemlisi 1890 yýlýnda Tiflis’te kurulan “Taþnaksutyun Komitesi” idi. Komite, daha çok Doðu Anadolu’daki Osmanlý topraklarýný kapsayan bir Ermeni devleti kurmayý amaçlýyordu. Bu devirde Ermeniler, Çarlýk Rusyasý yönetimi altýndaki topraklara iliþkin iddialarýný pek dile getirmiyorlardý. Bunun nedeni, tarihsel süreçte hep iþbirliði yaptýklarý Ruslarla, iliþkiyi bozmama isteði idi. Genelde iyi olan iliþkiler, 1719 yýlýnda Çar I Petro’nun, Rus Ortodoks Kilisesi mensuplarýna tanýnan haklarý ülkesinde yaþayan tüm Ermenilere de vermesi ile daha da pekiþmiþti.[8] Fakat, bir yandan Çarlýk Rusyasý’nýn halklarý kaynaþtýrma isteklerinin Ermeni milliyetçiliði ile çatýþmasý, diðer yandan da Rus Ortodoks Kilisesinin Ermeni Gregoryan Kilisesini kendisine birleþtirme çabalarý bu yakýn iliþkiyi bir süre için zayýflatmýþtýr. Fakat etnik çatýþmalarýn baþlamasý, iliþkileri olumlu seyrine sokmakta geç kalmamýþtýr. Kafkasya’daki milli uyanýþ hareketleri de bu etnik çatýþmalara paralel olarak geliþmiþtir. Özellikle, 1905 yýlý tarihe Azerbaycan ve Ermeni toplumlarý arasýndaki kanlý çatýþmalar yýlý olarak geçmiþtir. Bu dönemlerde Ermeni örgütleri, Kafkasya’nýn çeþitli bölgelerine iliþkin yayýlmacýlýk politikalarý da geliþtirmeye baþladýlar. Bu çerçevede, günümüzdeki Gürcistan, Azerbaycan, Türkiye, Rusya ve Ýran topraklarýna yönelik çalýþmalar içerisinde de bulundular. Bu doðrultuda, belli bölgeye yerleþerek, daha sonra toprak iddiasý ortaya koymak ve mücadele sonucunda, topraðý elde ederek resmileþtirmek süreci takip edilmekteydi.
19. yüzyýl sonlarý, 20. yüzyýl baþlarýnda çok sayýdaki Ermeni örgütü, bölgede “Büyük Ermenistan” kurulmasý için yoðun çalýþmalar içerisinde bulunduysa da, bir yanda SSCB’nin, diðer yanda da Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasýyla birlikte bu giriþimlerin zayýflatýlmasý zarureti doðmuþtur. Fakat, daha Kafkasya’nýn Rusya tarafýndan iþgali ve bölgenin SSCB içerisinde yer almasý sürecinde, Ermenistan’ýn yayýlmacýlýk politikasý kýsmen uygulanmýþtýr. Örneðin, 1 Aralýk 1920’de, Ermenistan’ýn sosyalist yönetim biçimini kabul ederek Rusya yanýnda (ileride SSCB içerisinde) yer almasýný teþvik etmek amacýyla, o sýrada zaten Rusya tarafýndan iþgal edilmiþ bulunan Azerbaycan topraklarýndan Zengezur ve Gökçe bölgeleri Ermenistan’a hediye edilmiþtir. SSCB’nin kuruluþundan 1980’lerin ikinci yarýsýna kadar, Azerbaycan ile Ermenistan arasýnda ciddi çatýþmalar yaþanmamýþtýr. Fakat, 28 Mayýs 1918’de kurulan ve 27 Nisan 1920’de Rusya tarafýndan iþgal edilen Azerbaycan Halk Cumhuriyeti 114000 km2 yüzölçümüne sahip olmasýna karþýn, SSCB daðýldýðýnda baðýmsýzlýðýna kavuþan Azerbaycan’ýn yüzölçümü topraklarýnýn bir kýsmýnýn Ermenistan’a verilmesi nedeniyle 86600 km2 olmuþtur. Bunun yanýnda bir de çeþitli amaç ve çýkarlar doðrultusunda, Azerbaycan içerisinde Daðlýk Karabað Özerk Bölgesi (DKÖB) oluþturulmuþtur. Halbuki, Ermenistan’da yaþamakta olan, benzer þartlar ve daha çok sayýya sahip Azerbaycan Türkleri için her hangi bir özerklik modeli öngörülmemiþtir.
SSCB’nin Daðýlma Süreci Sonrasýnda Azerbaycan-Ermenistan Sorunu
SSCB içerisinde birkaç defa Türkiye, Gürcistan ve Azerbaycan’a yönelik toprak iddialarýnda bulunan Ermenistan, bu doðrultudaki faaliyetlerini açýk ve sürekli biçimde deðil, daha çok aralýklarla ve gizlice yürütmeye çalýþmýþtýr. 1980’lerin ikinci yarýsýnda SSCB’nin daðýlmasýna giden süreçte Ermenistan’ýn, Azerbaycan’ýn Karabað bölgesinin daðlýk kýsmýna yönelik iddialarý yeniden açýkça ortaya çýkmýþtýr. 1980’lerin sonlarýna doðru iki cumhuriyet arasýnda baþlayan küçük çaplý çatýþmalar, 1990’larýn baþýnda tam anlamýyla savaþa dönüþmüþtür.[9] 1992 ortalarýna kadar Ermenistan silahlý güçleri bazen küçük operasyonlarla, bazen de Hocalý soykýrýmýnda olduðu gibi büyük çaplý saldýrýlarla Azerbaycan’ýn Karabað bölgesinin önemli bir kýsmýný iþgal altýna almýþlar. 1992 yýlý ortalarýndan 1992 sonlarýna kadar olan dönemde, Azerbaycan savaþta bir takým baþarýlar kazanarak topraklarýnýn önemli bir kýsmýný Ermenistan silahlý güçlerinden temizlemeye baþlamýþtýr. Fakat, çok geçmeden bunu Ermenistan silahlý güçlerinin yeni iþgalleri izlemiþtir. Yaklaþýk 6 yýl süren çatýþmalarýn ardýndan, ateþkesin imzalandýðý 1994 Mayýsýna gelinceye kadar, Azerbaycan’ýn Karabað bölgesinin daðlýk kýsmýnýn tamamý (eski DKÖB), bunun yanýnda 7 rayonu (ilden küçük, ilçeden büyük coðrafi-idari birim) daha Ermenistan silahlý güçleri tarafýndan iþgal edilmiþtir.
Ateþkes anlaþmasýndan sonra, iþgalin sona erdirilmesi, barýþ ve güvenliðin saðlanmasý yönünde sürekli çalýþmalar sürdürülmekle beraber, bu konuda ciddi bir aþama kaydedilememiþtir. Tam tersine, Ermenistan yetkilileri hem müzakereler sýrasýnda, hem de yaptýklarý açýklamalarda Azerbaycan topraklarýný iþgal altýnda bulundurmalarýný ve durumun uzun süre deðiþmeden kalmasýný, amaçlarý doðrultusunda koz olarak kullanmýþlardýr.
Hem Ermenistan, hem de Azerbaycan tarafý mevcut durumun barýþ hali olmadýðýný her zaman vurgulamýþlardýr. Özellikle, topraklarýnýn yaklaþýk % 20’i Ermenistan iþgali altýnda bulunan Azerbaycan, hem toplumsal, hem de resmi düzeyde mevcut durumun kendisi açýsýndan kabul edilemez olduðunu sürekli vurgulamaktadýr. Örneðin, Azerbaycan Dýþiþleri Bakaný Vilayet Guliyev, Eylül 2002’de BM Genel Kurulu'nda yaptýðý konuþmada, BM Güvenlik Konseyi'nin Ermenistan ile Azerbaycan arasýnda uzun zamandýr devam eden toprak sorunuyla ilgili kararlarýný uygulamada baþarýsýz olarak, bölgede durumu patlamaya hazýr hale getirdiðini söylemiþtir. Guliyev, Azerbaycan-Ermenistan sorununda taraflarý görüþme masasýna oturtmak için etkin bir katký saðlamaktan uzak görünen Güvenlik Konseyi'nin bu konuda, yeni, kararlý ve acil müdahalede bulunmasýný beklediðini söylemiþ ve mevcut durumun patlamaya hazýr olduðunu vurgulamýþtýr.[10]
Sorunun Mahiyeti
Sorunun ilk ortaya çýkýþ þekli Ermenistan’ýn, Azerbaycan’ýn Karabað bölgesini kendisine birleþtirmek istemesi þeklinde olmuþtur. Bu doðrultuda Ermenistan parlamentosu 1 Aralýk 1989 tarihli karar almýþ ve hala bu kararýndan dönmemiþtir[11]. Fakat, bu karar ve Ermenistan’ýn doðrultudaki resmi istekleri, yürürlükteki SSCB Anayasasýna, cumhuriyetlerin anayasalarýna aykýrý bulunarak hem dönemin merkezi Moskova yönetimi, hem de Azerbaycan yönetimi tarafýndan reddedilmiþ ve kýnanmýþtýr. Geniþlemeci politikalarýný resmi aðýzdan da ifade eden ve bu doðrultuda kararlar alan Ermenistan, BM’ye üye olunca uluslararasý hukuk karþýsýnda zor durumda kalmamak için, amaçlarýndan vazgeçmemekle birlikte politika deðiþikliðine gitmiþtir. Önceleri, Azerbaycan ile arasýndaki çatýþmalarýn ve savaþýn nedeninin toprak elde etmek ve geniþlemek olduðunu açýkça ifade etmekten çekinmeyen Ermenistan yönetimi, bu defa bölgedeki olaylarý farklý þekilde tanýmlama gereði hissetmiþtir. Örneðin, bölgede aslýnda savaþ diye bir þeyin söz konusu olmadýðýný, Azerbaycan’ýn zulmünden kurtulmaya çalýþan Ermeni halkýn baðýmsýzlýk mücadelesi verdiðini, Ermenistan’ýn sadece bu baðýmsýzlýk mücadelesini desteklediðini ifade etmeðe baþlamýþtýr. Fakat, tüm bunlar Ermenistan dýþ politikasýndaki saldýrgan ve yayýlmacý niteliði gizlemeðe yetmemiþtir.[12] Günümüzde halen, bu politikasýný sürdürmekle beraber, her düzeydeki Ermenistan yetkilileri, gerekirse iþgal ettikleri topraklarýn önemli kýsmýný ilhak edebileceklerini de ifade etmekten çekinmemiþlerdir. Bunun yaný sýra, Ermenistan iþgali altýnda bulunan Azerbaycan topraklarý fiilen, Ermenistan’ýn bir parçasý durumundadýr. Bu topraklar üzerinde yaþamakta olan Azerbaycan vatandaþý Ermeniler, dýþ dünya ile resmi baðlantýlarýný Ermenistan aracýlýðýyla saðlamakta, Ermenistan’ýn iç politikasýnda aktif rol almakta, ayný þekilde Ermenistan merkezi yönetimi sürekli iþgal ettikleri topraklara giderek buradaki durumu deðerlendirmekte ve buralara iliþkin çeþitli alanlarda (askeri, kültürel, toplumsal) politikalar geliþtirmektedir. Bölgede Ermenistan parasý kullanýlmaktadýr. Tüm bunlar, aslýnda Ermenistan’ýn, iþgal ettiði Azerbaycan topraklarýný kendisine birleþtirmek amacýndan hiç uzaklaþmadýðýný, tam tersine, günümüzde dýþ politikasýnda taktik deðiþikliðine gitmesine raðmen, ilk baþtaki geniþlemeci politikasýný fiiliyatta uygulamaya devam ettiðini göstermektedir.
Azerbaycan-Ermenistan savaþý uluslararasý kuruluþlarda
Ermenistan ile Azerbaycan savaþý, ilk günlerinden itibaren uluslararasý kuruluþlarýn dikkat merkezinde olmuþtur. Özellikle, bu iki cumhuriyetin baðýmsýzlýklarýna kavuþmasý ve uluslararasý kuruluþlara üye olmasýna paralel olarak, sorun çeþitli kuruluþlarda ele alýnmýþ ve konuya iliþkin çok sayýda karar alýnmýþtýr.
Ýlk olarak, Avrupa Güvenlik ve Ýþbirliði Konferansý (AGÝK; günümüzde Avrupa Güvenlik ve Ýþbirliði Teþkilatý – AGÝT), çerçevesinde sorunun barýþçýl yollardan çözümü için çalýþmalar yapýlmýþtýr. 2 Mart 1992’de Azerbaycan ve Ermenistan Birleþmiþ Milletler’e (BM) alýnýrken, BM iki ülke arasýndaki sorunun çözümü için AGÝK’e yetki verdiðini beyan etmiþtir. Bu çerçevede, AGÝK yetkililerinin bölgeye yaptýklarý ziyaretler sonrasýnda, 24 Mart 1992’de Helsinki’de toplanmakta olan AGÝK Dýþiþleri Bakanlarý Konseyi, bölgedeki durumu deðerlendirmiþ ve sonuç bildirisinin 3–11. maddelerinde sorunun çözümü için Beyaz Rusya’nýn Minsk kentinde bir konferans toplanmasýnýn kararlaþtýrýldýðý ifade edilmiþtir. 9. maddede konferansýn katýlýmcýlarý olarak Azerbaycan, Almanya, ABD, Ermenistan, Beyaz Rusya, Ýsveç, Ýtalya, Fransa, Rusya, Türkiye, Çek ve Slovakya Federal Cumhuriyeti (toplam 11 devlet) belirlenmiþtir.[13] BM Güvenlik Konseyi’nin 26 Mart tarihli toplantýsýnda, soruna direk müdahale etmeme ve AGÝK’in giriþimini destekleme kararý alýnmýþtýr.[14] Bu þekilde baþlayan süreçte ciddi adým atýlamamýþtýr. O kadar ki, Minsk Konferansý her defasýnda Ermenistan’ýn çeþitli talepler ileri sürmesi nedeniyle hala gerçekleþtirilememiþtir. Baþlangýçta, bir baþkaný bulunan AGÝK (AGÝT) Minsk Grubu’na sonra iki Eþbaþkan, ardýndan grubun etkinliðini artýrmak amacýyla ABD, Rusya ve Fransa’dan olan üç Eþbaþkan atanmýþ, fakat yýllardýr bu Eþbaþkanlarýn sürdürdüðü çalýþmalar sorunun çözüme kavuþturulmasý yönünde hiçbir geliþme saðlamamýþtýr.
Bunun yaný sýra, çeþitli AGÝT Zirve Toplantýlarýnda konu ele alýnýrken, Ermenistan, Azerbaycan’ýn toprak bütünlüðünü vurgulayan kararlar alýnmasýný engellemeye çalýþmýþtýr. Bunu en büyük örneði ise, Aralýk 1996’daki AGÝT Lizbon Zirvesi’nde yaþanmýþtýr. Ermenistan’ýn, zirvenin sonuç bildirisindeki, sorunlarýn çözümünde sýnýrlarýn deðiþemezliðini vurgulayan maddeyi veto etmesi üzerine, Azerbaycan kendi kaderini belirleme hakkýný vurgulayan maddeyi veto etmiþtir. Fransa ve Türkiye yetkililerinin arabuluculuðu sonrasýnda sadece Azerbaycan vetosundan vazgeçmiþ, metin Ermenistan’ýn istediði þekilde kabul edilmiþtir. Buna karþýlýk, zirvede AGÝT Dönem Baþkaný adýna, sonuç bildirisi niteliðinde olmasa bile Azerbaycan’ýn toprak bütünlüðünü vurgulayan ayrýca bir bildiri yayýnlanmýþtýr[15].
BM, sorunu büyük ölçüde AGÝT’e devretmekle beraber, Nisan 1993 baþlarýnda Azerbaycan’ýn Kelbecer bölgesinin Ermenistan tarafýndan iþgal edilmesi üzerine BM Güvenlik Konseyi acil toplantýya çaðýrýlmýþtýr. Güvenlik Konseyi’nde daimi üyelerden Rusya’nýn açýkça, ABD ve Fransa’nýn dolaylý olarak Ermenistan yanlýsý davranmasý, konseyin Ermenistan’a yönelik karar almasýný zorlaþtýrmaktaydý. Azerbaycan’ýn yoðun diplomatik çabalarý sonucunda 30 Nisan 1993’te Güvenlik Konseyi Azerbaycan-Ermenistan çatýþmasýný ve Kelbecer’in iþgali konusunu görüþmüþ ve 15 üyenin oybirliði ile 822 sayýlý kararý kabul etmiþtir. Kararda, Güvenlik Konseyi Baþkaný’nýn konuya iliþkin daha önce verdiði beyanatlara ve sunduðu rapora da gönderme yaparak, Azerbaycan ile Ermenistan arasýndaki savaþýn endiþe verici boyutundan, Kelbecer’in Ermenilerce (ülke ismi olarak gösterilmiyor) iþgal edilmesinden duyulan rahatsýzlýk dile getirilerek ve uluslar arasý kabul görmüþ sýnýrlarýn ihlal edilemezliði, topraklarýn silah zoruyla ele geçirilmesinin kabul edilmezliði, bütün devletlerin baðýmsýzlýðý ve toprak bütünlüðüne saygý gösterilmesi ilkeleri de vurgulanarak 5 madde sýralanmaktadýr: BM Güvenlik Konseyi,
1. Ateþkesin kesin biçimde yapýlmasý, ayrýca bütün iþgal güçlerinin Kelbecer rayonundan ve Azerbaycan’ýn yakýn dönemlerde iþgal edilmiþ diðer rayonlarýndan çýkarýlmasý amacýyla bütün askeri operasyonlarýn ve düþmanca eylemlerin durdurulmasýný talep eder;
2. Ýlgili taraflarýn çatýþmanýn AGÝK Minsk Grubu barýþ süreci ile çözümü için görüþmelere hemen ve tekrar baþlanmasý ve sorunun barýþçýl araçlarla çözümünü zorlaþtýracak eylemlerden kaçýnmasý ýsrarla vurgular;
3. Sivil halkýn zorluklarýný azaltmak için bölgede, özellikle çatýþmanýn etkili olduðu bütün rayonlarda insani yardýmlarýn yapýlabilmesi için engellerin kaldýrýlmasýný isteyerek, bütün taraflarýn uluslararý insani hukukun ilke ve normlarýna uymak zorunda olduðunu belirtir;
4. Genel Sekreterden AGÝK Baþkaný, ayrýca AGÝK Minsk Grubu ile görüþmeler yaparak bölgedeki, özellikle Azerbaycan’ýn Kelbecer rayonundaki durumu deðerlendirerek bu konuda Güvenlik Konseyi’ne rapor sunmasýný rica eder;
5. Bu konuyla aktif olarak ilgilenmeyi sürdüreceði kararýný alýr. [16]
Kararda Azerbaycan açýsýndan beðenilen noktalar olsa bile genel olarak iki ülke arasýnda denge korunmaya çalýþýlmýþtý. Þöyle ki, bir yandan “Ermenilerin iþgalinden”, “Kelbecer’in ve diðer iþgal edilen bölgelerin terk edilmesi gerektiðinden” bahsediliyorken, Azerbaycan’ýn yoðun taleplerine karþýn iþgalci devlet olarak Ermenistan’ýn adý açýkça belirtilmemekteydi. Ama, taraf olarak eski Daðlýk Karabað Özerk Bölgesi Ermenilerinin deðil de, Ermenistan’ýn isminin geçmesi, dolaylý da olsa Ermenistan’ýn çatýþmada taraf olduðunun ifadesiydi.
3 Mayýs 1993’te Rusya Devlet Baþkaný Yeltsin’in inisiyatifiyle Rusya, Türkiye ve ABD, AGÝK süreci çerçevesinde bir barýþ giriþimi baþlattýklarýný açýklamýþtýrlar. Taraflarýn, 14 Mayýs 1993’e kadar Ermeni güçlerinin Kelbecer’i boþaltmasýný, 17 Mayýs 1993’ten itibaren de AGÝK çerçevesinde barýþ görüþmelerinin devam ettirilmesini öngören teklifleri Azerbaycan tarafýndan kabul görse de, Ermenistan buna yanaþmamýþtýr. 27 Mayýsta gerçekleþen Yeltsin - Ter-Petrosyan görüþmesinden sonra Ermenistan’ýn tutumunda deðiþiklik gerçekleþmiþ, Ermenistan arabulucularýn tüm tekliflerini kabul ettiðini açýklamýþtýr. Fakat, çok geçmeden bu defa da eski Daðlýk Karabað Özerk Bölgesi Ermenilerinin þartlarý kabul etmediðini ileri sürerek süreci týkamýþtýr.[17]
Sonraki dönemlerde, Azerbaycan’ýn bir çok bölgesi bu þekilde iþgal edilmiþ ve BM Güvenlik Konseyi 853 sayýlý 29 Temmuz 1993 tarihli, 874 sayýlý 14 Ekim 1993 tarihli ve 884 sayýlý 11 Kasým 1993 tarihli benzer kararlar almýþtýr. Bu kararlarýn hepsinde sorunun Azerbaycan ile Ermenistan arasýnda olduðu, Azerbaycan topraklarýnýn iþgale maruz kaldýðý ifade edilerek, iþgal edilmiþ topraklarýn biran önce terk edilmesi gerektiði vurgulanmýþtýr.[18] Fakat, bu kararlarýn hiçbirisi uygulamaya dönük olarak bir þey ifade etmemiþtir.
Soruna iliþkin Avrupa Konseyi (AK) ve Avrupa Birliði (AB) tarafýndan da kararlar alýnmýþtýr. Bu kararlarda, BM Güvenlik Konseyi’nin ilgili kararlarýna atýf yapýlarak onlarýn uygulanmasý istenmekle birlikte, Azerbaycan topraklarýnýn iþgal edilmesi üzerine vurgu yapýlmamaktadýr. Kararlarda, daha çok bölgedeki gerginlikten duyulan rahatsýzlýk ve çatýþmanýn çözüme kavuþturulmasý için gerekli çabanýn gösterilmesi ifade edilmektedir.[19] Örneðin, AK ve AB’nin konuya iliþkin karar ve açýklamalarý içerisinde en serti olarak görülebilecek, AB’nin ilgili 3 Eylül 1993 tarihli bildirisinde, iþgal edilmiþ bölgelerin isimleri sýralanarak, iþgalci gücün bu bölgeleri terk etmesi gerektiði ifade edilmiþ, iþgal eden ve iþgal edilen ülke konusunda bir ifadeye yer verilmemiþtir.
Azerbaycan topraklarýnýn Ermenistan tarafýndan iþgali konusunda uluslararasý kuruluþlar içerisinde en net açýklama ve bildiriler Ýslam Konferansý Örgütü’nden gelmiþtir. Örgüt hemen-hemen her toplantýsýnda, konuyu ele almýþ ve açýk bir dille, Azerbaycan topraklarýnýn Ermenistan tarafýndan iþgalini kýnamýþtýr. Örgüt, kararlarýnda hem Ermenistan’dan iþgal ettiði Azerbaycan topraklarýný hemen terk etmesini talep etmiþ, hem de BM baþta olmakla tüm uluslararasý kuruluþlara çaðrýda bulunarak, bu iþgalin sona erdirilmesi için gerekli çabalarý göstermelerini istemiþtir.[20]
TARÝHSEL ve HUKUKSAL BAKIMDAN KUVVET KULLANMA ve MEÞRU SAVUNMA
Genel Olarak Kuvvet Kullanma
Buraya kadar, ele aldýðýmýz sorunun özelliklerini ve mevcut durumunu anlatmaya çalýþtýk. Þimdi de, kuvvet kullanma konusu üzerinde duralým. Kuvvet kullanma konusu, çok geniþ bir konu olduðundan, biz daha çok onun incelediðimiz soruna iliþkin boyutlarý üzerinde durmaya çalýþacaðýz.
Uluslararasý iliþkilerde/hukukta kuvvet kullanma, çeþitli dönemlerde çeþitli þekilde deðerlendirilmiþtir. Ýlk baþlarda, haklý bir nedeni olan devletlerin kuvvete baþvurabileceði düþünülmekteyken, 19. yüzyýldan itibaren bu hak üzerinde kýsýtlamalar öngörülmeye baþlamýþtýr. 20. yüzyýldaki geliþmeler ise, tek-taraflý olarak kuvvet kullanýlmasýný yasaklamaya kadar ilerlemiþtir.[21] Özellikle, 1. Dünya Savaþý sonrasýnda 1920 Milletler Cemiyeti Misaký’nda kuvvet kullanmaya iliþkin sýnýrlamalara yer verilmiþ, fakat tam anlamýyla yasaklanmamýþtýr. Sözleþmenin 12, 13, 15 ve 16. maddelerinde kuvvet kullanmayý sýnýrlamaya yönelik ifadelere yer verilmiþtir. Buna göre, sözleþmeyi imzalayan devletler aralarýndaki anlaþmazlýklar için hakeme, yargýya ya da Konsey’e müracaat edeceklerini ve ilgili merciin kararýndan üç ay geçmedikçe de savaþa baþvurmamayý kabul etmiþlerdir. Görüldüðü üzere, Milletler Cemiyeti Misaký kuvvet kullanmaya iliþkin sýnýrlamalar getirmiþ, fakat onu tam olarak yasaklamamýþtýr. Metinde, devletlerin hala savaþa baþvurmaya hukuken izin veren hususlar bulunmaya devam etmiþtir. Fakat, bu metin günümüzde geçerli bir hukuk metni deðildir.[22] Kuvvet kullanma, kesin ve genel olarak ilk kez 1928 Devletler Arasýnda Savaþýn Ulusal Siyasetin Aracý Olarak Kullanýlmasýndan Vazgeçilmesine Ýliþkin Sözleþme (Briand Kellogg Paktý) ile yasaklanmýþtýr.[23] Sözleþmenin 1. ve 2. maddelerinde, savaþýn ulusal politikanýn aracý olarak kullanýlmasý reddedilmiþ, sorunlarýn çözümü için kuvvete baþvurulmasý kýnanmýþ, sorunlarýn barýþçýl yollarla çözüme kavuþturulmasý çabalarý konusu kabul görmüþtür. Ama, burada da savaþa varmayan kuvvet kullanma yollarý kapsam dýþý býrakýlmýþ ve savaþýn tanýmý yapýlmamýþtýr.
BM Antlaþmasý ve Kuvvet Kullanma
Kuvvet kullanma konusundaki düzenlemeler BM Antlaþmasý ile dönüm noktasýna ulaþmýþtýr. Ýkinci Dünya Savaþý’nýn ardýndan 1945’te kabul edilen BM Antlaþmasý, devletlerin ve milletlerin barýþ ve güvenlik içerisinde bir arada yaþamasýný saðlamayý hedeflemekteydi. Çünkü, yaklaþýk yarým yüzyýl içerisinde dünya, iki büyük savaþa sahne olmuþ, bu savaþlarýn yýkýcý etkisi dünyadaki devletlerin önemli kýsmýný etkilemiþti. Daha önceki uluslararasý düzenlemeler, Ýkinci Dünya Savaþý’nýn çýkmasýný önleyememiþti. Bu nedenle, uluslararasý güvenlik ve barýþýn saðlanmasý için yeni düzenlemeler þart olmuþtu.
Bu bahsettiðimiz konulardaki ifadelere Antlaþmanýn giriþ kýsmýnda yer verildikten sonra, 1 ve 2. maddelerde BM’nin amaç ve ilkeleri sýralanmýþtýr.[24] 2. maddenin 3. fýkrasýnda tüm üyelerin, uluslararasý nitelikteki uyuþmazlýklarýný, uluslararasý barýþ ve güvenliði ve adaleti tehlikeye düþürmeyecek biçimde, barýþçý yollarla çözeceði ifade edilmiþtir. Kuvvet kullanma açýsýndan çok önemli olan 2. maddenin 4. fýkrasý ise, tüm üyelerin, uluslararasý iliþkilerinde gerek herhangi bir baþka devletin toprak bütünlüðüne ya da siyasal baðýmsýzlýða karþý, gerek BM'nin amaçlarý ile baðdaþmayacak herhangi bir biçimde kuvvet kullanma tehdidine ya da kuvvet kullanýlmasýna baþvurmaktan kaçýnacaðýný belirtmektedir.
BM Antlaþmasý’ndaki bu düzenlemeler, özellikle de 2(4). madde, devletlerin uluslararasý iliþkilerde kuvvet kullanma yöntemine baþvurmasýný açýk þekilde yasaklamaktadýr. Bu yasaklamanýn sýnýrlarý ve kapsamý ile ilgili çeþitli tartýþmalar öteden beri yapýlmaktadýr.[25] Bazý araþtýrmacýlara göre, BM’nin amaçlarýnýn baþýnda “Uluslararasý barýþ ve güvenliði korumak ve bu amaçla: Barýþa yönelik tehditleri önlemek ve bunlarý ortadan kaldýrmak, saldýrý ya da barýþýn baþka yollarla bozulmasý eylemlerini bastýrmak üzere etkin ortak önlemler almak; ve barýþýn bozulmasýna yol açabilecek nitelikteki uluslararasý uyuþmazlýk veya durumlarýn düzeltilmesini ya da çözümlenmesini barýþçý yollarla, adalet ve uluslararasý hukuk ilkelerine uygun olarak gerçekleþtirmek” geldiðine göre, kuvvet kullanma yasaðý mutlak bir yasaktýr.
Diðer bir grup araþtýrmacý ise, kuvvet kullanma yasaðýna iliþkin bu dar yorumun, devletleri mevcut haksýzlýklara ve hukuka aykýrýlýklara belirsiz süre göðüs germek zorunda býrakabilmektedir. BM Antlaþmasý’nda yer alan, uluslararasý hukuka saygý, adalet, sýnýrlarýn zor yoluyla deðiþtirilememesi ve diðer bir çok ilkenin açýkça ihlal edilmesi durumunda, hakký çiðnenen devletin bu duruma rýza göstermesini beklemek, bu ilkelerin varlýðýný, dolayýsýyla BM Antlaþmasý’ný kuþku altýnda býrakabilmektedir.
BM Antlaþmasý’nda kuvvet kullanma ve meþru müdafaa konusunu yakýndan ilgilendiren diðer bir madde olan 51. maddede þu hükümlere yer verilmiþtir:
“Bu Antlaþma'nýn hiçbir hükmü, Birleþmiþ Milletler üyelerinden birinin silahlý bir saldýrýya hedef olmasý halinde, Güvenlik Konseyi uluslararasý barýþ ve güvenliðin korunmasý için gerekli önlemleri alýncaya dek, bu üyenin doðal olan bireysel ya da ortak meþru müdafaa hakkýna halel getirmez. Üyelerin bu meþru müdafaa hakkýný kullanýrken aldýklarý önlemler hemen Güvenlik Konseyi'ne bildirilir ve Konsey'in iþbu Antlaþma gereðince uluslararasý barýþ ve güvenliðin korunmasý ya da yeniden kurulmasý için gerekli göreceði biçimde her an hareket etme yetki ve görevini hiçbir biçimde etkilemez”.[26]
Burada açýkça görüldüðü üzere, BM Antlaþmasý kuvvet kullanma konusunda genel bir yasak getirmekle beraber, antlaþma çerçevesinde buna istisna teþkil eden durumlar da mevcuttur.
Kuvvet kullanma yasaðýnýn BM Antlaþmasý ile getirilmiþ olan dört istisnasý bulunmaktadýr[27]:
1. Güvenlik Konseyi çalýþmaya baþlayýncaya kadar geçerli olan istisnalar;
2. Ýkinci Dünya Savaþý’nda düþman olan devletlere karþý giriþilecek eylemler;
3. Meþru savunma;
4. Güvenlik Konseyi kararýyla uygulanan zorlama önlemleri.
Bunlardan ilk ikisi hiç kullanýlmamýþ olan istisnalardýr ve bundan sonra kullanýlacaðýna da ihtimal verilmemektedir. Meþru müdafaa ve Güvenlik Konseyi kararýyla uygulanan zorlama önlemleri ise çok istisnai de olsa uygulanmýþ olan ve uygulanmasý günümüzde de olanaklý istisnalardýr.
Meþru müdafaa hakký tarih boyunca hiçbir zaman yasaklanmamýþ bir hak olup, BM Antlaþmasý’nda da bu durum deðiþmemiþtir. Sadece olarak, yapýlan düzenlemelerle bu hakkýn hukuki çerçevesi ve þartlarý belirlenmiþtir. Meþru müdafaa hakkýnýn koþullarý genel olarak þöyle sýralanabilir[28]:
1. Silahlý saldýrýya maruz kalma;
2. Güvenlik Konseyi’ne bilgi vermek ve onun el koymasý durumunda meþru müdafaa hakkýnýn kullanýlmasýna son vermek;
3. Orantýlýlýk;
4. Zaman baðlantýsý.
1. Silahlý saldýrýya maruz kalma: Meþru müdafaa mutlaka daha önceki bir illegal saldýrý fiiline dayanmalýdýr.[29] BM Antlaþmasý 51. maddesinde de belirtildiði üzere, bu hakkýn doðmasý için söz konusu devletin silahlý saldýrýya uðranýlmýþ olmasý þarttýr. Gerçi, silahlý saldýrýnýn ne olduðu konusunda, BM Antlaþmasý’nýn hiçbir yerinde net bir açýklama yapýlmadýðý gibi, bu konudaki sorunlarý ortadan kaldýrmak amacýyla alýnan 3314 sayýlý, 14 Aralýk 1974 tarihli Saldýrýnýn Tanýmýna Ýliþkin Genel Kurul Kararý’nda da, bu konuyu tam anlamýyla açýklýða kavuþturmamýþtýr. Çünkü bu kararda, direk olarak silahlý saldýrý deðil, genel olarak saldýrý tanýmlanmýþtýr.[30] Bunlarla beraber, ileride üzerinde daha ayrýntýlý olarak duracaðýmýz çerçevede, silahlý saldýrýnýn gerçekleþmiþ olmasý, devlete ya da devletlere meþru müdafaa hakký vermektedir. Burada ilk kuvvete baþvuran saldýrgan olmakta ve bu durum ikinci tarafa meþru müdafaa hakký vermektedir. Bu konuda da sorunlar yaþanabilmektedir. Kimin ilk önce kuvvet kullandýðý konusu kolayca belirlenemeyebilir. Fakat, bu konu tartýþmalý olursa, ilgili uluslararasý kuruluþlarýn araþtýrmalarý sonucunda gerekli kararlar alýnabilir. Nitekim, konuya iliþkin çok sayýda tartýþmalý husus Uluslararasý Adalet Divaný (UAD) tarafýndan açýklýða kavuþturulmuþtur.
2. Güvenlik Konseyi’ne bilgi vermek ve onun el koymasý durumunda meþru müdafaa hakkýnýn kullanýlmasýna son vermek: BM Antlaþmasý 51. maddesinde de belirtildiði üzere, meþru savunmaya baþvuran devlet, aldýðý önlemler konusunda BM Güvenlik Konseyi’ni hemen bilgilendirmek zorundadýr. Ayrýca, BM Güvenlik Konseyi, barýþ ve güvenliðin saðlanmasý için gerekli önlemleri aldýðý andan itibaren, meþru müdafaa hakký çerçevesinde kuvvet kullanma hakkýnýn sona erdirilmesi gerekmektedir. Burada kastedilen, BM Güvenlik Konseyi’nin konuya iliþkin görüþme yapmasý ve benzeri durumlar deðildir. Meþru müdafaa hakkýna son verecek önlemlerin, bu hakkýn amaçlarýný etkili olarak gerçekleþtirecek kapasitede olmasý gerekmektedir.[31] Meþru müdafaa hakkýnýn, silahlý saldýrýyý ortadan kaldýrmak, saldýrganý maðdur devletin sýnýrlarý dýþýna çýkarmak, tekrar saldýrýya uðramasýný önlemek gibi amaçlarý bulunduðuna göre, BM Güvenlik Konseyi’nin bu doðrultuda neler yaptýðýna bakýlmasý gerekmektedir.
3. Orantýlýlýk: 51. maddede yer almamasýna karþýn yapýlageliþ ve BM’nin amaçlarýyla örtüþmesi itibariyle böyle bir þart söz konusu olmaktadýr. Burada, meþru müdafaa çerçevesinde kullanýlan kuvvetin, amaç doðrultusunda kullanýlabilecek en az kuvvet olmasý kastedilmektedir.
4. Zaman Baðlantýsý: Yine 51. maddede yer almamakla birlikte, meþru savunmanýn mahiyeti gereði, silahlý saldýrý fiili ile meþru müdafaa fiili arasýnda zaman bakýmýndan bir bað da aranabilmektedir. Buna göre, meþru müdafaa fiili silahlý saldýrýyý takip etmelidir.
BM Güvenlik Konseyi kararýyla uygulanan zorlama önlemlerine iliþkin hususlar, BM Antlaþmasý 7. ve 8. bölümlerindeki, 39.-54. maddelerinde düzenlenmektedir. Buna göre, BM Güvenlik Konseyi, uluslararasý barýþ ve güvenliðin korunmasý veya yeniden tesisi için tavsiyelerde buluna, bazý önlemler ala ve gerekli gördüðünde çeþitli biçimlerde kuvvet kullanýlmasýna karar verebilir.
Devletler Arasýnda Ýþbirliði ve Dostça Ýliþkilere Ýliþkin Uluslararasý Hukuk Bildirisi
BM Genel Kurulu’nun, 2625 Sayýlý 24 Ekim 1970 tarihli, Birleþmiþ Milletler Antlaþmasý’na Uygun Olarak Devletler Arasýnda Ýþbirliði ve Dostça Ýliþkilere Ýliþkin Uluslararasý Hukuk Bildirisi, genel olarak devletlerin iliþkilerinde, sorunlarýn çözümünde ya da her hangi diðer nedenle saldýrý amaçlý kuvvete baþvurmalarýný, kuvvet kullanma tehdidinde bulunmalarýný yasaklamaktadýr. Bildiri, ayný zamanda, devletlerin saldýrý savaþlarý doðrultusunda propaganda yapmalarýný da yasaklamýþtýr. Karara göre, “tüm devletler baþka bir devletin ülkesine baskýn yapmak için lejyonerler dahil düzensiz güç veya silahlý kollar örgütlemekten veya örgütlenmesini teþvik etmekten kaçýnmakla görevlidir. Tüm devletler... baþka bir devlet ülkesindeki sivil çatýþmayý veya terörist faaliyetleri örgütlemekten, teþvik etmekten, bunlara yardým etmekten veya katýlmaktan ya da bu tür eylemleri gerçekleþtirmek üzere kendi ülkesinde örgütlü faaliyetlere rýza göstermekten kaçýnmakla görevlidir”. Karar, sadece devletlerin kendi sýnýrlarýnýn ihlali için deðil, ayný zamanda uluslararasý sýnýr çizgilerinin ihlali için kuvvet kullanýlmasýný yasaklamýþtýr.[32]
Saldýrýnýn Tanýmýna Ýliþkin Genel Kurul Kararý ve Kuvvet Kullanma
Yukarýda da belirttiðimiz üzere, silahlý saldýrýnýn tanýmý net olarak ortaya konmamýþtýr. Fakat, buna karþýn yine de, bu konuya iliþkin elimizdeki en önemli belge olan Saldýrýnýn Tanýmýna Ýliþkin Genel Kurul Kararý üzerinde ayrýca durmak gerekmektedir. Kararýn 1. ve 3. maddesinde saldýrýnýn tanýmýna iliþkin hükümlere yer verilmiþ, 2. ve 4. maddelerde ise BM Güvenlik Konseyi’ne baþka fiilleri de saldýrý kapsamýnda tanýmlaya bilme ve sonuçlarý itibariyle bazý fiillerin tam olarak saldýrý eyleminin gerçekleþmiþ olmasýna kanaat getirmeyecek fiiller olduðunu tanýmlama yetkisi tanýnmýþtýr. Kararýn 1. maddesinde saldýrýnýn BM Antlaþmasý 51. maddesindeki ifadelerin baþka bir þekilde yansýmasý olarak genel tanýmý yapýlmýþtýr. Kararýn 3. maddesinde ise, saldýrý eylemi oluþturacak fiiller þýklar halinde sýralanmýþtýr (sadece ilgili þýklarý veriyoruz):
a) Bir devletin askeri güçleri tarafýndan baþka bir devletin topraklarýna saldýrý ya da bu topraklarýn iþgal edilmesi veya geçici de olsa böyle bir saldýrý ya da iþgalden doðan her türlü askeri iþgal veya baþka bir devlet topraklarýnýn ya da parçasýnýn kuvvet kullanýlarak ilhak edilmesi;
b) Bir devletin askeri güçleri tarafýndan baþka bir devletin topraklarýnýn bombardýman edilmesi veya baþka herhangi bir silah kullanýlmasý;...
f) ...
g) Bir devlet tarafýndan ya da onun adýna baþka bir devlete karþý yukarýda sayýlan eylemlere bulaþacak ölçüde silahlý güç kullanma eylemleri gerçekleþtiren silahlý kollar, gruplar, düzensiz birlikler ya da lejyonerler gönderilmesi veya devletin bu yönden önemli ölçüde karýþmýþ olmasý.
BM Genel Kurulunun, BM Güvenlik Konseyi’nin ve diðer uluslararasý kuruluþlarýn bahsettiklerimiz dýþýnda da konuya iliþkin hususlar içeren karar veya bildirileri bulunmaktadýr. Bu karar ve bildirilerde, uluslararasý barýþ ve güvenliðin korunmasý veya yeniden tesisi, devletlerin toprak bütünlüðüne ve siyasi baðýmsýzlýðýna müdahale edememe, sýnýrlarýn zor yoluyla deðiþtirilememesi, ülkelerin iç iþlerine müdahale edilememesi ana kural olarak benimsenmektedir.
Azerbaycan-Ermenistan Savaþýnda Kuvvet kullanma ve Meþru Savunma
Þimdi de, uluslararasý hukuksal düzenlemeler ve yapýlageliþ hukuku çerçevesinde, Azerbaycan-Ermenistan savaþýnda kuvvet kullanma ve meþru müdafaa hakkýnýn durumunu ele alalým.
Azerbaycan ile Ermenistan arasýndaki savaþý, olaya hangi boyuttan baktýðýnýza göre, farklý þekilde deðerlendirebilirsiniz. Bizim, çalýþmamýzýn ilk kýsmýnda da ifade ettiðimiz üzere, üzerine vurgu yaptýðýmýz husus, Ermenistan’ýn yayýlmacýlýðý, komþularý için tehdit oluþturmasý, Azerbaycan’a, Ýran’a, Gürcistan’a, Türkiye’ye ve hatta sýnýr komþusu olmayan Rusya’ya yönelik toprak talepleri içerisinde olmasýdýr. Fakat, Azerbaycan-Ermenistan savaþýnda tüm bunlarýn ötesinde bir de fiiliyat, yani, tehdit oluþturmanýn ötesinde bir iþgal söz konusudur. Bu durum, yukarýda önemli kýsmýna deðindiðimiz uluslararasý hukuk metinlerinde de yer almakla birlikte, genelde Ermenistan yetkililerince reddedilmekte, bölgede bir iþgalin söz konusu olmadýðý, ‘eski Daðlýk Karabað Özerk Bölgesi Ermenilerinin baðýmsýzlýk giriþimlerinin bulunduðu’ ifade edilmektedir. Fakat, bazý durumlarda, Ermenistan devlet yetkililerinin de iþgali kabul ettikleri görülmüþtür. Bunun bir örneði 17 Mayýs 2001 ortalarýnda yaþanmýþtýr. Bu tarihte, Ermenistan Parlamentosunda yapýlan görüþmelerde önce Ermenistan Savunma Bakaný Serj Sarkisyan, yaptýðý konuþmada þu ifadelere yer vermiþtir: ‘Ýþgal ettiðimiz topraklar var. Bunda utanýlacak bir þey yok. Güvenliðimiz gereði bu topraklarý iþgal ettik. Biz bunu 1992 yýlý ve öncesinde de söylüyorduk, þimdi de söylüyoruz. Belki üslubum diplomatik deðil, ancak gerçek bu’. Ardýndan, bu konuþmaya gelen ilk tepkiler üzerine açýklama yapan Ermenistan Dýþiþleri Bakaný Vartan Oskanyan da konuþmasýnda iþgalden söz etmiþ, ancak Taþnak Partisi'nin kendisinden bu sözlerle ilgili bir izah istemesi üzerine daha sonra geri adým atmýþtýr.[33]
Aðustos 2002’de Azerbaycan Devlet Baþkaný Haydar Aliyev ile Ermenistan Devlet Baþkaný Robert Koçaryan arasýnda iki ülke sýnýrýndaki Sederek’te görüþme gerçekleþtirildiði sýrada açýklama yapan, Ermenistan Savunma Bakaný Serj Sarkisyan, iþgal bölgesinde Ermenistan askerlerinin bulunduðunu resmen ifade etmiþ ve bunun normal olduðunu eklemiþtir[34]. Ayný açýklamasýnda Sarkisyan, eski Daðlýk Karabað Özerk Bölgesi topraklarýný hiçbir zaman Azerbaycan topraðý olarak görmediklerini de vurgulamýþtýr.
Þunu belirtelim ki, eðer Briand-Kellog Paktý ve BM Antlaþmasý öncesi durum söz konusu olsaydý, Azerbaycan, Ermenistan kuvvetlerini iþgal ettikleri Azerbaycan topraklarýndan çýkarma, hatta bunun ötesinde yayýlmacýlýk politikalarýyla tehdit kaynaðý oluþturmasý nedeniyle, günümüzde örneklerine de rastlanýldýðý üzere, Ermenistan’ýn içine de müdahale edebilirdi. Fakat, Briand-Kellog Paktý ve BM Antlaþmasý ile birlikte uluslararasý iliþkilerde kuvvet kullanýlmasý yukarýda üzerinde durduðumuz çerçevede sýnýrlandýrýldýðý için, Azerbaycan kendisi, sadece meþru müdafaa hakký doðrultusunda kuvvet kullanma yoluna baþvurabilir. Peki, bunun dayanaklarý nedir ve çerçevesi ne olmalýdýr?
Öncelikle, meþru müdafaa için þart olan saldýrýya uðrama fiili üzerinde duralým. Günümüzde Azerbaycan topraklarýnýn iþgal edilmiþ olmasý, kimse tarafýndan reddedilmeyen bir husustur. Yukarýda, üzerinde çeþitli örneklerle de durduðumuz üzere, hem BM Güvenlik Konseyi kararlarýnda, hem diðer bir çok uluslararasý hukuk metinlerde bu husus kesinlikle kabul edilmiþtir. Burada, tartýþýlmasý gerektiði iddia edilebilecek husus, Azerbaycan topraklarýnýn Ermenistan tarafýndan iþgal edilmiþ olup olmadýðý hususudur. Çünkü, BM Güvenlik Konseyi kararlarýnda, saldýrgan tarafýn Ermenistan olmasý hususu açýkça gösterilmemektedir. Fakat, tüm bu kararlarda, sorununun Ermenistan ile Azerbaycan arasýnda olduðunun vurgulanmasý, bazý uluslararasý belgelerde ve bazý devletlerin açýklamalarýnda iþgalci devletin Ermenistan olmasýnýn açýkça belirtilmesi, Ermenistan yetkililerinin de çeþitli vesilelerle iþgali ve Azerbaycan topraklarýnda halen asker bulundurduklarýný kabul etmeleri, Azerbaycan’ýn Ermenistan tarafýndan silahlý saldýrýya uðramýþ olduðunun, yani Ermenistan’ýn BM Antlaþmasý 2(4) maddesini ihlal ettiðinin göstergeleri olarak kabul edilmelidir. BM Güvenlik Konseyi belgelerinde, Ermenistan’ýn isminin açýkça saldýrgan ülke olarak gösterilmemesi, daha önce de ifade ettiðimiz üzere, Konsey üyelerinin politik yaklaþýmlarýndan kaynaklanan somut bir durumdur. Bu arada, Ermenistan Parlamentosu’nun 1 Aralýk 1989 tarihli, Azerbaycan’ýn Karabað bölgesini kendisine birleþtirmek doðrultusunda aldýðý kararý halen yürürlükten kaldýrmadýðýný da tekrar vurgulayalým.
Bunun yanýnda, Ermenistan, BM Genel Kurulu 2625 sayýlý kararýný da açýkça ihlal etmiþtir. Ermenistan, bir dönem, politika deðiþikliðine giderek, Azerbaycan’ýn Karabað bölgesini kendisine birleþtirmek istemediðini, sadece bölgenin sözde baðýmsýzlýk mücadelesini desteklediðini ifade etmiþtir. Örneðin, Ermenistan Savunma Bakaný Serj Sarkisyan, 11 Ekim 2001’de iþgal altýnda tuttuklarý Azerbaycan topraklarý ve Erivan’da temaslarda bulunan Azerbaycanlý gazetecilerle yaptýðý görüþmede eski Daðlýk Karabað Özerk Bölgesi’ni savunmak amacýyla sözde cumhuriyetin ordusunda görev almak isteyen Ermenistan vatandaþlarýný destekleyeceklerini söylemiþtir. Sarkisyan, iþgal edilmiþ bölgedeki Ermenistan vatandaþlarýnýn sayýsýný bilemediðini belirterek, ‘Ancak oradaki Ermenistan vatandaþlarýnýn sayýsý, Daðlýk Karabað’ýn güvenliðini saðlayacak düzeydedir. Ermenistan, Daðlýk Karabað’ýn güvenliðinin garantörüdür’ demiþtir.[35] Bu ve Ermenistan yetkililerinin, Azerbaycan’ýn meþru müdafaa hakkýný kullanmaya kalkmasý halinde, savaþýn Bakü’de biteceði þeklindeki açýklamalarý, diðer bir çok uluslararasý hukuk metni ile beraber 2625 sayýlý karara da açýkça aykýrýlýk teþkil etmektedir.
Bu arada, konumuza iliþkin aydýnlatýcý bazý geliþmeler de Ermenistan’daki son devlet baþkanlýðý seçimleri sýrasýnda yaþanmýþtýr. Öncelikle, þu anki devlet baþkaný Robert Koçaryan’ýn adaylýðýnýn geçerli olup olmadýðý tartýþmasý yaþanmýþtýr. Koçaryan’ýn muhalifleri, onun adaylýk için gerekli olan, “en az 10 yýl önceden itibaren Ermenistan vatandaþý olma” þartýný yerine getirmediði gerekçesiyle aday olamayacaðýný ileri sürmüþlerdi. Ýddiaya göre, Ermenistan Ýçiþleri Bakanlýðý yukarýda deðindiðimiz Ermenistan Parlamentosu’nun 1 Aralýk 1989 tarihli kararýna dayanarak, Koçaryan’a vatandaþlýk þartýna iliþkin gerekli belgeyi vermiþ ve böylece sorun ortadan kalkmýþtýr. Seçimler sýrasýnda yaþanan bir diðer geliþme ise, Koçaryan yönetiminin Erivan’da kendisine karþý giriþilen hareketleri önlemek üzere iþgal altýnda tuttuklarý Azerbaycan topraklarýndan Erivan’a askeri güç kaydýrmasýydý. Her iki geliþme Ermenistan yönetiminin, Azerbaycan topraklarýna yönelik fiili hareketlerinin açýk göstergesi sayýlmalýdýr.
Ermenistan’ýn kendi kabul ettiði öçlüde yaptýklarý, BM Genel Kurulu 3314 sayýlý kararýna da uygun deðildir. 3314 sayýlý kararýn 3. maddesinde sayýlanlar, Ermenistan’ý açýkça saldýrgan devlet durumuna düþürmüþtür. Ermenistan bazen bunlardan a) ve b)’yi kabul etmese bile, g) þýkkýnda tanýmlanan fiilleri gerçekleþtirdiðini her zaman kabul etmiþtir. AGÝT Baþkaný’nýn Özel Temsilcisi Anjey Kasprshik de bölgeyi ziyareti sýrasýnda yaptýðý açýklamada iþgal altýndaki Azerbaycan topraklarýnda Ermenistan Savunma Bakanlýðý’na baðlý birliklerin bulunduðunu, bunu Ermenistan Savunma Bakaný Serj Sarkisyan’ýn da kabul ettiðini ifade etmiþtir.[36] Bu fiil, UAD’ýn 1986 Nikaragua Davasý Kararý’nda silahlý saldýrý olarak tanýmlanmýþtýr ve dolayýsýyla meþru müdafaa hakký vermektedir.
Azerbaycan, meþru müdafaa hakkýný gerçekleþtirmek için, BM Güvenlik Konseyi’ne bilgi vermelidir. Gerçi, daha önce BM Güvenlik Konseyi’nin konuya iliþkin kararlar almýþ olduðu ve bu nedenle de Azerbaycan’ýn meþru müdafaa hakkýnýn artýk ortadan kalmýþ olduðu ileri sürülebilir. Fakat, BM Antlaþmasý’nýn 51. maddesine göre, Azerbaycan’ýn meþru müdafaa hakký, ‘Güvenlik Konseyi uluslararasý barýþ ve güvenliðin korunmasý için gerekli önlemleri alýncaya dek’ geçerli olmaktadýr. Yani, meþru müdafaa hakkýna son verecek önlemlerin, bu hakkýn amaçlarýný etkili olarak gerçekleþtirecek kapasitede olmasý gerekmektedir. Sorununun günümüzdeki durumunsa bakarsak, böyle bir þeyin söz konusu olmadýðýný görmekteyiz. Azerbaycan topraklarý halen Ermenistan iþgali altýndadýr. Ýþgalin sona erdirilmesi için belirli bir plan söz konusu deðildir ve zaman Azerbaycan’ýn aleyhine iþlemektedir. Dolayýsýyla, Azerbaycan, BM Güvenlik Konseyi’ne bilgi vermek suretiyle meþru müdafaa hakký doðrultusunda, topraklarýný iþgalden kurtarmak için kuvvet kullanma yoluna gidebilir.
Azerbaycan, meþru müdafaa hakký doðrultusunda kuvvet kullanma yoluna baþvururken, orantýlýlýk ilkesine dikkat etmek zorundadýr. Azerbaycan’ýn meþru müdafaa hakký, Ermenistan’ýn haksýz fiiline dayandýðýna göre, Azerbaycan’ýn kuvvet kullanmaktaki amacý, sadece iþgal altýndaki topraklarýný kurtarmak olmalýdýr. Eðer, Azerbaycan günümüz Ermenistan Cumhuriyeti topraklarýnýn kendi tarihi topraklarý olduðunu ileri sürerek, Ermenistan’ýn içerisine yönelik kuvvet kullanma yoluna giderse, günümüzde Ermenistan’ýn düþtüðü duruma düþmüþ olur.
Azerbaycan’ýn meþru müdafaa hakkýna sahip olup olmamasý bakýmýndan sorgulanacak bir diðer nokta, saldýrý ile meþru müdafaa hakký arasýndaki zaman baðlantýsýdýr. Bu konuda BM Antlaþmasý’nda bir zorlayýcý hüküm bulunmamakla beraber, akýllarda soru kalmamasý için bu hususa deðinmeyi gerekli görmekteyiz. Gerçekten de, Ermenistan’ýn saldýrýlarýna baþlamasýnýn üzerinden 10 yýlý aþkýn süre geçmiþtir ve uzun süreden beridir iki ülke arasýnda ateþkes hali söz konudur. Bu nedenle de, zaman baðlantýsý faktörünün bu konuda Azerbaycan’ýn aleyhine olduðu düþünülebilir. Fakat, burada önemli olan, saldýrýya uðramýþ olan devletin ilk tutumu olmasý gerekir. Azerbaycan, Ermenistan’ýn ilk saldýrýlarý karþýsýnda hemen meþru müdafaa hakkýný kullanmaya çalýþmýþ ve bir ölçüde de baþarýlý olmuþtur. Ama, Ermenistan’ýn yoðunlaþan saldýrýlarýný önleyememiþ (nedenleri üzerinde durmuyoruz) ve topraklarýnýn bir kýsmý, resmi uluslararasý belgelere de yansýdýðý üzere iþgal edilmiþtir. Ýþgalin yoðunlaþmasý ve tek baþýna bunu önleyememesi üzerine, Azerbaycan’ýn ateþkes anlaþmasý (barýþ anlamasý deðil) yapmaktan baþka yolu kalmamýþtýr. Fakat, geçen süre içerisinde, Azerbaycan, topraklarýnýn iþgal altýnda kalmasýný kabul etmeyeceðini, kuvvet kullanma yoluna baþvurma dahil, topraklarýný iþgalden kurtarmak için tüm haklarýný saklý tuttuðunu bir çok kere ifade etmiþtir. Azerbaycan’ýn ilk saldýrý sýrasýnda kendisi savunmak için yeterli güce sahip olamamasý ve ateþkese yanaþmak zorunda kalmasý, iþgali kabul etmemesi ve topraklarýný iþgalden kurtarmak için kuvvet kullanma yoluna baþvurma dahil, tüm haklarýný saklý tuttuðunu bir çok kere ifade etmiþ olmasý, yani bu doðrultudaki iradesini sürdürmesi nedeniyle, meþru müdafaa hakkýnda zaman baðlantýsý açýsýndan bir sorunun söz konusu olamayacaðýný göstermektedir.
Tüm bunlarýn yanýnda, Ermenistan’ýn her düzeydeki yetkilileri Azerbaycan’ýn toprak bütünlüðünü tanýmadýklarýný açýkça ifade etmekte, iþgal altýnda tuttuklarý topraklarýn (onlar bunu genel ifade ile “Daðlýk Karabað” olarak isimlendirmektedirler) hiçbir zaman Azerbaycan’a býrakýlmasýnýn söz konusu olamayacaðýný ifade etmektedirler.[37] Sadece bu bile, devletin varlýðýna ve bütünlüðüne yönelmiþ saldýrýlarýn meþru savunmaya hak kazandýrdýðýna yönelik tezler ýþýðýnda[38], Azerbaycan’a meþru müdafaa hakký vermektedir.
SONUÇ
Sonuç olarak þunu belirtelim ki, Azerbaycan arzu ederse, BM Güvenlik Konseyi’ne bilgi vermek suretiyle ve sadece Ermenistan iþgali altýnda bulunan topraklarýný kurtarmak amacýyla (yani Ermenistan’ýn içerisine yönelik olarak bunu devam ettirmemek kaydýyla) kuvvet kullanma yoluna baþvurabilme hakkýna sahiptir. Bunu ifade ederken, kuþkusuz, amacýmýz kuvvet kullanmayý özendirmek deðildir. Biz de, devletler arasýndaki sorunlarýn çözümünde mümkün olduðunca kuvvet kullanma yoluna gidilmemesi gerektiðinin, bu yola baþvurulmasýnýn insanlýk ve uygarlýk için ortaya çýkardýðý tehlikenin farkýndayýz. Fakat, iþgal durumuna bu kadar uzun süre göz yummanýn uluslararasý barýþ ve güvenlik adýna, dolayýsýyla insanlýk ve uygarlýk adýna daha tehlikeli sonuçlar doðurabileceði de itiraz edilemeyecek hususlar olsa gerekir. Azerbaycan ile Ermenistan arasýndaki mevcut iþgal durumunun bölgesel ve küresel barýþ ve güvenliði tehdit ettiði, kalkýnmayý ve iþbirliðini engellediði herkesçe bilinmektedir. Bunlarýn yaný sýra yayýlmacýlýðýn, en azý göz yumulmak suretiyle de olsa, teþvik edilmesinin bölge ve dünya genelinde doðuracaðý sonuçlar da rahatlýkla tahmin edilebilir.
Tüm bunlar göz önünde bulundurulduðunda, Azerbaycan’ýn toprak bütünlüðünün ve Ermenistan’ýn Azerbaycan topraklarýný iþgal etmesinden zarar görmekte olan etnik kökeni fark edilmeksizin tüm Azerbaycan vatandaþlarýnýn normal yaþama dönmeleri biran önce saðlanmasý gerekmektedir. Bunun için Azerbaycan, önceden, 6 ay ya da 1 yýl gibi belirli bir süre vererek, Ermenistan’ýn, iþgal ettiði Azerbaycan topraklarýný þartsýz olarak terk etmesini isteyebilir. Bu konuda, BM Güvenlik Konseyi tarafýndan 1990-1991’deki Irak-Küveyt olayýnda olduðu gibi kesin tarih ve program da belirlenebilir. Bu durumda Azerbaycan’ýn, belirlenmiþ programýn sonuçlarýný beklemesi gerekir. Fakat, bu yollara baþvurulmasýna raðmen iþgal durumu giderilemezse, Azerbaycan, BM Antlaþmasý’nýn 51. maddesi ile saklý kalan meþru müdafaa hakkýný kullanmak için kuvvet kullanma yoluna baþvurabilir.
[1] Süleyman Eliyarlý, Azerbaycan Tarihi (Eski Tarihten 1870’lere Kadar), (Bakü, Azerbaycan Yayýnevi, 1996), ss. 617–618.
[2] Colonial Policy of the Russian Tzarism in Azerbaycan in 20-60s XIX Century, Part I, (Moskow-Leningrad, 1936), pp. 201, 204.
[3] N.N.Þavrov, Novaya Ugroza Russkomu Delu v Zakavkazie, SPb, (Sankt-Petersburg, 1911), ss. 59-61.
[4] Tadeusz Swietochowski, Müslüman Cemaatten Ulusal Kimliðe Rus Azerbaycan’ý 1905–1920, (Ýstanbul: Baðlam, 1988), s. 26.
[5] Transkafkasyadaki Rusya topraklarýnýn icmali (Rusça) 3. Bölüm St. Petersburg, 1834 ve ekleri; Aktaran: Dursun Yýldýrým ve Cihat Özönder, Karabað Dosyasý, (Ankara, KÖK yayýný, 1993), s. 87.
[6] Cemalettin Taþkýran, Geçmiþten Günümüze Karabað Meselesi, (Ankara, Genelkurmay Basýmevi, 1995), s. 240.
[7] Ýgrar Aliyev, Daðlýk Karabað:Tarih, Faktlar, Hadiseler, (Bakü, Elm, 1989), ss.84-87.
[8] Ali Arslan, ‘Ruslarýn Güney Kafkasya’da yayýlmalarýnda Ermeni Eçmiyazin Katogigosluðu’nun Rolü’, Kafkas Araþtýrmalarý, II sayý, 1996, s. 21.
[9] O sýrada burasý, Daðlýk Karabað Özerk Bölgesi (DKÖB) idi. Fakat, hem Moskova yönetiminin rolü, hem de Ermenistan’daki ve bölgedeki bazý yapýlanmalarýn Azerbaycan’a saldýrýlarýný yoðunlaþtýrarak, burayý Azerbaycan’dan koparmaya çalýþmalarý, özellikle de içerisinde Azerbaycan, Kazakistan ve SSCB yönetiminin üst düzey temsilcilerinin bulunduðu bir helikopterin düþürülmesi ve içerisindekilerin hepsinin ölmesi olayý sonrasýnda toplanan Azerbaycan parlamentosu 24 Kasým 1991 tarihli kararýyla bölgedeki özerk yapýyý ortadan kaldýrmýþtýr. Günümüzde, Azerbaycan’da Karabað diye bir idari-coðrafi birim bulunmamaktadýr.
[10] http://www.diplomatikgozlem.com/turkish/kafkasya/20020927_02.html.
[11] Araz Aslanlý, ‘Tarihten Günümüze Karabað Sorunu’, Avrasya Dosyasý, Azerbaycan Özel Sayýsý, Ýlkbahar 2001, Cilt 7, Sayý 1, s. 401.
[12] Yrd. Doç. Dr. Sedat Laçiner, ‘Ermenistan Dýþ Politikasý ve Belirleyici Temel Faktörler 1991–2002’, Ermeni Araþtýrmalarý, Cilt 1, Sayý 5, Bahar 2002, ss. 220–221.
[13] http://www.osce.org/docs/russian/1990-1999/mcs/adhels92r.htm.
[14] Manvel Sarkisyan, Politiçeskie Problemý Kavkaza i Armeniya (Politika Armenii v Regione)= Kafkaslarýn ve Ermenistan’ýn Politik Sorunlarý (Ermenistan’ýn Bölge Politikasý), The Armenian Center for National and Ýnternationla Studies, (Erivan, 1998), s. 59.
[15] Yalçýn Doðan, ‘Kýran Kýrana Zirvede Demirel’, Milliyet, 3 Aralýk 1996.
[16] BM resmi internet sayfasý http://www.un.org/Docs/scres/1993/822e.pdf.
[17] Fahrettin Çiloðlu, Rusya Federasyonu’nda ve Transkafkasya’da Etnik Çatýþmalar, (Ýstanbul, Sinatle, 1998), s.167.
[18] Elçin Ehmedov, Ermenistan’ýn Azerbaycan’a Saldýrýsý ve Uluslararasý Kuruluþlar, (Bakü, Tuna, 1998), ss. 112–119.
[19] Ehmedov, Ermenistan’ýn..., ss. 127–131.
[20] Ehmedov, Ermenistan’ýn..., ss. 132–136.
[21] Funda Keskin, Uluslararasý Hukukta Kuvvet Kullanma: Savaþ, Karýþma ve Birleþmiþ Milletler, (Ankara, Mülkiyeliler Birliði Vakfý Yayýnlarý, 1998), ss. 25–26.
[22] Funda Keskin, ‘BM ve Kuvvet Kullanma’, Avrasya Dosyasý BM Özel Sayýsý, Cilt 8, Sayý 1, Ýlkbahar 2002, 152.
[23] Keskin, Uluslararasý Hukukta Kuvvet..., s. 32.
[24] Anýl Çeçen, Ýnsan Haklarý Rehberi, (Ankara, Bilim Yayýncýlýk, 1999), ss. 36-37.
[25] Sertaç Baþeren, Uluslararasý Hukukta Devletlerin Münferiden Kuvvet Kullanmalarýnýn Sýnýrlar, Yayýmlanmamýþ Doçentlik Tezi, Ankara, 1997, ss. 59-61.
[26] Çeçen, Ýnsan Haklarý..., s. 48.
[27] Funda Keskin, Uluslararasý Hukukta Kuvvet..., s. 41.
[28] Keskin, Uluslararasý Hukukta Kuvvet.., ss. 45-52.
[29] Baþeren, Uluslararasý Hukukta Devletlerin..., s. 137.
[30] Keskin, Uluslararasý Hukukta Kuvvet..., s. 46.
[31] Hilarie McCourbey, N. D. White, Internationla Law and Armed Conflict, Aldershot 1992, s. 132; Aktaraný: Baþeren, Uluslararasý Hukukta Devletlerin..., s. 165.
[32] Baþeren, Uluslararasý Hukukta Devletlerin..., s. 108.
[33] http://www.diplomatikgozlem.com/turkish/kafkasya/20020927_01.html
[34] ‘Aliyev ile Kocaryan görüþtü’, Hürriyet, 14 Aðustos 2002.
[35] ‘Ermenistan, Yukarý Karabað'ý savunmak isteyen Ermenileri destekleyeceðini açýkladý’, Zaman, 12 Ekim 2001.
[36] 525-ci Qezet, 12 Nisan 2003.
[37] http://www.panarmenian.net/news/eng/headlines/?task=search&keyword=Kocharian&id=6831.
[38] Berdal Aral, Uluslararasý Hukukta Meþru Müdafaa Hakký, (Ankara, Siyasal Kitabevi, 1999), s. 62.
| |