| | Role Militaire Des Arméniens Sur Le Front Du Caucase Apres La Défection De L’Armée Russe (Décembre 1917-Novembre 1918)
(Rus Ordusunun Çekilmesinden Sonra Kafkasya Cephesi’nde Ermenilerin Askeri Rolü (Aralık 1917-Kasım 1918)
A. Poidebard, Paris, Imprimerie Nationale, MDCCCCXX, 1920, İn-8, pp. 23
Poidebard’ın kitabına Bibliotheque Nationale de France’da (Fransa Milli Kütüphanesi) Ermeniler üzerine yaptığım araştırmam sırasında rastladım. Kitap, Fransızca yazılmış, Paris Imprimerie Nationale tarafından 1920 de basılmış olup toplam 23 sayfadan oluşmaktadır. BNF X Salonu, “Arménie-Genocide” konusu, kitap ve mikroform katalogları taramasında, Poidebard’ın kitabı, mikrofiş numarası: 8° O² b. 350 olarak kayıtlıdır.
Poidebard’ın kitabı Fransa’da 1920 yılında yayınlanan Ermeni Araştırmaları Dergisi’nden yapılan alıntı-özet biçiminde hazırlanmıştır. Kitap; giriş, üç bölüm ve sonuç kısmından oluşmakta, ayrıca metine “1918 Ermeni-Türk Savaşı” başlığıyla ilginç bir harita eklenmiştir.
Giriş kısmında (5–6), Poidebard, kitabının amacına açıklık getirerek başlamaktadır. Karışık ırkların yer aldığı bu tanınmayan toprakların (Kafkasya) Avrupa ve Asya arasında köprü görevi gördüğünü, Avrupa’nın Asya’ya geçiş yolu üzerinde olduğunu, Güney Kafkasya’nın (Transkafkasya) üç küçük devlete bölündüğünü, 1918 yılında bunların bağımsızlıklarını ilan ettiklerini, bunlardan Ermenistan’ın İtilaf devletleri yanında yer aldığını, topraklarının bir kısmının Türkiye’deki Ermeni vilayetleri olduğunu, gerçekte Ermeni topraklarının merkezinin Ararat (Ağrı) dağı ve onun çevresinde bulunduğunu, esasında burasının Ermeni ırkının etnik ve tarihi merkezi olarak kabul edildiğini açıkladıktan sonra Ermenilerin İran, Rusya, Türkiye topraklarında koloniler oluşturduğunu ileri sürerek anlaşılması zor bir çelişkiye düşmektedir. Bu anlatımdan sonra, kitabında Emenilerin İtilaf devletlerinin yanında yer aldığını açık yüreklilikle belirttikten sonra, Büyük Savaş’ta askeri bir rol oynayıp oynamadıkları sorusuna tarihi belgelerin ışığında cevap arayacağını, dönem olarak 1917 Aralık’la 1918 Kasım tarihleri arasını seçtiğini açıklamaktadır.
Birinci bölüm (6–9), “Rus Devriminden önce Kafkasya Cephesinde Ermenilerin Rolü” başlığını taşımakta olup; incelenen dönemin Ağustos 1914 ile Aralık 1918 tarihleri arası olduğu, bunun iki alt bölümden oluştuğu dikkatli bir okumadan sonra anlaşılmaktadır. Alt bölümlerden ilki “Türkiye Ermenilerinin Rolü”, ikinci alt bölüm “Devrimden önce Rus Ermenilerin Rolü” başlığıyla sunulmaktadır. Yazarın neden Türk ve Rus Ermenileri ayrımına gittiği açıklanmazken, 1828–1829 Osmanlı-Rus savaşıyla birlikte Rusların Ermenilerin hamiliğine soyunma politikasını ele almaması tarihi olayları ve gerçekleri göz ardı ettiği izlenimini vermektedir.
Buna karşın Poidebard, Almanya’nın savaştaki amacını nedense kısmen doğru olarak tesbit etmektedir. Almanların, Bağdat-Berlin demiryolunu bitirmek, bu güzergah üzerindeki tüm toprakları ele geçirmek, Asya Türkiyesi ile Mezopotamya’nın bereketli topraklarını Alman ırkına açtıktan sonra İran üzerinden Hindistan’a ulaşmak olduğunu açıklarken İtilaf devletlerinin, daha da ötesi Alman-Fransız çatışmasını görmemezlikten gelerek, sömürgecilik politikasını dillendirmektedir.
Hiçbir nüfus sayımı, demografik veya sosyal yapıya değinmeden Türkiye’deki Ermenilerin altı vilayette yoğunlaştıklarını açıkladıktan sonra, Poidebard Ermenileri bölgede otonom bir antite (entité) olarak ele almakta, bunların gerçekte Rusya’nın Erzurum-İskendurun doğrultusunda Akdenize çıkış yolu üzerinde bulunduklarına dikkat çekerken, olguları gözardı etmesi, olması gereken veya olması istenen bir görüş sergilemesi düşündürücü olmaktadır. Bu konuda bilgisi olan Osmanlı Devleti’nin müttefiki olan Almanya’nın, savaşın başında Ermenileri yanına almak için iktidarda bulunan Jöntürkleri, Taşnaksutyun ile görüştürerek savaşta kendi saflarında yer almasını, ama Ermenileri ikna edemediklerini, gerekçe olarakta bunların iki güç arasındaki coğrafyada yer almalarını ileri sürmektedir. Yazar Taşnaksutyun’un bölgedeki komitacı terör örgütü niteliği ve faaliyetlerine değinmeden, gizlice din kardeşleri olan Rusların ilerlemesini bir kurtarıcı gibi beklediklerini açıklamaktadır (s. 6). Poidebard kitabında Türkiye’nin Kasım 1914’te savaşa girmesiyle Ermenilerin nedense durumunun bozulduğunu, 1915 kışında Rusların Kafkasya’da ilerlemesi, tarihleri çarpıtarak Batum ve Van’ı almasını vererek Türklerin Ermeni erkeklerini çalıştırmak için bölgeden uzaklaştırdıklarını, geriye kalan kadın, yaşlı ve çocukları güneye doğru sürdükleri, ama çok sayıdaki gönüllü Ermeninin bu arada Rus ordusunda savaşmak için cepheye hareket ettiğini, Erzurum ve Van’daki Ermeni ayaklanmasına değinmeden bunların Rusların ilerlemesinde yardımcı olduklarını, onlara yol gösterdiklerini, cephe gerisi faaliyetlerine yer vererek ama olayları çarpıtarak anlatmaktadır (s. 7).
Ona göre katliam ve tehcir olayının bundan sonra başladığını ve 1915 yılında olduğuna dikkat çekerek, Kasım 1915’te Halep’e gönderilen gizli bir emirle Ermenilerin yok edilmesinin istendiği, bunların Mezopotamya çöllerinde açlığa terk edilerek öldürüldüğü, bunun için Çerkes ve Kürtlerin görevlendirildiğini hiçbir belgeye değinmeden açıklamaktadır. Poidebard, Naim Beyin Hatıratı (The Memoirs of Naim Bey, Hodder and Stoughton, London, 1920) dan hareket ederek 320 bin Ermeninin öldürüldüğünü, Ermeni yazar Aram Andonian’a göre (Documents Officiels Cocernant les Massacres Armeniens, Paris, Impr. H. Turabian, 1920, 168 p.) bu rakamın 600 bin olduğunu ileri sürmektedir (s. 7).
Poidebard’a göre Alman hükümeti ve subaylarının durumu bildiklerini, gerçek ölüm rakamının hiçbir zaman bilinmediğini, çünkü Türkiye’de 1914 yılında yapılmış bir nüfus sayımı olmadığını, rakamların daha çok Amerikan Yardım Komitesi raporu ve İngiliz Mavi Kitabı’na göre farklı ve çelişkili biçimde verildiğini kabul etmektedir.
İkinci alt bölümde Poidebard, bu defa 150 bin Rus Ermenisi’nin 1914 yılında Rus ordusunda görev aldığını, bunların Türkler’le çarpışmak için Rus ordusuna girdiğini açık yüreklilikle anlattıktan sonra (s. 8), Kafkasya’nın tüm cephelerinde savaştıklarını, bunun dışında Eylül 1914’te bu defa Ermeni gönüllülerinden oluşan dört alay (Ermeni lejyonu) kurulduğunu, 1916’da bunların sayısının altıya çıkarıldığını, bunların 1915–1916 yılı tüm operasyonlarında kullanıldığını, daha sonra bunların saldırı taburlarına dönüştüğünü, 1917 yılına (devrime kadar) kadar Ruslar’la birlikte savaştıklarını açıkladıktan sonra; “Eğer Ermeniler Osmanlı Devleti’nin yanında yer alsaydılar, savaşta akibetleri böyle olmaz, bu felaketleri yaşamazlar dı” tezini ileri sürmektedir (s. 9).
İkinci bölüm (9–18), “Rus Ordusunun çekilmesinden sonra Ermenilerin Kafkasya Cephesi’ndeki Askeri Rolü” başlığını taşımakta olup, dönem olarak Aralık 1917 ile Batum Barışı olan 30 Mayıs 1918 tarihleri arası anlatılmaktadır. Bu bölüm üç alt bölümden oluşmaktadır.
Birinci alt bölüm, “1917 Sonbaharında Kafkasya’da Durum” başlığını taşımakta, burada Poidebard tarafından hızla gelişen olaylar yüzeysel olarak anlatılmaktadır. Kerensky’nin düşmesi, 7 Kasım’da Lenin ve Trotsky’nin iktidarı ele geçirmesi, Rus ordusunun çekilmesi ve dağılması, 15 Aralık’ta Brest-Litovsk Barışı’nın Rusya ile Merkezi devletler arasında imzalanması, Kafkasya cephesindeki durumun değişmesine neden olduğunu, buna karşın Mezopotamya ve Suriye’de İngiliz kuvvetlerinin hızla kuzeye yönelmeleri, Rusya ile İran topraklarında birleşmek istemeleri, ama Kafkasya cephesinin çökmesiyle birlikte Almanya’nın Asya yolunun açıldığını, Türkistan, İran ve Hindistan’ın işgalinin gündeme geldiğini, Berlin-Batum-Bakü-Buhara hattının İngiltere’ye kuzeyden darbe vurmak için planlandığını, Poidebard, Lüdendorff’un Savaş Hatıratı (Souvenirs de guerre de E. Lüdendorff, Paris, Payot, 1920) na dayanarak anlatmaktadır. Kasım 1917’de Kafkasya halklarının Bolşevik hükümetini tanımayarak İtilaf devletlerine güvenerek ve onlardan güç alarak bağımsızlıklarını ilan ettiklerini, Türklere karşı ulusal bir ordu kurmak için İngilizlerle ilişkiye girdiklerini, Aralık 1917’de İngiliz General Dunsterville’in (The Adventures of Dunsterforce, London, Arnold, 1920) bu görevi üstlendiğini, generalin Basra üzerinden Enzeli’ye geldiği, burada Bolşevikler tarafından engellendiği, Bakü’ye ancak 15 Ağustos 1918’de varabildiği oldukça romantik bir üslupla anlatmaktadır.
İkinci alt bölümde, “Güney-Kafkasya ulusal orduların kurulması, Ermeni kuvvetlerinin tek başına savaşması” başlığını taşımakta olup bu kararın Tiflis’te Türklere karşı savaşmak için alındığı ve planlandığını, bu ordunun önce Ermeni, Gürcü ve Tatar güçlerinden oluştuğu, ama sonra Türklere karşı yalnızca Ermenilerin mücadele ettiği övünülerek belirtilmektedir. Gürcülerin Almanya’nın yanında yer alması ve Tatarların Müslüman olması, Batum’un Türklerin eline geçmesi, Tatar ve Gürcülerin mücadeleden vazgeçmesinin nedenleri olarak Poidebard tarafından açıklanmaktadır. Yazar, Kafkasya cephesinde Ermenilerin komitacı eylemlerini nedense Tatar ve Türklere mal ederek, bunların birlikte hareket ettiğini Ermenilere silah ve cephane sevkiyatını engellediklerini, demiryollarını havaya uçurduklarını, Tiflis’e varan telgraf tellerini kestiklerini anlattıktan sonra cephede Ermenilerin neden yalnız kaldıklarına açıklık getirmeden İran üzerinden gelecek General Dunsterville kuvvetlerini beklediklerini, bu sırada Ermeni ordusunun başına Nazarbekoff’un geçmesiyle, Tiflis Ermeni Ulusal Konseyi başkanı Abaronian’ın Ermeni gönüllüleri toplamasını önemli bir bilgiymiş gibi bu alt bölümde çarpıtarak vermektedir.
Üçüncü alt bölüm, “Ocak 1917’den 11 Kasım 1918 Ateşkesi’ne kadar Ermeni kuvvetlerinin askeri harekatı” başlığını taşımaktadır. Bu alt bölüm üç kısımda ele alınmakta olup, daha çok askeri konulara ağırlık verilmekte, ama kaynak gösterilmeden eklemeler yapıldığı için karışıklığa neden olmaktadır.
Önce, “Aralık 1917’deki Ermeni Cephesi” yazar tarafından teferruatlı olarak anlatılmaktadır. Rusların cepheden çekilmesi sırasında Karadeniz’den Hazar denizine kadar olan yeni “Ermeni Savunma Hattı” açıklanmaktadır. Cephede sağ ve sol kanat olarak ayrıldıkları, sağ kanatta Erzincan, Erzurum, Kars, Hınıs-Van, Güney-Van, Arka-Van alaylarının yer aldığı açıklanırken bu alaylardan Erzurum, Hınıs-Van, Güney-Van alaylarının “Türkiye Ermenileri’nden kuruldu” açıklamasını yapması Poidebard’ı 1915 yılında yaşanan öldürme ve tehcir olaylarıyla çelişkiye düşürmektedir (s. 12). Bunun dışında General Antranik komutasında Ermeni gönüllülerden oluşan tümenlerin de kurulduğu açıklanmaktadır. 1917 Devrimi’nin patlak vermesiyle, sözüm ona Türklerin saldırısını önlemek için Ermeni Ulusal Konseyi Kerensky’den, Rus ordusunda bulunan 150 bin Ermeninin Kafkasya cephesine yollanmasını istemiş, ama bundan bir sonuç alamamıştır. Bunun üzerine üç yeni tümenin kurulduğu açıklanmaktadır. Birinci tümenin merkezinin Gümrü, ikinci tümenin merkezinin Erivan olduğu, üçüncü tümenin “özel tümen” olan Antranik ve Korganoff’un süvari birliklerinden oluştuğu, Merkez karagahın önce Tiflis, daha sonra Gümrü’ye taşındığı, bunun başında General Nazarbekoff’un olduğu anlatılmaktadır. Cephenin sol kanadına gelince, Urmiye gölünü kendisine merkez seçtiği, amacının Musul-İran ve Erivan-İran yolunu tutmak olduğu, bunun için iki tugay ve bir taburun kurulduğu, bunlardan ilkinin Ağa Petros’un başında olduğu Keldani tugayı, ikincisinin başında patrik Marşemun’un bulunduğu Nasturi tugayı (Hakkari dağlarında yaşayan Nasturiler), ve üçüncü olarak Stefanyan’ın başında olduğu Ermeni taburunun Rus genelkurmayına bağlı olarak savaştığı açıklanmaktadır (s. 13). Bunun dışında bir üçüncü cephe olarak Bakü savunma hattı anlatılmakta, bunun amacının Bakü-Türkistan yolunun tutulması olarak özetlenmektedir. Bakü’deki örgütlenmede Rus Komitesi ile Ermeni Ulusal Komitesi’nin birlikte hareket ettiği, asker sayısının 10 bin olduğu açıklanmaktadır.
İkinci olarak, “Türk-Alman İşgal Birlikleri” adını alırken, Almanların Batum-Bakü hattını ele geçirmek için Haziran 1918’de Odessa’dan Poti’ye 15 bin asker geçirdiği, Türklerin Türkistan ve İran’a girmek için 30 bin asker topladığı, Filistin cephesinden takviye aldıkları belirtilmektedir.
Son olarak, “Ermeni cephesi Harekatları” olarak geçmekte olup, bu çarpışmaların beş ay sürdüğü, yani Ocak-Mayıs 1918 dönemine denk geldiği anlatılmaktadır. Türklere karşı yalnızca Ermenilerin “kahramanca” çarpıştığı anlatılmak istenirken Ocak ayında Erzincan’ın, 27 Şubat’ta Erzurum’la birlikte Ruslar’dan kalma cephane, silah ve yiyeceklerin de Türklerin eline geçtiği, Ermenilerin 1 Mart’ta Sarıkamış’a çekildikleri, burasını 11 gün savundukları, Tiflis’e doğru çekilmek zorunda kaldıkları ama Sarıkamış’ı terk ederken cephaneleri havaya uçurarak şehri ateşe verdikleri (23 Mart) açıklanmaktadır (s. 15). Poidebard, nedense Ermenilerin bölgede yapmış olduğu katliamlar, yakıp-yıkmalar, şehirleri ateşe vermeleri üzerinde durmak istememesi, onun olaylara nedenli yanlı yaklaşımını sergilemektedir. 1 Nisan’da Türklerin Batum’u aldıkları, 10 Nisan’da Güney-Kafkasya Hükümeti’nin Türkler’le ateşkes anlaşması imzaladığı, 11 Nisan’da Ermenilerin Kars’tan Arpaçay’a doğru çekildikleri, 11 Mayıs’ta Batum Konferansı’nın Türkler, Almanlar ve Kafkasya Hükümeti arasında yapıldığı açıklanmaktadır. Anlaşmanın sağlanamaması üzerine Türklerin demiryolunu ele geçirmek için 15 Mayıs’ta Gümrü’ye (Alexandropol) saldırdığı, Ermenilerin iki kola ayrıldığı, bir kolunun Gümrü-Tiflis, diğer kolunun Gümrü-Erivan’a doğru çekildiği, 24–29 Mayıs tarihleri arasında Serdarabad ve Karakilise’de Türkler’le (Şefik Paşa kuvvetleri) savaştıkları belirtilmektedir (s. 16). 30 Mayıs’ta Ermenilerin Türk ültimatomunu kabul ettikleri ve Batum Barış Anlaşması’nın imzaladıkları anlaşılmaktadır.
Üçüncü bölüm (18–22), “Batum Barışı’ndan Ateşkes’e kadar Ermenistan’ın Rolü” (30 Mayıs 1918–11 Kasım 1918) başlığını taşımakta olup, bu defa İran üzerinden gelen İngiliz desteğindeki son Ermeni savunmasına yer verilmektedir. Bu bölümde Poidebard tarafından Ermenilerin Urmiye, Karabağ ve Bakü’deki savunma hatları anlatılmaktadır. Batum barışının imzalanmasından sonra Türklerin Kafkasya’daki harekatlarını iki koldan yürüttükleri, bunlardan ilkinin Gümrü-Karakilise-Bakü doğrultusunda olduğu, ikinci kolun Gümrü-Cufa-Torus istikametinde olduğu belirtilmekte, Torus istikametinde Şefik Paşa’nın, Bakü istikametinde Nuri Paşa’nın (İslam Ordusu) ilerlediği anlatılmaktadır. Diğer taraftan Hamadan’da karargah kurmuş olan İngiliz general Dunsterville’in amacının da Ermeniler’le birlikte iki yeni savunma hattı kurarak Kafkasya’daki Türkler’in önünü kesmek olduğu açıklanmaktadır.
Urmiye savunmasında, bunun Musul-Van-Torus kavşağında bulunması nedeniyle stratejik öneminin hayati olduğu, 1918 yazında 5. ve 6. Türk tümeniyle sürekli savaşıldığı, Nasturi lider Ağa Petros’un bu cephede kahramanlık gösterdiği, 5 Ağustos’ta İngiliz 1. Alayının bu çatışmalara katıldığı (s.19), ama sonucun başarısız olduğu açıklanmaktadır.
Karabağ savunmasına gelince, Batum barışından sonra dağlık Karabağ’a çekilen Antranik kuvvetlerinin Kafkasya’daki İslam Ordusu’yla çatışmaya girdiği, Ateşkes’ten sonra 1919 yazında Fransa’ya destek aramak için gittiği anlaşılmakta, göstermiş olduğu “büyük” kahramanlıklardan dolayı Poincare’den Legion d’Honneur liyakat nişanı aldığı abartılarak anlatılmaktadır. Poidebard, kitabının yirminci sayfasından İngiliz general Dunsterville’in hatıratından alıntılar vererek, Türklere karşı iki önemli savunma hattından birinin Karabağ, diğerinin Urmiye olduğunu açıklamaktadır.
Urmiye’nin 5 Ağustos’ta düşmesinden sonra Türklerin bu defa Bakü’ye doğru yöneldikleri, buna karşın Ermeni Ulusal Konseyi ile Rus Konseyi’nin bir araya gelerek, İngiliz desteğinde Bakü’de son bir savunma hattının kurulmasına karar verdikleri anlaşılmaktadır. İngiliz kuvvetlerinin bölgeye 5 ile 17 Ağustos’ta ulaştığı, İslam Ordusu’nun (Tatarlar ve Türkler olarak açıklanmakta) 15 Eylül’de Bakü’ye saldırıya geçtiği, şehrin 17 Eylülde düştüğü, “kahraman” Dunsterville’in kuvvetleriyle Ermenileri kentte bırakarak Enzeli’ye geri çekildiği (s. 21), gerçekte bunun bir İngiliz planı olduğunu açıklamak istemeyen Poidebard, bu defa Ludendorff’un hatıratından alıntılar vererek Bakü’nün öneminin Almanlar için petrol ve benzin olduğunu yeniden keşfederek aktarmaktadır.
Sonuç kısmında Poidebard; Gürcistan’ın Almanlar, Tatarlar’ın Türkler’in yanında yer almasının İtilaf devletlerinin hatası olarak kabul etmekte, çünkü Kafkasya’da barışın ancak iki Hıristiyan devlet olan Ermenistan ve Gürcistan’ın bir araya gelerek güçlerini birleştirmesiyle mümkün olabileceği görüşünü ileri sürmektedir. 1918 de Panturancılığa karşı bu blokun kurulma şansının kaçırıldığını ifade ettikten sonra bunun sorumlusunun İngilizler olduğunu, çünkü İngilizlerin zamanında Ermenilere destek vermedikleri (s. 23) sonucuna varmaktadır. Buna karşın Ermenilerin İtilaf devletlerinin vermiş olduğu yardım sözüne bağlı kalarak tek başlarına savaştığını, bu nedenle çarpışmalarda çok sayıda Ermeninin Türkler tarafından öldürüldüğü ileri sürmektedir. Kendisinin Ateşkes’ten sonra 6 Aralık 1918’de Ermenistan’a durumu incelemek için bir İngiliz arkadaşıyla gittiğini, Erivan garında Nazarbekoff tarafından karşılandığını, Ermenilerin 1914, 1915, 1916 da Rus’larla birlikte, 1918 de Ermeni kuvvetleri olarak İtilaf devletleriyle birlikte savaştıklarını kabul ederek, Fransa’nın Ermenilere her zaman minnettar olduğu açıklamasını yaparak kitabına son vermektedir.
Ancak, Poidebard’ın Büyük Savaş’taki olayları anlatırken olguları göz ardı etmesi, olması gereken veya olması istenen bir görüş sergilemesi, düşündürücü olmaktadır.
| |