AnasayfaÝletiþim
  
English



E-B�lten �yeli�i

G�nl�k b�ltenimize �ye olmak i�in a�a�daki alanlar� doldurunuz.
Ad:
Soyad:
Eposta:


DERG� SAYILARI

Osmanlý Ermeni Toplumunda Siyasallaþma Çabalarý

Prof. Dr. Salim CÖHCE*
ERMENÝ ARAÞTIRMALARI, Sayý 8, Kýþ 2003

 

 

Abstract: The article deals with the history of the long political efforts carried out by the Armenian activists during the Ottoman rule. The roots of the Armenian poitical activities date back to the XVI th century. These political activities came to surface as a result of internal factors and foreign influence although the Armenian population was granted great deal of social, economic and religious liberties by the Ottoman administration.

The article points out that many factors (e.g. social, political, cultural and economic) influenced the Armenian population towards developing their separatist activities against the Ottoman Empire. The Armenian Church took a central role in all of these efforts. Futhermore, the article indicates that the political decline of the Ottoman Empire provided a fertile ground for the Armenian activists to develop their pro-independence ideas even further. These separatist movements reached their peak after 1877–78 war, between the Ottoman Empire and Russia, at a time when these ideas were put into practice in the form of rebellion against the Sublime Porte.

The remaining parts of the paper scrutinizes the expansion of the Armenian school, paper and magazine network in the Ottoman Empire and how it contributed to the development of the Armenian nationalism.

Keywords: The Armenian Church, the Armenian religious sections, foreign power’s influence, the Armenian political, cultural and religious activities, the Armenian massacres, the Armenian nationalism.

Anahtar Kelimeler: Ermeni Kilisesi, Çeþitli Ermeni mezhepleri, dýþ devletlerin siyasi etkileri, Ermenilerin siyasi, kültürel ve dini faaliyetleri, Ermeni katliamlarý, Ermeni milliyetçiliði.

GÝRÝÞ

Bir toplumda siyasallaþma süreci, o toplumun bir bölümü veya tamamý adýna hareket ettiði iddiasýyla öne çýkan bir kesimin siyasî alanda ileri sürdüðü uygulamaya dönük programlar, ideolojik þartlanma veya baðlanmayý amaçlayan doktriner söylemler, bir baþka deyiþle çaðýna uygun hale getirilmiþ mitolojik tasavvurlarla belirginleþir. Bu süreç ayný zamanda, ortaya çýktýðý siyasî yapý ve toplum hayatýndaki deðiþme, geliþme ile gittikçe önem kazanmaya baþlayan bir takým meseleler karþýsýndaki tepkiyi, dolayýsýyla yeni arayýþlarý ifade eder. Onun için siyasallaþma hareketlerini, bu arada XIX. yüzyýlýn sonlarýna doðru iyice belirginleþen Osmanlý Ermeni toplumundaki siyasallaþma çabalarýný da geliþtiði sosyal, siyasi ve iktisadi zemin ile bu zemini ortaya çýkaran tarihî süreçten baðýmsýz düþünmek mümkün deðildir.

Türkler, XI. yüzyýlda Anadolu kapýlarýna dayandýðýnda her yönden milletleþme sürecini tamamlamýþ üç önemli toplulukla karþýlaþtý. Bunlar Gürcüler, Ermeniler ve Rumlar idi. Ýstanbul’un fethine kadar geçen sürede Gürcüler kýsmen, diðer ikisi tamamýna yakýn bir þekilde Türk hakimiyeti altýna alýndý ve bunlarýn millî kimliklerini yitirmelerine sebep olacak herhangi bir giriþimde bulunulmadý. Bizans tebasý iken Türk hakimiyeti altýna alýnan muhtelif milletlerde “istiklâl ruhu”nun sönmediði ve bunlarýn daima batýdan gelecek bir yardýmla kurtulacaklarýna inandýklarý da bilinmekteydi.[1] Ona raðmen, özellikle Osmanlý devletinin hakimiyet dönemi baþladýktan sonra, Ermeniler[2] dahil bu topluluklarýn özgün kimliklerini geliþtirip muhafaza etmeleri ve adil, hoþgörülü bir idareyle her yönden geniþ bir hürriyet ve huzur ortamýnda varlýðýný sürdürmeleri için gerekli düzenlemeler yapýldý.

Kuruluþ döneminde diðer Türk devletlerinden intikal eden sancak, toprak, diðer halklar vs. gibi sýradan unsurlardan birisi olarak gördüðü Ermeni toplumunu tevarüs ettiði þekilde býrakmayan Osmanlý devleti, 1453, 1461 ve 1516–17 yýllarýnda iç veya bünye içi yani, Ermeni alt gruplarýnýn kendi aralarýndaki münasebetler sisteminin iþleyiþini hiyerarþileþme, bütünleþme ve baðýmsýzlaþma doðrultusunda yönlendirebilecek düzenlemeler yapmýþtýr.[3] Bu yolla Ermenilerin tamamýna yakýnýnýn, münasebetleri ayný þekil ve kaidelere dayanan tek bir topluluk halinde birleþmesi ve camia-kilise bütünlüðü içeri-sinde millî bir hüviyet kazanmasý yönünde iþleyen geliþmelerin temelini atarken[4] ayný zamanda, bu toplumun tarihinde bir taraftan camia bütünlüðüne baðýmlý, diðer taraftan da zamanýna göre liberal ve ferdiyetçi sayýlabilecek bir devir açacaktýr.[5] Bunun yanýnda Osmanlý yönetiminin, Ermenilerin dýþarýyla, özellikle de Batý’nýn Ortadoðu’daki uzantýsý konumunda bulunan Venedik, Ceneviz, Maltalý, Floransalý ve diðer gayrýmüslimlerle olan münasebetlerinde, serbest, düzenli ve çoðunlukla ferdî çýkar veya arzular doðrultusunda geliþen iliþkilere imkan tanýmasý, Ermenilerin gittikçe zenginleþmesini, kültür açýsýndan çok yönlü ve Batýya açýk olarak geliþip, deðiþmesini saðladýðý gibi, Avrupalýlarýn iþbirlikçiliðine hazýrlanmasýna da zemin oluþturmuþtur.[6]

Osmanlý devletinin, Ermeni toplumunda yaptýðý düzenlemeler, bilhassa onlarýn tamamýna yakýn bir kýsmýný hakimiyeti altýna aldýktan sonra gerçekleþtirdiði yenilikler bu toplumda siyasallaþma çabalarýnýn ve moderniteye giden yolun baþlangýcýný teþkil eder.[7] Nitekim bir kýsým Ermeni, daha XVI. yüzyýlda Anadolu’da devlet aleyhine siyasi faaliyetler yürütmeye baþlayacaktýr.[8] Bunlardan Avrupa’da öðrenim görüp, 1541’de Eçmiyadzin Ermeni Katoligosu olan Salmaslý Stepanos, 1547’de patrikhanede gizli bir toplantý yaparak Ermeniler’in Osmanlý hakimiyetinden nasýl kurtarýlabileceðini araþtýrýr. Bunun için Avrupa’ya gönderilen heyet, Papa’yý ve bazý devletlerin yöneticilerini ziyaret ederek, giriþilecek bir ayaklanmada onlarýn ne gibi yardýmlarda bulunabilecekleri hakkýnda fikir sahibi olmaya çalýþýr. Fakat, bu çalýþmalardan bir sonuç çýkmamýþtýr.[9]

XVI. yüzyýlda Avrupa, büyük dinî çatýþmalara, katliamlara ve Fransa ile Habsburglar hanedaný arasýnda sürüp giden müthiþ bir siyasî mücadeleye sahne olmaktaydý.[10] Ona raðmen Stepanos’un halefi olan Katoligos Mikail, 1562’de memleketi olan Sivas’ta, büyük çoðunluðunu papazlarýn oluþturduðu bir toplantý düzenledi. Niyeti, Anadolu, Kafkasya ve Ýran’daki Ermenilerin birliðini saðlamak suretiyle büyük bir devlet kurmaktý. O sebeple Avrupa’ya yeni bir heyet göndermeye karar verildi. Aslen Tokat’lý olup, Venedik’te matbaacýlýk eðitimi görmüþ olan ve Çukurova Ermeni krallarý soyundan geldiðini iddia eden Abgar Tbir,[11] oðlu Sultanþah[12] ile Aleksandr adlý bir papaz bu iþle görevlendirildi.

Mayýs 1562’de Avrupa’ya hareket eden bu heyet, Papa IV. Pius tarafýndan coþkuyla karþýlanmýþ, ancak Roma Katolik kilisesinin hakimiyetinin kabul edilmesi noktasýnda ipler kopmuþtur. Zira Papa, Abgar Tbir’i yeni Ermenistan’ýn kralý olarak tanýmasýna karþýlýk, Ermenilerin de Katolik mezhebini kabul etmesi þartýný ileri sürmekteydi.[13] Bunun üzerine Abgar da, bir sonuç alamadan dönmek zorunda kalacaktýr.[14]

Avrupa’dan beklenilen destek alýnamamýþ olmasýna raðmen bir kýsým Ermeni’nin, siyasî faaliyetlerini inatla sürdürdüðü görülmektedir. Nitekim, 1566’da Van’da, bin kadar Ermeni toplanarak üç gün boyunca nümayiþ yapýp kargaþaya sebep olmuþ, ayný yýlýn kýþ ayýnda da Van kalesinin burçlarýna yaðan karlarý temizlemekle görevli Ermenilerden bir kýsmý vazifelerini yerine getirmemiþtir. Siyasî mahiyeti haiz bu hareketlerin din adamlarýyla, bir baþka deyiþle Eçmiyadzin ile bir baðlantýsýnýn olup olmadýðý bilinmemektedir.[15] Yalnýz, bu olaylarda Ermenilerin, milli hislerden ziyade dinî sebeplerle Türk hakimiyetine karþý harekete geçtiði ve büyük ihtimalle de, Papa tarafýndan kýþkýrtýldýklarý söylenebilir.[16] Nitekim, bu olaylardan kýsa bir süre sonra Papa Sixte Quint (1585–1590), bazý Katolik devletlerin de teþvikiyle Osmanlý Ermenilerinin yoðun olduðu bölgelere heyetler gönderecek ve bu topluluðu kazanmaya çalýþacaktýr. [17]

Papa’nýn giriþiminin, 1571’de Ýnebahtý’da uðranýlan maðlubiyetten hemen sonraya ve uzun, masraflý savaþlarýn sürdüðü, Celâlî isyanlarýnýn kargaþa ve kýtlýklara sebep olmaya baþladýðý,[18] dolayýsýyla iktisadî hayatta ortaya çýkan sýkýntýlarýn Osmanlý toplumunda yaratacaðý derin karýþýklýk ve buhranlarýn hemen öncesindeki bir döneme[19] rastlamasý dikkat çekicidir. Zira, böylesi belirsizlik dönemlerinde, cemiyetteki çözülme hýzlanmakta ve özellikle gayrýmüslim topluluklardan bazýlarý devletten koparak, Osmanlý ülkesinde kendi politikalarý doðrultusunda kullanabilecekleri gruplar arayan dýþ güçlerin dostluk ve yardýmlarýný aramaya yönelmekteydi. Bu arada, Ermenilerin, biraz da ortaya çýktýklarý bölgenin jeopolitik konumundan olsa gerek, hasým güçler arasýnda sürekli çýkarýna uygun gelen tarafla ortak hareket etme, sýk sýk taraf deðiþtirme hatta bilerek, isteyerek kullanýlma yönünde büyük bir esneklik ile yetenek kazandýðý[20] ve bunu geleceklerini belirleyen, varoluþ sebeplerini oluþturan en önemli etkenlerden birisi hâline getirdiði[21] düþünüldüðünde dýþ güçlerin, bilhassa Papa’nýn giriþimleri daha da bir önem kazanmaktadýr. Ama Ermeni toplumuna yönelik hesaplar, sonralarý tamamen tavýr deðiþtirecek olan Patrikliðin cemaat üzerindeki sýký kontrolü sayesinde bu dönemde baþarýlý olamayacaktýr.

Osmanlý devletinin tam manâsýyla dünya devleti rolünü üstlendiði bir dönemde Eçmiyadzin kilisesinin teþvik ettiði istiklal arayýþlarýnýn baþarýsýzlýkla sonuçlanmasý tabii idi. Ama bu, Ermenilerin siyasallaþma çabalarýndan veya bilhassa Papalýk’ýn onlarý Katolik yapma isteðinden vazgeçmesi için yeterli olmamýþ[22] aksine, Avrupa modernitesiyle giderek yoðunlaþan iliþkiler bu yöndeki gayretleri daha da artýrmýþtýr. Nihayet,1604’te Erivan ile birlikte Eçmiyadzin kilisesinin Safevî hakimiyetine girmesi[23] ve ayný yýllarda imzalanan Türk-Fransýz anlaþmasýyla Katoliklere saðlanan imkânlarýn çekiciliði[24] Ermeni camiasýnda bir çözülmeye sebep olacaktýr. Bu arada, onlarýn gittikçe güçlenen Katolik mezhebine geçme eðilimini durdurabilmek için Osmanlý devletinin aldýðý tedbirler de,[25] devlete sadýk kalanlar ile dýþ güçlere yönelenler arasýndaki iktisadî ve kültürel farklýlaþmanýn büyümesi ve bunlar arasýnda karþýlýklý ilginin artmasýný önleyemeyecektir.[26]

XVII. yüzyýlýn ilk yarýsýnda Ermeniler, Erzurum ve Doðu Anadolu bölgesindeki önemli merkezlerden Ýran’a yönelik ticareti yürüttükleri gibi bir yandan Ýran ile Ýstanbul arasýndaki menzil noktalarýna yayýlýp yerleþmekte, diðer taraftan da Doðu Akdeniz ticaretinde giderek artan bir oranda yer almaktaydý.[27] Bu arada, Ýngilizlerin Akdeniz’e yönelmesini[28] ve 1580’de Osmanlý devletinde ticaret yapma imtiyazýný almasýný önleyemeyen Fransa da,[29] özellikle XIV.Louis devrinden (1643–1715) itibaren geleceðini daha çok Akdeniz çevresi ile baðlantýlý görmeye baþlamýþtý. Onun için bölgedeki geliþmeleri kendi çýkarlarý doðrultusunda yönlendirme gayreti içerisine girdi ve Ermeni camiasý içerisindeki çözülmenin Katolikleþme lehine geliþmesini teþvik etti.[30] Ayrýca, Osmanlý devletindeki Ermeni ve Rumlarý ayaklandýrmak suretiyle ayný topraklarda bir Hýrýstiyan devleti kurmak üzere harekete geçen Pere Ottoman lâkablý bir Osmanlý

þehzadesi, 1665 yýlýnda Paris’e davet edilip, Ermeni asilzadelerinden Þazi Murad’la görüþtürüldü. Ancak, bu þehzadenin Ermenistan’a (!) gitmek üzere yola çýktýðý sýrada hastalanarak, 28 Mart 1676’da otuzdört yaþýnda Malta’da ölmesi üzerine Þazi Murad’ýn baðýmsýzlýk plânlarý da suya düþecektir.[31]

XVII. yüzyýlýn sonlarýna doðru, Osmanlý yönetiminde ilk defa etkilerini hissettirmeye baþlayan ve gerek idare, gerekse yabancý tüccarlar nezdinde Yahudilerin sahip olduðu mevzilerin çoðunu birer birer iþgal eden Ermenilerin[32] teþkil ettiði burjuvazi, kýsa sürede hem camia içi geliþme ve deðiþmelerin, hem de Osmanlý toplumu ve devletindeki deðiþme sürecinin en önemli etkenlerinden birisi haline gelecektir. Burjuvazisinin yükseliþi toplumdaki istiklâl arayýþlarýný da hýzlandýracak ve daha plânlý ve örgütlü bir hareket haline gelmesini saðlayacaktýr. [33] Nitekim, IV. Hagop Çuðayetsi (Tjughahetsi)’nin[34] Katolikosluðu sýrasýnda l677’de, Eçmiyadzin’de gizlice toplanan konsey Ermeni toplumunun hayatýnda devrim niteliðinde bir dizi giriþim baþlatacaktýr. Ne var ki, konseyin aldýðý karar doðrultusunda Papa ve Avrupa devletlerinden bir kýsmýnýn yetkilileriyle görüþmek üzere yola çýkarýlan heyet, Ýstanbul’a ulaþtýðý sýrada Katolikos IV. Hagop ölür. Heyetteki dört papaz geri dönerken bunlardan birisinin oðlu olan ve o sýrada yirmi yaþýnda bulunan Ýsrail Ori yoluna devam eder.

Avrupa’nýn önde gelen liderlerine müracaatla onlardan yardým isteyen Ori, yirmi yýl kadar Avrupa’da kalýp, Ýngiliz ordusunda görev yapar. Bu arada Prens Johann-Wilhelm ile tanýþýr ve ona Ermenistan kýrallýðýný teklif eder. Bu çabalarý elle tutulur bir sonuç vermeyince Nisan1699’da Eçmiyadzin’e geri dönen Ori, Katolikos’dan beklediði itibarý göremediði için birkaç ay sonra tekrar Avrupa’ya hareket eder. Prens Johann-Wilhelm’in aracýlýðýyla Ýmparator I. Leopold tarafýndan kabul edilir. Papa’yla yeniden görüþür, sonuç alamayýnca da Rusya’ya geçerek Çar Petro’ya(1689–1725) baþvurur. Ondan yardým sözü alarak Ýran’a geçer ve 1707’de yakalanarak hapsedilir. 1711’de ölen Ýsrail Ori’nin faaliyetleri Ermeni toplumundaki siyasallaþma çabalarýnýn en geniþ mânâda ve ilk resmi ifadesidir.[35]

XVII. asrýn sonlarýnda, Ermeni kapitalizminin yükseldiði yýllarda kurulan Royal African Company, East Indian Company ve Moscovit company gibi þirketlerin Ermenilerle iþbirliðine önem vermeleri[36] Avrupa ile sürüp gitmekte olan yakýnlaþmayý iyice artýrmýþ ve Papalýk, Fransa, Venedik ile Rusya gibi güçlerin yanýnda Ýngiltere, ayný zamanda bu toplumla siyasi yönden de ilgilenmek ihtiyacýný hissetmiþtir. Bütün bunlar, Ermeni camiasýnýn yapýsýna ve devlet ile olan iliþkilerine deðiþik þekillerde yansýmakta ve siyasallaþma yolunda geniþ imkânlar yaratarak yeni geliþmelere yol açmaktaydý.[37] Katolikleþtirme çabalarýnýn daha da etkinleþmesi ve Ermenilerin

Fransa’nýn himayesini istemeleri için teþvik edilmeleri,[38] Çar Petro’nun, 1715’de Ýrana gönderdiði elçi Ardevi Volenski vasýtasýyla Ýsrail Ori’nin anlattýklarýný araþtýrýp bölgedeki Hýrýstiyanlar hakkýnda bilgi toplatmasý ve bir sene sonra Katoligos Yessai’nin, Hýrýstiyanlarý Ýslam idaresinden kurtarmasý için Rusya’ya baþvurmasý gibi geliþmeler bu cümledendir. Ayrýca, ilk defa 1723 yýlýnda Kafkaslar’ý aþan Rus ordularýna bazý Gürcü ve Ermeni gruplar büyük destek saðlayacaktýr.[39]

Ermeniler için XVII. yüzyýl, sadece demografik, ticarî ve siyasî alanda gösterilen parlak baþarýlarla sýnýrlý kalmamýþtýr. Ayný zamanda kültür alanýnda da büyük geliþmelerin yaþandýðý bu dönemde önce tarih alanýnda, biri 1669’da Arakel Tavrijetsi, diðeri ise 1695’de Amesterdam’da Mouses Ghorenatsi (Khorenli) tarafýndan yazýlmýþ iki kitap basýlmýþtýr. Bunlar tesadüfi çalýþmalar deðildir. Tavrijetsi, Ermenistan’da ve dýþarda, 1586’dan sonra geliþen yakýn tarihli olaylarý aktaran en önemli ve en donanýmlý tarihçi olduðu için, henüz hayatta iken kitabý basýlmýþtýr. Ghoranatsi ise Ermenilerin kökenlerini araþtýran ilk tarihçi olup, ayný zamanda “Ermeni tarihçiliðinin babasý” olarak görülmektedir. O yüzden kitabýnýn seçilmesi bilinçlidir ve Ermeni kimliðinin yeniden inþasý için büyük bir önemi haizdir.[40]

Osmanlý Ermenileri, çocuklarýna batýlý bir eðitim aldýrabilmek için önce Katoliklerin merkezi sayýlan Ýtalya’ya yöneldi.[41] 1690 yýlýnda, ilk öðrencinin buraya gönderilmesi sebepsiz deðildi ve Gregoryan üst tabakasýna karþý halk arasýnda süregelen hoþnutsuzluðun sonucunda pek çok Ermeni gencinin Cizvit misyonerlerin öðretisini kabul etmiþ olmasýyla ilgiliydi. Nitekim, XVIII. yüzyýlýn baþlarýnda Sivaslý genç bir Gregoryan Ermeni papazý olan Mekhitar,(1676–1749) Katolikliði kabul etmiþ ve Ýtalya’ya yerleþmiþti.[42] Ýleride Ermenilerin sosyal hayatýnda büyük rol oynayacak olan bu þahýs, Venedik yakýnlarýndaki St. Lazarus adasýnda Cizvit ve Fratres Unitores[43] öðretisinden esinlenerek tesis ettiði tarikatýn manastýrýný da kurarak Osmanlý Ýmparatorluðu’ndaki dindaþlarýný yeni mezhebine davet için faaliyetlerine baþladý.[44]

Mekhitar, 1740 yýlýnda, teþkilatlanmasýný tamamladý ve ölümünden az önce, 1749’da Büyük Ermenice Lügatý yayýnladý.[45] Talebelerinin baþta St. Lazarus ve Viyana Ermeni Akademisi[46] matbaalarýnda bastýrdýðý dinî ve millî nitelikli araþtýrmalar Osmanlý tebaasý Ermenilere daðýtýldý. Böylelikle baþlatýlan edebiyat, tarih ve din çalýþmalarý önce ilmî eserlerin tercümesi, sonra da telifi þeklinde bir yol izlemiþ, sonuçta bu cemaat hem millî, hem de ilmî yayýnlarý bir arada izleme imkâný bulmuþtur.[47] Ermeni topluluðu kültür bakýmýndan bir Rönesans dönemine girerken, yýllardýr Mekhitar manastýrýnda yaþatýlmaya çalýþýlan klâsik Ermeni bilimi de canlandýrýlarak[48] laik ve her geçen gün anadile yaklaþan geliþmiþ bir yazý diliyle kaleme alýnan edebî eserler, Ermeni milliyetçiliðinin de yükselmesini saðlayacaktýr.[49]

Mekhitar ve müridleri, XIV. yüzyýlda Avrupa’yý etkilemeye baþlayýp, yeni bir ruhun doðmasýna sebep olan hümanizm gibi bir yeniliði Ermeni toplumuna mal etmeyi baþarmýþtýr.[50] Esas olarak bu yenilik, Mekhitar ve Mekhitaristler’in ilk mitolojik eserlerden en yakýn tarihli çaðdaþ eserlere kadar Avrupa edebiyatýnýn tamamýna açýlmalarý ile mümkün olmuþtur. Mekhitarist kurumun bir manastýr hüviyeti taþýmasýnýn getirdiði bazý sýnýrlandýrmalara raðmen Ermeniler daha önce Batý kültürüyle hiç bu kadar yakýn, geniþ ölçekli ve kalýcý bir temas kurmamýþtý. Dolayýsýyla Mekhitarist ekolün en verimli çaðýnda gerçekleþen bu temas sayesinde daha sonraki deðiþim ve dönüþümlere giden yol da açýlmýþ oldu.[51]

Ermeni kültürünün deðiþtiði bu dönemde Ermeni sermayesi de hocalarýn elinden amira ve sarraflarýn eline geçmiþtir.[52] Yani, sýnýrsýz ticaret etrafýnda geliþerek dünyaya yayýlmýþ olan Ermeni sermayesi, bu dönemde yeri ve rolünü bir ölçüde, özellikle Ýstanbul ve Hindistan’daki güçlü yerel kapitalizme býrakýr. Daha sýnýrlý bir faaliyet alanýnda, yani belirli devletlerin sýnýrlarý içerisinde kalýr. Dolayýsýyla dünya çapýndaki o iliþkiler ve iletiþim aðý XVIII. yüzyýlda artýk söz konusu deðildir. Ona raðmen, yüksek burjuvazi XIX. yüzyýl ortalarýna kadar Ermeni toplumunun hayatý ve kurumlarýnda öncü bir rol oynayacak, kültürün en etkin, çoðu zaman da aydýnlanmýþ destekçisi olacaktýr.[53] Ama, bu dönemin en önemli özelliklerinden biri Ermeni dilinin geçirdiði dönüþüm ve bu dönüþümün hem eski, hem de modern Ermenicenin kaderi üzerindeki belirleyiciliði olacaktýr.[54]

Osmanlý Ermeni toplumunun görünüþte apolitik bir döneme girdiði ve Ýran Ermenilerinin de fazla etkili olamadýklarý XVIII. Yüzyýlýn ikinci yarýsýnda Hindistan’daki Ermeniler tarafýndan kendilerine özgü bir siyasî ifade biçimi geliþtirilmeye baþlandý. Avrupa modernitesiyle giderek yoðunlaþan iliþkilere dayanan ve özellikle Ýngiliz aydýnlanmasýyla yakýn temas halinde olan zümrelerce Madras’ta geliþtirilen bu hareket, baðýmsýz olup olmamasýna bakýlmaksýzýn bir devlet kurmanýn yollarý, þartlarý, bunun getireceði sonuçlar ve muhtemel coðrafi ittifaklar üzerinde durmaktaydý. Hatta, bu devletin gelecekteki þekli ve anayasasý dahi tartýþýlmýþtýr.[55] Tüccar, matbaacý, din adamý, yazar gibi çok çeþitli kesimlerden gelen Ermenileri etrafýnda toplayan ve farklý ideolojilere, izlenecek yol konusunda deðiþik eðilimlere sahip olan Hovsep Emin ile Moses Baðramyan bu siyasî hareketin iki öncü ismi olarak ortaya çýktý.[56]

Hovsep Emin, Gürcü krallýðý ile bir þekilde ittifak yaparak Ruslarýn korumasý ve denetimi altýnda bir Ermeni krallýðý kurmayý düþünüyordu. Yoðun seyahat ve diplomatik temaslardan oluþan faaliyetleri büyük ölçüde Ýsrail Ori’nin çizgisini hatýrlatýr. Ancak ondan farklý olarak Hovsep Emin, Ermenistan’ýn coðrafi konumundan kaynaklanan meselelere özel bir önem atfetmiþtir.[57]

Daha tutarlý bir entelektüel olan Moses Baðramyan ise, 1772 yýlýnda neredeyse siyasi bir broþür niteliði taþýyan ve dönemin ileri gelenlerinden Þahamir Þahamiryan, oðlu Hagop, tüccar Krikor Hocacýyan gibi isimlerin de dahil olduðu Hindistan Madras merkezli önemli bir grubun düþüncelerini ifade eden Yeni Örgütler adýndaki kitabý yayýnlar. Yazar, Ermeni tarihi ve coðrafyasýný kýsaca ele aldýktan sonra eski monarþinin, despotik yönetim yapýsýnýn ve halk arasýnda birlik, çalýþkanlýk ve entelektüel arayýþlar olmayýþýnýn Ermeni krallýðýnýn çöküþünün baþlýca sebebini teþkil ettiði sonucuna ulaþýr ve cumhuriyetçi bir anayasa ile yönetilecek yeni bir Ermeni devleti için çaðrýda bulunur.[58]

Madras grubu, 1773’te Ýhtiþamýn Tuzaðý baþlýklý imzasýz bir kitap daha yayýnlar. Yazarý, büyük ihtimalle yine Baðramyan veya onun öncülüðündeki bir gruptur. Aydýnlanma felsefesinin özellikle

Locke ve Montesquieu’nün yoðun etkisinin görüldüðü kitapta kurulmasý düþünülen Ermeni cumhuriyeti için ayrýntýlý bir anayasa teklifi sunulur. Önsözde, George Washington’a ve Amerika’daki Britanyalý göçmenlerin özgürlük isteklerine gönderme yapýlýr. Yüz adet basýlan bu kitap önde gelen Ermeniler ve önemli mevkilerdeki yabancýlara yollanmýþtýr. Söz konusu siyasi görüþler, özellikle de Hovsep Emin’in düþünceleri ütopyacý bir nitelik taþýsa da, Avrupadaki siyasi düþünce ve hareketlerin temel ögelerinin oldukça iyi bilindiðini ve özümsenmiþ olduðunu gösterir. Baðramyan’ýn henüz Amerikan, ya da Fransýz cumhuriyet modellerinin bile oturmamýþ olduðu bir tarihte yaptýðý bu cumhuriyetçi tekliflerin o dönem için þaþýrtýcý derecede ilerici olduðunu teslim etmek gerekir.

Madras cemaatinin “Ermeni davasý için siyasi propaganda amaçlý bir yayýncýlýk faaliyeti yürüten ilk ve en etkin grup olduðu” þüphesizdir. Ama, bu faaliyetlerin basit bir propaganda hareketinin çok ötesine geçtiðini, daha ilk adýmdan itibaren bir siyasi kuramý olduðunu vurgulamak lazýmdýr. Ancak Madras modelini organik, güçlü ve sistemli bir geliþim takip etmemiþtir. Dolayýsýyla Ermeni siyasi düþüncesi, XIX.yüzyýl boyunca kendisini romanlarla, broþürlerle gazete, ya da edebiyat dergilerinde yayýnlanan makaleler aracýlýðý ile ifade edecek, bazýlarý hayatî bir önem arz eden ve üzerlerinde çoðu zaman canlý bir tartýþmanýn yürütüldüðü toplumsal ve siyasî konulara iliþkin belirgin bir bakýþ geliþtiremeyecektir.[59] Ama, bilhassa tüccarlar vasýtasýyla Anadolu’daki Ermeniler tarafýndan da ilgiyle takip edilecektir.[60]

Ermeni toplumunun siyasallaþmasýnda önemli bir yere sahip olan süreli yayýnlarýn doðduðu yer de Madras’týr. Ýlk süreli yayýn Kahana Þimavonyan’ýn 1793 yýlýnda çýkardýðý Aztarar’dýr. Kullanýlan dil sýradan Ermenilere hitap edecek düzeyde olup, eski Ermenice’dir (grabar) Üç sene yayýnlanmýþtýr. Ancak bu yýllarda böyle bir dergi deðil Ortadoðu, Avrupa için dahi erkendir. Bunu Mekhitaristlerden Gugas Ýnciciyan’nýn çýkardýðý Darekrutyunk takip edecektir. Bu dergi de, 1799 dan itibaren üç yýl çýkabilecektir. Yine Ýnciciyan’ýn 1800–1820 yýllarý arasýnda çýkardýðý popüler almanaklar da önemlidir. Bu arada, önce Venedik’te halk dilinde haftada iki kez yayýnlanýp kýsa sürede Ýstanbul ve diðer bölgelerdeki Ermenilere ulaþtýrýlan Tidag Püzantyan diðerlerinden farklý bir siyasî aktüalite dergisi olarak ortaya çýkmýþtýr.[61] Bütün bu yayýnlar yalnýz süreli ve günlük yayýncýlýk açýsýndan deðil, ayný zamanda halkýn konuþtuðu Ermenicenin geliþimi bakýmýndan da saðlam bir temel oluþturacaktýr.

Kültür alanýndaki önemli geliþmelere raðmen Ermeni toplumu, bu sahada yeniden bir doðuþ için hâlâ din adamlarýnýn müdahalesine ihtiyaç duyuyordu.[62] Nitekim kilise, Ermeni kapitalistlerden de istifade ederek en temel organik ya da kurumsal etmenlerden birisini, toplumun en güçsüz sýnýflarýna ulaþmasý için özel bir çaba gösterilen, yani halka dönük, modern ve verimli bir okullar zincirinin hýzla geliþmesini saðlamýþtýr.[63] Halk eðitimi için yaygýn araçlar meydana getirmeyi amaçlayan bu hareket, daha önce de belirtildiði gibi Ermeni toplumunda yaþanan dikkat çekici genel deðiþimin, özellikle de yeni halk kitlelerinin ortalama kültür açýsýndan olaðanüstü bir düzeye ulaþmasýnda rol oynayan baþlýca etmenlerden biridir. Bu noktada, Ermeni ileri gelenleri ve zenginlerinin de gösterdiði duyarlýlýk üzerinde önemle durulmayý gerektirir. Okullar, kurumlar, hayýr iþleriyle uðraþan topluluklar ve diðer toplumsal çalýþmalardan örülü güçlü bir aðýn oluþmasý ancak böyle bir duyarlýlýk sayesinde mümkün olmuþtur.[64]

Ermeni toplumunun hayatýnda bu geliþmeler yaþanýrken yavaþ yavaþ hissedilmeye baþlanýlan Rus baskýsý, Osmanlý devletini batýda yeni arayýþlar içerisine itmekte, bir yerde onu batýlý güçlerin kendi anlayýþ ve çýkarlarý doðrultusunda yönlendirmelerine açýk hâle getirmekteydi. Bu arada sömürgecilikte Ýngiltere ile baþ edemeyeceðini anladýðýndan geleceðini daha çok Akdeniz havzasýnda arayan Fransa, 1730’lardan itibaren yaklaþýk yüzyýl Osmanlý Ýmparatorluðundaki geliþmeleri kararlý bir þekilde takip eden ve kendi çýkarlarý doðrultusunda yönlendirmeye çalýþan tek batýlý güç olarak öne çýkacaktýr.[65] 2 Ekim 1772 tarihli Saint Priest raporunda da görüldüðü gibi Fransa, bu politikalarýný büyük ölçüde Ermenilere dayandýrmaktaydý.[66]

Fransýzlar’ýn Ermeniler üzerindeki hesabý Osmanlý devlet adamlarýnýn da dikkatinden kaçmamýþtý. Nitekim Reisü’l-küttab Atýfzâde Ömer Vahid Efendi, 1778’de sunduðu bir takrirde Ermenilerin aslý, Osmanlý tebasý haline geliþi, IV. Murat zamanýna(1623–1640) kadar sadece Gregoryan mezhebine göre amel eden, kendi halinde temiz kalpli bir kavim olarak kalmasý, fakat bu devirden itibaren Türkiye üzerindeki emellerini kuvveden fiile çýkaracak sebepler arayan Avrupalýlarýn Ermenilerin içerisine Katolikliði sokarak hem kendi mezheplerini yaydýklarý, hem de Rusya’nýn Rumlarý kullandýðý gibi onlarý kendi politikalarýna alet ettikleri, Osmanlýnýn baþarýsýný dileyen Gregoryanlarýn aksine Katolikleþen Ermenilerin devlete düþman kesilip Avrupalýlarýn galibiyetini dilediklerini ifade eder.[67]

Ancak, bu layihanýn öngörüsü kararlý bir politikanýn esasýný oluþturamadan, ferdî ve deðiþik bir tavýr olarak kaldý. Ama, misyonerlerin iþbirlikçi haline getirdikleri þahýs veya kitleleri yönlendirmek

için Osmanlý düzeni ve Türklere karþý geliþtirdikleri kin, baþta bazý Ermeni gruplarý olmak üzere bu tuzaða düþmüþ kiþi veya gruplarý zamanla hami devletin bedava askerleri, uysal müttefikleri, yahut da basit siyasi veya ticarî ajanlarý haline getirecektir.[68]

XVIII. yüzyýlýn sonlarýnda gücünü korumak isteyen Gregoryan kilisesinin giriþtiði milliyetçilik propagandasý[69] ve Katolik misyonerlerin çalýþmalarýyla[70] asgari seviyede sürdürülmeye çalýþýlan Ermeni toplumunda siyasallaþma çabalarý XIX. yüzyýlýn baþlarýnda Osmanlý yenilik hareketlerinin canlanmasý, Fransýz inkýlâbýnýn yaydýðý fikirlerin etkisi ve nihayet Protestan misyonerlerin faaliyete baþlamasýyla birlikte hýz kazanacaktýr.[71] Bu geliþmede, önceleri çýkarlarýný daha çok Batý Avrupa ve Amerika’da arayan, ancak buradaki kolonilerinin büyük bir kýsmýný kaybettikten sonra doðuya yönelen Ýngiltere öncü olmuþtur.

Osmanlý Devleti’ne müdahalelerde bulunabilmek için Rusya ve Fransa’nýn nüfuzunu dengede tutmak isteyen Ýngilizler,[72] planlý bir faaliyet izleyerek zaman içinde bir Protestan Ermeni kitlesi meydana getirdi.[73] Bilahare bu kilise aracýlýðýyla Amerikalýlar, Lübnan, Anadolu ve Ýstanbul’da kolejler açarak Ermenilerin tarihleri, edebîyatlarý ve insan haklarý ile milliyet prensipleri konularýnda bilgilenmelerini saðladý ve kolaylýkla yönlendirebileceði demokrasi, hürriyet ve batýlý hayat þartlarýný tanýyan, siyasallaþmaya hazýr þuurlu bir nesil yetiþtirmeye çalýþtý.[74]

Protestanlýðýn Ermeni toplumu içerisinde yayýlmaya baþladýðý sýrada, 1834 yýlýnda Padua’da açýlan Muratyan Koleji’den mezun olan bir kýsým Katolik Ermeni, bu toplumun aydýnlanmasýna, özellikle de eðitim ve çeviri alanlarýnda büyük katkýlarda bulunacaktýr.[75] Bir müddet sonra da Paris, öðrenim için Avrupa’ya giden Ermeni gençleri arasýnda en çok tercih edilen merkez olacaktýr.[76] Burada Fransýz inkýlâbýnýn etkisi altýnda ve Lamartine, Victor Hugo, Agusto Comte’un fikirleri ile dolu bir ortamda yaþayan öðrencilerden hemen hepsi hürriyet aþkýyla dolu, ateþli birer eylemci olarak Ýstanbul’a dönecek[77] ve Avrupa’da edindikleri fikirleri, bazý kurumlarý, bu arada milliyetçilik düþüncesini de kendi toplumlarý içerisinde yaymaya baþlayacaktýr.[78]

Avrupa’da okuyan Ermeni gençlerin ülkeye taþýdýðý ve siyasallaþma çabalarýnda hatýrý sayýlýr bir yer iþgal eden önemli kurumlardan birisi tiyatrodur.[79] Padova’daki Murat ve Venedik’teki Raphael kolejlerinde okumakta iken 1834 ve 1836 yýllarýnda çeþitli oyunlarda rol almak suretiyle veya tiyatronun diðer alanlarýnda eðitim görerek belirli bir düzeye gelmiþ olan Mýgýrdýç Beþiktaþlýyan, Sýrap Hekimyan, Sýrap Týðlýyan[80] ve Sebuh Laz-Minasyan[81] gibi bazý öðrenciler sonralarý Ýstanbul’da hem Ermenice, hem de Türkçe temsiller veren tiyatro gruplarý oluþturarak bu sanat dalýný tanýtýp yaygýnlaþtýrdý.[82]

Ermenice temsiller daha çok Ermeni tarihi, kültürü ve gelenekleriyle ilgiliydi. Örnek vermek gerekirse Güllü Agop’un[83] oyun yazarý olarak bu alana kazandýrdýðý Bedros Turyan’ýn Ýranlýlarýn Ermenileri yaðmasý, ya da Bagradunilerin baþkenti Ani’nin yakýlýp Yýkýlmasý adlý tarihi piyes, beþ perde, üç tabloluk tragedya halinde ve müzikli olarak 13 Mart 1871 gecesi oynanmýþtý.[84] Bu temsilde söz konusu olan Ýranlýlardan maksat Selçuklulardý. Ama, Osmanlý Türk aydýný bunu deðerlendirmekten uzak bulunuyordu.

XIX. yüzyýlda Avrupa’da ortaya çýkan siyâsî fikir akýmlarýnýn Osmanlý toplumunda etkili bir þekilde yayýlmaya baþlamasýnda belirgin bir dönüm noktasý olan Tanzimattan sonra, devletle Müslüman kitleler arasýndaki baðýn kopma aþamasýna geldiði bir devrede, Ermenilerin saltanata en yakýn teba konumuna yükseldiði görülmektedir. [85] Bu arada, misyonerlerin desteðiyle basýn ve eðitim alanýn da modern tarihlerinin en büyük hamlesini kaydettiler.[86]

Böylelikle, gittikçe artan iktisadi güç ve sosyal alandaki itibarlarýnýn yanýnda, bir de siyasi aðýrlýk ve bürokratik güce sahip olan Ermeniler, [87] artýk ülkedeki geliþme ve deðiþmelere sadece talep

eden veya etkilenen taraf olarak deðil, ayný zamanda teklif eden, uygulayan veya yönlendiren taraf olarak da katýlmaya baþlamýþtý.[88] Yalnýz bu dönemde Gregoryanlar devletteki aðýrlýklarýný Katolik Ermenilere kaptýracak[89] ve biraz da Yunan devletinin kuruluþu sýrasýnda oynadýðý rolün cazibesine kapýldýklarý Rusya ile iþbirliðine yönelecektir. [90] Bunun sonucunda, 1828 Osmanlý-Rus savaþýnda önemli sayýda Gregoryan Ermeni, Rus ordularýnda görev almýþ,[91] savaþ sonrasýnda da Ýran ve Osmanlý devleti topraklarýndan, Ruslarýn eline geçen bölgelere doðru büyük bir göç baþlamýþtýr.[92] Böylece Ermenilerin hayâllerindeki cennet ülkeye giden yol da açýlmýþ oluyordu.[93]

Rusya’nýn Ermenilere sahip çýkma görüntüsü ve bu arada yeni girdiði Kafkaslarda yerleþerek Hindistan’ý tehdit eder bir konuma girmeye baþlamasý Ýngiltere’yi harekete geçirdi. Ermeni toplumu, kýsa sürede Rus-Ýngiliz rekâbetinin önemli bir ögesi haline gelirken camianýn ileri gelenlerinden Mýgýrdýç Dadyan, Haziran 1867’de Revue des deux Mondes’da yayýnlanan ve XIX. yüzyýlýn ilk yarýsýndaki Ermeni toplumunu anlatan yazýsýnda Hýrýstiyan toplumlarýn hürriyet yasasý olan Tanzimat Fermaný’nýn ilanýndan sonra Ermenilerin gerçekleþtirdiði ilerlemelerin bir tablosunu çizmekte ve Osmanlý devletine teþekkür etmekteydi.[94]

Yine bu yazýyla, Ermenilerin tam bir hürriyet içerisinde sosyal ve iktisadî kalkýnmalarý Türkler tarafýndan engellenmeden gerçekleþtirdikleri ilerlemelerin alýþýlmadýk bir þekilde Avrupa basýnýn

gündemine girmesi söz konusu rekabetin bir sonucu da olsa, mevcut durumun tesbiti bakýmýndan büyük bir önemi haizdir. Ama, Ermeni toplumunda siyasallaþma sürecinin tasvir edilen bu olumlu tablo içerisinde keskin bir milliyetçilik hareketine dönüþtüðüne de iþaret etmek gerekir.[95]

Devletin Ermeni politikasýyla, Ermenilerin devlet politikalarý üzerindeki tesirlerinin iç içe girdiði Tanzimat döneminde, ülkenin iktisadî hayatýnýn büyük ölçüde durumlarý gittikçe iyileþen Ermenilerin eline geçtiðine dair oldukça fazla örnek bulunmaktadýr.[96]

1848’de boðazlarýn güneyinden Mýsýr sýnýrlarýna kadar Asya sahilinin gümrük gelirleri Ýstanbul’da Ermeni bir sarrafa satýlmýþtýr. Çoðunluðu Bursa’da olmak üzere, ona bitiþik paþalýklarýn öþürünü ise bir baþka Ermeni banker toplamaktaydý. Ticaret ve para iþlemleri yanýnda ayný aracý þirketler etkinliklerini tarým, tekstil, deðirmen, madencilik, buharlý gemi iþletmeciliði ve iletiþim kesimlerine de yaymýþtýr. 1851 de çok zengin bir mülk borç sebebiyle Ýstanbul’daki zengin bir Ermeni sarrafýn eline geçer. 1856’da büyük toprak sahibi ve fýrsat düþkünü bir tüccar Bursa yakýnlarýnda en büyük ipekçilik tesislerinden birisini kurar. Ayný yýl Gemlik ile Ýstanbul arasýnda çalýþan tek düzenli deniz hattýnýn bir Ermeni sarraflar þirketine ait olduðu bilinmektedir. Ayrýca bunlar, düzenli olarak hazineye borç vermekteydi.[97]

Ermeni sarraflar, yani banker ve tefeciler devlet üzerindeki etkinliklerini kendi zümrelerinin yararýna kullanmaktaydý. Bunlar, hükümeti dolandýrýp Ermenileri sýkýþtýrmada görevlerini kötüye kullanan Osmanlý bürokratlarýyla iþbirliði etmekteydi. Ýster ruhanî, isterse sivil olsun Ermeni ayanlar taþrada halký soyarken herhangi bir ayrým yapmamakta ve hiçbir ahlâkî deðere itibar etmemekteydi. Hatta, Adana yakýnýndaki bir kasabanýn Ermenileri kendi camialarýna mensup görevlilerden daha çok zulüm görmüþtü. Ayný zamanda Ermenileri de sömüren bu zümrelere duyulan tepki, olup bitenlerden devleti sorumlu tutan ve tamamýna yakýnýný Gregoryan Ermenilerin teþkil ettiði diðer kesimlerin iyice siyasallaþmasýna sebep olacak ve zamanla ihtilâlci Ermeni unsurlar tarafýndan istismar edilecektir.[98]

Avrupa’da, 1830 ve 1848 yýllarýnda baþ gösteren isyanlarýn Ýngiliz ve Ruslar tarafýndan önlenmesinden sonra doðan barýþ ortamý, baþka bir ifadeyle büyük güçler arasýndaki rekabet ve anlaþmaya dayanan barýþ, diðer pek çok ülkede olduðu gibi Türkiye’ye de iç çözülmenin hýzlanýþý þeklinde yansýmakta idi.[99] Nitekim, Fransa’nýn baskýsýyla 6 Ocak 1830’da Katolik Ermeniler,[100] Ýngiliz Büyükelçisi Cannig’in tesiri[101] ile de 1850’de Protestanlar[102] ayrý birer millet olarak tanýndý.[103]

Böylelikle, Ermeni toplumu üç gruba ayrýlýp Gregoryanlarýn cemaatin tümü üzerindeki kontrolü ortadan kalkarken,[104] Ermeni camiasýndaki Rus- Ortodoks ve Fransýz- Katolik tesirleriyle birlikte geliþmiþ olan farklýlaþmaya bir de Anglo-Protestan tesiri eklenmiþ oluyordu.[105] Buna raðmen, Katolik ve Protestan Ermeniler tekrar dil ve tarih çalýþmalarýna yönelerek Osmanlý Ýmparatorluðu’nu uzun süre meþgul edecek yeni bir Ermeni milliyetçiliði duygusu yaratma gayreti içerisine girdi. Bu arada, Amerikan Protestan misyonerlerinden Elias Riggs, Ermenice bir Ýncil ile birlikte sadece Türkçe bilen Ermenilere kendi dillerini öðretecek bir de kitap hazýrlamýþtýr.[106] Böylelikle, çaðdaþ siyasî fikirlerin yaygýnlaþmasý ve millî þuurun canlandýrýlmasý için gerekli olan yazý dilinin ana dile yaklaþmasýnda önemli adýmlar atýlmýþ oluyordu.[107]

Protestan Misyonerler, Anadolu’ya Osmanlý halkýnýn o zamana kadar hiç görmediði bir hayat biçimi ve düþünce tarzý getirmiþti.[108] Özellikle Amerikan misyonerlerinin hayat biçimi etkili olmakta ve onlarýn yaymaya çalýþtýklarý demokrasi, liberalizm, milliyetçilik gibi düþünce ve duygular da yerli halkýn ilgisini çekmekteydi.[109] Mayèvsriy’nin deyimiyle bunlar, Ermeni profesörden daha çok, iyi komitacý, ihtilâlci ve propagandacý yetiþtirecektir.[110] Amerikalý misyonerler ilk ve esaslý iliþkilerini hayat biçimi olarak Türklerden pek de farklý olmayan Osmanlý Ermenileriyle[111] kurdu. Kilise ve cemaat içerisindeki hiyerarþinin engellemeye çalýþtýðý bu iliþkiyi,[112] bir misyonerin hatýralarýnda kaydettiði “Ermeni insanýnýn ruhuna girdik, hayatýnda bir ihtilâl yaptýk” sözleri gayet güzel ifade etmektedir.[113] Sosyal yapýda meydana gelen deðiþiklikler ve dýþ müdahalelerin artmasý, özellikle de Batýlý misyonerlerin sebep olduðu huzursuzluk, Yunan isyanýndan sonra gittikçe yükselen tüccar ve zenâatkâr zümresinin talepleri[114] Ermeni toplumunun oligarþik yapýsýný sarsmýþ[115] ve 1838’de baþlayan sürtüþmeler, 1841’de sivil iþlerin halktan seçilmiþ bir meclisin denetimine verilmesi yönünde çýkartýlan fermanla sonuçlanmýþtýr.[116] Ancak, bu yeterli olmadý ve halk baskýsý 1847’de, ayan ve zenâatkârlardan oluþan yeni bir meclisin kurulmasýný gerektirdi.[117]

Kilisenin denetimini gevþeterek camia içi zorbalýk ve çürümenin önünün alýnabilmesi ve mezhep çatýþmalarýnýn az da olsa ortadan kaldýrýlmasý için tesis edilen meclis[118] beklenilen neticeyi saðlamaktan uzaktý. Zira, Ermeni toplumunun içerisine girdiði deðiþme süreci camia içi çatýþmalarý artýracak bir seyir takip etmekte, bu arada kültür alanýnda Ermeni biliminin yeniden canlandýrýlmasýyla ortaya çýkan laik ve anadille meydana getirilen edebiyat[119] millî þuurun geliþip yükselmesini saðlayarak siyasallaþmayý hýzlandýrmaktaydý. Onun için, yurt dýþýnda, bilhassa Fransa’da eðitim gören bir kýsým genç kavaryal (gerici/yobaz) dedikleri kesimler karþýsýnda kendilerini lusavoryal (aydýnlar) olarak nitelemeye baþlamýþ ve Avrupa’daki çaðdaþ fikirlerden esinlenerek kaba taslak bir Ermeni anayasasý hazýrlamanýn çabasý içerisine girmiþti.[120]

Camia içi geliþmelerin yaný sýra 1848’de Meclis-i Maarif’in oluþturulmasý, 1851’de Encümen-i Daniþ’in kurulmasý, 1854’de Kýrým Savaþý’nýn çýkmasý[121] ve temsil ilkesi ile laik denetime dayanan Protestan örgütlenmesinin örnek konumu Ermeni toplumundaki siyasallaþma eðilimlerine ivme kazandýrmýþtýr. Bir baþka ifadeyle edebî deðiþim, Fransýz siyâsî fikirlerinin[122] etkisi ve Protestan örneðiyle güçlenmiþ olan öncü burjuvazi,[123] 1850 yýlýnda Gregoryan Ermeniler için tesis edilecek bir temel düzenin esaslarý üzerinde ciddî biçimde çalýþmaya baþladý. Ama, on yýlda son biçimini alabilen ve 1860’da kabul edilerek yürürlüðe giren Nizamname bir yýl sonra askýya alýndý. Nihayet, hükümetin liberal, milliyetçi, laik aydýnlardan teþkil ettiði yeni bir karma komisyonun[124] hazýrladýðý taslak, 29 Mart 1863 tarihinde onaylanarak Gregoryan Ermenilerin Osmanlý devletindeki konumunu daha da güçlendiren, kendilerini yönetmeleri konusunda adeta muhtariyet saðlayan Ermeni Milleti Nizamnamesi olarak yürürlüðe girdi.[125]

Ermeniler lehine pek çok yeni hüküm ihtiva eden Nizamname, yüzyýllardan beri devletin sadýk tebaasý olarak kabul edilen bu topluluða gösterilen bir cemileydi. Ama, doðrudan doðruya Ermeni Patrik Meclisleri[126] tarafýndan hazýrlanmýþ olan bu belgede Ermenilere “yönetim içinde yönetim” denilebilecek kadar ölçüsüz imtiyazlar tanýnmakta ve bu topluma siyâsî bir nitelik kazandýrmaktaydý.[127] Öyle ki, Ermeni toplumu sanki baðýmsýz bir milletmiþ gibi, yüz kýrk üyeden müteþekkil bir meclis kurma imkânýna kavuþmuþtu.[128]

Böylelikle Ermeniler, din iþlerinin yanýnda eðitim, saðlýk, evkaf, vergi ve kýsmen adalet iþlerinin de tamamen kendilerinden oluþan komisyonlarca yürütülmesini temin eden bir teþkilat kanununa sahip oluyordu.[129] Bu nizamnâmenin tenkit edilecek yönü, Ermeni asillerin, yani ruhban sýnýfýný oluþturan zümrenin cemaat içindeki tahakkümünü önlemeyi amaçlarken Patrikhaneye geniþ yetkiler tanýmýþ olmasýdýr.[130] Ayrýca, seçmen olabilmenin millet vergisini ödeyenlerle sýnýrlý tutulmuþ olmasý taþra Ermenilerinin temsil oranýný düþürmüþtür. Ona raðmen, bunlarýn sesi mecliste daha gür çýkacaktýr.[131]

Ermeni Milleti Nizamnamesi ile demokratik, laik bir metnin ortaya çýktýðý söylenebilir. Ancak, bu metin çeliþkili sosyal ideal ve simgeleri bir arada barýndýrmaktaydý. Meselâ, millî iradeden bahsedip, bunun için idarenin temsil ilkesine dayanmasý gerektiðini söylerken uygulamada temsil hakkýný sadece milletin bir bölümüne tanýyordu. Hem meclislerle, ruhanilerin ve patriðin yetkilerini kýsýtlýyor, [132] hem de patriði tüm meclis ve kurullarýn baþkaný olarak kabul ediyordu.[133]

Buna raðmen Nizamname, Ermeni cemaatine kýsa zamanda eðitim-öðretim iþlerine aðýrlýk verip yeni okullar açma imkâný saðladý.[134] Bu yolla millî kültüre dönük faaliyetleri artýrdý. Toplumda milli þuuru canlandýrdý. Öyle ki, bu meclis zamanla cemaatin gerçek parlamentosu gibi davranarak, gitgide yýkýcý bir tavýr içine girecek ve iþi doðrudan Ermenilerin oturduðu eyaletlerin özerkliðini istemeye kadar götürecektir.[135]

Ermeni toplumundaki deðiþim ve geliþimin etkileri sadece eðitim, edebiyat, kültür veya siyasî temsil noktasýndaki kurumlaþma, yani siyasallaþma çabalarýnda önemli bir dönüm noktasý olan meclisin tesisi ile sýnýrlý kalmadý. Alýþkanlýklar, gelenek ve görenekler, cemaat iliþkileri vs. gibi sosyal hayat ve davranýþ biçimlerinde kýsa bir süre içerisinde baþ gösteren genel bir deðiþim[136] daha derin etkiler býraktý ve buna baðlý yeni deðiþme ve geliþmeler ortaya çýktý.

Feminist hareketlerin görülmesi ve masonluðun yayýlmaya baþlamasý bu cümledendir. Aslýnda, Ermeni toplumu masonluða yabancý deðildi. Daha XVIII. yüzyýlda, özellikle Ýngiliz localarýnda bazý Ermeni tüccarlarýn adýna rastlanmaktadýr.[137] Ancak, ilk resmi Ermeni locasý olan Dikran, 1864‘te Ýzmir’de kuruldu. Bunu, 1867’de Ýstanbul’da kurulan Ser locasý takip etti. Dönemin tanýnmýþ aydýnlarýndan büyük bir bölümü bu mason localarýnýn kurucularý, ya da ilk üyeleri arasýnda yer alýyordu.[138] Dolayýsýyla, Osmanlý ülkesinde Ermeni hür masonluðunun, ya da Ermenice konuþulan localarýn oluþturulmasý dönemin az bilinen ama, en anlamlý geliþmelerinden birisi olmuþtur.

Ermeniler, masonluk hususunda da sürekli kendi çýkarlarýný ön plânda tutan bir çizgi takip ederek yaþayan millî deðerlere baðlý kalmýþtýr. Özellikle ilk dönemlerde Ýngiliz localarýyla baðlantýlý olan Ermeni masonlarý din ve dinin toplumdaki yerinin ret edilmesi yönündeki ortak tavrý benimsememiþtir. Bunun yanýnda Ermeni toplumunun ilerlemesi ve sorunlarýnýn çözülmesi açýsýndan Fransýzlara baðlanmanýn daha etkili olacaðýna inanan Ýstanbul Ser locasý da, ayný konuda Fransýz locasýyla ters düþmekten çekinmeyecektir. [139] Bu localarýn Osmanlý idaresinde sahip olduðu nüfuzun derecesi, Sultan Abdulaziz ve Abdulhamid’in hal edilmelerinde ortaya çýkacaktýr.

Ermenilerin, birey ve topluma ait deðerlerin tasarlanýþý açýsýndan yaþadýðý deðiþimlerden birisi olan feminist hareketler, bilhassa XIX. yüzyýlýn sonlarýnda etkili olacaktýr. Her ne kadar, bu konuda öncü isim olarak Ýstanbul’un ileri gelen Fransýzlarýndan Dussape’nin eþi, yazar Sýrpuhi Vahanyan’ýn yürüttüðü mücadele bütün yönleriyle baþarýlý olmuþ deðilse de, zorla evlenmeyi önleme gibi bir takým müþahhas sonuçlar doðurduðu da inkâr edilemez. Nitekim, genç bir kadýn olan Aðavni Vartanyan bir gösteri esnasýnda yaptýðý konuþmayla halký galeyana getirmeyi baþarmýþ ve Ermeni toplumunun siyasallaþma sürecinde kadýnýn da etkin bir þekilde yer alabileceðini göstermiþtir.[140]

XIX. yüzyýlýn en büyük özelliklerinden birisi dinî mitlerin yerini modern mitlere, yani ideolojilere býrakmýþ olmasý ve buna baðlý olarak toplum hayatýnda meydana gelen deðiþmelerdir. Ermeni toplumu, böyle bir deðiþimi en geniþ þekliyle yaþamýþ ve o döneme kadar büyük ölçüde din adamlarýnýn tekelinde bulunan fikir ve kültür alanýnda bir bölümü batýda eðitim görmüþ, batýlý deðerleri benimsemiþ aydýnlar da söz sahibi olmuþtu. Ona raðmen, bu aydýnlarýn siyasî alanda çoðu zaman baðlý bulunduklarý kiliselerin sözcüleri olarak ortaya çýktýðý görülmektedir. Nitekim, Ruslarýn tahrikiyle Rumeli’nde kopan gürültüyü[141] görüþmek üzere 23 Aralýk 1876’da Ýstanbul’da toplanan uluslararasý konferansta, Rus çarýnýn emri altýnda bulunan Eçmiyadzin yanlýlarýnýn baskýsýyla Ermeni Gregoryan camiasýnýn temsilcilerinden bir kýsmý Osmanlý tarihinde

ilk defa Ermenilerin yaþadýklarý bölgeler için kýsmî baðýmsýzlýk istemekte ve bu yolla da modern manada “Ermeni meselesi” Balkan meselesinin esprisi içerisinde suni bir þekilde açýlmaktaydý.

Ermeniler adýna hareket ettiklerini ileri süren bir kýsým zevatýn Osmanlý hükümeti ve Ýstanbul konferansýna katýlan dýþ güçlere sunduklarý layihalarda, Balkanlardaki Hýrýstiyanlara verilecek haklarýn Ermenilere de verilmesi istenirken, Ermeni patriði gerekirse bunun için bir ayaklanma baþlatabileceklerini ima etmekteydi.[142] Neticede, 1877–78 Osmanlý-Rus savaþýna kadar Ermeniler, siyasallaþma çabalarýnýn bir sonucu olarak dinî ve kültürel alanda teþkilâtlanma, kurumlaþma ve milli toparlanma safhasýný belirli seviyeye getirmiþ bulunuyordu. Þimdi sýra, niyeti açýða vurmaya ve bunu dünya kamuoyuna duyurmaya gelmiþti.[143] Bir baþka deyiþle siyasallaþma çabalarýnýn sonucunda geliþen Ermeni milliyetçiliðini kuvveden fiile çýkarýp, hedefe ulaþmayý saðlayacak hareketi baþlatmaktý. 1877–78 Osmanlý-Rus savaþýndan sonra ortaya çýkan siyasî partilerle bu fýrsatý da yakalayacaklardýr.[144]

Osmanlý Ermeni toplumunun siyasallaþma çabalarýna bir bütün olarak bakýldýðýnda bu hareketlerin, uzun bir sürece raðmen gerek düþünce, gerekse uygulama bakýmýndan belirli bir siyasi geleneðe dayandýrýlamadýðý sonucuna varýlmaktadýr. Ayrýca bu hareketlerin öncüleri olarak görülen, genellikle de Ermeni ileri gelenleri ile çatýþma içinde olan genç aydýnlarýn özellikle batýlý “Hýrýstiyan” güçlere neredeyse mesihvari bir umutla baðlanarak saf bir güven duygusuna kapýldýklarý görülmektedir.[145]

Bunun da sebebini, Osmanlý Ermeni toplumunun XV. Yüzyýlýn sonlarýndan itibaren içine girdiði iç ve dýþ münasebetler ile karþýlýklý münasebetler sisteminin ulaþtýðý belli nokta veya evrelerde aramak gerekir.[146] Nitekim, daha Kanunî döneminde (1520–1560) baþlayan bozulmanýn tedricen artan etkisi belirli toplum kesimlerini, bu arada bazý Ermeni gruplarý da siyasallaþma eðilimine soktuðu bilinmektedir. Bir türlü önü alýnamayan bu tür eðilimler zamanla süreklilik kazanacak ve bir kýsýr döngü halinde XIX. Yüzyýla ulaþtýðýnda,[147] Fransýz inkýlâbýnýn yaydýðý fikirlerin de etkisiyle her yönden uygun, geliþebileceði bir zemin bulacaktýr.

XIX. yüzyýlýn ortalarýndan itibaren alabildiðine deðiþen Ermeni toplumu modern okullar þebekesinin geliþimi, gençlerin Avrupa’ya gönderilmesi, Ermenice basýlan kitap ve gazetelerin çoðalmasýyla kültür alanýnda belirgin bir uyanýþ dönemine girecek ve burjuvazi yükselirken sürekli geliþmekte olan Ermeni milliyetçiliðini de harekete geçirecektir. Aslýnda, okullarýn geliþmesi, edebiyattaki yenileþme, millî hareketlenme gibi Ermeni milliyetçiliðinin temel teþkil eden ögeler, bu türden hareketlerin tümü için geçerli birer çýkýþ noktasýdýr. Ama, Ermeni milliyetçiliðinin ortaya çýkmasýný saðlayan siyasallaþma sürecinin kendisine özgü kimi farklýlýklara da sahip olduðu bir gerçektir. Her þeyden önce Ermeniler, yaþadýklarý bölgelerin tamamýnda Müslüman nüfus ile iç içedir. En fazla bulunduklarý illerde bile çoðunluðu saðlayacak orana sahip deðildirler.

Osmanlý Ermeni toplumunun siyasallaþma sürecinde dikkati çeken bir baþka husus, bu toplumun

gayrýmüslim unsurlar arasýnda devletin idarî ve siyasî yapýsýyla en çok bütünleþmiþ azýnlýðý oluþturmasýdýr. Bunun saðladýðý imkânlar millî kimlik þuurunu keskinleþtirirken Ermeniler, bu dönemde her geçen gün artan bir oranda devlet hayatýnda yer almak gibi bir çeliþkiyi de yaþayacaktýr. Bir diðer husus ise, Ermeni nüfusun dýþarýyla kurduðu iliþkilerin türüdür. Bu iliþkiler bir yandan Mekhitaristlerden bu yana çok geliþmiþ bir þekilde Avrupa’yla devam ederken, öte yandan Kafkasya ile sýký iliþkiler kesintisiz sürdürülmüþtür. Son olarak misyoner takýmý, özellikle Amerikan misyonerleri Ermeni cemaatine alabildiðince sýzmýþtýr.[148] Bunlarýn bölgedeki Türk ahaliyi dikkate aldýðý söylenemez.[149]

Bu arada ileri gelenlerinin dýþ dünyaya açýlmasýyla Ermeni toplumu, özellikle de Doðu Anadolu’da yaþayanlar kendilerini çevreleyen Ýslâm ahaliden git gide farklýlaþmaya baþlamýþ ve eski konum ve hüviyetinden çýkan kesimler hýzla yeni ufuklara açýlma gayreti içerisine girmiþtir. Bütün bunlarýn Osmanlý devletinde sözde hakim millet olan Türkler ile bir çatýþmayý da beraberinde getirmesi kaçýnýlmazdý.



[1] Eski Bizans tebasý olan topluluklardaki bu halet-i ruhiye karþýsýnda Fatih Sultan Mehmet’in memleketi devamlý elde tutabilmek için gayet ihtiyatlý davrandýðý yönündeki bir deðerlendirme için bkz., Y.G.Çark, Türk Devleti Hizmetinde Ermeniler (Ýstanbul: 1953), s. 5.
[2] Bizans’ýn tehcir ve katliam uygulamalarý ile Rumlaþtýrma politikasý yüzünden yok olmanýn eþiðine geldiði bir sýrada Türk hakimiyeti altýna girerek her yönden geniþ bir hürriyet ve huzur ortamýna kavuþmasýna raðmen Ermeniler, Haçlý ve Moðol istilâlarý süresince Türklere karþý giriþilen hareketlerin çoðunda bir müþavir, öncü veya vurucu güç olarak yer almýþtýr.[Bu konudaki bir deðerlendirme için bkz., R.fiahin, Tarih Boyunca Türk Ýdarelerinin Ermeni Politikalarý, (Ýstanbul: 1988), ss. 46 vd. ; S.Cöhce, ‘Ermeni Kimliði Üzerine Bir Deðerlendirme’, Yakýn Tarihimizde Kars ve Doðu Anadolu Sempozyumu Kars-Subatan: 17–21 Haziran 1991, (Ankara: 1992), s. 97 vd. Bunun yanýnda, Ýstanbul’un fethi sýrasýnda þehirde bulunan ve daha sonra gördüklerini yazan Osmanlý tebaasý bir Ermeni, gerekli yardýmý yapmadýklarý için Latinleri kýnarken, azýtmýþ, yoldan çýkmýþ kimseler olarak gördüðü Rumlara sevgi duymamasýna raðmen Türkleri, en hafif þekliyle ‘zalimler’ olarak niteler. Daha çok ümmet þuurundan kaynaklansa da bu siyâsî bir tavýrdýr. Bkz.,K.Pamukciyan, ‘Eski Ermeni Kaynaklarýna Göre Ýstanbul’un Fethi; Engürülü Rahip Abraham’ýn Fetihnâmesi’, (Ýstanbul: 1995), ss. 15, 35.
[4] R. fiahin, a.g.e., ss. 76.
[5] Ermeniler, Osmanlý devletinin kuruluþundan ve Ýstanbul’un fethinden önce de bölgeyle çeþitli baðlarý olan yabancý grup, alt grup, kültür ve mihraklarýn çoðuyla geniþ bir münasebet aðýna sahipti. Ama bu münasebetler genellikle siyasî hüviyetten yoksun ve faaliyetleri herhangi bir evrensel güç tarafýndan koruma altýna alýnmamýþ birimlerin düzensiz, kapkaççý veya zoraki münasebetleri þeklinde deðerlendirilebilir. Bkz., R.fiahin, a.g.e., s.79 vd.
[6] Ermenilerin Osmanlý devleti dahilindeki Rum, Yahudi, Slav, Melkit vs. gibi gayrýmüslim ahaliyle Müslümanlardan daha iyi münasebetler geliþtirdiklerini söylemek zordur. Buna karþýlýk, haçlý kalýntýsý Franco-Germanik unsurlar baþta olmak üzere diðer Avrupalýlar ile Müslümanlara nazaran çok daha sýký münasebetler içerisinde bulunduklarý da bir gerçektir.[Bkz., R.fiahin,a.g.e., s.80 vd.] Bu ticaretin boyutlarý ve mahiyeti hakkýnda ayrýca bkz., F.Braudel, Akdeniz ve Akdeniz Dünyasý-I, (nþr. M.A.Kýlýçbay), (Ýstanbul: 1989), ss.368-384, 393, 400.
[7] Bkz., B.Levon Zekiyan, Ermeniler ve Modernite, Gelenek ve Yenileþme/ Özgüllük ve Evrensellik Arasýnda Ermeni Kimliði, (nþr. A. Yýlmaz), (Ýstanbul: 2001), s. 33. Yazar, buradaki kaydýnda Ermeni modernitesinin ana evrelerini, 1520–1620 yýllarý arasýný oluþum; 1630–1700 yýllarý arasýný Ermeni kapitalizminin büyük canlanýþý;1700–1840 yýllarý arasýný Hümanistik veya yeniden doðuþ; 1840–1915 yýllarý arasýný da sekülerleþme dönemi olarak belirlemektedir. Ahcak, baþlangýç olarak aldýðý tarih dikkati çekmektedir.
[8] Ermeniler’e göre, 1375’de Çukurova Ermeni Baronluðu’nun yýkýlýþýndan bir müddet sonra, XV. yüzyýlda, B. Simpat adlý Ermeni asýlzadelerinden birisi kendisini kral ilan etmiþ ve dýþarýdan da destek alarak baþarýlý olmuþtur. Katoligos Aktamarlý Grigor bunun soyundandýr. Bkz., L.Nalbandian, The Armenian Revolitionary Movement; The Devolopment of Armenian Political Parties through the Nineteenth Century, (Los Angeles: 1963), s. 18. Yalnýz, bu kiþinin ne zaman ve kime karþý isyan edip, kimden destek gördüðü ve baþarýlý olarak ne yaptýðý hakkýnda her hangi bir malumat bulunmamaktadýr.
[9] Nalbandian, a.g.e., s. 19.
[10] Bkz., B. Sýtký Baykal, Yeni Zamanda Avrupa Tarihi II/1, Otuz Yýl Savaþý Devri, (Ankara: 1988), s. 8 vd.
[11] Abgar, 1512 yýlýnda Venedik’te ilk Ermenice kitabý basmýþtýr. Bunu daha sonra basýlan dört kitap takip etti ve bunlardan birisi de, 1565’te basýlan Psalter (Saghmosaran)’dýr. Bu matbaa iki yýl sonra Ýstanbul’a nakledilecektir. Bkz., Nalbandian, a.g.e., s. 34 ve s. 192, nu.16; Muallim Cevdet, ‘Ermeni Mesaî-yi Ýlmiyesi’, Muallimler Mecmuasý, S. 23, Eylül 1924, s. 765.
[12] Sultanþah, babasý ile birlikte geri dönmeyerek Ýtalya’da kalmýþ ve vaftiz edilmiþtir. Marcus Antoninus veya Marco Antonino adýný alan bu kiþi ömrünün geriye kalanýný Vatikan’da bir ilim adamý olarak tamamlayacaktýr. Bkz., Nalbandian, a.g.e., s. 192, nu.15.
[13] Abgar, kral olamamýþtýr ama, hemþehrisi Katoligos Mihail’in himayesinde 1567’de Ýstanbul’da matbaa kuran ilk Ermeni olarak toplumuna büyük hizmetler vermiþtir. Bkz., O.Ersoy, Türkiye’ye Matbaanýn Giriþi ve Ýlk Basýlan Eserler, (Ankara: 1959), s. 20; S.Nüzhet Gerçek, Türk Matbaacýlýðý I, (Ýstanbul: 1928), s. 28 vd.
[14] Nalbandian, a.g.e., s. 19.
[15] N.Göyünç, Osmanlý Ýdaresinde Ermeniler, s. 52 vd.
[16] Göyünç, Osmanlý Ýdaresinde Ermeniler, s. 95.
[17] Bu heyetlerde yer alan görevliler ile birlikte Osmanlý topraklarýnda, Fransa’nýn himayesinde Papalýk adýna çalýþan Katolik misyonerlere de bu yönde emirler veren Papa’nýn kendisi için “gönül, Fransa kralý için kul kazanmak yolunda seferber ” ettiði hakkýnda bkz.,fiahin, a.g.e., s.91.
[18] Celâlî Ýsyanlarý sýrasýnda Türk ahalinin gayrýmüslimlerden, bilhassa Ermenilerden daha çok zarar gördüðü hakkýnda bkz.,H.D.Andreasyan, ‘Bir Ermeni Kaynaðýna Göre Celâlî Ýsyanlarý’, Ý.Ü.Tarih Dergisi, XIII/17-18, Mart 1962-Eylül1963, s. 27–42.
[19] Bu dönemle ilgili olarak bkz., M. Akdað, Türk Halkýnýn Dirlik ve Düzenlik Kavgasý; Celalî Ýsyanlarý, (Ýstanbul:
1995), s. 253–463.
[20] Romalý tarihçi Tacitus'un (55–120 ?) daima kindar ve kýskanç, acaip bir halk olarak nitelendirdiði Ermeniler hakkýndaki "Bu toplumun tutumu her devrede karýþýk, mertlikten uzak ve gariptir. Buna sebep, bir yandan Ermeni halkýnýn doðuþtan karakteri, diðer yandan da yaþadýðý yörenin coðrafî durumudur" þeklindeki kaydý ilginçtir. Bkz.M. A. Kaþgarlý, Kilikya Tâbi Ermeni Baronluðu Tarihi, (Ankara: 1990), s. 178.
[21] Bkz.,S.Cöhce, ‘Ermeni Kimliði Üzerine Bir Deðerlendirme’, Yakýn Tarihimizde Kars ve Doðu Anadolu Sempozyumu, Kars-Subatan: 17-21 Haziran 1991, (Ankara: 1992), s. 96.
[22] Özellikle, Fransa’nýn tavassutu ile 1583’te Galata’da oturmalarýna müsaade edilen Cizvitler, Osmanlý topraklarýnda yoðun bir faaliyete giriþmiþti. Bkz., D.Kýlýç, Osmanlý Ýdaresinde Ermeniler Arasýndaki Dinî ve Siyasî Mücadeleler, (Ankara: 2000), s. 58. Fransýz tüccarlar ile genellikle Papalýða baðlý ve Fransýz himayesi altýnda bulunan Katolik misyonerler Rumlara karþý þüpheci, bazen de düþmanca davranýrken Yahudi ve Ermeniler ile çok daha iyi ve düzenli münasebetler geliþtirmiþtir. Buna karþýlýk, Anglo-Saxon tüccar ve Protestan misyonerler, biraz da Papalýk ve Katolikliðe karþý birlikte hareket etme düþüncesiyle Rumlara yönelecektir. Bkz., fiahin, a.g.e., s. 85.
[23] Bkz., Ý.Beg Münþî, Tarih-i Alem-arayý Abbâsî II, (nþr.M.Ý.Rýzvanî), (Tahran: 1377/1957), ss. 1040–50; A.Hoþengî Mehdivî, Tarih-i Revabet-i Hâricî-i Ýran; ez-Ýbtida-yý Devran-ý Safeviyye ta Payan-ý Duvum-i Cihânî (1500–1945), (Tahran: 1379/1959), s. 75 vd. ; Ý.H.Uzunçarþýlý, Osmanlý Tarihi III/I Ýkinci Selimin Tahta Çýkýþýndan 1609 Karlofça Anlaþmasýna Kadar, (Ankara: 1973), s. 64vd. Ýran, fiah Abbas zamanýnda (1587–1628) en
büyük rakibi olarak gördüðü Osmanlý devletini iktisadî açýdan çökertebilmek için büyük çaba sarf etmiþ, sonuçta Ýran-Osmanlý savaþý gerçek bir iktisadî savaþ, bir karþýlýklý abluka manzarasý göstermeye baþlamýþtýr. Ýran, Osmanlý ülkesine ipeðin giriþini yasaklarken, Osmanlýlar da altýn ve gümüþün bu ülkeye gitmesini yasakladý. Bu arada fiah Abbas’ýn elçisi Ýspanyollara, Osmanlý devletinin Asya topraklarýnýn Ýran’a býrakýlmasý karþýlýðýnda Avrupa yakasýný teklif etmekteydi. Ýran elçilik heyeti Papa tarafýndan da kabul edilmiþtir. Geniþ bilgi için bkz., Hoþengî Mehdivî, a.g.e., s. 72 vd; H.Ýnalcýk, ‘Osmanlý Para ve Ekonomi Tarihine Toplu Bir Bakýþ’, Doðu Batý, IV/17, Kasým-Aralýk-Ocak 2001-02, s. 28vd; fiah Abbas’ýn çabalarýnda Ermeni tüccarlarýn rolü için ayrýca bkz., Braudel, Akdeniz, s. 17.
[24] Bu anlaþmanýn Ermeniler’e çekici gelen maddeleri için bkz.,G.Bozkurt, Alman-Ýngiliz Belgelerinin ve Siyasi Geliþmelerinin Iþýðý Altýnda Gayrimüslim Osmanlý Vatandaþlarýnýn Hukukî Durumu (1839–1914), (Ankara: 1989), s. 33 vd. Bu anlaþmadan sonra, 1606 yýlýnda yirmi iki yýl kaldýðý Ýstanbul’dan ayrýlan Fransa’nýn Ýstanbul
[25] Bkz., Ahmed Cevdet Paþa, Tarih-i Cevdet II, Ýstanbul 1972, s. 125.
[26] fiahin, a.g.e., s. 93.
[27] Bkz., Sir R. Bullard, Britain and the Middle East, from Earliest Times to 1952, (London: 1952), s. 18 vd; R. Mantran, 17. Yüzyýlýn Ýkinci Yarýsýnda Ýstanbul I, (nþr. M.A.Kýlýçbay), (Ankara: 1990), s. 50; F.Braudel, Akdeniz I, s. 18’de bu göçün, Ermeniler arasýndaki Venedik rengini taþýyan bir rönesansý açýkladýðý belirtilmektedir.
[28] Ýngilizlerin 1561 yýlýnda Moskova, Kafkaslar, Hazar denizi ve Hürmüz boðazý üzerinden Hindistanla temas kurmaya çalýþmalarý hakkýnda bkz., H.Dereli, Kraliçe Elizabeth Devrinde Türkler ve Ýngilizler, (Ýstanbul: 1951), ss .36-59; M.S.Kütükoðlu, Osmanlý-Ýngiliz Ýktisadî Münasebetleri I (1580-1838), (Ankara: 1974), s. 7; F. Braudel, Akdeniz. I, s. 371; H.Ýnalcýk, ‘Osmanlý Para ve...’, s. 24.
[29] Kütükoðlu, a.g.e., s. 13; .Braudel, Akdeniz I, s. 423.
[30] Katolik misyonerleri kullanarak Osmanlý devletinin samimiyetini istismar eden Fransa kralý Girit muharebeleri sýrasýnda Venediklere, sonra da Avusturya’ya destek verecek ve iliþkilerin bozulmasýna sebep olacaktýr. Bkz., Uzunçarþýlý, Osmanlý Tarihi III/2, s. 122 ve 136; ayrýca bkz., fiahin, a.g.e., s. 97; B. Eryýlmaz, Osmanlý Yönetiminde Gayrýmüslim Tebaanýn Yönetimi, (Ýstanbul: 1990), s. 65; Ahmet Refik, ‘Türkiye’de Katolik Propagandasý’, Türk Tarih Encümeni Mecmuasý (TTEM), c.V/82, Eylül 1340/1924, s. 257 vd.
[31] Bkz., Nalbandian, a.g.e., s. 20 vd. Kýzlaraðasý Sümbül Aða, azledildikten sonra, 1644 yýlýnda, Mýsýr’a gitmek üzere bindiði gemi Malta’lý korsanlar tarafýndan zapt edilmiþti. Rivayete göre o sýrada yanýnda bulunan Sultan Ýbrahim’in oðullarýndan birisi de esir düþmüþtü. Osman adýný taþýyan bu þehzâde Hýristiyan olarak yetiþtirilmiþ ve Pere Ottoman veya Father Dominique lakâbýyla anýlmaya baþlanmýþtý. Osmanlý kaynaklarý, ayný
[32] R.Mantran, 17. Yüzyýlýn Ýkinci Yarýsýnda Ýstanbul, c.I, s. 53.
[33] Bkz., Zekiyan, a.g.e., s. 87, nu.22.
[34] Matbaanýn eðitimdeki önemini anlayan bu din görevlisi 1666 yýlýnda Amesterdam’a gitmiþ ve orada Ermenice Ýncil’i basmýþtýr. Esasen bu dönemde yurt dýþýnda Ermeniler tarafýndan 126 kitap basýlmýþtý. Bkz., Nalbandian, a.g.e., s. 34.
[35] Rusya ile ilk defa O’nun baþlattýðý görüþmeler ölümünden sonra da devam etmiþ ve Çar Petro’yu bundan böyle Ermenilerden de istifade etmeye yönelterek önemli sonuçlar vermiþtir. Bu arada 1727’de David Beð adlý bir maceracýnýn Karabað’da baþlattýðý isyan da üç yýl içerisinde sona erdirilecektir. Bkz., Nalbandian, a.g.e., s. 21 vd.
[36] Bu devirde Ermenilerin geleneksel ticari faaliyetinin yeni Avrupa ekonomisine hakim olan kapitalist sistemle nasýl bütünleþtiði ve Ermeni sermayesinin Novgrat’tan Haydarabad’a, Isfahan’dan Krakov’a,Basra’dan Astrahan’a, Çin’den Londraya kadar uzanan eski dünyanýn tüm yollarý üzerindeki baþarýsý için bkz., Zekiyan, a.g.e., s. 54-59.
[37] R.fiahin, a.g.e., s. 93 vd.
[38] Fransa, 1679’da verilen kapitülasyonlarla Cizvit ve Capucin misyonerleri korumasý altýna almýþtý. Onlar da, bu ülkenin çýkarlarý doðrultusunda var güçleriyle çalýþmaya baþladý. Bkz., Ýnalcýk, ‘Osmanlý para ve..’,s. 25. Ayrýca Kudüs Ermeni Patriði, XIV. Louis’e yazdýðý övgü dolu mektubunun bir yerinde ‘Ermenistan Fransýzlarýn en kudretli bir kralý tarafýndan kurtarýlacaktýr’. demekteydi. Bkz., Eryýlmaz, a.g.e., s. 66 : Ahmet Refik, ‘Türkiye’de Katolik Propagandasý’, s. 259.
[39] M. Saray, ‘Ermenistan Yol Ayrýmýnda’, Kafkas Araþtýrmalarý II, (Ýstanbul: 1996), s. 7; Nalbandian, a.g.e., s. 22 vd.
[40] Ghoranatsi’nin tarihi, döneminde Ermeni antik çaðýný bütünüyle içine alan ve canlý bir þekilde gözler önüne seren tek eserdi. Modern çaðýn baþlangýcý, Antik Yunan ve Roma çaðlarýna dair büyük bir yeniden canlanýþýn yaþandýðý bir dönemdir. Avrupa hümanizminin tam ortasýnda yaþayan Ermenilerin de bu referans noktalarýnýn yerini tutabilecek bir þeyin arayýþýna girmeleri çok doðaldý. Onun için Ghoranatsi’nin eserinin basýlmasý, bu tür bir çalýþmanýn Avrupa bilim çevrelerinde dolaþýma girmesini de saðlamýþtýr. Bkz., Zekiyan, a.g.e., s. 61.
[41] Millî birliðini 1861 yýlýnda saðlayan Ýtalya, bahse konu tarihlerde henüz bir devlet olarak ortaya çýkmamýþtý. O sebeple Ýtalya tabiri burada siyâsî deðil, coðrafi bir ifade olarak kullanýlmýþtýr.
[42] Yirmi yaþýnda Anadolu’yu dolaþarak Ermenileri irþad etmeye baþlayan Mekhitar, birkaç müridiyle birlikte 1700 yýlýnda Ýstanbul’a gelmiþ ve bir yýl sonra burada, ölümünden sonra adýyla anýlacak bir kongre toplamýþtýr. Bu arada Hazreti Ýsa’nýn Ziyareti adýný taþýyan ilk kitabýný da bastýrmýþtýr. 1703’te Mora yarýmadasýndaki Modon þehrine geçmiþ, ancak burasýnýn Türkler tarafýndan ele geçirilmesi üzerine 1715’te Venedik’e taþýnmýþtýr. Bkz.,.Nalbandian, a.g.e., s. 32 vd.; Muallim Cevdet, ‘Ermeni Mesaî-yi Ýlmiyesi’ s. 765 vd.
[43] Hristiyanlar arasýndaki dinî baðlarý güçlendirmeye yönelik bir kardeþlik teþkilâtý olan Fratres Unitores genel olarak doðu ayinlerinde yaygýn olan ve eski Yakubî-Nasturî ayinlerinde yer alan dinî ritüelleri öne çýkaran bir anlayýþa sahiptir. Bunlar zamanla batý kiliselerinde de etkili olmaya baþlamýþtýr. Bkz., A.Fortescue, ‘Orate Fratres’, The Catholic Encylopedia, (Newyork: 1911), c.XI. XII ve XIII. yüzyýllarda etkili olan bu kuruluþlarýn Aziz Benedict tarafýndan kurulduðu söylenir. Bkz., H.Thurston, ‘The Bridge-Building Brotherhood’ The Catholic Encylopedia II, (Newyork: 1907).
[44] Baþlangýçta Mekhitar, Hrýstiyanlýkta batý keþiþliðinin babasý sayýlan ve Monre Cassino’nun ilk keþiþi olan Aziz Benedict’in (480–547) tarikatýna girmiþti. Bunun belirlediði manastýr ve keþiþlik kurallarý sonraki dönemlerde pek çok Hýrýstiyan tarikatýnda, bu arada Mekhitar’ýn kurduðu tarikatta da geçerli kurallar olarak kabul edilmiþtir. Manastýr hayatýyla ilgili yönetim ilkeleri ve sýký bir ruhî hayat disiplinini öngören bu kurallar hakkýnda geniþ bilgi için bkz., fi.Gündüz, Din ve Ýnanç Sözlüðü, (Ankara: 1998), s. 64.
[45] Bu sözlük, Latince (1541–43),Yunanca (1572), Fransýzca (1606), Ýtalyanca (1612) ve Ýspanyolca (1726–39) sözlükten sonra, Ýngilizce (1755) ve Almanca (1774–86) sözlükten öncedir. Bkz., Zekiyan, a.g.e., s. 71.
[46] Mekhitar, salgýn hastalýktan dolayý daha önce boþaltýlan St.Lazarus adasýný Venediklilerden alarak buraya yerleþmiþ ve bu küçük adada bir manastýr ile birlikte Ermenilerin en meþhur ilim ocaklarýndan birisi olan geniþ bir külliye meydana getirmiþtir. Onun, otuz beþ yýllýk çalýþmasý semerelerini vermiþ, öðrencileri, 1773’te Trieste’de açtýklarý ikinci bir þubeyi, 1811’de Viyana’ya taþýyarak günümüze kadar gelen bir akademi oluþturmuþtur. Bkz.,.Nalbandian, a.g.e., s. 33.
[47] Bkz. O. Ergin, Türk Maarif Tarihi III-IV, (Ýstanbul: 1977), s. 797 vd; S.J. -E. K. Shaw, Osmanlý Ýmparatorluðu ve Modern Türkiye II, (nþr. M. Harmancý), (Ýstanbul: 1983), s. 163; fiahin, a.g.e., s. 91 vd; A. Çaycý, ‘Türk-Ermeni Ýliþkilerinde Gerçekler’, Tarihi Geliþmeler Ýçinde Türkiye’nin Sorunlarý Sempozyumu (Dün-Bugün-Yarýn), (Ankara 8-9 Mart 1990), (Ankara: 1992), s. 70 vd.
[48] Bkz. R. H. Davison, Osmanlý Ýmparatorluðu’nda Reform I, 1856–1876, (nþr. O. Akýnhay), (Ýstanbul: 1997), s. 143;. Uras, a.g.e., s. 151.
[49] Bkz. H. J.Sarkiss, ‘The Armenian Renaissance, 1500–1863’, Journal of Modern History, c.IX, December 1937, s. 437 vd.
[50] Mekhitar’ýn ulusal birlik düþüncesine olan baðlýlýðý kendisinden sonrakilere de esin kaynaðý ve yönlendirici bir ideal olmuþtur. Makhitar’ýn dünya görüþünde kendine özgü insani ve ahlâkî bir deðer teþkil eden bu ideali o, “ne inancým için ulusumu, ne ulusum için inancýmý feda ederim”. sözleriyle ifade eder. Mekhitar, bu ifadesiyle Khorenli Moses’in daha önce açýkca formüle etmiþ olduðu millî ideolojiye ve onun mezhebî ayrýmcýlýktan uzak karakterine sýký sýkýya baðlý olduðunu da göstermektedir. Kökleri Mesrop Maþdots’a kadar uzanan bu ideolojinin en açýk þekilde ve hiçbir belirsizlik içermeyecek biçimde Mekhitar tarafýndan yorumlandýðýný söylemek gerekir. Bkz., Zekiyan, a.g.e., s. 71.
[51] Zekiyan, a.g.e., s. 70.
[52] Farsça’da Efendi, üstad anlamlarýnda kullanýlan Hoca, Ermeniler’de Ýran ve Osmanlý ülkesinde yaþayan ve kýsa zaman içerisinde yüksek aristokratik mevkileri iþgal eden üst sýnýf tüccarlara verilen bir ünvandý. Dönem olarak kendilerinden biraz önce gelen çelebilere karþý zorlu bir mücadele vererek XVII. yüzyýlda ve XVIII. yüzyýlýn ilk çeyreðinde altýn çaðlarýný yaþamýþlardýr. Amira ise, Arapça “amir” sözcüðünden türemiþtir. Hocalarýn düþüþünün ardýndan Osmanlý devletinde Ermeni aristokrasisinin en üst tabakasý için kullanýlan bir unvan olmuþtur ki, bunlarýn sayýsý iki yüzü bulmamaktadýr. Bkz., Zekiyan, a.g.e., s. 84, nu.11.
[53] Zekiyan, a.g.e., s. 73; Osmanlý devleti, 1739 Belgrad anlaþmasýndan sonra sýnýr komþularý olan Avusturya, Rusya ve Ýran ile uzunca sayýlabilecek bir barýþ dönemine girdi. 1768 Osmanlý-Rus savaþýna kadar süren bu barýþ döneminin devlet hayatý kadar kültür ve iktisadi hayatta da derin etkileri olmuþtur. Bu arada Ermenilerin de bu dönemi iyi deðerlendirmesi tabiidir.Bkz., Ý.Ortaylý, Osmanlý Ýmparatorluðu’nda Ýktisadî ve Sosyal
Deðiþim, Makaleler I, (Ankara: 2000), s. 432.
[54] Büyük ölçüde Latinleþme akýmýnýn bir sonucu olarak neredeyse üç yüz yýldýr gerilemekte ve bozulmakta olan eski Ermenice yeniden en iyi evrelerindeki ve en iyi yazarlarýnýn kalemindeki ihtiþamýna bu dönemde kavuþur. Ama, bu dönemde dil alanýnda kaydedilen en gözle görülür baþarý eski edebi Ermenicenin yeniden keþfedilmesidir. Bkz., Zekiyan, a.g.e., s. 73. Ancak dilin modern Ermeniceye doðru evrilmesi de en az onun kadar belirleyici bir geliþme olmuþtur. Modern Ermenicenin XIX. Yüzyýlýn ikinci yarýsýndan sonra Tiþis ve Ýstanbul –doðu ve batý- lehçelerine ayrýlmasý önceleri tüccarlarýn saðladýðý birleþtirme iþlevinin, düþünce birliðinin saðladýðý manevi baðlara raðmen ortadan kalkmasý, yani çevresel faktörlerin etkisinin güçlenmesinin sonucudur. Bkz., Zekiyan, a.g.e., s. 74 vd.
[55] Zekiyan, a.g.e., s. 77.
[56] Hovsep Emin, 1751’de onsekiz yaþýnda iken Ýngiltere’ye gitmiþ, önce orduda görev alarak kendisini yetiþtirmeye çalýþmýþtýr. Bu arada Camberland dükü ve Edmund Burke’den etkilenmiþtir. 1763 yýlýnda Gürcistan’a geçerek, Tiþis’te Kral I. Heraclius’a tasavvurlarýný anlatma imkaný bulan, [Nalbandian, a.g.e., s.23] bu þahsýn gezi ve faaliyetlerini içeren ve Ýngilizce olarak kaleme aldýðý otobiyografisi 1792’de Londra, 1918’de de Calcutta da basýlmýþtýr. Bkz., J.Emin, The Life and Adventured of Joseph Emin, an Armenia, Written in English by Himself, (Calcutta: 1918).
[57] Zekiyan, a.g.e., s. 78.
[58] Baþlýðý dikkat çeken kitabýn “Ermeni gençliðini içinde bulunduðu uykulu, tembel, uyuþuk halden uyandýrmayý” amaçladýðýný Baðramyan ifade etmektedir. Bkz., Nalbandian, a.g.e., s. 35 vd.
[59] Zekiyan, a.g.e., s. 76 vd.
[60] Zekiyan, a.g.e., s. 75.
[61] Bu dergi, Krikor Kabaracýyan,(1812), Madatya Püskülcüyan (1813–4) ve Manuel Çaðhçaðhyan editörlüðünde (1814–17) beþ yýl kadar çýkarýlmýþ olup, Ermenice ve Armenolojik yayýncýlýðýn atasý sayýlan ve yayýn hayatýný 1843’ten bu yana kesintisiz olarak sürdüren Pazmaveb’in öncüsü olarak görülür. Baþlangýçta popüler nitelikli bir eðitim dergisi olan Pazmaveb, uzun bir süre boyunca böyle devam ettikten sonra bir Armenoloji dergisine dönüþmüþtür. Bu dergi günümüzde Venedik’teki St. Lazarus akademisinin yayýn organýdýr. Bu dergi Ýtalya’nýn en eski, dünyanýn ise dördüncü en eski edebiyat ve düþünce dergisidir.Bkz., Zekiyan, a.g.e., s. 80.
[62] Zekiyan, a.g.e., s. 91.
[63] Önce Ýtalya, sonra da Fransa’da olmak üzere deðiþik ülkelerde eðitim görmüþ, yenilikçi fikirlerle donanmýþaydýnlar, eðitimin önemini anlamýþ ve gerek Ýstanbul, gerekse Anadolu’da modern okullar açarak Ermeni milletini aydýnlatma gayreti içerisine girmiþti. Bkz., A.Yumul,-Rýfat N. Bali, ‘Ermeni ve Yahudi Cemaatlerinde Siyasal Düþünceler”, Modern Türkiye’de Siyasi Düþünce...., s. 361.
[64] Zekiyan, a.g.e., s. 59.
[65] Bu dönemde Fransýzlarýn bir takým faaliyetleri ve ticari alanda Ýngiltere ve diðer Avrupalý güçler ile giriþtikleri rekabet hakkýnda geniþ bilgi için bkz., Mübahat S.Kütükoðlu, Osmanlý-Ýngiliz Ýktisadî Münasebetleri I, s. 47-56.
[66] Fransa, Ermeniler ile temelleri Haçlý seferleri dönemine kadar giden bir dostluða sahipti. Bunu iyi deðerlendirmek isteyen Fransýzlar, Osmanlý devleti içerisindeki Rum-Rus entrikalarýný dengelemek ve Rusya’nýn yayýlmasýný engelleyebilmek için bir takým çareler aramaktaydý. 1770’li yýllarda Osmanlý nezdinde büyükelçilik
[67] Bu layihanýn devamýnda Katolik Ermenilerin þapka ve diðer Avrupalý elbiselerinden giydikleri, ölenlerin mallarýný Katolik papazlara vasiyet etmesi yüzünden her sene binlerce büyük keselik servetin Avrupa’ya kaçýrýldýðý ifade edilerek bunun önüne geçilmesi gibi sosyal meseleler üzerinde de durulmaktadýr. Bkz., Cevdet Paþa, Tarih-i Cevdet II, s. 126 vd.
[68] fiahin, a.g.e., s. 128 vd.
[69] Mayévsrýy’e göre Ermeni din adamlarý, dinî eðitim konusunda çok cahil olup, bu konuda hiçbir çalýþma yapmazken Ermeni millî bilincinin oluþmasý ve yaygýnlaþmasýnda büyük rol oynamýþtýr. Ayrýca bunlar yüzyýllarca manastýrlarda gizliden gizliye ilahî hizmetlerin yerine Müslümanlara karþý Hýristiyanlarý kýþkýrtmak görevini yerine getirmiþtir. Esasen Doðu Kiliseleri XIX. yüzyýlda Hýristiyanlýk esaslarýný bir tarafa býrakarak milliyetçilik propagandasýný baþlýca meþguliyet haline getirmiþ bulunuyordu. Bkz. V. T. Mayévsrýy, Kürt-Ermeni Ýliþkileri, (nþr. H. Varlý), (Ýstanbul: 1997), s. 111; Ermeniler üzerinde kilisenin rolü için ayrýca bkz., Bkz. H. Yýldýrým, ‘Ermeni Ýhtilalci Hareketlerinin Doðuþ ve Geliþiminde Ermeni Din Adamlarýnýn Rolü”, Yakýn Tarihimizde Kars ve Doðu Anadolu Sempozyumu, ss. 255–262; D.Kýlýç, ‘Ýstanbul Ermeni Patrikhanesi’nin Baðýmsýzlýk Hareketi’ne Yöneliþi 1850–1896’ Osmanlý’dan Günümüze Ermeni Sorunu, (nþr. H. C. Güzel), (Ankara: 2001), s. 145–158.
[70] Aslýnda, Katolik tüccar ve misyonerlerin Ermenileri siyasallaþtýrma ve Katolikleþtirme yönündeki çabalarýna raðmen taraþar arasýndaki münasebetlerde ticarî yön uzun süre aðýrlýðýný devam ettirebilmiþti. Bu husus, yani siyasî yönün belli dönemler için zayýf oluþu Osmanlý devleti nezdinde Ermenilerin itimat kazanmasý ve “teba-i sadýka” olarak görülmelerinde yardýmcý olmuþtu. Bu da onlarýn faaliyetlerini rahatlatarak çeþitli meslek gruplarýnda geliþip yükselmelerini kolaylaþtýrdýðý gibi devletin çözülme döneminde çeþitli tertiplerin içerisine çekilebilirlik yeteneklerini de geliþtirmekteydi.Bkz., fiahin, a.g.e., s. 86
[71] Misyonerlerin etkisi, mezhep deðiþtirenlerin göstereceðinden çok fazla olmuþtur. Bkz. R. H. Davison, Osmanlý Ýmparatorluðunda Reform I, s. 143: S.R. Sonyel, ‘Büyük Devletlerin Osmanlý Ýmparatorluðu’nu Parçalama Çabalarýnda Hýristiyan Azýnlýklarýn Rolü’, Belleten XLIX/195, Aralýk 1988, s. 651. Bu noktada Ermenileri ayrýlýkçý hareketlere sevk eden þartlar ve geliþtirilen stratejiler için bkz. B. Kodaman, ‘Ermeni Meselesi: Tarihi ve Siyasi Bir Deðerlendirme’ Yeni Türkiye, VII/37, Ermeni Sorunu Özel Sayýsý, c. I, Ocak-fiubat 2001, ss.
200-212.
[72] L’angleterre et les Armèniens, (1839-1904), (nþr.B.Kodaman), (S-Gravanghage: 1918), s.3 :Ýngilizler, Protestan Ermenilere sahip çýkarken, Fransýzlar Katolik, Ruslar da Gregoryan Ermenilere destek oluyordu. Bkz. Karal, a.g.e., s. 128 vd.; S.R. Sonyel, ‘Hýristiyan Azýnlýklar ve Osmanlý Ýmparatorluðu’nun Son Dönemi’, Yeni Türkiye, c.VII/38, Ermeni Sorunu Özel Sayýsý II, Mart-Nisan 2001, s. 689.
[73] Ýngiltere, himayeye mevzu olacak bir Protestan topluluðu bulunmadýðý için 1840’da Kudüs’te bir Protestan mabedi inþaatý için müsaade istedi. Bab-ý âli, bunu önce reddetti ise de 1842’de ilk Protestan kilisesi Kudüs’te kapýlarýný açtý. Bundan sonra kiliseye Protestan tedarikine giriþildi. Ýngiltere, Amerika ve Almanya’dan gelen misyonerler, Ýngiliz konsoloslarýnýn desteði sayesinde para ve daha baþka menfaatler temin etmek suretiyle baþka din ve mezheplerde bulunan halký Protestan yapmaya giriþti. 1856’da ilan edilen Islahat Fermaný, vicdan hürriyeti prensibini Ýngiltere’nin ve Fransa’nýn istediði þekilde, yani mezhep deðiþtirme serbestliði suretinde tespit ettiði için Protestan misyonerler, faaliyetlerini daha geniþ ölçüde ve kolay yapma imkâný buldu. Bkz. Karal, Osmanlý Tarihi VI, Islahat Fermaný Devri (1856-1861), (Ankara: 1988), s. 128; White, a.g.e.,s. 25 vd; Sonyel, ‘Büyük Devletlerin Osmanlý Ýmparatorluðu’nu Parçalama...’ s. 652.
[74] Amerikan misyonerleri Suriye, Lübnan, Filistin, Doðu Anadolu, Çukurova, kýsmen de Orta Anadolu’da faaliyette bulundu. Bunlar, Rumlar istisna tutulursa Ortodoks ve Ýslâm ahali üzerinde fazla þanslarý olmadýðýný kýsa sürede anlamýþ ve Rumeli’deki çalýþmalarýný yok denecek seviyeye indirmiþtir. Amerika bu tavrýyla, ayný zamanda Balkanlarda Avrupalý güçler, bu arada Rusya ile muhtemel bir çatýþmadan kaçýnýrken Ermenilerin, Amerikan misyonerlerinin en önemli müþterileri durumuna yükselmesiyle, bkz., Ý.Ortaylý, ‘Osmanlý Ýmparatorluðu’nda Amerikan Okullarý üzerine Bazý Gözlemler’, Amme Ýdaresi Dergisi, XIV/3, Eylül 1981, s. 89. Ortadoðu’da, Rus-Amerika bir baþka deyiþle Protestan-Ortodoks çekiþmesinin baþ aktörlerinden birisi haline gelmekteydi. Bkz., C.Hamlin, My Life and Times, (Boston: 1893, s. 187 vd.
[75] V. Artinian, The Armenian Constitutional System In The Ottoman Empire 1839–1863, (Ýstanbul: 1988), s. 59.
[76] II. Mahmut döneminden beri yapýlan batýlý anlamda askerî ýslahatlar çerçevesinde açýlan Osmanlý okullarýnda eðitimin kýsmen Fransýzca olduðu, o nedenle Fransýzcanýn zaman içinde Osmanlý okullarýnda aðýrlýklý yabancý dil haline geldiði ve bunun sonucunda, bu dilin Ýstanbul’daki Ermeni eðitim kurumlarýnda da hakim yabancý dil haline geldiði, onun için batýlý eðitim isteyen Ermenilerin daha çok Fransa’ya gittiði ifade edilmektedir. Bkz. Artinian, a.g.e., s. 60.
[77] Nalbandian, a.g.e., s. 46 vd; Aslýnda Paris’ten dönen Ermeniler, cemaatlerinin ikiye bölünmüþ olduðunu görmüþlerdi. Bunlardan bir grup Minas ve Canik adlý iki Ermeni milliyetçisinin yanýnda yer alýrken, diðerleri Agop Gýcýkyan’ýn akýl hocalýðýný yaptýðý Kevork Yeremyan, Bogos Dýdyan, Karabet Balyan, Mýgýrdýç Cezayirliyan’ýn etrafýnda toplanmýþtý. 1839 Gülhane Hatt-ý Hümayunu, bu ikinci grubun geniþlemesini saðlamýþ ve 1847 yýlýnda Rum Patrikhanesi’ne verilen imtiyazlarýn, Ermenileri de kapsayacak þekilde geniþletilmesi isteði, bu iki grubun birleþmesini saðlamýþtý. Bunun sonucudur ki Ermeniler, birisi ruhanî, diðeri cismanî olmak üzere iki meclise sahip olacaklardýr. Bkz. M. Hocaoðlu, Tarihte Ermeni Mezalimi ve Ermeniler, (Ýstanbul: 1976), s. 23; Uzun, a.g.m., s. 167.
[78] M. H.Vahapoðlu, Osmanlý’dan Günümüze Azýnlýk ve Yabancý Okullarý, (Ýstanbul: 1992), s. 69.
[79] Ermenilerin ilk çaðlarda klasik Yunan tiyatrosunu bildikleri kabul edilmekle birlikte, ilk temsil 1668 yýlýnda Lvov’da verilmiþtir. Bundan elli yýl sonra, 1730’da St. Lazarus’daki Mekhitarist Manastýrda tiyatro çalýþmalarý da baþlatýlýr ve gittikçe yoðunlaþan bir faaliyet ortaya konulur. Bkz., Zekiyan, a.g.e., s. 73. Haziran 1878’ e kadar azýnlýklarýn Ýstanbul’da, kendi dilerinde temsil verdikleri tiyatrolarý vardý. Berlin antlaþmasýndan sonra Ermeniler beklediklerini bulamadýklarý gibi, özellikle Ýstanbul’da eski konumlarýný da kaybetti. Dolayýsýyla da Ermeni tiyatrosu daðýlmak zorunda kaldý. M.And, Osmanlý Tiyatrosu, Kuruluþu-Geliþimi-Katkýsý, (Ankara: 1999), s. 252.
[80] Belli baþlý Ermenice Tiyatro eseni yazarlarýndandýr. Bkz.,Ýdem ,100 Soruda Türk Tiyatrosu Tarihi, (Ýstanbul: 1970), s. 112.
[81] Zekiyan, a.g.e., s. 76; S. Mýnasyan, Fransýz eðilimli bir yazar ve tiyatro yönecisi idi. 1863’te fiark tiyatrosunun yönetimini eline aldý. Bundan sonra tiyatro düþüþe geçti. Bkz., And, 100 Soruda...., s. 112
[82] Çoðunlukla Avrupa sahnelerinde baþarýlý olmuþ piyesler ya doðrudan, ya da uyarlanmýþ haliyle sahneye konulmakta ve bu yolla Avrupa uygarlýðýnýn nimetleri dile getirilmekte idi. Yine bu piyeslerde Avrupa’dan gelen düþünceler ve hayat biçimi savunulur, ek olarak da yurt sevgisi, þeref ve haysiyet duygusu, hürriyet ve adalet zevki gibi hususlar yüceltilerek verilirdi. Bazen örf ve adetler gülünçleþtirilse de ananevi deðerlere sýký sýkýya baðlýlýk devam ettirilmekteydi. Bkz., P.Dumont, ‘Tanzimat Dönemi 1839-1878’, içinde Osmanlý Ýmparatorluðu Tarihi II, (Ed.,R. Mantran; nþr. S.Tanilli), (Ýstanbul: 1995), s. 66.
[83] 20 Ocak 1878’de Rus Ordularý, Edirne’ye girdikten sonra Ýstanbul’daki bütün tiyatro sanatçýlarý Ruslara temsil vermek üzere bu þehre gitmiþ, Osmanlý Tiyatrosu sanatçýlarýnýn önemli bir kýsmý da bunlara katýlmýþtý. Güllü Agop, Edirne’ye gitmediði için korkaklýk ile suçlanmýþtýr. Bu büyük sanatkâr daha sonra toplumundan iyice kopacaktýr. Bkz., And, Osmanlý Tiyatrosu, s. 202.
[84] Masis 13 Mart 1871’den naklen bkz. And, 100 Soruda...., s. 52.
[85] Bkz., Çark, a.g.e., s. 44.
[86] Batýdaki Ermeni okullarýndan yetiþerek 1846’da “Milletdaþ Cemiyeti”ni ve 1853’te de “Maarif Cemiyeti”nikuracak[Bkz., E,Uras,a.g.e., s.151] olan Ermeni aydýnlarý bazý dýþ güçler ve misyonerlerin yardýmýyla Türkiyedeki Ermeni eðitim müesseselerinin sayý ve seviyelerini yükselmekteydi. Bunlar, 1839’da Ýzmir’de ilk büyük Ermeni gazetesi olan fiafak’ý kurdu.[Bkz.,E.Granville, Çarlýk Rusyasýnýn Türkiyedeki Oyunlarý, (nþr.O.Arýman), Ankara 1967, s.29] Bunu, 1840’ta yine Ýzmir’de ilk günlük yayýn olarak neþredilmeye baþlayan “Ararat” ve Ýstanbul’daki diðer bazý gazete ile çok sayýda kitap takip etti. [Bkz., fiahin, a.g.e., s.153vd.; Muallim Cevdet, Ermeni Mesaî-yi Ýlmiyesi, s. 778. 1871’de Ermeni cemaatinin Ýstanbul’da 48 okulu ve Anadolu’ya daðýlmýþ 469 kuruluþu vardý. Bkz.,.Dumont, Tanzimat Dönemi 1839-187, s. 87.
[87] Osmanlý devletinde yenileþme çabalarýna baðlý olarak kurulan birimlerde ve 1792’den itibaren Avrupa’nýn belli baþlý merkezlerinde açýlmaya baþlayan daimi temsilciliklerde görev alan Rumlar’ýn Yunan isyanýndan sonra tasfiye edilmeleriyle doðan açýk Ermenilerle dolduruldu. Bunun sonucunda Tanzimat döneminde dýþiþleri çalýþanlarýnýn 1/3’ünü Ermeniler teþkil edecektir. Geniþ bilgi için bkz., Çark, a.g.e., ss. 127-156; B.Eryýlmaz, a.g.e., s. 104 vd.
[88] fiahin, a.g.e., s. 122 vd. Yazar, burada ilginç bir deðerlendirme yaparak II.Mahmut döneminde (1808-1839) saray hekimliði, hazine, baruthane, matbuat, cedidci okullar vs. gibi müesseselerde Ermenilerin rolünün arttýðýna dikkat çekilmektedir. Bu arada baþta padiþah olmak üzere yenilikçilerin en yakýnýnda bulunan Kazez Artin, Agop Gýrcýkyan, Kirkor Agaton ve Kevork Stimaracýyan’ýn konumlarý deðerlendirilmekte ve “Ermeniler’in gittikçe artan yabancý tesirler altýnda tedricen Ruslaþtýklarýndan, Fransýzlaþtýklarýndan, Ýngilizleþtiklerinden bahsedilebileceði gibi, Türk devlet politikasýnýn da gittikçe artan yabancý ve Ermeni tesiri altýnda tedricen yabancýlaþmaya ve Ermenileþmeye baþladýðý söylenebilir.” þeklinde ilginç bir deðerlendirme yapmaktadýr.
[89] Bu dönemde, Katolik Gregoryan çekiþmesi ve Osmanlý devletinin aldýðý bir kýsým tedbirler için bkz., Ahmed Lüfî Efendi, Vak’anüvîs Ahmet Lütfî Efendi Tarihi I, (nþr. A.Hezarfen), (Ýstanbul: 1999), ss. 201 vd-276 vd. Tanzimat dönemi yeniliklerinde Fransýz kültürünün aðýrlýðýna baðlý olarak Katolik Ermenilerin Osmanlý cemiyet ve devlet düzeni içerisindeki tesirinin sürekli artmasý ile ilgili olarak bkz., fiahin, a.g.e., s. 160.
[90] Ahýska yöresindeki Ermenilerin Ruslar ile iþbirliði için bkz., Ahmed Lüfî Efendi, Vak’anüvîs Ahmet Lütfî Efendi Tarihi II-III, (nþr.Y.Demirel-T.Erdoðan), (Ýstanbul: 1999), ss. 370-373 vd. Ermeni meselesinde Rusya’nýn rolü için ayrýca bkz.,E. Kuran, ‘Ermeni Meselesinin Milletlerarasý Boyutu (1877-1891)’, Tarih Boyunca Türklerin Ermeni Toplumu Ýle Ýliþkileri Sempozyumu, (Erzurum 8-12 Ekim 1984), (Ankara: 1985), s. 19; Göyünç, Osmanlý Ýdaresinde Ermeniler, s. 56; S.J.-E.K. Shaw, a.g.e. II, s. 251 vd.; S.Koçaþ, Tarih Boyunca Ermeniler ve Türk-Ermeni Ýliþkileri, (Ankara: 1967), s. 257.
[91] Ýran þah’ý, 1827-28 Rus-Ýran harbinde tebasý olan Ermenilerden bir kýsmýnýn Ruslarla birlikte hareket ettiðini bildirerek Osmanlý devletini uyarmýþtý. Bkz., Çark, a.g.e., s. 81 vd.; .fiahin, a.g.e.,s.130. Bunlarýn sayýsýnýn kýrkbine ulaþtýðý yönündeki bilgiler için ayrýca bkz., R.G.Hovannisian, Armenia on the Road to Independence, (Los Angeles: 1967), ss. 24 vd-60 vd; Nalbandian, a.g.e., s .22 vd.
[92] Bkz., Kemal Beydilli, ‘1828-29 Osmanlý-Rus Savaþý’nda Doðu Anadolu’dan Rusya’ya Göçürülen Ermeniler’, Belgeler; Türk Tarih Belgeleri Dergisi, XIII/17, 1988, s.368. Esasen Güney Kafkasya’nýn Ruslar tarafýndan zaptý da, daha sonraki Doðu Anadolu iþgalleri gibi XIX. Yüzyýlýn baþlarýnda Çar’ýn hizmetinde yükselen, genellikle Ýran asýllý Ermeni subay ve idarecilerin öncülüðünde baþarýlacaktýr. Bunlar, bir yandan Ýran’a karþý yapýlan savaþlarda oradaki soydaþlarýnýn gönüllü iþbirliðini saðlarken öte yandan da Osmanlý Devleti’ndeki Ermenilere baþvurarak Rus Çar’ý adýna Osmanlýlara karþý yardýmlarýný istemekte gecikmeyecektir. S.-E. K. Shaw, a.g.e., s. 252.
[93] Hovhan Mirza Vanantetsi’ye (1772–1840) ait çok popüler bir þarký, “Ermenistan, cennet ülke” sözleriyle baþlar. Ermenistan topraklarý ile ilgili “cennet gibi hayat veren topraklar” imgesi ilk kez modern Ermeni tarihçiliðinin babasý sayýlan Mekhitarist keþiþ Rahip Mikhail Çamçýyan tarafýndan kullanýlmýþtýr. Bkz., Zekiyan, a.g.e., s. 37, nu.3
[94] Bkz., Granville, a.g.e., s. 26; Ermeni ileri gelenlerinden Dr. Sarkissian’ýn bu dönemle ilgili olarak “Türkiye’de diðer toplumlara nispeten müreffeh bir Hýristiyan azýnlýðý olan Ermeni halký” þeklindeki sözleri için ayrýca bkz. F. Kazemzadeh, The Struggle for Transcaucasia, 1917-1921, (New York: 1951), s. 8.
[95] Tanzimattan sonra Ermeni toplumunda meydana gelen deðiþim için bkz., S.R.Sonyel, ‘Tanzimat ve Osmanlý Ýmparatorluðunun Gayri-Müslim Uyruklarý Üzerindeki Etkileri’, Tanzimat’ýn 150. Yýldönümü Uluslararasý Sempozyumu, (Ankara 31 Ekim-3 Kasým1989), (Ankara: 1994), s. 346 vd.
[96] 1849’da Ýstanbullu Ermeni bir sarraf, Cihanbeyli aþireti reisine sekiz yüz kuruþ borç vermiþtir. Borcun ödenememesi üzerine sarraf bunu ilk miktar üstünden beþ yýllýk bileþik faiz alan bir baþka sarrafa devretmiþtir. 1849 sonbaharýnda Cihanbeyli aþireti mensuplarý hayvan sattýklarý kasaplardan paralarýný almak üzere Ýzmir’e gelirler. O sýrada Ýzmir Valisi, Ýstanbul’dan kasaplarýn aþiret mensuplarýna olan borçlarýný kendisine ödemeleri için emir almýþtýr. Kasaplar emre uyar, parayý toplayan Vali, sarrafýn hesabýnýn kapatýlmasý için parayý Ýstanbul’a yollar. Bkz., R.Kasaba, Osmanlý Ýmparatorluðu ve Dünya Ekonomisi,Ondokuzuncu Yüzyýl, (nþr.K. Emiroðlu), (Ýstanbul: 1993), s. 69.
[97] Sultan Abdülmecid ve Abdulaziz’in Ýzmir’i ziyaretlerinde zamanlarýnýn çoðunu Hýrýstiyan kesimde geçirmesinin sebebi de bu para baðlantýsýydý. 1850’de Abdülmecid, Ýzmir’de bir gün kalmýþ, zamanýnýn çoðunu Bornova’da Ermeni bir sarrafý ziyaretle geçirmiþtir. Ayný þekilde, Abdulaziz de, 1863’te Ýzmir’e geldiðinde Müslüman mahallesini ancak beþinci gün ziyaret ederek ahaliyi hayâl kýrýklýðýna uðratmýþtý. Bu süre içinde, Whittal’larý ziyaret ederek Baltazziler ile yemek yemiþtir. Bkz., Kasaba, a.g.e., s. 70.
[98] Davison, Osmanlý Ýmparatorluðu’nda Reform I, s.140.
[99] fiahin, a.g.e., s. 157; Ermeni camiasýndaki çözülmenin önlenmesi için müracaatlarý üzerine devletin Katolik ve Gregoryan Patriklerini bir araya getirip, iki cemaat arasýndaki hukuku belirlemesi hakkýnda bkz., Ahmed Lüfî Efendi, Vak’anüvîs Ahmet Lütfî Efendi Tarihi IV-V, (nþr.Y.Demirel), (Ýstanbul: 1999), s. 826 vd.
[100] Katolik-Gregoryan çekiþmesinde Fransa’nýn rolü ve Osmanlý devletinin aldýðý bir kýsým tedbirler için bkz., Ahmed Lüfî Efendi, Vak’anüvîs Ahmet Lütfî Efendi Tarihi II-III, (nþr.Y.Demirel-T.Erdoðan), (Ýstanbul: 1999), s. 454 vd. Katolik Ermenilerin millet olarak tescil edilmeleri ile ilgili olarak bkz. Çark, a.g.e., ss. 81-87; Ayrýca bkz. D. Yýlmaz, Fransa’nýn Türkiye Ermenilerini Katolikleþtirme Siyaseti, (Konya: 2001).
[101] Ýngiliz elçisinin Türk idaresi üzerindeki tesirleri için bkz., S.Laane-Poole, Lord Stratford Canning’in Türkiye Anýlarý, (nþr.C.Yücel), (Ankara: 1988), s. 168 vd.
[102] Bkz. Çark, a.g.e., s. 107; H. Metin, Türkiye’nin Siyâsî Tarihinde Ermeniler ve Ermeni Olaylarý, (Ýstanbul 1992), s. 34; G. E. White, Bir Amerikan Misyonerinin Merzifon Amerikan Koleji Hatýralarý (nþr. C. T. Yüksel), (Ýstanbul: 1995), s. 25. Aslýnda Ýngiltere, bir Protestan grup meydana getirmekle hem Çarlýk Rusya ve Fransa’nýn imparatorluk içerisindeki çalýþmalarýný dengelemiþ hem de herhangi bir milletlerarasý paylaþma durumunda aslan payýný alabilmek için aracý bir zümre (Ermeniler) meydana getirme imkanýna kavuþmuþ idi. bkz. E. Ýlter, ‘Ermeni Kilisesi ve Terör’, Yeni Türkiye: Ermeni Sorunu Özel Sayýsý II (Mart-Nisan 2001), ss .859, 854-893.
[103] Millet sistemi hakkýnda daha fazla bilgi için, bkz. P. Wittek, The Rise of The Ottoman Empire, (Londra: 1938), s. 28 vd.; H. A. R. Gibb and H. Bowen, Ýslamic Society and the West, I-2, (Londra: 1959), s. 4; Sir H. Luke, The Making of Modern Turkey, (Londra: 1936); A. S.Tritton, The Caliphs and Their Non-Muslim Subjects, (Oxford: 1930), ss.5-17; C. Küçük, ‘Osmanlý Devleti’nde Millet Sistemi’, Yeni Türkiye VII/38 Ermeni Sorunu Özel Sayýsý II, Mart-Nisan 2001, ss. 692–701.
[104] Bkz. A. Küçük, Ermeni Kilisesi ve Türkler, (Ankara: 1997), s. 95.
[105] R.fiahin, a.g.e., s. 163 : Ý.Ortaylý, ‘Osmanlý Ýmparatorluðu’nda Amerikan Okullarý...’, s. 88.
[106] Garabet Ütücüyan daha 1840’da Ermeniler arasýnda çaðdaþ fikirleri yaymak için Masis gazetesini çýkarmaya baþlamýþtý. Bkz., Davison, Osmanlý Ýmparatorluðu’nda Reform I, s. 143. Ermeni etnik kimliðinin özendirilmekle kalmayýp yeniden þekillendirilmesi hakkýnda bkz.,U. Kocabaþoðlu, Kendi Belgeleriyle Anadolu’daki Amerika: XIX. Yüzyýlda Osmanlý Ýmparatorluðu’ndaki Amerikan Misyoner Okullarý, (Ýstanbul: 1989), s. 72 vd; S.J. -E. K. Shaw, Osmanlý Ýmparatorluðu ve Modern Türkiye II, (nþr. M. Harmancý), (Ýstanbul: 1983), s. 163;
White, a.g.e., s. 26.
[107] Esasen bu dönemde Ermeniler arasýnda Avrupa’nýn en ileri akýmlarýnýn günü gününe takip edildiði görülmektedir. Bunun sonucunda Ermeni popüler kültürüne ve folklara olan ilgi büyük ölçüde artacaktýr.Bkz., Zekiyan, a.g.e., s. 101.
[108] Misyonerlere okul için arazi satan, baðýþ yapana ahali ve hükümet iyi gözle bakmýyordu. [Bkz., O.Nuri Ergin, Türk Maarif Tarihi II, (Ýstanbul: 1940), s. 649 vd. Amerikalýlar, okul yanýnda hastahane, dispanser vs. açarak bu yargýyý aþmaya çalýþtý. Okullarda da toplumda bulunmayan nadir zenaatlere özel bir önem verilmekteydi. Bkz., C.Hamlin, My Life and Times, (Boston: 1893), s. 292. Dolayýsýyla, bu misyonerler kýsa süre içerisinde gayrýmüslimler yanýnda Ýslâm ahali üzerinde de etkili olmaya baþladý. Bkz., S. Akgün, ‘Kendi Kaynaklarýnda Amerikalý Misyonerlerin Türk Sosyal Yaþamý’na Etkisi 1820-1914’, X. Türk Tarih Kongresi (Ankara 22-26 Eylül 1986), Kongreye Sunulan Bildiriler V, (Ankara: 1994), ss. 2122–2145.
[109] Bkz.,U. Kocabaþoðlu, ‘Doðu Sorunu Çerçevesinde Amerikan Misyoner Faaliyetleri’ Tarihi Geliþmeler Ýçinde Türkiye’nin Sorunlarý Sempozyumu (Dün-Bugün-Yarýn) (Ankara 8-9 Mart 1990), (Ankara 1992), ss. 65-74 .
[110] Mayèvsriy, Kürt-Ermeni Ýliþkileri, s. 96.
[111] Bkz., E. Z. Karal, Osmanlý Tarihi VIII, Birinci Meþrutiyet ve Ýsbtibdat Devirleri (1876-1907), (Ankara: 1988), s. 127. 1835-1839 yýllarý arasýnda Osmanlý Devleti’nin hizmetinde bulunan ve Mýsýr Valisi Mehmet Ali Paþa kuvvetlerine karþý 29 Haziran 1839’da Nizip Savaþý’ný yapan Osmanlý ordusunda yer alan bir Alman subayý olan Moltke, Türk hakimiyeti altýndaki Ermeniler için “Bu Ermenilere aslýnda Hýristiyan Türkler demek mümkün, bu hakim milletin adetlerinden, hatta lisanýndan o kadar çok þey almýþlardýr.” der. Bkz. H. Y. Moltke, Türkiye Mektuplarý, (nþr. H. Örs), (Ýstanbul: 1969), s. 35; Ayrýca bkz. C. Oskanyan, The Sultan and His People, (New York: 1857), s. 353 vd.
[112] Bkz. Akgün, ‘Kendi Kaynaklarýnda Amerikalý Misyonerlerin ...’ ,s. 2124.
[113] M.A.West’in “The Romance of Missions” adlý hatýratýndan naklen bkz., B.N. fiimþir, ‘Ermeni Propagandasýnýn Amerika Boyutu Üzerine’, Tarih Boyunca Türkler’in Ermeni Toplumu Ýle Ýliþkileri Sempozyumu, s. 95 vd.
[114] Bkz. B. Kodaman, ‘Ermeni Meselesinin Doðuþ Sebepleri’, Türk Kültürü, c. XIX/219, Mart-Nisan 1981, s. 246 vd. Rumlarýn gözden düþmesi sadece Ermenilerin deðil, Osmanlý tebaasý diðer Hýristiyan azýnlýklarýn hayatlarýnda da belirli bir iyileþmeye sebep olmuþtur. [Bu konudaki yabancý misyon þeþerinin raporlarýnýn bir deðerlendirmesi için bkz. Sonyel, ‘Büyük Devletlerin Osmanlý Ýmparatorluðu’nu.’, s.649 vd. Yunanlýlarýn baðýmsýzlýklarýný kazanmalarý sonrasýnda Ermenilerin Osmanlý Devleti içinde göreceli önemlerinin arttýðý, Babýali’de önemli görevlere getirilmelerinin yanýnda, özellikle azýnlýklarýn kontrolündeki ticarî hayatta kýsmen Rumlarýn yerini alarak maddi seviyelerini yükselttikleri, bunun da giderek daha fazla Ermeni gencinin eðitim için yurtdýþýna gönderilmesini saðladýðý hakkýnda bkz. Nalbandian, a.g.e., s. 46.
[115] Gregoryan Ermenilerin kaðýt üzerinde de olsa bütün idaresi II. Mahmut’un son yýllarýna kadar Ýstanbul Kumkapý Ermeni Patrikliði’nin ve burada görevli yüksek kademedeki din adamlarýnýn elindeydi. Bu konumuyla Patrik, Osmanlý devletinde cematinin sivil idaresinin baðýmsýz baþkanýydý. Zamanla “amira” denilen iki yüz kadar varlýklý þehir aristokratý, ekonomik güçlerinin artýþýna paralel olarak patrikhane yönetimine de hakim olmaya baþladý.. Neticede, 1838’de Cemeran Okulu/Ermeni Yüksek Okulu’nun açýlýþý meselesi yüzünden sarraþar, tefeciler, bankerler, büyük tüccarlar yani zenâatkâr Ermeniler ile saray mimarý, darphane müdürü, baruthane sorumlusu gibi resmi Osmanlý görevlilerinin oluþturduðu gruplar arasýnda ilk çatýþma ve ayrýlýk baþ gösterdi. Geniþ Bilgi için bkz. Davison, Osmanlý Ýmparatorluðu’nda Reform I, s. 142 vd. T. Uzun, ‘Osmanlý Devleti’nde Milliyetçi Hareketler Ýçerisinde Ermeniler’, içinde H.C. Güzel (ed.), Osmanlý’dan Günümüze Ermeni Sorunu, (Ankara: 2001), s. 167 vd.
[116] Bkz. Çark, a.g.e., s.250-254; S.J. -E. K. Shaw, a.g.e., s.163; Uras, a.g.e.,s.157 vd.
[117] Rumlara verilen imtiyazlarýn Ermenileri de kapsayacak þekilde geniþletilmesiyle ortaya çýkan bu meclis, Patrikhane’de, ondört ruhanî üyeden oluþan Meclis-i Ruhanî ve onu amira, geriye kalaný da zenâatkâr olmak üzere yirmi kiþilik Yüksek Meclis’ten teþekkül etmekteydi. Bkz.,.Uras, a.g.e., s. 159: M.Hocaoðlu, Tarihte Ermeni Mezalimi ve Ermeniler, (Ýstanbul: 1976), s. 23.
[118] Davison, Osmanlý Ýmparatorluðu’nda Reform I, s. 141; Çark, a.g.e., s. 79 vd.
[119] Bu döneme kadar edebî eserlere hakim olan dinî temalar, artýk yerini daha dünya ile ilgili konulara býrakmýþtýr. XIX. Yüzyýlýn baþlarýndan itibaren romantiklerin etkisinde geliþen Ermeni edebiyatý yüzyýlýn son çeyreðinde realizmin etkisine girecektir. Bu akýmýn temsilcileri fakirlerin sömürülmesinden materyalizme, Ýstanbul’lu zengin Ermenilerin yobazlýðýndan ahlakî yozlaþmaya ve toplumsal yabancýlaþmaya kadar Ermeni toplumu
[120] Davison, Osmanlý Ýmparatorluðu’nda Reform I, s. 143 vd.
[121] Kýrým harbinde, Batýnýn Türkiye ile birlikte hareket etmesi Ermenileri de devletin yanýnda yer almaya sevketmiþ, hatta bazý Ermeni ileri gelenleri Ermenistan’ý Rusya’dan geri almak için Türkiye ile birlikte bu ülkeye karþý savaþmak istemiþtir. Bkz., fiahin, a.g.e., s. 167
[122] Bu dönemde hürriyetçi fikirlerin merkezi konumunda bulunan Fransa, 1830’lu yýllarda Kudüsteki Kamame kilisesinin istiklalini ortadan kaldýrmak ve burayý kendisine baðlamak için harekete geçmiþti. Bkz., Ahmed Lüfî Efendi, Vak’anüvîs Ahmet Lütfî Efendi Tarihi II-III, (nþr.Y.Demirel-T.Erdoðan), (Ýstanbul: 1999),s. 456.
[123] Bu burjuvaziyi teþkil eden Ermeni aydýnlarý önce milliyetçi oldu. Bu hüviyetlerini açýða vurmadan özerklik veya millî devlet kurma yönünde gizli faaliyetlerini sürdürdü. Görünüþte liberal, demokratik söylemlerle milli hedeþerine dönük istek ve faaliyetlerini liberal ve demokratik haklar elde etme maskesi altýnda yürüttü. Bu konuda bazý Osmanlý aydýnlarýndan destek bile saðladý. Bir çoðu dinî duygu veya camiaya baðlýlýk þuurundan ziyade þahsi tutku veya menfaat içgüdüleriyle hareket eden bu aydýnlarýn büyük bir kýsmý da kendilerini milliyetçi, ihtilalci ideolojilerin akýmlarýna terk etmekte veya kaderlerini Ýngiliz, Fransýz politikalarý ile birleþtirmekte idi
[124] Uras, a.g.e., s. 160.
[125] Doksan dokuz maddeden ibaret olan Ermeni Milleti Nizamnamesi (bkz., Uras, ag.e., ss.165-171), ile Ermeni toplumunun sosyal hayatý ve siyâsî varlýðýnda yeni bir dönem açýlmýþtýr. Bkz. S.J. -E. K. Shaw, a.g.e., s. 164; Çark, a.g.e., s. 254.
[126] Bu meclisler hakkýnda bkz. Uras a.g.e., s. 165 vd; Artinian, a.g.e., s.75 vd. Ayrýca bu meclislere seçilen temsilcilere “milletvekili” sýfatýnýn verilmîþ olmasý dikkat çekicidir. Bkz. D. Yýlmaz, a.g.e., s. 119.
[127] E. Ýlter, Ermeni Kilisesi ve Terör, (Ankara: 1996), s. 32; Çark, a.g.e., s. 251.
[128] Ermeni Milleti Nizamnamesi, Patrikhane’ye cemaati yönetmede geniþ yetkiler tanýrken, Ermenilere de bir Genel Meclis (Millî Meclis-i Umumî) kurma imkâný vermekteydi. Bu meclisin 20 üyesi Ýstanbul kilise mensuplarý arasýndan, 40’ý taþradan, 80’i ise Ýstanbul’da ikamet eden meslek teþekküllerinden seçilecek idi. Daha önce mevcut olan ve 1847 yýlýnda ihdas edilmiþ bulunan Dini Meclis (Meclis-i Ruhani) ile 20 üyeli Siyasi Meclis (Meclis-i Cismani) muhafaza ediliyor, ancak bunlarýn ve Patrik seçiminin Milli Meclisi tarafýndan yapýlmasý hükmü getiriliyordu. Bu nizamname, genel hatlarýyla deðerlendirildiðinde Patrik ile yandaþý asiller arasýnda paylaþýlan iktidarýn mutlak olmaktan çýkarak, Ermeni cemaati ile paylaþýlmaya baþlandýðý sonucuna varýlýr. Bkz. K. Gürün, Ermeni Dosyasý, (Ankara: 1983), s. 61; G.Bozkurt, a.g.e., s. 181 vd.
[129] E. Kuran, ‘Ermeni Meselesinin Milletlerarasý Boyutu (1877–1891)’, içinde. B.Kodaman (ed.), Türkler-Ermeniler ve Avrupa, (Ankara 1994), s. 22.
[130] Bkz. S.J. -E. K. Shaw, a.g.e., s. 164; fiahin, a.g.e., s. 167; Çark, a.g.e., s. 256.
[131] Uras, a.g.e., s. 178 vd., ; Davison, Osmanlý Ýmparatorluðu’nda Reform I, s. 146.
[132] Ermeni dünyasýnda kilise yetki alanýný geniþletmek gibi bir amaç peþinde koþmamýþ, kendi hizmet alaný içerisinde kalarak, teokratik bir baðlamda da olsa özellikle Ermeni milliyetçiliði için çalýþmýþtýr. Bundan dolayý, Ermenilerin millî þuuru ve müþterek temsillerinde her zaman millî kimliðe iliþkin bir referans noktasý olarak yer almýþtýr. Bu nedenle Ermeni sekülerleþme sürecinde batýdaki gibi þiddetli çatýþmalarýn sonucunda ortaya çýkan kopuþlar ve kiliseye karþý düþmanca tavýrlar söz konusu olmamýþtýr. Zekiyan, a.g.e., s. 89 vd.
[133] Yumul-Bali, ‘Ermeni ve Yahudi Cemaatlerinde Siyasal Düþünceler’, s. 364.
[134] Ermeni halkýnýn, XIX. yüzyýl sonlarýndaki ortalama eðitim düzeyi hakkýnda genel bir fikir verebilmek için Osmanlý Ýmparatorluðundaki Ermeni okullarýnýn iki yüz binden fazla öðrencisi olduðunu belirtmek yeterli olacaktýr. Ermeni nüfusun yaklaþýk yüzde onunu oluþturan bu sayýnýn üçte birine yakýn bir kýsmýný kýz öðrenciler oluþturuyordu. Hatta kýz ve erkek öðrencilerin birlikte eðitim gördüðü karma okullar da vardý. Söz konusu okullar müfredat açýsýndan da son derece ileri bir noktada idiler. Öðrenciler Ermenice ve Türkçe’ye daha ilkokulda hakim oluyorlar ve ilkokul üçüncü sýnýfta yabancý bir dille, çoðunlukla da Fransýzca ile tanýþýyorlardý. Bkz., Zekiyan, a.g.e., s.92.
[135] Dumont, Tanzimat Dönemi, s. 111.
[136] Deðiþim o kadar hýzlýdýr ki, yüzyýlýn sonuna doðru eðitim için on sekiz yaþýnda Parise gönderilen Zabel Esayan, çocukluk anýlarýný anlattýðý Silihdar’ýn Bahçeleri adlý eserinde büyükannesinin hayatýnda kesitler sunar. Mesela niþan hazýrlýklarý ile ilgili bölümü okuduðumuzda Zabel’in kuþaðý ile büyükannesinin kuþaðý arasýndaki farklýlýklarýn ne kadar büyük olduðu görülür. Deðiþimlerle ilgili olarak örnekleri çoðaltmak mümkündür. Yüzyýlýn ortalarýnda þapka kullanýmý ile çok nadir olarak karþýlanýrken yüzyýlýn sonlarýna doðru bu artýk normal bir durum olmuþtur. Ayný þekilde 1870’li yýllarda hemen hemen hiç rastlanmayan tabut kullanýmý yirmi otuz yýl sonra sýradan bir hal almaya baþlamýþtýr. Bkz., Zekiyan, a.g.e., s. 94.
[137] A.T.Minasian, ‘1876–1923 Döneminde Osmanlý Ýmparatorluðunda Sosyalist Hareketin Doðuþunda ve Geliþmesinde Ermeni Topluluðunun Rolü’, içinde M.Tuncay-E.J.Zürcher (ed.), Osmanlý Ýmparatorluðunda Sosyalizm ve Milliyetçilik (1876–1923), (Ýstanbul: 1995), s. 170.
138 Abdülmecit döneminde, 1863 yýlýndan itibaren açýlýp serpilen çeþitli Mason localarý ve buralarda yer alan Ermenilerin Osmanlý siyâsî hayatýnda oynadýklarý rol için bkz., Dumont, ‘Tanzimat Dönemi’, s .73 vd.
[139] Zekiyan, a.g.e., s. 95. Ermeni Masonlar din ve dinin toplumdaki yerini önemsemekte haklýydý. Zira, bu toplumda bütün deðiþme ve geliþmelere raðmen XIX. yüzyýlýn yaklaþýk otuz yýlýna din kavgalarý damgasýný vurmuþtur. Bu yöndeki tartýþmalar, 1867–1880 yýllarý arasýnda Kilikya Ermeni Katolik patriði ve Ýstanbul baþpiskoposu olan Andon Bedros Hasuna atfen Hasunyan ve karþýtlarý çatýþmasý olarak bilinir. Ermeni dini usullerini, özellikle kilise kanununu latinleþtirme yönündeki son büyük çaba olan Hasunyan hareketine karþý, Mekhitar okulundan yetiþmiþ aydýnlarýn öncülüðünde güçlü bir tepki geliþir. fiair ve eðitimci Mýgýrdýç Beþiktaþlýyan, Hasunyan karþýtý hareketin ön saþarýndaki isimlerden birisidir. Bütün Ermenileri dini inançlardan baðýmsýz olarak bazý ortak idealler etrafýnda toplamayý amaçlayan Beþiktaþlýyan okullar kurmak, halkýn ortalama eðitim düzeyini yükseltmek ve Avrupa ile daha yakýn iliþkiler kurmak düþüncesindedir. O, ilk bakýþta dini inançlarý da içine alan millet anlayýþýndan farklý, yeni ve laikleþmiþ bir millet anlayýþýný savunur görünmektedir. Bunun için, dine kayýtsýzlýkla suçlanmýþ, kurduðu topluluk da sert eleþtirilere hedef olmuþtur. Ermeniler arasýnda zaman zaman kanlý mücadelelere sahne olan ve karþýlýklý nefret ve küçümseme duygularýyla sürdürülen bu inanç kavgalarý XX. yüzyýlýn baþýnda sona erse de, bu polemik günümüze kadar gelecektir. Bkz., Zekiyan, a.g.e., s. 98vd; Kýlýç, a.g.e., ss. 157–162.
[140] Zekiyan, a.g.e., s. 97.
[141] Ýngiliz Büyükelçisi Sir H.Elliot’un bu husustaki kaydý için bkz., fiimþir, a.g.e., s. 470 vd.
[142] Uras, a.g.e., s. 186; Halbuki, Ýngiltere’nin Ýstanbul büyükelçisi H. Layard’dan Kont Derby’e gönderilen 18 Mart 1879 tarihli mektuba göre bir yýl önce Ermeni patriði “Ermenilerin Türk idaresinde memnun olduklarýný, Rusya’ya geçmektense Türklerin idaresinde olmayý tercih ettiklerini, üstelik askere alýnarak Türk topraklarýný savunacaklarýný söylemiþti.” Ama ayný patrik mektubun yazýldýðý gün ziyaret ettiði elçiye “ O zamanki þartlar öyleydi. Bugün durum deðiþti. Zira Ruslarýn baþarýlarý ve barýþ antlaþmasýnda Ermenistan’ýn idarî reformu hakkýnda bir madde koymuþ bulunmalarý, önceki durumu kökünden deðiþtirdi.” diyebilecekti. Bkz. B.N. fiimþir, Ýngiliz Belgelerinde Osmanlý Ermenileri (1856–1880), (nþr. fi.Orel), (Ankara: 1986), s. 154. Ayný Patriðin gerekirse ayaklanma çýkarabileceklerine dair sözleri için bkz., fiimþir, a.g.e., s .471.
[143] Bayram Kodaman, Ermeni Macerasý, (Isparta: 2001), s. 46. Bu gayretleri ve kýsmi bir baþarý elde etmiþ olmalarýna raðmen Ermenilerin arzuladýklarý hedefe ulaþamadýklarý bir gerçektir. Nitekim, 21 Temmuz 1878 tarihinde yapýlan Milli Ermeni Konseyi toplantýsýndan sonra yayýnlanan beyannamede “ ....61.maddede acýnacak bir þey varsa, o da bu maddenin bizim meselemizin hallini kýsmen geciktirmesi, milletin ümitlerini temin etmemesi ve gelecek için de bir mükafat vermemesidir. Hangi millet ani bir þekilde arzularýný elde etmiþtir..... Bu gibi iþler ne bir gün içinde, ne de bir adamýn eliyle yapýlmaz. Gelecek için hazýrlanalým. Orada burada kalmayalým. Ermenistan’a gidelim. Milletimizin içinde iþbilirleri, ün sahibi, vatansever eðitimcilerimizi, kilise adamlarýmýzý Ermenistan’a gönderelim. Terbiyecilerimiz, öðretmenlerimiz, o kadar ateþli olan gençlerimiz Ermenistan’a gitsinler...” denilmekteydi. Bkz.,B.Kodaman, ‘Abdulhamid ve Paul Terziyan’, Ondokuz Mayýs Üniversitesi Eðitim Fakültesi Dergisi, S. 2 (1987), s. 44.
[144] XIX. yüzyýlda Ermeniler arasýnda yaygýnlaþan siyasal düþünceler liberalizm, milliyetçilik, sosyalýzm ve bir yerde feminizm olarak düþünülebilir. Liberalizm daha çok batýda eðitim görmüþ aydýnlarýn ve piyasa ekonomisini destekleyen þehirli orta sýnýþarýn benimsediði bir düþünce idi. Bu düþünce liberal demokratik Ramgavar partisi tarafýndan temsil edildi. Bunlar, daha çok ekonomik anlamda bir liberalizmi savunuyordu ve tutucu yönü aðýr basan bir partiydi. Ýdeolojik pragmatizmi ve evrimci ilerlemeyi savunuyor, inkýlâba karþý çýkýyordu. Sosyalist düþünce Rus popülizmi ve Marksizm den etkilenen, devrimci sosyal demokrat Hýnçak partisi tarafýndan temsil edilmekteydi. Bunlar, sosyalist bir dünya düzeni içerisinde baðýmsýz, sosyalist bir Ermeni dev
[145] Zekiyan, a.g.e., s. 103.
[146] fiahin, a.g.e., s. 75.
[147] Genellikle Türk ahalinin sebep olduðu Anadolu Ýsyanlarý, XVI. yüzyýlýn ikinci yarýsýndan itibaren süreklilik kazanmýþ, XVII, yüzyýlda çeþitli safhalar geçirerek 1703’e kadar sürmüþtür. Vilayetler rejiminin deðiþtirildiði bu tarihten itibaren 1839’a kadar geçen süre mütegallibe valiler dönemi olarak anýlacaktýr. Bu valiler zaman zaman merkezi hükümete kafa tutacak, hatta savaþa dahi girecektir. XIX. yüzyýlýn ilk çeyreðinde mütegallibe vali, türedi ayanlar meselesi tam hal yoluna girerken, bu defa da gayrýmüslim topluluklarýn siyasallaþma süreci hýzlanacak ve Osmanlý devleti, Avrupalý sömürgeci güçler yanýnda bir de asgari beþ yüz yýldan beri tebaasý olan bu topluluklarla mücadele etmek zorunda kalacaktýr. Bkz.,M.Akdað, ‘Türkiye’nin Batýlýlaþmasýný Zorunlu Kýlan Tarihsel Koþullar’, Cumhuriyetin 50. Yýldönümü Anma Kitabý, (Ankara: 1974), s. 392 vd.
[148] Georgeon, Son Canlanýþ, s. 194 vd.
[149] Bir Amerikalý misyoner, “Biz, Hýrýstiyanlar ve Hýrýstiyanlýk için okul, hastahane açýyoruz. Ýlaç götürerek, modern týbbý ve eðitimi kuruyoruz. Türk bizi istemeyebilir. Ama oranýn sahibi Türkler deðil ki.” demekteydi. Bkz.,Everett P.Wheeler, The Duty of United States of American Citizens in Turkey, (Newyork: 1896) , s. 35.
 

 

 ----------------------
* Ýnönü Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Baþkaný -
- ERMENÝ ARAÞTIRMALARI, Sayý 8, Kýþ 2003
    ï¿½ï¿½eri�e Yorum Yaz    Yazd�r    Tavsiye Et

   «  Geri
Yorumlar

Hen�z Yorum bulunmamaktad�r.


 
 
ERAREN - Ermeni Ara�t�rmalar� Enstit�s�

Bu site en iyi 1024 x 768 �z�n�rl�kte g�r�nt�lenir.