| | Title: The Experiences of the Germans in Erzurum during the Great War
Abstract: Eastern Anatolia had been strategically significant for the eastern policies of Germany and Austria-Hungary during World War I. The region, called as ‘Mountainous Armenian Land’ by a German author, derives its importance from its strategic location which provides a full-fledged control over Upper Mesopotamia and Eastern Anatolia. Therefore, Germany, as her ally, preferred Turkey to possess the region. During the Great War, Germany bore in mind this point and supported the Ottoman Empire against Russia. This article analyses the events of the period based on the experiences of the Germans who had been in Erzurum during the Great War.
Keywords: Austria-Hungary, Consule, Eastern Anatolia, Eastern Policy, Erzurum, Germany, Ottoman Empire, Russia, Strategic ?mportance, Upper Mesopotamia
Anahtar Kelimeler: Avusturya-Macaristan, Doðu Anadolu, Doðu Politikasý, Erzurum, Almanya, Osmanlý Ýmparatorluðu, Rusya, Yukarý Mezopotamya
GÝRÝÞ
Tanýnmýþ bir Alman siyaset yazarý olan Paul Rohrbach, Alman kaynaklarýnda “Armenische Hochland-Daðlýk Ermeni Arazisi” adýyla geçen Doðu Anadolu’nun, stratejik açýdan Almanya ve Avusturya Macaristan’ýn doðu politikalarýnda vazgeçilmez öneme sahip bölgelerden biri olduðunu yazmaktadýr. Söz konusu bölgeye sahip olan hem Doðu Anadolu’ya hem de doðal olarak Yukarý Mezopotamya’ya hakim olacaktý. Þüphesiz bu daðlýk bölge, bir geçiþ bölgesiydi ve iki büyük doðal yol doðudan batýya doðru uzanýyordu. Dolayýsýyla bölgenin Türk kalmasý, bir baþka ifadeyle Osmanlý Devleti’nin elinde bulunmasý ve bölgenin Rusya’nýn eline geçmemesi için de Osmanlý Devleti’nin müttefiki Almanya tarafýndan desteklenmesi gerekiyordu.[1]
Yine Türkiye’deki Alman misyonerleri arasýnda ilk sýrayý alan, hem Alman-Ermeni Cemiyeti (Deutsch-Armenische Gesellschaft) hem de Alman Doðu Misyonu (Deutsche Orient Mission)’nun yöneticisi olan Dr. Johannes Lepsius’un faaliyetleri dini olmaktan çok politikti. Lepsius’un amacý, Ermeniler arasýnda etkin olan Batýlý ve Doðulu diðer Hristiyan güçlerin nüfuzunu kýrmak, pastadan Almanya’ya da pay koparmaktý. Zira Lepsius’a göre, Mezopotamya, Almanya’nýn Türkiye’deki çýkar alanýydý.[2]
Tahta çýktýðýndan beri, Almanya’yý dünyanýn en büyük gücü haline getirmeyi hayal eden Alman Kayzeri Wilhelm’in diplomat ve sanayicileri, ülkenin politik ve ticari çýkarlarýný ve etkisini tüm dünyaya yaymýþlardý. Ancak, çabalarýný esas olarak Doðu’da yoðunlaþtýrmýþlardý. Can çekiþen Osmanlý Devleti’ni bir fýrsat kapýsý olarak görüyorlardý. Wilhelm, Berlin yönetimindeki zayýf bir Türkiye’nin, Almanya’nýn Asya’daki yayýlmacý çýkarlarý için ekonomik ve politik bir üs olabileceðine karar verdi.[3]
Kayzer Wilhelm, “Drang nach Osten”i yani Almanya’nýn Doðu Özlemi’ni, Almanya’nýn Doðu’ya doðru yayýlmacý politikasý’ný her ne kadar benimsemiþse de, bunu düþünen ilk kiþi deðildi. Bu kavram bir önceki yüzyýlýn ortalarýna kadar gitmektedir. Bazý ileri görüþlü kiþiler, Sultan’ýn çökmekte olan imparatorluðundaki seyrek nüfuslu alanlarýn kendi sorunlarýnýn çoðunun çözümü olabileceðini daha o zamandan görmüþlerdi. Öte yandan Alman yayýlmacýlýðýnýn önde gelen savunucularýndan Dr. Paul Rohrbach’a göre; “Almanya’nýn geleceði Doðu’dadýr... Türkiye’de... Mezopotamya’da... Suriye’dedir.”[4]
Almanya’nýn Erzurum Konsoloslarý ve Max von Scheubner- Richter’in Erzurum Ýzlenimleri
Bütün bunlar toplu olarak deðerlendirildiðinde, Almanlarýn Doðu’da baþta Erzurum olmak üzere, Samsun, Trabzon, Sivas, Halep, Baðdat, Musul, Beyrut, Þam, Yafa, Hayfa ve Kudüs gibi önemli merkezlerde konsolosluk açmalarý ve bu merkezlerde, bölgede bulunan Alman misyoner ve subaylarý ile de uyum içinde çalýþacak, Alman çýkarlarýný ön planda tutacak, Doðu’yu çok iyi tanýyan, üstün nitelikli, seçkin birtakým diplomatlarý görevlendirmelerindeki gerçek daha iyi anlaþýlýr.
Bu baðlamda konumu itibariyle Doðu’nun merkezi olan, doðudan batýya, kuzeyden güneye uzanan yollarýn kesiþtiði bir noktada bulunan Erzurum’un gerek coðrafi konumu gerekse stratejik ehemmiyeti Almanlarýn dikkatinden kaçmamýþ ve Erzurum, Almanya’nýn Doðu’daki yayýlmacý politikasýnýn önemli merkezlerinden biri olmuþtu. Berlin’de tasarlanan, ancak Ýstanbul’dan eyleme sokulacak olan “Büyük Oyun”un Doðu’daki uzantýlarýndan biri de Erzurum’daki Alman Konsolosluðu idi. Bu nedenle Erzurum’a gönderilen Alman diplomatlarý özenle seçiliyor, bölgedeki Alman çýkarlarý doðrultusunda, neyi niçin nasýl yapacaðýnýn bilincinde olan çok yönlü, üstün nitelikli kiþiler olmasýna dikkat ediliyordu.
Dr. Johannes Lepsius, Alman Dýþiþleri Bakanlýðý’nýn sipariþi üzerine, Alman Dýþiþleri Bakanlýðý Politik Arþivi’nde bulunan Ermeni sorunu ile ilgili diplomatik yazýþmalarý (1914–1918) derleyerek, Mayýs 1919’da yayýnladý. 1913–1918 yýllarýna ait 444 belgenin–belgelerdeki bazý önemli pasajlar bizzat Lepsius tarafýndan silinmiþ ve orijinal metinler bilinçli bir þekilde tahrif edilmiþtir- yer aldýðý bu derlemenin sonunda, Alman Dýþiþleri Bakanlýðý görevlilerini (1914–1918) gösteren bir de liste bulunmaktadýr. Bu listede; Alman Baþbakanlarý, Dýþiþleri Bakanlarý, Dýþiþleri Bakanlýðý Müsteþarlarý, Ýstanbul Büyükelçileri ile Adana, Halep, Ýskenderun, Baðdat, Beyrut, Þam, Erzurum, Hayfa, Yafa, Kudüs, Musul, Samsun, Sivas, Ýzmir, Trabzon Konsoloslarýnýn isim ve görev süreleri gösterilmektedir. Buna göre Erzurum’da görevlendirilen diplomatlarýn isim ve görev süreleri þu þekilde belirlenmiþtir:
“Vizekonsul (Viskonsolos) Anders, 4 Eylül 1913’ten Temmuz 1914 sonuna kadar.
Dr. Schwarz, Konsolos, 29 Eylül 1914’ten 17 Þubat 1915’e kadar.
Scheubner-Richter, Konsolos Yardýmcýsý, 17 Þubat’tan 6 Aðustos 1915’e kadar.
Graf von der Schulenburg, Konsolos, 6 Aðustos’tan Þubat 1915 sonuna kadar; 12 Þubat 1916’ya kadar da bu görevi, daha sonra Sivas’a gönderilecek olan Sekreter Werth yürütmüþtür.”[5]
17 Þubat’tan 6 Aðustos 1915’e kadar Erzurum’da Alman Konsolosu olarak bulunan Max von Scheubner-Richter’in Türkçe’ye de çevrilen “Posten auf ewiger Wache” (Sonsuz Nöbette Görev) baþlýðýný taþýyan anýlarýnda; hem Erzurum’un Alman doðu politikasýndaki yeri ve önemi hem de burada görevlendirilen Almanlarýn üstlenmiþ olduklarý misyonlarý çarpýcý cümlelerle anlatýlmaktadýr:
“Osmanlý Devleti’nin en büyük düþmaný Rusya idi ve Rus saldýrýsý Osmanlý Devleti’nin Rusya ile uzun sýnýr bölgesinden, Kafkasya’dan da beklenebilirdi. Osmanlý Hükümeti, Ruslardan önce davranýp, Kafkasya’ya saldýrma kararý aldý. Bu saldýrýnýn hazýrlýklarýna baþlandýðý sýrada Scheubner Batý Cephesi’ni terk etti ve tam zamanýnda Ýstanbul’a geldi. Çünkü, onun Rusya hakkýndaki bilgisi ve Rusça’sý bu zamanda iþe yarayabilirdi.
“Ýstanbul’daki Alman Büyükelçisi Wangenheim, iletiþimini genellikle Osmanlý Harbiye Nezareti, Alman Askeri Misyonu veya saldýrýnýn ilerlediði safhada emrine verilen Erzurum Konsolosluðu aracýlýðý ile saðlýyordu. Karargahýn sürekli izleyebileceði bir baðlantý adamý bulunmalýydý. Scheubner bu görev için çok uygundu. Ama o, bambaþka bir görev için düþünülmüþ ve özel bir askeri amaçla görevlendirilmiþti. Rusya’nýn asýl hammadde kaynaklarýndan biri Bakü petrolleriydi. Görev, bu bölgede yýpratýcý eylemlere yönelmek, sabotajlarla köprü ve demiryollarýnýn kullanýmýný güçleþtirmekti. Bu görev ayný zamanda bölgedeki Türk saldýrýlarýnýn da baþarýlý olup olamayacaðýný belirleyeceði için askeri ve politik bir önem taþýyordu. Özellikle de Bakü’den Tiflis’e, Batum’a ve Karadeniz’e ulaþan boru hattýnýn kesilmesi, bu baþarýlýrsa buradan hareketle Kuzey Ýran üzerinden veya baþka bir yoldan ilerlemeyi saðlayacak imkanlar bulup sýnamak ve gerekirse uygulamak Scheubner’in görevi olmalýydý.
“Eski ve önemli bir ticaret kenti olan, Kafkasya’ya, Karadeniz sahillerine ve Mezopotamya’ya baðlantýlarýn kavþak noktasý durumunda bulunan Erzurum, onun nüfuz alanýnýn odak noktasý olmalýydý. Bu kent Kafkasya’ya, kuzeye, Ýran’ýn güneydoðusuna yönelik askeri ve politik giriþimler için doðal bir çýkýþ noktasýydý.
“Erzurum’da görevli olan Konsolos Dr. Anders savaþ patlak verdiði sýrada Rusya yolunda esir düþmüþtü. Bakü petrol boru hattý bakýmýndan hesapta olan çýkarlar nedeniyle, bir petrol uzmaný olan Konsolos Yardýmcýsý Schwarz onun halefi seçilmiþti. Scheubner onunla birlikte çalýþacaktý. Scheubner Türk saldýrýsýnýn baþlamasýyla birlikte Erzurum’a geldi. Bunun üzerine Konsolos Schwarz hemen görevini ona devretti ve böylece Ocak ayýnda Scheubner kendisini Erzurum Konsolosu’nun yerine yardýmcý konsolos unvanýyla atanmýþ olarak buldu. Scheubner, diplomatik iþlerin elçiliði ilgilendiren nitelikte olanlarýný yerine getirmek zorunda olduðu için elçilik benzeri bir saygýnlýðý kullanabiliyordu. Bu durum resmi görüþmelerde de kendini belli ediyordu ve bu oryantal bölgede önemli temsil görevini olmasý gerektiði kadar kýsa sürede yerine getirmek istiyordu.”[6]
Almanya, Doðu’ya, özellikle Doðu’nun merkezi konumunda bulunan Erzurum’a, askeri ve politik misyonla seçkin kiþilerden oluþan görevliler göndermeye devam etmekteydi. Nitekim sonradan Scheubner’in yerine Erzurum Konsolosluðu’na atanan Almanya’nýn savaþtan önceki Tiflis Konsolosu Graf von Schulenburg’un baþkanlýðýndaki heyette yer alan ve Scheubner-Richter’in anýlarýný kaleme alan Paul Leverkuehn’in Küçük Asya seyahati izlenimlerinde Erzurum ayrý bir yer tutmaktadýr:
“Ýstanbul’dan baþlayan yolculuðumuz devam ediyordu ve mavi yüksekliklerle kucaklaþan Erzincan þehri bizi selamlýyordu. Artýk Erzurum bizden uzak deðildi. Yüksek daðlar arasýndaki derin vadilerden vahþice ve güzel, bereketli çayýrlar üzerinden sessizce akan Fýrat boyunca ilerliyorduk. Sonuçta Erzurum Kalesi’ni ilk gördüðümüzde nefeslerimizi tuttuk: Dünyanýn en yüksek tepesi!
“Scheubner, Üsteðmen Stange ve öteki Alman subaylarý ile birlikte bizi karþýladýðýnda vakit öðleyi gösteriyordu. Biz 6 Aðustos’u not düþüyorduk. Ýstanbul’u Temmuz ortalarýnda terketmiþtik.
“Erzurum tahminen iki bin metre yükseklikteki uzun alana yayýlmýþ yüksek bir platonun doðu sýnýrýndaydý. Üç tarafý, ortalama üç bin metre yükseklikteki dað sýrasýyla çevrilmiþti. Þehir, etkileyici, parlak bir dað manzarasý sunuyordu. Fakat bulunduðu yer dýþýnda bütünüyle Asyatik, kutu gibi taþ yýðýnlarý arasýnda düz damlarýyla cazibesi azdý. O halde güzelliði keþfetmek için steplere doðru açýlmalýydýk. Oradan bakýldýðýnda dik baþlý daðlarýn önünde konumlanmýþ þehir, ötesinde mavilikler ve sýradaðlar, sarý buðday tarlalarý altýnda kaybolmuþ Erzurum yaylalarý bulunuyordu.”[7]
Erzurum’dan Gönderilen Konsolosluk Raporlarý
Almanya’nýn baþta Erzurum olmak üzere Doðu’da önemli merkezlerde bulunan konsolosluklarýndan (Trabzon, Sivas, Musul, Halep vs.) Ýstanbul’daki Alman Büyükelçiliði’ne veya doðrudan doðruya Alman Dýþiþleri Bakanlýðý’na gönderilen ve bugün Berlin’de, Alman Dýþiþleri Bakanlýðý Politik Arþivi’nde bulunan konsolosluk raporlarý; Büyük Savaþ sýrasýndaki siyasi ve askeri geliþmeleri yansýtan önemli dokümanlar arasýnda yer alýr. Özellikle Erzurum’dan gönderilen raporlar, Erzurum’un Alman Büyükelçiliði’nin istihbarat merkezi konumunda olmasý nedeniyle daha da büyük önem arz etmektedir. Ancak, savaþ sýrasýnda Türkiye’de istenmeden yaþanan birtakým olumsuzluklarý, Türkler ve Ermeniler arasýnda karþýlýklý çekilen acýlarý, çatýþma ve boðazlaþmalarý da yansýtan söz konusu raporlar kullanýlýrken; dikkatli davranmak, özenli bir araþtýrma yapmak, daha doðrusu bu raporlardan yararlanýrken þüpheci bir yaklaþým sergilemek ve belgeleri deðerlendirirken diðer birincil kaynaklarý da göz ardý etmemek gerekir.
Erzurum’dan Scheubner-Richter imzasýyla Alman Büyükelçiliði’ne gönderilen 3 Mart 1915 tarihli telgrafta; Bitlis Vilayeti’nden, Ermenilerin ayaklanma hazýrlýðý içinde olduklarý ve askeri hedeflere, jandarmalara karþý silahlý saldýrýda bulunduklarý haberinin ulaþtýðý, Kayseri’deki ev aramalarý sýrasýnda bombalar ve birtakým þifreli yazýþmalarýn bulunduðu, bu tür olumsuzluklara düþman güçlerin kýþkýrtýcý propagandasýnýn sebep olduðu ve bunun üzerine Türk makamlarýnýn sert önlemler aldýðý bildirilmekteydi.[8]
Öte yandan Alman Büyükelçisi Wangenheim, 22 Nisan 1915’te Erzurum Konsolosluðu’ndan ulaþan bilgileri 25 Nisan’da Alman Dýþiþleri Bakanlýðý’na bildirmekteydi:
“Van ve çevresinde (muhtemelen Ruslarýn kýþkýrtmalarý ile) Ermeni huzursuzluðu baþ göstermiþtir. Sokak çatýþmalarý çýkmýþ, telgraf telleri sabote edilmeye baþlanmýþtýr. Ýçiþleri Bakanlýðý bu bilgileri doðrulamýþ, ancak þimdilik gizli tutulmasý ricasýnda bulunmuþtur.”[9]
Baþta Van ve çevresi olmak üzere Anadolu’nun her tarafýnda büyük bir Ermeni huzursuzluðunun yaþandýðý, Ruslarýn kýþkýrtmalarý ile Ermenilerin ayaklandýklarý, Van’daki çatýþmalarýn þiddetlenerek devam ettiði haberleri Erzurum Konsolosluðu’ndan Ýstanbul’a ulaþmaktaydý. Türk kuvvetlerinin kaybýnýn ölü ve yaralý olmak üzere altý yüzü bulduðu, Kayseri ve Diyarbakýr’da büyük silah depolarýnýn ortaya çýkarýldýðý, Osmanlý Hükümeti’nin Ermeni ayaklanmalarýna karþý birtakým önlemler aldýðý, Erzurum’da iki yüz kiþinin tutuklandýðý, Ermenilerin büyük yerleþim merkezlerinden tehcir edilmelerine devam edildiði ve onlarýn yerlerini Müslüman göçmenlerin aldýðý yine Erzurum’dan ulaþan haberler arasýndaydý.[10]
Van’ýn Ruslar tarafýndan iþgal edildiði, Türklerin askeri durumunun elveriþsiz olduðu, Ruslarla iþbirliði yapan Ermenilerin Müslümanlarý katlettikleri, seksen bin Müslüman’ýn Bitlis’e doðru kaçtýklarý 17 Mayýs 1915’te Erzurum’dan Ýstanbul’a, oradan da Alman Dýþiþleri Bakanlýðý’na bildirilmiþti.[11]
Alman konsolosluk raporlarýna da yansýdýðý gibi Birinci Dünya Savaþý’ndaki ilk yenilginin ardýndan, istilacý ordulara gösterilen silahlý Ermeni desteði, Alman Genelkurmayý’nýn da ýsrarlý önerileriyle tehcir (zorunlu göç) kararýnýn alýnmasýna sebep oldu. Tehcir kararýnda, ordunun hareket alanýný güvenceye almak ve Müslümanlarla Ermeniler arasýndaki çatýþmalarý önlemek amacý olduðu açýktýr. Kuþkusuz idare bu iþlemi uygularken, aktif Ermeni militanlarýyla sivil halkýn çatýþmaya karýþmayacak unsurlarýný ayýrt edemezdi. Tehcir iþlemini kimi idareciler oldukça kansýz biçimde gerçekleþtirdi, bölgelerindeki nüfusu, öbür bölgeye aktarabildi. (Tehcirin hedefi
Suriye ve Mezopotamya idi).
Bir kýsým idareci, sürgün edilenlere karþý sorumsuz ve genelde beceriksizce davrandý; birçok yerde ise intikamcý unsurlar yaðma ve katil olaylarýna giriþtiler. Ulaþýmdaki imkansýzlýklar da eklenince, istenmeyen olaylar zinciri, karþýlýklý acýlar, mütareke döneminde de sürecek karþýlýklý çatýþmalar, boðazlaþmalar devam etti.[12]
Scheubner, Alman Büyükelçiliði’ne 2 Haziran 1915’te gönderdiði raporunda; Ermenilerin göç ettirilmesi hakkýnda Baþkomutanla, Enver Paþa, yaptýðý görüþmenin olumlu sonuçlanmadýðýný bildiriyor ve Erzurum yaylalarýndaki tüm Ermeni halkýnýn Zor Sancaðý’na gönderileceðini, büyük ölçekteki bu göçün katliamla eþ deðerde olacaðýný, çünkü yanlarýna alacaklarý mallarýn azlýðýndan, ulaþým araç ve gereçlerinin yetersizliðinden ötürü sürgünlerin ancak yarýsýnýn gidecekleri yere sað ulaþabileceðini, Müslüman olan Ermenilerin ise göç ettirilmeyeceðini yazýyordu.[13]
Yine Scheubner’in 18 Haziran’da Alman Büyükelçiliði’ne gönderdiði raporda ise Erzurum’dan çýkarýlan Ermenilerin yollarda intikamcý unsurlarýn saldýrýsýna uðradýklarý belirtiliyor, sonrasý için ne yapýlmasý gerektiði vurgulanýyordu:
“Erzurum yaylasýndan sürülen Ermeniler, Erzincan üzerinden Harput’a giden yolda Kürtler ve benzeri ayak takýmý tarafýndan saldýrýya uðradýlar. Erkeklerin ve çocuklarýn büyük bir bölümü katledildi, kadýnlar kaçýrýldý. Hükümet sürgünlerin korunmasý için ya hiçbir þey yapamýyor ya da yapmak istemiyor. Bu þartlarda ve daha sonraki kýyýmlarý önlemek için hangi adýmlarý atmalýyým.?”[14]
Bunun üzerine Wangenheim, Scheubner’in acilen valiye çýkmasýný ve “Böyle alçakça olaylardan Osmanlý Devleti’nin dostlarýnýn ve tarafsýz yabancýlarýn büyük üzüntü duyduðunu” söylemesini öneriyordu. Wangenheim ayrýca “Savaþ durumunda haklý olsalar bile, eðer gerekli önlemlerin alýnmamasýna karþý sesimizi enerjik biçimde yükseltmezsek bundan, korumasýz bir halkýn katliama uðramasýndan yararlanýyoruz sonucunun çýkarýlacaðýný belirtiyor ve son olarak “Yerel hükümetlerin görevi, eðer üzerine aðýr bir sorumluluk almak istemiyorsa, bütün imkanlarýyla bu tür olaylarý engellemek olmalýdýr” diyordu.[15]
Wangenheim’in direktifleri ve önerileri üzerine Scheubner, tekrar Erzurum Valisi Tahsin (Uzer) Bey’in huzuruna çýkýyordu. Vali olaydan duyduðu üzüntüden söz ediyor, olanlarýn maalesef alçakça olduðuna katýlýyor ve tekrarýndan sakýnmak için elimden geleni yapacaðým diyordu. Tahsin Bey, 19-20 Haziran’da Erzurum’dan çýkarýlan Ermenilerin ikinci kafilesiyle birlikte (aþaðý yukarý üç yüz aile) yüz jandarmayý refakatçi olarak gönderme sözünü veriyor ve Scheubner bu ailelerin rahatsýz edilmeden Erzincan’a vardýklarýný öðrenince memnuniyetini belirtiyordu.[16]
Tahsin Bey, göç ettirilen Ermenilere en azýndan on dört günlük bir hazýrlýk süresi tanýdý ve eþyalarýný satmalarýna veya yanlarýna almalarýna izin verdi. Tüccar ve esnafýn bir bölümü mallarýný ve deðerli eþyalarýný Ermeni Kilisesi’nin, Osmanlý Bankasý’nýn korumasýna býrakma imkanýna sahipti. Tahsin Bey, kaðnýlarý Erzincan ve Sivas’a kadar çaresiz ailelerin emrine verdi. Erkek korumasýndan yoksun ailelerin erkekleri çalýþma kamplarýndan serbest býrakýldýlar, ailelerine refakat etme izni aldýlar. Erzurum Valisi ayrýca, hastalarýn, erkeksiz ailelerin, çocuklarýn ve yalnýz kadýnlarýn Erzurum’da kalmalarýna da izin verdi. Tüm bunlar Erzurum Valisi Tahsin Bey’in Ermenilere oldukça insancýl davrandýðýnýn birer göstergesiydi ve zaten -Alman konsolosluk raporlarýna aksettirildiði kadarýyla!- diðer þehirlere nazaran Erzurum’daki Ermenilere, daha ýlýmlý ve hoþgörülü davranýldýðý, kendilerine birtakým kolaylýklar saðlandýðý da bir gerçekti.[17]
Diðer taraftan Erzurum’dan çýkarýlan Ermenilerin yollarda intikamcý birtakým unsurlarýn saldýrýsýna uðradýklarý, Osmanlý Hükümeti’nin Ermenilerin korunmasý ve bu tür olaylarýn önlenmesi için hiçbir þey yapamadýðý veya yapmak istemediði þeklindeki söylemleri bir de Türk arþiv belgeleri ýþýðýnda deðerlendirmek gerekir:
“Diyarbekir, Ma‘mûretü‘l-azîz, Bitlis Vilayetlerine
Erzurum’dan ihrâc olunan Ermenilerden beþ yüz nüfusluk bir kafilenin Erzincan ile Erzurum arasýnda Kürdler tarafýndan katledildiði Erzurum Vilâyeti’nden iþ‘âr olunmuþtur. Ýhrâc olunan Ermenilerin yollarda muhâfaza-i hayatlarýna imkân nisbetinde çalýþýlmasý ve esnâ-yi sevklerinde firâra tasaddî edenlerle muhâfazalarýna me‘mûr olanlara karþý taarruzda bulunacaklarýn te‘dîbi tabîîdir. Fakat buna hiçbir zaman ahali karýþtýrýlmayacak ve beyn-el-anâsýr mukateleyi intâc edecek ve ayný zamanda harice karþý da pek çirkin görüne cek vakayi‘ tahaddüsüne kat‘iyyen meydan ve imkân býrakýlmayacaktýr. Binâen-aleyh o tarikle gelecek Ermenilerin güzergâhlarýnda
bulunan aþâir ile köylülerin taarruzuna karþý her türlü esbâb ve vesâitin istikmâliyle müdâfaasý ve katl ve gasba cür‘et edeceklerin þiddetle te‘dîbi lâzýmdýr.
Fî 1Haziran sene(1331) Nâzýr Tal‘at”.[18]
Osmanlý Üçüncü Ordusu Kurmay Baþkaný Felix Guse’nin Erzurum Anýlarý
Osmanlý kara ordusunun modernleþtirilmesi amacýyla 1835’ten baþlayarak, birçok Alman askeri heyeti Türkiye’ye gelmiþtir. Bu askeri heyetlerin ilki Helmuth von Moltke, sonuncusu ise 1913’te Türkiye’ye gelen Liman von Sanders’in baþkanlýðýndaki heyettir. Avusturya-Macaristan askeri ataþesi Joseph Pomiankowski’nin belirttiðine göre, Büyük Savaþ baþýnda Osmanlý ordusunda 40’ý aþkýn Alman subayý bulunuyordu. Osmanlý Devleti Almanya’nýn yanýnda savaþa girince bu subaylar doðal olarak Osmanlý Genelkurmayý’nda ve Osmanlý ordusunda önemli görevlere getirildiler. Alman askeri heyetlerinin talim ve eðitim alanýnda Osmanlý ordusunu ne derece modernleþtirdikleri tartýþýlabilir. Ancak tartýþýlmayacak bir konu, bu heyetlerin geliþiyle birlikte Osmanlý Devleti’nin sadece ordusunda deðil, her örgüt ve köþesinde, Alman nüfuzunun gittikçe artmaya baþlamasýdýr.[19] Öte yandan Liman von Sanders heyetinde bulunan ve üç buçuk yýl Üçüncü Ordu Kurmay Baþkanlýðý’ný yapan Felix Guse’nin hatýrasýndaki Erzurum izlenimleri ve bölge hakkýndaki gözlemleri ise dikkat çekicidir:
“Bölgedeki en yüksek dað, ‘Aðrý’ daðýdýr. Bu dað beþ bin metre yüksekliðindedir ve zirvesi devamlý karla örtülüdür. Ýç bölgelerdeki vadiler de çok yüksektir. Sivas 1100, Erzincan 1400, Erzurum 1900 metre yüksekliðindedir. Bu bölgede seyahat eden insan, dað sýrtlarýndan baktýðýnda, karþýsýnda dað dalgalarýndan oluþan bir deniz manzarasý görür ve bu dað dalgalarýný bir biri ardýnca aþtýkça karþýsýna sürekli yeni bir dað çýkacaðý duygusuna kapýlýr. Nehirler denizlere ulaþmak için sarp daðlarý yarýp geçmek zorundadýr ve hiç biri ulaþýma elveriþli deðildir. Bölge orman ve aðaç yönünden fakirdir. Yalnýz sahildeki daðlarda yüksek aðaçlar büyük ormanlar vardýr. Odun ihtiyacý çok çabuk yetiþen kavak ve söðüt aðaçlarýyla saðlanmaktadýr. Yakacak olarak da en çok tezek kullanýlýr.
“Bölgedeki iklim birbirinden çok farklý iki kýsma ayrýlýr; Bu iki kýsmýn sýnýrýný sahil daðlarýnýn tepeleri oluþturur. Ýçeri kýsýmda kýþ sert ve kurudur. Burada kýþ yükseltilere göre Ekim ya da Kasýmda baþlar, Mart veya Mayýsa kadar devam eder. Oldukça hoþ ve yumuþak geçen sonbahardan sonra Aralýkta çok kar düþmeye baþlar ve kar yaðýþý 3–7 gün devam eder. Kar vadilerde 1–2, daðlarda 3–4 metreyi bulur ve yollar tamamýyla kapanýr. Bundan sonra genellikle
sert ve kuru ayaz olur. Karlarýn erimesiyle birlikte yollar yeniden geçilmez bir duruma gelir; bundan sonra yaðmurlu mevsim baþlar.
Yaðmurlar sürekli ve þiddetli deðildir fakat, her gün biraz yaðmur yaðar. Temmuz baþlarýndan kýþa kadar yaðmurun pek yaðmadýðý bölgede yaz çok sýcak geçer.
“Sahil bölgesinde iklim bambaþkadýr. Burada sýcaklýk sýfýrdan aþaðý düþmez; kýþ yaðmurlu geçer. Ýç kýsýmlardaki kara raðmen yaðmur mevsiminde sahilde nem oraný beþ kat fazladýr. Ýlkbaharda karlý daðlardan kalkýp sahil daðlarýndaki ormanlarý aþarak, her tarafý rengarenk gül ve çiçeklerle örtülü sahile ayak bastýðýnda, insan kendini çölden kurtulup cennete düþmüþ sanýr. Köyleri genellikle bacalý ve yan taraflarý sýrtlarýn içerisine gömülmüþ toprak evlerden oluþan bölgenin manzarasý kasvetli ve hüzünlüdür. Ýç kýsýmlardaki þehirlerin çoðu Avrupa þehirlerine pek benzemez. 1914’te nüfusu elli binden fazla þehir yoktu. Sivas oldukça iþlek önemli bir þehirdi. Ruslar Ýran ticaretini yavaþ yavaþ Tiflis-Batum yoluna kaydýrýnca, Trabzon ve Erzurum savaþtan önce ticaret açýsýndan gerilemeye baþlamýþlardý. Bu geniþ bölgede iyi sayýlabilecek tek þose, Trabzon-Erzurum þosesiydi. Bu yol Erzurum’un doðusunda Hasankale’ye kadar devam etmekteydi. Ýçerilerde bazý yerlerde de bir kýsým þoseler vardý. Erzincan kuzeyindeki Sipikör boðazýný aþmak için bir þose yapýlmýþtý.
“Memlekette konserve fabrikalarýnýn bulunmamasý beslenme iþlerini önemli ölçüde aksatýyordu. Fasulye ve bamya kurutuluyor, buðdaydan bulgur yapýlýyordu. Kasaplýk hayvanlarýn birliklerde kesilmesi kuraldý ve pirinç, bulgur, kuru sebzeler konserve yerine geçiyordu. Etten kavurma yapýlýyor tenekelerde korunuyordu. Bölgede teneke yapýlamadýðýndan bu iþ için Bakû gazlarýnýn tenekelerinden yararlanýlýyordu. Bu mýntýkada ne demiryolu ne de otomobil vardý. Erzak nakliyatý hayvan kuvvetiyle yapýlýyordu ve bu iþler için at, katýr, eþek, manda, öküz ve deve kullanýlýyordu.
“Üçüncü orduya ayrýlan bölge baþlangýçta Sivas’a kadar uzanýyordu. Daha sonra Sivas’ta ordu mýntýkasýna katýldý. Önceleri birlikler bulunduklarý bölgelerden besleniyorlardý. Sahildeki birlikler Trabzon’dan, Van Vilayeti kapsamýndaki birlikler Van’dan ve ordunun büyük bir kýsmý da Erzurum Vilayeti’nden besleniyordu. Daha seferberlik sýrasýnda Erzurum’un dinamik ve güçlü Valisi Tahsin Bey, orduya gerekli olan her türlü malzemeyi hazýrlamýþ ve emrine vermiþti. Bu malzeme Erzurum’da orduya teslim olunuyordu.”[20]
“Seferberlik ilan edildiðinde Üçüncü Ordu Kurmay Baþkanlýðý’na atandým. O zaman bu orduda Alman subayý olarak yalnýz ben bulunuyordum. Türklerle çalýþmak çok güç olmasýna raðmen, baþlangýçtan itibaren büyük bir samimiyet ve güvenle karþýlaþtým. Siyasi ve kiþisel haberleþmeler dýþýnda diðer bütün önemli haberleþmeler elimden geçti. Henüz savaþ ilan edilmemiþti ve yýðýnak yapmak için uzun bir zaman vardý. Ruslarýn, hazýrlýklarýna göre; savaþ çýkar çýkmaz derhal üstün kuvvetlerle Erzurum yönünde taarruza geçmeleri ihtimali bulunuyordu. Demiryolu Sarýkamýþ’a kadar uzanýyordu ve sýnýra kadar birçok þoseler yapýlmýþtý. Üçüncü ordunun görevi; Ruslar savunmada kalýrlarsa saldýrýya geçmek, Ruslar saldýrýya geçerlerse Türkiye topraklarýný ve özellikle Erzurum’u savunmaktý. Üçüncü ordu önceleri çok zayýftý; Ruslarýn üstün kuvvetle saldýracaklarýný göz önüne alarak, önce savunmayý düþünmek gerekiyordu.
Van Gölü ile sahil daðlarý arasýndaki bölgede ‘Erzurum’ bütün mýntýkanýn mihverini oluþturuyordu. Erzurum; önemli ticaret merkezi, bütün büyük yollarýn düðüm noktasý ve üç denizin sýnýrlarýna da çok yakýndý. Fýrat’ýn kaynaðý buranýn kuzeyinden çýkar Ýran Körfezi’ne dökülür, Tortum suyu Çoruh Nehri’ne karýþarak Karadeniz’e, Aras Nehri de Hazer Denizi’ne akar. Erzurum üzerine yürüyecek bir Rus ordusu için izlenecek en rahat ve uygun yol; demiryolu uç noktasý olan Sarýkamýþ ve Aras Vadisi’nden geçiyordu. Erzurum’un kuzeyindeki Tortum ve Çoruh sularýnýn yataklarý o bölgede yalçýn kayalýklý daðlar oluþturmuþtu.
“Bu daðlýk arazide büyük birliklerin hareket yapmalarý söz konusu olamazdý. Bununla birlikte Erzurum’dan ve Tortum deresi yukarýsýndan Sivridað üzerinde Oltu’ya doðru giden bir çok dað yolu vardý. Oltu’da Rus þosesi baþlýyordu ve Oltu, Rus sýnýrýnýn Erzurum’a en yakýn noktasýný oluþturmaktaydý. Dolayýsýyla bu noktadan da Ruslarýn ileri harekatý hesaplanýyordu. Þu halde Ruslar için izlenecek asýl istikametler Aras Vadisi ile Oltu-Erzurum istikametleriydi.
Üçüncü Ordu takviye edildiði için artýk bir Türk taarruzu da düþünülebilirdi. Türk taarruzu, söz konusu iki istikametten, Aras Vadisi’nden ve Oltu üzerinden yapýlabilirdi. Rus mýntýkasýndaki ahalinin büyük kýsmýný Ruslara karþý ayaklandýrmak için Türklerin ileri harekata geçmelerini bekledikleri gelen haberlerden anlaþýlýyordu. Diðer taraftan Türkiye’deki Ermenilerin de Türkiye aleyhine zararlý fikirler taþýdýklarýna dair birtakým deliller bulunuyordu. Nitekim Ruslarýn ilerlemeleri üzerine Türkiye’deki Ermenilerin de Türklere karþý isyan çýkaracaklarý ihtimalini hesaba katmak gerekiyordu.”[21]
[1] Paul Rohrbach, Der Krieg und die deutsche Politik, (Dresden: 1914), s. 56.
[2] Tamer Bacýnoðlu-Andrea Bacýnoðlu, Modern Alman Oryantalizmi, (Ankara: 2001), s. 203.
[3] Peter Hopkirk, Ýstanbul’un Doðusunda bitmeyen Oyun, Çev: Mehmet Harmancý, (Ýstanbul: 1995), s. 1.
[4] Hopkirk, Bitmeyen Oyun, s. 4–5.
[5] Dr.Johannes Lepsius, Deutschland und Armenien 1914–1918. Sammlung Diplomatischer Aktenstücke, Der Tempelverlag, (Potsdam: 1919), s. 505.
[6] Paul Leverkuehn, Posten auf ewiger Wache: aus dem abenteuerreichen Leben des Max von Scheubner-Richter, (Essen: 1938), s. 21–27. Almanya’nýn Erzurum Konsolosu Max von Scheubner-Richter’in macera dolu hayatýný konu alan bu kitabýn Türkçesi için bkz: Paul Leverkuehn, Sonsuz Nöbette Görev, Çev: Zekiye Hasançebi, (Ýstanbul: 1998).
[7] Leverkuehn, Posten auf ewiger Wache..., ss. 50 – 52.
[8] Lepsius, Deutschland und..., s. 31.
[9] Lepsius, Deutschland und..., ss. 50 – 51.
[10] Lepsius, Deutschland und..., s. 63.
[11] Lepsius, Deutschland und..., s. 72.
[12] Ýlber Ortaylý, “Ermeni Sorunu: Soykýrým Ýddialarýnýn Arkasýndaki Gerçekler”, Popüler Tarih, Sayý: 8, (Ýstanbul: 2001), ss. 44 – 45.
[13] Lepsius, Deutschland und..., s. 80; Leverkuehn, Posten auf ewiger Wache..., ss. 41 – 42.
[14] Lepsius, Deutschland und..., s. 86; Leverkuehn, Posten auf ewiger Wache..., s. 43.
[15] Lepsius, Deutschland und..., s. 87; Leverkuehn, Posten auf ewiger Wache..., s. 43.
[16] Lepsius, Deutschland und..., ss. 88 – 89; Levenkuehn, Posten auf ewiger Wache..., ss. 43 – 45.
[17] Lepsius, Deutschland und..., ss. 113-119; Leverkuehn, Posten auf ewiger Wache..., s. 45.
[18] Osmanlý Belgelerinde Ermeniler (1915–1920), Baþbakanlýk Devlet Arþivleri Genel Müdürlüðü, (Ankara:1994), s. 44. Erzurum’dan sevk edilen Ermenilerin Dersim eþkýyasý tarafýndan yollarý kesilerek katledilmeleri üzerine, gerekli önlemlerin alýnmasýna dair Ýçiþleri Bakanlýðý’ndan Elazýð Vilayeti’ne gönderilen þifre telgraf için bkz: Osmanlý Belgelerinde Ermeniler, ss. 52 – 53.
[19] Alman askeri heyetleri ve çalýþmalarý hakkýnda geniþ bilgi için bkz: Ýlber Ortaylý, Osmanlý Ýmparatorluðu’nda Alman Nüfuzu, (Ýstanbul: 1998).
[20] Felix Guse, Die Kaukasusfront im Weltkrieg: Bis zum Frieden von Brest, (Leipzig: 1940), ss. 7 – 12.
[21] Guse, Die Kaukasusfront..., s. 21 – 27. Osmanlý Üçüncü Ordusu Kurmay Baþkaný Felix Guse’nin söz konusu hatýralarýnýn dýþýnda, Almanya’nýn askeri kanadýnýn “Ermeni sorunu” na bakýþ açýsýný yansýtan “Der Armenieraufstand 1915 und seine Folgen (1915 Ermeni Ayaklanmasý ve Sonuçlarý)” baþlýklý bir de makalesi bulunmaktadýr. Makalenin Türkçe çevirisi için bkz: Selami Kýlýç, “Osmanlý Üçüncü Ordusu Kurmay Baþkaný Felix Guse’nin ‘1915 Ermeni Ayaklanmasý ve Sonuçlarý’ Adlý Makalesi”, Ermeni Araþtýrmalarý, Sayý: 4, Ankara (Aralýk), 2001- (Ocak-fiubat), 2002, s.55 – 75.
| |