Bayramdan önce dört kiþiden oluþan bir grup aydýn bir bildiri yayýmlayarak, Osmanlý Ermenilerin maruz kaldýðý “Büyük Felâket”e duyarsýz kalýnmasýný ve inkâr edilmesini vicdanlarýnýn kabul etmediðini, bu adaletsizliði reddettiklerini bildirdiler ve kendi hesaplarýna Ermenilerden özür dilediler.
Basýn haberlerine göre bu bildiri önce bazý aydýn ve/veya tanýnmýþ kiþilerin imzasýna sunulacak, muhtemelen yýlbaþýndan sonra, internet üzerinden, bir yýl kadar sürecek kampanya halinde, herkesin imzasýna açýlacaktýr.
Konunun esasýna girmeden önce bir hususa açýklýk getirmemiz gerekmektedir. Bildiri metninde geçen Büyük Felâket sözcükleri Ermenicede, 1915 olaylarý için, soykýrým anlamýnda kullanýlan Metz Yegern’in Türkçe çevirisidir. Bildiriyi kaleme alanlar, her nedense, bu safhada “soykýrým” kelimesini kullanmaktan kaçýnmýþlar ve Ermenice bir eþ anlam seçmiþlerdir. Bu soykýrým kelimesinin özellikle Türkiye’de yarattýðý olumsuz tepkilerden ileri gelmiþ olabilir. Bu kurnazlýða ilk önce 2001 yýlýnda Papa Jean-Pierre II baþvurmuþ ve Türkiye’nin eleþtirilerini hafifletmek amacýyla Erivan’da, soykýrým deðil Metz Yegern demiþti.
Konunun esasýna gelince önce kiþilerin özür dilemeleri için diðer kiþilere veya topluklara zarar veren, en azýndan inciten bir hareket yapmýþ olmalarý gerekmektedir. Olaya bu açýdan bakýldýðýnda, aradan bir asra yakýn zaman geçtiði için bugün yaþayan kimsenin Ermeni tehcirinden sorumlu olmadýðý görülür. Dedeleri için özür diledikleri düþünülebilir. Ancak bunun için de dedelerinin o zaman tehcirle ilgili bir sorumluluk taþýmasý gerekmektedir ki bu çok nadir bir olaydýr. Biz þahsen bildiri sahibi dört kiþinin dedelerinin böyle bir iþe bulaþtýklarýný hiç zannetmiyoruz. Belki dedeleri arasýnda Ermeni çetecileri tarafýndan öldürülmüþ olanlar vardýr veya eðer Balkan göçmeni idiyseler belki Bulgar, Yunan veya Sýrp kurþunlarýyla ölmüþ olabilirler. Diðer yandan tehcirden sorumlu olduklarý halde dahi suçun ve her türlü sorumluluðun kalýtýmsal olmadýðýný, kimse dedesi suçlu diye suçlu olmayacaðýný o nedenle de özür dilemesi gerekmeyeceðini, özür dilediði takdirde bunun hiçbir hukuki sonucu olmayacaðýný belirtmemiz gerekmektedir.
Bildirinin dikkat çeken noktalarýndan biri de Ermenilerin maruz kaldýðý felakete duyarsýz kalýndýðý iddiasýdýr. Aslýnda Türkiye’de yakýn tarihin, geniþ halk kitleleri olduðu kadar aydýn kesim tarafýndan da pek bilinmediði bir gerçektir. Ancak bu durum Ermeniler için olduðu kadar Türklerin baþýna gelen felaketler için de geçerlidir. Yanlýþ bir eðitim politikasýndan kaynaklanan bu durumun son zamanlarda, özellikle Ermenilerin durumu hakkýnda yapýlan araþtýrmalarla deðiþmeye baþladýðý memnuniyetle görülmektedir.
Bildirideki Ermenilerin baþýna gelenlerin Türkiye’de inkâr edildiðine gelince Ermeniler soykýrým savýný Osmanlý Ýmparatorluðuna karþý olduðu kadar günümüz Türkiye’sine karþý da bir suçlama þeklinde ortaya attýklarýndan ve bu iddialarýn temelinde tazminat ve toprak gibi bazý talepleri olduðu da açýkça belli olduðundan bunlara karþý Türkiye’de tepki gösterilmesi gayet normaldir. Bunun sonucu olarak Türk halkýnýn çok büyük bir kesimi soykýrým iddialarýný kesinlikle reddetmekte ve buna baðlý olarak Türk siyaseti de ayný çizgiyi izlemektedir. Birbiriyle çeliþen pek çok siyasi eðilim ve akýmýn mevcut bulunduðu T.B.M.M’de bir kiþinin dahi Ermeni iddialarýný kabul etmemesi, hem Ermeniler hem de onlarý destekleyen yabancý çevreler için üzerinde durulmasý gereken bir durumdur.
1915 olaylarýnýn günümüzde Türk ve Ermeni iliþkilerini tayin etmesine ve bu iliþkilerin geliþmesini engellemesine bir son verilmesi bu olaylarýn kin, nefret ve intikam duygularýndan ve ütopik siyasi çýkar hesaplarýndan arýndýrýlmýþ bilimsel bir þekilde incelenmesine baðlýdýr. Bu baðlamda Türkiye’nin Tarihçiler Ortak Komisyonu önerisinin yaþama geçirilmesi gerekli bir ilk adým olarak addedilmelidir.
Söz konusu bildirinin neden yayýmlanmasý ihtiyaç duyulduðuna gelince, açýklamalara bakýlýrsa bu tamamen kiþisel bir giriþimdir. Diðer bir deyimle imzalayanlar insancýl düþüncelerle ve özellikle de adalet duygusuyla hareket etmektedirler. Hal böyleyse o zaman neden yakýn tarihimizde kendi mensup olduklarý toplumun baþýna gelen büyük felaketlerle ilgilenmemekte neden, 19. asýrdan baþlamak üzere Osmanlý Ýmparatorluðunun kaybettiði topraklardan kovulan, birçoðu öldürülen ve ser sefil halde Trakya ve Anadolu’ya sýðýnan insanlardan bahsetmemekte ve neden, baþta Ermeniler olmak üzere, bunlara sebep olanlardan özür dilemeleri istememektedirler. Özellikle Balkan Savaþlarýnda, Birinci Dünya Savaþý içinde ve sonrasýnda, Kurtuluþ Savaþýnda Türk ve diðer Müslümanlarýn uðradýðý mezalim gayet iyi belgelenmiþ durumdadýr. Diðer yandan Ermenilerin yirmi yýl öncesine kadar Türk diplomatlarýn, sadece Türkiye’yi temsil ettikleri için öldürülmelerini de bu meyanda ele almak gerekmektedir. Bu cinayetlere hiç deðinmemesi onlarýn unutulmasý için izlenen bilinçli politikaya katkýda bulunmaktýr.
Kanýmýzca bu bildirinin en olumsuz yönü Ermenilerin acýlarýný Türklerin acýlarýna tercih etmesi ve böylelikle de temelde Türkiye ve Türklere karþý adaletsiz bir davranýþ sergilemesidir.
Her ne kadar bu bildirinin kiþisel bir giriþim olduðu ileri sürülse de baþkalarýnýn da imzalamasýnýn istenmesi ve bunun için bir yýl kadar sürecek bir kampanyanýn söz konusu olmasý ortada, kiþisel bir giriþimin ötesinde, mümkün olduðu kadar fazla sayýda Türk’e Ermeni soykýrýmý olduðunu kabul ettirmeyi amaçlayan bir siyasi bir hareket mevcut olduðunu kanýtlamaktadýr. Görülen odur ki, önce duygusal yönü nedeniyle fazla sayýda kiþiyi etkileyebileceði düþünülen “özür” ile iþe baþlanacak, kiþiler özrü benimserse soykýrýmý tanýmak veya kabul etmeye geçilecek, bir süre sonra Ermenilere tazminat verilmesi gündeme gelecek, bu da baþarýlabilirse Doðu Anadolu’dan bir miktar topraðýn Ermenistan’a verilmesi aþamasý baþlayacaktýr.
Bu kampanyanýn neden þimdi baþlatýldýðý da üzerinde ayrýca durulmasý gereken bir konudur. Kanýmýzca bunun baþlýca nedeni Cumhurbaþkaný Gül’ün Erivan’ý ziyaretiyle baþlayan yumuþama sürecinin Türk kamuoyunda iyi karþýlanmasý, Ermenistan ve Ermenilerle olan anlaþmazlýklarýn bir an önce çözümlenmesi arzusunun belirgin hale gelmesidir. Bu durum bildiriyi hazýrlayanlarda Ermeni iddialarýnýn aþamalý bir þekilde kabulü sürecinin baþlatýlmasý için kamuoyunun psikolojik yönden hazýr olduðunu düþündürmüþ olsa gerektir. Bu vesileyle yaklaþýk 2000 yýlýndan bu yana bazý ABD ve AB çevrelerinin “Türklerin tarihleriyle yüzleþmesi” gerektiðinin ileri sürdüðünü, bu amaçla bazý giriþimler baþlattýðýný ve bazý kuruluþ ve kiþileri desteklediðini hatýrlamamýz gerekmektedir. Böylelikle Türklerin tarihleriyle yüzleþerek, diðer bir deyimle kendilerine yöneltilecek suçlamalarý kabul ederek milliyetçi tutum ve davranýþlardan uzaklaþmasý ve söz konusu çevrelerden gelecek akým ve önerileri fazla direnmeden kabul etmesi amaçlanmaktadýr. Kýsaca Türklerin bir tür siyasi eðitime tabý tutulmasý söz konusudur. Özür kampanyasýný bu “eðitimin” bir parçasý olarak görmekte yarar vardýr.
Diaspora ve Ermenistan basýný bu bildiriyi haber olarak vermiþ ve kayda deðer bir yorumda bulunulmamýþtýr. Bunun, giriþimin yeni olmasý ve ne gibi bir sonuç vereceðinin þimdiden kestirilememesi yanýnda özrün Ermeni taleplerini karþýlayamayacak kadar düþük düzeyde bir jest olmasýndan ileri gelmesi olasýdýr. Nitekim birkaç gün sonra Ermenistan’da 300 aydýn tarafýndan Cumhurbaþkaný Gül’e gönderilen bir açýk mektupta Türkiye Ermeni soykýrýmý gerçeðini kabul etmediði sürece iki millet arasýnda samimi bir diyalogun ve gerçek bir uzlaþmanýn mümkün olamayacaðý belirtilmiþtir.
Ermenistan resmi çevrelerinden de bir tepki gelmemiþtir. Ermenistan, diplomatik iliþki kurmak için Türkiye’nin soykýrým iddialarýný tanýmasýný istemediðini birçok kez resmen açýkladýðýna göre özür dikkate alýnmaya deðer bir öðe deðildir. Diðer yandan diplomatik yoldan yürütülen ciddi müzakerelerde özür gibi duygusallýklarýn yer almasý da pek görülmemektedir.
Bu bildirinin ne gibi sonuçlarý olabileceðine gelince Türklerin kendi kendileri suçlamalarýný öngören her giriþimin militan Ermenileri yüreklendirdiðini ve daha da uzlaþmaz bir tutum içine girmelerine neden olduðunu belirtmemiz gerekmektedir. Bu ise öncelikle Türkiye ile müzakereleri yürüten günümüz Ermenistan Hükümeti için güçlük yaratacak ve taviz vermemek endiþesi bu müzakereleri çýkmaza götürebilecektir.
Diðer yandan Türkiye’de bazý aydýnlarýn aynen Ermeniler gibi düþündüðünün ortaya çýkmasý, Baþkan Obama’nýn ekibindeki soykýrýmýn kabulünden yana olanlara, Amerikan Meclislerinden soykýrýmý tanýyan kararlar çýktýðý takdirde Türkiye’nin sert tepki göstermeyeceði kanýsýný verebilecek bu da söz konusu kararlarýn alýnmasýný kolaylaþtýracaktýr. Ayný mülahazalar bazý ülkelerin parlamentolarýnda bekleyen karar tasarýlarý için de geçerlidir. Ancak deneyimler Türkiye’ye yapýlan baskýlarýn beklenenin aksine sonuç verdiðini ve genelde Türkiye’nin tutumunun sertleþmesine neden olduðunu göstermektedir. Böyle olduðu takdirde Türkiye-Ermenistan arasýnda normal iliþki kurulmasý çabalarýnýn bilinmeyen bir tarihe ertelenmesi olasýdýr.
Kýsaca söz konusu bildiri ve baþlatýlmak istenen kampanya masum gibi görülse de gerçekte bir çok olumsuzluklar yaratabilecek bir potansiyele sahiptir.