Erdal Ýlter: Konu çok detaylýdýr. Bu sebeple, özet olarak deðineceðim. XIX. yüzyýlýn ikinci yarýsýnda, bir “Ermeni Meselesi”nin ortaya çýkýþý, sömürgeci büyük devletlerin (Ýngil-tere, Rusya, Fransa) Osmanlý Ýmparatorluðu üzerindeki emperyalist amaçlarýný gerçekleþtirmek için yarattýklarý meselelerin uzantýsýndan baþka bir þey deðildir. Yani bu sunî meselenin sebepleri geniþ ölçüde “Emperyalizm (Sömürgecilik)” ve onun getirdiði “Þark Meselesi”nde aranmalýdýr. “Emperyalizm (Sömürgecilik)”, bir devletin, diðer bir devlet üzerinde, maddî-manevî kontrol ve nüfûz kurmasý veya üstünlük saðlamasý demektir. Ýþte, Türkiye’nin jeopolitiðini, baþka bir ifade ile, Ortadoðu’daki önemini bilen emperyalist güçler denilen büyük devletler, Osmanlý Ýmparatorluðu’ndaki diðer azýnlýklar gibi, Ermenilerin de koruyucusu olarak ortaya çýkýp, bunlar hakkýnda plânlar, projeler hazýrlayarak, Þark (Doðu) politikalarýný düzenlemeye baþlamýþlardý. “Ermeni Meselesi”nin çýkýþ sebeplerinin, sadece Osmanlý Ýmparatorluðu’nda yaþayan Ermeniler’in sosyal, kültürel, ekonomik, idarî ve siyasî statülerinden doðmadýðý, fakat bu meselenin büyük devletlerin meselesi olarak sunî yaratýldýðý ve “Þark (Doðu) Meselesi” adý ile anýlan milletlerarasý meseleler dizisinin bir parçasý olduðu çeþitli çalýþmalarla ortaya konulmuþtur. “Þark (Doðu) Meselesi”, siyaset adamlarý ve tarihçiler tarafýndan muhtelif þekillerde tarif edilmiþtir. “Þark (Doðu) Meselesi”nin son yüzyýl anlayýþý içinde geniþ kapsamlý bir tarifinde, “Avrupa büyük devletlerinin, Osmanlý Ýmparatorluðu’nu iktisadî ve siyasî nüfûz ve hükmü altýna almak veya sebepler ihdâs ederek parçalamak ve Osmanlý idaresinde yaþayan muhtelif milletlerin baðýmsýzlýklarýný temin etmek istemelerinden doðan tarihî meselelerin tümüne birden “Þark (Doðu) Meselesi” diyoruz.” denilmektedir. Bu cümleden olarak, “Ermeni Meselesi”; “Þark (Doðu) Meselesi”nin Osmanlý Ýmparatorluðu’nun Asya topraklarý üzerindeki uzantýsýdýr. Yani, Anadolu’daki Hýristiyanlarý kurtarma gayretlerinin veya kýsaca “Haçlý Zihniyeti”nin XIX. yüzyýlýn son çeyreðinde Doðu Anadolu’da tezahürüdür. Bu bakýmdan “Ermeni Meselesi”nin temelinde, Avrupa’nýn dinî þuurla beslenen siyasî ve millî tahrikleri yatmaktadýr.
Oya Eren: Ermeni lobileri, Ermeni yazarlarý, Ermeni kuruluþlarý, Ermenistan devleti ve diaspora Ermenileri Türkiye’den ne istemektedirler?
Erdal Ýlter: Ermeniler, Türklerin Ermenilere 1896 yýllarýndan baþlayarak 1923 yýlýna kadar eza-cefa çektirip, sistemli bir soykýrým uyguladýklarýný iddia etmekte ve bu sebeple “Ermeni Soykýrýmý” adý ile dünya kamuoyuna yutturduklarý fiili Türkiye’nin tanýmasýný istemektedirler. Bunun için “Dört T” adýný verilen bir plâný uygulamaya koymaya çalýþmaktadýrlar. Bu plâný 4 baþlýk altýnda özetlemek mümkün olabilir:
1. Tanýtým: Ermeni sorunu bütün dünyaya terör yoluyla tanýtýlacak. Bu ilk aþamada baþarýlý olmuþlardýr.
2. Tanýnma: Sözde iddialar dünya kamuoyunca kabul edilip, Türkiye tarafýndan da tanýnacak,
3. Tazminat: Sözde Soykýrým sebebiyle Türkiye’den tazminat alýnacak,
4. Toprak: Büyük Ermenistan sýnýrlarý içinde yer aldýðý iddia edilen toprak parçasý Türkiye’den koparýlacak.
“Dört T” plânýna dayanarak oluþturulan Ermeni iddialarýndan bazýlarý ise þunlardýr:
- Türkler, Ermenistan’ý iþgal ederek Ermenilerin topraklarýný ellerinden almýþlardýr!
- Türkler, 93 Harbi de denilen 1877-1878 Osmanlý-Rus Savaþý’ndan itibaren ve 1915-1923 yýllarý arasýnda Ermenileri sistemli olarak soykýrýmýna tabi tutmuþlardýr!
- Soykýrýmda hayatlarýný kaybeden Ermenilerin sayýsý 1,5 milyondur!
Dün olduðu gibi bugün de, Ermeni lobilerinin etkilerini kýrmak zor görünmektedir. Çünkü önce bu sunî mesele, Batýlý büyük devletlerin reyleriyle Ermeniler için millî bir mesele haline getirilmiþtir. Aslýnda, ne Osmanlý Ýmparatorluðu ve ne de Türkiye Cumhuriyeti Devleti için bir Ermeni Meselesi olmamýþtýr. Bu suni mesele, Batýlý devletlerin meselesi olarak yaratýlmýþtýr ve bugün de Türkiye’nin istikrarsýzlýða sürüklenmesi için koz olarak kullanýlmaktadýr. Ýkinci olarak, artýk bugün, dinî temalarýn yerini aðýrlýklý olarak eskiden olduðu gibi siyasî temalar almýþtýr. Üçüncü olarak, “Ermeni Soykýrýmý” tabiri bütün dünya literatürüne geçirtilmiþtir. Bir de buna, “Soykýrým” iddialarýný daha gerçekçi, daha kabul edilebilir bir duruma getirmek amacý ile ikinci bir tema daha ortaya atýlmýþtýr. Bu da, “sözde Soykýrým sonucu öldürülen (!) Ermeniler”in sayýlarýdýr. Böylece bu her iki tema birbirini bütünleyerek, yýllarca kullanýlmýþ ve kullanýlmaya devam etmektedir.
Oya Eren: Bazý akademisyenler, “Ermeni Meselesi” konusunun bugün, siyasî bir hüviyete dönüþtürüldüðünü, bu sebeple Türkiye’de yazýlan veya yayýnlanan ilmî kitaplara artýk Batýlý devletlerin bile itibar etmediklerini beyan etmektedirler. Ayrýca, gerçeðin salt arþiv belgelerine dayanýlarak ortaya çýkarýlmasý için, Türk ve Ermeni tarihçilerinden mürekkep ortak bir komisyonun kurulmasý teklifleri de gündeme taþýnmýþtýr. Ancak Türkiye’nin bu teklifi, Ermeniler tarafýndan reddedilmektedir. Sizin bu konulardaki düþünce ve kanaatiniz nedir?
Erdal Ýlter: Konuya uzak bazý tarihçilerin, “Ermeni Meselesi, bugün artýk siyasî hüviyeti dönüþtürülmüþtür.” ifadeleri, sathî ve indî ifadelerdir. Güdümlü olarak söylenmektedir. Çünkü, bu sunî mesele, 1877-1878 (93) Osmanlý-Rus Harbi sonrasýnda imzalanan Ayastefanos ve Berlin Antlaþmalarý ile zaten daha o tarihlerde siyasî hale getirilmiþtir. 2/3 Aralýk 1920’de Ermenistan ile yapýlan Gümrü (Alexandropol) ve 16 Mart 1921 tarihli Kars ile 24 Temmuz 1923’de yapýlan Lozan Antlaþmalarý ise bu siyasiliðin son halkalarýný teþkil etmektedir. “Ermeni Meselesi” konusunun, 1920’de Gümrü, 1921’de Kars ve 1923’de Lozan Antlaþmalarý’nda, baþka bir ifade ile, milletlerarasý antlaþmalar ile tarihin derinliklerine gömüldüðü biliniyorken, þimdi, “Ermeniler ile masaya oturalým, konuyu tarihçiler tartýþsýn” demek, Gümrü, Kars ve Lozan Antlaþmalarý’ný tanýmamak ve tartýþmaya açmak demektir. Yani, tarihçiler ve hükümetler (devletler) aslýnda, Gümrü, Kars ve Lozan’da milletlerarasý alanda siyasî olarak kapatýlmýþ olan bu meseleyi, bilerek veya bilmeyerek, günümüzde tekrardan milletlararasý plâtforma taþýmaktadýrlar!
Ermeni iddialarýnýn daha 1920’lerde çöktüðünü söyleyebiliriz. Birinci Dünya Savaþý sonrasý, 1919-1922 yýllarý arasýnda Osmanlý resmi görevlilerine karþý yürütülen yasal sürecin bir parçasý olarak Ermeni iddialarý araþtýrýlmýþtýr. Yenik Osmanlý Ýmparatorluðu’na zorla kabul ettirilmiþ olan Sevr Antlaþmasý’na göre Osmanlý Hükümeti’nin “katliâmlarla” suçlanan kiþileri Müttefik Kuvvetlere teslim etmesi gerekiyordu. Bunu müteakip, 144 üst düzey Osmanlý yetkilisi tutuklandý ve sýnýr dýþý edilerek Ýngiltere tarafýndan Malta adasýna sürgüne yollandý. Tutuklamalara yol açan bilgiler çoðunlukla yerel Ermeniler ve Ermeni Patrikliði tarafýndan saðlanmýþtý. Sürgündekiler Malta’da göz altýnda tutulurken, Osmanlý Ýmparatorluðu’nun baþkenti Ýstanbul’da bulunan ve burada mutlak yetkiye ve güce sahip Ýngiliz iþgal kuvvetleri de sürgündekiler hakkýnda suçlamada bulunmak üzere her yerde kanýt aramaktaydý. Ýngiliz ve Osmanlý arþivlerindeki dokümanter kanýtlarýn incelenmesini Ýngilizlerce göreve atanmýþ bir Ermeni bilim adamý olan Haig Khazaryan yürüttü. Ne var ki Osmanlý Hükümeti’nin ve Malta’ya sürülen Osmanlý görevlilerinin Ermenilerin öldürülmesi yönünde emir verdiklerini veya teþvik ettiklerini gösteren herhangi bir kanýt bulamadý. Bunun üzerine, Ýngiltere Dýþiþleri Bakanlýðý, Amerikan Hükümeti’nin mutlaka “katliâmlar” zamanýnda derlenmiþ çok sayýda dokümanter kanýta sahip olduðunu düþündü. Doðrusu, eðer iddia edilen katliâmlar 1915-1917 yýllarý arasýnda meydana geldiyse, Amerikalýlarýn çok sayýda dokümana sahip olmalarý gerekiyordu. Zira, o dönemde Amerikan diplomatik ve konsolosluk görevlileri Türkiye’de serbestçe görevlerini yerine getirmekteydiler. Dahasý, ayný zamanda birçok yerde faaliyet gösteren ve misyonerlerden oluþan Nearest Relief Society adlý Amerikan yardým kuruluþuna Osmanlý Hükümeti’nce tehcir esnasýnda yardým faaliyetlerini yerine getirme müsaadesi verilmiþti. Dolayýsýyla iþlenen suçlara tanýklýk etmiþ ve Osmanlý resmî görevlilerine karþý kullanýlabilecek mahiyette birçok kanýt toplamýþ olmalarý gerekirdi. Böylece, Ýngiliz Dýþiþleri Bakanlýðý ümitsizlik içerisinde dikkatini Washington’da bulunan Amerikan arþivlerine çevirdi. 31 Mart 1921 tarihinde Lord Curzon Ýngiltere’nin Washington Büyükelçisi Sir A.Geddes’e aþaðýdaki telgrafý gönderdi: “Malta’da, Majestelerinin Hükümeti’nin elinde, Ermeni katliâmlarýna suç ortaklýðý ettikleri iddiasýyla tutuklu Türkler bulunmaktadýr. Suç kanýtý saptamakta önemli ölçüde güçlük var.. Lütfen Amerika Birleþik Devletleri’nin elinde soruþturma amaçlý olarak bir deðeri olabilecek herhangi bir kanýt bulunup bulunmadýðýný araþtýrýp belirleyiniz.”
Washington’daki Ýngiliz Büyükelçiliði bu telgrafa 13 Temmuz 1921 tarihli aþaðýdaki yanýtý gönderdi: “Sayýn Lordum, ekibimin bir mensubunun Amerikan Dýþiþleri Bakanlýðý’ný ziyaret etmiþ olduðunu size bildirmek onuruna sahip oldum. Bu katliâmlar hususunda Birleþik Devletler Konsoloslarýnýn vermiþ olduðu raporlarý görmesine izin verilmiþ... Saygýlarýmla bildiriyorum ki Lordum, bu raporlar içerisinde Türklere karþý kanýt olarak kullanýlabilecek mahiyette hiçbir husus bulunmamaktaymýþ...” Soruþturmalarýn sonucunda Ermeni iddialarýný destekleyecek hiçbir kanýt bulunamadý. Malta’daki iki yýl dört ay süren tutukluluk döneminin ardýndan sürgün olan tüm Osmanlý yetkilileri yargýlanmadan serbest býrakýldýlar ve göz altýnda tutulan bu kiþilere tazminat ödenmedi.
Yukarýdaki sebeplerle, milletlerarasý antlaþmalarla bundan hemen 90 yýl önce halledilmiþ bir konuyu tekrardan nasýl tartýþacaksýnýz? Ayrýca, Ermenistan, Gümrü, Kars ve Lozan Antlaþmalarý’ný tanýmamakta, Sevr paranoyasý anlayýþýyla, Türkiye’den toprak taleplerinde ýsrar etmektedir. Aslýnda mesele, Türkiye’nin meselesi deðildir. Mesele, batýlý devletlerinin meselesi haline getirilmiþtir ve bu sebeple o ülke parlamentolarýnda gündeme getirilmekte ve Türkiye aleyhine kararlar alýnmaktadýr. Baþta Taþnak Partisi olmak üzere bütün Ermeni kuruluþlarý ve Ermeni halký, Kiliselerinin önderliðinde sözde soykýrýma inandýrýlmýþlardýr. Onun için, masaya oturmazlar.
Oya Eren: Ermenilerin, “Ermeni Meselesi” konusunda aleyhlerine yazýlmýþ olan kitaplarý dünya ve ülke kütüphânelerinden yok ettikleri veya piyasadan toplattýklarý söyleniyor. Bu konuda bu tür toplatýlan veya yok edilen kitaplara ait örnekler var mýdýr?
Erdal Ýlter: Gerek Osmanlý Devleti ve gerekse Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafýndan arþiv belgelerine dayalý olarak Osmanlýca, Türkçe, Ýngilizce ve Fransýzca olarak hazýrlanýp basýlmýþ ve yurtdýþýna daðýtýma tabi tutulmuþ birçok kitap ve broþür, Ermeni basýn militanlarý tarafýndan kütüphânelerden alýnmýþ ve geri getirilmemiþtir. Diðer taraftan, bu kitaplar kitapçýlardan toplu olarak satýn alýnýp imha edilmiþtir. Bu faaliyet, bugün de devam etmektedir. Fakat Ermeniler, sadece Türkler tarafýndan deðil, diðer milletler ile Ermeni yazarlarý tarafýndan yazýlan kitaplarý da imha etmiþlerdir veya kaynak olarak kullanmazlar. Onlarýn bu faaliyetlerine üç kitabý örnek olarak gösterebiliriz. Bunlardan birisi, Türk dostu olmasý sebebiyle Fransýzlar tarafýndan da sevilmeyen, Fransýz yazar Pierre Loti’nin kaleme aldýðý ve 1918’de Fransa’da basýlan “Les Massacres d’Arménie” (Ermenistan Katliâmlarý) adlý 40 sayfalýk broþürdür. Broþürün 27-28. sayfalarý Ermeniler’in aleyhine ifadeler bulunmasý sebebiyle basým sýrasýnda sansüre tabi tutulmuþtur. Pierre Loti, sansüre uðrayan anýlan broþürünü, 1919’da Paris’de bastýrdýðý ve Türkiye’yi övücü çeþitli makale ve mektuplardan oluþan “Les Alliés Qu’il Nous Faudrait” (Bize Gerekli Müttefikler Onlardý) adlý kitabýna da koymuþtur. Ancak bu defa anýlan kitaptaki sansürlü kýsýmlar bastýrýlmýþtýr. Ancak, Ermenileri aþaðýlayýcý ifadeler bulunan bu bölümü vermeyeceðim. Ermeniler tarafýndan birçok kütüphâneden toplatýlan ve Ermeni yazarlarý tarafýndan kaynak olarak kullanýlmayan “Ermenistan Katliâmlarý” adýný taþýyan anýlan broþür, coðrafî adýndan dolayý Ermeniler’e uygulandýðý iddia edilen katliâmlarý akla getiriyor. Pierre Loti, bu ifadeyi kasýtlý kullanarak, aslýnda Doðu Anadolu’da Türklerin Ermeniler tarafýndan katledildiklerini anlatmaktadýr. Bu sebeple, Ermeniler aleyhlerine yazýlmýþ olan bu broþürü nasýl tersyüz edip, kendi lehlerine kullanacaklardýr? Onlara göre en geçerli yol, broþürlerin imha edilmesidir.
Ýkinci örnek yayýn ise, “A Qui la Faute? Aux Partis Rév. Arménien” (Hata Kimde? Ýhtilâlci Ermeni Partilerinde) adlý 70 sayfalýk kitaptýr. Ermeni piskoposu Gevond Turyan tarafýndan kaleme alýnan ve 1917’de Ýstanbul’da basýlan kitap, Ermeni kilisesinin bir itirafnâmesi niteliðindedir. O dönem itibariyle kitap, Ermeni Komiteleri’nin, Patrikhâne’nin ve Ermeni Cemiyetleri’nin gerçek yüzlerini ortaya koymaktadýr. Gevond Turyan, daha sonra göçettiði New York’da Ermeni Kilisesi’nde bir âyini idare etmek için geldiðinde, sözde davaya ihanet ettiði gerekçesi ile Taþnak teröristleri tarafýndan býçaklanarak öldürülmüþtür. Kitabý ise, birçok kütüphâneden ya toplatýlmýþ, ya da imha edilmiþtir. Ermeni tarihçi ve yazarlarý da bu kitabý kaynak olarak kullanmazlar.
Ermeni Taþnak basýn militanlarý tarafýndan kütüphânelerden toplatýlan diðer bir eser de, 1918-1920 yýllarý arasýnda baðýmsýz olarak kurulan Ermenistan Cumhuriyeti’nin ilk Baþbakaný olan Hovhannes Kachaznuni tarafýndan kaleme alýndýðý iddia edilen ve 1923’de Bükreþ’de Taþnak Partisi’nin konferansýnda metin olarak okunan ve bilâhare ayný yýl baþlarýnda Viyana’da Ermenice olarak bastýrýlan “Taþnak Partisi’nin Artýk Yapacaðý Bir þey Kalmamýþtýr” (Dashnaktsutiun Ailyevs Anelik Chuni) adlý 108 sayfalýk kitaptýr. Önce, bu kitabýn hangi þartlarda ve neden yayýnlandýðýný bilmek gerekmektedir. Mühendis olan Baþbakan H. Kachaznuni, bir Taþnak ideologudur. Ermenistan’ýn Sovyet iþgaline uðramasý ile ölüm listesinin baþýnda yer almýþ ve diðer Taþnak yöneticileri gibi 1921 yýlýnda yurtdýþýna kaçarak, 1921-1923 yýllarý arasýnda Budapeþte ve Bükreþ’de ikamet etmiþtir. 1923 yýlýnda birþeyler olmuþtur! Sovyet Rusya tarafýndan ele alýnarak Sovyet casusu olarak kullanýlan H. Kachaznuni’nin, 1923 sonrasý Ermenistan’a dönmesine izin verilmiþtir. Bu karanlýk durum, neyin karþýlýðýnda gerçekleþmiþtir? Ülkesi Ruslar tarafýndan kanlý bir þekilde iþgal edilmiþ bir Taþnak Baþbakaný ve ideologu, durup dururken 1923 yýlýnda Bükreþ’de düzenlenen Parti Konferansý’nda Taþnaklarý aþaðýlayan rapor okuyacak? Þaþýrtýcý bir durum? Taþnaklarýn Ermenistan üzerindeki etkilerini ve isteklerini etkisiz kýlabilmek için, anýlan rapor, Sovyet gizli servisi ÇEKA (Casusluk ve Karþý Devrimle Savaþmak Ýçin Rus Olaðanüstü Komitesi) tarafýndan hazýrlatýlmýþ ve H. Kachaznuni’nin okumasý saðlanmýþ, bilâhare rapor kitap halinde ayný tarihte Ermenice olarak Sovyet parasý ile Viyana’da bastýrýlmýþtýr! Böylece, Ermenistan Cumhuriyeti’nin kurucusu Taþnak Partisi ve yöneticileri, inandýrýcý olsun anlayýþýyla, bizzat onun Baþbakaný tarafýndan mahkûm edilmiþlerdir. H. Kachaznuni’nin yazdýðý kitap (rapor) incelendiðinde, kitabýn çok az bir kýsmýnýn Türk tarihi ile ilgili olduðu görülecektir (en fazla 7 sayfa kadar). Kitabýn geri kalan kýsmý ise tamamen Sovyet Rusya’ya övgü düzen cümlelerle doldurulmuþtur. Kitapta, devamlý olarak Çarlýk Rusyasý suçlanmakta, Komünist Rusya ise övülmektedir. H. Kachaznuni þöyle demektedir: “Bolþevikler Ermenistan’a lâzýmdý ve bugün de ayný biçimde lâzýmdýr… Yurtdýþýnda oturarak, bu tehlikesiz ve uzak yer-den yumruklarý sallamak gibi bir eylem, Taþnak Partisi’ne yakýþmaz…Taþnak Partisi’nin Artýk Yapacaðý Bir þey Kalmamýþtýr…Taþnak Partisi tarihin elinde bir âletti. Onun yeri artýk millî müzedir, sahneden çekilmelidir.”.
Ancak, Sovyet güdümlü anýlan raporun (kitabýn) Bükreþ’de okunmasýndan bir ay sonra (Mayýs 1923’de), bu defa, Taþnak Merkez Komitesi, H. Kachaznuni’nin raporunun tamamen tersi olan resmî bir rapor (1915-1923 arasý) yayýnlamýþtýr (H. Kachaznuni’nin ve Taþnak Merkez Komitesi’nin bu raporlarý, tarafýmdan tenkitli olarak bir monografi halinde yayýna hazýrlanmaktadýr). Taþnak Merkez Komitesi’nin Batý dünyasýna hitaben yayýnladýðý bu resmî raporda, Taþnak parti yönetiminin ve lejyonerlerin faaliyetleri sayesinde, tahminen 300.000 civarýnda Ermeni’nin 1914 yýlýnda, Van, Erzurum ve Bitlis’den Kafkasya’ya nakledildikleri de belirtilmektedir. Bu durum, kayýp Ermeni nüfusu konusunda Taþnak Partisi’nin resmî bir itirafýdýr. Ayrýca, Sovyetler tarafýndan Taþnaklar’a karþý bir “Sürek Avý”nýn baþlatýldýðý ve kimlerin nasýl yok edildikleri isim verilerek geniþ þekilde anlatýlmaktadýr. Taþnak Merkez Komitesi bu raporunda, H. Kachaznuni’nin raporundaki ifadelerin tam tersini beyan ederek, “Taþnak Partisi bütün bu korkunç olaylara raðmen, yok edilemeden, dimdik faal ve nüfuz sahibi olarak varlýðýný sürdürmektedir ve çekiç ile örs arasýnda kalan Ermeni demokrasisinin kaderini yönlendirmeye çalýþacaktýr.” demektedir. Ýþte, Taþnak Merkez Komitesi’nin bu resmî karþý raporu (Mayýs 1923 tarihli) da, Bükreþ’de okunan konferans metninin H. Kachaznuni’nin kaleminden çýkmadýðýnýn en önemli delilidir. Yani, H. Kachaznuni’nin kitabý, aslýnda bir Sovyet kara propaganda kitabýdýr.
Yukarýda yapýlan açýklamalardan çýkan tek sonuç; H. Kachaznuni’nin yazdýðý iddia edilen kitabýnýn, diaspora Taþnak basýn militanlarý tarafýndan kütüphânelerden toplatýlmasý veya imha edilmesinin asýl nedeni, Komünist Sovyet düþmanlýðý ile Taþnak Partisi’nin aþaðýlan-masý ve görevinin sona erdiði iddiasý idi. Yani Taþnaklar, bu kitabýn kendi kamuoylarý tarafýndan okunmasýný önlemek istemiþlerdi.
Oya Eren: Ermenilerin eskiden beri, dünya kamuoyunu etkilemek için yoðun bir propaganda faaliyeti yürüttükleri bilinmektedir. Onlarýn bu propaganda çalýþmalarýný örneklendirebilir misiniz?
Erdal Ýlter: Ermenistan dýþýndaki ülkelerde ve Ermenistan’da bu sözde meselenin Ermeni çocuklarýna nasýl anlatýldýðý ve yýllarca beyinlerin nasýl yýkandýðý hususu buna örnektir ve çok büyük bir önem arzetmektedir. Türkiye’deki tarih kitaplarýndan sözde “Ermeni Meselesi” konusundaki bilgilerin temizlenmesini isteyenler, “Ders Plânlarý” ve “Çalýþma Haritalarý” baþlýklý, iki kýsýmdan oluþan ve okullarda okutulan; ABD’de Virginia’da bulunan St. James Armenian Church’deki “The Education Center” (Eðitim Merkezi) tarafýndan Ýnternette bütün dünya Ermeniliðine ilân edilen, ayrýca videolarý da bulunan “The Armenian Genocide” baþlýklý ders notlarý için neler söyleyeceklerdir, merak etmekteyim? Bu ders notlarýnýn, tam anlamýyla Türk düþmanlýðýný genç Ermeni çocuklarýna aþýlamak amacýyla hazýrladýðýna þüphe yoktur. Dikkat edilirse, konuyu Ermeni Kilisesi gündemde tutmaya devam etmektedir.
Burada, Ermeni kuruluþlarýnýn kýsa (taktik), orta ve uzun (stratejik) vadeli plânlarla nasýl çalýþtýklarýna da iþaret etmekte yarar görmekteyim. Bu hususun Türk halký ve yönetimi tarafýndan iyi deðerlendirilmesi gerektiði inancýndayým. Bu cümleden olarak, “Sözde Ermeni Meselesi”ni güncelleþtirerek faaliyetlerini yürüten Taþnak, Hýnçak ve Ramgavar partileri ve bunlara baðlý kuruluþlar, aþaðýdaki hususlar çerçevesinde “Ermeni Davasý” (Hai Tahd)’nýn zafere ulaþtýrýlacaðýna inanmaktadýrlar.
a. Avrupa Konseyi ile Avrupa Güvenlik ve Ýþbirliði Teþkilâtý (AGÝT) nezdinde Türkiye’nin çalýþmalarýný engellemek ve sözde “Ermeni Soykýrýmý”ný en iyi þekilde anlatarak, kanýtlamak,
b. Birleþmiþ Milletler (BM) nezdinde Türkiye’de insan haklarýnýn çiðnendiði yolunda faaliyet göstermek, BM ve onun bünyesinde yer alan UNESCO’da bu çalýþmalarý yönlendirmek ve tanýtýmýný yapmak,
c. Türkiye’deki Ermeni sanat eserleri ile ibadethânelerinin korunmasý ve bunlarýn Ermeniler tarafýndan muhafaza edilmesinin saðlanmasý için ortam yaratmak,
ç. Elden alýndýðý ve iþgal edildiði iddia edilen topraklarý ve bu topraklar üzerindeki kültür ve sanat eserlerinin iadesini istemek, manevî deðerlerin ön plânda istek olarak belirtilerek, Ermeni Davasý’ný akademik ve siyasî bir polemik haline getirmek,
d. Türkiye aleyhine yapýlacak her türlü propagandanýn plânlý ve kitlesel olmasýna ve daðýtým gücünün fazlalýðýna itina göstermek,
e. Türkiye’de insan haklarýna saygý gösterilmediðini ve tarihi saptýrýp yapmacýk tarihler meydana getirildiðini açýklamak (yurtiçindeki lobileriyle birlikte),
f. Türkiye’deki Ermeni toplumunun þu andaki durumunu deðerlendirmek ve bunu siyasî propagandada delil olarak kullanmak (Meselâ, Prof. Dr. Tessa Hofmann’ýn “Armenians in Turkey Today” adlý çalýþmasý vb.),
g. Türkiye’de zorla Müslümanlaþtýrýlmýþ Ermenilerin bulunduðunu devamlý olarak vurgulamak,
h. Türkiye’nin yapmakta olduðu propagandalarý ve basýn yoluyla yaptýðý menfi neþriyatý dikkatle takip etmek ve tekzibi yoluna gitmek,
ý. Türkiye’de, Ermeni yazarlarýnýn ve Türk düþmaný yabancý yazarlarýn Türkleri kötüleyen kitaplarýný ve makalelerini süratle Türkçe’ye çevirip halkýn istifadesine sunmak (Meselâ, Ermeni yandaþý Taner Akçam ve Ermeni tarihçi Vahakn N. Dadrian’ýn yayýnlanan kitaplarý ve makaleleri vb.),
i. Türkiye’nin, Lozan Antlaþmasý’ný ihlâl ettiðini ve Osmanlý Devleti’nin devamý olduðunu iþlemek,
j. Verilecek mücadelenin zamanýnýn uzatýlarak, tanýtým iþinin yayýlmasýný kolaylaþtýrmak,
k. Dâva (Hai Tahd)’nýn, mazlum bir toplumun dâvasý olduðunu anlatmak,
l. Her ülkenin ahlâk, terbiye ve âdetleri gözönüne alýnarak, Ermeni Dâvasý’nýn ön plâna çýkarýlmasý yolunda çalýþmalar yürütmek,
m. Ermeni gençlerinin, özellikle bu faaliyetlere taze kan olarak katýlýmlarýný saðlamak.
Bütün bu nedenlerle, Ermeni lobilerinin etkilerini kýrmak zor görünmektedir.
Oya Eren: Fransa ile Ermeniler arasýnda güçlü bir bað olduðunu biliyoruz. Fransa’nýn bu Ermeni aþký nereden kaynaklanmaktadýr?
Erdal Ýlter: Ýlk ve Orta Çaðlarda, Adana, Tarsus, Kozan (Sis), Silifke, Mersin, Ýskenderun, Ayas gibi þehir ve kasabalarýn bulunduklarý yerlere idarî bölge ismi olarak Kilikya deniliyordu. Ortaçað’da 1095-1374 tarihleri arasýnda bu bölgede kurulan “Kilikya Ermeni Baronluðu” Bizans, Anadolu Selçuklu Devleti ve Moðollara vergi vererek mevcudiyetini muhafaza etmiþtir. Fransýzlar, Ýngilizler, Almanlar, Ýsviçreliler hemen herkes bu Baronluðu, Kýrallýk olarak niteleyerek, bu kýrallýðýn kültürü ve politik kurumlarýyla bu bölgenin varisleri olduklarýný dünyaya ilân etmiþlerdir. Tabiî ki tarihte böyle, rütbe verilerek yaþayan bir kýrallýk aslýnda mevcut deðildir. Kýrallýk tacý da, Papa II. Innocentus tarafýndan verilmiþtir.
Bakýnýz Papa, Ermeni Baron’u II. Levon’a 1187-1219) bu konuda neler söylemektedir:
“Sana bu tacý Haçlý Seferleri’ne yardýmcý olman, mülkünü ordularýmýza askerî üs olarak vermen için yolladýk, sana Haçlýlar’a yardým etmen için bu tacý yolladýk. Kýrallýk titri soyuna geçmeyecek. Sen Haçlýlarýn emrindesin bunu iyi anla, ortada kýrallýk adýyla bir konu yok, Haçlýlarýn emrinde bizim seçtiðimiz bir Baron var…” (Bkz., Mehlika Aktok Kaþgarlý, Kilikya Tâbi Ermeni Baronluðu Tarihi, KÖK Yayýnlarý, Ankara 1990, s.XII).
Bu ifadeler, Ermenilerin ve Batýlý bazý devletlerin Kýrallýk olarak adlandýrdýklarý kuruluþun gerçek mahiyetini de açýkça sergilemektedir.
Bu baronluðun prenslerinden bazýlarý Fransýz Lusignan hanedanýna mensup olduklarýndan Fransýzlar, Ermenileri kardeþleri olarak görmekte idiler. Nitekim 1920’lerde yapýlan Ermeni propagandalarýnda Ermenistan için “Doðunun küçük Fransasý” adý kullanýlýyordu (Zikr., Yahya Akyüz, Türk Kurtuluþ Savaþý ve Fransýz Kamuoyu, 1919-1922, Ankara 1975, s.85).
Türkiye’nin Millî Mücadele yýllarýnda (1919-1922), güney cephesinde, Fransýz iþgal ordularýnda Ermeni lejyon askerleri de bulunmakta idi. Bunlarýn binlerce silâhsýz masum Türkü nasýl katlettikleri bilinmektedir. Bugün de Fransa, iç siyaset yönünden ve Orta-Doðu’da iflas etmiþ görünen tarihî menfaatlarýný koruyabilmek için yine Ermeni konusunu ele almýþ görünmektedir. Ayrýca, geçmiþte de, ASALA terörüne karþý etkisiz ve tepkisiz kalmasý da boþuna deðildir.
Millî Mücadele döneminde, Fransa ile 20 Ekim 1921 tarihinde Ankara Antlaþmasý’nýn yapýlmasý, iþgal boyunca yaptýklarý akýl ve hayale sýðmayan zulümleri sebebi ile Ermenileri telâþ içinde býrakmýþtý. Çünkü güney’de bir Ermeni Devleti kurma düþünceleri yok olmuþ, bölgenin Türklere ait olduðu tasdik edilmiþti. Ancak maksatlý ve yanlýþ haber yayýcýlar tekrar sahneye çýkmýþlardý. Meselâ, Ekim 1921’de “Kilikya Problemi ve Fransa’nýn Doðu’da Geleceði” baþlýklý kitabýný yayýnlayan E. Altiar adýnda bir kadýn yazar, Ankara ile dostça bir barýþ yapmanýn imkânsýzlýðýný, aslýnda Ermenilerin çoðunluk teþkil ettikleri Kilikya’yý Fransa’nýn Türklere vermemesi gerektiðini savunuyordu (Yahya Akyüz, a.g.e., s. 153). Ýtilâf Devletleri, “Büyük Ermenistan” davasýndan ümitlerini kesmiþler, fakat eski müttefiklerini Kilikya’da kurulacak ve 500-600 bin Ermeni yerleþtirilecek olan “Ocak” veya “Ermeni Yurdu” gibi boþ lâflar ile avutmak ve Ermeni hâmiliðinden sýyrýlmanýn çarelerini aramak istemiþlerdir. Lozan’da da bu yolda gayret göstermiþler, ancak netice alamamýþlardýr. Böylece Fransýzlarýn, Ermenilerin sýrtýndan gerçekleþtirmeye uðraþtýklarý sömürgeci çabalarý Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluþu ile suya düþmüþtü.
Özet olarak, iþte Fransa’nýn Ermeni aþký, yukarýda yazdýðýmýz açýklamalardan kaynaklan-maktadýr.
Oya Eren: Sayýn Hocam, Ermenistan’da ve çeþitli ülkelerde, sözde “Ermeni Soykýrýmý” adýna dikilmiþ pekçok anýt var. Bu anýtlar dikilmeye devam edilirken, ayrýca Azerbaycan’ýn önemli bir kýsmý Ermeni iþgali altýndayken, Türk-Ermeni iliþkilerinin düzelmesi mümkün mü?
Erdal Ýlter: Bugün dünyanýn çeþitli ülkelerinde (2003 yýlý itibariyle 26 ülkede) 143 adet “Sözde Ermeni Soykýrým Anýtý” bulunmaktadýr. Bugün bu rakam, 150 ‘ye yaklaþmýþtýr. Bu ülkelerde kaç adet anýt bulunduðunu þu þekilde belirtebiliriz.
Arjantin’de: 4 adet, Bulgaristan’da: 2 adet, Kanada’da: 3 adet, Ermenistan’da: 28 adet, ABD’de: 27 adet, Fransa’da: 35 adet, Ýran’da: 6 adet, Suriye’de: 6 adet, Lübnan’da: 5 adet, Avusturya’da: 2 adet, Avustralya’da: 2 adet, Ýngiltere’de: 1 adet, Belçika’da: 1 adet, Brezilya’da: 2 adet, Uruguay’da: 2 adet, Kýbrýs’da: 2 adet, Almanya’da: 1 adet, Yunanistan’da: 2 adet, Mýsýr’da: 1 adet, Þili’de: 2 adet, Ýsrail’de: 1 adet, Hollanda’da: 1 adet, Ýtalya’da: 2 adet, Polonya’da: 1 adet, Ukrayna’da: 3 adet, Ýsviçre’de: 1 adet, anýt bulunmaktadýr.
Bu anýtlar aþaðýda belirtilen anlayýþlarla dikilmiþlerdir.
1. Bu anýtlarýn bir kýsmý, 1915 yýlýnda Osmanlý Ýmparatorluðu’nda öldürüldüðü iddia edilen 1.500.000 Ermeni’nin adýna dikilmiþtir.
2. Bir kýsmý, 1915 yýlýnda Van’da öldürüldüðü iddia edilen Ermeniler adýna dikilmiþtir.
3. Bir kýsmý, 1915 yýlýnda Musa Daðý’nda ve 1917 yýlýnda Ermeni Lejyonu’nda iken öldürüldüðü iddia edilen Ermeniler adýna dikilmiþtir.
4. Bir kýsmý, 1921 yýlýnda Gaziantep’de öldürüldüðü iddia edilen Ermeniler adýna dikilmiþtir.
Türk-Ermeni iliþkilerinin düzeltilebilmesi için, bu anýtlarýn da ortadan kaldýrýlmasý veya üzerindeki kin kusan ifadelerin silinmesi gerekmiyor mu?
Türkiye’de, Ermeni çeteleri tarafýndan toplu katliâma uðramýþ Türklere ait mezarlar açýlmakta ve buralara anýtlar dikilmektedir. Yani, olaylarýn geçtiði yerlerde anýtlarýmýz vardýr. Ermeniler ise, yukarýda verdiðimiz gibi hiç ilgisi olmadýðý halde iddia ettikleri soykýrýma ait anýtlarý yurtdýþýnda açmaktadýrlar. Bundan da, sözde meselenin nasýl siyasî olarak devam ettirildiði ve o ülkelerin menfaatlarýna uygun bir duruma çekildiði anlaþýlmaktadýr.
Bugün, Türkiye’de Ýstanbul’da Ermeni diasporasýnýn da gayretleri ve destekleriyle düzenlenen toplantýlarda, “1919 yýlýnda Taksim’e Ermeniler için ‘soykýrým anýtý’ dikildiði, anýtýn Divan Oteli’nin bulunduðu yerde olduðu, ancak bu anýtý bir daha görenin olmadýðý” iddia edilmektedir. Bu çeþit iddialar, Ermenilerin ve yandaþlarýnýn eski bir oyunudur. Aslýnda bu iddia, öldürüldüðünü iddia ettikleri 1.5000.000 Ermeni adýna, Ýstanbul’da anýt dikilmesi projesine hazýrlýk çalýþmasýdýr. Ermeni odaklarý, geçmiþ yýllarda da, anýt dikilemeyeceðini bildiklerinden, “Türkler’den de 1915 olaylarýnda ölenler vardýr. Bu sebeple, bir yüzü Ermenilere, diðer yüzü Türklere ait olmak üzere ortak bir anýt dikilmelidir” anlayýþýný gündeme getirmiþlerdi. Bu sebeple dikkatli olunmasý gerekmektedir.
Bu anýtlarýn dikilmeye devam edilmesi ve Azerbaycan’ýn önemli bir kýsmýnýn Ermeni iþgali altýnda bulunmasý, Türk-Ermeni iliþkilerinin düzelmeyeceði anlamýna gelebilir. Ermenilerin Daðlýk Karabað politikalarýnýn, Azerbaycan’dan toprak kazanýp, sorunu sürüncemede býrakma taktiði olduðu anlaþýlmaktadýr. Ermenilerin, Karabað’da baþlattýklarý eritme politikalarýna paralel olarak Türkiye’yi de devamlý gündemde tutmalarý sebepsiz deðildir. Onlarýn amacý, Birinci Dünya Savaþý’nýn sonunda büyük devletlerin desteði ile gerçekleþtirmeye çalýþtýklarý “Büyük Ermenistan”ý, yeniden gündeme getirmektir. Daðlýk Karabað üzerindeki Ermeni iddialarý ve istekleri, bu amacýn ilk basamaðýný teþkil etmektedir.
Kafkasya’da oluþturulacak barýþ ortamýnýn Türkiye-Ermenistan dostluk iliþkileri yanýnda diðer bölge devletleri için de bir istikrar ortamý yaratacaðý þüphesizdir. Bu sebeple, Ermenistan ile Azerbaycan arasýndaki Daðlýk Karabað sorununun, taraflar arasýnda âdil bir çözüme kavuþturulmasý önem arzetmektedir. Bu noktada, Ermenistan Cumhuriyeti’ne tarihî bir görev düþmektedir. Bu sorunun çözülmesini müteakip, Türkiye-Ermenistan sýnýr kapýlarýnýn açýlmasý, Türkiye açýsýndan deðerlendirilebilecek bir husus olarak görülmektedir.
Oya Eren: Ermenistan Cumhuriyeti’nin teröre bulaþtýðý doðru mudur? Ermenistan, bazý tarihçilerin iddia ettikleri gibi terörist bir devlet midir?
Erdal Ýlter: Ermenistan’ýn, bugün iþgalci ve saldýrgan bir devlet olduðu Batý tarafýndan da tescillenmiþtir. Terörist bir devlet görüntüsü de vermektedir. Türkiye’nin çok dikkat etmesi gerekmektedir. Türkiye AB sevdasý uðruna Batýlý devletler tarafýndan, terörist bir devlete sýnýr kapýlarýný açmaya zorlanmaktadýr. Acaba, Türk Büyükelçiliklerine, Büyükelçilerimize ve Baþkonsoloslarýmýza silâhlý eylem yapan ve fakat birçoðu bulunamayan ASALA (Ermenistanýn Kurtuluþu Ýçin Ermeni Gizli Ordusu) ve JACG (Ermeni Soykýrýmý Adalet Komandolarý) adlý Ermeni terör örgütlerine baðlý teröristler Ermenistanda mý ikâmet etmektedirler? Ermenistan devleti, Ermeni teröristlere hamilik mi yapmaktadýr? Bu teröristlerin Türkiye’ye teslim edilmeleri ve yargýlanmalarý gerekmiyor mu? Bu baðlamda:
1. 09 Mart 1983 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Belgrad Büyükelçisi Galip Balkar’a suikast düzenleyerek ölümüne sebep olan Harutyun Kirkor Levonyan ve Raffi Aleksandr Elbekyan, yakalanarak yargýlanýp, haklarýnda 20’þer yýl hapis cezasý verilmiþti. Ancak, Harutyun Kirkor Levonyan 4 yýl, 2 ay kadar hapis yattýktan sonra hastalýðý ileri sürülerek serbest býrakýldý. Diðer terörist Raffi Aleksandr Elbekyan da, 03 Aralýk 1990 tarihinde Yugoslavya Cumhurbaþkaný Slobodan Miloseviç tarafýndan affedilerek hapisten kurtuldu. Her iki terörist de Ermenistan’a gittiler.
2. 15 Temmuz 1983 tarihinde, Fransa’da Orly Uluslararasý Havaalaný’ndaki Türk Havayollarý Bürosu’na bomba yerleþtiren, 8 kiþinin ölümüne ve 60 kiþinin de yaralanmasýna sebep olan ve Fransa mahkemesince tutuklanarak hakkýnda ömür boyu hapis cezasý verilen terörist Varujyan Garbiçyan, Fransa ile Ermenistan arasýnda yapýlan bir anlaþma sonucunda, Nisan 2001’de serbest býrakýldý. Þu anda, Ermenistan’da bulunmaktadýr.
3. ASALA-RM (ASALA-Devrimci Hareketi)’nin lideri Monte Melkonyan, Fransa’daki faaliyetleri sonunda (1980-1985), yandaþlarý ile birlikte Ermenistan’a gitti. Onlarýn düþüncelerine göre, sýra Batý Ermenistan’ý (Doðu Anadolu’yu) kurtarmaya gelmiþti. Burada, Daðlýk Karabað savaþlarýnda adamlarýyla birlikte Azerilere karþý savaþtý. 1993 yýlýndaki bir çatýþmada öldü. Cenazesi, Erivan’da devlet töreniyle kaldýrýldý, Ermeni kahramanlarý seviyesine (!) çýkarýlarak, devasa bir heykeli dikildi.
4. Ayrýca, ASALA terör örgütünün, arþivini Ermenistan Hükümeti’ne baðýþladýðý dünya basýn-yayýn organlarýnda yazýlmýþtýr. Bu arþiv, Ermenistan’da müzeye konulmuþtur.
Bütün bunlar, Ermenistan Cumhuriyeti’nin teröre ne kadar bulaþtýðýný ve terörün ortasýnda bulunduðunu göstermiyor mu? Þimdi vefat etmiþ olan Amerikalý yargýç Samuel A. Weems, 2002 yýlýnda yazmýþ olduðu “Armenia: Secrets of a Christian Terrorist State” (Ermenistan: Bir Hýristiyan Terörist Devletin Sýrlarý) adlý kitabýnda, çok doðru bir mütalâa olarak, “Ermenistan, küçük, terörist, kinci, saldýrgan bir ülkedir.”, “Ermenistan, terörizm ihraç etmektedir.”, “Ermenistan, arþivlerini açmamakla neyi saklamaktadýr?” demektedir.
Oya Eren: Ermeni terörü denince aklýmýza, ASALA (Ermenistanýn Kurtuluþu Ýçin Ermeni Gizli Ordusu) ve JCAG (Ermeni Soykýrýmý Adalet Komandolarý)’ýn 1970’li ve 1980’li yýllarda Türk ve yabancý hedeflere karþý yaptýklarý saldýrýlar mý gelmelidir? ASALA ve diðer Ermeni terör örgütlerin Batý’da daha çok eylem gerçekleþtirmelerinin nedenleri nelerdir?
Erdal Ýlter: Þimdi Ermeni terörü deyince 1970’leri, 1980’leri düþünmeyeceðiz. Ermeni terörünün bir evveliyatý var. Bunu anlayabilmek için, Osmanlý Ýmparatorluðu’na gitmemiz gerekiyor. XIX. yüzyýlýn ikinci yarýsýna gitmemiz gerekiyor. XIX. yüzyýlýn baþlarýnda Ermeniler’e “Millet-i Sâdýka” adý verilmiþti. Osmanlý Ýmparatorluðu’nda rahat bir hayat tarzý içinde bulunuyorlardý. Hatta bunlar, 1856 Islahat Fermaný’ndan sonra, elçilik rütbesiyle mükafatlandýrýlmýþlardý. Diðer bakanlýklarda görevli olarak bulunuyorlardý. Birdenbire XIX. yüzyýlýn ikinci yarýsýnda bir þeyler olmaya baþladý, isyan hareketleri ortaya çýktý. 1860’lý yýllar Osmanlý Ýmparatoruluðu’nda yaþayan Ermeniler için dönüm noktasý olmuþtur. Çünkü 1860 yýlýndan itibaren, fesat yuvalarý olacak cemiyetlerini kurmaya baþlamýþlardý. Tabii 1860’lardan önce bir takým ayaklanmalar var ama bunlar aslýnda devlete vergi vermeme anlayýþýndan, yani devletin vergi alsýn, almasýn itirazlarýndan dolayý bir takým ayaklanmalar var. Fakat 1860’dan sonraki ayaklanmalar, Osmanlý Devleti’nde baðýmsýzlýk amacýyla yapýlan ayaklanmalardýr. Terör onun için yapýlmýþtýr. Meselâ, ilk ayaklanma ve terörün orada Müslüman halka karþý kullanýlmasý, 1862 tarihinde Zeytûn’da olmuþtur.
Hani bize bazý þeyler þöyle anlatýlýr, yazýlýr. “1878’den sonra bu isyanlar baþladý” denir. Hayýr. Osmanlý Ýmparatorluðu’nda Ermenilerin ilk baðýmsýzlýk yolundaki isyanlarý, Zeytûn Ýsyaný’dýr. 1862’de baþlýyor. Zeytûn, bugünkü Kahramanmaraþ’a baðlý Süleymanlý nahiyesinin o zamanki adý. Leo Babakhanyan adýnda bir Ermeni tarihçisi var. Bu tanýnmýþ bir tarihçidir. “ Türkiye’de Ermeni Ýhtilâli’nin Ýdeolojisi” adlý iki ciltlik kitabý var. Orada ne diyor biliyor musunuz? “Bu Zeytûn Ýsyaný’ný çýkaran veyahut bu yolda komite kurmak için Ýstanbul’a Rusya’dan gelen kiþi, Mikael Nalbandyan adlý birisidir” diyor.
Diðer yandan Fransa’nýn da bu bölgede bir takým faaliyetleri var. Yani biz 1862’deki Zeytûn’da bulunan Ermenilerin isyaný ve etrafa terör uygulamalarýnýn arkasýnda Rusya ile Fransa’yý görüyoruz. Zaten Fransa’nýn Ermenilere karþý bir sempatisi vardýr, Ortaçaðlardan gelen bir þeydir bu. Bu konuya yukarýda deðinmiþtik. Lusignan soyu vardýr, Fransýz. Onlarla bir akrabalýk var. Onun için meselâ, Maraþ, Zeytûn, Adana, Mersin, o bölgede kurulan, “Kilikya Ermeni Krallýðý” vardýr. Krallýk derler. Krallýk deðil, baronluðu. Ermeni Kilikya Baronluðu. Onlarla bir haþýr neþir olmuþlardýr.
Yani, Leo Babakhanyan’ýn söylediði gibi, o tarihte Fransa ve Rusya tarafýndan desteklenen bir harekettir bu. Tabii bunun diðer sebepleri arasýnda þunlarý da söylememiz gerekiyor. Meselâ Amerika’dan Osmanlý Ýmparatorluðu’na gelen bazý Ermenilerin fesatçý giriþimleri var. O tarihlerde gelen misyonerler var. Yine Rusya’nýn Kafkasya’daki politikalarý var. Meselâ Rus ordusunda, Çar’ýn ordusunda bulunan bazý Ermeni subaylarýnýn Kafkasya’da Osmanlý Devleti’ndeki Ermenilerle temasa geçmeleri ve onlarý Osmanlý Devleti’ne karþý kýþkýrtmalarý meselesi var. Tabii bu arada, Avrupa devletlerinin de, 1878’den sonra yaratýlan sunî “Ermeni Meselesi”ni kýþkýrtmalarý var, bunlarý söyleyebiliriz. Ancak 1862’den sonra çýkan isyanlar (terör), 1890’lara kadar baþarýlý olamamýþ. Bu sefer ne yapmýþlar? Yurtdýþýnda faaliyete geçmiþler. Meselâ, Taþnak dediðimiz örgütü kurduruyorlar Tiflis’te, 1890’da. Ondan önce, 1887’de Ýsviçre’nin Cenevre þehrinde yine Rus Ermenilerinden, öðrenciler tarafýndan ihtilâlci Hýnçak örgütü kuruluyor. Bunlar sonradan partileþme sürecine geçip, parti durumuna geleceklerdir.
Ermeni terörü çift yönlüdür. Yani bir devlete karþý, bir de Ermeni vatandaþlara, namuslu Ermeni vatandaþlarý yoldan çýkarýp kendisine muti kýlmak amacýyla yapýlan terör. Bunu ben söylemiyorum, bunu Ermeni yazarlar söylüyor. Kitaplarýnda var. Öldürülen Ermenilerin isimleri, hangi amaçla öldürüldükleri, böyle bir durum var. 1862 yýllarýndan 1927 yýlýna kadar deðiþik yoðunlukta yani 65 yýl devam eden devlete yönelik Ermeni terör eylemlerinin listesi çok uzun tabii. Çok kýsa olarak, meselâ Erzurum Olayý (Haziran-1890); Kumkapý Gösterisi (15 Temmuz 1890, Hýnçaklar); Merzifon-Kayseri-Yozgat Olaylarý (1892-1893, Hýnçaklar); Sasun Hareketi (1894, Hýnçaklar); Bab-ý âli Gösterisi (30 Eylül 1895, Hýnçaklar); Zeytûn Ýsyaný (Temmuz 1895, Hýnçaklar); Van Ýsyaný (Haziran 1896, Taþnaklar); Osmanlý Bankasý Baskýný (26 Aðustos 1896, Taþnaklar); Yýldýz Suikastý-Abdülhamit’e bombalý suikast (21 Temmuz 1905, Taþnaklar); Berlin Suikastý-Sadrazam Talât Paþa’nýn Katledilmesi (15 Mart 1921, Katil: Soghomon Tehliryan); Roma’da eski Sadrazam Sait Halim Paþa’nýn Katledilmesi (6 Aralýk 1921, Katil: Arþavir Þirakyan); Berlin’de yine Ýttihat Terakki yöneticilerinden Dr. Bahaeddin Þakir ve Cemal Azmi’nin katledilmeleri (17 Nisan 1922); Tiflis’te Bahriye Nazýrý Büyük Cemal Paþa ile iki yaverinin, Teðmen Süreyya ve Binbaþý Nusret beyin katledilmeleri (25 Temmuz 1922, Katiller: Karekin Lalayan ve Sergo Vartanyan); Lozan’da Ýsmet Paþa’ya suikast tehditleri (1022-1923); Atatürk’e Ermeni teröristlerce 1924-1927 yýllarý arasýnda altý suikast hazýrlanmýþ, fakat baþarýya ulaþmamýþ. Bab-ý âli gösterisi, bunun içinde terör var. Teröristlerin bir kýsmý yakalanýyor. Ama bakýn neler oldu.
Sadrazam Talât Paþa’yý katleden Soghomon Tehliryan serbest býrakýldý. Roma’da Sait Halim Paþa’ya suikast yapan Arþavir Þirakyan ayný. Dr. Bahaeddin Þakir ve Cemal Azmi’yi katledenler bulunamadý bile. Bahriye Nazýrý Cemal Paþa’yý Karakin Lalayan ve Sergo Vartanyan þehit ettiler. Ne oldu? Hepsi serbest býrakýldý bu teröristlerin. Yani yukarýda söylediðimiz banka olayý ve diðer olaylarda teröristler yakalanýyor, fakat büyük devletlerin baskýsýyla serbest býrakýlýyorlar. Bakýnýz çok enteresan burasý. Þimdi, bu teröristlerin bir kýsmý yakalandý diyoruz ya. Bir Ýngiliz veya Rus büyükelçisi gidiyor saraya, “Bunlarý serbest býrakacaksýnýz” diyor. Ýþi araþtýrýyorsunuz, bu ayaklanma ve banka basma olaylarý veyahut diðer olaylarýn arkasýnda Ýngilizleri, Ruslarý veyahut diðer Fransýz gibi, Ýtalyan gibi büyükelçilikleri görüyorsunuz. Bunlar belgelidir.
Diðer bir þey, bakýnýz çok önemli bu. Taþnak ve Hýnçaklarýn terör ve suikast metotlarý, günümüzdeki terör olaylarýný yaratan Ermeni gruplar tarafýndan da aynen yapýlmýþtýr. Hatta PKK tarafýndan da yapýlmýþtýr. Bakýnýz çok özel bir þey bu. Meselâ, 1915’te Muþ mutasarrýfý Servet Bey, Ermeniler tarafýndan kahve ile zehirlenmiþtir. Bugün düþünürseniz, bundan 6-7 yýl evvel bizim Genelkurmay Baþkaný Doðan Güreþ Paþa ve diðer bazý paþalarýn kahve ile zehirlenecekleri meselesi vardý. Bunu nereden öðreniyoruz biz? Bakýnýz bunu da yine bir Osmanlý kaynaðýndan öðreniyoruz. Osmanlý kaynaðý diyor ki: 1915 yýlýnýn Ocak ayýydý. Ermeniler tarafýndan kutlanan bir bayram dolayýsýyla, Muþ mutasarrýfý Servet Bey, Ermeni piskoposuna nezaket ziyareti yaptý. Her türlü cinayeti iþlemekten kaçýnmayan Ermeniler, bu defa da Servet Bey’i kendisine zehirli kahve takdim ederek öldürmeyi karalaþtýrdýlar. Servet Bey þüphe etmeden kendisine verilen kahveyi içti ve bu ölümüne sebep oldu, diye uzun uzun burada bunu anlatýyor. Metotlar ayný, yani deðiþmiyor.
ASALA veya diðer Ermeni terör örgütlerin Batý’da daha çok eylem gerçekleþtirmelerinin bazý nedenleri var. Bu ikinci safha tabii. Gourgen (Karekin) Mýgýrdýç Yanikyan’ýn Amerika’da iki mümtaz diplomatýmýzý öldürmesiyle baþladý (27 Ocak 1973) ve böylece geniþledi bu eylemler. Ýþte ASALA (Ermenistanýn Kurtuluþu Ýçin Ermeni Gizli Ordusu), daha sonra TAÞNAK’a baðlý olan bir takým örgütler çýktý. JCAG/ARA (Ermeni Soykýrýmý Adalet Komandolarý) gibi. Þimdi niçin bu örgütler, Batý ülkelerinde Türk hedeflerine yapýlandan daha çok eylem yapmýþlardýr? Bunun sebebleri var. Hani Türk hedeflerine, büyükelçilerine, diplomatlara, þuraya, buraya yapýyorlar da, Batý ülkelerine neden daha çok eylem yapmýþlar. Bunun sebebi nedir? Bir kere örgütün silâhlý propagandasýný yapmak. Her türlü silâhlý ve bombalý eylem. Örgütün adýný duyuracaklar ki etrafýna bol adam toplayabilsin. Þimdi bunlar terör yaptýðý için, Avrupa ülkelerinde yakalanýp, içeri atýlýyorlar, yakalananlar var tabii. Avrupa ülkelerinde, terör nedeniyle tutuklu bulunan örgüt mensuplarýnýn serbest býrakýlmalarýný saðlamak için terör uyguluyorlar. Meselâ, Fransa’da tutuklanmýþ deðil mi? Fransýz hedefine eylem yapýyor. “Ya býrakacaksýnýz, ya bombalayacaðým” diyor. Ýsviçre’de yakalanýyor adam, mahkeme sürüyor. Hayýr. Bombalýyor, serbest býrakacaksýnýz diyor. Batý’da olmasýnýn nedenlerinden biri, Avrupa devletlerini Türkiye’ye karþý tutumlarýndan dolayý onlarý uyarmak. “Türkiye’ye iyi davranmayýn veyahut iþte þöyle yapýn, böyle yapýn” diye bombalý eylem yapýyorlar. Lübnan’dan Ermeni göçünü durdurmak için, Avrupa devletlerini uyarý olarak bombalama eylemleri yapýyorlar. Çünkü Lübnan’dan göç varmýþ, bu göçü durdurmak için. Batý’ya yüklüyorlar bunu siz yapýyorsunuz diye. Göçü durdurmak için Batýlý ülkeleri, meselâ Ýtalya’yý bombalýyor, eylem yapýyorlar. Avrupa devletlerine, ülkelerinde bulunan Ermeniler’e karþý baskýcý tutumlarýndan dolayý bombalý eylem yapýyorlar. Meselâ, Fransa’da bu eylemler olduðu zaman, Fransýz hükümeti bu Ermeniler üzerinde bir baský kurdu. Göz açtýrmýyor ya, sen misin göz açtýrmayan? Fransýz hedeflerini bombalama eylemi yapýyorlardý. Mahkemelerde hüküm giyen Ermeni teröristlerin mahkûmiyetlerini protesto etmek için bombalama eylemi gerçekleþtiriyorlardý. Yani Batý’da Ermeni terörünün yoðunluk kazanmasýnýn sebepleri bunlardýr.
Orly uluslararasý havaalanýnda, Türk Hava Yollarý bürosunda zamansýz patlayan bomba, 8 kiþinin ölümüne, 60 kiþinin yaralanmasýna sebep oldu. Tabii bu ASALA’nýn parçalanmasý açýsýndan bir dönüm noktasý sayýlabilir. Ama ASALA’nýn parçalanmasý daha evvel var, hareketler var da bu artýk son nokta oluyor. Nasýl oluyor bu iþ? Bu dönüm noktasýný nasýl söyleyebiliriz? Meselâ, ASALA liderlerinden, Monte Melkonyan var. Bu çýkýyor, diyor ki: “Bu bir kör terörizmdir. Ben bunu kýnýyorum ve ayrýlýyorum ASALA’dan” diyor. Ve kendi adamlarýný topluyor, Aðustos 1983 tarihinde “ASALA-Devrimci Hareketi” diye bir grup kuruyor ve böylece örgüt ikiye ayrýlýyor. Tabii o arada ASALA’nýn durumu biraz sarsýlýyor. Çünkü Fransa’da yasal olarak kurulmuþ, Ermeni Ulusal Hareketi var, MNA. Bunun lideri, Ara Toronyan idi. O da bu yapýlan hareketi kýnýyor, o da ASALA’dan desteðini çekiyor. Yani çok önemli þey bunlar. Bakýnýz þimdi ne var biliyor musunuz? Meselâ Hagob Hagobyan’dan bahsedilir, ASALA lideri. Bu adam Fransa’ya girip çýkýyor, Fransa hiçbir þey yapmýyor. Fransýz terör uzmaný Claude Moniquet’in yazdýðýna göre (La guerre sans visage, Paris 2002, s. 121), ASALA ile Fransýz yetkilileri arasýnda mutat olan bir anlaþma yapýlmýþtý. ASALA Fransa’da herhangi bir harekette bulunmayacak olursa, Fransýz polisi onlarýn Fransa’yý bir üs olarak kullanmasýna göz yumacaktý (1982 itibariyle).
“Orly saldýrýsýndan sonra Ermeni terörü büyük ölçüde azalmýþtýr” görüþüne de ben katýlmýyorum. Niye katýlmýyorum? Çünkü bu olay 15 Temmuz 1983’te oldu. 1983’ten 1991’e kadar bu Ermeni terör örgütlerinin faaliyetleri devam etti. Türk hedeflerine, dýþiþleri mensuplarýna karþý eylemlere devam edildi. Türk hedeflerine 13, yabancý hedeflere 5 adet eylem var. Bunlar ufak þeyler deðil. Ben tabii hepsini burada söylemiyorum. Meselâ, 27 Temmuz 1983 tarihinde, Portekiz Lizbon büyükelçilik binasýna JCAG/ARA’nýn 5 tane teröristi girdi. Ve çýkan çatýþmada Lizbon büyükelçiliði mensuplarýndan, Yurtsev Mýhçýoðlu’nun eþi Cahide Mýhçýoðlu, bir Portekizli polis ve 5 Ermeni terörist öldü. Arkadan 27 Mart 1984 tarihinde, Tahran büyükelçiliðinde askeri ateþe yardýmcýsý astsubay Ýsmail Pamukçu evinin önünde ASALA’nýn silâhlý saldýrýsýna uðradý. 27 Mart 1984’te, 28 Mart 1984, 28 Nisan 1984, 20 Haziran 1984, yani Ýran’da üç tane, 20 Haziran 1984’te de Viyana büyükelçiliði çalýþma müþaviri vekili Erdoðan Özen, arabasýna yerleþtirilen uzaktan kumandalý bombanýn patlatýlmasý sonucu hayatýný kaybetti. JCAG/ARA üstlendi bunu. Evner Ergun var yine öldürülen. Ali Coþkun Kýrca, Allah rahmet eylesin, büyükelçi, Ottowa büyükelçiliðinde idi. 12 Mart 1985’de JCAG/ARA teröristleri burayý bastýlar, büyükelçimiz ikinci kattan atladý, hatta ayaklarýndan yaralandý, hastaneye kaldýrýldý. Bir Kanadalý güvenlik görevlisi öldü. Yani, Orly olayý Ermeni terörünü azaltmýþtýr diye bir þey söylenemez.
Oya Eren: Hocam, 1877-1878 yýllarýndan 2008 yýlýna kadar geçen 130 senelik sürede, “Ermeni Meselesi”ni nasýl deðerlendiriyorsunuz?
Erdal Ýlter: 1877-1878 Osmanlý-Rus Savaþý sonrasý imzalanan Ayastefanos ve Berlin Antlaþmalarý’na sýkýþtýrýlan maddeler ile sunî olarak tarih sahnesine çýkarýlan “Ermeni Meselesi”nin büyük devletlerin çýkarlarý ile ilgili politik yönü, bugün Türkiye’de ilköðretimden yükseköðretime kadar pek az kiþi tarafýndan bilinir. Neden? Çünkü yýllarca, sanki olaylarýn müsebbibi Türklermiþ gibi, konuyu Ermeniler çarpýtarak iþlerlerken, bizler gerçekleri unutturmaya, Ermeniler tarafýndan öldürülen yüzbinlerce masum Türk’ün kanýný görmezlikten gelmeye çalýþmýþýzdýr. Lozan Antlaþmasý’ndan sonra konunun kapanmýþ olduðunu zannederek, “Türkiye Devleti’nin bir Ermeni Meselesi yoktur.” demiþ, “Su uyur, düþman uyumaz” atasözünü de bir tarafa koyarak, bu sunî meseleye tabu olarak bakmýþýzdýr. Böylece, “geçmiþi karýþtýrýp yaralarý tazelemeyelim” anlayýþýndan hareket edilerek gerçekler unutturulmuþ ve 2000’li yýllara ulaþýlmýþtýr. Türk Hükümetleri’nin bu tutumu þüphesiz Türk milletinin karakterinden kaynaklanmaktadýr. Tarihi boyunca, düþmanýna elini önce uzatan Türk milleti bu asaletinin karþýlýðýný maalesef daima acý sonlarla kapamýþtýr.
Yýllar önce (1976’da) bir lisede, ikinci sýnýfta, Tarih öðretmeni Selçuklu Türkleri ile Moðollar arasýnda cereyan eden 1243 Kösedað Savaþý’ný öðrencilerine anlatýrken, Türklerin Ermenilere gerek yönetim, gerekse dinî alanda müsamahakâr davrandýklarýný, Ermenilerin ise bu iyi niyete karþýlýk, Selçuklu Sultaný’nýn kendilerine sýðýnan annesi ile kýzkardeþini Moðollara teslim ettiklerini, Hýristiyanlar hakkýnda daima iyi sözler yazmýþ olan Süryani tarihçisi Ebûl Farac’ýn bu olayý kýnadýðýný ve Ermenilerin bu hareketinin hükümdarlar nazarýnda haklý sayýlamayacaðýný söylediðini, Ermenilerin son yýllarda da dýþ güçlerin tahrikleriyle yurtdýþý temsilciliklerimize saldýrýlarda bulunduklarýný ifade etmiþtir. Teftiþ için derste bulunan Ortaöðretim müfettiþi, dersin bitiminden sonra öðretmene: “Aman hocam, siyasî ortamý düþünelim, Ermeni konusunu bu þekilde iþlemeyelim.” diyebilmiþtir.
Ýþte Türkiye’deki durum böyle geliþmiþ ve zamanýn iktidarýnýn anlayýþýna göre, “Ermeni Meselesi” denilen sunî konuya okullarda bu þekilde yön verilmeye çalýþýlmýþtýr. Devletin deðil, hükümetlerin politikalarý takip edilmiþtir. Hatta bu yolda kitap yazanlar, o çalkantý içerisinde “tutucu” olarak gösterilmiþlerdir.
Türkiye’de 1970’lerden itibaren yazýlan Ermeni konusuna ve Türk-Ermeni iliþkilerine temas eden kitaplar daha çok günlük ihtiyaçlara cevap verir, diðer bir deyimle cevap yetiþtirir nitelikte olduðundan, meselelere derinlemesine nüfuz etmek imkâný vermemiþ, hatta yanlýþ anlamalara sebep olabilmiþtir. Meseleler, bu kitaplarýn pek azýnda analize ve senteze tâbi tutulmuþtur. Kaynaklarda Ermenilerin týynetlerine ve yabancý güçler tarafýndan nasýl tahrik edildiklerine dair bilgiler bulunmakla beraber, þimdiye kadar, “Ermenileri kýrarýz, komþularýmýzý ve dostlarýmýzý gücendiririz.” anlayýþý, bizi haklý davamýzda bugün zor durumda býrakmýþtýr.
Osmanlý Ýmparatorluðu’nu çeþitli yönleriyle tenkit edenlerin, devletin parçalanmasýný önleme hususunda “entrikacý” olarak nitelenen II. Abdülhamid’e, onun iyi ve kötü yönlerini ayný potaya koyarak Ermeni aðzýyla “Kýzýl Sultan” diyenlerin kaç tanesi, Osmanlý Ýmparatorluðu’nun çöktüðü devirde bile, “Ermeni Meselesi”ne nasýl ve ne þekilde yaklaþýmda bulunduðunu; bunun için Ermenilerin Türklere yaptýklarý mezâlimi ve büyük devletlerin bu meseledeki rollerini “Millî Kongre Yayýnlarý” adý altýnda çeþitli dillerde yayýnlattýrdýðýný, Türk’ün haklýlýðýný savunmaya çalýþtýðýný bilmektedir?
1900’lerden 2008’lara kadar uzanan 108 yýlda Ermeni ve Ermeni sempatizaný yazarlar tarafýndan kaleme alýnan ve propaganda kokan Ermeni tarihlerinde Türkler kötülenmiþ ve gerçekler tersyüz edilmiþ, sözde “Ermeni Katliâmý”ndan ve adaletten söz edilmiþtir. Onlar herhalde Türkler’in bu konuyu bilmediklerini düþünmüþ olmalýdýrlar. Bu sebeple artýk, tersyüz edilmiþ gerçekler, bizzat Türk ilim adamlarý tarafýndan çeþitli dillerde vaktiyle çok büyük imkânsýzlýklara raðmen yapýlabildiði gibi, günümüzde de yeni yayýnlanacak detaylý ilmî eserlerle ortaya konulmalýdýr. Fransa, Amerika Birleþik Devletleri, Rusya, Ýngiltere, Almanya vb. ülkelerin üniversitelerinin XIX. yüzyýl ortalarýndan itibaren Ermeniler ile ilgili kitaplar yayýnladýklarý bilinmektedir. Ermeni vakýflarý ve kiliseleri tarafýndan propaganda amacýyla yeniden basýlarak dünyaya sunulmakta olan bu kitaplar, tek tek elden geçirilerek en ufak noktalar dahi cevapsýz býrakýlmamalýdýr.
Bugün dünyanýn birçok ülkesinde sözde “Ermeni Katliâmý” adýna 150’ye yakýn anýtýn dikildiði biliniyorken, Anadolu’da Ermeni çeteleri ve istilâcý güçler, Rusya, Ýngiltere, Fransa ve Yunanistan tarafýndan vahþice katledilen masum Türkler adýna güçlü anýtlarýn dikilmemiþ olmasý da düþündürücüdür. Þehit kanlarýyla sulanan bu topraklarda, câni Ermeni çeteleri tarafýndan öldürülerek çukurlara gömülen Türkler’in toplu mezarlarý halâ bulunmakta ve “Gerçek Anýtlar”ýn dikilmesini beklemektedir.
Ermeni kuruluþlarýnýn (Ermenistan, Taþnak, Hýnçak, Ramgavar, Gregoryen kiliseler, Ermeni yayýn organlarý vb.) Türkiye’yi uluslararasý alanda güç durumda býrakmak amacýyla yoðun bir yayýn faaliyetine giriþmeleri gerektiði her zaman kendi yayýn organlarýnda telâffuz edilirken, öte yandan, belgeyebilmek için türlü tahrifata giriþtikleri “soykýrým” ile ilgili olarak yeni tertipler peþinde koþtuklarý ve iþledikleri cinayetlerine suçlu arama gayreti içinde bulunduklarý görülmektedir. Bugüne kadar, dünya devletlerinin arþivlerinde Ermenilerin Türkler tarafýndan plânlanmýþ bir soykýrýmýna uðradýklarýný gösteren bir tek belge bulabilmek mümkün olmamýþtýr. Fakat aksine bütün belgeler ve hatýralar, Ermenilerin Türkleri topluca katlettiklerini göstermektedir. Türkiye aleyhine kullanýlabilecek belgeler yoktur ama, Batýlý bazý oy avcýlarý Ermenilere hoþ görünmek için Türkiye’yi jenositle suçlamaktan geri kalmamaktadýrlar. Bugün Amerika Birleþik Devletleri ve Fransa baþta olmak üzere birçok ülkede Ermeni terör örgütlerinin kontrolü altýnda bulunan dernekler, kuruluþlar, kiliseler ve þahýslar vasýtasýyla yürütülen Türkiye aleyhtarý propaganda bütün yoðunluðu ile devam etmekte ve birçok ilim adamý teröristlerin tehdidi altýnda soykýrým tarihleri yazmaya zorlanmakta, Ermeni iddialarýný haklý gösterme çabasý içerisine sokulmaktadýrlar.
Son otuz sekiz senede (1970-2008) Türkiye’de, Ermeni konusu ile ilgili Osmanlý arþiv belgelerinin ve hatýralarýn yayýnlanmasý, Ermeni iddialarýnýn ne derece yüzeysel, tutarsýz olduðunu ispatlamakta ve iflâs ettiðini göstermektedir. Bu dürüst yayýn faaliyeti, Ermeni kuruluþlarýnýn iþine gelmemekte, onlarýn daha hýrçýn hale gelmelerine sebep olmakta ve yýllarca Türk düþmanlýðý ile beyinlerini yýkadýklarý Ermeni gençliðinin uyanmasýndan ve gerçekleri görmesinden korkmaktadýrlar. 7 Aðustos 1982 tarihinde Ankara Esenboða Havaalaný baskýnýnda yaralý olarak ele geçirilen ASALA militaný Levon Ekmekçiyan’ýn bu yoldaki ifadeleri gerçekten anlamlýdýr. O mahkemede verdiði ifadesinde, “1915 olaylarý hakkýnda bizim büyüklerimiz ve tarihi yazanlar, idarecilerimiz bize o þekilde öðretmiþlerdir ki, Türk milleti bizim kanýmýzý emmiþtir ve þimdi de halen Türk milleti Türkiye’deki Ermeniler ve yurt dýþýndaki Ermeniler’in sonunu getirecek bir yol tutmuþtur. 24 yaþýnda olan ben bu fikirlerle beyni yýkanmýþ olduðu halde, bu yanlýþ fikirleri bize empoze edenlerin sadece kendi keyifleri ve menfaatlarý için bu iþe tevessül ettiklerini anlýyorum ve þimdi anlýyorum ki, Türk milleti, Türk hükümeti bizim düþmanýmýz deðildir. Bizim düþmanýmýz, bizim sahiplerimiz ve tarihimizi yazanlardýr.” demektedir.
Aklý selim sahibi Ermeniler tarafýndan lânetlenen ASALA, Taþnak, Hýnçak, Ramgavar ve diðer kuruluþlar, gerçeklerden o kadar korkmaktadýrlar ki, bu sebeple, dünyanýn çeþitli ülkelerinde müsait bulduklarý kütüphânelerde bulunan ve tarihî gerçekleri anlatan kitaplarý usulünce imha etme yoluna dahi baþvurmaktadýrlar.
Ermeni kuruluþlarýnýn sözde davalarýný güncel tutabilmek için her türlü taktiðe baþvurduklarý bilinmektedir. Ýngiltere Dýþiþleri Bakaný Lord Curzon’un daha 11 Mart 1920 tarihinde Avam Kamarasý’nda söylediði “Ermeniler masum kuzu deðillerdir.” sözü hatýrlardan silinememiþtir. “Masum kuzu” olmadýklarý Türkler tarafýndan çok iyi bilinen Ermeni terör örgütleri, Taþnak, Hýnçak ve Ramgavar vb. kuruluþlar, þimdi de insanlýk ölçülerine sýðmayan bir yolu seçerek, uluslararasý platformlarda (UNESCO; Avrupa Birliði) faaliyetlerini insafsýzca sürdürmektedirler.
1973’den beri Ermenilik konusunda, emperyalizmin Türkiye’ye uyguladýðý taktik deðiþmiþtir. Baþka bir ifadeyle, ortaya bir zoka atýlmýþ ve Türkiye’nin bu zokayý yutmasý saðlanýlmýþ, Türk devleti, Türk halký sabah akþam Ermeni konusuyla meþgul edilmeye baþlanýlmýþtýr. Buna, aynen Osmanlý Devleti’nde olduðu gibi günümüzde de karýþmayan devlet kalmamýþ, bu devlet parlamentolarý Türkiye hakkýnda araþtýrmadan yine siyasî kararlar alarak, týpký 100 yýl öncesindeki politikalarýný uygulamaya koyarak, bu defa Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni suçlamaya baþlamýþlardýr. Aslýnda mesele, Hýristiyanlýk meselesi haline getirilmek istenilmektedir!
Oya Eren: Türkiye’de zaman zaman, Ermeni iddialarýna cevap verilmediði ve bu konuda yayýn yapýlmadýðý iddia ediliyor. Gerçekten Türkiye’de, Ermeni iddialarýna cevap veren yayýnlar yapýlmýyor mu?
Erdal Ýlter: Türkiye’de Ermeni iddialarýna karþý, Osmanlý Ýmparatorluðu ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafýndan çeþitli dillerde yayýnlar (Kitap, broþür, dergi, makale) yapýlarak cevaplar verilmiþ, ancak muhatab meseleye siyasî bir veche verip, peþin hükümlü davranmýþ ve davranmaktadýr.
Osmanlý Devleti, Batýlý büyük devletler tarafýndan kýþkýrtýlan Ermeni hareketlerine karþý, haklýlýðýný göstermek için “Kýrmýzý Kitap” serisi olarak Osmanlýca, Ýngilizce ve Fransýzca bir dizi yayýn yapmýþtýr. Ancak bu yayýnlar, yukarýda da belirttiðim gibi, Ermeniler tarafýndan veya hasým devletler tarafýndan kütüphânelerden toplatýlarak imha edilmiþ veya kütüphânelere koydurulmamýþtýr. Baþka bir ifadeyle, konu hakkýnda Türk’ün haklýlýðý dünya kamuoyundan gizlenilmiþtir.
Günümüzde de, Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafýndan veya özel þahýslar ve kuruluþlar tarafýndan da bu sunî meseleyi anlatan, Ermeni iddialarýna cevap veren eserler yayýnlanmaktadýr (Türk Tarih Kurumu, Devlet Arþivleri Genel Müdürlüðü, ASAM Ermeni Araþtýrmalarý Enstitüsü, Üniversiteler, ve diðer Araþtýrma Merkezleri vb.). Tabii, bu yayýnlarýn yabancý dillerde yayýnlanarak dünya kamuoyuna iletilmesi önem arzetmektedir. Diðer taraftan, devletin bu iþten elini çekmesi gerektiði ifade edilerek, resmî görüþ dýþýnda eserler verilmesi gerektiði hep söylenilmiþtir, hem nalýna hem mýhýna görüþü ile kitap yazmýþ olan yabancý yazarlar bu ülkede baþ tacý edilmiþlerdir. Bu anlayýþlardan artýk vazgeçilmelidir. Yani Ermeni yazarlarý Batý üniversitelerinde üniversite yayýný olarak kitap yazýp, basacaklar, Türkiye’de resmi yayýndýr diye araþtýrma yapýlýp basýlamayacaktýr. Bu da, Ermeniler tarafýndan ortaya atýlmýþ baþka bir taktiktir. Zaten, YÖK’ün internet sitesini incelediðiniz zaman bu konuda Türk üniversitelerinde ne kadar az, yüksek lisans ve doktora tezi yaptýrýldýðýný göreceksiniz. Bu tezlerin bir kýsmýnýn da, bilimsellikten uzak ve birbirinin kopyasý olduðu görülecektir. Burada, yaptýrýlan bu tezlerin büyük kýsmýnýn danýþmanlar veya imtihan heyetleri tarafýndan yeterli þekilde gözden geçirilmediði tarafýmdan da bizzat tespit edilmiþtir. Bu tam bir vurdum duymazlýktýr. Bu sunî mesele, Türkiye’de millî mesele olarak algýlanmamaktadýr. Eðer öyle olsaydý, þimdiye kadar okul kitaplarýnda okutulmasý gerekirdi. Yeni yeni kitaplara konulmaya baþlanýlmýþtýr.
Türkiye’de yeteri kadar yayýn yapýlmadýðý iddiasýna gelince; bugün gelinen noktada, bu konularda Türkiye’de yapýlan yayýn sayýsý hiç de az deðildir. Ancak, bu konuya akademisyenlerin eðilmesinde yarar görülmektedir. Bilim adamý, maaþýný cebine koyarak, yurtiçi ve yurtdýþý arþivlere artýk gitmemektedir. Ekonomik koþullar malûmdur. Bu nedenlerle, devlet tarafýndan bu bilim adamlarýna yardým yapýlmasý önem arzetmektedir. Ermeni kuruluþlarý böyle yapmaktadýrlar. Biz de ise, önüne beþ-on kitap alan, hemen kitap yazýmýna baþlamaktadýr. Benim, Türk Tarih Kurumu yayýnlarý arasýnda 2004 yýlýnda yayýnlanan “Türk-Ermeni Ýliþkileri Bibliyografyasý”nda, Türkiye’de kaç kiþinin (bilim adamlarý dahil) bu yolda eser verdiðini veya makale kaleme aldýðýný açýk olarak göreceksiniz ve üzüleceksiniz. Bu bibliyografyanýn ikinci cildi de tarafýndan hazýrlanmýþ olup, tashihleri yapýlmaktadýr.
Türkiye’de gazete haberi olarak çýkan veya bazý kitaplarda, gerçekmiþ gibi yansýtýlan yayýnlarla ilgili bilgilere rastlanmaktadýr. “Dünyada, Ermeni iddialarýný destekleyen 26.000 esere karþýlýk; Türkiye’de yalnýzca yerli olarak, 35 kitap ve broþür bulunmaktadýr.” denilmektedir. Bu ifadeler, külliyen yalan ve yanlýþtýr. Bu hesabý, kimler, neye dayanaraktan yapmaktadýrlar? Bu da tartýþýlmasý gereken bir konudur.
Türkiye’de bazý araþtýrmacýlar da, konuya tam mânâsýyla vakýf olmadýklarýndan, Osmanlý Ýmparatorluðu döneminde basýlmýþ olan, daha sonra da Lâtin harflerine çevrilerek yakýn tarihte yeniden yayýnlanmýþ eserleri, mahiyetini bilmediklerinden, yeni bir eser bulmuþ gibi ortaya çýkarýp propaganda yaparak gülünç duruma düþmektedirler. Bu anlayýþtan vazgeçilmelidir. Osmanlý Ýmparatorluðu döneminde Ermenilik konusunda Osmanlýca, Ýngilizce ve Fransýzca basýlmýþ olan bütün eserler bugün, yani 30 yýllýk zaman diliminde günümüz Türkçesine çevrilmiþ ve basýlmýþtýr. Bu nedenle, “yeni bir eser buldum” diye ortaya çýkýlmamalýdýr.
Oya Eren: Türkiye, Ermenilik konusunda þimdiye kadar neleri ihmal etmiþtir?
Erdal Ýlter: a. Türkiye’de, 1923 Lozan Antlaþmasý’ndan beri, Ermeni devletinin ve diasporasýnýn Türkiye aleyhindeki faaliyetleri bilinmesine raðmen, Ermenilik konusunda ihmalkâr bir tutum içerisine girilmiþtir. Tabii ki devletin bu siyasî tutumunda, Cumhuriyet rejiminin eski defterlerle iliþkisinin kesilmesi gerektiði ve yeni rejimin yerleþtirilmesi anlayýþýnýn rol oynadýðý söylenebilir. Baþka bir ifadeyle, Osmanlý Devleti’nden miras kaldýðý ifade edilen birçok konu unutulmaya mahkûm edildi. 1965 yýlýndan itibaren ise, baþta Erivan ve Beyrut olmak üzere dünyanýn birçok ülkesinde, Türkiye’yi hedef alan sözde “Ermeni Soykýrýmý” törenleri düzenlenmeye baþladý. Ancak Türkiye, 1973’de ABD’de iki Türk diplomatýnýn öldürülmesine kadar yine uyanamamýþtý. Eðer Türkiye, Osmanlý Devleti’nin Ermeni Masasý Þefi ve Cumhuriyet döneminin milletvekili olan Esat Uras’ýn “Ermeniler yurtdýþýnda rahat durmuyorlar.” mealindeki ikazlarýný dinlemiþ olsaydý, belki de bugünkü duruma gelinmeyecekti. O, bu amaçla, unutulanlarý hatýrlatmak amacýyla, ünlü kitabý olan “Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi”ni kendi imkânlarý ile 1950 yýlýnda Ankara’da bastýrmýþtý. Esat Uras bu kitabýnda, Ermeni kaynaklarýna dayanarak, Lozan’dan sonra bu konunun uluslararasý platformlarda gündeme getirilmesi için Ermeniler tarafýndan derhal çalýþmalarýn baþlatýlmasý gerektiðini Ermeni tarihçilerin aðzýndan vermekte ve 1950’lerde Türkiye’nin dikkatini çekmekte idi. O zamanlar çeþitli önlemler alýnabilirdi. Bütün bu olumsuz davranýþ ve tutumlara karþý, ne devlet çapýnda ne de üniversitelerimizde ciddi kararlar almak, ciddi çalýþmalar yapmak maalesef bugüne kadar gerçekleþtirilememiþtir. Bu konularý araþtýrmak, birkaç tarihçinin insafýna terkedilmiþtir.
b. Türkiye, konuyla ilgili Osmanlý arþiv belgelerinin yabancý dillerde yayýnýný saðlayarak, uluslararasý alanda kulis faaliyetini yürütememiþtir,
c. Türkiye, yurtdýþýnda, çeþitli ülkelerde yaþayan vatandaþlarýný bu konuda örgütleyememiþtir,
d. Türkiye, bu konuda üniversitelerinde yeterince yüksek lisans ve doktora tezleri yaptýrýp, bunlarý Türkçe ve yabancý dillerde bastýramamýþ, taktik ve stratejik yayýnlara öncelik verememiþtir,
e. Türkiye’de bu konu, günümüze kadar, millî mesele olarak görülüp okullarda doðru dürüst okutulmamýþtýr,
f. Türkiye, gerek yurtiçinde ve gerekse yurtdýþýnda, Ermeniler tarafýndan katledilen binlerce Türk evlâdý için her sene anma törenleri düzenlememiþtir (Artýk bu törenler yapýlmalýdýr. Devlet, aynen Ermeniler’in yaptýðý gibi -24 Nisan-, belirli bir günü kabul edip, her sene anma törenleri düzenlemelidir).
Ýþte yukarýda belirttiðimiz hususlar gerçekleþtirildiði zaman, haklý davamýzýn savunulmasýnýn daha da kolaylaþacaðý deðerlendirilmektedir.
Oya Eren: Bir taraftan Türkiye’nin AB’ye tam üyelik hedefi, diðer taraftan sözde yýldönümleri ve iddialar. Sizce Türkiye bu süreçten nasýl baþarýyla çýkabilir? Neler yapýlmalýdýr?
Erdal Ýlter: Ben Türkiye’nin, önümüzdeki 10-15 yýl sürecek olan AB’ye tam üyelik müzakerelerini, Lozan Barýþ Antlaþmasý Müzakereleri’ne benzetmekteyim. Bir defa, bu müzakerelere katýlacak olan Türk delegasyonunun çok iyi çalýþmasý ve saðlam bilgilerle mücehhez kýlýnmasý gerekmektedir. Türkiye bu süreçte, çok kuvvetli bir dýþ politika izlemelidir.
Burada önemli olan bir konu, Avrupa Birliði tarafýndan, kendilerine hiçbir þekilde dokunulmayan, devamlý taviz verilen Ermenistan’ýn ve Ermeni Lobisi’nin, Türkiye ile olan problemlerini halletmesi de ifade edilmelidir. Zaten bu hususta, Türkiye’nin de Ermenistan’dan beklentileri bulunmaktadýr. Bunlar þunlardýr:
a. Ermenistan ve dünya Ermeniliði, hiçbir zaman olmamýþ “soykýrým” iddialarýndan, Türkiye’den tazminat ve toprak isteklerinden vazgeçmelidir,
b. Ermenistan Parlamentosu, 23 Aðustos 1990 tarihinde kabul ettiði Baðýmsýzlýk Bildirgesi’nin 11. maddesinde yer alan, Türkiye’nin Doðu Anadolu Bölgesi için yazýlan “Batý Ermenistan” ifadesini Bildirge’den çýkarmalýdýr ve bu yoldaki çalýþmalarýndan vazgeçmelidir,
c. Ermenistan Anayasasý’nýn 13. maddesinin 2. paragrafýnda, Devlet Armasý’nda Aðrý Daðý’nýn da bulunduðu kayýt altýna alýnmýþtýr. Bu hükmün Anayasa metninden çýkartýlmasý gerekmektedir. Ermenistan, bu boþ hayalden vazgeçmelidir,
d. Ermenistan yönetimi, Türkiye ile Ermenistan arasýndaki sýnýrý belirleyen 2/3 Aralýk 1920 tarihli Gümrü ve 16 Mart 1921 tarihli Kars Antlaþmalarý’nýn yürürlükte olmadýðý iddiasýndan vazgeçmelidir,
e. Ermenistan, yaklaþýk % 20’ini iþgal etmiþ olduðu Azerbaycan topraklarýndan çekilmeli, Azerbaycan-Nahçivan koridorunu açmalý, sayý olarak 1 milyonun üzerinde olan Azerbaycanlý Türk göçmenlerin (Kaçgýn) yurtlarýna dönmesini saðlamalýdýr. Baþka bir ifadeyle, Ermenistan yönetimi, iþgalci politikalardan vazgeçmelidir.
Yukarýda sýraladýðýmýz maddelerdeki hususlara Ermenistan yönetimi, “bunlar bizim vazgeçmezlerimizdir” diyorsa ve Ermenistan’ýn söz konusu bakýþýna raðmen Ankara, sýrf Batý (Avrupa Birliði) böyle istiyor diye sýnýr kapýlarýný Ermenistan’a açarsa, Türkiye’nin dýþ politika çizgilerinde baþka sürprizlerin de ortaya çýkacaðý þüphesizdir. Bu sebeple, yukarýdaki hususlar düzeltilmedikçe Türkiye-Ermenistan iliþkilerinin normalleþmeyeceðini düþünüyorum.
Bir diðer konu da, sorunlu yapýsýyla Ermeni diasporasýnýn, ulusal Ermeni çýkarlarý için önemli bir tehdit oluþturmasýdýr. Dýþarýda yaþayan Ermeniler, tabu ve inanç haline getirdikleri yaklaþýmlarýný baðýmsýz Ermenistan’a da empoze etmeye çalýþmakta, Ermenistan’ýn dýþ politikasýnda gerçekçi yaklaþýmlarý engellemektedirler. Hiçbir dayanaðý bulunmayan “sözde soykýrýmý”, Türkiye’ye kabul ettirmek hiçbir zaman mümkün olmayacaktýr. Türkiye, uzun vadede politikasýný deðiþtirmeden ve de meseleyi AB üye ülkelerine doyurucu bir þekilde anlatarak ve yoðun bir politik-kültürel propaganda faaliyeti sürdürerek, bu süreçten taviz vermeden çýkabilir.
Oya Eren: Sayýn Hocam, bize zaman ayýrdýðýnýz için teþekkür ederim.